Etiket: Yan

  • Antiepileptik yani sara ilaçlarının farklı kullanım alanları…

    Antiepileptik yani sara ilaçlarının farklı kullanım alanları Son zamanlarda Beyin ve Sinir Cerrahisi içersinde antiepileptik ilaçların kullanımları artmıştır. Ancak bu artış Sağlık Bakanlığı, doktor, hasta ve Eczane dörgeninde bazı sorunları beraberinde getirmiştir.

    Örneğin bir Beyin ve Sinir Cerrahi Uzmanı antiepileptik ilacı hastaya reçete ettiğinde eczacı veya kalfası sende epilepsi(Sara) mı var ki bu ilacı kullanıyorsun?, bir doktor sana niye bu ilaçları yazmışlar ki sende epilepsi(Sara) mı var mı şeklindeki sorularla karşılaşılmaktadır. Halbu ki tıp hergeçen gün gelişmektedir. Ve bazı ilaçların kullanılabildiği alanlar giderek artmaktadır.

    1990 lı yılların ikinci yarısından sonra antiepileptik ilaçların yapılan araştırmalarda ağrı tedavisinde iyi geldiği tespit edilmiştir.
    Ancak o zamanlar bu ilaçların nasıl etki göstererek ağrı tedavisinde etkili olduğu bilinememiştir.

    Yapılan araştırmalarla ağrı tedavisinde, sinir hücrelerinde nöroprotektif yani koruyucu etkilerinin etki mekanizmaları ortya konmuştur. Nöropatik ağrı adı verilen ağrı türünde kullanımları ortaya çıksa da hala da bu ilaçların kullanımları bu alanla sınırlı kalmıştır.

    Halbuki bu ilaçların kullanılma nedenleri hastaların kazanımıdır. Bu kullanım klişeleşmiş tedavi protokollerine yeni bir soluk getirmiştir. Bugün her hekim bel ağrısı ve belfıtığı, lomber dar kanal gibi rahatsızlıklarda hangi ilaçların kullanılabileceğini bilmektedir.

    Kullanıldığı zaman yargılanan bu ilaçlar için neden bu kadar yargılama ile karşı karşıya kalındığı ve endikasyonlarının neden bu kadar dar tutulduğu anlaşılamamaktadır.

    Yıllardır kullanılan antiepiptik ilaçların ve yeni jenerasyon antiepileptik ilaçların güvenirlikleri hergeçen gün artmaktadır.

    Yeni geliştirilen antiepileptik ilaçlarla antiepileptik ilaçların oluşturduğu yan etkiler azalmakta aynı zamanda yaşam kalitesi üzerindeki olumlu etkileri artmaktadır. Nöropatik ağrı kavramı tıp literatüründe kronik ağrı kavramı içersinde yer almaktadır.

    Nöropatik ağrıyı tıp bilmi geliştikçe görülmektedir ki sadece diabet ve hepes virüsüne bağlı rahatsızlıklar yapmamaktadır. Aynı zamanda omurga kanalında darlık oluşturabilen herhangi bir durumda nöropatik ağrıya neden olabilmektedir. Fakat ne gariptir ki bu ilaçları hastanın kazanımı için kullanan hekimler yine hastanın kazanımı için gayret gösterdiği düşünülen hekimler tarafından yargılanmaktadır.Bilimsel gereklerin dışında yapılan değerlendirmenin tek dayanağı hekimin çıkar ilişkisine dayandırılmaktadır.

    Halbuki gerçekler herzaman böyle olmamaktadır. Çünkü tüm hekimleri bu grup içine yerleştirmek yanlış bir davranıştır. Bu ilaçlar içinde Beyin Cerrahları arasında en çok tercih edilen ilaçlar gabapentin etken maddesine sahip ilaçlar, karbamezepine molekülüne sahip ilaçlar ve oksikarbamezepine molekülüne sahip ilaçlardır.

    Bu ilaçlar kansere bağlı ağrılarda, bel fıtığı ameliyatı sonrası ortaya çıkan ağrılarda, migren proflaksisinde, fibromyaljia romatikada, nöropatik ağrı oluşturabilen sorunlarda, bipolar bozuklukta vb. kullanım alanı buldukları artık tıp literatüründe belirtilmiştir.

    Tıp bilmi hareketli bir bilim dalıdır. Gelişmelerin hasta için kullanılması yanlış değildir.Aksine kazanımlar ön planda tutulmalıdır. Beyin ve Sinir Cerrahisi içersinde de kullanılmasının amacı hastanın kazanımıdır.

  • Bel ameliyatı sonrası

    Hastalar aynı gün ameliyattan dört ila sekiz saat sonra veya en geç operasyondan bir gün sonra ayağa kaldırılıp yürütülmektedirler. Hastaların bel fıtığı ameliyatı sonrası ağrıları anestezi uzmanlarınca uygulanan PCA sistemiyle tedavi edilmektedir, bu sistemde ağrının kontrolü hastanın kendi elinde olmaktadır. Hastanede yatış süresi genellikle bir veya iki gündür.

    Taburcu olduktan sonra hastanın evine araç içinde oturarak gitmesinde sakınca yoktur. Mümkünse ön koltuk arkasını yatırarak seyahat etmek ağrı olasılığını en aza indirecektir. Genellikle dikiş alınması gerekmez. Normal şartlar altında hastalar bel ameliyatı olduktan üç ay sonra kontrol için gelmektedirler.

    Taburcu edilen hastalar beş gün sonra bellerindeki bantı kendileri çıkartarak evlerinde oturarak ve öne doğru eğilerek değil de, ayakta durup duş almak tarzında banyo yapabilirler. Banyo esnasında hastanın ayağının kaymaması için banyo paspası ve gerektiğinde tutunmak için duvarda bir tutunma kolu bulunmasında yarar vardır. Tuvalet için kesinlikle alafranga tuvalet kullanılmalıdır.

    Hastanın yatağı orta sertlikte kaliteli bir yatak olmalı, bunun altında sunta veya tahta bulunmalı; koltuk, kanepe gibi yerlerde yatılmamalıdır. Hasta daha çok sırt üstü yatmalı, ayaklarını kendine doğru toplamalı veya alttan minder ile destekleyerek bacaklarını hafifçe yükseltmelidir. Sırt üstü pozisyonda yorulunca da yan tarafa dönerek istirahat etmelidir. Yan yatarken bacaklarının arasına yumuşak bir yastık koyması iyi olur. Hiçbir zaman yüz üstü yatılmamalıdır. Hasta yataktan kalkarken önce tam yan dönmeli, daha sonra elleriyle yandan destek alarak oturur pozisyona geçip, daha sonra da dizlerinden destek alıp kalkmalıdır. Yavaş ve kontrollü olarak oturma pozisyonuna geçilmelidir. Cinsel hayatlarına başlamak için ameliyattan sonra bir ay beklemeleri gerekmektedir. Ameliyatın üzerinden bir buçuk ay geçtikten sonra hamile kalınmasında sakınca yoktur.

    Ayakkabı oturarak giyilmeli, orta yükseklikte topuğu olan ayakkabılar tercih edilmelidir. Hastanın ilk iki haftalık sürede merdiven çıkması gerekiyorsa, çocuklar gibi basamakları birer birer çıkmalıdır. Yüksekten bir şey alırken uygun bir yüksekliğe çıkarak almaya çalışılmalı, yukarı uzanmamalıdır. Masa başı işi yapılıyorsa bir ay sonra işe başlanabilir. Daha ağır iş koşullarında çalışanlar 45 gün sonra işlerine dönebilirler. Uzun süreli istirahat bir yandan adalelerin zayıflamasına yol açarken diğer yandan hasta psikolojisini olumsuz yönde etkiler. Masa başı işte çalışanlar hareketli bel destekli ortopedik özelliği olan sandalye kullanmalıdır. Hasta sandalyede oturarak yemeğini yiyebilir. Kilo almamalı, fazla kilo varsa vermeye çalışılmalıdır. Bunun için diyet bölümünden profesyonel destek alınmalıdır.

    İlk 45 gün hiç ağırlık taşımamalı, sonrasında ise her iki elde eşit olarak toplam beş kg.dan fazla ağırlık taşınmamalıdır. Ağırlık kaldırırken çömelerek ve ağırlığı olabildiğince bedenine yakın olarak kaldırmalıdır. Ameliyat sonrası ilk ay araba kullanmamalı, daha sonra kısa mesafelerde kullanmalıdır. Uzun mesafe yolculuklar 45. günden sonra yapılmalı ve her bir buçuk saatte bir, kısa yürüyüş araları verilmelidir. Kısa mesafeli uçak yolculukları ilk hafta sonrası yapılabilirken, daha uzun yolculuklar ilk 45 gün sonrasında yapılmalı ve yine bir buçuk saatte bir kalkarak dolaşılmalıdır.

