Etiket: Yağ

  • Akne (sivilce)

    Akne halk dilinde bilinen adıyla sivilce en sık karşılaşılan cilt problemidir. Nüfusun %85 i hayatının bir döneminde akne problemi yaşar.
    Akne derimizde bulunan yağ bezlerinin bir hastalığıdır, normalde bu bezlerin salgıladığı yağın deri yüzeyine çıkarak atılması gerekir. Ancak bazen yağ bezi daha fazla yağ salgılar, bu yağın deri yüzeyine geçişini sağlayan kanal yoğunlaşmış bir yağ kütlesi nedeniyle tıkanır. Aknenin temel nedeni bu tıkanmadır. Bu tıkaç siyah noktaları oluşturur. Siyah noktaların altında bakteri üremeye başlar ve enflamsyon gelişir.

    Akne tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavi edilmezse kalıcı izler bırakabilir. Kalıcı izler kişinin ruh sağlığını bozabilmektedir.

    Aknenin şiddetine göre tedavi şekilleri değişmektedir. Hafif aknelerde sadece krem tedavileri yeterli olurken orta ve şiddetli aknelerde ağızdan ilaç kullanımı da gerekmektedir. Düzgün tedavi edilirse iz kalma riski düşüktür.
    Günümüz teknolojisinde akne izleri de tedavi edilemektedir. Fraksiyonel lazerler ile akne izleri, çukurlar ve lekeler kolay bir şekilde tedavi edilebilmektedir.

  • Yeni doğan bebeklerin deri bakımı

    Deri vücudun dışarı açılan penceresidir.Deri insan yaşamı için çok yönlü bir öneme sahiptir. Sıvı ve elektrolid kaybını önler. Termoregülasyon (vücut ısısı dengeleme) görevi vardır. Ayrıca vücudu zararlı ışın ve toksinlerden korur. Aynı zamanda dokunma duyusu organıdır.Sıvıyı koruma görevini derinin en üst tabakası yapar. Derinin bakterileri öldürücü bir etkisi de vardır.

    Yeni doğanların derisi erişkinlerin derisinden bir çok yönüyle farklılık gösterir.Prematürelerde derinin koruyucu tabakasının fonksiyonu zamanında doğanlara göre 15 kat daha azdır. Bu nedenle prematüre yeni doğanlar bir gün gibi kısa sürede ağırlıklarının %30 unu buharlaşma yoluyla kaybedilebilir. Yebi doğan derisi ince olması nedeniyle erişkinlerde emilmeyen ilaçlar yenidoğanda emilip sistemik toksisiteye neden olabilir. Bu nedenle sürme şeklinde uygulanan ilaçlar dikkatli kullanılmalıdır. Yeni doğanda mikrop kolonizasyonun en önemli kaynağı bakan kişinin elleridir. Elin etkili sabunlarla yıkanması önem arzeder. Normal sabunların sürekli kullanılması bakterilerin yayılmasına neden olabileceğinden tercih edilmemelidir. Yumuşak alkali veya nötral ph'lı antimikrobik özelliği olan sabunlar kullanılmalıdır.Ayrıca mümkün olduğu kadar yara bandı gibi yapışkan maddeleri kullanmaktan kaçınmalıdır. Yeni doğanın derisine alkollü solüsyonlar sürmemek gerekir. Çünkü kurumaya neden olur ve alkolün deriden emilimi çok fazladır. Ayrıca toksik olabilir. Yeni doğanın derisine iyotlu bileşikler sürülmemelidir. Çünkü iyot deri nekrozuna, serum ve idrarda iyot yükselmesine, tiroidin fazla veya az çalışmasına, guatra neden olabilir.

    YENİDOĞANIN GÖBEK BAKIMI

    Göbek güdüğündeki kurumuş doku bakteriler için iyi bir yerleşim yeri olabilir.Göbek enfeksiyonu tetanoz ve sepsis denilen mikropların kana karışması açısından önemlidir. Bu nedenle çocuk bezinin göbek kordonundan uzak bağlanması, yumuşatıcı kremlerin göbeğe sürülmemesi gibi önlemler dışında antiseptik kordon bakımı gerekir. Bugün için göbek bakımında en iyi tercih klorheksidinli solüsyonlardır. Alkol ve iyot içeren solüsyonlar kullanılmamalıdır. Göbeğe antiseptik uygularken antiseptiğin karın duvarına ve kasık bölgesine dökülmesi engellenmelidir.

    BEBEĞİN YIKANMASI

    Yeni doğanın doğar doğmaz bebek odasında yıkanması gereksizdir ve zararlıdır. Yeni doğanın derisinin PH'sı 6.5-7.5 arasındadır. İlk haftadan sonra aside doğru kayar ve ilk ayın sonunda erişkinlerin PH seviyesine (4.0-5.5) iner. Alkali sabunlarla yıkanan yenidoğanların deri PH'sının normale inme süresi 1 saatten uzun sürmektedir. Ayrıca PH'sı yüksek sabunlarla yıkanan bebeklerin derilerinin normal seviyeye inmesi 1 aydan fazla sürebilir.Derinin optimal antibakteriyel işlevi için uygun PH 5.0 ın altıdır. Bu nedenle yıkandıktan sonra derinin kısa sürede eski PH'sına inmesini sağlayan nötral sabunların kullanılması gerekir. Bebek pişiklerinin önlenmesi açısından nötral sabunların kullanılması önemlidir. Bebeklerin altını silmek için kullanılan ıslak mendillerin PH'ları da önemlidir. Kirli bez uzaklaştırıldıktan sonra bebeğin altı ıslak pamuklu ve yumuşak bir bezle silinmelidir. Kız çocuklarının genital bölgesi ıslak bir pamukla önden arkaya doğru silinmelidir. Arkadan öne silmek idar yolları enfeksiyonlarına neden olur.

    Yeni doğanın yıkanması sırasında dikkat edilmesi gereken hususlar:

    . ilk banyo vital (ateş, nabız, tansiyon, solunum) bulgular stabilleşmeden yapılmamalıdır.

    . Eldiven giyilmelidir.

    . Verniks kazazeosa (ilk doğduğunda bebeği kaplayan tabaka) yıkanmamalıdır. Çok fazla ise azaltılabilir. Verniksli bebeğe eldiven ile dokunulmalıdır.

    .İlk haftalarda rutin yıkamak için ılık su yeterlidir.Fazla kirlenen kasık bölgeleri için gerekirse yumuşak, nötral PH'lı ve abraziv, deodorant, boya ya da koruyucu kimyasallar içermeyen bir sabun kullanılmalıdır. Bu sabun deriye zarar vermeden yumuşak bir şekilde ve fazla ovalamadan sürülmelir. Bebeğin saçlı derisi haftada bir veya iki kez gözleri yakmayan bir bebek şampuanı ile yıkanmalıdır.. Deri yıkandıktan sonra iyice durulanmalıdır En yumuşak sabunun sahi derinin koruyucu yağ tabakasını uzaklaştırdığı unutulmamalıdır.

    Evde bebek bakımı sırasında bebeklerin ilk vir kaç ay boyunca haftada 2-3 defa yıkanmaları yeterlidir. Göbeğin düşene kadar, göbeğin su seviyesi altına indirilmemesi oluşabilecek infeksiyonların ve göbeğin geç düşmesinin önlenmesi açısından önemlidir. Göbek kordonunun hafifçe ıslanması önemli değildir. Yüzün yıkanması ağız çevresine bulaşmış olan süt artıklarının uzaklaştırılmasını sağlar.Kaşlar silinmeli, genital bölge yıkanmalıdır.Kız çocuklarının genital bölge temizliğinde sabun tahriş yapabileceği için kullanılmamalıdır. Sadece suyla ve önden arkaya doğru silinerek temizlenmelidir. Kız çocuklarda ergenlik çağına kadar köpük banyolarından kaçınmanın, vajinal irritasyonlardan ve üriner enfeksiyonlardan koruduğu unutulmamalıdır. Yıkandıktan sonra iyice durulanmazsa kalan sabun,irritasyona neden olabilir. Yıkandıktan sonra bebek iyice ve deri fazla da örselenmeden kurutulmalıdır. Genital bölgenin ıslak kalması mantar enfeksiyonlarına neden olabilir. Tırnaklar kendine zarar vermemesi için kesilmelidir. Fazla derin kesmek dolama gibi tırnak çevresi enfeksiyonlara neden olabilir.Sünnetsiz erkek yenidoğanda, sünnet derisi glans penise yapışıktır. 5-10 yaşları arası bu yapışıklık kalkar. Sünnet derisinin dışının yıkanması yeterlidir.Retraksiyon (geri çekme) işlemi yapılmamalıdır.

