Etiket: Yağ

  • Balık yağı iştah açar mı? Yazın balıkyağı tüketmek zararlı mı? Balık yağı alırken nelere dikkat etmeli ⁉

    Omega-3 (w-3) ve omega-6 (w-6) yağ asitleri insan vücudunda sentezlenmedikleri için diyetle almak zorunludur. Omega-3 yağ asitleri daha çok balık, merada beslenen hayvan eti, özgür dolaşan kümes hayvanlarının yumurtası ve keten tohumu yağlarında bulunur. Asıl kaynak yağlı balıklardır. Morina-Uskumru-Somon-Hamsi-İstavrit-Ton Balığı-Yayın balığı ortalama haftada 2 kere 70-200 gram tüketmek gerekir. Bitkisel kökenli olanların günlük ihtiyacı karşılaması için kilolarca tüketilmesi gereklidir. Yani 1 avuç ceviz ile sanılanın aksine ihtiyaç karşılanamaz. Balık çiftliklerinde yetiştirilen balıkların omega 3 içeriği çok düşüktür. Serbest dolaşan dip balıklarında ise ağır metal bulunabilir.

    Bebeğim ağır metal almasın ama yeterince omega 3 alsın diyorsanız IFOS onaylı ve içeriğine antioksidan eklenmiş özellikle DHA içeriği yüksek balıkyağı preparatları kullanabilirsiniz. ? Balık yağı iştah açıp kilo aldırır mı❓Yanıt: HAYIR ? Multivitaminli balık yağları içerdikleri B vitaminleri , çinko nedeniyle iştah açabilir. Omega-3 yağ asitlerinden DHA görme fonksiyonları, öğrenme ve hafıza üzerine destekleyici etki gösterirken EPA damar sağlığı, kanın akışkanlığını arttırma, karaciğer yağlanmasının tedavisi başta olmak üzere antimitojenik, antioksidan özellikleri nedeniyle antikanser etkinlikte dahil birçok hastalığın tedavisinde kullanılır. DHA’nın yüksek dozları dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun tedavisinde kullanılır. Balık yağı yılın her döneminde tüketilebilir.

  • Obezite nedir, tanısı nasıl konulur?

    Obezite (şişmanlık); vücutta aşırı yağ depolanması sonucu ortaya çıkan, sağlık için risk oluşturan, bireyde fiziksel ve ruhsal sorunlara neden olabilen enerji metabolizması bozukluğudur. Çocuklukta şişmanlık, 21. yüzyılın en ciddi halk sağlığı sorunlarından biridir. Sorun globaldir, sıklığı dünyada ve ülkemizde endişe verici olarak giderek artmaktadır.

    Özellikle yaşamın ilk yılı, okul öncesi dönem ve ergenlik dönemi obezite açısından risklidir. Küresel olarak, 2015 yılında beş yaşın altındaki aşırı kilolu çocuk sayısının 42 milyondan fazla olduğu tahmin edilmektedir.

    2010 yılında yapılan Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması 0-5 yaş arası çocuklarda %26,4; 6-18 yaş arası çocuklarda ise %22,5 oranında kilo sorunu (fazla kilolu + obez) olduğunu göstermiştir. Yani yaklaşık her 4 çocuktan birinde kilo problemi bulunmaktadır.

    Tanıda, vücut kitle indeksi (VKİ), rölatif ağırlık, bel çevresi, bel/kalça oranı kullanılabilir. Sık kullanılan VKİ= ağırlık (kg) / boy² (m²) formülü ile hesaplanır. Erişkinlerden farklı olarak VKİnin obezite açısından sabit bir değeri yoktur. Kız ve erkek çocuklarda yağ miktarı farklıdır, yine artan yaş ile vücut yağ miktarı değişmektedir. Bu nedenle VKİ için yaş ve cinsiyete özgül persentiller kullanılarak çocuklar değerlendirir, 5-85 persentil normal, 85-95 fazla kilolu, 95 persentil üstü obezitedir.

    Çocuklukta aşırı kilo ve obezite neden önemlidir ?

    “Çocukluk çağı obezitesi hızla artış göstermesinin yanında erişkin dönemde devam riski, tedavisinin zor bir hastalık olması, eşlik eden hastalıklar ve ciddi yan etkilerinin olması nedeniyle önem taşımaktadır.

    Obez çocuğun “obez erişkin” olarak devam riski; yaşı, anne-babasında obezite varlığı ve obezitenin derecesi ile ilişkilidir. Obez çocukların üçte biri, obez ergenlerin de üçte ikisi erişkin dönemde de obez kalır.

    Aslında obezite vücuttaki bütün sistemleri negatif olarak etkileyenönemli bir sistemik hastalıktır. Çocukluk çağı obezitesine eşlik edebilen önemli hastalıklar; insülin direnci, bozulmuş glukoz toleransı, tip 2 Diyabet, metabolik sendrom, erken ergenlik, PCOS, hipertansiyon, dislipidemi, damar sertliği ve erişkin kalp damar hastalığı, inme-kalp krizi, karaciğerde yağlanma, safra kesesi taşı, uyku apnesi, astım, kalça ekleminde kayma, bacaklarda eğrilme, kırık riskinde artış, deride akantozis nigrikans(koyu renk boyanma), sosyal izolasyon, kendine güvenin azalması, yeme bozuklukları, endişe (anksiyete), depresyon, ve hatta bazı kanser (endometrial,meme,kolon) riskinde artma olarak sayılabilir.

    Obez çocuklar, erişkinlikte obezite yaşamaya devam ederlerse daha genç yaşta diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar geliştirme olasılıkları daha yüksektir. Her yıl en az 2.6 milyon insan aşırı kilolu veya obez olmanın sonucu olarak yaşamını kaybediyor. İyi bir dergide yayınlanan 55 yıllık izleme dayanan bir çalışmada adölesan dönemde obez olan erkeklerde kalp damar hastalıklarına bağlı ölüm riski normal kilolu olanlara göre iki kat fazla bulunmuştur. Yine çarpıcı bir bulgu olarak 21. yüzyılın obez çocukların anne-babalarından daha kısa yaşayacakları saptanmıştır.”

    “Şişmanlık ve obezite kontrolü ile çocuklarda bu hastalıkların gelişmesi büyük ölçüde önlenebilir. Bu nedenle, çocuklukta şişmanlığın önlenmesi yüksek öncelik gerektirir. Diyabet ve obezitenin yükselişini durdurmak için çocukluktan itibaren önlem alınması gerekmektedir. Önlem ne kadar erken alınırsa sonuç o kadar iyi olacaktır.”

    Obezite nedenleri nelerdir?

    Çocukluk çağı obezitesi bir sendrom yada endokrin hastalıklara bağlı olabilmekle birlikte çoğunlukla neden alınan kalorinin yakılandan fazla olması sonucu vücutta yağ birikimi ile oluşan “ekzojen obezite”dir.

