Etiket: Yağ

  • 6-9 aylik bebeklerde beslenme

    6, 7, 8 ve 9 aylik bebek beslenmesi

    6. aydan itibaren katı gıdalara başlanabilir. Daha az alerjik olması nedeniyle sütlü pirinçli mamalar tercih edilebilir. Bu aydan sonra kahvaltı başlanabilir. Ayrıca ekmek ve çorbalar da verilebilir.

    Hazırlanan yiyecekler tuzlu ve baharatlı olmamalı iyice ezilmelidir. (mümkünse rondo vb. araçlar kullanılmamalıdır.)

    Kahvaltı hazırlama: Yumurta kaynatılır(tam pişmiş). Yumurta sarısının 1/8 kadarıyla başlanır. Zamanla miktarı arttırılır. İçin bir tatlı kaşığı kadar akşamdan tuzu alınmış beyaz peynir ilave edilir. Peynirinde miktarı zamanla arttırılmalıdır. Bir kibrit kutusu büyüklüğüne kadar çıkılabilir. 2-3 tane bebe bisküvisi konulur. Biberon maması veya taze meyve suyu veya meyve püresi ile ıslatılarak ezilir. (1 yaşına dek yumurta beyazı,bal ve inek sütü kullanmayınız.)

    ÇORBALAR:

    Yayla çorbası:

    ¾ su bardağı yoğurt

    ½ su bardağı su

    1 yemek kaşığı pirinç

    1 çay kaşığı sıvıyağ

    1 çay kaşığı un

    Pirinç ayıklanır, yıkanır ve su ile haşlanır. Ilımaya bırakılır, yoğurt ve ezilmiş un eklenir. Karıştırılarak pişirilir ve yağ eklenir.

    Tarhana çorbası:

    1 su bardağı su

    ½ yamak kaşığı tarhana

    1 tatlı kaşığı sıvıyağ

    Tarhana soğuk ile ezilir ve karıştırılarak pişirilir, yağ eklenir. (Tarhana acısız olmalıdır.)

    Sebze çorbası:

    1 küçük patates

    ¼ kabak

    ¼ havuç

    2-3 yaprak ıspanak (8. aydan sonra konulmalıdır.)

    1 çay kaşığı sıvıyağ

    1 su bardağı su

    Sebzeler yıkanır. Kabuklu sebzeler soyulur ve doğranır. Küçük bir tencerede kaynamakta olan suya atılır. Su sebzelerin üzerini örtecek kadar olmalıdır. Ateş kısılır, sebzeler yumuşayıncaya kadar pişirilir. Pişmiş sebzeler ezilerek süzgeçten geçirilir. Yağ eklenir.

    Mercimek çorbası:

    1 yemek kaşığı kırmızı mercimek

    1 su bardağı su

    1 çay kaşığı sıvıyağ

    Mercimek ayıklanır, yıkanır ve kaynamakta olan suya eklenir. Ateşin altı kısılır, mercimekler yumuşayıncaya kadar pişirilir, ezilir, yağ eklenir.

    ÖRNEK MENÜ:

    Kalkınca: Anne sütü veya biberon maması

    Sabah: Kahvaltı(yumurta sarısı, beyaz peynir, bebe bisküvisi)

    Ara: Anne sütü veya biberon maması

    Öğle Çorba, ekmek içi, yoğurt

    Ara: Meyve püre

    Akşam: Kaşık maması

    Yatarken Anne sütü veya biberon maması

    7 ve 8 aylik bebekler icin;

    Bu aydan sonra etler (dana , hindi, tavuk) ve sebze püreleri verilebilir. 7. aydan sonra anne sütü ile beraber çocuğun besin gereksinimlerini karşılamak için ek gıdalar yeterli miktarda alınmalıdır. Sebze pürelerine etler de katılarak verilebilir. 8. aydan sonra meyvelerden portakal ve mandalina, sebzelerden domates ve ıspanak verilebilir.

    Etleri hazırlama: Yağsız dana eti kıyma şeklinde çorbalara ve sebze pürelerine ilave edilerek başlanabilir. Tavuk ve hindi eti önce haşlanır. Daha sonra küçük parçalara ayrılarak yiyeceklerine ilave edilebilir.

    8. aylik bebeklerde sonra yağsız dana etinden iki veya üç kez çekilmiş kıyma ile yapılan baharatsı, tuzsuz ve soğansız köfte verilebilir.

    Sebze püre hazırlama: Sebzeler (kabak, havuç, patates, enginar, yeşil fasulye, bezelye) iyice yıkanır. (domates ve ıspanak 8. aydan sonra kullanılmalıdır.) kabukları soyulur.2 su bardağı su, 1 orta boy havuç, 1 küçük boy patates, 1 küçük boy kabak ile başlanır. (bebek bunları alınca azar azar diğer mevsim sebzelerinden ezilerek püre kıvamına getirilir. Üzerine 1 tatlı kaşığı zeytin yağı eklenir. Gerekirse et de eklenebilir.

    ÖRNEK MENÜ:

    Kalkınca: Anne sütü veya biberon maması

    Sabah: Kahvaltı (istenirse pekmez de eklenebilir.)

    Ara: Meyve püre

    Öğle Kıymalı çorba, ekmek içi, yoğurt

    Ara: Meyve püre

    Akşam: Etli sebze püre, ekmek içi, yoğurt

    Yatarken Anne sütü veya biberon maması

  • Beslenme 2

    YAŞ ALANLARDA BESLENME , Yaşlılık terimi yerine 'YAŞ ALMAK ' terimi kullanılmalıdır. Çünkü ierliyen tıb nedeniyle yaşlanma yaşı ötelenmiştir. 10 YIL ÖNCE 65 YAŞ YAŞLI KABUL EDİLİRKEN ŞİMDİ YAŞLILIK SINIRI 80 YAŞLARA ÇEKİLMİŞTİR. Sağlıklı yaş almak için hayatın her döneminde olduğu gibi UYGUN BESLENME gereklidir.

    Yaş almaya bağlı insan vucudunda bazı fiziksel değişiklikler ve organlarında bazı fonsiyonel değişiklikler olur.

    FİZİKSEL DEĞİŞİKLİKLER;

    Yaş aldıkça vucudun kas ve kemik kütlesi azlır , yağ kütlesi artar . DÜŞME VE KIRIK RİSKİ

    Kemiklerde kalsiyum miktarı azalır. DÜŞME VE KIRIK RİSKİ

    Eklem esnakliği ve hareketleri azalır.

    Vucuttaki su oranı azalır . KURULUK VE KABIZLIK RİSKİ

    ORGANİK DEĞİŞİKLİKLER ,

    Tat,koku duyusu , tükrük salgısı , sindirim sistemi fonsiyonları azalır. HAZIMSIZLIK,KABIZLIK

    Ağız , diş problemleri oluşur,Yutma güçleşir.

    Sinir sistemi fonksiyonları azalır. UNUTKANLIK

    Metabolizma hızı yavaşlar. DAHA AZ KALORİYE GEREKSİNİM VARDIR.

    YAŞLILARDA GÜNLÜK KALORİ GEREKSİNİM 1800 Kcal / gün (ortalama)

    Ancak hastalık, ameliyat , kırık gibi hallerde kalori ihtiyacı artar.

    Beslenmede PROTEİNLER, KARBON HİDRATLAR UYGUN ALINMALIDIR.

    Yaşlılarda beslenmede BALIK İÇERDİĞİ OMEGA 3 YÖNÜNDEN MUTLAKA ALINMALIDIR.

    OMEGA 3 ,KAN YAĞLARININ DAMARLARDA BİRİKİMİNİ ÖNLER, KANIN PIHTILAŞMASINI ÖNLER, ,EKLEM İLTİHABINI ÖNLER,BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRİR. OMEGA 3 BALIK SEMİZOTU GİBİ YEŞİL SEBZELER, CEVİZ , KETEN TOHUMU YAĞINDA BOLDUR.

    VİTAMİN VE MİNERALLER BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ KUVVETLENDİRDİĞİ İÇİN HASTALIK HALLERİNDE KULLANILIR.

    KEMİK ERİMELERİ İÇİN KALSİYUM VE D VİTAMİNİ DOKTOR ÖNERİSİ İLE ALINMALIDIR.

    SU VE POSALI YİYECEKLER ,KABIZLIĞI ÖNLER, KAN ŞEKERİNİ DÜZENLER, KOLESTEROLU, KAN YAĞLARINI AZALTIR. BÖYLECE KALB BAMAR HASTALIĞINI, ŞEKER HASTALIĞINI, ŞİŞMANLIĞI ,KANSERİ ÖNLER.