    YUMUŞATICILAR

    Yeni doğanın derisi büyük çocuklara göre daha kuru ve su tutma kapasiteside daha azdır.Bu nedenle derinin nemlendirilmesi büyük önem arzeder. Bir çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de bitkisel yağlar bu amaçla kullanılmaktadır. Esansiyel yağ asitleri Ya da esansiyel yağ asitleri içeren bitkisel yağlar(ayçiçek yağı gibi) yumuşatıcı olarak kulanılabilir. Hazır olarak satılan bir çok bebek yağı bu ihtiyacı karşılayabilmektedir.Çok düşük ağırlıklı yenidoğanlarda uygulama sırasında deriye sürtünme ile zarar vermekten kaçınılmalı, parfüm ve koruyucu içeren koruyucu kremlerden uzak durulmalıdır. Kimyasal pnömoni(zatürre) tehlikesinden dolayı talk pudrası kesinlikle kullanılmamalıdır

  • Aldığımız gıdalar cildimizi nasıl etkiler ?

    Aldığımız gıdalar cildimizi nasıl etkiler ?

    Cildimiz vücudumuzun aynasıdır. Cildimizin nasıl göründüğü sağlığımız hakkında ipucu verebilmektedir.
    Cildimizin rengi soluksa veya sarımsı-gri renkteyse; kansızlık problemi olabilir, sigara içimine bağlı olabilir, beslenme ve metabolizma problemi olabilir, böbrek veya karaciğer hastalığı olabilir.

    Cildimiz fazla kırmızıysa; fazla heyecanlı bir kişiliğimiz olabilir ancak, midede gastrit veya reflü problemi olabilir, kan hücrelerinin sayısında veya fonksiyonunda bozukluk olabilir.

    Bazı cilt hastalıkları da gıdalarla ilişkilidir; rozasea hastalığında (kırmızı yüz sendromu) baharatlı gıdalarla, fazla tüketilen çay, kahve ve alkol ile doğrudan bir ilişkili söz konusudur. Kızarıklık ve kılcal damarlar, güneş hasarı ile ilgili de olabileceği gibi, yenilen bu tip gıdalarla tetiklenen rozasea hastalığı ve lupus hastalığı ile de ilgili olabilir. Bazı gıdalar için mide asidini arttırdığı için veya zaten var olan mide hassasiyetini gastrite, reflü sorunun kronikleşmesine neden olabileceği için yenmemesi tavsiye edilir.

    Tiroid hastalıklarında ise ya ciltte kuruma ve pullanma, saçlarda erken beyazlama veya dökülme-olabilmekte ya da tam tersi ve ciltte yağlanma, akneye yatkınlık, terleme bozuklukları, bazen de tüylenme olabilmektedir. Benzer şekilde kilo problemi olanlarda ve diabet hastalarında da akne veya tüylenme problemi hatta adetlerde düzensizlik ve saçlarda erkek tipi dökülmeler bile olabilmektedir.

    Yediğimiz gıdalar cildimize birebir etkilidir. Hatta bazı gıdaların cildimizde kokuya bile yol açtığını (soğan-sarımsak) cildin ter salgısıyla bu maddeyi elimine ettiğini biliriz.

    Cildi kuru olan insanların su içmelerinin normal düzeyde olabildiği buna rağmen kuruluktan şikayet edebildiği sık rastlanan bir durumdur. Bu durumda içilen suyun cildin hücrelerince tutulamaması sorunu olabilir, altta bir tiroid hastalığı veya hormonal (premenapoz-menapoz) bir durum olabilir. Bazen içilen suyun çok atılması da bir problemdir. Bir görüş de yenilen asitli gıdaların cildi hassaslaştırabileceğidir.

    Kliniğimizde zayıflama bölümü olması ve bu konu ile özel olarak ilgilenen bir hekim olarak sürekli yeni makaleleri ve güncel olan kitapları takip ediyorum. Okuduğum bir kitap mikrobiyoloji ve beslenme uzmanına aitti. Kitapta ilgimi çeken yediğimiz ve içtiğimiz gıdaların pH değerlerinin kilo ile birebir ilişkisini çarpıcı analizlerle göz önüne sermesiydi.

    Aslında her gün tükettiğimiz suyun bile alkalik olması yılda 2.5 kilo kaybetmemize sebep olmaktadır, deniyordu. Özellikle asitli gıdaların mide asidini olumsuz yönde etkilemesi ve vücudu yorması dışında bu asitli gıdaların daha fazla yağ tutulmasına sebep olması söz konusu.

    Kanımızın asit-baz dengesinde bazik tarafta olması yenilen gıdaların kana karışmadan önce bazik hale (alkali) getirilmesini gerekli kılmaktadır. Alkalizasyon adı verilen bu işlemin de karaciğerde yapılması bu asidik gıdaların fazla tüketilmesi sonucunda karaciğerin yorulmasına neden olmaktadır. Karaciğer yorgunluğu kavramı hücresel düzeyde yağlanmayla sonuçlanabilmektedir. Asitli ve fazla yağlı beslenmenin organların genelinde yağlanmaya neden olması aslında bir koruma mekanizması.

    Alkali besinlerle beslenmenin ve alkali su tüketmenin metabolizmayı hızlandırarak kilo verme üzerine etkilerini inceleyen bilim adamının mikroskobik düzeyde çarpıcı kan analizleri var.

    Bildiğimiz bir konu hakkında daha fazla ve ayrıntılı sunumlar okumak benim de bazı önerilerimi daha fazla vurgulamama sebep oldu ve bunların uygulanması için ikna edici bilimsel verilere daha fazla sahip olabilmek de hoş oldu.

    Bu durumda içtiğimiz suyun pH düzeyinin 7 ve üstünde olmasına özen gösterelim. Asitli içeceklerden (kahve, çay, alkol, her tür gazlı içecekler ve meyve sularını) asgari ölçüde tüketmek ve bunları tükettiğimiz zaman daha fazla alkali su tüketmekle önlem almak, ilk önerim olacaktır. Detoks içeceklerinin özellikle alkali olmasına özen göstermek, faydadan çok zarar olmaması için dikkat etmek. Metabolizmayı canlandırmak için gıdalardan gereken oranlarda faydalanmak, yani az yağlı yiyerek metabolizmayı daha da yavaşlatmak yerine hayvani yağlardan uzak durup ölçülü oranda bitkisel yağlardan ve balıktaki gibi omega 3-6 içerikli doymamış yağlardan faydalanmak.

    Hızlanmaya başlayan ve canlanan metabolizmaya egzersiz yaparak ve belli kas gruplarını düzenli olarak çalıştırarak katkıda bulunmak ve bu hızı idame edebilmek. Hem cilde hem de sağlıklı bedene kavuşmada faydalı olan bazı anti-oksidanları ve gıda takviyelerini doktorunuza danışarak periyodik olarak tüketmek.

    Peki kanımızı asidik ya da alkalik yapan besinler nelerdir?

    Asidik yapan besinler; özet olarak tüm şeker içeren içecek ve yiyecekler, kuru yemişler, köy peyniri, patates, sakatatlar, çoğu etler, kümes hayvanları, kabuklu deniz mahsülleri,

    Alkalik yapan besinler; en çok ağırlık vermemiz gereken besin grubudur . Kanımızın da alkalik bir yapıya sahip olduğunu düşünürsek , vücudumuzun sindiriminde de zorlanmadığı en iyi besinler olarak düşünebiliriz. En alkalik besin olan anne sütünden sonra, yeşil sebzeler, soya filizi, salatalık, domates, dolmalık biber, deniz sebzeleri, brocoli, lahana, maydonoz, yeşil fasulye, ıspanak, sarımsak, karalahana, hindiba, brüksel lahanası, bamya, pırasa, roka, hardal, kabak, su teresi, frenk soğanı, avocado sayılabilir.

    Burada önemli olan, sindiriminde asidik bir ortam sağlayan proteinlerin genel beslenmemizde % 20 – 25 civarında yer almasıdır. Mümkün olduğunca, protein tüketimi gerçekleştirildiğinde yeşil sebze ve salata türlerinin de birlikte tüketilmesine özen gösterilmelidir .

    Yağ alımını sıfırlamayınız. Kaliteli yağ tüketiniz.
    Oksijen ve sudan sonra, sağlıklı ve formda bir vücut için en önemli unsur yağdır. Hücre zarlarının ve hücrelerin enerji üretebilmesi ve işlevi için yağlar çok önemlidir. Özellikle sinir hücrelerinin işlevinde, dolayısıyla beyin işlevlerinde de yağların çok önemli bir rolü vardır.

    Tüketilmesi gereken yağların başında, tekli doymamış yağlar, çoklu doymamış yağlar ve temel yağ asitleri olarak bilinen omega – 3 ve omega – 6 yağları olmalıdır.

    İDEAL SAĞLIK VE İDEAL KİLO İÇİN SUYA İHTİYACINIZ VAR!

    Eğer yeterince su içmezseniz şişmanlarsınız.