    Diyetteki kalori ve yağ oranının artması, “fast food” tarzı beslenmenin yaygınlaşması, hızlı yeme ve az çiğneme, şekerli/gazlı içeceklerin tüketilmesi şeklindeki yanlış beslenme alışkanlıkları, aktivitenin azalması (sedanter yaşam), televizyon ve bilgisayar karşısında geçirilen saatlerin artması ile fiziksel aktivite ve egzersizden uzaklaşma önemli etkenlerdir. Sonuçta çocuklar daha az kalori yakıp, daha çok kalori almakta ve yağ dokusu artışı olmaktadır.

    Hastaların daha az bir kısmında endokrin bozukluklar, genetik sendromlar, hipotalamik bozukluklar ve ilaçlara bağlı “endojen (sekonder) obezite” saptanır.

    Çocukluk çağı obezitesine neden olan başlıca endokrin bozukluklar; hipotiroidizm, kortizol fazlalığı (kortikosteroid tedavisi, Cushing Sendromu), büyüme hormon eksikliği, psödohipoparatiroidizm, edinilmiş hipotalamik lezyonlardır (kraniofarenjioma cerrahisi, tümörler).

    Ek olarak nadir nedenlerden ROHHAD-NET Sendromu (hızlı başlangıçlı obezite, hipotalamik disfonksiyon, hipoventilasyon, otonomik disregülasyon- nöral krest tümörleri) ve monogenik obeziteler (leptin eksikliği, leptin reseptör gen defekti) sayılabilir. Obezitesi olan her çocuk mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmeli, obezite nedeni ve oluşturduğu komplikasyonlar net olarak belirlenerek gerekli tedavi planı yapılmalıdır.

    Çocukluk çağı obezitesi ile nasıl mücadele edilir ?

    “Aslında çocukluk çağı obezitesinde mücadele “obezite oluşmadan önce”, çocukluk çağında sağlıklı beslenme ve aktivite ile aynı aşılamak gibi hastalık oluşmadan başlamalıdır. Sağlıklı beslenme ve düzenli ekzersiz alışkanlığının kazanılması özellikle çocukluk döneminde mümkündür. Çocuklukta şişmanlık salgını ile mücadelede amaç, bireyin ömrü boyunca sürdürülebilecek bir enerji dengesinin sağlanmasıdır.”

    Obezite gelişmiş çocuklarda da alınan enerjinin düzenlenmesi, fiziksel aktivitenin artırılması, psikolojik destek, motivasyon, sık izlem ve gereken ilaç tedavileri ile kilo kontrolünün sağlanması, en azından kilo artışının engellenmesi önemlidir.

    Bilgilendirme ve eğitim (aile ve çocuk), davranış-yaşam tarzı değişiklikleri, beslenme alışkanlıkları değişimi, dışarıda yenen öğünleri, abur-cuburu azaltmak, şeker alımını sınırlandırmak, alınan yağ ve karbohidrat içeriğinin azaltılması, yağ tüketimini doymuş yağlardan doymamış yağlara kaydırmak, uzun tokluk hissi sağlayan tam buğday ve lifli gıdalar, baklagiller, sebze-meyve tüketimini artırmak gereklidir. Yeterli kalsiyum ve süt ürünlerinin alınması da yağ metabolizması açısından önemlidir. Tedavi ve izlemde aile katılımının sağlanması şarttır.

    Çocuklukta obeziteyi önlemek için öneriler

    Tekrar vurgulamak isterim ki asıl amaç doğru/sağlıklı beslenme ve yeterli fiziksel aktivite ile çocuklarımızı obeziteden korumak olmalıdır. Obeziteyi önlemek için mücadeleye çocukluk çağından itibaren başlamak gerekir.

    Çünkü önleyici tedavi çocuklukta mümkündür. Dengeli beslenmeye ek olarak çocuğunuzun fiziksel aktivitesini arttırıp aktif bir yaşam tarzını benimsemesini sağlamak önemlidir. Her çocuk istediği bir sporu, tercihen grup oyunları şeklinde, yaparak spor yapma alışkanlığı kazanmalıdır. Her gün 60 dakika düzenli, orta-derecede aktivite önerilmekle birlikte, en azından haftada 2-3 gün fiziksel aktivite yapılmalıdır.

    Oyun oynamak doğal fiziksel aktivite olup çocuklara uygun ortam sağlanmalıdır. Çocuklarımızın bilgisayar ve televizyon başında günlük 2 saatten fazla kalmamaları sağlanmalıdır. Özellikle “yiyecek reklamları” yanlış yönlendirme ile beslenmeyi olumsuz etkilemektedir. İyi bir uyku düzeni ve aşırı stresden uzak olunması da kilo dengesi için önemlidir. Eğer çocuğunuz obezite riski altında ise kilo almasının nedenlerini araştırmak ve gerekli tedaviye erkenden başlamak için mutlaka bir uzmana başvurmanız gerekir.”

    ÖZETLERSEM;

    Obezite tedavisi zor ve ömür boyu süren hastalıklardan biridir, çocukların daha hareketli ve büyüyen varlıklar olması nedeni ile obezitenin düzeltilme şansı erişkinlere göre daha yüksektir, ciddi komplikasyonlara neden olan erişkin obezitesinin önlenmesi çocukluk ve ergenlik dönemindeki girişimlere bağlıdır, çocukluk döneminde obezite tanısının erken ve doğru olarak konulması, nedenlerinin ve eşlik eden hastalıkların saptanması, hastanın iyi izlenip gereken müdahalelerin zamanında yapılması ile obezitenin erişkin döneme yansıması ve komplikasyonları önlenebilir.

  • Ketojenik diyet nedir?

    Ketojenik diyet nedir?

    Ketojenik Diyet Tarihçesi

    Eski çağlardan beri açlık durumunda nöbetlerin azaldığı farkedilmiştir. İlk kez ketojenik diyet 1921 yılında Amerika’da Mayo Klinikte Dr. Wilder tarafından uygulanmaya başlamıştır. diyet geri planda kalmıştır. 1990 yılından sonra ketojenik diyet Charlie’nin hikayesi ile tekrar gündeme gelmiş ve dünya çapında yaygın olarak kullanılmaya başlamıştır.

    Ketojenik Diyet Nedir?

    Ketojenik diyet; yüksek yağ, yeterli protein ve düşük karbonhidratlı yüksek yağ içeren bir diyettir. Çok kısıtlı karbonhidrat ve yüksek yağ içeren bu diyette yağların kullanılması kanda keton cisimciklerinin açığa çıkmasına yol açar. Bu nedenle ‘‘ketojenik diyet’’ olarak adlandırılmaktadır. Ketojenik diyette günlük enerjinin %90’ı yağlardan, %10’u protein ve karbonhidratdan sağlanır. Diyet her çocuğun günlük enerji, protein ve sıvı gereksinmesini karşılayacak şekilde çocuğun yaşı, boyu ve kilosuna uygun olarak hazırlanır.