    TANSİYON YÜKSEKLĞİ OLANLAR TUZU AZALTMALIDIR.

    SAĞLIKLI BİR YAŞLI OLMAK İÇİN ,DİĞER YAŞLAR GİBİ SAĞLIKLI BESLENMELİDİR.

    TAHILLAR, KANŞEKERİNİ ANİ YÜKSELTİP DÜŞÜRMEYEN ( G L İ S E M İ K İ N D E X İ DÜŞÜK GIDALAR PİRİNÇ YERİNE BULGUR GİBİ ; ŞEKER HASTALARI İÇİN ) YAĞLARDAN BİTKİSEL YAĞLARA VE ÖZELLİKLE ZEYTİN YAĞINA ÖNEM VERMEK ,HAZIR TATLI ,TUZLU YİYECEKLERDEN KAÇINMAK , MEVSİMİNDE OLGUNKEN KOYU YEŞİL , TURNCU ,KIRMIZI SEBZE VE MEYVELERİ YEMEK GEREKLİDİR. SİYAH EKMEK B VİTAMİNİ DEPOSUDUR BEYAZI YERİNE TERCİH EDİLMELİDİR.

    YAŞLILAR BEYİN FONKSİYONLARINI KAYBETMEMEK İÇİN BEYİN EGZESİZİ YAPMALIDIR. BİLMECE ÇÖZMEK , RAKAM EZBERLEMEK …

    HER YAŞIN YAPABİLECEĞİ FİZİKSEL EGZERSİZLER VARDIR. DOKTOR ÖNERİSİ İLE YAPILMALIDIR.

    .

  • Okul çağı çocuğunun beslenmesi

    İlkokul çağı çocuğun ailesinden ilk kez ciddi bir şekilde ayrıldığı ve çocuğun çevresi ile iletişiminin arttığı bir dönemdir. Bu çağda eğitim ile konulan kurallar çocuğun ruhsal gelişimini etkilerken, sağlıklı büyüme de beslenme ile desteklenmelidir

    Yine ilkokul çağı (6-12 yaş ) hızlı büyüme ve gelişmenin başladığı dönemdir. Dolayısı ile çocuğun beslenmesini aile ve okul yönetimi birlikte yönlendirilmelidir. Okul çağında yeme alışkanlıkları ailenin beslenme alışkanlıkları tarafından etkilenmektedir. Okulda beslenme konusunda kontrolsüz olan çocuk yine anne ve baba çalışıyorsa eve geldiğinde kendi kendine yiyecek hazırlama ile karşı karşıya kalırsa yanlış beslenme alışkanlıkları edinebilir. Bu sebeplerden ilkokul çağı çocuğunun yanlış beslenmesi veya doğru beslenmesi ailenin ve okul yönetimindeki kişilerin eğitimini gerektiren önemli bir konudur. Bunlar sağlanamaz ise büyümede yavaşlama görülür. Okul çocuğunun büyüme ve beslenmesinin izlenmesi çocuk doktoru tarafından yapılmalıdır.

    Gelişmiş ülkelerde okul çağı çocuğunun beslenmesi bilimsel kurallar içinde olmaktadır. Ancak bu uygulamalarda da güçlükler vardır.

    Gelişmiş ülkelerin ölüm sebepleri inde ilk beş sırayı;
    • Koroner kalp hastalıkları
    • Bazı kanser tipleri
    • Serebrovasküler hastalıklar
    • Diabetes mellitus
    • Ateroskleroz

    Gibi diyetin önemli rol oynadığı hastalıkların olması ve bu hastalıkların çocuğunun başlangıcının çocukluk dönemindeki yanlış beslenme alışkanlıkları ile ilişkili olduğu bunları önlemeye yönelik önlemlerin bu çağlarda alınası gerekliliğini ortaya koymuştur.

    Erişkinler için hazırlanan bir beslenme modelinin çocuklara uygulanması yeterli büyümeyi ve gelişmeyi engelliyebileceğinden dikkatli uygulanması gerektiği bildirilmiştir. Okul çocuğunun nutrüsyonel durumunun iyileştirilmesinde beslenme önerileri tabloda açıklanmıştır.

    OKUL ÇOCUĞUNDA BESLENME DURUMUNUN İYİLEŞTİRİLMESİ İÇİN ÖNERİLER;

    • Beslenme durumunun yeterliliğini öğrenmek için boy uzaması izlenmelidir
    • Beslenme ve yeme alışkanlıkları için anne ve baba çocuğa yol GÖSTERİCİ rehBER olmalıdırlar
    • Çocuğun beslenmesinde diyetinin yeterli olduğunun uzman kişi tarafından takibi gereklidir
    • Beslenme, spor ve fiziki aktivite çocuğun normal gelişimini destekleyecek şekilde olmalıdır
    • Çocuğun kilosu fazla ise egzersizi artırma ve enerji alımını azaltma yolu için aile-çocuk teşvik edilmelidir
    • Beslenme ile ilgili diş çürükleri gelişimi riski en aza indirilmelidir.
    • Çocuğun gıda seçiminde güvenilir besin kaynakları ve güvenilir olmayan reklam amaçlı besinler arasında çocuk ve ergenin seçim yapmasına yardımcı olunmalıdır.
    • Diyetin yağ, kolesterol, şeker, tuz içeriği açısından kısıtlanması sağlanmalıdır.
    • Çocuğun lifli gıdaları seçimine yardımcı olunmalıdır ( yaş+5 gr veya vücudun her kilogramı için 0.5 gr lif verilmelidir).
    • Uygun besin seçenekleri ile demir takviyesi sağlanmalıdır.

    Çocuklarda dengeli ve yeterli beslenmeyi belirleyen temel ilkeler vardır. Bunlar;

    1. Enerji Gereksinimi: Çocuklarda yaşa, cinsiyete, vücut ağırlığına, yüzey alanına, fiziksel aktiviteye, ergenliğe göre enerji gereksimini karşılamak için formüller geliştirilmiş. Ancak her çocuğun enerji gereksiniminin farklı olması sebebi ile bunu belirlemek zordur. Pratik olarak çocukta enerji alımı tüketimine eşit olmalı ve normal büyüme ve gelişmeyi sağlayacak düzeyde olmalıdır. Enerji üretiminin tam olarak karşılandığının tam olarak anlamak için çocuğun büyümesi takip edilmelidir. Uygun kalori alan çocuk kendi gelişim kanalında ilerler. Çocukta şişmanlama eğilimi varsa enerji alımı azaltılıp enerji tüketimini hızlandırmaya teşvik edilmelidir.

    2. Protein Gereksinimi: 4 yaş ile erişkinlik dönemi arasında total vücut ağırlığının %18-19 unu proteinler oluşturur. Alınan proteinin yapısı, enerjinin ve diğer besinlerin yeterli alınması ve organizmanın beslenme durumudur.

    Okul çocuğu önerilen enerji, protein, vitamin ve mineral desteğini doğal yollardan sağlamalıdır. Vitamin tabletleri ve şurupları tercih edilmemelidir. Bu esaslar çerçevesinde okul çağı çocuğunun beslenmesinde dikkat edilmesi gereken noktalar aşağıda yazılı şekilde özetlenebilir.

    Kompleks karbonhidratların (tahıllar ve bitkisel ürünlerin) alımı artırılmalıdır. Çünkü tahıl ve bitkisel kaynaklı ürünler hayvansal kaynaklı enerjinin yerini alırlar bu şekilde yağ alımını azaltırlar. Bu şeklide beslenme ile doymuş yağ ve kolesterolün alımı azalır, bu sırada alınan proteinin tipi de değişeceği için dikkatli olmalıyız. Çünkü bitkisel kaynaklı proteinler hayvansal olanlardan daha düşük kaliteli protein içerirler. Sonuç olarak enerji dengeli düzelenmiş et, sebze, süt ve süt ürünlerini içeren diyet ile protein ihtiyacı karşılanmalıdır. Kompleks karbonhidrat alım artar ve yağ oranı azalır.

    Okul çağında rafine şekerlerin azaltılması gerekir: Bu tip şekerler günlük yaşantımızda tatlılar, pastalar ve birçok içecekte katkı maddesi olarak bulunmakta yine bir çok çocuk yiyeceğinde de bulunmaktadır. Bu yiyeceklerin çocuğun diyetinden tam olarak çıkartılması olanaksız görülmektedir. Tam olarak bu yiyecekler çıkartılması ise düşük kalori alımı büyüme geriliğine sebep olabilir.