    Yediğimiz bazı besinlerin vücutta asidik bir ortam oluşturduğunu artık biliyoruz. Kanınız asidik bir dolaşım sağladığında tüm vücudunuz ve organlarınız bundan olumsuz etkilenir. Vücut bu asidik ortamdan kendini korumak için yağ hücrelerinden destek almaya başlar ve dolayısıyla yağlanmaya eğiliminiz artar. En önemlisi vücudunuz suyu, asitleri ve atık maddeleri idrar, ter ve bağırsak yoluyla atabilmek için kullanır. Vücut asitli ortamı temizleyemezse yağ depolama durumuna geçiş yapar .

    Her şeyden öte hafif bir susuzluk bile metabolizmayı % 3 oranında yavaşlatmaktadır.

    Alkalik suyun önemi

    Saf, damıtılmış suyun pH’ sı ortalama 7 olarak bilinmektedir. Yedinin üzerindekiler alkaliktir ve asidik suya oranla daha verimlidir. Fakat alkalik sudan tam olarak faydalanmak için, sizi şişmanlatan asitleri nötrlemesi adına, suyunuzun pH’ sı en az 9,5 seviyelerinde tutulmalıdır .

    Ciddi obezite ve sağlık durumları karşısında pH’sı 11,5 -12 lere kadar olan suyun içilmesi tavsiye edilmektedir .

  • Polikistik Over Sendromu

    Polikistik Over Sendromu

    Ergenlerin canını sıkan sorunlardan biridir. Toplumda görülme sıklığı genel olarak %6-8 civarındadır. Başlatıcı faktör veya faktörler henüz tam olarak anlaşılamamakla beraber genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi ile ortaya çıkmış bir hastalık olarak değerlendirilebilir. PKOS lu kadınların anne ve kızkardeşlerinde de benzer bulgular sıklıkla vardır. Dolayısıyla aile öyküsü tanı koymakta çok yardımcıdır. Adet düzensizliği ( 35 günden daha seyrek adet görme veya yılda 10’ dan daha az adet görme şeklinde), tüylenme, sivilcelenme, yağlı cilt yapısı  ve saç dökülmesi ile kendini gösterir.  Hastalığın hala herkes tarafından kabul edilen tam ve tek tip bir tanımı mevcut değildir. Yakınma ve bulguları kişiden kişiye çok farklılık gösterir ve zaman içinde değişime uğrar. Bütün bulgulara sahip hastalar olabileceği gibi bulgulardan sadece birini içeren hastalar da olabilir. Erken yaşlarda daha çok adet düzensizliği ile fark edilirken,  daha ileri yaşlarda tüylenme ve çocuk sahibi olamama ön plana çıkar. Bununla birlikte, hastalık etnik kökenlere göre de farklı seyir gösterebilir. Örneğin  siyah kadınlarda tüylenme artışı beyaz kadınlardan daha sıktır. Hastalığın bulguları genç kızlık ve ergenlik döneminde pik yapar ve 40 yaş sonrası etkisini giderek kaybeder. Bu sebeple sıklıkla ergenlik döneminde tanı konur. 
     

    Hastalar sıklıkla kiloludur. ( %40-60) Kilo sorunu olan bayanların mutlaka araştırılması gereklidir. Obezite (şişmanlık) vücut kitle indexi ile hesaplanabilir. (Vücut kitle indeksi vücut ağırlığın (kg) boyun (metre) karesine bölünmesi ile elde edilir. 30 un üzeri obezite kabul edilir) Normal vücut ağırlığına sahip PKOS hastalarında da ağırlık yönünden eşleştirilmiş sağlıklı kontrollere göre bel çevresi  ve bel/kalça oranı artmıştır. PKOS hastalarında artmış androjen düzeyleri erkek tipi obeziteye neden olur. Erkek tipi obezitede bel çevresi ve bel /kalça oranı artmıştır. (Bel çevresi ≥80cm, Bel /kalça oranları ≥0,85) Polikistik over sendromu aslında anne karnında başlar. Bu durum tutumlu genler hipotezi ile açıklanır. Bu kişilerde anne karnında bebek iken gelişme geriliği görülür. Anne karnında besinlerden  ve enerjiden yoksun kalan bebek, doğduktan sonra bu yoksunluk ortadan kalktığında bunları vücudu tutumlu kullanmaya başlar ve  biriktirme alışkanlığı ortaya çıkar. Bu sebeple obezite görülür. Kilo alımı polikistik over sendromu belirtilerinin şiddetini arttırır ve ileride birtakım sağlık sorunlarının görülmesini kolaylaştırır. Bu sebeple ideal kilo ve kilonun kontrolü mutlaka sağlanmalıdır.   Polikistik over sendromunda diyet çok önem taşır. Sık sık ara ara beslenilmelidir. Bu açlık krizlerini azaltır, vücut yağlanmasını ortadan kaldırır.  Doymuş yağlardan fakir, glisemik indeksi düşük ve yüksek lif içeren diet önerilmektedir. Beslenmede  günlük toplam yağ tüketimi enerjinin %30 unu geçmeyecek şekilde olmalıdır. Doymuş yağlardan fakir doymamış yağlardan zengin beslenilmelidir. Doymuş yağlar kan kolesterolünü yükseltir. Diyetle doymuş yağ asitleri günlük toplam enerjinin % 7 sinden az tüketilmelidir. Bu da toplam yağ tüketiminin üçte biri kadardır. Çoklu doymamış yağlar günlük toplam enerjinin % 10’u, tekli doymamış yağlar % 15 ini oluşturmalıdır. Hayvansal kaynaklı yağlar ve katı margarin yerine bitkisel yağlar (zeytinyağı, soya, ayçiçeği) tercih edilmelidir. Kolesterol içeren besinler dietten çıkarılmamalıdır ancak sınırlandırılmak gerekir. (Kolesterol içeren besinler. Süt, peynir, tavuk, balık, et, yumurta ) Düşük glisemik indeksli gıdala rdaki (Kepekli un, esmer şeker, kepekli pirinç, kepekli makarna, kurubaklagiller, meyveler(muz, incir, kavun hariç), yulaf, çavdar ekmeği, bezelye, yeşil fasulye, barbunya). glikoz kana daha yavaş karışır; kan şekeri ani yükselip ani düşmez. Hemen acıkma olmaz ve daha uzun süre tokluk hissi oluşur. Yüksek glisemik indeksli gıdalar: beyaz un, beyaz pirinç, reçel, bal, makarna, kek, şeker, kızarmış patates, havuç. Posa besinlerde bulunan karbonhidratların sindirilemeyen kısımlarıdır. Yüksek lif içeren( posalı) besinler (Kuru baklagiller, taze ve kuru meyveler, sebzeler, kepekli ürünler, çavdar, yulaf, tam buğday ekmeği ve bulgur) kan şekerinin yükselme hızını  düşürür, insülin ihtiyacının azaltır, tokluk hissi vererek kilo kaybını sağlar. Aynı zamanda yüksek oranda kan yağlarının düşürür, barsakların çalşmasını düzenleyerek kabızlık oluşmasını engeller. Kilo kontrolünde beslenme dışında egzersiz de çok önem taşır. Kalp sağlığı için hafif veya orta düzeyde aktivite yapılmalıdır. Egzersiz;

    HDL yi arttırır, kalp krizi riskini azaltır.
    Glikozun hücre içinde kullanımını arttırarak kandaki şeker düzeyini azaltır. 
    Dolaşımı arttırarak pıhtılaşma riskini azaltır.
    Kan basıncını azaltarak hipertansiyon riskini azaltır.
    Obezitenin ortaya çıkardığı risklerden korur
    Karın bölgesindeki yağlanmanın azaltılması yumurtlama, androjen fazlalığı ve metabolik anormalliklerin düzeltilmesine yararı vardır

    Androjen hormonlarının artışına bağlı klinik bulgular ( tüylenme artışı, akne, yağlı deri değişiklikleri, saç dökülmesi)  hastaların yaklaşık yarısında vardır. Tüylenme artışı en sık bulgudur. Üst dudak, alt çene, şakaklar, göğüs, göbek çevresi, sırt, bel, uyluk iç kısımlarında erkek tipi ve uzun kıllar görülmektedir. Tüylenme artışının çözümü hemen laserde aranmamalıdır, öncelikle sebep araştırılmalıdır. Doğum kontrol hapları tüylenmenin ilaçla tedavisinde en uygun seçenek olarak görülmektedir. Tüylenme tedavisi sabır gerektirir. Kıl foliküllerinin yaşam süresi 6 aydır. Bu sebeple ilaç tedavilerinde etkinliğin görülmesi için 6 ay beklenilmelidir. Sonrasında laser tedavisinden daha çok fayda görülür.

  • Mezoterapi,

    Deri içine enjeksiyon anlamında kullanılan bir kelime olan mezoterapinin 200 yıl öncesine dayanan bir tarihi bulunmaktadır. İlk zamanlar analjezik ve anestezik etkileri olan prokainin migren ağrılarında kullanılmaya başlanması 1920’li yıllarda gerçekleşmiştir.