    DİYETE UYUM TEDAVİDEKİ BAŞARININ ANAHTARIDIR.

    Ketojenik diyet bu konuda deneyimli beslenme uzmanı ve çocuk nöroloji uzmanı tarafından yakın izlemle takip edilmelidir. Ketojenik diyet sizin çocuğunuza özel olarak hazırlanan çok özel bir diyettir. Sizin çocuğunuza göre hazırlanan bu diyeti başka bir çocuğun uygulaması doğru değildir. Çünkü bu diyet her çocuğun yaşına, kilosuna, aktivitesine ve beslenme alışkanlığına göre özel olarak hazırlanmakta ve günlük yakın izlem ile takip edilmektedir. Çocukluk Çağı Epilepsisinde Ketojenik Diyetin Yeri En az iki ilaç tedavisine rağmen nöbetleri kontrol altına alınamayan, Epilepsi cerrahisi şansı olmayan hastalarda; ‘’ketojenik diyet bir tedavi seçeneğidir’’ Glikoz transport protein 1 eksikliği (GLUT-I), pirüvat, dehidrogenaz eksikliği, miyoklonik astatik epilepsi, infantil spazm, (West sendromu) gibi hastalıklarda ketojenik diyet etkindir. Özellikle infantil spazm (West sendromu) ve GLUT-1 eksikliğinde ketojenik diyet birinci tedavi seçeneği olmalıdır. Ketojenik diyete başlamadan önce yapılması gereken tetkikler Ketojenik diyete başlamadan önce; Hastanın tam kan sayımı, kan biyokimyasal parametreleri, Serum selenyum, karnitin ve çinko düzeyleri, Karın ultrasonu, idrar tahlili, Gerekli hastalarda metabolizma konsültasyonu Çocuğun yaşına uygun gelişim değerlendirme testi (Denver testi, WISCR vs.) yapılır. Bu tetkikler değerlendirildikten sonra diyete başlamaya engel bir durum yoksa aile ketojenik diyet eğitimine alınır. Çocuk diyete başlarken hasta olmamalı, herhangi bir enfeksiyon durumu varsa (grip, üst solunum yolu enfeksiyonu, orta kulak iltihabı, idrar yolları enfeksiyonu v.b.) iyileştikten sonra diyete başlanmalıdır. Ketojenik diyet; bazı metabolik hastalıklarda (karnitin metabolizması ve kesinlikle kullanılmamalıdır.

    Ketojenik Diyet Nasıl Etki Eder?

    Yiyecekler bizim günlük enerji ihtiyacımızı karşılar. Yiyeceklerin vücutta yanması sonucu açığa çıkan enerji beynimizin ve Beynin yeteri kadar yakıt alması çok önemlidir. Beyin enerjisini glikoz ve yağlardan ortaya çıkan keton cisimcikleri olmak üzere iki kaynaktan alır. Beynin kullandığı ilk yakıt; glikozdur. Karbonhidrat kaynağı yiyeceklerden (ekmek, pirinç, bulgur, makarna vb., şeker, bal vb., sebze ve meyveler) vücuda alınır. Beynin diğer önemli yakıtı; KETONLARDIR. Bunlar da yağ (zeytinyağı, tereyağı, krema, kaymak vb.) veya yağ bulunduran yiyeceklerle alınır. Yüksek yağlı ketojenik diyetle oluşan keton cisimlerinin nöron dediğimiz beyin hücrelerinde çeşitli mekanizmalarla, nöbet aktivitesini engellediği varsayılmaktadır.

  • Sağlıklı beslenme kuralları

    Alınan ve harcanan enerjinin iyi dengelenmesi temel kuraldır. Sağlıklı beslenme için protein, karbonhidrat, yağ, vitamin, sıvı, mineral ve eser elementlerinin yeterli ve dengeli miktarda alınması gereklidir.

    Enerji veya kcal tanımlaması şöyledir. Enerji: (kcal); 1 kg suyun 15C den 16Cye çıkarmak için gereken enerji:1 kcal dir. 1 gram yağ 9 kcal, 1gr karbonhidrat 4 kcal, 1 gr protein 4 kcal verir. Dengeli bir diyette günlük enerjinin %50 si karbonhidrat, %35 i yağ ve %15 i proteinden oluşmalıdır.

    Kişilerin yaşlarına göre günlük enerji gereksinimleri değişmektedir.

    Buna göre 3000 kcal günlük enerji alması gereken bir kişinin 1500 kcal karbonhidratlardan, 1050 kcal yağlardan ve 450 kcal proteinlerden olmalıdır. Buna göre kişi günlük olarak 375 gr karbonhidrat, 116 gr yağ ve 112 gr protein tüketmelidir.

    YAŞ

    kcal/gün

    < 3 ay

    95-145 kcal/kg

    6-8 ay

    80-135 kcal/kg

    1-3 yaş

    900-1800

    4-6 yaş

    1300-2300

    7-10 yaş

    1650-3300

    11-14 yaş Erkek

    2000-3700

    11-14 yaş Kız

    1500-3000

    15 yaş üstü Erkekler

    2100-3900

    15 yaş üstü Kadınlar

    1200-3000

    PROTEİN: Vücudun yapı taşlarıdır. Kemikler, kaslar, deri, sinirler, kısacası vücudun büyük bölümü proteinlerden oluşur. Yiyeceklerle alınan proteinler sindirim sırasında parçalanarak aminoasitlerine ayrışır ve vücut, bu aminoasit deposundan seçtiği uygun yapıtaşlarını yeniden bir araya getirerek kendi dokularını oluşturan proteinleri yapabilir.. Proteinin yapısını oluşturan esansiyel aminoasitlerin bir kısmı vücutta sentez edilir iken bir kısmı dışarıdan alınmalıdır.

    Optimal amino asit dağılımına sahip protein süt ve yumurtada bulunur ve “referans protein” olarak kabul edilir. Bir yumurtada yaklaşık 6 gr protein bulunur.

    Protein açısından zengin olan başlıca hayvansal yiyecekler yunurta, et, balık, peynir ve süt, bitkisel yiyecekler ise ekmek, patates, fındık ve ceviz gibi kabuklu yemişler, bezelye, fasulye ve mercimektir.

    YAGLAR: Diyetteki yağın %98 i trigliserit, %2si serbest yağ asitleri, monogliserit, digliserit, kolesterol ve fosfolipidden oluşur. Yağ asitleri doymuş ve doymamış olarak ikiye ayrılır. Hayvansal besinlerde daha çok doymuş yağ asitleri, bitkisel besinlerde doymamış yağ asitleri bulunur.

    Gereğinden fazla alınan yağlar depolanmaya başlar. Daha sonra kullanılmak üzere biriktirilen bu yağ depoları, gereksinimden fazla besin almaya devam ettiğimiz sürece tehlikeli seviyelere ulaşabilir. Daha çok hayvansal besinlerde bulunan doymuş yağlar, insan sağlığı için zararlı yağlardır. Daha çok bitkisel besinlerde ve balıklarda bulunan doymamış yağlar ise insan sağlığı için yararlıdırlar .

