Etiket: Yan

  • Yüz ve dudak dolgusu

    Yüz ve dudak dolgusu

    Dolgu maddeleri deri altına enjekte edilerek yapılan dolgu estetiği , derideki ince ve derin kırışıklıkları gidermek, yara izlerini tedavi etmek, ciltteki çukurları yok etmek, ince dudakları kalınlaştırmak, yanaklara dolgunluk vermek amacıyla kullanılan maddelerdir. Dolgu enjeksiyonu tedavisi sonrası kısa sürede daha genç bir görünüm sağlanır. Dolgu estetiği ile yüzdeki yorgun ifade giderilir.

    Yıllar içerisinde ciltte elastik lif, kollajen lif, yağ tabakası ve hyaluronik asitin azalmasına bağlı olarak kırışıklıklar ve sarkmalar meydana gelir. Özellikle göz, ağız, çene, boyun, burun, alın bölgesinde kırışmalar ve sarkmalar ortaya çıkar. Yüzün alt kısımlarında sarkma ve kırışıklıklarda dolgu enjeksiyonu başarıyla kullanılabilir.

    Dolgu enjeksiyonu dudağa daha dolgun ve genç görünüm sağlamak amacı ile uygulanmaktadır. Ciltteki derin yara ve akne izlerini gidermek için de kullanılabilmektedir.

    Dolgu enjeksiyonu kırışıklık veya deri defektinin olduğu bölümün altına derideki çöküklüğü gidermek amacı ile yapılır. Bu bölgedeki kırışıklık ve çukurlar dolgu maddesinin etkisi ile azalır veya kaybolur. Bazen dolgu maddesinin kollajen üretimini arttırıcı etkisi olabilmektedir.

    Hyalüronik asit dünyada giderek popülaritesi artan, etkin ve şu an için en güvenli dolgu materyalidir. Alerji ve deri sertleştirme riski çok düşüktür.

    Uygulama sonrası kişi rutin aktivitelerine hemen dönebilir. Kalıcılık süresi kişiden kişiye değişmekle birlikte 6- 9 ay kadardır. Dolgu ihtiyacı olan bölgenin yaygınlığına ve dokudaki defekte yani boşluğa göre kullanılması gereken dolgu materyal miktarı değişir. Ücretlendirmenin de kullanılan dolgu materyali miktarına göre belirlenmesi gerekecektir.

    Hangi bölgeler dolgu enjeksiyonu ile tedavi edilebilir ve ne amaçlanır?

    Alın çizgileri

    Kaş arasındaki çizgiler

    Ağız etrafındaki kırışıklıklar

    Nasolabial çizgiler (Burun kanatlarından dudak köşelerine inen kırııklık)

    Ağız kenarından çeneye doğru uzanan kırışıklıklar

    Kaşa şekil vermek

    Elmacık kemiklerini belirginleştirmek

    Dudak şeklinin vurgulanması ve hacminin arttırılması, asimetrik dudakların düzeltilmesi başlıca kullanım alanlarıdır.

    Yüz dolgusundan sonra nelere dikkat etmeliyim?

    Aşırı sıcak (güneşlenmek, solaryum gibi) ve soğuktan tedavi sonrası birkaç gün kaçınmak dışında dikkat etmeniz gereken bir şey yoktur.

    Yüz dolgusu yan etkileri nelerdir?

    Hyalüronik asit içeren dolgularda yan etki riski düşüktür. Uygulama alanında geçici olarak şişlik, kızarıklık, morluk ve hassasiyet gözlenebilir. Nadiren özellikle sentetik materyal kullanılanımında allerjik reaksiyonlar ve granülom yani geçici yada kalıcı doku yumruları olan vakalar bildirilmektedir.

  • Fraksiyonel lazer uygulaması

    Fraksiyonel Lazerler Son senelerde sivilce izleri, yanık izleri, ameliyat izleri gibi her çeşit izin yanında, leke, deri çatlakları ve kırışıklıkların tedavisinde dermatologların kullandığı en etkili tedavi yöntemleri haline gelmiştir. Bu lazerler de geçen yıllarda büyük gelişme göstermişlerdir.

    Önceleri iz tedavisi için kullanılan lazerler tüm yüzeyi soyarak etki ederlerdi. Bu nedenle etki iyi olsa da çok fazla yan etki oluşurdu. Aylarca sürebilen iyileşme dönemleri, iyileşirken oluşan lekelenme problemleri bu yöntemin yaygınlaşmasına engel oldu. Daha hızlı iyileşen ve yan etkisi çok daha az olan tedavi arayışları sayesinde fraksiyonel tedavisi ortaya çıktı. Fraksiyonel lazerler tüm yüzeyi soymak yerine arada sağlam alanlar bırakacak şekilde aralıklı noktalar şeklinde soyan lazerlerdir. Oluşan hasarlar mikroskopik boyutta olduğu için hızlı iyileşmekte ve yan etkiyi de en aza indirmektedir.

    Fraksiyonel lazerler kullandığı lazer ışığının tipine göre farklılıklar gösterir. Erbiyum fraksiyonel lazerler ve CO2 fraksiyonel lazerler olarak iki ana grup halinde gruplayabildiğimiz bu lazerler barındırdıkları özelliklere göre birbirlerinden çok farklı sonuçlar da sunabilmektedirler.

    CO2 fraksiyonel lazerler: CO2 (karbondioksit) lazerler kullandıkları dalga boyu sebebiyle tek atışta bile cildin derinlerine ulaşabilmektedirler. Dokuda termal hasar oluşturması sebebiyle ciltte yenilenmeyi de tetiklemektedir. Bu sayede izlerde, kırışıklıklarda etkili sonuçlar verebilmektedir. Fakat termal etkisinin fazla olması sebebiyle iyileşme süreci gecikebilmekte, lekelenmeler olabilmektedir.

    Erbiyum fraksiyonel lazerler: Er:Glass ve Er:YAG lazerler olarak iki gruba ayrılır. İlk çıkanları Er:Glass lazerlerdi. Fakat ciltte derinlere ulaşamaması sebebiyle yaygınlaşamamıştır. Er:YAG lazerler ise etkili derinliklere ulaşabilmesi ve yan etkisinin CO2 lazerlere göre çok daha az olması sebebiyle giderek yaygınlaşmıştır.

    Erbiyum Yag Fraksiyonel Lazer Hangi Alanlarda Kullanılmaktadır?

    1. Cilt Yenileme, yüz gençleştirme: Yüz, boyun ve dekolte bölgelerindeki kırışıklıklar ve çizgilerin giderilmesi en etkili kullanıldığı alanlardır. Ayrıca ince kırışıklıkların giderilmesi, derin çizgilerin giderilmesi ve yüz gençleştirilme başarılı sonuçlar vermektedir.

    2. İz Tedavisi: Yüz, sırt ve göğüste oluşan akne izleri ve çukurları, yara ve yanık izleri ve deri çatlaklarında güçlü ve en etkili bir tedavi yöntemidir.

    Akne izleri, yüzeysel ve derin olmak üzere iki ana grupta sınıflandırılmaktadır. Yüzeysel akne izleri cildin üst tabakasını etkileyen izlerdir. Bu izler kızarıklık zemininde hafif çukurlar ve çökmeler şeklinde görülür. Yüzeysel sivilce izi, genellikle kimyasal peeling gibi yüzeysel cilt soyma yöntemleri ile yok edilebilir, ancak iyileşmeyen sivilce izlerinin tedavisi kolaylıkla fraksiyonel lazer ile mümkündür.

    Cildin geniş gözenekli ve kaba görünümünün giderilmesi Ciltte meydana gelen güneş lekesi, yaşlılık lekesi, doğum sonrası oluşan lekeler ve yüzeysel pigment bozukluklarının giderilmesi . Aşırı bağ dokusu (hipertrofik skar) ve keloidlerin azaltılması fraksiyonel lazerler ile mümkündür.

    3.Diğer Uygulama Alanları :

    Prekanseröz cilt lezyonlarının tedavisi ( Bowen hastalığı, Paget hastalığı, Queyrat hastalığı, lökoplaki)

    Cilt kanserlerinin tedavisi ( BCC, SCC)

    Ciltteki kitlesel cilt lezyonlarının tedavisi (dermal nevüs-ben, senil keratoz-yaşlılık beni, HPV-et benleri, nevüs sebaseus, milium, siringoma, dermatofibroma, kondrodermatit, epidermal nevüs, kist, nörofibroma, trikoepitelyoma vs)

    Saç, kaş ve sakallı bölge içindeki kitlesel lezyonların tedavisi

    Piyojenik granülom tedavisi

    Rinofima tedavisi

    Doğumsal veya sonradan oluşan benlerin tedavisi

    Göz kapaklarında oluşan kolesterol plaklarının ( ksantalezma) tedavisi

    El, ayak, genital bölge gibi yerlerde oluşmuş kitlelerin tedavisi ( verruka-siğil, kondilom?)