    Mezoterapinin doğuşu Fransız hekim Dr. Michel Pistor tarafından olmuştur. Doktor Pistor kendisine astım krizi ile gelen ayakkabı tamircisine damardan prokain uyguladı, hastanın şikayetinin düzelmesinin yanı sıra başka bir sürpriz de oldu. Hastanın kronik iştime kaybında düzelme olduğu gözlendi. Ayakkabı tamircisi bunun üzerine Dr. Pistor’a tekrar gitti ve aynı ilaçtan yapmasını istedi ancak damar yolundan kabul etmeyince doktor, hastanın mastoid alanına (kafa arkasındaki bir kemik doku) prokain enjekte etti ve sonuç olumluydu. İşte mezoterapi bu şekilde 1952 yılından itibaren giderek ünlenmeye başladı.

    Günümüzde hangi aralıklarla, hangi dozlarda, nereye ve ne kadar derine hangi ilaçların verilebileceği ile ilgili bir birikim mevcuttur. Saçlı deriye saçları güçlendirmek için, yüze cildi canlandırmak ve sağlık için, vücuda selülit tedavisinde ve yağ dokusuna zayıflama amaçlı olarak dermatoloji alanında sık olarak uygulanmaktadır. Ayrıca nöral terapi ve akupuntur tedavilerinde de sıkça başvurulan bir yöntemdir.

    Saçlı deride mezoterapi

    Saçlı deriye 2-4 mm derinlikte olmak üzere, saç folikülünün şaftı boyunca (saçın çıktığı gözeneğe), seri iğneleme tekniği ile uygun kokteyllerin verilmesidir. Haftada bir 4-6 seans olarak başlandıktan sonra 15 gün ara ile 2-3 seans ve sonrasında en az 3 ay ayda bir önerilmektedir. Tedavi kürü tamamlandıktan sonra seanslara ara verilebilir devam da edilebilir. Saçların dökülmesi ile ilgili olarak öncelikle iyi bir analiz ve tetkiklerin değerlendirilmesi, sonrasında altta yatan bir problem varsa onun tedavisi veya kontrol altına alınması gerekir. Saç mezoterapisinde amaç mevcut saçın sağlığını korumak ve daha volümlü saçları hedeflemektir.

    Yüzde mezoterapi

    Yüzümüzde mezoterapinin hedefi, cildimizin fabrika hücreleri olan fibroblastlara, ihtiyacı olan maddelerin verilmesini içerir. Kollajen ve elastik lifler dışında bağ dokusunun destek maddesi olan hyaluronik asit sentezinin yapımı da fibroblastlara ait olup bu hücrelerin kullanacağı malzemeleri cilde vermek mezoterapi ile mümkün olabilmektedir. Özellikle C vitamini ve aminoasitlerden oluşan ayrıca DMAE ve bazı mineralleri de içeren kokteyler bu bölgede tercih edilmektedir. Yaşa ve cildin durumuna göre 1 hafta ile 4 hafta aralıklarla en az 4 seans daha sonra ayda bir idame tedavisi olabilmektedir.

    Selülit tedavisinde mezoterapi

    Bağ dokusunun bir hastalığı olan selülit, genetik olarak yatkın kişilerde ve dolaşım problemi ile birlikte gözlenmektedir. Dolaşım düzenleyici olarak kafein, prokain; bağ dokusunu desteklemek amacıyla aminoasitlerden oluşan kokteyller tercih edilmektedir. Selülitin bulunduğu tabakada enerjiye çevrilemeyen cilt altı yağ dokusunun düzensizliği mevcuttur. Bu nedenle spor yapanlarda bile cilt altı bu problem görülebilmektedir. Bu teknikle direkt enjeksiyon sayesinde bu sorunu büyük ölçüde giderebilmek mümkün olabilmektedir.

    Zayıflamada mezoterapi

    Derin yağ dokusunun tedavisinde yani yağın azaltılmasında en hızlı sonuç alınabilen yöntemdir. Ancak mutlaka ağızdan alınan kalori miktarının da düzenlenmesi gerekmektedir. Yağ hücrelerinin verdiğimiz solüsyonlara tepkisi hücre zarlarının açılması ve içeriklerini dokular arası dolaşıma bırakmaları şeklinde özetlenebilir. Bu sayede uyarılamamış yağ dokusunun harcanması tetiklenmiş olmaktadır. Solüsyonların genel içeri soya tuzu (deoxylyze) ve karnitin olmaktadır. Seans aralıkları 7-14 gün seans sayısı hedefe göre değişmektedir.

    Hangi bölgeye ve ne amaçla olursa olsun mezoterapide temel olan görüş; her hastanın kendi bünyesine uygun ve özel olan kokteyllerin ehliyetli kişiler tarafından sağlık ön planda tutularak uygulanması gerektiğidir. Bu durumda uygulayıcı hekimin mezoterapi ile özel olarak ilgilenmesi ve bilgi sahibi olması beklenmelidir.

  • Selülit tedavisi,

    Selülit ağırlıklı olarak kadınların sorunu olmakla birlikte, kilo alan ve androjen hormon eksikliği veya yetmezliği olan erkeklerde de görülebilir.

    Selülit bilindiği gibi şişmanların sorunu değildir, zayıflarda da görülebilir. Oluş nedenleri arasında, cilt altı bağ dokusunda engebeli görünüme yola açan gevşeklik, ödem (su tutulması) genellikle genetik yatkınlığı olan kişilerde ve sıklıkla hormonal sikluslarımızla ilişkili olarak, mikrodolaşımın bozulması, bununla ilşkili olarak cilt altı yağ tutulumunun artması ve yağ lobüllerinin arasının sert fibröz kapsüllerle çevrelenmesi, dolayısıyla bir kısır döngü şeklinde birbiriyle ilişkili çok sayıda mekanizmayla ilişklili bir hastalıktır.

    Ayrıca selülitin evreleri de vardır. Sadece deriyi iki parmak arasında sıkıştırınca veya kasları kasınca portakal kabuğu şeklinde ortaya çıkan görünüm varsa evre I, normal pozisyonda iken görünüyor ancak, kasları kasınca çukurluklar oluşuyorsa evre II, hem çukurluklar hem de sertlikler var ve ağrılıysa evre III olarak değerlendirilir.

    Selülitin tedavisinde, oluş sebeplerini düzeltmeyi hedefleyecek şekilde bir yol izlemek buna göre kombine bir bakım uygulamak önemlidir. Bu yüzden selülitin tek bir tedavisi yoktur. Hiçbiri tek başına yeterli sonuç vermez. Uygulanan başlıca yöntemler; LPG ile lenf drenaj masajı, elektrostimulasyon (ESM- Quantum-Caci) ile hem kasları hem de bağ dokusunu uyarma, benzer şekilde biraz daha güçlü olarak bağ dokusunu uyaran ve cilt altı yağlanmayı azaltan radyofrekans ve infrared tedavisi, iğneli işlemlerden mezoterapi ve karboksiterapi olmaktadır.

    Bu sayılan yöntemlere ek olarak özel beslenme programı ve ağızdan alınabilecek bazı gıda takviyeleriyle selülit tedavisi içeriden de desteklenmektedir. Şayet diyet eğer tek başına yapılacak olursa istenilen bölgeden yeterince yağ kaybetmediğimiz gibi bir de yüzümüzden, göğsümüzden kaybedebiliriz. Bu nedenle bölgesel uygulamalar yapılırken diyetle desteklenirse istediğimiz yerlerden kilo vermemiz daha kolay olabilmektedir.

    Tedavide olmazsa olmazlardan biri olan ve selülitin en önemli sebebi olan dolaşım bozukluğunun giderilebilmesi için uygulanan lenf drenaj masajı şarttır. LPG masajını özellikle biz dermatoloji uzmanlarının tercih etme nedenimiz, endermoloji bilimi ile ilişkili olduğunu bilmemiz ve FDA onayı almış olmasıdır. En önemli nokta bu masajın kesinlikle ehliyetli kişilerce uygulanmasıdır. Aksi halde ciltte sarkmalara, kalçada düşüklüğe veya selülitlerde artmaya neden olabilir. Bilinçsiz ellerde uygulanan el masajlarının bile uzun dönemdeki sonuçları ne yazık ki selülitin daha da kötüye gitmesine neden olabilmektedir. Masaj sonrasında hemen uygulanan mezoterapi ve karboksiterapi ile sonuçlar çok daha iyi olabilmektedir. Çünkü işlem öncesine dolaşımı düzenlemiş ve toksinlerden arındırılmış olabilmektedir.

    LPG nasıl etki yapmaktadır?