    Total yağ miktarı enerjinin %30' unu oluşturacak şekilde azaltılmalı, doymuş yağlar ve kolesterol alımı azaltılmalıdır. Bunlar poliansatüre ve monoansatüre yağlar ile değiştirilmelidir. Kırmızı etin azaltılarak yerine beyaz et olarak adlandırılan hindi, tavuk ve balıketinin tüketilmesi bunu sağlar. Yağı azaltılmış ve süt ürünlerinin kullanılması yerine tereyağı, yumurta ve kolesterollü besinleri azaltılması önerilebilir.

    Yağlar enerjinin büyük bölümünü sağlarlar, özellikle fazla enerji gereksinimi olan fiziksel olarak aktif çocuklar için 3000 kalori enerji gereksinimi olan çocuk için bu yağları alımının azaltılması büyük kalori açığına sebep olur ve yine hayvansal ürünlerin azaltılması çinko ve demir gibi esansiyel mineralleri az alımına neden olabilir.

    OKUL ÇAĞINDA AŞAĞIDA BELİRTECEĞİMİZ YANLIŞ BESLENME ALIŞKANLIKLARI OLUP OLMADIĞI ARAŞTIRILMALIDIR.

    Yazının başında da belirttiğimiz gibi; İlkokul çağı çocuğun ailesinden ilk kez ciddi bir şekilde ayrıldığı dönemdir. Bu çağ özellikle büyük şehirlerde; Çocuğun okuldan dönüşü, okulda çocuğun ne şekilde beslenmesi gerektiği ve eve gelmiş bir çocuğun anne veya aile bireyini bekleme durumu da göz önüne alındığında beslenmenin önemi bir kat daha artmış gözükmektedir.

    Çocuğun beslenmesi bu dönemde okulda ve evde olmak üzere iki şekilde incelenmelidir. Okul ve aile iş birliği yapmalıdır. Bu dönem ergenlik öncesi dönem olduğu için bu dönemin duraklama olmadan atlatılması zorunludur. Bir çocuk bu dönemde ne kadar iyi beslenirse o kadar iyi bir şekilde ergenlik dönemine girecektir.

    Genel olarak okulda ve okul dışında tek başına bırakılan bir çocukta yanlış beslenme alışkanlıkları sıkça görülmektedir. Bu beslenme bozukluğu sonucunda; Anemi, kemiklerde zayıflık-raşitizm, düşük kalorili gıdaların alımı,obesite, ateroskleroz, eksik beslenme, diş çürükleri, fast-foodların yaşantımıza girişiyle de gastroözefagial reflü hastalığı ve inflamatuvar barsak hastalıkları gibi sorular olabilmektedir.

    A.Okuldaki Beslenme Sorunları;

    Bir çok ilkokulda öğrenciler okula sabah gelip akşamda evlerine dönmektedirler. En azından bir öğünün okullarda yenildiği okullarda yemek tabldot olarak yemek veriliyorsa, çocuğa verilen yiyeceklerin uygunluğu kontrol edilmeli ve çocuğun seçeceği yiyecekler varsa çocuğun uygun yiyeceği seçmesi konusunda çocuğa yardımcı olunmalıdır. Bunun için her okulda doğru ve dengeli beslenme, beslenme rehberince yapılmalı okul idaresi de aileyi bu konuda bilgilendirmeli, yine ailede okula kendileri çocuğa neler veriyorlarsa bu yiyecekler konusunda bilgi verilmelidirler. Bu şekilde olduğunda eksikler hakkında doğru bulunur. Farklı kültürel yapılardan gelen çocuklar yöresel yemeklere adapte olamayabilirler. Aile ile bu çocuklar için iş birliği yapıp problem çözülmelidir.

    B.Yanlış beslemeye bağlı gelişen komplikasyonlar:
    o 1.Fast food ve abur cuburla beslenme alışkanlığı:

    Günümüzde yaşantımıza bu tip beslenme alışkanlığı hızlı yaşam temposu sebebi ile doğmuş ve sonrada bir endüstri ve yaşam tarzı haline gelmiştir. Ülkemizde ilkokul yıllarına kadar bu tip beslenme inmiştir. Bu tür beslenme yüksek enerjili ve besleyici değeri olmayan bir beslenme biçimidir ve kalorinin %40-50 si yağlardan gelir. Bu tür yiyeceklerde vitamin A düzeyi ve kalsiyumu düşük ve tuz oranı ( sodyumu ) yüksektir. Bu tür gıdalar ile beslenenler hipertansiyon, şişmanlık, gastroözefagial reflü hastalılığı, inflamatuvar barsak hastalığı ve vitamin-mineral eksikliği problemlerinin karşımıza çıkacağını unutmamamız gerekir.

    Okul çağı öğrencilerinde karşımıza çıkan diğer problem öğün atlanmasıdır. En çok olarak sabah kahvaltısı atlanmaktadır. Okula yetişme telaşı, yetersiz zaman gibi mazeretler ile bu öğün atlanmaktadır. Ayrıca kız çocukları arkadaşlarından etkilenerek şişmanlama korkusu ve kilo kontrolü yapma bahanesi ile yetersiz beslenmektedir. Öğün atlanınca fast-foodlar devreye girmektedir. Aile kahvaltının önemini çocuğa anlatırken; Kahvaltının ileriki yılları da olumlu etkileyecek alışkanlık olduğunu, güne iyi başlangıç yapmanın iyi bir sırrı olduğu belirtilmeli kilo kontrolünde bile atlanmaması gereken bir öğün olduğu anlatmalıdır.

    o 2.Obesite: Genetik ve çevresel faktörlerin rol oynadığı şişmanlık bazen çocukluk ve ergenlik çağında önemli sorun olmaktadır. Aşırı yeme alışkanlığı bazen ailesel kaynaklı bir sorunla da ilgili de olabilir.

    Tansiyon, ateroskleroz, şeker hastalığı ve kalp hastalıklarının görülüş sıklığı şişman olanlarda artar. Ayrıca Gastoözefagial reflü hastalığı ve karaciğer yağlanması ve bunun yol açtığı istenmeyen sonuçlar şişman çocuklarda artık bu konu ile ilgilenen Çocuk Gastroenteroloji uzmanlarının artması ile daha sık olarak su yüzeyine çıkmaktadır.

    Uygunsuz beslenme alışkanlığı ve sedanter yaşamda çevresel faktörler olarak obesitede rol alır. Televizyon ve bilgisayar başında geçirilen zamanın artması ve bunların karşısında yüksek enerjili ve düşük besleyici değeri olan besinlerin alınması, dersler sebebi ile çocukların evde işlere yardım etmelerinin azalması, servis ile okula kadar gitme, yürüme ve spor alışkanlıklarının olmaması şişmanlığa davetiye hazırlar. Obes çocuklar diğer çocuklar tarafından ‘' tembel, çirkin ve aptal vb'' sıfatlarla tarif edilmiş istenmeyen ve güvenilmeyen kişiler olarak sınıflanmışlardır. Obes çocukların tıbbı, diyet tedavisi gibi yaklaşımların yanında psikiyatrik açıdan da desteklenmesi gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır. Obes çocuğu tedavi ederken diyet, egzersiz ve aile beraber davranış tedavisi gerekmekte tedavi de ani kilo kayıplarından büyüme geriliğine yol açacak kısıtlamalardan kaçınılmalıdır.

    o 3.Hiperkolesterolemi ve ateroskleroz: Aterosklerozun temelleri bir çok çalışmada gösterildi gibi çocukluk çağında atılmaktadır. Adolesan ve çocukluk çağında yapılan çalışmalar diyetteki enerjinin %30 ‘unun yağlardan sağlanması gerektiği, total yağ miktarının en fazla 1/3 ünün satüre (doymuş yağlar) yağ asitlerinden oluşması ve günlük kolesterol alımının 300 kaloriyi geçmemesi gerektiği bildirilmiştir. Çocuklarda hiperkolesterolemi tedavisinde uygulamalarda dikkatli olunmalıdır. Düşük yağ ve düşük kolesterollü besinleri önermek bir bakıma kırmızı et, yumurta ve süt gibi yüksek besin değeri olan gıdalarda kısıtlama demektir. Bu uygulama sırasında çocuklarda vitamin ve mineral eksikliği ortaya çıkabilir. Bunlar doğal yolardan diğer besinler ile karşılanmaya çalışılmalıdır.

    o 4.Raşitizim: Hızlı büyüme sırasında D vitamini sınırda olanlarda raşitizm gelişebilmektedir.