    KARBONHİDRATLAR: Ekmek, makarna, pirinç, meyve, sebze, şeker vb. besinler en iyi karbonhidrat kaynağıdır. Karbonhidratla, enerji kaynağı olarak bedenin kullanabileceği en iyi yakıttır. Karbonhidratlar kendi aralarında basit karbonhidratlar (basit şekerler= monosakkaritler: meyve şekeri vb), birleşik karbonhidratlar (Birleşik şekerler= disakkaritler çay şekeri ,süt şekeri vb.) ve kompleks karbonhidratlar( nişast,vb) olarak gruplandırılırlar.

    Özellikle kompleks karbonhidratların ve kaynaklarının , daha saglıklı besinler olduğu bilinmektedir. Bu nedenle mümkün olduğunca kompleks karbonhidratlar ( kepekli doğal taş değirmen unu, kepekli esmer pirinç, işlenmemiş pancar şekeri, meyveler, sebzeler ) kullanılmalı, daha az sağlıklı olan işlenmiş karbonidratlardan (beyaz şeker, beyaz un, reçel, patates püresi ve cipsi) kaçınılmalıdır.

    Karbonhidratlarda bulunan lifler, karbonhidratların en sağlıklı parçalarıdır, vitamin, mineral ve birçok doğal antioksidanın taşıyıcısı olduğundan rafine edilmemiş kompleks karbonhidratların besin değeri yüksektir.

    VİTAMİNLER: Suda eriyenler; B1, B2, Niasin, Folik Asit, B6, B12, Biotin, C,

    Yağda eriyenler; A, D, E, K dir. Başlıca vitaminlerin günlük gereksinimleri ve temel kaynakları aşağıda listelenmiştir.

    VİTAMİN

    GÜNLÜK ALIM

    Vitaminden zengin gıdalar

    A

    Çocuklar:500 mgr

    Büyükler: 600-1500mgr

    1 IU: 0.3mgr

    Balık, Karaciğer, Süt, Tereyağı, Yumurta

    Yeşil ve Sarı renkli Sebze ve Meyvalar

    B1

    Çocuklar: 0.5 gr

    Büyükler: 0.7-1.5 gr

    Et Karaciğer, Süt,

    Tahıl ve Baklagiller

    B2

    Çocuklar: 0.6 mg

    Büyükler: 1-2 mg

    Balık, Karaciğer, Süt, Tereyağı, Yumurta

    Yeşil yapraklı Sebze ve Meyvalar

    B6

    Çocuklar: 0.3-0.5 mg

    Büyükler: 0.5-1.5 mg

    Balık, Karaciğer, Böbrek, Et,

    B12

    Çocuklar: 1-5mgr

    Büyükler: 1-5mgr

    Balık, Karaciğer, Süt, Tereyağı, Yumurta,

    C

    Çocuklar: 30 mgr

    Büyükler: 30 mgr

    Turunçgiller, domates, lahana, kabak

    Yeşil yapraklı Sebze ve Meyvalar

    Niasin

    Çocuklar: 60 mgr

    Büyükler: 60 mgr

    Balık, Karaciğer, Süt, Tereyağı, Yumurta

    Yeşil yapraklı Sebze ve Meyvalar

    Folat

    Çocuklar: 20-50 mgr Büyükler: 20-50 mgr

    Karaciğer, Peynir, tahıllar

    Yeşil yapraklı Sebze ve Meyvalar

    D

    Çocuklar: 400 IU Büyükler: 400-800 IU

    Süt ve mamülleri, yumurta

    E

    Çocuklar: 4 IU Büyükler: 15 IU

    Balık, Karaciğer, Süt, Tereyağı, Yumurta,tahıllar

    Yeşil yapraklı Sebze ve Meyvalar

    K

    Çocuklar: 50-100 mgr Büyükler: 50-100 mgr

    Balık, Baklagiller,Tahıllar

    Yeşil yapraklı Sebze ve Meyvalar

    Dengeli ve sağlıklı beslenmenin temel yolu ekonomik duruma ve bilinçli tüketime bağlıdır. Ekonomik verilere göre ülkede 11 milyon kişi açlık sınırı altında yaşıyor ve 53 milyon kişinin de yoksulluk sınırında olduğu bilinmektedir. Bu şartlarda insanımız ne kadar sağlıklı beslenebiliyor. Ekonomik durumu iyi olan eğitimli ailelerde dahi bilinçli tüketim tam değildir.

    1980 li yıllara kadar, ürettiği ile kendi kendine yetebilen yedi ülkeden biri olan ülkemiz, yanlış tarım politikaları ile üretimin azaldığı, her türlü ürünün ithal edildiği bir ülke haline geldi.

    Sağlıklı beslenmemiz için besinlerin ülke genelinde üretilmesi ve bilinçli tüketilmesini desteklemeliyiz. Yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı sloganını yeniden hayata geçirmeliyiz.

    Prof. Dr. Duran Canatan

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Kan Hastalıkları ve Genetik Hastalıkları Uzmanı

  • Çocuk ve bebek kalp hastalıklarında beslenme ve spor

    Çocuk ve bebek kalp hastalıklarında beslenme ve spor

    Doğuştan kalp hastalıkları olan bebeklerin boyları genelde normal olmakla beraber kilo almaları daha yavaş olmaktadır. Kalp sorunu olan bebeklerde anne sütü veya mama ile beslenme yeterli olabilir. Ancak beslenme yönteminde biraz esnek davranarak anne sütü veya mama ile besleniyor olsalar bile ek kaloriye gereksinimleri olabiliyor bebeklerinizin..

    Akdeniz mutfağı tipinde beslenme alışkanlığının çocukluk yaşlarından itibaren başlatılması çok önemli. Yeşil sebze ve meyve ağırlıklı, beyaz et ve balık eti bakımından zengin, zeytinyağının tercih edildiği, karbonhidratların makul derecede tutulduğu diyet, çocuğunuzun erişkin yaşlarda da sağlıklı bir kalbe sahip olmasına yardımcı oluyor.

    Kırmızı et kolesterolce yüksek olduğundan haftada en fazla 2 gün gibi sınırlı tüketilmelidir. Diğer günler derisi alınmış ve özellikle de göğüs bölgesini içeren tavuk eti ve kalbi korumada etkili olduğu bilinen omega-3 yağ asitleri bakımından zengin olan balıklar tercih edilmeli ve tüketilmelidir. Ancak balık, tavuk eti ve kırmızı etin pişirilme yöntemleri de önemlidir. Bunlar kesinlikle kızartma olmamalı, haşlama, buğulama veya ızgara tercih edilmelidir.

    E ve C gibi antioksidan vitaminlerin de kalp sağlığına olan olumlu etkileri bildirilmektedir.