    LPG uygulamaya alınan bölgelerde kan dolaşımı ve lenfatik dolaşımı arttırmakta, metabolik atıkların atılımını kolaylaştırarak doku drenajı sağlamakta, mevcut fibroz bantları serbestleştirerek deriye esneklik kazandırmaktadır. LPG uygulaması ile deriden kasa kadar tüm cilt altı dokuların yeniden şekillendirilmesi sağlanır.

    Estetik amaçlı uygulama alanları

    Selülit tedavisi

    Vücut kontur düzeltmeleri ve lokal inceltmeler sağlayabilmek

    Sarkık derinin tonus ve elastikiyetini arttırabilmek

    Karboksiterapi ve mezoterapi ile kombine kullanım

    Liposuction sonrası iyileşme sürecini hızlandırma ve düzensizlikleri ortadan kaldırabilmek.

    LPG uygulamaları nasıl yapılmaktadır?

    Tedavi sırasında her hastaya özel uygulama çorabı giydirilmektedir. Seans sayısı 10-20 seans arasında değişmektedir. LPG tedavisi tamamen ağrısız olmasının yanı sıra hastada stres azaltıcı ve rahatlatıcı etkilere sahip olabilmektedir. Her bir seansta uygulama 35 dakika sürmektedir.
    *2 ay süreyle 15 seans uygulanır.

    MEZOTERAPİ

    Mezoterapi kelime anlamı derinin orta tabakasının tedavisi demektir. Ancak bu kelime ile günümüzde anlaşılan ise; deri içine tedavi veya estetik amaçlı ilaç verilmesidir. Tarihi geçmişi 200 yıl öncesine dayanan çok eski bir yöntem olup; ilk zamanlar kulak çınlamalarını prokainle giderebildiğinin anlaşılmasıyla kullanılmaya başlanmış sonraları estetik tıp uygulamaları ilave olmuştur.

    Günümüzde özellikle vücuttaki lokalize yağlardan kurtulmada, selülitin tedavisinde veya cilt gençleştirme ve saçları besleme amaçlarıyla sıkça uygulanmaktadır. Ayrıca fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanları tarafından ağrı gidermek amacıyla da kullanılmaktadır.

    Mezoterapi yönteminde, selülit olan bölgeye özel tabancası aracılığıyla çok ince bir enjektörle cilt altına, dolaşım düzenleyici olarak prokain, gingko biloba, buflomedil kullanılırken, yağ parçalayıcı olarak ise sıklıkla fosfatidil kolin (soya), karnitin, kafein, enginar özü gibi daha bir çok özellikli ilaçlar kullanılmaktadır. Son olarak cildi yapılandırıcı olan ilaçlar ise organik silisyum, c vitamini, karışık vitamin ve aminoasitlerden oluşan kokteyller kullanılmaktadır. Seans aralıkları kişiden kişiye değişmekle birlikte haftada 1 olup; 4-10 seanstır.

    KARBOKSİTERAPİ

    Bu yöntemin asıl çıkış noktası bir ortamın oksijensiz bırakılmasının (hipoksik ortam), o ortama kan gelmesini tetikleyerek yani dolaşımın hızlanarak oksijen getirmesinin o bölgedeki yağ hücrelerinin kullanılmasını, dolayısıyla yağ dokusunun azaltılmasınısağladığı görüşüdür. Bu düşünceyle şekillenen tedavinin, karbondioksit gazının masum oluşu ile uygulama konusunda güven vermesi de etkili olmaktadır.
    Çünkü vücudumuz karbondioksit gazına zaten alışıktır ve bu gazı ya akciğer ya da böbrekler üzerinden rutin olarak atar. Nasıl etki ettiğine gelince; cildin altına ince bir iğne aracılığıyla karbondioksit gazının verilmesi öncellikle o bölgeye kan akışını hızlandıran daha da önemlisi dolaşımı düzenleyen bir mekanizmayı tetikler. Bu sayede kanın birinci görevi olan oksijen taşıma işlemi başlamış olmaktadır. Karbondioksit verilen bölgeye gelen kanın bu bölgedeki karbondioksiti alıp yerine oksijen bırakmasıyla yağ hücrelerinde yağ yakımı başlatılmış olmaktadır. Elbette böyle bir işlem yapılırken lokal olarak incelme veya sıkılaşma olabilmektedir. Ayrıca oksijenlenen hücreler canlanmakta ve cilt sıkılaşmakta, ciltte çatlak (stria) olan bölgelerde iyileşebilmekte, ciltteki gerginlik artabilmekte ve bir yandan hücreler daha fazla yağ yakabilmektedir.

    Ayrıca bu iki yöntem dışında doğru beslenme ve takviye edilecek ağızdan alınan vitamin ve mineraller, önerilen spor biçimi (ağır sporlardan kaçınmak ) ve bol sıvı tüketimi başarılı olabilmemiz için gerekenler arasındadır. Bazı vitamin markalarının dolaşımı düzenleyen, bağ dokusunu onaran, ödemin çözülmesine destek olan, yağ yakımını arttıran, kilo kontrolünde etkili olabilen ürünleri de vardır. Gotu kola, piknogenol, grape seed extract, gingko biloba, CLA, tonalin, L-carnitin, krom-pikolinat gibi içerikler bunlar arsında sayılabilir.

  • Cildiniz güneşe hazır mı?

    Yaz ayları ve sıcak havanın insan bedeni üzerinde bir çok etkisi vardır. Sıcak hava ve gün ışığının olumsuz etkilerine bazı önlemlerle cildimizi hazırlayabilir, böylece güneşin ve yazın keyfini doyasıya çıkartabiliriz.

    Güneş cildimize nasıl zarar veriyor, yapısını nasıl bozuyor?

    Güneş ışığının zararlı etkileri ultraviyole ışınlarının cildimizde yarattığı olumsuz etkilerdir. Ultraviyole A ve B cildimizde renk değişimlerine (lekeler), kılcal damarların ortaya çıkmasına (rozasea vb.), benlerin ve kötü huylu lezyonların (melanoma, cilt kanseri) oluşmasına zemin hazırlayan, hyaluronik asit ve kollajen-elastik liflerin üretimini yapan hücrelerin DNA’larında da hasara yol açarak cildi yaşlandıran ışınlardır. Hücrelere ulaşabilen ulraviyole ışınları belirli dalga boyu olan radyasyondur, zararlı olan etki mekanizması ise az önce belirttiğim gibi direkt hücrenin DNA’sını etkiler; DNA kendi kendini onaramaz hale gelerek protein adı verile kollajen ve elastik lifler de kırıklar, onarım hataları ve hasarlı yapılar ortaya çıkar. Bunun adı yaşlanmadır.

    Güneşin yararlı olduğu durumlar da vardır. Vücutta ultraviyole ışınları ile ciltte D vitamini sentezlenir, D vitamini kemik yapımında çok önemli role sahiptir. Ayrıca bazı hastalıklar ultraviyoleye olumlu yanıt verebilmektedir.edef hastalığının, bazı cilt hastalıklarının ve aknelerin iyileşmesinde de olumlu etkileri vardır.

    Güneş ışınları ciltte allerji yapabilir mi? Özellikle çocuklar üzerindeki etkileri nelerdir?

    Güneşin ultraviyole ışınları ve ısısı, ışığa duyarlı olan ciltlerde çeşitli derecelerde reaksiyonlara yol açabilir. Hafif bir kızarıklıktan, kaşıntılı kabarık döküntülere varana kadar (polimorf ışık erupsiyonu), rozasea hastalığından lupus eritematozus hastalığının tetiklenmesine kadar çeşitli durumların sorumlusudur. Ayrıca güneş ışınları çocuklar ve bebekler üzerinde daha fazla olumsuz etkilere sahiptir; onların ciltleri daha transparan daha savunmasızdır. Bebek ve çocuklar için üretilmiş; UV A ve UV B korumalı güneş koruyucuları düzenli olarak kullanmak şarttır.

    Güneş – yaşlılık lekesi nedir?

    Cilt yüzeyinde ve yıldızsı uzantıları olan ortalama 1 cm çapında güneşe maruz kalan yerlerde ortaya çıkan lekelerdir. En sık el sırtında ve boyun-göğüs V bölgesinde ve yüzde ortaya çıkan lezyonlar, yaşla birlikte daha fazla görülür. Bu nedenle yaşlılık lekeleri de denir.

    Tedavisinde soyucu işlemler, kriyoterapi uygulanabilir. Ancak en etkili yöntem laser veya ışık tedavileridir. Özellikle IPL tedavisinde cilde zarar vermeden bu lekeleri azaltmak veya yok etmek mümkün olabilmektedir.

    Güneş ışınları benlerimizi nasıl etkiliyor?

    Benler cilt renginde, ciltten biraz koyu veya kahverenginden siyaha kadar değişen renklerde ciltten genellikle kabarık, bazen üzerinde kılların da olduğu selim lezyonlardır. Benler özellikle cilt rengi açık olan kişilerde fazla görülür. Yaşla ve güneşe maruz kalmakla sayıları artabilir veya boyutlarında değişiklik olabilir.