    Fraksiyonel lazer uygulamalarında:

    Fraksiyonel lazerler için açık renk ciltler ideal vakalardır. Ancak koyu tenli hastalarda da kullanılabilir. Yüz dışında boyun, gövde ve kollarda kullanılabilir.

    Uygulama esnasında bazı hastalarda rahatsızlık hissi olabilir. Lokal anestezik kremler veya soğuk hava üfleyen aletlerle bu rahatsızlık hissi kolayca giderilir.

    İşlem sonrasında hafif bir kızarıklık ve ödem olabilir. Ciltte hafif soyulmalar ve bronzluk olabilir. Ancak bu tür durumlar 3-7 gün içinde geriler.

    Fraksiyonel lazerde tedaviler seanslar halinde yapılır. Şikayetin cinsine göre 3-5 seans 2-4 hafta aralıklarla yapılabilir.

    Fraksiyonel lazer uygulanmaması gereken durumlar:

    6 ay içinde oral isotretinoin kullanılmamış olmalıdır.

    Deride aktif enfeksiyon olmamalıdır.

    Hamile kişilerde uygulanmaz.

    Gerçeğe uymayan beklentileri olan hastalara uygulanmaz.

    Fraksiyonel lazer uygulama sonrasında bakım:

    Operasyon sonrasında şikayetler hafif ve geçicidir. Işlemden sonra birkaç saat kadar güneş yanığı duygusu hissedilebilir.

    Tedavi sonrası 24 saat yıkanmamalı,3 gün makyaj yapılmamalıdır.

    Fraksiyonel lazer sonrası hafif nemlendiriciler sürülebilir.

    Yüzde ödem olursa buz paketleri ile soğutma faydalı olabilir.

    Fraksiyonel lazer sonrası 3-4 hafta süreyle güneşten koruyucu kullanılmalıdır.

  • Botoxtan korkmayın

    Botox, Clostridium botilinum adlı bakteriden fermantasyon yoluyla elde edilen bir nörotoksindir.

    7 tipi bulunmaktadır. Bunlardan sadece tip A ve B tıpta kullanılmaktadır.

    Clostridium botilınum ilk defa 1817 ve 1822 arasında Alman fizikçi ve şair Justinus Kerner tarafından tanımlanmıştır.

    1870’de başka bir Alman fizikçi Muller botulus isimlendirmesini yapmıştır.

    1895’te Emile van Ermengem ilk defa Clostridium botulinum bakterisini ayrıştırmayı başarmış, ve 1944’te Edward Schantz Clostridium botulinum bakterisininin toksinini ayrıştırmıştır.

    1949 yılında ise Burgen ve arkadaşları botulinum toksinini nöromüsküler faaliyetleri azaltıcı etkisini keşfetmişlerdir..

    1973 yılında ilk defa A Tipi botoks (BTX-A) maymunlarda denenmiştir.

    1980 yılında ise botoks resmi olarak ilk defa insanlar üzerinde şaşılığı giderme amaçlı kullanılmıştır.

    1989 Kasım ayında BTX-A (BOTOX) FDA tarafından gözde şaşılık tedavisi için onaylanmıştır.

    BTX-A’nın ilk kozmetik etkisi ise göz doktoru Jean Carruthers ve cildiyeci Alastair Carruthers isimli karı koca tarafından tanımlandı.

    15 Nisan 2002’de FDA Tip A (BOTOX Cosmetic) kaş arasındaki kırışıkları geçici olarak yumuşattığını onayladı. BTX-A’nın ayrıca koltuk altı terlemelerini azaltıcı etkisi de onaylandı.

    Botulinium Toxin Type B (BTX-B)’nin cervical dystonia tedavisine uygunluğu ise 21 Kasım 2000 yılında onaylanmıştır.

    2002 yılından itibaren Botox kozmetik alanında kırışıkları gidermede ve bölgesel terleme tedavisinde başarıyla kullanılmaktadır. Uygulamayı takiben 3-7 gün içinde etkiler görülmeye başlar. Toksinin bu etkileri 3 ay gibi bir zamanda geri dönmeye başlayıp 6 ayda tamamlanmaktadır.

    Doğru enjeksiyon teknikleri ve anatominin iyi bilinmesi, uygun doz ayarlanması ile komplikasyonlar oldukça azdır. Enjeksiyon yerinde hafif ağrı, ödem, morluk ve başağrısı gibi yan etkiler kısa süreli ve geçici olarak görülebilmektedir. Enjeksiyon bölgesinin soğutulması, lokal anestezik krem sürülmesi ve parasetamol grubu ağrı kesicilerin kullanılması ile de bu yan etkilerin görülmesi azaltılabilmektedir.

    Morarmaları önlemek için hastanın 1 hafta öncesinden aspirin ve kan sulandırıcı ürünleri, yeşil çay, E vitamini, ginkgo, ginseng, balık yağı, NSAİ(ağrı kesici )gibi ilaçları ve besinleri kesmesi uygun olur.

    Diğer istenmeyen etkilerden biri de üst göz kapağı düşüklüğüdür. Her ne kadar 2-4 haftada geçse de doğru yere uygun dozda yapılması, ovuşturma yapılmaması, enjeksiyonu takiben 3-4 saat dik durulması bu yan etkinin görülmesini önler.

    Diğer bir yandan aşırı doz kullanılması kedi kadın, maske yüz, asimetri, aşırı kalkık kaşlar, donuk yüz oluşmasına neden olur. Bu daha çok ehil olmayan ellerde yapılan uygulamalarda görülür.

    Botox tıbbi bir uygulamadır ve mutlaka Dermatoloji uzmanı veya Plastik Cerrahi uzmanı tarafından yapılmalıdır. Tıp doktoru dışındaki personele uygulama yaptırılmamalıdır.

    Konunun uzmanları tarafından yapılan uygulamalarda yan etki görülme sıklığı oldukça azdır.

  • Kamuoyuna bilgilendirme ve uyarı

    Sağlığımız en değerli hazinemiz. Gözümüz bozulduğunda göz doktoruna, dişimiz ağrıdığında diş doktoruna gideriz. Konu deri olunca da deri hastalıkları uzmanına gitmeliyiz.

    Günümüzde son 15-20 yılda teknoloji ve bilişim hizmetlerine ulaşımın kolaylığı sayesinde kozmetoloji konusunda gelişmeler de hızla artmaktadır.

    Bir yandan bilgiye ulaşım bu kadar kolay olurken bir yandan da denetimsizlik nedeniyle bir o kadar da bilgi kirliliği oluşmakta ve kamuoyunun kafasını karıştırmaktadır. Birbirine tamamen zıt bilgiler arasında insanların bazen başı dönmekte ve neye inanıp güveneceği konusunda bocalamasına neden olmaktadır.

    Güzellik ve genç kalma isteği, yüzyıllardır insanların ilgi odağı haline gelmiş ama ne yazık ki çok da istismar edilmiştir.

    İnternet sitelerinde; bitkisel, zararsız diye tanıtılıp, gerçekleşmesi mümkün olmayan vaatlerle bir pazar yaratılmış, insanların hem sağlığı hem parası zarar görmüştür.

    Sektörün yüksek rant oranına sahip olması, deneyimi, eğitimi, yetkinliği, yetkisi olmayan, ehil olmayan kişilerce de sahiplenilmesine neden olmuştur.

    Hekimler, başta olayın ciddiyetini anlamakta gecikmiş, daha çok kendilerini sağaltım hizmetlerine adadıklarından ve koruyucu, iyileştirici kozmetik sektörüne yeterince ilgi göstermediğinden ortalık bu ehil olmayan ellere kalmıştır. Ancak ne zaman ki bu işlemlerin komplikasyonları artmaya başlamış ve insanlar mağdur olarak doktorların kapısını çalmış o zaman hekimler de bunun sağlık sorunlarına yol açtığını fark etmişlerdir.

    Kamuoyuna yeterince bilgilendirme yapılmaması ve denetimlerin, hukuki yaptırımların ve düzenlemelerin yetersiz oluşu aktarların, eczacıların, kuaförlerin, güzellik salonlarının, estetisyenlerin, hemşirelerin yani sağlık çalışanı olan ve olmayan pek çok kesimin kozmetik işlemleri fütursuzca yapmalarına neden olmuştur.

    Kozmetik işlemler, ruhsatı dahi olmayan işletmelerde hatta evlerde yapılır hale gelmiştir.