    Bel egzersizleri 60. günden sonra başlamalıdır. Önce bir ay süre ile her bir hareketten günde bir kez beşer defa yapmak, sonraki dönemde her ay hareketlerin sayısını beşer adet artırmak yeterli olacaktır. Sitemizden indirilebilen bel egzersiz broşürü Türk Nöroşirurji Derneği’nce hazırlanmıştır. Ameliyat sonrası bedensel temas sporlarından kaçınılmalı, yürüyüş ve yüzme gibi sporlar tercih edilmelidir. İbadetler yatarak veya oturarak yapılmalıdır. Bel, sırt, karın adalelerini güçlendirmek; eklem ve yumuşak dokuların esnekliğini artırmak için gerekli spor ve hareketlere ömür boyu devam edilmelidir. Egzersizler havası temiz bir ortamda sert bir zeminde yapılmalı, yumuşak veya deforme olabilen yataklar üzerinde yapılmamalıdır. Hareketler esnasında veya sonrasında normalde mevcut ağrının artmaması gerekir. Bu yüzden egzersiz sonrası şiddetli ve 15 dakikadan fazla süren bir rahatsızlık ortaya çıkarsa doktora danışılmalıdır.

  • Parkinson hastalığında saatleri geri alan cerrahi yöntem beyin pilleri

    Beyin pilleri başta Parkinson Hastalığı olmak üzere pekçok hareket bozukluğunun cerrahi tedavisinde son yıllarda giderek yaygın olarak kullanılan oldukça karmaşık elektronik cihazlardır.

    Bilindiği gibi bütün hareket bozukluklarının başlangıç tedavisi medikal tedavi ile yapılmaya çalışılmaktadır. Ancak artık ilaç tedavisine cevap vermeyen veya istem dışı hareketler gibi şiddetli ilaç yan tesirlerinin gözlendiği ileri evrelerdeki Parkinson Hastalarında, spazmotik tortikollis adı verilen boyun kasılmalarında, şiddetli vücut kasılmaları ile giden distoni hastalıklarında çoğu zaman tıbbi tedavi yararlı veya yeterli olamamaktadır. Bu gibi hastalarda alternatif tedavi olarak beyin cerrahisinin bir alt dalı olan Fonksiyonel ve Stereotaktik Beyin cerrahisi girişimleri hastalara önemli yararlar sağlayabilmektedir.

    Bu cerrahi girişimlerde amaç beyin içerisinde birkaç milimetre çaplı anatomik ve fizyolojik hedeflerin yerini doğru tesbit edebilmek ve bu noktalardaki fizyolojik aktiviteyi etraflarındaki hayati önem taşıyan dokuları etkilemeden değiştirebilmektir. Bu değişiklik ya hedef bölgenin bir çeşit lazere benzeyen yöntem ile yakılması, bir başka deyişle “destrüktif girişim” veya bu bölgenin bir çeşit elektrik akımı verilerek etkilenmesi, yani “modülatif girişim” ile sağlanabilmektedir.

    Beyin pilleri insan beyninin içerisine yerleştirilen ve ucunda polariteleri değiştirilebilir dört platinium-iridium karışımı kutbu bulunan bir elektrod, bu elektrodu esas pil cihazına bağlayan bir uzatma (extension) ve pilin kendi gövdesinden oluşan elektronik düzeneklerdir. Elektrod kısmı beyin içerisine yerleştirilmekte, bu elektrod uzantı yardımıyla cilt altından göğüs kafesinin üst kısmına yerleştirilen pile bağlanmaktadır. Pil cihazı dışarıdan bilgisayar aracılığı ile telemetrik programlanabilen oldukça karmaşık bir elektronik modüldür. Bu cihaz programlanarak beyin içersindeki elektrodun ucundaki dört kutubun pozitif/negatif/nötr olarak değiştirilebilmesi ve pek çok değişik kombinasyonlar yaratılabilmesi sağlanmaktadır. Ayrıca verilen elektrik akımının şiddeti yani amplitüdü, frekansı yani saniyedeki verilen elektrik dalgası sayısı ve verilen akımın dalga genişliği ayarlanabilmekte, böylelikle beyinde etkilenen alanın yeri ve büyüklüğü değiştirilebilmektedir.

    Beyin pili takılması operasyonu tümü ile lokal anestezi altında ve hastalar uyanık olarak gerçekleştirilmektedir. Hastalar sadece operasyonun son aşamasında son bir saatlik bölümde pilin gövdesi göğüste cilt altına yerleştirilirken acı duymamaları için uyutulmaktadırlar. Piller takıldıktan sonra hastadan hastaya değişmekle birlikte ortalama birkaç haftalık aralıklı ve sık kontrollerle pillerin ince ayarları bilgisayar aracılığı ile yapılmakta ve hastaların en fazla randıman alabilecekleri parametreler ayarlanmaktadır.

    Pil takılan hastalara bir mıknatıs verilmekte ve hastalar arzu ettikleri takdirde bu mıknatısı göğüslerindeki pil gövdesine yaklaştırıp birkaç saniye üzerinde tutarak pili açıp kapatabilmektedirler. Bu işlemin amacı uygun hastalarda geceleri pilleri kapalı tutarak pil batarya ömürlerini uzatabilmektir. Pillerin ömrü uygulanan beyin bölgesi ve hastalara göre değişmekle birlikte ortalama 7-8 yıl arasında değişmektedir. Pilin bataryası bittiğinde başka bir beyin operasyonuna ihtiyaç olmayıp pillerin sadece göğüs bölgesindeki cilt altına yerleştirilmiş kısmı yaklaşık yarım saatlik bir operasyonla değiştirilmektedir. Daha yüksek elektrik akımı verilmesi gereken distoni hastalığı olan hastalarda 9 yıl kadar ömrü olan ve dışarıdan şarj edilebilen beyin pillerini de uygulamak mümkündür.

    Pil takılan hastaların normal günlük yaşantılarında hiçbir değişiklik olmamaktadır. Hastalar her türlü sportif faaliyeti sürdürebilir ve yüzebilirler. Pil takılan hastalara üzerlerinde elektronik cihaz taşıdıklarına dair bir belge verilmekte ve hastalar gerektiğinde güvenlik kontrollerinde bu belgeyi göstermektedirler. Pil takılı hastaların pil ayarlarını değiştirebileceğinden MR çektirmelerine izin verilmemektedir. Ancak çok gerekli olduğunda yapılacak ayarlamalar ile MR çektirilmesi de mümkündür.

    Yukarıda tanımlanan özellikleri nedeni ile beyin pilleri insanlara takıldıklarında hareket bozukluklarının tedavisinde kontrol edilebilir, ayarlanabilir ve yan etkiler görüldüğü takdirde geri dönüşümü olan bir tedavi yöntemi olarak büyük kolaylıklar sağlamaktadır. 1970’li yılların sonunda tek bir kutbu olan ilk versiyonları ile uygulanmaya başlanan beyin pilleri, 90’lı yılların başından itibaren yeni geliştirilen ve ucunda dört kutbu olan versiyonları ile giderek yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.

    Parkinson hastalarında beyin pilleri bugün hastaların önde gelen bulgularına göre üç ayrı beyin bölgesine yerleştirilmektedir. Tremor denilen titremenin ön planda olduğu hastalarda beyinin talamus adı verilen ve titremeden sorumlu hücrelerin daha yoğun bulunduğu beyin bölgesine, katılık, yavaşlık ve istem dışı hareketler gibi bulguların ön planda olduğu hastalarda beyinin globus pallidus denilen beyin bölgesine, bulguların iki taraflı ve ağır olduğu, yürüme bozukluğunun ön planda olduğu hastalarda beyinin her iki yarım küresinde birer adet bulunan subtalamik nukleus adı verilen beyin bölgelerine ve iki taraflı olarak beyin pilleri yerleştirilmektedir. Pillerin hangi beyin bölgesine yerleştirileceğine hastaların önde gelen klinik bulgularına göre karar verilmektedir. Bu beyin çekirdekcikleri arasındaki mesafe her ne kadar birkaç milimetreden fazla değilse de uygulamaların klinik sonuçları arasında önemli ölçüde farklar izlenmektedir. Subtalamik nukleusa takılan beyin pilleri Parkinson Hastalarında ilaç alınmış hale benzer etki yarattıklarından hastalığın hemen bütün bulgularını düzetlmekte, bu özellikleri nedeni ile de giderek daha yaygın olarak kullanılmaktadırlar.