    Çocukların beslenmeleri erken yaşlarda kontrol altında tutulmalı ve ailede kalp hastalığına bağlı erken ölüm varsa gerekli kan testlerine erken yaşlarda başlanması uygun olacaktır.

    Uzun süre bilgisayar veya televizyon karşısında fast-food tarzı yiyecekler ve yağ-karbonhidrat açısından zengin diyetler obezite oranını arttırdığı gibi kalp hastalıklarına da yol açmaktadır. Yaşam tarzı değişiklikleri yapılarak bu tip beslenmeden kaçınarak başta yürümek olmak üzere hareketsizliğe son verip kalp hastalıklarına zemin hazırlayacak obezite riskinden kurtulmuş oluruz.

    Spor bir yaşam biçimi olarak küçük yaştan itibaren çocuklara benimsetilmelidir. Küçük yaşlardan itibaren spor yapanlar, yaşlandıklarında da spora daha rahat bir biçimde devam etmektedirler. Kalp atışlarını aniden arttıran ve yüksek efor gerektiren tenis, koşma gibi sporlardan uzak durulmalıdır. Yürüyüş yapmak zayıflamaktan öte, vücuttaki stresi azaltmaya da yaramaktadır. Yürüyüşle kan yağları düşüyor, yararlı kolesterol denen HDL yükseliyor hatta düzenli yürüyüşlerle tansiyonu bile kontrol altına almak mümkün olabiliyor.

    Sonuçta, hangi yaşta olursa olsun kalp sağlığını korumada ve kalp hastalıklarında doymuş yağları içeren katı yağların tüketimi sınırlanırken, kolesterol oranı en düşük zeytinyağı ile beslenme ön planda tutulması gerekmektedir. Bunun yanısıra bol yeşil yapraklı sebze ve meyve tüketilirken yürüme ve yüzme gibi sporlar ile hareketsiz yaşam terkedilecektir.

    Kalp hastalığı olan çocuklarda çeşitli beslenme yöntemleri ve alınan besinlerdeki kalori miktarlarının arttırılması konusunda bir uzman diyetisyen ile görüşülerek bilgi alınabilir.

  • Çocuklarda beslenme beyin gelişimini sağlar

    Çocuklarda beslenme beyin gelişimini sağlar

    Sağlıklı bir hayat tüm insanların isteği. Özellikle küçük çocukların sağlıklı, aktif başarılı bir hayat devam etmesi için beslenme çok önemlidir.beslenme dengeli ve yeterli gıda tüketimidir. Bedenin kendisine yetecek kadar enerji ve bununla birlikte fiziksel, zihinsel gelişimini tamamlaması için gerek duyduğu besin ögeleri vitaminler, mineraller, su ve yağlar… özelliklede omega 3 çocukların beyin ve kalp gelişimi için olmazsa olmazlardan.

    Özellikle deniz balıklarında bulunan omega 3′ de bebek ve çocukların büyümesinde kadın sağlığında beyin gelişiminde kalp damar sağlığında eklem sağlığında önemli roller üstlenir. Temel yağ asidi olarak bilinen omega3 vücut tarafından üretilmediği için dışarıdan besin yoluyla alınması gerekir . Omega3 sinir yollarını sağlıklı oluşturmak için gereklidir. Eksikliğinde nörolojik ve pisikolojik rahatsızlıklar meydana gelebilir.Eğer vücut yeterli omega3 e sahip değilse beyinde vücudun diğer bölgelerine iletişim kuran sinir hücreleri başka bir yağ asidinden oluşturabilir. Bunun sonucu da beyin sinyalleri karışık algılayabilir. Bu da depresyon ve bazı pisikolojik rahatsızlıklara neden olabilir. Omega 3′ ün çocuklarda zihin gelişimini olumlu etkilediğini ve öğrenme kapasitesini arttırdığını yapılan çalışmalar göstermiştir.Dikkat eksikliği görülen çocuklarda omega 3 takviyesi problemi giderilmesinde olumlu sonuçlar gösterdiği bilinmektedir.Düşük kilolu doğan bebeklerde temel yağ asidi eksik olabileceği ve bununda bebeklerde zeka seviyesini olumsuz etkileyebileceğine dair araştırmalar bulunmaktadır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda balık yağı veya omega3 şeker, kalp hastalığı, depresyon, sedef obezite, yeme bozuklukları, şizofren, osteoproz, iltihaplı bağırsak hastalıkları, bazı göz hastalıkları, kolon meme ve prostat, astım hastalıklarına karşı koruyucu etkisi olduğu söylenmektedir. Yapılan başka çalışmalarda omega3 ün akıl sağlığı üzerinde katkısının olduğu ve beynin yaşlanma sürecini yavaşlattığını söylemektedir.

    Hayatın ilk dönemlerinde beynin sağlıklı gelişebilmesi beslenme ile doğrudan ilişkilidir. Ve bu dönemde temel yağların rolü önemlidir. Bebekler ve çocuklar sağlıklı büyüyebilmeleri için yağ asitlerine ihtiyaç duyabilirler. Yağlar enerji veren besin maddesi olmasının yanında A, B, E, C vitaminleri için vücutta depolanmasında rol oynarlar. Aynı zamanda hücre zarının temel yapıtaşıdır. Deri altı yağ tabakası vücut ısısını önler, organları çevreleyerek dış etkenlere karşı korur.

    Omega3 açısından dengeli beslenen çocuklar beyin sinir ve görme yetenekleri sağlıklı gelişir.Ayrıca omega yağları çocuğun matematik zekasını, okuma telafffuz ve yazma becerisini arttırır eksikliği halinde çocuklarda davranış bozuklukları ve dikkat eksikliği gibi hastalıklara yol açabilir. Çocukluk dönemindeki doğru beslenme ileri yaşlarda gelişebilecek kalp, damar, şeker hastalıkları açısından koruma sağlayabildiği için önemlidir.

  • Bebeklerde ‘konak’ bir cilt hastalığının işareti midir?

    Yenidoğan bebeğinizin saçlı derisinde sarımsı, yapışkan, yama tarzında pullu-kabuklu lezyonlar yeni ebeveynleri panik yapabilir ama genellikle bu endişelinecek birşey değil, zararsız bir durumdur.

    Konak, büyük çocuklarda ve erişkinlerdeki kepeğin karşılığı olarak seboreik dermatitin yaygın bir tipidir. Bulaşıcı değildir ve kötü hijyen göstergesi değildir. Her ne kadar anne babalar için cildi irrite edici, rahatsızlık verici görünse de bebeklerde bir şikayete yol açmaz.

    Genellikle 3 haftalık ile 12 ay arası bebeklerde görülür. 3. ayda görülme sıklığı pik yapar (%70), ilerleyen aylarda azalır, nadiren 1-2 yaş arasında da görülebilir (%7).