    Kuaförler, güzellik salonları, solaryum merkezleri gibi merkezler tıbbi işletme statüsünde olmamalarına rağmen lazer, botox, dolgu, mezoterapi, PRP ve bunun gibi pek çok tıbbi uygulamayı yapar hale gelmişlerdir.

    Oysa ki bir dermatoloji uzmanları 6 yıllık tıp fakültesi eğitiminin üstüne 4-5 yıl kadar da deri anatomisi, histolojisi, patolojisi, hastalıkları, sağaltımı ve korunması konusunda eğitim almış uzmanlardır. Bu eğitim elbette ki cildin sorunlarını anlayıp bilimsel çözüm üretmek konusunda fazlasıyla yeterlidir.

    Türkiye’de yaklaşık 1500 civarında Dermatoloji hekimi bulunmaktadır.

    Hangi cilt tipine hangi tedavi yönteminin uygulanması gerektiği, hangi uygulamaların hangi ciltlerde yan etki oluşturabileceği ve en önemlisi bir yan etki geliştiğinde nasıl çözüleceğini bilecek kişiler yine derimizin uzmanı dermatoloji doktorlarıdır.

    Bu nedenle kanıtı olmayan bilgi ve uygulamalara, internetten satışı yapılan bitkisel olduğu iddia edilen, nerede ne şekilde üretildiği belli olmayan, Sağlık Bakanlığı ve FDA gibi onayları bulunmayan bu tür ürünlere itimat edilmemeli, ehil olmayan kişilere tıbbi işlem yaptırılmamalıdır.

    Derinizi bunca yıl bu alanda eğitim ve öğretim görmüş dermatologlara emanet ediniz.

  • Yaz aylarında rastlanılan cilt hastalıkları

    Yaz aylarında sık rastlanılan sağlık sorunlarından birisi de cilt hastalıklarıdır. Yaz aylarında ülkemize gelen güneş ışıklarının artması, hava sıcaklıklarının yüksek seyretmesi bu durumun temel nedenleridir. Güneşin cildimize olumsuz etkileri artık açıkça bilinmektedir ancak yaz aylarında, özellikle tatil döneminde dikkat etmediğimiz pek çok ayrıntı cilt sağlığımızı bozabilmektedir.

    Güneş ışığına bağlı olarak vücutta ortaya çıkan sağlık sorunlardan birincisi, hemen müdahale edilmesi gereken güneş yanıklarıdır. Güneşin bazı yan etkileri hemen ortaya çıkar. Özellikle beyaz tenli kişilerde dikkatsiz güneşlenmeler sonucu güneş yanıklarına sık rastlanır. Güneş yanıkları; ışınların dik geldiği anlarda çok kısa sürede 2-4 saat içinde ortaya çıkabilir. 12 saatte en üst şiddete ulaşan yanıkları, 72 saatte giderek etkisini kaybeder. Güneş yanığında, önce deri bütün olarak kızarır, sonra içi sıvı dolu sivilce gibi küçük kabarıklıklar meydana gelir. Bu sırada deri sıcak ve hassas olur. Yanık ilerledikçe derinin daha alt tabakalarda bulunan sinirlerin uçları da etkilenir ve şiddetli ağrılar oluşur.

    Uzun vadede ise güneş; ciltte kırışmalar, renk değişiklikleri, deri kanseri öncüsü bazı değişiklikler ve çeşitli deri kanserlerine neden olabilmektedir. Güneş ile yinelenen temaslara bağlı olarak yıllar içinde birikerek ortaya çıkan bu yan etkiler güneşin içerdiği bazı çok zararlı ışınların, sık yenilenen hücrelerin yapısında değişiklik meydana getirmesiyle oluşmaktadır. Güneşe sık maruz kalan yerlerde; çiller, farklı renkte lekeler, deride sertleşme ve kalınlaşmalar oluşabilmektedir. Güneşin uzun sürede ortaya çıkan bu etkisi erken deri yaşlanması olarak da adlandırılmaktadır. Gençlik aşısı olarak ta bilinen PRP (Platelet Rich Plasma- Platelet Yönünden Zenginleştirilmiş Plazma) yöntemiyle yazın da daha genç bir görünüm elde edilebilmektedir. PRP uygulaması; bir kişiden 8-10 cc gibi bir miktarda kanın alınarak özel bir tüpte santrifüj işlemine tabi tutulduktan sonra bileşenlerine ayrıştırılması ve PRP’nin (Platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma’nın) yine aynı kişiye enjeksiyon yolu ile geri verilmesini temel alan bir uygulamadır. Avrupa da yaygın olarak kullanılan bu yöntem FDA onaylıdır.’nin iyileştirici etkisini şöyle açıklayabiliriz: “Vücudumuzda bir yer kesildiğinde o bölgeye ilk toplanan hücreler, kanın pıhtılaşmasını sağlayan platelet ya da trombosit olarak adlandırılan hücrelerdir. Plateletler ya da trombositler, vücudumuzda hasar gören dokuların onarımını sağlamak için gerekli büyüme faktörlerini yapısında barındıran kan bileşenleridir. PRP uygulamasında ise hedef dokuya kan dolaşımı ile taşınacak miktardan daha fazla sayıda platelet verilebilmektedir, çünkü PRP ile elde edilen trombositlerin yoğunluğu kandakinden 2 ila 4 kat fazladır. Bu uygulama sonucu hasarlı dokunun onarımı da bu kadar hızlı ve güçlü bir şekilde başlamaktadır.

    Yazın sık görülen bir diğer cilt sorunu da aşırı terlemeye bağlı gelişen ve halk arasında“isilik” denilen bir durumdur. Yazın artan ısı, öncelikle metabolizmada hızlanmaya, ter bezi aktivitesinde artmaya neden olur. İsilik aşırı üretilen terin deriye atılamaması sonrasında gelişir ve küçük, kaşıntılı, bazen yanma duygusuna yol açan lezyonlar gelişir. Sık banyo yapılmadığında, aşırı giyinme devam ettiğinde bu küçücük sivilceye benzeyen kızarıklıklar, daha büyük çıbana benzeyen sivilcelere dönüşebilir. Hava sıcaklıklarının artması ile birlikte aşırı terleme sonucunda kıvrım bölgelerinde ( kasık, koltuk altı, parmak arası, kadınlarda meme altı ya da arası) yine pişik dediğimiz kaşıntılı kızarıklıklar görülebilir. Bu bölgelerin ıslak ya da nemli kalması, maya hücrelerini harekete geçirerek mantar hastalıklarının oluşmasına da neden olur. Özellikle ayaklarda kötü kokular, pişiğe benzeyen görüntüler ve şiddetli kaşıntılar başlayabilir. Tatil anlayışımızdaki deniz ve havuz alışkanlıklarımız da bazı cilt hastalıklarının oluşumunu kolaylaştırmaktadır. Duş alınmadan girilen havuzlar, ya da çıktıktan sonra duş almamak enfeksiyon hastalıklarının bulaşmasını ve oluşmasını kolaylaştıran en önemli yoldur. Bu enfeksiyonlardan en sık rastlananı da molluskum, siğiller, mantar enfeksiyonlarıdır ki; bazen tedavileri uzun zaman alabilir veya tedaviye yanıt vermeyebilir.Havuz kenarlarında çıplak ayakla yürümek de bu hastalıkları bulaştırmamıza ya da kapmamıza neden olur. Mutlaka terlik kullanma alışkanlığı geliştirmemiz gerekmektedir. Terlik deyince de bilinmesi gereken önemli hususlar vardır: parmak arası ya da kapalı terlikler yazın pişiklerin, ya da nasırları temel nedeni olabilir. Çünkü sürtünme travması, deri sağlığı için istenilen bir pozisyon değildir. Yumuşak hava alan, deriye sürtme ya da terletme duygusu vermeyen terlikler kullanmak daha doğrudur.

    Otellerde kullanılan ortak alanlar ne kadar hijyenik görülürse görülsün, bu mekanlarda kullanılacak ya da temas edilecek yerlere şahsi eşyalarımızla gidersek yine bulaşıcı hastalıklardan korunmak için önemli bir adım atmış oluruz. Mesela sauna, hamam, buhar odaları gibi yerlere terlikle girmek, oralarda oturacağımız yerlerde havlu kullanmak riskleri minimuma indirecektir.

  • Cilt hastalıklarında mikro fototerapiler

    Cilt Hastalıklarında Mikro Fototerapiler

    Günümüzde Psoriasis – Sedef, Vitiligo-Ala, Alopesi – Saç kıran, egzama ve birçok cilt hastalıklarında Lazer ve Işık sistemleri etkin klinik sonuçları ve geniş güvenlikleri ile başarıyla kullanılmaktadır.