    Hareket bozukluklarının tedavisinde hedef teşkil eden hücrelerin ve etraflarındaki hayati oluşumların yerlerinin hata payı olmadan bulunması büyük önem taşımaktadır. Son yıllarda geliştirilen Tek hücre düzeyindeMikroelektrod kayıt ve stimülasyon tekniği, insan beyninin içerisine ucu 2 mikron kalınlığında bir elektrod yerleştirilmesi ve bu elektrodun bilgisayar aracılığı ile ilerletilmesi ve oldukça karmaşık ve pahalı elektronik cihazlara bağlanması sureti ile beyindeki tek bir hücrenin elektriksel aktivitesinin algılanıp dinlenmesini, veya bu bölgeye çok düşük elektrik akımı vererek uyanık ameliyat edilen hastaların bu uyarıya verdikleri cevabın incelenmesi sureti ile beyinin fizyolojikharitasının çıkartılmasını sağlayan bir yöntemdir. Bu yöntem sayesinde bulundukları yerler hastadan hastaya en az iki-üç milimetre farklılık gösteren hedef hücrelerin yerleri 100 mikrondan daha az bir hata payı ile bulunabilmektedir. Mikroelektrod kayıt ve stimülasyon tekniği kullanılarak Dr.Ali ZIRH tarafından Mart 1997 başından beri 750’den fazla operasyon başarı ile gerçekleştirilmiş, 195 beyin pili takılmıştır. Kullanılan Tek hücre düzeyinde Mikroelektrod kayıt ve stimülasyon tekniği sayesinde hastalarda son derece başarılı sonuçlar elde edilmiş olup hiçbir komplikasyon ve yan etki gözlenmemiştir.

    Parkinson hastalarındaki cerrahi girişimlerde ilgili beyin bölgelerinde lazere benzeyen ve Radiofrequency (RF) denilen bir yöntemle lezyon yaparak (yakarak) da bu bölgelerdeki hücrelerdeki aşırı aktiviteyi kontrol edebilmek mümkündür. Ülkemiz gibi ekonomik koşulların çok iyi olmadığı veya sağlık sigortalarının bu tip cerrahi girişimleri karşılamadığı ülkelerde hastaların ekonomik koşulları başlangıçta pil takılmasına uygun değil ise ilk cerrahi girişim genel olarak lezyon yapma tarzında olmaktadır. Bu durumda tek taraflı cerrahi girişimlerde lezyon yapma (yakma) işlemi oldukça başarılı sonuçlar vermektedir. Bu koşullarda beyin pilleri genellikle yan etkilerin görülme risklerinin fazla olduğu iki taraflı cerrahi girişimlerde ikinci operasyonun etkilerinin kontrol edilebilir olması amacı ile uygulanırlar. Buna ilave olarak son yıllarda beyinin Subtalamik Nukleus adı verilen bölgesine iki taraflı beyin pili yerleştirme operasyonunun ileri evrelerde Parkinson Hastalarında son derece çarpıcı iyileşme sağladığı, hastaların hemen hemen ilaç bile almaya ihtiyaç duymayacak kadar iyileşebildikleri gözlenmiştir. Bu tedavideki zorluk bahsedilen bölgenin çok küçük olması ve yerin doğru tesbit edilmesinin çok güç olmasıdır. Ancak Mikroelektrod kayıt ve stimülasyon tekniği kullanılarak bu bölgelerin hatasız tesbiti mümkün olmaktadır. Benzeri şekilde farklı hedeflere piller yerleştirilerek Parkinson hastalığı dışında el titremelerinin, şiddetli boyun kasılmalarının ve boyun eğriliklerinin, kontrol edilemeyen ağrıların da bu yöntemle tedavisi mümkündür.

    Bugün Sosyal Güvenlik Sistemi uygun seçilen ve doğru endikasyon ile ameliyat edilen hastalarda operasyonun en pahalı kısmı olan pil parasının tamamını karşılamaktadır. Böylelikle son aylarda lezyon cerrahisi yerine daha güvenilir ve kontrol edilebilir bir yöntem olan Beyin Pili takılması operasyonlarından çok daha fazla sayıda hastanın faydalanması mümkün olmaktadır. Mikroelektrod kayıt ve stimülasyon tekniği kullanılarak Dr.Ali ZIRH tarafından toplam 195 hastaya beyin pili takılması operasyonu yapılmış, bu operasyonların 118’i son iki yıl içerisinde hastaların Sosyal Güvenlik Kurumu kapsamında ameliyat olmasını sağlayan Medikalpark Bahçelievler Hastanesinde gerçekleştirilmiştir.

    Hareket bozukluğu hastalığı olan her hastaya cerrahi girişim uygulamak mümkün olmayabilir. Hastaların ameliyattan yarar görüp göremeyeceklerine veya böyle bir girişime aday olup olmadıklarına ancak ayrıntılı klinik değerlendirme ve testler sonrasında karar verilmektedir.

  • Sezaryende epidural anestezi

    Bir mucizeye tanıklık etmek, en kısa tanım bu olsa gerek. Nasıl mı? Bilinciniz tamamen yerinde, omuzlarınızdan aşağıya örtüler altındasınız, önünüzde bir perde, bedeninizin alt yarısı uyuşmuş, ameliyat sırasında acı veya ağrı dışında her şeyin farkındasınız. Ameliyathanedeki herkes yanınızda ve size destek oluyor, size her detay hakkında bilgi veriliyor, hatta koşullar uygunsa baba da doğuma alınabiliyor. Bu vaziyette bebeğinizin doğumunu hissetmek ve bir taraftan ameliyatınız devam ederken onun kokusunu anında duymak işin mucize boyutu. Daha sonra doktorunuz ameliyatı sürdürürken bir yandan sohbet edebiliyorsunuz.

    Epidural anestezi gerçekten de doğru olarak uygulandığında sezaryen ile doğumda da oldukça uygun bir yöntemdir. Uygulanış şekli açısından normal doğumdakinden hiçbir farkı yoktur. Fark yalnızca verilen ilacın dozundadır. Ameliyat ağrısının duyulmaması için normal ağrısız doğumda kullanılandan daha fazla ilaç vermek gerekir. Verilen ilaç da tamamen ayni yani sadece lokal anesteziktir. Epidural anestezi uygulandıktan sonra sinirlerin ilaç tarafından bloke edilip iyice uyuşması için bir süre beklemek gerekir. Bu süre 15 dakika kadardır. Bu süre sonunda ameliyat hemen başlamaz, önce size küçük bir uyarı verilip ağrı duyup duymadığınız sorulur, anestezinin tamamen yerleştiğinden emin olduktan sonra ameliyata başlanır. Ameliyatın başlaması ile bebeğin rahim dışına alınması arasında geçen süre 5 dakika civarındadır. Bu süre operasyonun en heyecanlı bölümüdür, bebeğin doğumu ile birlikte heyecan mutluluğa dönüşür, ameliyat salonunda bulunan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Doktoru ilk kontrollerini yaptıktan sonra anne bebeğini ilk kez öpüp, koklama olanağını bulur. Bundan sonra yaklaşık yarım saatlik bir bekleme süreci yani ameliyatın tamamlanma süreci vardır. Ameliyat tamamlanıp, son cilt dikişleri konduktan sonra son kontroller yapılıp anne bebeğine bilinci tamamen yerinde olarak kavuşacaktır. Ameliyat sonrası normalde ağrılı geçen ilk 48 saatlik süre içerisinde epidural uygulama sırasında yerleştirilmiş olan kateterden (ince bir tüp) bir ağrı pompası yardımı ile epidural yolla sürekli düşük dozda ilaç verilerek bu dönemin tamamen ağrısız geçmesi sağlanır. Şayet ilaç dozu az gelip de ağrı yeniden başlarsa anne cihazın butonuna basarak önceden belirlenmiş olan ek dozu kendisine uygulayabilir. Buna hasta kontrollü analjezi diyoruz. Özetle epidural anestezi ile sezaryen sonrası anne uyumuyor, bebeğinin doğduğunu görebiliyor, doğar-doğmaz bebek anne yanına verilebiliyor, hatta koşullar uygunsa baba da doğuma alınabiliyor. Bu tür durum ve duygular da müsait olduğu için daha tercih edilebilir bir yöntem olarak sunulabiliyor. Böylece aileye yeni bir bireyin katılmasıyla, yeni bir dönem keyifle başlamış oluyor.

    “Epiduralli sezaryen” ile bebeğine kavuşan gazeteci-yazar Elif Şafak duygularını şu şekilde ifade etmektedir.