    o 5. Anemi (kansızlık): Düşük sosyoekonomik düzeyden gelen çocuklar dengesiz ve yetersiz beslenebildiklerinden anemi sik görülür. Ailenin kırmızı eti tüketememesi veya çocuğun bu yiyeceği tüketmemesi anemiye zemin hazırlar. Bazı çocuklar ise az miktarda yeşil sebze ve meyve tüketmeleri sonucu alınan C vitamini azalır, sonuçta demirin emilimi için önemli olan vitamin azalmış olur. Örneğin, kırmızı eti sevmeyen okul çağı çocuklara özendirici olarak ekmek arası yeşillik ve köfte verilmelidir.

    o 6. Yemek yeme ile ilgili bozukluklar: Bu bulgular en fazla adolesan yaşta bilinç altında şekillendirdikleri kişilere özenmeleri ve mankenliğe ve film yıldızlarına özenme sonucu anoreksiya nervosa ve bulimia nervosa görülebilmektedir. Kendi kendine kusturmalar, ishal yapıcı ilaçlarla dışkı sayısını artırma ve idrar söktürücü ilaç kullanıp sık idrara gitme belirtileri konusunda aileler iyi bir gözlenleyici olmalıdırlar.

    o 7. Diyet ile ilgili olarak davranış bozuklukları:Hiperkinezi çocuklarda uzun süreli var olan kalıcı motor aktivite olarak göze çarpmaktadır. 1-16 yaş arasında ve erkek çocuklarda sık görülmektedir. En sık 6 yaş civarında görülmektedir. Kısa süren konsantrasyon gücü, patlayıcı tarzdaki hareketler, aşırı duyarlılık, baş ağrısı ve solunum sıkıntısı gözlenen bulgulardır. Sebep olarak genetik, besin alerjisi, ailenin karşı tutumları ve hamilelikte sigara içimi bulunmaktadır. Bu durum yağasiti bozuklukları ve karbonhidrat bozuklukları ile ilişkili olabilir.

    Beslenme bozuklukları sadece bunlarla sınırlı değildir. Yine diş çürükleri de bu yaş için önemli yer tutmaktadır. Karbonhidrat yönünden zengin gıda ile beslenme ve sonrasında diş temizliğinin 15 dakika içinde yapılmaması diş çürüğü yapan mikroorganizmaların çürük oluşturmasına zemin hazırlamaktadır. Okulda diş fırçalanma ile mekanik temizlik yapılamıyorsa ağzı çalkalama ile gıda artıkları ağızdan uzaklaştırılmalıdır.

    Çoğu kez ihmale uğrayan okul çocukluğu döneminde beslenmenin düzenlendirilmesi ve yönlendirilmesi ailenin ve toplumun eğitimi yanında hükümetlerin politikası olmalıdır. Okullarda standart beslenme saatlerinin oluşturulması, kantin ve kafeteryaların denetlenmesi okul çevresinde satıcıların açıkta yiyeceklerin satışının engellenmesi gibi bir dizi önlemler ‘' yeterli ve dengeli beslenme'' için büyük yararlar sağlayacaktır. Sonuç olarak okul çocuğu beslenmesi sağlıklı beslenme alışkanlıkları ile desteklendiğinde çocuğun ileriki yaşantımıza çıkabilecek olan şeker hastalığı, ateroskleroz, hiperkolesterolemi gibi hastalıklardan korunma sağlayacaktır.

  • Alerjiyi tetikleyen çocukların sevdiği 10 besin

    Alerjiyi tetikleyen çocukların sevdiği 10 besin

    Çocuklarda alerji yüzyılın salgın hastalığı gibi bütün hızıyla yayılmakta. Okullarda, yuvalarda her 5 çocuktan birisinin alerjik olduğu ve her 10 çocuktan birisinin astım olduğu gözleniyor. Sprey şeklindeki astım ilaçlarını sınıflarda görmek artık sıradan bir hal almış durumda. Alerjinin genetik bir hastalık olduğu ve ailesinde alerjik hastalık öyküsü olan bebeklerde daha sık görüldüğü biliniyor. Ancak genetik yapı alerjik hastalığın ortaya çıkışında tek etken değil. Bebeğin büyüdüğü çevre ve beslenme düzeninin genetik yapıya şekil verdiği gözlenmekte. Günümüz çocukları artık daha fazla şekerli ve hazır gıda tüketmekte; daha az taze meyve sebze yemekte. Bu durumun yaşadığımız yüzyılda gözlenen, alerjik hastalıklardaki hızlı artıştan kısmen sorumlu olduğu düşünülüyor.
    ALERJİDEN KORUNMAK İÇİN HANGİ BESİNLEDEN UZAK DURMAK GEREKİR?
    1-ÇİKOLATA (KAKAO)
    Çocuklarımızda tat duyusu çok erken yaşta gelişir. Özellikle çikolatalı gıdalar, mutluluk hormonu dediğimiz endorfin salgılanmasına neden olduğundan, bir tür bağımlılık gibi çocukları kendine çeker. Oysa kakao, kahve ile aynı yapıya sahiptir ve yüksek oranda kafein içerir. Kafein uyarıcı bir maddedir. Çocuklarda midede asit salgısını artırarak reflüye neden olur. Çocuklarda karın ağrısı, mide bulantısı, iştahsızlık, geğirme gibi çoğu anne baba tarafından olağan karşılanan belirtiler reflü habercisi olabilir. Reflü mide asit salgısının yutma borusundan yukarı çıkıp solunum sistemine girmesi ile astım bulgularına yol açar. Astımlı çocuklarda %60 oranında sessiz reflü varlığı bildirilmektedir.
    2-MARGARİN
    Birbirleri ile zıt etkilere sahip iki yağ asidi omega-3 ve omega-6 yağ asitleri çocukların beslenmesinde dengede olmak zorundadır. Zeytin yağı ve fındık yağında bol bulunan omega 3'ün alerjiyi önleyici etkileri vardır. Margarin vb. bitkisel katı yağlarda yüksek oranda bulunan omega 6 ise alerjiyi artırmaktadır. Bitkisel katı yağ içeren açma, poğaça, pasta vb gıdaların çok tüketilmesi vücutta bu dengenin bozulmasına ve alerjinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
    3-KIZARTMALAR VE CİPS
    Yüksek oranda yağ ve kalori içeren kızartma gıdaları fazla tüketen bir çocuk kilo almaya yatkın olur. Şişman olmak çocuklarda astımın ortaya çıkışını 2 kat artırır. Ayrıca yağlı kızartmalar mide boşalmasını geciktirerek reflüyü ve reflünün tetiklediği astım alevlenmelerine zemin hazırlar.
    4-KETÇAP
    Domates fazla tüketildiğinde mide asit salgısını artırdığı bilinen bir gıdadır. Domatesin yoğun kullanıldığı ketçap vb. soslar çocuklarda mide rahatsızlığı yaratabilir. Katkısız olsalar bile fazla miktarda domates ve salçalı yemeklerle beslenmek, solunum yolunda mide asidine bağlı hasar oluşturup reaktif havayolu diye adlandırılan ve astımın habercisi kabul edilen tabloya yol açabilir.
    5-MAYONEZ
    Mayonez yüksek yağ içeriği nedeniyle mide boşalmasını geciktirir. Sessiz reflüsü olan alerjik astımlı çocuklarda bu besin bronşit ataklarını çağırmaktadır. Son zamanlarda “fast food” yiyeceklerle sık tüketilen bu besin çocuklar için “hamburger, patates kızartması , kola” üçlüsünün vazgeçilmez bir üyesi haline gelmiştir.
    6-BAL
    Birçok anne alerji ve astıma iyi geleceği düşüncesiyle çocuklarına çeşitli şekillerde bal vermekte. Balın içinde şifalı kabul edilen birçok madde olduğu bir gerçektir; ancak bal aynı zamanda mide için oldukça ağır, hazmı zor bir gıdadır. Alerjik astımı olan çocuklara şifa niyetiyle kaşık kaşık bal yedirilmesi reflüye neden olabileceğinden sakıncalıdır.
    7-ACI, BAHARAT
    Acı ve baharat sessiz reflüsü olan astımlı çocuklar için gizli tehlikedir. Kırmızı biber ve biberli yemekler, sucuk, sosis vb işlenmiş et ürünleri çocuklarda alerji ve astımın alevlenmesine neden olmaktadır. Baharat çocukların diyetine sıklıkla pizza, lahmacun vb. gıdaların tüketimi sırasında girmektedir.
    8-KOLA VE GAZLI İÇECEKLER
    Kola da bir diğer bol kafein içeren ve uyarıcı olduğu bilinen bir içecektir. Son zamanlarda çocukların beslenmesinde bol yer tuttuğu gözlenen kolalı ve meyveli gazlı içecekler reflü ve reflü üzerinde alerjik bronşit / astım ataklarına neden olmaktadır.
    9-BUZLU ÇAY, KAHVE
    Kafein içeriği nedeniyle geçmişte çocuklara fazla sık önerilmeyen bu içecekler de son zamanlarda soğuk servis edilmeleri nedeniyle çocukların beslenmesinde sık yer almaya başlamıştır. Buzlu çay, buzlu kahve gibi formlarda tüketilen bu içecekler çocuklarda mide sorunları ve iştahsızlığın başlıca nedenlerinden. Mide asit salgısını artırdığı bilinen bu gıdalar bir süre sonra reflü atakları yaparak alerjik bronşit alevlenmelerine neden olabiliyor.
    10-ÇİĞ SARIMSAK,SOĞAN
    Sarımsak ve soğan antioksidan ve anti-kanserojen kabul edilen özellikleri nedeniyle , son zamanlarda çocukların diyetine önceden olduğundan çok daha fazla girmiştir. Toplumda alternatif tıbba yönelme özellikle sık hastalanan çocuklarda bu gıdaların sık kullanımını gündeme getirmiştir. Oysa; çiğ sarımsak ve çiğ soğan midede asit salgısını artırdığı ve alerjik astımı tetiklediği bilinen başlıca gıdalardandır. Çiğ soğan hamburgerlerin içerisinde ve lahmacunda karşımıza çıkarken; çiğ sarımsak cacık içerisinde yer alabiliyor.
    11-ŞERBETLİ TATLILAR
    İçeriğindeki katı yağlar ve margarin bir yandan şerbetli tatlılara lezzet verirken, diğer yandan çocuklarımızda mide sorunları yaratabiliyor. Baklava, şöbiyet, tulumba tatlısı gib ağır tatlılar sık ve fazla miktarda tüketildiğinde çocuklarda sessiz reflüye yol açmakta ve alerjik bronşit /astımı tetiklemektedir.
    ALERJİSİ VE ASTIMI OLAN ÇOCUKLARIMIZ İÇİN 10 ALTIN ÖNERİ
    1- Çikolata ve kakaodan uzak durmak
    2- Sütlü ve meyveli tatlılar tüketmek
    3- Kızartma yerine fırında patates yemek
    4- Kola, buzlu çay ve kahveden uzak durmak
    5- İçecek olarak suya alışmak
    6- Katı bitkisel yağlarla hazırlanan salçalı yemekler yerine domatesle ve zeytinyağı ile hazırlanmış hafif yemekler yemek
    7- Hamur işi gıdaları (açma, poğaça) evde hazırlamak
    8- Şifa niyetiyle bal vermemek
    9- Bol çiğ sarımsak/soğan ve baharat ve yağ içeren “fast food” gıdalardan uzak durmak
    10- Yatmadan 2 saat öncesinden yemek yemeyi kesmek.