    Cilt hastalıklarında güneş ve yapay güneş ışık kaynakları geçmişten beri kullanılmaktadır. Bu tedaviler “Foto-tedavi” başlığı altında sınıflandırılmıştır. Foto-tedaviler dalga boyları belirlenmiş özel lambalar ile gerçekleştirilmektedir. Klasik UVB fototerapisi, PUVA, Dar bant UVB fototerapisi gibi. Ancak bu tedavilerde hastalıklara spesifik bir ışınım dalga boyunun olmaması ve tüm vücudun ışınıma maruz kalması temel sıkıntılardı. Bu tedavileri gören hastaların uzun sureli takiplerinde deride erken yaşlanma, cilt kanserleri gelişme riskinde atışlar gözlenmiştir. Bu sonuçlardan yola çıkılarak “Hedefe Yönelik Fototerapi” geliştirilmiştir. Hedefe Yönelik Fototerapi “mikro-fototerapi” veya “seçici fototerapi” olarak da isimlendirilmektedir. Bu yöntemle klasik fototerapilerde verilebilenden çok daha yüksek ultra viole-UV dozları kısa süre içinde, sadece tedavi edilmek istenen hastalıklı alana uygulanabilmektedir.

    Hedefe Yönelik Foto-tedaviler içerisinde yer alan 308 nm monokromatik-tek dalga boyu son dönemde ön plana çıkmaktadır. Bunlara 308 nm MEI sistemleri denilmektedir. (MEI; monokromatik yani tek dalga boyu içeren ışık anlamına gelmektedir.) Yapılan çok sayıda klinik çalışmada, başta psoriasis ve vitiligo olmak üzere birçok dermatolojik hastalıklarda oldukça başarılı sonuçlar bildirilmektedir.

    MEI Tedavi sistemlerinin Lazer ve Lazer dışı MEI olmak üzere iki farklı tipi geliştirilmiştir.

    Lazer MEI tedavi sistemleri; lazer tedavilerde kullanılabilecek ideal ve tutarlı bir enerji kaynağıdır. Fiber optik bir kablo ile hastalıklı alana uygulanmaktadır. Lazer ışınımın uygulama alan boyutu kullanılan lazer modellerine göre 14 mm ile 30 mm arasında değişmektedir. Ancak bu uygulama boyutları geniş alan tutulumlu cilt hastalıkları için düşük uygulama alanı ve uzun tedavi süresi anlamına gelmektedir. Bir diğer dezavantajı ise uygulama alanının merkezindeki enerji yoğunluğunun, çevreden yaklaşık 1.3-1.8 kat fazla olmasıdır. Bu uygulama merkezinde ve atımlarla çakışan alanlarda fazla doz birikimi ile yanık ve su toplaması gibi yan etkiler anlamına gelmektedir. Lazer sistemleri pahalı sistemlerdir.

    Lazer olmayan MEI tedavi sistemleri; tek dalga boyuna sahip- monokromatik ışık kaynakları kullanılarak hastalıklara spesifik ve tutarlı bu sistemler geliştirilmiştir. 308 nm dalga boyu en sık kullanılanıdır. Fleksible bir kablo ile hastalıklı alana uygulanır. Uygulama alanı 30 cm2, 2 cm2 ve 1 cm2 arasında değişmektedir. Böylece tedavilerde daha geniş alanlara hızlı uygulama kolaylığı sağlanmaktadır. Klinik karşılaştırmalı çalışmalar hastalıklardaki etkinliğinin lazere eşdeğer olduğunu göstermektedir. Tedavi maliyetleri lazer sistemlerinden daha ucuzdur.

    MEI tedavi sistemlerinin klinik kullanım alanları;

    * Psoriais- Sedef Hastalığı

    * Vitiligo- Ala Hastalığı

    * Alopesi- Saç kıran Hastalığı

    * Atopik Dermatitis-Kronik egzama

    * Seborek Detaititis-Yağlı egzama

    * Tedavilere dirençli lokal egzamalar; özellikle el içi ve ayak tabanı egzamaları

    * Cilt gençleştirme

    * Güneş hasarına bağlı gelişen lentigo gibi lekeler

    * Aktinik Keratozis, Seboreik Karatozis gibi prekanseröz cilt hastalıkları

    * Mikozis fungoides ve lenfomatoid papilozis olarak adlandırılan cilt lenfomaları

    * Oral liken planus

    * Hipopigmentasyon(deri rengi azalması); Stria alba ve Guttate hipomelanosis, skar-iz, yara ve yanık sonrası deri renk azalmalarında.

    * Lökoderma(deride renk kaybı); Yaralanma, travma, lazer epilasyon yada diğer lazer tedavileri sonrası deri renk kayıplarında

    MEI tedavi sistemlerinin kullanılabilmesi için;

    * Hasta yaş sınır bulunmamaktadır.Çocuklarda güvenle kullanılabilmektedir.

    * Tedavilerin başlanabilmesi için hastalıkların stabil olması, yani yeni lezyonların çıkmaması ve eski lezyonlarda şikayetlerin artış göstermiyor olması gerekmektedir. Bu dönemdeki hastalara öncelikle medikal tedaviler başlanır. Hastalık stabil olduktan sonra MEI tedavilerine geçilmektedir.

    * Hastalarda güneş ve yapay ışık kaynaklarına karşı aşırı duyarlılığının olmaması gerekmektedir.

    * Hastada daha önce “Maling Melanoma, BCC ve SCC” gibi cilt kanserlerinin olmaması yada bu kanserler yönünde riskler taşımıyor olması gerekmektedir.

    * Güneş ve ışığa karşı duyarlılığı arttıran; ACE inhibötörü, NSAI, amodarone, fenotiazid, ciproflaxacine, protriptilin, nalidic asit, sulfonamidler, tetrasiklin, nifedipine, thiazid, katran, psoralene, griseofulvin, halojenli salisikanilid, bazı besin boyaları ve besin katkıları kullanılmamalıdır.

    * MEI tedavi sistemleri diğer lazer tedavilerinde olduğu gibi yaz döneminde kısıtlanmaz ve hastadan güneşten korunması istenmez. Tam tersine tedaviler güneş döneminde daha başarıldır.

    * Gebelerde ve emziren annelerde rahat ve güvenli kullanılabilmektedir.

    Tedavi nasıl uygulanmaktadır;

    * Tedavi uygulamaları ve hasta değerlendirmeleri tamamen doktor tarafından yapılmaktadır.

    * Hastanın tüm vücut sistemi ve tam dermatolojik değerlendirmesi ile hastalıklar yönünde muayenesi son derece önemlidir. Hastalıklı alanlar dermatolojik skorlama yöntemleri ile ölçülerek vücut yaygınlık indeksleri ve hastalık şiddeti ölçülmektedir. Hastalıklı alanlar tedavi öncesi fotoğraflanmaktadır. Tüm bilgi ve veriler bilgisayar ortamında arşivlenmektedir.

    * Tedaviye başlamadan önce hastanın cilt tipi belirlenir. Başlangıç uygun dozun hesaplanması için MED (minimal erythem dose=minimal kızarıklık oluşturan doz) testi yapılmaktadır. Bunun için hastanın sağlam derisine 3 farklı noktaya cilt tipine gore uygulama yapılmaktadır. Bu uygulamadan 1-2 gün sonra test alanları değerlendirilerek hastaya spesifik dozlar ve uygulama süresi belirlenmektedir.

    * Her hasta ve hastalık için spesifik değerler ve uygulanacak tedavi protokolleri belirlenmektedir.

    * Kullanılan sistemin ergonomik yapısı ve uygulama başlık çaplarının çeşitliliği vücudun zor (koltuk altı, saçlı deri, genital bölge ve parmak arası gibi) ve küçük bölgelerinde bile uygulamanın kolay, konforlu ve hızlı yapılabilmesini sağlamaktadır.

    * Hastalıklara spesifik dalga boyu hastalıklı tüm alanlara tek tek uygulanır.

    * Uygulama sırasında hastalıksız sağlam deri özel yöntemlerle korunur.

    * Tedavi sırasında hasta sadece uygulama yerinde hafif bir ısı artışı hissedebilmektedir. Yanma ve ağrı kesinlikle oluşmamaktadır.

    * Hastalıklara, başlanan dozlara, hastanın sosyal konuuna gore hastaya spesifik tedavi programı çıkarılmaktadır.

    * Hasta her seansta tekrar değerlendirilmekte ve fotoğraflanmaktadır.