    Önemli olan benlerin selim halini korumaktır. Bunun için öncelikle dikkat edilmesi gereken güneşin olumsuz etkilerinden korunmak için kızgın olan saatlerde güneşe çıkmamak ve yaz-kış ultraviyoleye karşı koruyan güneş koruyucular kullanmaktır.

    Ayrıca herkesin kendi ben’inin özelliklerini iyi bilmesi ve takip etmesi gerekmektedir. Takip ederken benin boyutunda ve renginde kısa süre içinde bir değişiklik olup olmadığına, kaşıntı veya kanama olup olmadığına bakabilir. Ancak daha ideal olan dermatoloji uzmanlarının dermatoskop aleti ile hastalarını belirli aralıklarla takip etmesidir. Eğer bir ben, şüpheli olarak bulunursa o ben’in cerrahi olarak çıkarılması ve mutlaka patolojik incelemesinin yapılması gerekmektedir.

    Neden bronzlaşırız?

    Cildimizde melanin isimli pigmentler bulunmaktadır. Cilt rengini veren bu pigmentler herkeste farklı miktarda bulunur. Bu nedenle açık renkli tenden esmer tene kadar 7 farklı cilt rengi vardır. Bu pigmentlerin sayısı yazın güneşle birlikte arttığı için bronzlaşılır. Bilinçli olarak bronzlaşmak gerekir. Belirli saatlerde güneşe, belirli dinlenme aralıkları vererek çıkmak ve sık sık güneş koruyucu kremler sürmek gerekmektedir.

    Güneş lekeleri nasıl oluşur, nasıl tanıyabiliriz? Diğer lekeler ve benlerden nasıl ayırırız?

    Güneş lekelerinin bir kısmı sadece güneşlenme sonrasında görülür ve mutlaka güneşe maruz kalan yerlerdedir. Kenarları yıldızsı uzantılar gösteren bu lekeler sütlü kahverengi renktedir ve 0.5-2 cm arasında değişen çeşitli büyüklüktedirler. Kalıcı olan bu lekelere lentigo solaris yani güneş (solar) lekesi denir. Çiller ise güneşle ortaya çıkar ancak kalıcı değildir ve kışın tekrar kaybolur. Bir kısım lekeler ise yine güneş gören yerdedirler ancak altta yatan başka bir sebep de bulunabilir. Bunlar genellikle bayanlarda görülen ve hormonal olarak oluşmuş olan lekelerdir. Benlerin ise güneşe maruz kalındıkça sayıları artabilir veya renkleri koyulaşabilir, boyutları artabilir. Ancak güneş görmeyen yerlerde de görülebilir. Deriden daha kabarık veya deri düzeyinde olabilir. Dermatoloji uzmanı tarafından dermatoskapik yöntemle kontrol edilmeleri gerekir.

    Güneş lekelerinin tedavisi nasıl olur?

    Çok yeni ve yüzeyel olan lekelerde cildin üst tabakasının soyulmasıyla yani mikrodermabrazyon yöntemi veya kimyasal peeling ile tedavi uygulanabilir. Ancak eski veya daha derin lekelerin tedavisi daha zor ve daha zaman alır. En çok tercih edilen tedavi yöntemi IPL laser veya laser tedavileridir.

    Cildi beyazlatan, lekeleri açan kremler etkili midir?

    Bu kremler yeni ve yüzeyel lezyonlarda başarılı oalbiliyor. Bazen diğer tedavilere destek olarak da kullanılabiliyor. Lekenin derecesine göre karar verilebilir.

    Güneş lekeleri kansere sebep olur mu? Nasıl?

    Güneş lekeleri varsa cilt güneşin zararlı ışınlarına açık ve cilt kanserine yatkınlık olabilir anlamı çıkarılabilir. Lentigo isimli bilinen güneş lekesi nadiren lentigo maligna isimli cilt kanserine dönüşebilir. Ancak göğüs dekolte ve omuz başlarında ellerde sıklıkla görülen lentigo solarisler (güneş lekeleri) kansere döüşecek anlamı çıkarılmamalıdır.

    Önemli olan şunun bilincine ulaşmak; ”madem ciltte lekeler var o halde güneş cilde bir şeyler yapabiliyor”, bu durumda etkileniliyor kansere de davetiye açık.. O halde güneş koyucu kremler kullanılmalı ve güneşin kızgın olduğu (10-16) saatlerde güneşlenmekten kaçınmalıyız.

    Güneş koruma kremlerini nasıl seçmeliyiz? Öncelikli kriterler neler olmalı?

    Son yıllarda güneş koruma kremlerinin çeşitliliğnde büyük bir artış var. Hemen hemen çoğu hem ultraviyole A hem de B ’ye karşı etkili, bazıları ınfrarede karşı da etkili ürünler. İçerisindeki mineral bazlı (çinko oksit), filtre etkili bariyer görevi iyi olan (mexoryl XL vs) birçok madde bulunmaktadır. Çocuklarda da güvenle kullanılabilen bu ürünleri seçerken cildimizin tipine uygun olan koruma faktörü en az 15-30 ve üstü olan ürünleri seçmeliyiz.

    Hassas&kuru ciltler

    Bu tip ciltlerin nemsizlik dışında bazen kızarıklık oluşması veya kılcal damar oluşumuna yatkınlık gibi durumları söz konusudur. Bu nedenle bizim için özel bir yeri vardır. Kullanılan günlük ürünlerin dahi özenle seçilmesi yazı ve kışı ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Yaz aylarında terlemeyle birlikte ciltte su ve mineral kaybı ortaya çıkabilmekte ancak bu durumu yaz aylarında hafifçe artan yağlılık ile dengeleyebilmektedir.

    Ter ve yağ bezlerinin kanallarının ortak olması su kaybını dengelemek adına doğal bir savunma sistemidir. Bu doğal koruma sisteminin bozulmaması için aşırı cilt temizlikleri, kuru ve hasas olan ciltlere tavsiye edilmez. Ancak haftada bir enzim peelinglerle veya haftada bir veya iki defa hafif glikolik asitli ya da salisilik asitli toniklerle veya maskelerle bakım yaparak ölü deri birikimi ve yaz mevsiminin getirdiği ciltte siyah nokta oluşumunun da önlenmesine faydası olur. Bu tip ciltlerin günlük temizliğinde yaz kış sütler tercih edilebilir. Ancak yaz aylarında toniklerle takviye temizlik de yapılabilir. Akşamları kışa göre biraz daha su bazlı ürünlerle nemlendirme, gündüz ise çinko oksit ve titanyum dioksit oranı yüksek olan C vitamini içermeyen (yazın kullanmak gündüz için uygun olmayabilir) 30 korumalı güneş kremleri kullanılabilir.

    Yağlı & akneye eğilimli ciltler

    Daha önce de bahsettiğim gibi yaz aylarında terle birlikte yağ (sebum) salgısının artması kuru ciltlerin tam tersi prosedürlerle bakımı gerekli kılar. Özellikle bu tip ciltlerin siyah noktalarının, artması veya kapalı komedon denilen beyaz noktaların artması cildin gözeneklerden nefes almasını engelleyebilir ve kullanılan ürünlerle de daha da tıkanmasına-dolmasına sebep olur. Bu nedenle cildi jel veya köpük şeklindeki suyla temizleyen ürünlerle temizlemeli, uygun olan bir tonikle de her akşam arındırmalıyız. Ayrıca haftada bir veya iki defa akşamları antioksidan içerikli hafif soyucu ve nemlendirici etkileri olan peeling maskelerle canlandırabiliriz. Güneş koruyucuların karma ciltlere uygun olan daha likit özellikli ürünleri gündüz tercih edilebilir. Ancak bilinmelidir ki her güneş koruyucu özelliği gereği mutlaka bir miktar yağ içerir. Bu nedenle akşamları iyi bir cilt temizliği ile bu ürünlerin de yarattığı yağlılık azaltılmalıdır. Akşam cildin nemlendirilme ihtiyacı olan durumlarda su bazlı hafif vitaminli ürünler kullanılabilir.

    Olgun ciltler

    Olgun ciltlerin özelliği kollajen ve elastik liflerin yıpranmış olması, fabrika hücreler olan fibroblastların, kronolojik-genetik-hormonal yaşlanma mekanizmalarına uyan şekilde üretimlerini azaltmış olmaları en önemli özelliğidir. Bu tip ciltlere önerimiz, C vitamini, E vitamini, hyaluronik asit, retinol, peptidler veya bitkisel antioksidanlardan geceleri zengin kremlerle onarımı desteklemek, gündüz ise yine antioksidan özellikli güneş koruyucular kullanmalarıdır. Ayrıca bu tip ciltlerin daha fazla neme ve daha fazla vitamin ve minerale olan ihtiyaçları yaz aylarında daha da fazladır. Haftada bir veya iki defa uygulanan bakımlar dışında profesyonel yardımlara da ara vermeden devam etmek hatta bu dönemde daha önce danışmadıysa bir cilt hastalıkları uzmanından destek almalarını tavsiye ederim, çünkü en önemli yaşlandırıcı dış faktör olan güneş, olgun ciltleri çok daha hızlı etkiler. Olgun ciltlerin savunma hücrelerinin desteklenmesi ultraviyole ile savaşmada temel bakım olmalıdır. Bu amaçla coenzyme Q10, E vitamini, üzüm çekirdeği yağı vs. gibi yüksek antioksidan özellikli koruyucu ve nemlendiricilerden faydalanılabilir.