  • Genital estetik ve yağ dolgusu /neleri başarır?

    Doğuştan veya doğumların travmasıyla ya da zamanın yıpratıcı etkisiyle kadın genital bölgesinde bir dolu estetik sorunlar baş gösterebiliyor. Cinsel yaşamı etkileyen, günlük hayatta ya da giyim kuşamda problemler yaratan ve bazen psikolojik yansımaları da olan, mutsuz edici bir değişimdir bu:’’Vagina genişlemiştir, vagina iç dudakları dışarı sarkık, iri ya da buruşuktur, dış dudaklar ise bazen aşırı büyük ve şiş ,bazen ise zayıf ve sönüktür, klitoris bölgesi sorunludur, G noktası sizin için aslında bir efsaneye dönüşmüştür’’… gibi. Modern zamanlar ,artan iletişim olanakları ve kazanılan ekonomik pozisyon ile özgürleşen kadın ‘ artık bu sorunlara karşılık gelen genital estetik çözüm biçimlerini plastik cerrahlarında bulmaya başlamıştır. Vaginoplasti teknikleriyle daraltılıp, sıkılaştırılıp/ normalleştirilen bir vaginaya aynı seansta Labioplasti girişimleriyle daha estetik görünüm kazandırılmaktadır. Klitoris cerrahisi ve G noktasına yapılan müdahalelerle de kadın bedeniyle orgazm arasındaki ilişki dizayn edilebilmektedir.

    Eskiden beri kullanılagelse de son yıllarda özellikle kök hücre biliminin gelişmesi, anlaşılması ve değerinin bilinir hale gelmesiyle etkinliği ve popülerliği daha da artan yağ dolguları genital estetik yaklaşımın da temel ögelerinden biri sayılmaktadır artık. Vagina duvarına yapılan yağ enjeksiyonlarıyla sıkılaşma, toparlanma ve gençleşme sağlanabilmektedir. Pörsük, zayıf ve cılız duran iç ya da dış dudaklar benzer şekilde yağ dolgularıyla daha canlı bir görünüm kazandırılarak, normalleştirilmektedir. Klitoris denilen haz bölgesi yağ ya da benzeri dolgu maddeleriyle gerektiği zaman dizayn edilebilmektedir. G Shot ya da orgazm aşısı popülerleşen bir terimse de:aslında vaginanın girişinde ,4-5 cm üst /iç kadranda /mesane duvarına bitişik yer alan Grafenberg (G) noktasının daha belirginleştirilmesi işlemidir. Haz kuşağının bir parçası olarak kabul edilen bu bölge yapılan sentetik ya da yağ dolgularıyla fark edilebilir bir mecraya dönüştürülmektedir. Tüm bu işlemlerde gerekli olan yağ bedeninizdeki fazlalıklardan alınmakta, laboratuar koşullarında enjeksiyona uygun ve kök hücreden zengin hale dönüştürülüp, uygulanmaktadır. Ameliyathane koşullarında, 30-45 dk arası sürecek ve lokal anesteziyle de gerçekleştirilebilecek bir süreçtir bahis olunan. Doğuma, Hymene ya da cinsel yaşamınıza olumsuz bir etkisi yoktur bu girişimlerin. Klasik 8-10 günlük iyileşme döneminiz de basit ağrı kesicilerle idare edebileceğiniz,1-2 günde işinize gidebileceğiniz, 2-4 haftada normal cinsel hayatınıza başlayabileceğiniz bu zaman dilimi sizin için asla zor geçmeyecektir. Tabii ki hastanede ve evde klasik hijyen kurallarına uyacak ve gerekliyse bazen pansumanınızı kendiniz bile yapabileceksiniz. İdrar yollarıyla ilgili bir problem beklenmez. Olası şiş ve ödem klasik yağ dolgularında olduğu gibi 3-5 günlük bir dönemi kapsar. Genital bölgenin iyileştirici /görünümü dizayn edici ve performans arttırıcı bu estetik girişimleri genellikle yüz güldürücüdür.

    İyi karar verilmiş ve başarılı bir operasyon: yerine gelen özgüven, daha iyi bir dış görünüm ve performansı artan bir cinsel yaşam demektir. Yıllarca ayıp, günah gibi önkabüllerle ötelenen, bir çözümü olabileceği pek bilinmeyen, sıkıştırılmış ve ekonomik bağımlılığı olmayan kadınlarımızın pek de aklına gelemeyen bir dolu sorunlar yumağına ışık tutmaktadır genital estetik yaklaşımlar. Kaşınız, gözünüz, memeniz, fazla yağlarınız ya da zamana direnemeyen bedeniniz…! Bunların her biri kadar önemli ve değerlidir artık. Genital bölge estetik sorunları ve aydınlanma yolunda size sunulan bu bilgi ve çözüm biçimleri, umarız kadının özgürleşmesine de bir nebze katkı yapar.

  • Şişmanlık : obezite

    ŞİŞMANLIK : OBEZİTE

    Normal insan vücudunda yağ dokusunun ağırlığı toplam vücut ağırlığımızın % 16 – 17 si kadardır. Bu oranın % 30 u geçtiği her insan şişman (obez) sayılır.
    Yaygın bir inancın tersine, alışılmış şişmanlık (yada adi şişmanlık) bir iç salgı bezi fonksiyonu düzensizliğine değil, kalori bakımından çok zengin ve dengesiz bir beslenmeye bağlıdır. Nitekim bütün tüketim toplumlarında şişmanlığın çok sık görülmesinin nedeni budur.