    “…düpedüz şahitlik ediyorsunuz bir mucizeye. İnsan denilen mucizenin dehre gelişine. Nasıl mı? Üzerinizde bir perde, bedeninizin yarısı uyuşmuş, kalan yarısı ise alarm halinde. Bilinciniz yerinde, ameliyat esnasında yapılan her şeyi duyumsuyorsunuz, ağrı veya acı hariç. Gözlerinizi çevirdiğiniz noktada lambalar ve doktorların yüzleri. İşte öyle bir anda gördüğünüz insanların güler yüzlü olması, size uzun uzun, ince ince özenle her şeyi anlatmaları, bilgi vermeleri o kadar önemli ki. Bu vaziyette bebeğin doğumuna şahitlik ediyor, ameliyatın hem nesnesi hem de aynı zamanda bir aktörü oluveriyorsunuz. Doktor ameliyatı sürdürürken bir yandan sohbet ediyoruz. Tuhaf bir duygu bu. Kesilip biçilirken felsefeden, edebiyattan, sanattan, tarihten konuşmak. ..eşsiz bir tecrübeymiş bir kadının doğum anına tanıklık edebilmesi. Sessiz bir kamera kesilip her şeyi dakika dakika izleyebilmesi. Derken, adeta kendiliğinden, bir başka boyuttan gelircesine bir ağlama sesi. Perdenin öteki yanından uzatıveriyorlar bebeği. Ve size düşen tek bir şey var öyle bir anda, yapabileceğiniz tek bir şey: Katıla katıla, şükrede şükrede ağlamak.”

    Epidural anestezi-analjezi kimlere uygulanabilir:

    Genelde genç ve sağlıklı anne adayları içi epidural uygulamalar için kısıtlayıcı bir neden yoktur, yani hemen her anneye epidural anestezi-analjezi uygulanabilir. Ancak nadir de olsa uygulamayı zorlaştıran veya olanaksız kılan bazı nedenler bulunabilir. Bel omurlarında uygulamayı engelleyecek sorunlar, uygulama yapılacak bölgede enfeksiyon varlığı, kanama pıhtılaşma bozuklukları bunlara örnektir. Yapılan kontrollerde uygulama için herhangi bir engel olmadığına karar verildikten sonra son karar anne adayına aittir. Anne epidural konusunda bilgili, bilinçli, istekli ve psikolojik olarak hazır durumda olmalıdır. Anestezi uzman doktoru annenin her türlü sorusunu cevaplayarak onu en iyi şekilde aydınlatmalıdır. Ancak ısrarcı ikna çabaları olumlu sonuç vermez, anne hiçbir şekilde epidural uygulamayı kabul etmeyebilir. Bu durumda genel anestezi daha iyi bir seçenek olacaktır. Bazen anne epidural ile başlayan operasyonun bir aşamasında ağrı duymasa da rahatsız olabilir, etrafında olanları görmek istemeyebilir, nadiren de anestezi tam tutmayabilir, bu durumda zaten daha öncesinde genel anestezi koşulları hazır olduğundan ameliyatın genel anestezi tamamlanması mümkündür. Ancak bu nadir görülen bir durumdur.

    Olası komplikasyonlar

    Bel omurları, omurilik bölgesi denilince doğal olarak akla `Sinirler harap olur mu, felç olur muyum?` gibi sorular gelebilir. Uygun koşullarda, konusunda uzman olan hekimler tarafından uygulandığında bu endişelere yer yoktur.

    Yapılacak bölgesel uyuşturma uygulamaları esnasında ve sonrasında ortaya çıkabilecek düzeltilmesi mümkün olan sorunlar şunlardır:

    • Tansiyon ve nabız düşmesi: Gebelik nedeni ile bebeğin ana toplar damara baskısının da katkısıyla en sık görülen yan etki ani tansiyon düşmesidir. Baş dönmesi, göz kararması, kendini fena hissetme gibi belirtilerle fark edilir. Önceden damar yolundan yeterli sıvı (-serum) verilmesi veya bazı damar daraltıcı ilaçlarla kolayca önlenebilir. Ameliyat sırasında veya sonrasında nabız ve tansiyonda düşme olabilir. Her an yanınızda olan anestezi uzmanı doktorunuz gerektiğinde müdahale edecektir. Bu nedenle aşırı stres dışında pek görülmez.
    • Baş ağrısı: Spinal anestezi uygulamaları sonrası ortaya çıkabilir. Epidural anestezinin yan etkisi değildir, genellikle işlem sırasında hareket edildiğinde veya çok deneyimli olmayan ellerde uygulandığında dura zarının kaza ile delinmesi sonucu nadiren görülebilir. Dura zarının delinmesine bağlı dura dışına sıvı kaçmasıyla oluştuğu düşünülür. Hareket edince, ayağa kalkınca çoğalan bazen oldukça şiddetli olabilen karakteri vardır. Bulantı da eşlik edebilir. Çok sıvı ve kafein içeren içecekler alınarak, batın içi basıncı artırıcı uygulamalarla, olabildiğince yatak istirahatı ile ve gerekirse çeşitli ilaçlarla yok edilir.
    • Bel Ağrısı: Bazı doğumlardan sonra epidural yapılsa da yapılmasa da bel ağrısı görülür. Hamileliğe bağlı vücudun ağırlık merkezinin zamanla öne kaymasıyla bel kaslarının bunu karşılamasının, doğum sonrası aniden değişmesine bağlayanlar vardır.
    • Bulantı ve kusma: Ameliyat sırasında veya sonrasında nadiren ortaya çıkabilir. Gerekli müdahale anestezi uzmanı doktorunuz tarafından yapılacaktır.
    • Enfeksiyon: Her enjeksiyonda olduğu gibi bu girişimlerde de da enfeksiyon oluşabilir. Oluşmaması için özen gösterilmektedir.
    • Kullanılan ilaçlara bağlı yan etkiler ortaya çıkabilir. Bazı hastalarda hafif allerjik reaksiyonlar görülebilir. Bölgesel, geçici kaşıntı kendiliğinden veya basit bir ilaç yardımıyla geçer.
    • Sinirsel komplikasyonlar: Bölgesel anestezi sonrası geçici veya kalıcı sinirsel hasarlar nadiren de olsa ortaya çıkabilir. (10 000-100 000 de birden az)
    • Başarısız blok: Epidural anestezi uygulaması ile ameliyata başlandıktan sonra hastanın ağrı duyması ya da ameliyatın süresinin sinirin uyuşturulması için kullanılan ilacın etki süresinden uzun sürmesine bağlı olarak hastanın ameliyatına devam edilebilmesi için anestezi uzmanı doktorunuz uygun gördüğü ek bir uygulama (sedasyon veya genel anestezi) yapmak zorunda kalabilir.

  • Bel ve boyun fıtıklarında enjeksiyon tedavisi

    Bel ve boyun fıtıklarında enjeksiyon tedavisi

    Enjeksiyon Tedavisi

    Ameliyatsız bel ve boyun fıtığı tedavileri bağlamında enjeksiyon tedavisi denilen şey epidural kortizon uygulamasından başka bir şey değildir. Türkiye’de çok yeni bir yöntem gibi anlatılmasını hayretle karşılıyorum. Oysa bizim gerek bel gerekse boyun fıtıklarında ilaç tedavilerine yanıt vermeyen ve ağrının ön planda olduğu vakalarda uyguladığımız basit bir girişimsel tedavi metodudur. Kayıtlarımızda 3000 civarında uygulama mevcuttur. Hemen her anestezi hekiminin uygulayabileceği bu yöntemde sadece boyun bölgesi daha ileri bir eğitimi gerektirmektedir. Türkiye’de onlarca yıldır uygulanan bir yöntemdir. Özellikle Algoloji (ağrı bilimi) ile uğraşan anestezi hekimlerinin günlük rutinleri arasındadır.

    Bel ve boyun fıtığı nedir?

    Omurlarımız arasında yer alan bizim disk dediğimiz yastıkçıklarımız vardır. Bunlar ağırlık kaldırma, hareket etme, eğilip doğrulma, atlayıp zıplama gibi hareketlerde vucudun ağırlığını emen amortisör görevi gören oluşumlardır. Herhangi bir nedenden dolayı, örneğin bu bir tarfik kazası, düşme , çarpma gibi travmatik olayların bir sonucu olarak karşımıza çıkabileceği gibi stres yada kronik kabızlık gibi daha basit travmasız olayların sonucunda bu yastıkçıklar elastikiyetini kaybetmekte ve fıtık dediğimiz süreç başlamaktadır.

    Bel yada Boyun fıtığının belirtileri nedir?

    Boyun yada bel tutulmalarının sık olarak tekrarlaması bir şeylerin yolunda gitmemeğe başladığının ön işaretleridir. Yani bel yada boyun tutulmalarımız sık tekrar ediyorsa dikkat etmek gerekir bunlar öncü belirtilerdir. Daha sonra ağrılarımız ortaya çıkmaya başlar ve zaman içersinde ağrı kesicilere dahi yanıt vermemeğe başlar. Hatta o hale gelir ki ağrıdan uykularımız bile kaçar. Neden? Fıtık artık daha belirgin olmuş ve sinir dokusunda enflamasyon dediğimiz hadise oluşmağa başlamıştır. Omurlarımız arasındaki disklerin içersinde jöle kıvamında nükleus vardır işte o diskin dışına taşarak sinirlere bası yapmağa başlamıştır. Baloncuk şeklinde olabilir. Bası altındaki sinirlerin mikrosirkülasyonu engellenir ve sinir şişerek ağrı şeklinde belirti vermeğe başlar. Aynı zamanda disklerimizden ağrıya neden olan maddeler de salınmağa başlar. Birlikte uyuşma ve karıncalanmalar ortaya çıkar, daha sonra her hareket ızdırap verici bir hal alır. Buyun fıtıkları başa, enseye, omuzlara, kürek kemiklerine kollara ve koltuk altlarına ve parmaklara vuran ağrı ve uyuşma, karıncalanmalara neden olurken, bel fıtıkları bele, kalçalara, baldırlara ve ayak parmaklarına vuran ağrı ve uyuşmalara, karıncalanmalara neden olmaktadır. Kuvvet kayıpları, kol yada bacaklardaki incelmeler ilerlemiş fıtıkların belirtileridir. İdrar ve büyük abdesti tutamama ve denge, yürüyüş bozuklukları çok ciddi işaretler olup acil cerrahiyi gerektirir.