    * Uygulama süresi 30 cm2 bir anatomik alanda en fazla 1.5 dakikadır.

    * Seans aralıkları haftada 1-3 arasında değişmektedir. Hastalıklarda klinik cevap alındıktan sonra seans aralıkları 1-2 ayda bir olacak şekilde uzmakatadır.

    * Tedavi uygulaması sonrası hastanın günlük ve sosyal hayatında kısıtlamalar yapılmamaktadır.

    * MEI tedavi sistemleri diğer medikal tedaviler ile birlikte kullanılabilmektedir.

    Yan etkiler nelerdir?

    * Eritem-kızarma; uygulama yerinde seanstan 12-24 saat içerisinde kızarma oluşmaktadır. Bu güneş yanığına çok benzemektedir. Bu hastalığa ve uygulamanın dozuna bağlıdır. (Örneğin vitiligo hastalarında daha fazla eritem gelişmektedir.) Bir kaç gün sonra kızarma hafif deri kuruması ve kepeklenme ile kaybolmaktadır.

    * Blister(su toplaması); uygulama yerinde yanık olabilmektedir. Bu tamamen uygulamanın yanlış yapılmasından yada doktorun klinik etkinlik için yüksek dozlar seçmesinden kaynaklanmaktadır. Gelişen bu yanık iz bırakmaz ve basit tedaviler ile düzelmektedir.

    * Renk koyulaşması (hipepigmentasyon); özellikle koyu tenlilerde uygulama yerinde ve çevresindeki normal deride daha belirgin olmak üzere renk koyulaşması gelişmektedir. (Bronzlaşma gibi.)

    * El içi ve ayak tabanına yerleşen hastalıkların tedavisinde daha uzun süren kırmızılık, ödem ve kuruluk gelişmektedir. Bazı hastalarda bu yan etkiye kaşıntıda eklenmektedir. Nemlendirici kullanımı ile bu yan etkiler rahatlamakta ve 2-3 gün içerisinde kaybolmaktadır.

    * Bu tedavilerin takiplerinde hastaların deri ve genel sistemlerin başka ciddi yan etkilere rastlanmamıştır.

  • Trombositten zengin plazma

    TROMBOSİTTEN ZENGİN PLAZMA(TZP)

    Trombositten Zengin Plazma (Platelet rich plasma:PRP)1970'lerin başında çok bileşimli kan ürünlerinin bir yan ürünü olarak geliştirilmiştir. O yıllardan beri özellikle ortopedik,1 periodontik,2 maksillofasiyal,3 plastik,4 torakal,5 damar cerrahisi6-7 ve oftalmolojide8 kullanıldığı bilinmekle birlikte, son zamanlarda dermatoloji pratiğinde de yeni endikasyonlarda kullanımı dikkat çekmektedir .

    Otolog trombositten zengin plazma; santrifüj kullanılarak kişinin kendi kanından elde edilen, büyüme faktörlerinden zengin trombosit konsantrasyonu yüksek olan plazmayı ifade eder. TZP'deki trombosit yoğunluğu ve aktivitesi tam kandakinden 4 kat daha fazladır9.Trombositler; hemostazdaki rolü yanında, doku hasarında α-granüllerinden büyüme faktörleri salgılayarak doku onarımında da önemli role sahiptir10. Alfa granülleri; trombosit kaynaklı büyüme faktörü (platelet-derived growth factor: PDGF), dönüştürücü büyüme faktörü α ve β (transforming growth factor : TGF- α ve TGF- β), epidermal büyüme faktör (epidermal growth factor: EGF) ve damarsal endotelyal büyüme faktörü (vascular endothelial growth factor: VEGF) gibi çeşitli büyüme faktörleri ayrıca sitokinler ve kemokinler içermektedir 11-14.Büyüme faktörleri, sitokin, kemokin ve integrin olarak bilinen diğer sekretuar moleküller genç trombositlerde fazladır, trombositlerin 7-10 günlük yaşam süreleri boyunca az miktarda salgılanmaya devam eder. PDGF; endotel hücrelerinin büyümesini uyararak hasarlı bölgedeki fibroblastların sayısını arttırır, nötrofil ve monositlerin farklılaşmasını sağlar. Böylece kapiller damar oluşumu, kolajen üretiminin arttırılması ve granülasyon oluşumu desteklenir. TGF- β derinin yeniden yapılandırılmasında hayati önem taşımaktadır: Örneğin yara iyileşme sürecinde bizzat kolajen sentezini uyarmasının yanında, PDGF ile birlikte inflamatuvar yanıta da katılır ve ekstrasellüler matriks sentezini uyarır12. EGF kemotaksiste rol alır, keratinosit ve fibroblastların çoğalmasını uyarır. Çoğalan fibroblastlar kolajen üretimini arttırır. VEGF endotel hücrelerin çoğalmasını uyarır, böylece yeni damar oluşumunu arttırır, mevcut kapiller damar geçirgenliğini arttırır ve hücre büyümesi ve anjiogenez için gerekli mikroçevreye katkıda bulunur. İnsülin benzeri büyüme faktörü (Insulin like growth factor: IGF), IGF-1 ve IGF-2 dahil, vasküler endotel hücreleri için kemotaktik role sahiptir. Böylece vasküler endotel hücrelerinin hasarlı alana migrasyonunu uyarır, anjiogenezi destekler ve PDGF ile birlikte endotel ve epidermis yenilenme oranını arttırır 12-16.

    TZP'nin dermatolojik kullanım alanları

    Trombositten zengin plazmanın tedavide kullanılması fikri çok miktarda büyüme faktörü içermesinden kaynaklanmıştır. Büyüme faktörleri klinik olarak kronik yaraların tedavisinde, yumuşak doku hasarında, kemik bozukluklarında, kırışıklık giderilmesinde ve akut travmalarda kullanılmaktadır.Dermatokozmetolojik uygulamalarda çeşitli endikasyonlarda yer bulmaktadır13-20. Tablo 1.'de sunulan bu kullanım alanlarında sonuçlar klinik gözlemlere dayanmakta olup, kontrollü çalışmalara gereksinim vardır.

    Eppley ve ark.13 tarafından yapılan bir araştırmada kronik, iyileşmeyen kutanöz ülserlerin tedavisinde granülasyon dokusunun epitelizasyonunu hızlandırmak için otolog trombosit faktörlerinin kullanılabileceği ileri sürülmüştür. Bu çalışmanın, kronik deri ülserlerinin iyileşmesini hızlandıran, otolog kandan elde edilen aktive edici faktörlerin kullanıldığı ilk klinik uygulama olduğu bildirilmiştir. Başka bir çalışmada, TZP derideki ülserlerde kullanılmış, dokuda granülasyon dokusu oluşumu ve epitelizasyonun hızlanmasında etkili olduğu gösterilmiştir12.

    Trombositten zengin plazma, derinin destek dokuların zaman içinde azalmasıyla ortaya çıkan yüz ve boyun kırışıklıklarında, deri sarkması ve pigmentasyon sorunlarında oldukça etkili bulunmaktadır. Deri yaşlanması; kronolojik yaşlanma sonucu derinin koruyucu fonksiyonlarında düşüş olması yanında sigara, güneşe maruziyet(fotoyaşlanma) ve çeşitli kimyasallara maruziyet gibi çevresel faktörlerin etkileşiminin doğal bir sonucudur. Fotoyaşlanmanın en önemli sebebi olan UVB'nin, dermal fibroblastlardan kolajenaz üretimini arttırdığı ve kolajenaz gen ekspresyonunu uyardığı gösterilmiştir21,22. Sürekli UVB'ye maruz kalan deride, kolajen dejenerasyonu, dermal ekstrasellüler matriks bütünlüğünün bozulması ve elastik dokudaki değişiklikler deri direncinde azalmaya neden olarak kırışıklıklara yol açar. Topikal büyüme faktörlerinin uygulanması; yeni kolajen sentezinin arttırılmasını sağlayarak foto yaşlanmış yüz derisinin gençleştirilmesi ve klinik görünümün iyileştirilmesini sağlar17. Na JI ve ark.14 kırışıklık azaltılması ve skar tedavisinde kullanılan fraksiyonel karbondioksit lazer uygulamalarından sonra hastalara TZP uygulanmasıyla, yara iyileşmesinde hızlanma, eritem gibi geçici istenmeyen etkilerde azalma ve deri sıkılığında artma olduğunu bildirmişlerdir. TZP aşırı damar oluşumuna neden olmaksızın yeterli düzeyde vaskülarizasyon sağlar. Böylece fraksiyonel yüzey yenileyici CO2 lazerden sonra gelişebilen eritem süresi kısalır14.