    Şişmanlık gerçek bir hastalıktır. Şişmanlık, kalp ve damar hastalıkları, hipertansiyon, psikolojik bozukluklar ve bazı ruh hastalıklarına, akciğer hastalıklarına, metabolizma hastalıklarına (gut hastalığı, diyabet hastalığı vb) ve romatizma hastalıkları gibi bir çok ciddi hastalıklara neden olur. Bu tehlikeler her şişmanlığın mutlaka tedavi edilmesi gerekliliğini açıklar. Tek tedavisi az kalorili beslenme rejimi uygulamaktır.

    ŞİŞMANLIĞIN NEDENLERİ

    Şişmanlık, teorik olarak yağ hücresi fazlalığına bağlı olabilir. Gerçekten ilk çocuklukta aşırı yemek etkisiyle bazen çok şiddetli bir yağ hücresi sayısı artışı olursa bu artış çok geçmeden kalıcı bir duruma gelebilir. O halde yağ hücresi sayısı artışı yoluyla oluşan şişmanlıkların kökeni çok küçük yaşlara dayanmaktadır ve daha sonra yağ hücrelerinin sayısı azaltılmasa bile her birinin depoladığı yağ miktarı azaltılabilir.

    Süt çocuğunda kilo fazlalığı, çoğumuzun düşündüğü gibi bir sağlık belirtisi olmayıp tersine çocuğun geleceğini ciddi biçimde tehdit eder.

    Şişmanlığın temel özelliği, ölçüsüz olarak genişleyen ve yağ depolarıyla şişen yağ hücrelerinin belirgin olarak büyümesidir. Bu yüklemenin ilk ve temel nedeni harcanana oranla fazla miktarda besin maddesi alınmasıdır.

    Hareketsiz insanın vücut etkinliği azdır ve iştahı yüksek olup çok yemek yer. Bununla birlikte bazı kimselerin iştahlı olup zayıf kalabildikleri, bazılarının az yemek yedikleri halde şişman oldukları bir gerçektir. Bunu en güzel eski sporculara bakarak görebilirsiniz. Bir çok ünlü sporcu genç ve aktif olarak sporla uğraşırken daha doğrusu hareketli ve aktif olduğu dönemde zayıf bir vücuda sahiptir. Sporu bıraktıktan sonra ve ilerleyen yaşla birlikte artan iştah nedeniyle hızla kilo alırlar ve şişman insanlar olarak hayatlarına devam ederler.

    Bu durumda yağ hücrelerinin yağ yapımındaki anormal tutumunu açıklayabilmek için bir enzim düzensizliği ( metabolizma reaksiyonlarını kolaylaştıran ve hızlandıran bir enzim) bir sinir sitemi yada iç salgı bezleri düzensizliği sorumlu tutulabilir.

    KLİNİK BELİRTİLER

    Fazla yemeye (yemekler arasında atıştırılan küçük pastalar ve şekerlemeler) bağlı olan ve bedensel etkinliklerle karşılanamayan adi şişmanlığa 40 – 55 yaşlar arasındaki kişilerde çok sık rastlanır.

    Erkekte yağ fazlalığı daha çok boyun, ense ve göbek bölgesinde görülür. (Android tip şişmanlık)

    Kadında ise yağ fazlalığı en çok göğüste, omuzlarda, kalçalarda ve bacakların üst bölümündedir. (Jinoid tip şişmanlık)

    Gerçekte görünümler bu kadar kesin değildir. Aynı kişide hem erkek tipinde (Android) şişmanlık, hem de kadın tipinde (Jinoid) şişmanlık görülebilmektedir. Aynı biçimde bir kişide genellikle karşı cinste görülen bir yağ fazlalığı tipi de saptanabilir.

    Şişmanlığın etkilerini değerlendirebilmek için sistemli olarak ;

    Diyabet hastalığı aramak için Açlık kan şekeri ve HbA1C düzeyi ölçümü,

    Gut (damla) hastalığı aramak için kanda Ürik asit düzeyi ölçümü,

    Yükselmeleri damar sertliği oluşumunda rol oynayabilen kan lipid düzeyi, kan trigliserit düzeyi ve kan kolesterol düzeyleri ölçümleri,

    Şişmanlardaki solunum yetmezliği çoğunlukla eritrosit (alyuvar) artışıyla birlikte görüldüğünden kan formülü (hemogram),

    Analizlerinin yapılması gereklidir.

    Tedavi edilmezse şişmanlık, bir çok hastalığa yol açar. Şişmanların ortalama ömürleri genel topluma oranla daha kısadır. Amerika Birleşik Devletlerinde sigorta şirketleri hayat sigortası yaparken, şişman insanlar için ek bir prim daha alırlar. Beslenme rejimi yeterince erken düzenlenirse hastalıkların ortaya çıkması engellenebilir.
    Şişmanlık tedavisi mutlaka hekim kontrolünde yapılmalıdır. Birden bire kilo vermek sağlık açısından bir çok riskler ve tehlikelerle doludur. Kilo verirken hem Hekim kontrolü hem de yavaş yavaş irade ile beslenme alışkanlığının değiştirilmesi ile ideal kiloya erişilmelidir.

    Sonuç olarak şişmanlık yalnız fiziksel bir görünüm bozukluğu değil, tehlikeli sonuçları olan, kalp ve damar hastalıkları, hipertansiyon, diyabet hastalığı, gut hastalığı, metabolizma hastalıkları ve diğer bazı rahatsızlıklara yol açabilen gerçek bir hastalıktır.

    Kötü beslenme alışkanlıkları, fast food tipi beslenme, şekerden fazla besinlerle beslenme, çok miktarda çikolata, gofret, şekerleme düşkünlüğü, kolalı ve şekerli içeceklere fazla düşkünlük, fazla miktarda kırmızı et tüketimi, kalori bakımından zengin yemekler, hareketsizlik, spor yapmama, tüketim toplumlarında gözlenen kalpte koroner damarların tıkanmasına (koroner yetersizliğine), damar ve beyin hastalıklara neden olarak ölüm oranını yükseltir.

    Şişmanların ortalama hayat süresi, genel topluma oranla 10 yıl daha kısadır.

    Bu tek örnek bile, şişmanların zaman geçirmeden ve şişmanlıktan kaynaklanan hastalıkları ortaya çıkmadan önce, düşük kalorili rejimle beslenmeye geçmeli, diyette hayvansal besinleri kısıtlanması gerekli, bitkisel, sebze, meyve tarzı beslenmeye geçmeli, beyaz ekmeği terk etmeli, günlük az miktarda tam buğday ekmeği ile beslenmeli, düzenli olarak her gün spor yapmalı en azından bir saat yürüyüş yapmalıdır.

    İşin en önemli yanı kişinin kendi iradesi ile BEN ZAYIFLAYACAĞIM diye mutlak olarak kendine inanması gerekildir.

    Sonrada mutlaka Hekim kontrolünde bir Diyetsiyenden profosyonel yardım alınmalı ve mutlak azim, sebat ve kararlılık ile zayıflamaya başlanmalıdır.

    Unutmayın ki sadece İnanmak ve İstemek bile bir işin yarı yarıya başarılması demektir. Siz yeterki inanın ve isteyin, gersi zaten kendiliğinden gelecektir.

    Sağlıklı günler dileği ile….

    Uzman Dr.Ali AYYILDIZ
    Veteriner Hekimi – İnsan Anatomisi Uzmanı Dr.

  • Akupunktur ile selülit tedavisi!

    Selülit; derialtı yağ hücre gruplarının kan ve lenfatik dolaşımı bozmasıyla oluşan bir hastalıktır.

    Selülitte önce bölgesel yağ birikimi olur. Zamanla biriken yağlar damarları sıkıştırarak dolaşımı bozar. Dolaşım bozukluğu sonucu damar duvarlarından sızan serum, doku aralıklarında toplanarak doku ödemini oluşturur. Yağ karın ve sıvıların baskısı ile dokular beslenemez ve yapıları bozulur.

    Ödem bir taraftan kan ile yağ hücreleri arasındaki iletişimin aksamasına ve yağ hücrelerinin metabolizmasının bozulmasına yol açarken, diğer taraftan bağ dokusunun yapısının bozularak, sertleşmesine yol açar. Yağ hücre gruplarının arasında oluşan fibrotik bantlar aşırı büyümüş yağ dokusu hücrelerinden meydana gelmiş nodüller oluşturur. Bu nodüller deri yüzeyinde çöküntülere ve portakal kabuğu görünümüne neden olur. Daha ileri aşamada nodüller birbirine yapışarak daha büyük nodülleri oluşturur ve cildin kapitone bir görünüm almasına sebep olur. Bu aşamada nodüllerin sinirler üzerine baskı yapması sonucu ağrı oluşabilir.