    Fıtıklara nasıl tanı konur?

    MR ile. Evet bu kadar basit. Bel yada boyun fıtığının en önemli tanı aracı MR dır. Burada şuna dikkat etmeliyiz. MR da gördüğümüz her fıtık müdahale gerektirmez, diğer bir değişle MR filminde fıtık çıktı diye filme bakılarak tedavi planlaması yapmak son derece yanlıştır. Hastanın şikayetleri ve muayenesi önem taşır. Yoksa siz filmleri ameliyat etmiş olursunuz ama hastalar ağrı ve şikayetlerinden kurtulamaz. Yani çok dikkatli bir muayene tedaviye yol gösterir.

    Bel ve Boyun Fıtıklarında Enjeksiyon tedavisi

    Bel ve boyun fıtıklarında eğer ağrı kesici ve kas gevşeticiler ya da FTR tedavilerine yanıt alınamıyorsa bir algoloji uzmanına müracaat etmenizde fayda vardır.

    İşte Enjeksiyon tedavileri (Epidural steroid yada kortizon) MR görüntülerinde bulging yada protruzyon dediğimiz Fıtıklarda tercih ettiğimiz bir yöntemdir. Yukarıda izah ettiğimiz sinir şişmelerini ortadan kaldırır ve disklerden ağrıya neden olan maddelerin salınımına engel olur. %50-80 arası etkinliği vardır. Tedavi edici bir yöntemdir. Hastalar ağrılarından ve de kol yada ayaklarındaki uyuşmalardan kurtulur. Günlük normal yaşamlarına geri dönerler. Bu enjeksiyondan yaklaşık 3-4 gün sonra yararını görmeye başlarlar. Yılda 3 kez uygulanabilir. Ameliyathane koşullarında ve deneyimli hekimlerin uygulaması gereken bir girişimdir. Skopi kullanarak hedef fıtığın siniri civarına verilme yöntemleri ( transforaminal steroid enjeksiyonları) çok popüler uygulamalardır. Kortizon burada tamamen kapalı bir alana verildiğinden çok az bir kısmı sistemik dolaşıma katılarak vucuda dağılır. Yani kortizon tedavilerinin yan etkileri bu yöntemde pek görülmez. Mide sorunları yaşayan, yüksek tansiyonu olan yada şeker hastası olan hastalar daha dikkatle izlenmelidir. Bu tedavi kan sulandırıcı ilaç alan hastalara uygulanmaz. Kan sulandırıcılar örneğin aspirin bu uygulamadan 1 hafta önce kesilmelidir. Hekimler bu uygulama öncesi bazı tahlilleri yaptırırlar.

    Konuya ilişkin ameliyatsız bel yada boyun fıtığı tedavilerinin diğer uygulamalarından ileride bahsedeceğiz.

    Sağlıcakla kalın.

  • Reflü ve akupunktur ile tedavisi

    Gastroösofagiyal reflü ya da kısacası reflü mide içinde bulunan yemek ve asidin yemek borusuna geri kaçmasına verilen isimdir. Göğüste yanma yaptığı için halk arasında “göğüs yanması” olarak da bilinir.

    Reflü Belirtileri:

    Göğüste yanma hissi (mide yanması), bazen boğaza kadar gelip ağızda ekşi bir tat bırakır

    Göğüs ağrısı

    Yutma güçlüğü

    Kuru öksürük

    Ses kısıklığı veya boğaz ağrısı

    Gıdaların veya ekşi sıvının ağıza gelmesi (asit reflüsü)

    Reflü Nedenleri:

    Stres

    Hızlı yemek, çok yemek, stresli yemek,

    Yemekten sonra 2 saat içinde yatmak

    Sigara ve alkol

    Kafein (kahve, çay, yeşil çay ve kolada bulunur)

    Mideyi boşaltma oranını düşüren yağlı gıdalar

    Yemeklerden hemen sonra egzersiz yapma

    Mide Anormallikleri, Fıtıkları

    Hamilelik

    Yaşam tarzında yapılan değişiklikler hastalara konfor sağlar:

    Kilo fazlalığı varsa mutlaka kilo verilmelidir

    Yemeklerde mide çok fazla doldurulmamalıdır

    Özellikle yatmadan en az 3 saat önce sulu ya da katı gıda alımı kesilmeli

    Yatağın başı 15-20 cm kadar yükseltilerek uyunmalı

    Portakal, limon gibi asitli meyve suları içilmemeli

    Kızartılmış yiyecekler, kremalar, yağlı peynirler, bol salçalı yemekler, alkollü içecekler, kahve, çay, asitli içecekler, çikolata, cipsler, şekerli ve yağlı çörekler, tatlılar, soğan, sarımsak, sucuk, salam, sosis gibi işlenmiş yiyecekler mümkün olduğu kadar az tüketilmeli

    Sigara kullanılıyorsa bırakılmalı

    Yemek sakin bir ortamda yavaş yenmelidir. Lokmalar iyice çiğnenmelidir.

    Çok miktarda yemek yenmemelidir.

    Karbonhidrat alımı azaltılarak bakteri üremesi ve hidrojen gazı oluşumu azaltılmalıdır. Gaz mideyi şişirerek geri tepme yapar.

    Kişi yeterince su tüketmelidir. Su içme yemekten yarım saat önce kesilmeli ve yemekten 2 saat sonra başlanmalıdır. Günde en az 2 L su tüketilmelidir.

    Gazlı içecekler kullanılmamalıdır.

    Reflü Tedavisinde Akupunkturun Rolü

    Akupunktur tedavisi stres toleransını arttırır. Kişiyi sakinleştirir.

    Akupunktur vücudun doğal ağrı kesicilerini (endorfinler) arttırarak ağrıyı keser.

    İç organların çalışmasını düzenler. Kas tonuslarını dengeler.

    Özefagus sfinkterinin fonksiyonunu düzenler.

    Mide asit salgısını düzenler.

    Reflü için kullanılan ilaçlara ihtiyacı azaltır. İlaçların olası yan etkilerini engeller.

    Kişinin beslenmesini kontrol edebilmesini sağlayarak çok yemeyi ve bunun sonucu mide reflüsünü engeller.

    Kilo vermeyi kolaylaştırarak obezite varsa kurtulmayı sağlar

    Kişi sigara kullanıyorsa sigarayı bırakabilmesini kolaylaştırır.

  • Stres ve akupunkturla tedavisi

    Günlük yaşantımızda; insanlar arası ilişkilerde ve sosyal olaylarda karşılaştığımız her türlü zorluk ve engellemelerin iç dünyamızda yarattığı olumsuz ve sıkıntı verici duygular topluluğuna stres adını veririz. Stres faktörleri başlıca felaketler, günlük zorluklar, çevresel faktörler ve önemli hayat değişiklikleri sayılabilir.

    Modern tıbba göre insan organizması birbirine zıt iki sistemin etkisi altındadır. Bu sistemlerden bir tanesi sempatik sistem diğeri parasempatik sistemdir. Sempatik sistem kişiyi mücadeleye hazırlar. Bir tehdit karşısında faaliyete geçer ve kişide savaşma veya kaçma eylemlerinden gerekli olanı devreye sokar. Bu dönemde kuvvetli bir adrenalin salınımı vardır.

    Adrenalin etkisi altında kalp hızlanır, nefes sayısı artar, kan şekeri artar, tansiyon yükselir, kol ve bacaklara giden kan hacmi artar, metabolizma hızlanır, kaslar mücadeleye hazır hale gelir. Parasempatik sistem kişiyi gevşemeye, rahatlamaya, tüketmiş olduğu enerji depolarını yerine koymaya yönlendirir. Bu amaçla kalp ve solunum yavaşlar, kan kol ve bacaklardan karın içine doğru çekilir, hazım faaliyeti hızlandırılır. Kişi uykuya dinlenmeye hazır hale gelir. Sempatik sistemin belirgin bir tehdit ve tehlike anında faaliyete geçmesi gerekli ve hayat kurtaran bir özelliktir. Ancak bu sistemin belirgin bir tehdit dışında faaliyetini sürdürüyor olması kişide gerilim yaratır. Kişi rahatlayamaz daima mücadeleye hazır bekler. Kaslar gergindir gevşeyemez. Beyin tetiktedir rahatlayamaz. Kalp ve solunum düzeni bozuktur. Bu bozuk düzen tüm sistemleri alarmda tutar. Bu durum aylar hatta yıllarca sürebilir.