    Konağın kesin nedeni tam olarak bilinmemekle beraber maternal bir takım hormonların (androjen) bebeğe plasenta yolu ile geçmesi sebase dediğimiz yağ bezlerinin büyümesini stimüle eder. Yağ bağımlı bir mantar türü olan Malassezia furfur’ un rolü net değildir.

    Kafatasının ön ve tepe kısmı en yaygın olarak tutulur. Alın, kulak arkası, göz kapakları, kaşlar, yanaklar, burun-dudak arası oluklar, gövdede kıvrım yerleri, göbek etrafı ve bez bölgesi de etkilenebilir.

    Konak her bebekte farklı gözükür;

    -kalın plaklar ya da kabuklar halinde

    -yapışkan ya da yağlı yamalar halinde, sıklıkla beyaz ya da sarı pullarla kaplanmış

    -kepek şeklinde

    Çok nadir olarak, konağı olup biraz kızarıklık ve kaşıntısı olan bebeklerde o bölgelerde saç kaybı olabilir ancak konak gerilediğinde ayn yerde saçlar tekrar büyür.

    Seboreik dermatiti klinik olarak atopik dermatitten ayırmak zor olabilir. Her 2 durumun da ayırdedici özellikleri şöyledir;

    Seboreik dermatit Atopik dermatit

    Yaş Genellikle ilk 3 ay 3 aylıktan sonra

    Kaşıntı Beklenmez Sıklıkla mevcut

    NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURMALI

    -ilk kez konak ile karşılaşıyor iseniz,

    -Bebeğinizin saçı olmayan yerlerinde seboresi varsa,

    -Ev tedavileriniz işe yaramadıysa,

    -Gittikçe kötüleştiyse ya da vücudun geniş bölgelerini kapladıysa,

    -Etkilenen cilt bölgesinde enfeksiyon işareti olabilecek gerginlik ve kızarıklık, sızıntı başlaması, ısı artışı olması

    -Bebeğinizin bağışıklık sistemi zayıf ise,

    -Bebeğiniz aynı zamanda kilo alamıyorsa doktorunuzda yardım almanız gerekebilir.

    TEDAVİ

    Konak aslında tedavi gerektiren bir durum olmasa da, doktorlar ebeveynleri rahatlatıp izleyerek beklemeyi önerse de bebeğinizin kafasından bu kabukları uzaklaştırıp yok etmek isteyebilirsiniz. Bunu genellikle şampuan (her gün 1 kez) sonrası yumuşak bir tarak ile bebeğinizin saçlarını tarayarak sağlayabilirsiniz. Bebek yağları da kabukları yumuşatmaya yardımcı olacaktır. Gece bitkisel yağ ile kaplanan saçlı deriyi sabah şampuanlamak da etkilidir. Yağı iyi yıkayıp giderdiğinizden emin olun, çünkü çok fazla yağ kabuk oluşturabilir ve konağı kötüleştirebilir. Kabuklar kaybolduktan sonra, haftada 2 kez şampuan yaparak yağ dengesini kontrol altında tutabilirsiniz.

    Eğer belli bir süre bu şekilde tedavi etmeye çalışıp sonuç alınamazsa başka çeşitli tedavi seçenekleri de vardır. Beyaz vazelin, katran içeren şampuanlar (güvenli ancak irritasyon yapma potansiyeli var), ketakonazol krem ya da şampuan (1 aydan büyüklere kullanılabilinir, sistemik emilime geçmez), hidrokortizon %1 krem (günde 1 kez uygulanır, özellikle kıvrım yerlerinde etkili).

    Konak aylar içinde bir zaman kaybolup hızlıca tekrar ortaya çıkabilir ama aynı adımları izleyerek kontrol altına alabilirsiniz.

  • DUYGUSAL BOŞLUK KİLO ALDIRIYOR!..

    DUYGUSAL BOŞLUK KİLO ALDIRIYOR!..

    Psikolog Ceren Yağcıköseoğlu, aşırı şişmanlık ve obezite hastalığının altında yatan sebebin dengesiz beslenme ve hareketsiz yaşamla sınırlı olmadığını söyledi. Çağın vebası olarak değerlendirilen obezitenin, bireylerin ruh sağlığıyla etkileşim kurduğunu belirten Ceren Yağcıköseoğlu, “Her iki olumsuzluğun kaynağında başka nedenler de olsa, tedaviye muhtaç psikoloji obeziteyi, obezite de sağlıklı insan psikolojisini olumsuz yönde tetikliyor” dedi.

    Son yıllarda obezite ve kilo ile ilgili problem yaşayan bireylerin sayısının her geçen gün artarak devam ettiğine dikkati çeken Psikolog Ceren Yağcıköseoğlu, şunları söyledi: “Çalışma sürelerinin artışı, ekonomik sebepler ve zamansızlık günümüzde bireyleri sağlıklı olmayan, hazır besinlere yönlendirmekte olduğu da bir gerçek. Ancak kişilerin sağlıksız besinlere tercihleri ve bu besinlerin tüketimine devam etmelerini sağlayan davranışların altında ‘duygusal yeme’nin rol aldığı yapılan çalışmalar ile desteklenmiştir.”

    Mutlu Eden Besinlere Yönelince

    Özellikle bayanlarda, erkeklere oranla duygusal yemenin etkili olduğunu sözlerine ekleyen Psikolog Yağcıköseoğlu, “Kişi; fiziksel açlığı olmasa bile sıkıntı, öfke, yalnızlık , suçluluk duygusu, karşılanmamış beklentiler geliştiği durumlarda, kendisini mutlu eden besinlere yönelerek istemediği duygular ile kısa bir süreliğine baş edebiliyor. Beyinde haz ve rahatlama sağlayan kimyasal maddeler olan seratonin ve dopamini artırdığı için daha çok karbonhidrat ve yağ türü besinler tercih ediliyor bu sebeple kişi kendi içinde bir baş etme mekanizması geliştirmiş oluyor. Karbonhidrat ve yağlı besin tercihi kilo artışı sağladığı için özellikle bayanların kendinden hoşnut olmamasına sebep olarak duyguları ile baş etmesini güçleştiriyor.” diye konuştu.

  • Balık yağı!

    Yağ asitleri, yağın doymuşluk derecesini gösteren farklı uzunluktaki karbon zincirinden oluşan trigliseritler olduklarından hem kompleks yağların önemli bir parçası hem de kendisinden kolayca enerji sağlanan bir kaynaktır. Doymuş ve doymamış yağ asitleri olarak iki çeşittir. Doymamış yağ asitleri de tekli ve çoklu doymamış yağ asitleri (ÇDYA) olarak iki gruba ayrılır. Linoleik ve linolenik asit ÇDYA’dir. Vücutta yapılmadıklarından mutlaka dışardan besinlerle alınmaları gerekir. ÇDYA omega-3 ve omega-6 yağ asitleri olmak üzere iki ana grupta toplanır. Omega-3 yağ asitlerinin çoğunluğu alfa-linoleik asittir. Alfa-linoleik asit vücutta eikosapentaenoik aside (EPA) ve dokosaheksaenoik aside (DHA) dönüşür.