    TZP uygulaması üst yüz bölgesinde alın, göz kenarı kırışıklıklarında, zigomatik bölge sarkmalarında başarı ile uygulanmaktadır. Orta ve alt yüz bölgesinde burun kenarı kırışıklıklarında, çene köşeleri sarkmalarında, çene altı sarkmalarında, boyun ve dekolte kırışıklık ve sarkmalarında TZP uygulaması sonucunda etkin sonuçlar alınmaktadır23.

    Lee ve ark.15akne skarı tedavisinde ablatif karbondioksit fraksiyonel lazer uygulamasına TZP enjeksiyonunun eklenmesi sonucunda, istatistiksel olarak anlamlı olmasa da iyileşmenin daha hızlanmış olduğunu gözlemlemişlerdir. Bu çalışmada fraksiyonel lazer uyguladıktan sonra yüzün bir yanına 20 noktaya, 1.5-2 cm arayla, 0.3ml TZP intradermal olarak uygulanmış, 4 ay sonraki sonuçlar serum fizyolojik uygulanan diğer yüz yarısıyla karşılaştırılmıştır. 1 ay sonra işlem tekrarlanmıştır15.

    Jeong ve ark.24 ise tedaviye dirençli lipodermatosklerozlu bir vakada yapılan intralezyonel TZP uygulaması ile yüz güldürücü sonuç aldıklarını bildirmişlerdir.

    TZP'deki TGF-β; laminin, kolajen IV ve tenascin gibi bazal membran protein sekresyonunu uyarmaktadır. Bazal membranın hızlı onarılması sayesinde inkontinensia pigmenti gibi lezyonlar için uygulanan fraksiyonel CO2 lazerden sonra pigmentasyon gelişmediği bildirilmektedir. Öte yandan TGF- β'nın da melanogenezi azalttığı bilinmektedir25. Böylece hamilelik, yaşlılık, güneş hasarı nedeni ile oluşmuş pigmentasyon bozuklukları ve derideki skarlar ile strialarda da uygulanabilmektedir.

    TZP uygulaması ile saçlı deride, saç dökülmesi, saçlarda kırıklık, cansızlık mat görünüş şikayeti olan kişilerde başarılı sonuçlar alınmaktadır. Saç dökülmesini durdurması yanında, saç köklerini uyararak saç büyümesini aktive eder. İnce olan saçların büyümeleri aktive edildiğinde daha kalın, sağlıklı görünüme kavuşurlar. TZP uygulaması zaman içerisinde tamamen dökülmüş olan saçların yeniden çıkmasını sağlamaz, mevcut saçların daha sağlıklı olması, dökülmenin durması, saçların daha sağlıklı hale gelmesi sağlanır. Takikawa M ve ark.26 da TZP uygulamaları ile saç büyümesinde olumlu sonuçlar bildirmişlerdir.

    TZP hazırlanması ve uygulama

    Çeşitli TZP hazırlama yöntemi olsa da bunların çok azı FDA tarafından onaylanmıştır(Örn:Smart PReP ve trombosit konsantrasyon toplama sistemi:PCCS). Farklı sistemlerle elde edilen plazmadaki trombosit konsantrasyonları 2-8 kat artmış olur, dolayısıyla içerdikleri büyüme faktörleri farklıdır27,28. Uygulayıcılar FDA'nın onayladığı ve daha fazla büyüme faktörü elde edilebilen sistemleri tercih etmelidir. TZP hazırlamak için hastadan asit sitrat dekstroz(ACD) içeren antikoagülanlı tüplere venöz kan(antikoagülan/kan oranı: 1/10 olacak) alınır, 10 saniye birbiriyle karışması sağlanacak şekilde çalkalanır. Düşük devirde (3000rpm, 3 dakika) santrifüje edildiğinde tüpte üç kısım ayırt edilir. Alt kısımda eritrositler, orta kısımda buffy coat adı verilen trombosit-lökosit karışımı, en üstte ise plazma bulunur. Buffy coat dikkatlice çekilerek konsantre TZP kullanılabilir veya buffycoat ve üstteki trombositten fakir plazma yeniden 4000 rpm de 3 dakika santrifüje edilince konsantre TZP elde edilmiş olur15. Elde edilen plazma alınan kanın sadece %10'udur.Buna trombin, kalsiyum glukonat veya kalsiyum klorid gibi trombosit agonistleri eklenerek aktive edilir. Böylece trombositler degranüle olur ve büyüme faktörleri ortama verilir. Bu faktörlerin salınması kanın pıhtılaşmasından 10 dakika sonra başlar ve %95'i ilk bir saat içinde salgılanmış olur. Trombositlerin in vivo ömrü yaklaşık 9–10 gündür, oda sıcaklığında belli şartlarla 5 gün saklanabilir ama büyüme faktörü salınmı zaten çok azdır. Santrifüj sırasında, trombositlerin membran stabilizasyonunun korunması ve işlem öncesinde trombosit degranülasyonunun olmaması için düşük G gücü kullanılması çok önemlidir15, 29,30.

    Trombositten zengin plazma topikal veya enjeksiyonla uygulanabilir. Enjeksiyonlar enellikle intradermal veya subdermal olarak yapılmaktadır. Dolgu enjeksiyonu veya mezoterapide uygulanan enjeksiyon teknikleri kullanılabilir. Uygulama tekniği hakkında belli protokoller olmamakla birlikte saçlı deri için; nokta tekniği, deri yenilemede nappaj ve nokta tekniği birlikte, dolgu için de tünel tekniği kullanılabilir. Akne skarlarının tedavisinde önce subcisionyapılıp o alana TZP verilebilir. TZP uygulamalarından sonra belirgin klinik iyileşme 1-2 haftada gözlenir. Maksimum etki için 2-3 hafta ara ile 3-4 uygulama yapılması gerekmektedir18,31.

    TZP kontrendikasyonları

    Trombositopenik, hipofibrinojenemisi, karaciğer hastalığı, malignitesi olan hastalar; akut ve kronik enfeksiyonlarda, hamile ve emzirenlerde, otoimmün hastalığı olanlarda, kan ve kan ürünlerine karşı hassasiyeti olduğu bilinen kişilerde TZP kullanımından kaçınılmalıdır32.

    TZP yan etkileri

    TZP uygulamasında yan etki görülme riski hastanın kendi trombositleri kullanıldığı için oldukça düşüktür. Uygulama enjeksiyon yolu ile yapıldığı için; enjektörün deriye giriş tekniğine bağlı olarak bazı lokal yan etkiler görülebilir. Enjeksiyon yerinde oluşabilen ekimozlar, küçük çaplı olup birkaç gün içersinde tedaviye gerek olmadan iyileşir. Uygulama sırasında oluşan kızarıklık da tedavi gerekmeksizin 30-40 dk'da kendiliğinden kaybolur. Uygulama sonrasında deride hissedilen gerilme hissi 1-2 saat içersinde kaybolur. TZP uygulamasında hastanın kendi kanı kullanıldığı için herhangi bir alerjik reaksiyon görülmesi söz konusu değildir.

    Sonuç olarak TZP pratik bir yöntem olup ciddi yan etkilerinin olmaması, yaygın skar dokusu oluşturmaması, malign transformasyonlara sebep olmaması, kolay bulunabilir ve ucuz elde edilebilir olması alternatif tedavi yöntemi olarak ilgi çekmektedir. Bununla birlikte geniş serili klinik ve fibroblastlar üzerindeki etkilerini doğrulayan deneysel çalışmalarla bu bulguların desteklenmesine ihtiyaç vardır.

    KAYNAKLAR:

    1. Savarino L, Cenni E, Tarabusi C, Dallari D, Stagni C, Cenacchi A, Fornasari PM, Giunti A, Baldini N. Evaluation of bone healing enhancement by lyophilized bone grafts supplemented with platelet gel: a standardized methodology in patients with tibial osteotomy for genu varus. J Biomed Mater Res B Appl Biomater 2006;76:364-72.

    2. Hanna R, Trejo PM, Weltman RL. Treatment of intrabony defects with bovine-derived xenograft alone and in combination with platelet-rich plasma: a randomized clinical trial. J Periodontol 2004;75:1668-77.

    3. Marx RE, Carlson ER, Eichstaedt RM, Schimmele SR, Strauss JE, Georgeff KR. Platelet-rich plasma: growth factor enhancement for bone grafts. Oral Surg Oral Med Oral Pathol Oral Radiol Endod 1998;85:638-46.

    4. Powell DM, Chang E, Farrior EH. Recovery from deep-plane rhytidectomy following unilateral wound treatment with autologous platelet gel: a pilot study. Arch Facial Plast Surg 2001;3:245-50.