    Akupunktur ilmine göre bu iki sisteme yin ve yang ismi verilir. Yin parasempatik sistemi, yang sempatik sistemi temsil eder. Bu iki sistem dengede ve her ikisi de yeterince kuvvetli olmalıdır. Stres; meridyenlerde bulunan yang enerjinin artması, yin enerjinin de zamanla azalması anlamına gelir. Akupunktur yin ve yangı dengeler.

    Stres öfke (sempatik sistemin savaş yanıtı), kaygı(sempatik sistemin kaç yanıtı), depresyon ve bağımlılıklara yatkınlık oluşturur. Stresin belirtileri fiziksel ve psikolojik olarak ikiye ayrılır.

    Stresin psikolojik belirtileri:

    Unutkanlık

    Kolayca sinirlemek ve karamsar olmak

    Kontrolü kaybetme ve boğulma hissi

    Zihni dinlendirmede zorluk

    Kendini yalnız, değersiz ve depresif hissetme Dengesiz ruh hali,

    Depresyon

    Huzursuzluk,

    Uyku bozukluğu,

    Zihinsel performans eksikliği,

    Konsantrasyon güçlüğü

    Kaygı

    Unutkanlık ve düzensizlik

    Yarışma düşüncesi

    Odaklanma sorunları

    Kararsızlık

    Karamsar olma,

    İştah değişiklikleri

    Sorumluluktan kaçma

    Artan alkol ya da sigara kullanımı

    Tırnak yeme

    Ayak ya da bacak sallama

    Stresin fiziksel belirtileri:

    Düşük enerji

    Baş ağrısı

    Mide rahatsızlıkları (reflü, midenin üst kısmında ağrı)

    Kas ağrısı

    Göğüs ağrıları, hızlı kalp atışı

    Sık soğuk algınlığı, enfeksiyon

    Uykusuzluk, uykunun bölünmesi

    Cinsel ilgi kaybı ya da işlev bozukluğu

    Soğuk veya terli eller-ayaklar, kulakta çınlama, titreme

    Ağız kuruluğu, yutma güçlüğü

    Diş gıcırdatma

    İştahın azalması ya da fazla yemek yeme,

    Değişken bağırsak alışkanlığı, ishal ya da kabızlık nöbetleri, iritabıl kolon,

    Tiroid problemleri,

    Adet düzensizlikleri,

    İnfertilite,

    Stese bağlı obezite

    Nefes alıp verme sorunları

    Astım,

    Çarpıntı,

    Migren, baş ağrısı

    Terleme

    Ürtiker,

    Ağrı,

    Panik atak,

    Kilo alma,

    Kabızlık

    Bu belirtilerin bir veya birden fazlası sizde bulunuyorsa öncelikli olarak hayatınızdaki stres faktörlerini ortadan kaldırmanız gerekir.

    Bazı hallerde ise o stres faktöründen kaçmak mümkün değildir. İşte bu aşamada, bunun etkilerini en aşağı düzeye çekmek tek başına mümkün olmayabilir.

    Akupunkturun Stres Tedavisinde Etkileri:

    Akupunktur Sempatik ve Parasempatik Sinir Sistemlerin dengeli çalışmalarını sağlar.

    Akupunktur; insan beyninde limbik sistem olarak adlandırılan ve bir yandan stresle boğuşan ve bir yandan otonom sinir sistemi üzerinden organ fonksiyonlarımızı yöneten bölgeyi daha güçlü hale getirir.

    Ayrıca; stresli olma halinin üstesinden gelerek kişinin kendini daha sakin, huzurlu ve rahat hissetmesine yol açar.

    Akupunktur nöroendokrin (sinir-hormon) sistemini etkileyerek bu olumsuzlukları ortadan kaldırır.

    Akupunktur dolaşımda serotonin ve endorfin seviyelerini artırarak kişiye huzur ve keyif verir, kaygılarını azaltır ve sedasyon sağlar.

    Akupunktur hastanın ağrı eşiğini yükselterek strese bağlı ağrılarını ortadan kaldırır.

    Akupunktur ile stres tedavisi en az 20 seans olarak planlanması gerekir.

    Seanslar 20-30 dakika arası sürer.

    Uygulama sıklığı, stresin klinik yoğunluğuna göre belirlenir.

    Yılda bir kez, üç seanslık hatırlatma tedavisinin uygulanması yararlıdır.

    Akupunkturun bilinen hiçbir yan etkisi yoktur.

  • Akupunktur hakkında merak ettikleriniz

    Akupunktur tedavisi ile kişiler kilo vermeye hazır hale getiriliyor. Aslında kilolar, herkesin şahsına özel hazırlanan beslenme programları sayesinde azalıyor. Akupunktur tedavisi dört madde ile diyet yapanlara da yardımcı oluyor;

    1.İştah frenleniyor ve kapatılıyor. Yemek yediğimiz zaman ortaya çıkan endorfin(mutluluk hormonu) salgısının artmasına gerek kalmıyor, çünkü akupunktur tedavisi vücuda endorfin salgılatıyor.

    2.Metabolizma hızını ve aktivitesini düzenliyor.

    3.Mide yanması ve ekşimesi, tansiyon ve kan şekerinin düşmesi veya yükselmesi gibi diyet uygulanırken ortaya çıkabilecek olan muhtemel yan etkileri ortadan kaldırıyor. Kan şekeri düşmesine bağlı olarak yaşanan acıkma veya gastrit şikayetinde ki mide yanmasını bastırmak amacı ile yemeyi ortadan kaldırıyor.

    4.Diyet yapan kişilerde görülen stresi azaltıyor. Bu sayede stresten kaynaklanan ve kilo vermeyi engelleyen hormon ve enzim aktivitelerini düzenliyor. Çünkü genel olarak stres altında ve doğal sonucu olarak enzim ve hormon aktiviteleri bozuk olan kişiler, hızla kilo almaktadır

    5.Halsizlik ve bitkinliği önler.

    Bu maddeler neticesinde de kişiler daha rahat diyet yapılabilmekte ve metobolizma düzenli çalıştığı için diyete bile yer yer gerek kalmadan zayıflamak mümkündür.

    “Akupunktur tedavisi ile kaybedilen kilolar tekrar geri alınır mı?”

    Kiloların geri alımı konusu söz konusu değildir. Çünkü hangi yöntem olursa olsun yapılan yanlış, genelde kiloların verilmesinin geçici bir süreç için olduğu inancıdır. Önemli olan nokta verilen kilolardan sonra vücudu yeni durumuna adapte etmek ve alıştırmaktır. Bu da ‘’koruma tedavisi’’ dediğimiz program ile gerçekleşmektedir. Kişilerin vermiş oldukları kiloların miktarı ile orantılı bir ‘’koruma programı’’ uygulanmaktadır. Yeni kilosuna vücut adeta alıştırılıyor ve bunu uygulayan kişiler şok şeklinde kiloları geri almamaktadır.

    Akupunktur tedavisinin veya uygulamasının yan etkileri var mıdır?

    Vücuda dışardan herhangi bir kimyasal madde verilmediği için kesinlikle doğal bir tedavi yöntemidir ve hiçbir yan etkisi bulunmamaktadır. Uygulanmadığı üç durum vardır:

    1.Emziren anneler (ilk 6 ay)

    2.Radyoterapi ve kemoterapi görmekte olan kanser hastaları

    3.Kalbine pace-maker (kalp pili) takılmış olan kişiler.

    Bunların haricinde herkese uygulanabilir.

    Akupunktur tedavisini kimler uygulayabilir? Sağlık Bakanlığı’nın bu konuda bir kontrol ve yaptırım uygulaması var mı?

    Türkiye’de akupunktur tedavisi uygulayabilmek için öncelikle Tıp veya Diş Hekimliği Fakültesi mezunu ‘’hekim’’ olmak gerekmektedir. Fakat Sağlık Bakanlığı buna da bir kural ve uygulama getirmiş durumdadır. Sağlık Bakanlığı tarafından verilmiş olan ‘’Uygulama ve Yetki Belgesi ve Sertifikası’’ bulunan hekimler bu uygulamayı yapabilirler.

    Akupunktur uygulamasında yaş sınırlaması var mıdır?

    Akupunktur tedavisi tamamen doğal, kimyasal madde içermeyen bir uygulama olduğu için her yaşta uygulanabilir.