    Estetik bir problem olmaktan çıkar ve tıbbi bir sorun haline gelir. Yani kadınlara estetik kaygı yaşatan selülitin portakal kabuğu görünümü buzdağının görünen kısmıdır. Görünmeyen kısımda hastalık vardır. Selülit varis, çabuk yorulma, ciltte sarkma ve çatlamalara neden olur.

    Selülit Nedenleri:

    Hormonal nedenler: Kadınlarda yumurtalıklardan salgılanan ve dokularda su tutma özelliğiyle selülit oluşumuna zemin hazırlayan Folikül uyarıcı hormonun (FSH) aşırı artışı.

    Genetik: Anne selülitli ise çocuğunda da selülit görülebilir.

    Dolaşım bozukluğu (damar yetmezliği): Selülit ve damar yetmezliği birbirine paralel gider. Damar yollarında oluşan selülit damarları sarar, sıkar ve kan dolaşımını daha da zorlaştırır. Bunun sonucu varisler oluşur. Buda, selülit, varis, daha ileri derecede damar yetmezliği olarak gittikçe ciddi boyutlara varır.

    Kabızlık

    Hipotiroidi

    Doğum kontrol hapı kullanımı

    Karaciğerin kötü fonksiyonu

    Hızlı ve stresli yaşamın yarattığı gerginlik, kaygı ve güvensizlik gibi ruhsal etkenler

    Korse, dar elbiseler, kalp yetersizliklerine bağlı dolaşım yetersizlikleri

    Çoğunlukla ergenlik, gebelik, menapoz gibi kilo alıp verme ve hormonal değişikliklerin yaşandığı dönemler yatkınlığı arttırır.

    Ağır, aşırı kalorili besinlerle düzensiz ve yanlış beslenme.

    Vücutta toksik etkiler oluşturan alkol, çay, kahve ve tütünün aşırı miktarda tüketimi.

    Hareketsiz bir yaşam.

    Selülitten Korunma;

    Düşük kalorili besinlerle beslenilmelidir

    Aşırı kilo alınmamalıdır

    Spor yapılmalıdır

    Vitamin ve mineralden zengin beslenilmelidir.

    Yeterince su alınmalıdır.

    Selülit Tedavisi

    Normal zayıflama programıyla selülit geçmez. İlaç, krem veya jel tedavide etkili değildir.

    Akupunktur;

    Akupunktur birçok hastalığa çözüm olan ilaçsız yan etkisiz bir tedavidir.

    Akupunktur iğnelerinin selülitli alanlara batımı ile yağ dokuları uyarılır. Yağlar lenf dolaşımı ile atılır.

    Kollajen ve elastin artar. Böylece kollajen artışı ile sıkılaşma da elde edilir ve sarkma problemi yaşanmadan selülit problemi çözümlenir.

    Akupunktur kan ve lenf dolaşımını arttırır. Dokuların beslenmesini sağlar.

    Hormonal dengeyi sağlayarak selülit oluşumunu engeller,

    Ödemi ve iltihabı çözerek selülit tedavisinde etkili olur.

    Selülitte, akupunktur tedavisi üç aşamalı olarak yapılır.

    Vücut akupunkturu: Amaç selülitli bölgeden geçen meridyenlerdeki enerjinin harekete geçirilmesi ve durgunlaşmanın giderilmesidir. Uyluk bölgesinde öncelikle, dalak, safra kesesi, mide ve mesane merdiyenleri geçtiği için, bunlara yönelik tedavi programları düzenlenir.

    Akupunktur Elektrolipoliz: Bu tedavide selülitli bölgedeki lokal kan akımının arttırılması, dolayısıyla biriken yağ dokusunun tekrar dolaşıma geçerek hasta bölgeden uzaklaştırılması amaçlanır. Tedavi iğneler takılarak elektroakupunktur cihazı ile iğnelere belli frekansda akım verilerek yapılır. İşlemde herhangi bir ağrı oluşmaz, hatta dokuda kişiyi gevşeten, rahatlatan bir titreşim hissedilir.

    Tedavinin üçüncü aşamasında, akupunktur iğneleri çıkarıldıktan sonra, selülitli bölgeye özel bir yağ sürülerek, kupa tedavisi uygulanır. Selülitli bölgeye sürülen özel yağın lokal etkisi ve kupa tedavisi ile yine bu bölgede biriken yağlar, dolaşıma katılarak uzaklaştırılır. Aynı zamanda cildin düz bir görünüm alması sağlanır.

    Her hafta iki seans olmak üzere en az 8-10 seans tedavi uygulanır.

  • Akupunktur ve elektrolipoliz (bölgesel incelme)

    Bölgesel zayıflama ve selülit tedavisinde kullanılan etkili bir tedavi yöntemidir. İnatçı yağlanmaların olduğu alanlardan kurtulmak için yakın geçmişte başvurulan cerrahi yöntemlerin yerini akupunktur ve elektrolipoliz gibi günümüzün en çok tercih edilen bölgesel zayıflama yöntemleri almaktadır.

    Bu tedavide bölgesel kan akımının arttırılması ve biriken yağ dokusunun tekrar dolaşıma geçerek uzaklaştırılması amaçlanır. Akupunktur ve Elektrolipoliz yöntemlerinde durağanlığa alışmış yağ hücreleri elektrik akımına karşı koymaya çalışırken enerji harcayarak parçalanır. Bu yöntemle yağ hücrelerinde metabolik faaliyetin hızlanması ile yağ yıkımı gerçekleşir. İnaktif yağ hücrelerini aktif hale geçirerek yağların atılmasına olanak sağlayan bir yöntemdir. Ayrıca uygulanan bölgede ısısal etki ile bölgesel kan dolaşımı uyarılır. Kan akımı artar.

    Karın, kalça, basen, kol gibi birikmiş yağların eritilmesinin nisbeten güç olduğu bölgelerde cilt üzerine yerleştirilen elektrodlar veya daha etkilisi, cilt altına, yağ tabakasının üzerine yerleştirilen ince iğnelere elektroakupunktur cihazı ile düşük frekanslı akım verilerek uygulanır. Verilen uyarı, yağ hücrelerinde trigliseritlerin yağ asidine dönüşmesini sağlar. Yağ asitleri hücreler arası sıvıya ve lenf dolaşımına geçer.

    İşlemde herhangi bir ağrı oluşmaz, hatta dokuda kişiyi gevşeten, rahatlatan bir titreşim hissedilir. Masaj etkisi yaratır.

    Bu uygulama en doğal ve en etkili bölgesel zayıflama yöntemleri arasındadır. Kilo kaybetmeyi sağlamaz ancak birikmiş bölgesel yağların dağıtılmasına ve şekil vermeye yönelik bir işlemdir. Hiçbir riski veya yan etkisi bulunmaz. Kalp pili olanlar ve hamilelere uygulanmaz.

    Emziren annelere de uygulanabilir.

    İşlem esnasında hasta ağrı, acı hissetmez. Bu sebeple de işlemdeyken TV izleyebilir, Kitap okuyabilir. Az sayıda hastada morluk oluşabilir, ancak o da hiçbir iz bırakmadan yaklaşık bir hafta içinde düzelecektir.

    En keyifli yanı da işlemden çıkar çıkmaz hastalar günlük hayatlarına hemen dönebilirler.

    Etkili olduğu durumlar:

    Dirençli yağ fazlalıklarının eritilmesinde etkilidir.

    Selülitli bölgenin düzenlenmesinde etkilidir.

    İstenmeyen yağ birikiminin olduğu her bölgeye uygulanabilir.

    Özellikle göbek ve basende küçülme etkisi belirgindir. İnatçı göbek ya da simit ismini verdiğimiz yağlı bölgelerde, kalça ve bacak yağlanmalarında etkilidir

    Seans süresi yaklaşık 45 dk-1 saattir. Haftada 2 seans uygulanır. Süreç kişinin yağ dokusu miktarına bağlı olarak 10-20 seans arasında değişir.

    Bölgesel zayıflama seansları devam derken hastanın aynı zamanda uygulanan kulak ve vücut akupunktur tedavileri ile beslenme ve egzersiz programları devam etmelidir.

  • Selülit ve akupunkturla tedavisi

    Selülit; derialtı yağ hücre gruplarının kan ve lenfatik dolaşımı bozmasıyla oluşan bir hastalıktır.