    Omega-3 yağ asitleri soğuk su balıklarında bol miktarda bulunmaktadır. Balık yağlarının esasını oluşturan EPA ve DHA besin zinciri yoluyla deniz ürünlerinde birikmektedir. Karada yetişen bitkiler genellikle omega-6 yağ asitleri üretmekle beraber, belirli bazı deniz ve tatlı su bitkileri (özellikle algler ve soğuk su bitkileri) omega-3 yağ asidi üretirler. Beş veya daha fazla çift bağ içeren onega-3 ÇDYA, yüksek doymamış yağ asitleri (YDYA) olarak isimlendirilir ve balıklar temel olarak insanlar tarafından tüketilen YDYA’nin tek kaynağıdır.

    Omega-3 yağ asitleri vücutta sentezlenmedikleri için mutlaka besinlerle dışarıdan alınmalıdır. Balıklardaki yağ oranı ile yağ asitlerinin dağılımı türlere, vücut bölgelerine, beslenmeye, avlanma avlanma mevsimine ve cinsiyet gibi çeşitli faktörlere bağlı olarak değişebilir. Buna göre balıklardaki yağ oranı % 1 ile % 20 arasında olabilir. Kabuklu deniz ürünlerinde ise yağ oranı % 1’den daha az miktarda bulunur. Balık türüne göre omega-3 miktarı da farklılık gösterir. Özellikle derin denizlerde yaşayan ve siyah etli olan balıklarda bu oran daha yüksektir. Somon, sardalya, uskumru, ton balığı gibi balıklar omega-3 yönünden oldukça zenginken, kültür balıklarında omega-3 miktarı biraz daha düşüktür. Ancal omega-3 yönünden zenginleştirilmiş yemlerle beslenen kültür balıklarında doymamış yağ asit miktarı da yüksek bulunmaktadır.

    Balık yağı ve ana içeriğini oluşturan omega-3 yağ asitleri sayesinde;

    Trigliseritler ve kolesterol düşer, böylece ateroskleroz ve buna bağlı kalp hastalıkları, kalp krizi ve akut inme riski azalır.

    Bağışıklık sistemi güçlenir

    Kansere karşı koruma sağlanır

    Beyin, retina, sperm, cilt hücreleri güçlenir

    İnsülin kullanımını artar (diyabet için faydalı)

    Kanı inceltir ve akışını kolaylaştırır, kanın pıhtılaşmasını önler

    Yangı önleyici etkisiyle romatizmal hastalıklara karşı koruma sağlar

    Anne-bebek sağlığında rolü:

    Omega-3 yağ asitleri, anne karnındaki bebeğin sağlıklı gelişimine aşağıdaki şekillerde yardımcı olabilir:

    Bebeğin beyin ve retina gelişiminin desteklenmesi

    Erken doğum riskinni azaltılması

    Hamilelik süresinin ve bebeğin doğum ağırlığının artırılması

    Doğum sonrası depresyonundan korunulması

    Omega-3 yağ asitleri ayrıca çocuğun matematik zekasının geliştirilmesine, okuma, telaffuz ve yazma beceresini artırılmasına yardımcı olabilir.

    Zihin sağlığında rolü:

    Omega-3 yağ asidinin beyin ve sinir sisteminin sağlıklı şekilde çalışmasındaki etkileri yapılan pek çok araştırmada ortaya konmuştur. Omega-3, beyin ve sinir sisteminde başlıca aşağıdaki şekillerde yardımcı olabilir:

    Depresyon tedavisini desteklemesi

    Bunama ve Alzheimer hastalığı riskinin azaltmasına yardımcı olması

    Ruh hali, konsantrasyon, bellek, dikkat ve davranış bozukluklarına karşı yardımcı olması

    Saldırganlık azaltmaya ve sakinleştirmeye yardımcı olması

    Mizaç, tepkisellik ve kişilik üzerinde olumlu etkisi olması

    Göz sağlığında rolü:

    Yüksek doz omega-3 alımı gözde yaşa bağlı olarak gelişen sarı nokta hasarları riskini önleyebilmektedir. Omega-3 yağ asitleri eksikliğinde, retinada görme fonksiyonunun azaldığı tesbit edilmiştir.

    Kemik-eklem sağlığında rolü:

    EPA ve DHA’nın antienflamatuar etkisi vardır, ayrıca kas-iskelet sistemi ve bağışıklık sistemi üzerinde faydalı etkileri bulunmaktadır. Omega-3 kemik ve eklem sağlığında başlıca aşağıdaki şekillerde yardımcı olabilir:

    Kemiklerde kalsiyum toplanmasına destek olarak güçlenmelerinin sağlanması

    Eklem iltihabı ve kıkırdağa zarar veren enzim aktivitesinin azaltılması

    Eklemlerde hassasiyet ve sabah sertliğinin azaltılması

    Romatoid artritli hastada ilaç ihtiyacının azaltılması

    Kalp-damar sağlığında rolü:

    Yapılan araştırmalarda, omega-3 yağ asitlerinin dengeli alımının özellikle kalp ve damar hastalıkları açısından yararlı olduğu vurgulanmaktadır. Omega-3 tüketenlerde koroner kalp hastalığına bağlı ölümler daha düşük bulunmuştur. Omega-3, kalp ve damar sağlığında başlıca aşağıdaki şekillerde yardımcı olabilir:

    Kalp damar hastalığı riski olanların ya da bu hastalığa yakalanmış olanların kalp sağlığını korumaya yardımcı olması.

    Damar sertliği oluşumunun yavaşlatılması

    Trigliseritlerin kan düzeyini düşürülmesi

    Kalp hastalıklarında “kötü kolesterol”ün (LDL) düşürülüp, “iyi kolesterol”ün (HDL) artırılması.

    Kalp krizi sonrası felç, ikinci bir kalp krizi ya da ölüm riskinin azaltılması

    ÇDYA’leri olan omega-3 ve omega-6 yağ asitleri, insan sağlığı için belli bir oran içinde kullanılmalır. Omega-6 yağ asitlerinin çoğunluğu linoleik asittir ve mısır özü, soya fasülyesi, pamuk ve ayçiçeği yağı omega-6’dan zengin besinlerdir. Linoleik asit vücutta serbest radikal oksidasyonuna, yani hücreleri yıpratan, eskiten serbest oksijen radikallerinin oluşumuna eğilimli olduğundan günlük toplam kalorinin % 10’unu geçmemelidir. Omega-6 ve omega-3 yağ asitlerinin hangi oranlarda alınması konusu halen tartışmalı olmakla birlikte mümkün olduğunca omega-3’ü artırıp omega-6’yı azaltmak günümüzde kabul gören görüştür.