    Akupunktur tedavisinin yan etkisi var mıdır?

    Hijyenik ve kurallar çerçevesinde yapılan tedavilerin hiçbir yan etkisi yoktur.

    Akupunktur uygulamasında, iğneyle mi yoksa lazer akupunktur olarak mı yapılacağına nasıl karar verilmektedir?

    Akupunktur uygulaması, klasik vücut akupunktur iğneleri, kalıcı kulak iğneleri gibi kılcal iğnelerle uygulanabildiği gibi, iğne korkusu olanlarda (genellikle çocuklar) lazer akupunktur tedavisi de kullanılabilir.

    Çocuklarda beslenme bozukluğu konusunda akupunkturun etkisi var mı?

    Gelişme çağında olan çocuklarda iştahın kapatılması yönünde akupunktur uygulaması yapılabilir. Ancak uygulanacak olan beslenme programının, çocukların gelişme çağında olduğu da göz önünde bulundurularak çok dikkatli ayarlanması gereklidir.

    Özellikle altını ıslatan çocuklarda bu yöntem uygulanabilir mi?

    Enuresis Nokturnae (Gece altını ıslatma) olgularında, temelde yatan sebep anatomik bir bozukluk (idrar kesesi kaslarının zayıflığı, üriner sistem enfeksiyonu, idrar kesesini inerve eden sinir basısı) değil ise akupunktur tedavisi ile sonuç yüzde 75-80 gibi çok yüz güldürücü bir orandadır.

    Son zamanlarda özellikle çocuk yaşlarda başlayan astım, alerji, sinüzit gibi hastalıkları akupunktur sayesinde tedavi etmek mümkün müdür?

    Alerjik astım, alerji ve sinüzit olgularında akupunktur tedavisi, tüm diğer hastalıklarda olduğu gibi öncelikle konunun uzmanı olan “Göğüs Hastalıkları,” Kulak Burun Boğaz” gibi uzmanlarınca değerlendirilmeli ve tedavi edilmelidir. Tedavisi başarısız olan kişilerde akupunktur tedavisi bir alternatiftir ve mutlaka denenmelidir. Yapılan tedavilerde başarılı sonuçlar göz ardı edilmeyecek kadar fazladır.

    Akupunktur seansları neye göre değişiklik gösterir?

    Yaşa, cinsiyete ve kişiye göre tedavilere yanıt değişmektedir. Unutulmamalıdır ki her organizma birbirinden farklı bir yapıya sahiptir. Ancak, çok genel olarak söylenebilir ki, hastalığın kişide kronikleşmesi geçen süre ile alakalı olduğu için, hastanın yaşının küçük olması ve erken teşhis bu konuda avantaj sağlamaktadır.

    Hamileler içi akupunktur tedavisi uygun mudur?

    Toplumumuzda, akupunktur konusunda bazı yanlış kanılar mevcuttur. Akupunktur tedavisi tamamen yan etkisiz ve doğal bir tedavi metodu olmasına rağmen, “Hamilelikte akupunktur tedavisi uygulanmaz’’ önyargısı devam etmektedir. Oysa bu yanlış kanının yerleşmesinin nedeni, hamile kalan kadınların, kilo fazlası olan normal kişiler gibi, akupunktur tedavisi ile birlikte zayıflamak için uygulanan sert diyet ve beslenme programlarını edememeleridir. Uygun bir beslenme programı ile, kilo kontrolü için akupunktur tedavisi hamilelik döneminde, ne anneye nede bebeğe zarar verir.

    Akupunktur tedavisi ile hamile kadınlar, zarar görmeden formunu koruyabilir mi?

    Bu dönemde, uygulanması gereken akupunktur tedavisi ile verilecek diyetin hamileliği takip eden “Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı” tarafından ayarlanması gereklidir. Hamilelik döneminde gereğinden fazla kilo almamak, hamilelik aşermesinin bir nebze önüne geçmek ve iştahı kontrol etmek için akupunktur tedavisi güvenle uygulanabilir. Bunun yanı sıra, hamilelik döneminde aşırı bulantısı olan kişilere, bu sıkıntıları için tedavi uygulanabilir. Ayrıca hamilelik döneminde sigaranın zararlarından korunmak için bu alışkanlıklarını terk etmek isteyen kişiler de akupunktur tedavisinden faydalanabilirler.

    Akupunktur ile kısırlık tedavisi de yapmak mümkün mü?

    Akupunktur tedavisi, tüm tetkikleri yapılmış, gebe kalmak için tüm tedavi metotları (tüp bebek, mikroenjeksiyon vs.)denenmiş fakat sonuç alınamamış, herhangi bir yapısal bozukluğu (tüplerin tıkalı olması vs.) olmayan kişilere, çocuk sahibi olmak için uygulanabilir. Bu alternatif tedavi metodu, en son tercih olarak, mutlaka denenmelidir. Tüm doğada olduğu gibi, insan vücudunda da bir enerji dengesi vardır. Bu dengenin tekrar düzenlenmesi esasına dayanan akupunktur tedavisi ile alınmış pozitif sonuçlar küçümsenmeyecek kadar fazladır.

  • Obezite (şişmanlık) nedir?