    Vücut ve yüz için ayrı ürünler kullanmalı mıyız, neden?

    Yüzümüze seçtiğimiz ürün cildimizin yağlı veya kuru oluşuna göre seçilmiş olan likit veya krem formunda bir ürün olabilir. Bu ürünü vücudumuza sürmekte herhangi bir sakınca yoktur. Ancak vücut için alınan bir ürünün yüzümüzde yoğun olup olmadığını kontrol etmemiz gerekir. Vücut için kolay kullanılabilen sprey formunda olan ve daha yoğun miktarda ürünler tercih edilebilir.

    Sağlıklı bronzlaşmak ve güneşin zararlarından daha az etkilenmek için nasıl beslenmeliyiz?

    Havuç, elma vs gibi besinlerin bu anlamda yararlı olduğu doğru mu?

    A vitaminin beta karoten olarak alınmasının vücuda zarar verme etkisi yoktur, depo edilerek karaciğerde toksik etkiye neden olmamaktadır. Ancak bu tip hücreleri koruma özelliği olan vitaminlerin güneşin yarattığı hasarı tamir etmede etkili olduğu bilinmektedir. Bu tip besinlerin güneş banyosu sırasında alınması önerilmez. Güneş sonrası tavsiye edilir.

    Yazın C vitamini ve çinko minerallerine yönelmek daha doğrudur. Güneşin yarattığı yaşlanma etkilerine karşı antıoksidan olarak savaşan bitkiler, meyveler tüketilmelidir. Bol yeşillik, üzüm (çekirdeği de çiğnenerek), mor olan meyveler tavsiye edilebilir.

  • Sellülit detoxu

    Sellülit detoxu

    Artık hepimiz biliyoruz ki, sellülit sadece estetik bir mesele değildir. Bir çeşit hastalık, bir dolaşım bozukluğu veya cilt altı yağ dokusunun yeteri kadar beslenememesi durumudur. Sellülit tablosuna daha yakından bir göz atacak olursak;

    § Kan dolaşımı bozuktur

    § Östrojen dengesizliği vardır

    § Yağlanmaya ve vücutta su tutulmasına neden olan diğer hormonal sorunlardan kuşkulanırız,

    § Vücutta toksin birikimi artmıştır

    § Karaciğer yorgundur muhtemelen yağlanma başlamıştır

    Ayrıca kalıtım, yanlış beslenme alışkanlıkları, durmadan kilo alıp verilmesi, hareketsizlik, sigara ve beden duruş bozuklukları, kabızlık gibi faktörler de sellülitleri beslerler.

    Masajdan LPG’ye ve gayet başarılı sonuçlar aldığımız Radyo Frekansına varıncaya değin, tüm “kozmetik sellülit tedavileri” nin amacı aynıdır; Vücutta sıvı toplanmasını kontrol etmek, kan ve lenf dolaşımını hızlandırmak, bölgesel yağ hücrelerini rahatlatmak, yağ asitlerini parçalayıp idrarla dışarı atılmasını sağlamak. Ama ne yazık ki bu tedavilerin hiç birisi sellülitlerden tamamen kurtulacağımız anlamına gelmez…

    KARACİĞER YAĞLANMASINA DİKKAT
    Hormonal sorunları başka bir yazıda ele alacağım. Bugün genellikle göz ardı edilen Karaciğerin önemi üzerinde durmak istiyorum. Çünkü karaciğer vücudumuzdaki yağ metabolizmasını düzenleyen ve yağ fazlasının atılmasını sağlayan temel organdır. Vücudumuz büyük ölçüde onun sayesinde toksinleri atar ve kendini arındırır.

    Vücudumuza aldığımız her şey bir bakıma karaciğerde özümsenir, arıtılır ve toksinlerden ayrıştırılır. Alkol, evde, sokakta yada işyerinde etkilendiğimiz kimyasal maddeler, aldığımız ilaçlar, sağlıksız beslenme (Özellikle işlem görmüş hazır yiyecekler) sonucunda vücutta biriken tüm zararlı maddeler karaciğeri yorarlar. Birçoğu karaciğerde fazla yağ birikmesine neden olurlar. Böylece hayati önem taşıyan bu organımızın verimli çalışması mümkün olmaz.

    Karaciğer yağlarla baş edemeyince onların bel çevresinde, yada deri altında birikmesini önleyemez. Karaciğer yağlanmasının en genel belirtileri, kilo vermede zorluk, bel bölgesinde yağlanma, sellülitlerin artması ve kolesterol seviyesinin yükselmesidir.

    SAĞLIK VE FORM İÇİN ÖNCE KARACİĞERİ GÜÇLENDİRİN:

    Karaciğerimizin kendini onarmasına ve tüm yeteneklerini yeniden kazanması için size sadece 2 hafta süreyle yapacağınız gayet basit bir detox diyeti öneriyorum. Bu dönemin sonunda kendinizi gayet iyi hissedeceksiniz. Kilo vermeniz ve sellülitlerle başetmeniz de kolaylaşacaktır. Doktorunuz uygun bulursa bu diyetin etkinliğini bazı beslenme destekleri ile arttırabilirsiniz.

    Karaciğer dostu bazı gıdalar:

    § Enginar

    § Sarımsak ve soğan

    § Brokoli, Brüksel lahanası, lahana

    § Taze limon suyu

    § Pancar

    § Tüm meyveler; özellikle elma, çilek, havuç

    § Esmer pirinç

    § Ispanak

    § Domates

    § Kavun

    § Avokado

    § Zerdeçal-Hint safranı

    § Omega-3 yağ asitleri

    § Milk Thistle (Devedikeni), kedi pençesi sarmaşığı ((Uncaria Tomentosa), hindiba ve enginar özü, arı poleni, NAC, Lesitin gibi beslenme destekleri

    Kedi Pençesi sarmaşığını belki ilk defa duyuyorsunuzdur. Ama 1995 yılında, Farmakoloji dünyasında, “Yılın Bitkisi” seçilmişti. Güney Amerika’da ve Peru Amazonu’nda yabani olarak yetişen ve korumaya alınan , üzerinde en fazla bilimsel araştırma yapılan tıbbi bitkilerden birisidir.

    Yerli kabileler bu bitkiyi eklem ve sindirim sistemi hastalıkları, enfeksiyonlar, yaralanmalar ve kanserli vakalarda kullanmışlardır. Sarmaşığın yetişmekte olduğu bölgede kanser vakalarının ve genetik kusur sayısının sıfıra yakın olduğu tespit edilmiştir. 1970’li yıllarda dikkati çekmiş ve incelemeye alınmıştır.

    DİĞER TAVSİYELER:

    § Bu detox süresi içinde, süt ve süt ürünlerini tüketmeyin.

    § Patates, ekmek ve pirinç gibi nişastalı gıdaları almayın.

    § Alkol, tuz ve doymuş yağlar, işlenmiş gıdaları, şeker ve kafein alımını da kaldırın.

    § Zorunlu olmadıkça ilaç kullanmayın. Gereksiz yere ağrı kesici, trankilizan, emin olmadığınız vitaminler, suni tatlandırıcılar kullanırken, bir daha düşünün. Bunlar için doktorunuza danışın. Tabii ki devamlı kullanmak zorunda olduğunuz temel ilaçlardan bahsetmiyoruz.

    § Karaciğerinizi yormamak için, aşırı sıcak ada aşırı soğuk yiyecek ve içeceklerden, acılı baharatlardan, hızlı ve sinirli yemek yemekten, her türlü öfke ve gerginlikten uzak durun. Öfke ve korku karaciğeri çok yıpratır.

    Ve günde en az 8 bardak, 2 litre su için. Bu su vücudumuzdaki zararlı toksinlerin idrarla yada terle akıp gitmesine yardımcı olur.

  • Vücut mezoterapisi ( bölgesel incelme ve sellülit için)

    Vücut mezoterapisi ( bölgesel incelme ve sellülit için)

    Yaza formda girmek için bir çoğumuz seferber olduk; kimimiz diyet yapıyoruz, kimimiz tekrar spora başladık. Kordon boyu, fuar yürüyüşe çıkan insanlarla doluyor. Sabahları muayenehaneme giderken bakıyorum, sanki herkes eşofmanlarını giyip koşuya çıkmış gibi! Kış ucuzlukları bitmeden, yazlık vitrinler de yapılmaya başlandı. Birbirinden renkli cıvıl cıvıl giysilere bürünmek için hazırlanmak artık şart oldu!