    Balık yağının temel içeriğini oluşturan EPA ve DHA, omega-3 yağ asitlerinin ana komponenti olan alfa-linoleik asidin vücuttaki metabolitleri yani son ürünleridir. Bu nedenle balık yağı kullanımı pratikte omega-3 yağ asidi kullanımı ile eş anlama gelmektedir ve vücut gelişimindeki rolleri ve sağlığımız üzerine etkleri de balık yağı ile aynıdır. Bunun dışında uzun zincirli ÇDYA (UZÇDYA) içinde en önemlilerinden biri de DHA’dır. Özellikle prematüre bebeklerde hem UZÇDYA depoları azdır hem de yapımları yetersizdir. Bu nedenle bebek mamaları ile beslenen çocuklardaki UZÇDYA düşük saptanmıştır. Anne sütü ile beslenen prematüreler anne karnındaki gereksinimlerini karşılayacak kadar DHA alırlar. Bu nedenle özellikle prematüre bebeklerin beslenmesi kendi annelerinin sütleri ile yapılmalıdır. Son yıllarda UZÇDYA’lı mamalar da üretilmeye başlanmış ve içerikleri anne sütüne yakınlaştırılmaya çalışılmıştır. Anne sütündeki UZÇDYA annenin beslenme şekliyle yakından ilişkilidir. UZÇDYA ile bebeklerin zihinsel fonksiyonları arasında yakın bir ilişki bulunmuştur.

  • Ergen beslenmesi

    Ergen beslenmesi

    Ergenlik; fiziksel, biyokimyasal, ruhsal ve sosyal yönden hızlı büyüme, gelişme ve olgunlaşma süreçleriyle çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemidir. Ergenlik çağı 12-18 yaş grubunu içerir. Ergenlik çağının genellikle kızlarda 10-12, erkeklerde ise 11-14 yaşlar arasında başladığı kabul edilmektedir.

    Ergende beslenmenin önemi:

    Ergenlik çağında büyüme hızlıdır. Hızlı büyüme ve gelişme ise enerji ve besin öğelerine ihtiyacı arttırır. Gencin artan ihtiyaçlarının karşılanmasında çeşitli sorunlar ortaya çıkabilir. Bu sorunların bir bölümü gencin yaşam şekliyle, bir bölümü ise bilinçsizlik nedeniyle kazanılan hatalı alışkanlıklarla ilgili olabilir. Sorunların giderilip, gencin sağlıklı büyüme ve gelişmesini sağlayacak beslenme koşullarına kavuşturulmasında ve ileriki yaşamında sağlığını olumlu etkileyecek alışkanlıkların kazandırılmasında aileye, okula ve toplumun diğer kurumlarına önemli görevler düşmektedir.

    Ergenlik çağında gözlenen başlıca değişiklikler şunlardır:
    1. Vücut şeklinde cinsiyet hormonlarına bağlı değişiklikler görülür. Özellikle vücuttaki yağ dokusunda, kas ve kemik yapısında değişiklikler olur. Kız çocuklarda göğüs ve kalçalar belirginleşir. Erkeklerde ise kalçalar küçülür, vücut adaleli ve az yağlı bir görünüm alır.
    2. Psikolojik değişiklikler nedeniyle çocuk aile ile bağımlılığını yitirebilir ve etrafını umursamaz bir davranışa girebilir. Bunun sonucu olarak çocuk ailesinden çok arkadaşlarına yönelir; onlarla birlikte olmak ister. Yemek zamanlarında arkadaşları ile birlikte olmaktan hoşlanır.

    Hızlı büyümeye ek olarak gencin sporla uğraşması enerji ve besin öğelerinde artışa neden olur. Çeşitli spor dallarının ne miktarda ek enerji gerektirdiği ve bunu karşılamak için diyetin özelliği konusunda gençlere yeterli bilginin verilmesi ve bilinçlendirilmeleri gerekir.
    Bu dönemde yanlış uygulanan zayıflama diyetleri yetersiz ve dengesiz beslenme nedenidir. Genç kendisini filmlerde, gazete ve dergilerde gördüğü kişilere benzetme özlemi içinde onların öğütlerini uygulama hevesine kapılabilir. Bedensel hareketler arttırıldığı, yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edildiği sürece kasların gücü artar ve şişmanlık önlenir, kemik mineral yoğunluğu artar.
    Yetersiz beslenme sonucu gençlerde artan besin öğeleri ihtiyaçlarının karşılanamaması, sağlık kurallarına uyulmaması sonucu barsak parazitlerinin varlığı, diyette C vitamininin yetersiz düzeyde alınması, kızlarda menstürasyon kansızlığın nedenleri arasındadır.
    Diş çürükleri gençlerde önemli sağlık sorunlarındandır. Ülkemizde yapılan araştırmalara göre diş çürüklerinin görülme sıklığı %55-70 arasındadır. Aşırı şeker tüketimi, sularda flor azlığı, yetersiz beslenme, diş bakımı ve temizliğinin yeterince yapılmaması sonucu görülür.
    Basit guatr besinler ve su ile iyodun yetersiz alınması sonucu çocuklarda ve gençlerde önemli bir sağlık sorunudur. Bu nedenle iyotlu tuz kullanılmalıdır.

    Ergenin beslenme özellikleri:

    Ergenlik çağı gençlerin yeterli ve dengeli beslenmeleri büyüme ve gelişme hızlandığı için daha da önemlidir. Beslenme gencin yaşına göre boy uzunluğu ve vücut ağırlığının saptanması ile değerlendirilir. Ayak üstü beslenme (fast food) veya abur-cubur beslenme alışkanlığı çocuk ve gençler arasında yaygın olarak görülmektedir. Aslında bu tip beslenme günümüzde insanın hızlı yaşam temposu nedeniyle oluşmuştur. Bu tür beslenme ile enerjinin %40-50’si yağdan gelmektedir. Bu yağın çoğunluğu doymuş yağlardan oluşmaktadır.
    Diyetteki doymuş yağ miktarı ve serum kolesterol düzeyi ile kalp-damar hastalıkları arasında ilişki olduğu bilinmektedir. Bu hastalıklar yetişkinlerde görülmesine karşın temelleri çocukluk çağında atılmaktadır. Genellikle ayak üstü beslenmede A ve C vitaminleri, kalsiyum, posa tüketimi yetersizdir, yağ ve tuz tüketimi ise yüksektir.
    Bu yaş grubunun diğer bir yanlış alışkanlığı da öğün atlamadır. En çok atlanan öğün ise sabah kahvaltısıdır. Sabah kahvaltısı insanlar için önemli bir öğündür.
    Ergenlik çağında özellikle kızlarda yemek yeme ile ilgili bozukluklar olarak anoreksiya nervosa ve bulimia nervosa görülmektedir. Genç kendi kendini kusturmakta, laksatif ve diüretik ilaçlar kullanmakta ve sağlığı bozulmaktadır.Genç, bir deri bir kemik görünümünü almaktadır ve bu durumlarda gencin psikiyatrik tedavi görmesi gerekmektedir. Sorunların nedenlerinin araştırılması gerekmektedir.