    Selülitte önce bölgesel yağ birikimi olur. Zamanla biriken yağlar damarları sıkıştırarak dolaşımı bozar. Dolaşım bozukluğu sonucu damar duvarlarından sızan serum, doku aralıklarında toplanarak doku ödemini oluşturur. Yağkarın ve sıvıların baskısı ile dokular beslenemez ve yapıları bozulur. Ödem bir taraftan kan ile yağ hücreleri arasındaki iletişimin aksamasına ve yağ hücrelerinin metabolizmasının bozulmasına yol açarken, diğer taraftan bağ dokusunun yapısının bozularak, sertleşmesine yol açar. Yağ hücre gruplarının arasında oluşan fibrotik bantlar aşırı büyümüş yağ dokusu hücrelerinden meydana gelmiş nodüller oluşturur. Bu nodüller deri yüzeyinde çöküntülere ve portakal kabuğu görünümüne neden olur. Daha ileri aşamada nodüller birbirine yapışarak daha büyük nodülleri oluşturur ve cildin kapitone bir görünüm almasına sebep olur. Bu aşamada nodüllerin sinirler üzerine baskı yapması sonucu ağrı oluşabilir. Estetik bir problem olmaktan çıkar ve tıbbi bir sorun haline gelir. Yani kadınlara estetik kaygı yaşatan selülitin portakal kabuğu görünümü buzdağının görünen kısmıdır. Görünmeyen kısımda hastalık vardır. Selülit varis, çabuk yorulma, ciltte sarkma ve çatlamalara neden olur.

    Selülit Nedenleri:

    Hormonal nedenler: Kadınlarda yumurtalıklardan salgılanan ve dokularda su tutma özelliğiyle selülit oluşumuna zemin hazırlayan Folikül uyarıcı hormonun (FSH) aşırı artışı.

    Genetik: Anne selülitli ise çocuğunda da selülit görülebilir.

    Dolaşım bozukluğu (damar yetmezliği): Selülit ve damar yetmezliği birbirine paralel gider. Damar yollarında oluşan selülit damarları sarar, sıkar ve kan dolaşımını daha da zorlaştırır. Bunun sonucu varisler oluşur. Buda, selülit, varis, daha ileri derecede damar yetmezliği olarak gittikçe ciddi boyutlara varır.

    Kabızlık

    Hipotiroidi

    Doğum kontrol hapı kullanımı

    Karaciğerin kötü fonksiyonu

    Hızlı ve stresli yaşamın yarattığı gerginlik, kaygı ve güvensizlik gibi ruhsal etkenler

    Korse, dar elbiseler, kalp yetersizliklerine bağlı dolaşım yetersizlikleri

    Çoğunlukla ergenlik, gebelik, menapoz gibi kilo alıp verme ve hormonal değişikliklerin yaşandığı dönemler yatkınlığı arttırır.

    Ağır, aşırı kalorili besinlerle düzensiz ve yanlış beslenme.

    Vücutta toksik etkiler oluşturan alkol, çay, kahve ve tütünün aşırı miktarda tüketimi.

    Hareketsiz bir yaşam.

    Selülitten Korunma;

    Düşük kalorili besinlerle beslenilmelidir

    Aşırı kilo alınmamalıdır

    Spor yapılmalıdır

    Vitamin ve mineralden zengin beslenilmelidir.

    Yeterince su alınmalıdır.

    Selülit Tedavisi

    Normal zayıflama programıyla selülit geçmez. İlaç, krem veya jel tedavide etkili değildir.

    Akupunktur;

    Akupunktur birçok hastalığa çözüm olan ilaçsız yan etkisiz bir tedavidir.

    Akupunktur iğnelerinin selülitli alanlara batımı ile yağ dokuları uyarılır. Yağlar lenf dolaşımı ile atılır.

    Kollajen ve elastin artar. Böylece kollajen artışı ile sıkılaşma da elde edilir ve sarkma problemi yaşanmadan selülit problemi çözümlenir.

    Akupunktur kan ve lenf dolaşımını arttırır. Dokuların beslenmesini sağlar.

    Hormonal dengeyi sağlayarak selülit oluşumunu engeller,

    Ödemi ve iltihabı çözerek selülit tedavisinde etkili olur.

    Selülitte, akupunktur tedavisi üç aşamalı olarak yapılır.

    Vücut akupunkturu: Amaç selülitli bölgeden geçen meridyenlerdeki enerjinin harekete geçirilmesi ve durgunlaşmanın giderilmesidir. Uyluk bölgesinde öncelikle, dalak, safra kesesi, mide ve mesane merdiyenleri geçtiği için, bunlara yönelik tedavi programları düzenlenir.

    Bölgesel Akupunktur: Bu tedavide selülitli bölgedeki lokal kan akımının arttırılması, dolayısıyla biriken yağ dokusunun tekrar dolaşıma geçerek hasta bölgeden uzaklaştırılması amaçlanır. Tedavi iğneler takılarak elektroakupunktur cihazı ile iğnelere belli frekansda akım verilerek yapılır.

    Tedavinin üçüncü aşamasında, akupunktur iğneleri çıkarıldıktan sonra, selülitli bölgeye özel bir yağ sürülerek, kupa tedavisi uygulanır. Selülitli bölgeye sürülen özel yağın lokal etkisi ve kupa tedavisi ile yine bu bölgede biriken yağlar, dolaşıma katılarak uzaklaştırılır. Aynı zamanda cildin düz bir görünüm alması sağlanır.

    Her hafta iki seans olmak üzere en az 8-10 seans tedavi uygulanır.

  • Elektrolipoliz: bölgesel incelme metodu

    Yapılan tüm diyetlere rağmen hâlâ kurtulamadığınız ve sizi rahatsız eden bölgesel fazlalıklarınız varsa neden bölgesel zayıflama metodlarını denemiyorsunuz?

    Bölgesel zayıflama nedir?

    En başta söylenmesi gereken temelde bir kilo azaltma yöntemi olmadığıdır. Vücudun belli bölgelerinde birikmiş olan yağların azaltılması amacıyla kullanılan yöntemlere verilen genel isimdir.

    Yağ hücreleri nasıl yok edilir?

    ELEKTROLİPOLİZ:BÖLGESEL İNCELME METODU


    Elektrolipoliz inaktif yağ hücrelerini aktif hale geçirerek yağların atılmasına olanak sağlayan bir yöntemdir.Kilo kaybetmeyi sağlamaz ancak birikmiş bölgesel yağların dağıtılmasına ve şekil vermeye yönelik bir işlemdir.
Lenf drenajı ile birleştirilen elektrolipoliz istenmeyen yağlardan kurtulmanın yeni bir yoludur.Karın, kalça, basen, kol gibi birikmiş yağların eritilmesinin nisbeten güç olduğu bölgelerde cilt üzerine yerleştirilen elektrodlar – paletler, veya daha etkilisi, cilt altına, yağ tabakasının üzerine yerleştirilen ince iğneler vasıtasıyla verilen düşük voltajlı elektrik uyarı, yağ hücrelerinde trigliseritlerin yağ asidine dönüşmesini sağlar. Yağ asitleri hücreler arası sıvıya ve lenf dolaşımına geçer. Lenf drenajı ile yağ asitleri bölgeden uzaklaştırılır.

    Kaç seans uygulanmalıdır?

    Haftada bir uygulanır Ancak aşırı yağ dokusuna sahip olanlarda hafta da 2 uygulama yapılabilir.Bu süreç kişinin yağ dokusu miktarına bağlı olarak 10-20 seans arasın da olabilir.

    Sonuçları nelerdir?

    İşlem yapılan alanda işlemden hemen sonra ilk etkiler görülmeye başlar. Ortalama daralma, işlem yapılan alan ve yağ dokusunun kalınlığına göre değişmekle birlikte 2 ila 15 cm. arasında olacaktır.

    Uygulama süresi nedir?

    Her sesans 45 -60 dk sürmektedir.

    Kimlere uygulanabilir?

    Vücutta aşırı veya yaygın yağlanması olanlar dahil bölgesel fazlalığı olanlara uygulanabilir. Kalp pili olanlar ve hamilelere uygulanmaz.

    Emziren annelere de uygulanabilir.

    İşlemde ve sonrasında ne hissedilir?

    İşlem esnasında hasta ağrı, acı hissetmez. Bu sebeple de işlemdeyken TV izleyebilir, Kitap okuyabilir, Az sayıda hastada morluk oluşabilir, ancak o da hiçbir iz bırakmadan yaklaşık 1 hafta içinde düzelecektir.

    En keyifli yanı da işlemden çıkar çıkmaz hastalar günlük hayatlarına hemen dönebilirler.