    Öncelikle obezite yaşam kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyen, bir çok hastalığa davetiye çıkaran, yüzyılımızın en önemli sağlık sorunlarındandır.
    Tüm dünyaca kabul edilen bir hastalıktır.
    Obezite; Vücut yağ miktarının sağlığı bozacak miktarda artmasıdır. Enerji dengesinin bozulması sonucunda ortaya çıkar. Diyet, egzersiz ve genler enerji dengesini oluştururlar. Enerji alımının, tüketiminden daha fazla olduğu durumlarda enerji dengesi bozulmaktadır.
    Obezite; Kalp, şeker, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, solunum rahatsızlıkları, karaciğer yağlanması, akciğer, eklem ve safra kesesi hastalıkları gibi bir çok hastalığın altında yatan nedendir. Bunun yanında depresyon, sosyal ayrımcılık, benlik algısında bozulma (kendine güvensizlik) gibi olumsuz etkileri de vardır.
    Obeziteyi Oluşturan Faktörler nelerdir?
    **Fiziksel aktivitelerde azalma,
    **Beslenme alışkanlıkları;
    Denetimsiz beslenme, birden fazla yerde beslenme, dışarıdan yemek yeme, paket servis, aşırı enerjili besinlerin tüketimi ve aşırı meşrubat tüketilmesi.
    **Cinsiyet (bayan)
    **Irksal faktörler
    **Yaş
    **Eğitim düzeyi
    **Evlilik
    **Doğum sayısı
    **Sigara bırakma
    **Alkol
    **Genetik ve çevresel etkenler
    **Psikolojik bozukluklar; emosyonel stres, depresyon vb. .
    **Endokrin hastalıkları; hipotiroidizm (guatr), cushing sendromu, tip 2 diabet
    **Metabolik ve hormonal bozukluklar; steroid kullanmı ve hormon replasman tedavisi.
    **Teknolojinin ilerlemesi ile günlük enerji tüketiminin azalması.
    Olarak özetleyebiliriz.
    Obezite nasıl tespit edilir?
    Obezite tespitinde iki yöntem kullanılır.
    1. Beden kitle indeksi(BKİ) veya Body Mass Index(BMI)
    Kolaylıkla hesaplanan bir yöntemdir.
    BKİ=Vücut ağırlığının(kg olarak), boy uzunluğunun (metre cinsinden) karesine bölünmesiyle hesaplanır. Buna göre standartlar şöyledir;
    BKİ= <19 Zayıf
    19-25 Normal
    25-30 Fazla kilolu
    30-40 Şişman (Obez)
    40> Çok şişman (morbid obez)
    2. Bel çevresinin ölçümü; Buna göre de standartlar şöyledir.
    Bel Çevresi Risk Yüksek risk
    Erkek >94cm >102cm
    Kadın >80cm > 88cm
    Bel / Kalça oranı normalde < 0. 70 olmalıdır. Erkek için bu oran >0. 95 dir.
    AKUPUNKTURUN ZAYIFLAMADAKİ ETKİSİ
    İnsanların kilo almasının temel nedeni olan, beslenme alışkanlıklarını değiştirmesi kolay değildir. Normalde diyet yaparken oluşan ve en nihayetinde diyeti bırakmaya neden olan halsizlik, midede yanma ve ekşime baş ağrısı ve baş dönmesi, ellerde titreme , stres ve sinililik hali gibi şikayetler akupunkturla beraber yok olur. Yeni beslenme alışkanlıklarının edinilmesi sırasında, akupunktur hastaya çok büyük kolaylıklar sağlar.
    Akupunkturun zayıflamadaki etkilerini aşağıdaki gibi sınıflandırabiliriz;
    1*İştah ve acıkma hissini en aza indirir. Akupunktur beyindeki hipotalamus bölgesinde noradrenalin seviyesini düşürüp, seratonin yani özellikle çikolata yedikten sonra ortaya çıkan mutluluk hormonunun seviyesini artırır. Bu şekilde yiyerek değil, yemeyerek mutlu olmamızı sağlar.
    2*Midede kazınma, yanma ve ekşimeyi önler. Kulaktan yapılan akupunktur, kulaktan mide ve bağırsaklara kadar uzanan sinir uçlarını uyararak mide asidini azaltıyor. Kontrol altına alınan mide asiditesi sayesinde , diyete bağlı olarak boşalan midede herhangi bir rahatsızlık olmuyor. Keyifle sağlıklı ve dengeli beslenerek diyet uygulanıyor.
    3*Düşük kalorili beslenmeye bağlı olarak oluşan halsizlik ve bitkinliği önler. Tam tersi zinde olmamızı ve daha çok enerji vererek kolay kilo vermemizi sağlar.
    4*Akupunktur uygulaması sırasında; vücutta seratonin ve endorfin hormonlarının seviyesi artmaktadır. Bu da diyet yapan kişiye huzur verir, sedasyon sağlar. Böylece kişide istediği her şeyi yiyememekten dolayı oluşan stres ve gerginlik yaşanmaz. Sonuçta; kişi sakin ve huzurlu bir şekilde diyetine devam eder.
    5*Metabolizma hızını düzenleyici rolü vardır. Akupunkturla tedavi gören kişinin metabolizma hızı arttığı için diğer kişilere göre, zorlanmadan daha kolay kilo verir.
    6*Akupunktur ilk hafta şekerin deposunu yani glikojenleri boşaltır,ikinci haftadan itibaren yağ metabolizmasını etkileyerek yağların azalarak su miktarının artmasını sağlar.Kötü kolesterol miktarını azaltır. İyi kolesterol miktarını artırır. Total trigliserit miktarı azalır.
    7*Akupunktur 3K dediğimiz değerlendirmeler sonucunda; kolay, keyifli, konforlu bir lojistik destekle beraber dengeli ve sağlıklı beslenerek kilolarımızdan kurtulmuş oluruz.
    8*Hipoglisemi; şekerin kandaki miktarının düşmesidir. Akupunktur; baş dönmesi, baş ağrısı el -ayak titremesi vb. hipoglisemi belirtilerinin hastalarımızda görülmemesini sağlamaktadır. Ayrıca akupunktur regüle edici etkiden dolayı vücumuzun tamir, onarım ve bakımını yapar.
    Bunların hepsi bir araya gelince kişinin kilo vermemesi için hiçbir sebep yoktur. Akupunktur tedavisi haftada 1 veya 2 kez yapılır. Vereceğiniz kilo miktarı yaşa, cinsiyete, ilaç kullanımına ve verilecek kiloya göre değişir. Bu oran yaklaşık 2 ayda mevcut kilonuzun % 10-15 i kadardır. Uluslar arası standart haftada 0. 5-1 kg yani ayda 2-4 kg dır.
    Akupunkturda ayda 4-8 kg zayıflama normal kabul edilir. Sağlıklı ve kalıcı zayıflamak için kişi;hızlı kilo vermekten kaçınmalıdır. Tedaviyi maroton gibi değerlendirirsek, hızlı koşarak değil, tempolu ve standart koşarak marotonu tamamlayabiliriz.
    Hangi kiloda olursak olalım, hiçbir yan etkisi olmayan akupunktur tedavisi ile istediğimiz ideal kiloya ulaştıktan sonra, bu kiloyu koruma programına geçilir. Bunun için akupunktur 4-6 ay süreli ayda 1 veya 2 kez manyetik bilye (mıknatıslı mercimek büyüklüğünde aktif kömür) ile devam edilir. İdeal kilomuzu koruma esnasında diyet değil sağlıklı ve dengeli beslenme yapılır. Böylece kilolar sabitlenir ve formumuz korunmuş olur.

  • Antibiyotik öldürür

    Türkiye ilaç kurumu kalp elektrosu denilen EKG de QT uzamasına neden olan ilaçların listesini yayımladı. Listede yok yok. Özellikle antibiyoterapinin çok fazla kullanıldığı ve mikrobiyal rezistansın yüksek olduğu ülkemizde bu liste akılcı ilaç kullanımı için bir fırsat olur diye beklemiştim. Ne yazık ki beklenen dağ fare doğurmuştur. İşte bu yüzden iş başa düştü deyip kamuoyunu bilgilendirme gereği duyma ihtiyacı hasıl olmuştur.

    Ne yazık ki ülkemiz ilaca reçetesiz ulaşılabilen dünyadaki üç ülkeden biridir. Reçetesiz alınan ilacın, kullanıldıktan sonra reçelendirme zorunluluğunun mahalle baskısıyla hekimlerine dayatıldığı tek ülkedir. Hal böyle olunca hekimler; ilaç kartellerinin ve eczanelerin sekretaryası durumuna düşürülmeye çalışılmaktadır. Öyle ki ilaç tanıtım çalışmalarını yürüten firmalar ağırlıklarını eczaneler üzerine kaydırmışlardır. Hastanın ilaca erişim kolaylığı adı altındaki yeni yetme ucube bir yaklaşımla; ilaç mümessili eczane ilişkisi siyasi otorite tarafından ısrarla görmezden gelinmektedir. İşte bu “popülist” yaklaşım neticesinde “Hekim Sorumluluğu Bilinci’nin” ne demek olduğundan habersiz yığınlar doktorculuk oynamaya soyunmuşlardır.

    İlaç yan etkileri; öteden beri var olagelen ve sıkça tekrarlayan bir olgu olmasına rağmen ne yazık ki düşsel algılarımızda nemelazımcılığa alıştırılmış toplum tarafından normalleştirilmiştir. İlaca yaklaşımdaki bu fütursuzca uygulamalar neticesinde; ne ilaç yan etki bilgileri kayıt altına alınmış ne de kombine ilaç uygulamalarının olduğu hastalarda ayrıntılı irdeleme çalışmaları yürütülebilmiştir. Söylentilerden öteye geçemeyen hayli kabarık sayıda hurafe; halkın bilişsel havsalasının kıvrımlarına doldurulmuş, kanıta dayalı tıp olgusunun varlığına rağmen bilimsel hiyerarşi baskı altına alınmaya çalışılmıştır. Herkesin doktor olduğu bir toplumda başka bir çıktının elde edilmesi de zaten olabilirlilikten çok uzaktır.

    Gelelim QT meselesine! EKG’de QT uzaması; genetik bozukluk, elektrolit dengesizliği ve sebebi bilinemeyen durumlarda görülebildiği gibi bazı ilaçların yan etkileri olarak da ortaya çıkmaktadır. Senkop yani bayılmaya neden olabilen QT uzaması; ani kardiyak ölümlere de yol açmaktadır. QT uzaması uzun vadede kalbin kan pompalama kapasitesini bozmakta ve kalp yetmezliğine de zemin hazırlamaktadır.

    Genetik ve sebebi bilinemeyen durumlara bağlı QT uzaması çok sık görülmemekle beraber, elektrolit bozukluklarına ve ilaç kullanımına bağlı QT uzaması hiç de nadir bir durum değildir.

    Hiçbir doktora danışılmadan kolayca temin edilebilen antibiyotik gruplarının neredeyse yarısı ( Eritromisin, klaritromisin, klindamisin, trimetoprim-sülfametoksazol, kinolon gruplarının hemen hepsi, flukonazol, ketokonazol ), son zamanlarda yaygın olarak uyku bozukluklarında kullanılmaya başlanan antipisikotik ilaçların neredeyse tamamı ( Klorpromazin, haloperidol, droperidol, pimozid, tioridazin, sertindo, risperidon, ziprasidon, ketiapin ) ve yetişkin ile ileri yaş gruplarında % 60’lara varan bir oranda adeta peynir ekmek gibi kullanılmaya devam edilen antidepresan ilaçların çoğunluğu ( Desimipramin, nortriptilin, amitriptilin, doksepin, fluoksetin, pimozid, imipramin, sertralin ) QT uzamasına neden olmaktadır.

    Bu ilaçların QT üzerine olan etkileri; ara sıra görülen yan etkilerden değildir. Söz konusu ilaçlar hemen hemen her hastanın EKG’sinde bir miktarda olsa QT uzaması yapmaktadır.

    Daha da vahim olanı ise, söz konusu ilaçların bir çok hastada; polifarmasi yani çoklu ilaç kullanımı şeklinde “akılcı ilaç kullanımı” desturu ile alay edercesine uygulanmasıdır.

    İşte bu yüzden artık her hasta “kafa kâğıdı” taşır gibi cebinde bir de EKG taşımalı. Eczacılar dahil önüne gelen de doktorculuk oynamaktan vazgeçmelidir.

    Aksi halde, “antibiyotik de öldürür!”