    5. Englert SJ, Estep TH, Ellis-Stoll CC. Autologous platelet gel applications during cardiovascular surgery: effect on wound healing. J Extra Corpor Technol 2005;37:148-52.

    6. Knighton DR, Doucette M, Fiegel VD, Ciresi K, Butler E, Austin L. The use of platelet derived wound healing formula in human clinical trials. Prog Clin Biol Res 1988;266:319-29.

    7. Crovetti G, Martinelli G, Issi M, Barone M, Guizzardi M, Campanati B, Moroni M, Englert SJ, Estep TH, Ellis-Stoll CC. Autologous platelet gel applications during cardiovascular surgery: effect on wound healing. J Extra Corpor Technol 2005;37:148-52.

    8. Korobelnik JF, Hannouche D, Belayachi N, Branger M, Guez JE, Hoang-Xuan T. Autologous platelet concentrate as an adjunct in macular hole healing: a pilot study. Ophthalmology 1996;103:590-4.

    9. Marx RE, Carlson ER, Eichstaedt RM, et al. Platelet-rich plasma: growth factor enhancement for bone grafts. Oral Surg Oral Med Oral Pathol Oral Radiol Endod 1998;85:638-646.

    10. Eppley BL, Pietrzak WS, Blanton M. Platelet- rich plasma:a review of biology and applications in plastic surgery. Plast Reconstr Surg 2006;118:147-159.

    11. Weibrich G, Hansen T, Kleis W, et al. Effect of platelet concentration in platelet-rich plasma on peri-implant bone regeneration. Bone 2004;34:665-671

    12. Tamariz-Dominque E, Castro-Munozledo F, Kuri-Harcuch W. Growth factors and extracellular matrix proteins during wound healing promoted with frozen cultured sheets of human epidermal keratinocytes. Cell Tissue Res 2002;307:79-89.

    13. Eppley BL, Woodell JE, Higgins J. Platelet quantification and growth factor analysis from platelet-rich plasma: implications for wound healing. Plast Reconstr Surg 2004;114:1502-1508.

    14. Na JI, Choi JW, Choi HR, Jeong JB, Park KC, Youn SW, Huh,CH. Rapid healing and reduced erythema after ablative fractional carbon dioxide laser resurfacing combined with the application of autologous platelet-rich plasma. Dermatol Surg 2011;37:463–468.

    15. Lee JW, Kım BJ, Kım MN, Mun S K. The Efficacy of autologous platelet rich plasma combined with ablative carbon dioxide fractional resurfacing for acne scars: A simultaneous split-face trial. Dermatol Surg 2011;37:931–938.

    16. Crovetti G, Martinelli G, Issi M, Barone M, Guizzardi M, Campanati B, Carabelli A. Platelet gel for healing cutaneous chronic wounds. Tranfusion and Apheresis Sci 2004;30:145-151.

    17. Kakudo N, Minakata T, Mitsui T, Kushida S, Notodihardjo FZ, Kusumoto K. Proliferation-promoting effect of platelet rich plasma on human adipose-derived stem cells and human dermal fibroblasts. Plast Reconstr Surg 2008;122:1352-1360.

    18. Sclafani AP.Platelet -rich fibrin matrix for improvement of deep nasolabial folds.J Cosmet Dermatol 2010;9:66-71.

    19.Lemperle G, Holmes RE, Cohen SR et al.A classification of facial wrinkles.Plast Reconstr Surg 2001;108:1735-1750.

    20. Redaelli A, Romano D, Marciano A. Face and neck revitalization with platelet –rich plasma (PRP):clinical outcome in a series of 23 consecutively treated patients. J Drugs Dermatol 2010; 9:466-472.

    21. Bernstein EF, Chen YQ, Kopp JB, Fisher L, Brown DB, Hahn PJ, et al. Long-term sun exposure alters the collagen of the papillary dermis. Comparison of sun-protected and photoaged skin by northern analysis, immunohistochemical staining, and confocal laser scanning microscopy. J Am Acad Dermatol 1996;34:209-218.

    22. Fitzpatrick RE, Rostan EF. Reversal of photodamage with topical growth factors: a pilot study. J Cosmet Laser Ther 2003;5:25-34.

    23. Kım DH, Je YJ , Kim CD, Lee YH, et al. Can platelet- rich plasma be used for skin rejuvenation?EEvaluation of effects of platelet- rich plasma on human dermal fibroblast. Ann Dermatol 2011;23:424-431.

    24. Jeong KH, Shin MK, Kim N. Refractory lipodermatosclerosis treated with intralesional platelet-rich plasma. J Am Acad Dermatol. 2011.06.040

    25. E.Burd A, Zhu N, Poon VK. A study of Q-switched Nd:YAG laser irradiation and paracrine function in human skin cells. Photodermatol Photoimmunol Photomed 2005; 21:131-7.

    26. Takıkawa M, Nakamura S, Nakamura S, Ishırara YM, Kıshımoto ZS, SasakıYK, Yanagıbayashı S, Azuma R, Yamamoto N, Kıyosawa T. Enhanced effect of platelet-rich plasma containing a new carrier on hair growth. Dermatol Surg 2011;37:1721–1729.

    27. Zimmermann R, Jakubietz R, Strasser E, et al. Different preparation methods to obtain platelet component as a source of growth factors for local application .Transfusion 2001;41:1217-1224.

    28. Marx RE. Platelet rich plasma :Evidence to support its use. J Oral Maxillofac Surg2004;62:489-496.

    29. Robiony M, Polini F, Costa F, Politi M. Osteogenesis distraction and platelet- rich

    plasma for bone restoration of the severely atrophic mandible:Preliminary results. J Oral Maxillofac Surg. 2002; 60: 630-635.

    30. Gonshor A. Technique for producing platelet-rich plasma and platelet concentrate :background and process. Int J Periodontics Restorative Dent 2002;22:547-57.

    31. Anthony P, Sclafani M.D. Applications of platelet-rich fibrin matrix in facial plastic surgery. Facial Plast Surg 2009;25:270–276.

    32. Azzena B, Mazzoleni F, Abatangelo G et al.Autologous platelet-rich plasma as an adipocyte in vivo delivery system:case report . Aesthetic Plast Surg 2008;32:155-8.

    Tablo 1. TZP'nin Dermatolojik Kullanım Alanları

    Kronik deri ülseri

    Kırışıklık giderilmesi, deri gençleştirme

    Akne skarları

    Alopesi

    Melasma

    Ablatif lazer, kimyasal peeling, roller uygulamalarında yara

    iyileşmesini arttırmak ve hızlandırmak için

    ___________________________________________________

  • Elektro – kriyoterapi

    Akne ve yara izleri, vücut çatlakları, bazı cilt lekeleri çözümlenmesi zor olan problemlerdir. Estetik tıp alanında bu konularla ilgili yıllardır farklı yöntemler geliştirilmiş ve uygulanmıştır:

    1- Lazer tedavileri (Er:YAG, Er:Glass, CO2 lazerler ve bu lazerlerin fraksiyonel formları)

    2- Diğer yöntemler (Dermabrazyon, Mikrodermabrazyon, çeşitli derinlikle uygulanan kimyasal peelingler vb.)

    Tıbbi ve kozmetolojik tedavilerde en iyi sonucu alma amacının yanı sıra, istenmeyen yan etkileri mümkün olduğunca azaltmak da çok önemlidir. Günümüzde seçilen tedavi yönteminin etkinliği kadar, yan etkisinin olup olmaması, “down time” dediğimiz iyileşme sürecinin mümkün olduğunca kısa olması önemlidir.

    Bu noktalar dikkate alınarak geliştirilmiş olan “ELEKTROKRİYOTERAPİ” yöntemi,

    akne ve yara izleri, vücut çatlakları ve lekelerde etkin ve farklı bir metoddur. Yaklaşık -32 derecede soğuk etkisinin, belirlenen sürelerde cilde uygulanması ile tedavi gerçekleştirilir. Bu metodun etkisi ciltte 2-4 mm derinliğe kadar ulaşabilir. Zaten ciltteki asıl canlılık ve destek görevini sağlayan kolajen yapı bu derinlikte yer almaktadır.

    Sıvı azot gazı (-196 derece nitrojen) kullanılarak yapılan geleneksel kriyoterapi (dondurma tedavisi) tıpta, dermotoloji alanında çok uzun zamandan beri kullanılmakta olan bir tedavi yöntemidir. Ancak, bu eski yöntemde hızlı soğutmanın yapıldığı alanın orta kısmı aşırı donmakta, yan tarafındaki sağlam cilt yeterince korunamamaktadır. Etki edilmek istenen derinlik kontrolsüz olarak aşılmakta, bu nedenle de istenmeyen yan etkiler (ülserizasyon, renk bozukluğu, skar-iz vb.) oluşabilmektedir.