    Kilo vermek ayrı konu ama bir de sellülit meselesi var ki, zayıflamak, onlardan kurtulmaya yetmiyor. Bazı insanların ise üst bedenleri, beli incecik oluyor ancak bacaklarında ciddi bir yağ birikiyor. Kilo verdikçe yüzleri küçülüyor, kaburgaları çıkıyor, ama kalçaları yerli yerinde duruyor. Böyle durumlarda size mezoterapi yaptırmanızı tavsiye edebilirim.

    Mezoterapi birçok alanda kullanılsa da, en fazla, bölgesel zayıflama ve sellülit tedavisi için istenir. Mezoterapi nedir diye soracak olursanız; 4 mm.lik iğnelerle deri altına ilaç verilmesidir. Bölgesel incelme ve sellülit için, deri altına lipolitik, yağ eritici, dolaşım düzenleyici maddeler, enginar özü, tonüs kuvvetlendirici, sellülit giderici ilaçlar enjekte edilir. Enjeksiyonlar 2 cm. ara ile yapılır.

    Selülit’e neden olan yağ hücreleri normal değildir. Bunlar özelliğini kaybetmiş, içinde su toplayan ve sertleşen dokulardır. Kilo vermek onları yerinden kıpırdatamaz. Mezoterapi ile enjekte edilen maddeler, sellülit’e neden olan, bozulmuş yağ hücrelerini parçalayıp rahatlatırlar. Böylece yağ hücreleri tekrar normal duruma gelirler. Bu arada diyet ve spor yapılırsa, yağlar enerjiye dönüştürülüp vücuttan atılır. Giderek sellülit’li bölgeler incelir, vücut normal ölçülerine döner ve ciltteki pürüzler kaybolur.

    Kimin kaç seansa ihtiyacı olduğunu genellemek kolay değildir. Tedavi süresi, bölgesel incelme gerektiren bölgelerin durumuna ve sellülitin derecesine göre değişir. Bazı hastalar için 10 seans yeterli olur, kimisine 30 seans gerekir. Ne olursa olsun, tedavi tamamlandıktan sonra 3 ayda bir kontrol edilmesi gerekir. Önlem olarak 2 ay aralıklarla bir seans tekrarlanır.

    Tedavi süresince günde 2 lt su içilmeli, kafeinli içeceklerden (çay-kahve-kola) soda ve tuzdan uzak durulmalı, yağsız, şekersiz posalı yiyeceklerden oluşan bir diyet uygulanmalıdır. Özellikle turp,maydanoz, kereviz, çilek ve kabuklu pirinç vücudun fazla suyu atmasına yardımcı olur.

    Selülitlerden kurtulmak için tavsiye edilen sporların en başında; tempolu yürüyüş, merdiven çıkmak, yüzmek ve bisiklete binmek gelir. Hiçbirini yapamıyorsanız, yavaş tempolu 1 saatlik yürüyüş bile çok yararlıdır.

    Yaza formda girmeniz dileğiyle, hoşçakalın.

  • Hamilelikte cilt bakımı

    Hamilelikte cilt bakımı

    Hamilelik süresince de güneşten korunmaya özen göstermek gerekir. Sürekli güneşten koruyucu kullanın. Güneş ultraviyole A (UVA) ve ultraviyole B (UVB) ışınları yayar. Günümüzde UVA ve UVB’nin erken deri yaşlanması, leke oluşumu, ve hatta deri kanserlerine sebep olduğu bilinmektedir. Gün içi normal hayatta bile farkına varmadan sürekli ultraviyole ısınlarına maruz kalırız. Örneğin camdan UVA ışınları rahatlıkla geçmektedir. Hamilelikte hormonların etkisi ile cilt hassaslaşır ve lekelenmeye meyilli hale gelir. Bu yüzden her gün, düzenli olarak dışarı çıkmadan yarım saat önce en az 20 faktörlü bir güneşten koruyucu krem kullanılmalıdır. Ayrıca sokağa çıkmadan önce ve uzun sure güneşli ortamda kalınacağı zamanlarda güneşten koruyucu ürün üç veya dört saatte bir tekrar sürülmelidir. Havuz ve denize girdikten sonra tekrar sürmeye özen gösterilmelidir. Güneşten koruyucu ürün hem UVA hem de UVB’ye etkili , en az 20 faktörlü olmalıdır. Sivilce ve ciltte yağlanma şikayeti olanlar özellikle yağsız (oil_free) güneşten koruyucu kullanmalıdırlar Yüz temizliği düzenli yapılmalıdır. Çünkü bazı hamilelerde cilt daha yağlı hale gelir. Eğer düzenli temizlenmezse gözenekler tıkanarak sivilce artısı olabilir. Bazen de hamilelerde cilt kuruluğu olabilir. Uygun olmayan temizleyici ürünler ciltte tahrişlere veya alerjik reaksiyonlara sebep olabilir. Hamile kadınlarda cilt günde bir veya iki kez temizlenmelidir. Temizleyici ürün cilt yapısına uygun olmalıdır. Yağlı ve karma ciltler köpük veya jel seklindeki temizleyici ürünleri kullanabilirler. Bu ürünler aşırı kurutucu olmamalıdırlar. Çok kuru ve hassas ciltler ise cilt yapılarına uygun jel, köpük veya süt seklindeki ürünleri kullanabilirler.

    Nemlendirici kullanımı da çok önemlidir. Hamilelik döneminde bazı ciltler yağlanırken bazılarında kuruluk oluşabilir. Yağlı ciltler yağ içermeyen oil-free ibareli krem ya da losyonlar kullanmalıdırlar. Kuru ve hassa ciltler cilt tiplerine uygun ürün kullanmalıdır. Sabah nemlendirici olarak güneşten korucu ürün de tek başına kullanılabilir veya nemlendirici üzerine uygulanabilir. Nemlendirici kullanım sıklığı cildin ihtiyacına ve dış etkenlere göre değişir. Günde iki kez veya da sık kullanılabilir.

    Hamile kadınlarda aşırı terleme nedeniyle banyo ihtiyacı artar. Banyo her gün veya hafta da en az üç kez yapılabilir. Terleme ve kilo artısı nedeniyle kasık, göğüs altı ve koltuk altı gibi kıvrım bölgelerinde pişik, isilik veya mantar olmaması için banyodan sonra iyi kurulanılmalıdır. Ayrıca kıvrım bölgeleri pudralanabilir veya hafif bir krem sürülebilir. Cilt kuruluğundan yakınanlar için hafif bir vücut losyonu uygun olabilir.

    Hamilelikte ciltte çatlak oluşmaması için alınabilecek önlemler ne yazık ki kısıtlıdır. Masaj veya cilt yağı gibi ürünlerin kullanımı faydalı olabilir. Cildin aşırı gerilmesi cilt çatlağının sebeplerinden biridir. Bu yüzden aşırı kilo alınmamasına özen gösterilmelidir. Cilt çatlağına faydalı olduğu belirtilen kremleri doktor gözetimi altında hamileliğin üçüncü ayından sonra başlayabilirsiniz. Doğumdan sonra emzirme olmadığı dönemde cilt çatlağı dermatolog tarafından tedavi edilebilir. Tedavi erken dönemde başlanırsa yüz güldürücü olabilir. Tedavide retinoik asitli kremler, meyve asitli kremler, vitamin enjeksiyonları ve lazer uygulamaları kullanılmaktadır.

    Hamilelik döneminde varis ve kılcal damar artısına meyil vardır. Ailesinde varis ve kılcal damar öyküsü olanlar, hamilelik öncesi bu tür şikayeti olanlar ve ayakta uzun sure kalması gereken mesleği olanlar dikkatli olmalıdırlar. Varis ve kılcal damar oluşumuna eğilimli olan kişilerin varis çorabı giymesi uygun olacaktır. Hamileler için özel üretilen varis çorapları mevcuttur. Her sabah yataktan kalkmadan önce giyilmelidir. Bacak kaslarını kuvvetlendirmek ve kas hareketlerinin damarlar üzerine masaj yapıcı etkisinden yararlanmak için yürüyüş çok faydalıdır. Günde en az bir kez, 30 dakika kadar bacakları kalp hizasının üstünde uzatarak dinlendirilmelidir. Doğumdan sonra varis ve kılcal damarların bir kısmında gerileme olur. İyileşmeyenler lazer, skleroterapi veya ameliyat yöntemleriyle tedavi edilebilir

    Gebelikte görülebilen deri değişikliklerinin büyük bir kısmı hormonların vücuttaki etkilerine bağlıdır. Bu değişiklikler çoğu kez hastalık değil normal değişikliklerdir. Bunların bir kısmı kalıcı olabilirken, bir kısmı doğumdan sonra geriler.