    Uygulamalar Nasıl Yapılır?

    Lezyonun ya da problemli bölgenin büyüklüğüne ve şekline göre uygun başlık seçilerek, hekim tarafından belirlenn sürede cilde temas edilir. Tedavi esnasında çok kısa süreli olarak, “soğuk ısırığı” diye ifade edilen bir his oluşur. Bunu hissetmek istemeyen hastalarda, tedaviden yarım saat kadar önce uygulama bölgesine topikal anestezik kremler uygulanabilir. Tedavi sonrasında uygulama bölgesinde 3-4 gün sürecek bir kabuklanma olur ve hafif pembe renkte yeni bir cilt oluşumu başlar, yaklaşık 3-4 haftada cilt tümüyle normale döner.

    Cilt problemlerinin türüne ve derinliğine göre seans sayısı değişkendir, ortalama 1-6 seans arasında uygulama gerekebilir.

    “ELEKTROKRİYOTERAPİ” yöntemi ile bir çok cilt problemi tedavi edilebilmektedir:

    a) Skar (yara izleri) – keloid

    b) Akne izleri

    c) Stria (deri çatlakları)

    d) Cilt lekeleri

    e) Cilt kırışıklıkları

    f) Diğer dermatolojik problemler (Aktinik keratom, hemanjiyom, nevus pigmentosum ve diğer ben çeşitleri, siğil, seboreik keratoz vb.)

  • Kıllarınız artıyorsa..

    Geçende bir hastam epilasyon için randevu almıştı. Odama gelip derdini anlatmaya başladı. Bacaklarındaki kıllar kalınlaşmıştı, bu yetmezmiş gibi göğsünde de kıllanma başlamıştı. Konuşurken dikkat ettim, hastamın sesi de biraz kalınlaşmış, yüz cildi yağlanmıştı. Siyah noktalar karşıdan bile fark ediliyordu. Dosyasına baktım, iki yıl önce böyle sorunların belirtisi yoktu. Bu arada biraz kilo da almıştı. Rejim yaptığı halde zayıflayamadığını anlattı. Anlaşılıyordu, olay sıradan bir epilasyon sorunu değildi besbelli…

    Biz kalıcı epilasyon talep edenleri sorgusuz sualsiz, plansız programsız tedaviye almayız. Çünkü kıllanma oldukça karmaşık bir sistemin ürünüdür. Örneğin hamilelikte, hormon bozukluklarında ve kortizon tedavileri sırasında veya bazı ilaçların yan etkisiyle vücutta tüylenme artabilir. Bu gibi geçici durumlarda hormonal dengesizliğin tedavi edilmesi, sorunu büyük ölçüde ortadan kaldırabilir ve kalıcı epilasyona gereksinimi azaltabilir. Çünkü ilaçların kesilmesinden sonra her şey normale döner. Ancak uzun süreli kortizon tedavilerinde kıllanma bazen çok rahatsız edici boyutlara varabilir. Böyle durumlarda bir yandan epilasyona devam etmeyi düşünebiliriz.

    Yukarıda bahsettiğim hastamın sorunu “HİRSUTİZM” adı verilen bir hastalıktı. Bu tip kıllanmanın tipik belirtileri; Kıllanmanın yanı sıra cildin yağlanması, sivilcelerde artış, saçlarda azalma, memeden süt gelmesi, kilo alma eğilimidir. İleri safhalarda seste derinleşme, artan kas yapısı, klitorisin büyümesi ve göğüslerin küçülmesi gibi erkeksi belirtiler meydana çıkar. Yüzde, karında ve göğüste kıllar kalınlaşır.

    Bu hastalığın gerçek nedeni tam olarak bilinmiyor. Ancak kadınların %10 u üretken yaşlarında, bu sorunu yaşarlar. En iyi bildiğimiz nedenlerden biri “ polikistik over sendromu (PCOS)”dur. Aşırı kıllanma erkeklik hormonu androjenlerin (genellikle testosteron) artmasına bağlıdır. Bazen ağırlıklı olarak kırmızı et ile beslenme hormon dengesini erkeklik hormonu lehine bozabilir.

    Aşırı kıllanmaya neden olabilen sorunlar:

    ▪ Adet düzensizlikleri

    ▪ Polikistik over sendromu

    ▪ Kıllanma birden bire ve çok hızlı gelişirse TÜMÖR’den kuşku duyulur.

    ▪ Bazı tümörler DHEA veya KORTIZOL salgılayarak kılların artmasına neden olurlar.

    ▪ PROAKTİN düzeyinin yüksek olması

    ▪ DOĞUM KONTROL İLAÇLARI’nın bazıları

    ▪ Bazen HAMİLELİK sırasında kıllanma artabilir.

    ▪ AŞIRI KİLO hormon dengelerini bozarak kıllanmaya neden olabilir

    Genetik faktörler, ırk ve etnik özelliklere bağlı olarak kıllanma değişik özellikler gösterir. Akdeniz’li kadınlarda kıllar daha uzundur. Öte yandan Amerikan yerlileri ve Asya’da yaşayan kadınlarda ve genel olarak sarışınlarda kıllanma daha azdır. Ailenin geçmişi, önceki nesillerin ne kadar kıllı olduğu da belirleyici bir etkendir.

    Tekrar başa dönecek olursam, kılların artması da, azalması da sıradan olaylar değildir. Saç dökülmesi bir yana, kıllarının azalmasından kimse şikayet etmez. Ama kıllar artıp kalınlaşıyorsa, işler değişir. Mutlaka kozmetiğin ötesinde üzerine gidilmesi, bir dizi araştırma yapılması, nedenlerinin bulunup ortaya çıkarılması gerekir.

    Kendinize iyi bakın,

  • ‘’yan etki ne kadar fazla ise, kanser tedavisinden yarar o kadar fazladır’’ inancı doğrulanıyor mu?

    Onkologlar birbirine zıt şu iki durumla çok karşılaşırlar: Kanser tedavisi alan hastalardan bir kısmı, yan etkiye daha fazla maruz kalırken, daha fazla fayda göreceğini düşünerek bu duruma az da olsa memnun olmaktadır. Bir kısmı ise herhangi bir yan etki görmemesine rağmen tedavinin etkin olamamasından endişe etmektedir. Doğrusu da gelişen yeni jenerasyon kemoterapötik ilaçların yan etki profilinin düşürülmesi için üzerinde çok çalışılması ve de toksisite için kullanılan ilaç yelpazesinde genişleme nedeni ile yan etkilerin sıklığı ve derecesi azalmıştı; eskisi kadar yoğun yan etkiler ile karşılaşılmamakta idi.

    Ancak 2005’ten sonra hedeflenmiş tedavilerin gündeme gelmesi ve uygulanması ile farklı yan etkiler görülmeye başlandı. Özellikle erlotinib-cilt döküntüsü, cetuximab-cilt döküntüsü, sunitinib-hipertansiyon gibi tedavi ajanı-yan etki eşleşmelerinde tedavi etkinliğinin arttığı çalışmalarda gösterilmiştir. Ayrıca yine tümör hücresinde artmiş 1000 kat etkinliği ile tümör semi selektif kabul edebileceğimiz kapesitabin-el ayak sendromu eşleşmesinde de bu etkinlik artışını görmüştük.

    Asıl bahsedeceğimiz, kanser tedavi potasında, cerrahi, kemoterapi, radyoterapi ve hedeflenmiş tedavilerden sonra 5. jenerasyon tedavi alanı olan immünoterapilerde ki yan etki-tedavi başarısı olacaktır.

    JAMA Oncology Eylül 2017 sayısında yayınlanan bir makalede, Akciğer karsinomu nedeni ile Nivolumab (Opdivo) tedavisi (immünoterapi) alan hastalar irdelendi, immünoterapiye bağlı yan etki gören hastaların tedavi yanıtı ve tedaviye yanıt süresi, yan etki görmeyen hastalardan daha fazla olduğu gösterildi. Tedavi yanıt süresi arasında, 9.2 aya karşı 4.8 ay gibi neredeyse 2 kat fark vardı ve anlamlı idi.

    Çok da anlamlı bulmadığımız ‘’Fazla Yan EtkiàArtmış Tedavi Yanıtı’’ inancı, yeni nesil tedavi ajanları sonrasında, kanıtlanmış bir argüman olarak yerini alacak gibi durmakta.

    Ama hedef ve isteğimiz her zaman ‘’Minimum Yan EtkiàMaksimum Tedavi Yanıtı’’ olacaktır.