Vücudumuz için gerekli olan yağ asitlerinden bazıları , vücudumuzda sentezlenmez.
Dışarıdan alınması gerekir.Sağlık açısından bunlar hayati önlem taşır.
Gebeklikte Omega 3 ve Omega 6 yağ asitleri fetus tarafından plasenta aracılığı ile anneden temin edilir.
Özellikle DHA (Dokosaheksaenoik asit) fetus ve neonatal dönemde santral sinir sistemi gelişimi için kritik önem taşır.
OMEGA 3 YAĞ ASİTLERİ;
-DHA
*Kognitif fonksiyon gelişimi
*Görsel fonksiyon gelişimi
*Kardiovasküler fonksiyon gelişimi
-EPA
*Enflamasyon , kardiovasküler fonksiyonlar
-ALA
*Esansiyel yağ asidi desteği
Öncelikle Omega 3 ve Omega 6 yağ asitlerini tanıyalım;
OMEGA 6 AİLESİ
-ESANSİYEL YAĞ ASİTLERİ
*Linoleik asit ; ayçiçeği , mısır , soya fasülyesi ve aspir yağları , yeşil yapraklı sebzeler , kabuklu yemişler ve tohumlar
-ÇOKLU DOYMAMIŞ YAĞ ASİTLERİ
*Gama-linoleik asit (GLA) ; çuha çiçeği yağı , siyah frenk üzüm yağı
*Araşinonik asit ; yumurta sarısı , etler (özellikle sakatat)
OMEGA 3 AİLESİ
-ESANSİYEL YAĞ ASİTLERİ
*ALFA – Linolenik asit ; keten , kanola , soya fasülyesi , ceviz yağları , kabuklu yemişler ve tohumlar
-ÇOKLU DOYMAMIŞ YAĞ ASİTLERİ
*Eikosapentaenoik Asit (EPA)
Balık yağı , yağlı balıklar (ton balığı , sardalye , somon , uskumru , yılan balığı )
*Dokosaheksaenoik asit (DHA)
Balık yağı , yağlı balıklar
DHA ve EPA gebelikte en önemli uzun zincirli Omega 3 yağ asitidir.
Etiket: Yağ
-

OMEGA YAĞLARININ KULLANIMI
-

GEBELİKTE OMEGA 3 YAĞ ASİDİ NEDEN ÖNEMLİDİR?
Özellikle sinir sistemi ve büyüme başta olmak üzere fetal gelişim için gebelik boyunca Omega 3 yağ asitlerinin alınması çok önemlidir.
DHA fetusun beyin ve retinasının gelişimi için şarttır.Fetus beyin gelişim hızı 3.trimester da en yüksek düzeyine çıkar ve bu kez erken bebeklik döneminde de sürer.Omega 3 yağ asitlerini yeterince alan bebeklerin mental ve psikomotor skorlarının anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır.
Yeterli Omega 3 desteği alınmadığında annenin depoları bebek için harcanır.Ancak annede depolanan Omega 3 miktarıda yüksek değildir.
Çok sayıda randomize klinik çalışma DHA ve EPA içeren balık yağı desteğinin gebelik süresini ve diğer ölçülerini (ağırlık,boy,kafa çevresi) olumlu etkilediğini göstermiştir.Erken doğum riskinde azaltıcı etkiye sahip görünmektedir.
Günde 150mg daha düşük miktarda EPA ve DHA tüketen kadınların premetüre doğum riski diğer kadınlardan çok daha fazladır.
Hamilelik ve emzirme dönemi boyunca omega 3 yağ asitlerinin tüketilmesi doğum sonrası depresyon riskini azaltmaktadır.Omega 3 desteği alan annelerin bebeklerinde astım,yumurta alerjisi ve atopik egzama alerjik hastalıkları çıkma olasılığı azalır.
Hamilelerde günlük besinlere ilave olarak günde 500-1000mg Omega 3 desteği almaları uygundur.
OMEGA 3 DESTEĞİNİ SEÇERKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER;
*Omega 3 balık yağının balık gövdesinden üretilmiş olanları (fish body oil) tercih edilmelidir.
*Balık karaciğerinden üretilmiş olan( cod liver oil) balık yağlarının özellikle gebeliğin ilk aylarında tercih edilmesi uygun değildir.(A-D vitamin seviyesi yüksekliği nedeniyle toksik olabilir.)
*Civa,kurşun ve diğer ağır metaller ile kirletilmemeiş balıktan elde edilen farmasötik kalitede Omega 3 kullanmak gerekir.
*GMP = Good Manufacturing Practice ,ulusal ve uluslar arası standart için denetleme mekanizması olması gerekir.
Düşük seviyede civa içeren balıklar (somon,karides,konserve light ton balığı,yayın balığı) ,yüksek civalı balıklar (köpekbalığı,uskumru,kılıçbalığı ) gebelikte yenmemeli. -

3.TRİMESTER (Üçüncü 3 ay ) 28 – 40 HAFTA ARASI
28. Hafta
– Kaş ve kirpikler iyice belirgindir !
– Saçlar uzamaya devam eder
Yine de, bazısı pek az saçla da doğabilir.
– Gözler de tamamlanmıştır.
– Hatlar yuvarlanmaya başlar.
– Kas tonusu da gelişmektedir.
Anne karnında Olimpiyat nasıl olurmuş bakalım ? Kendinizi hazırlayın.
– Ayaklar 5.5 cm. boyundadır.
– Akciğerler dış ortamda nefes almaya hazırdır artık.
Ancak, erken doğumda halen tedavi gereksinimi yüksektir
– Yaşasın ! Bebeğiniz bir kiloya ulaştı. Boyu da 37.6 cm.
29. Hafta
– Baş-gövde oranı oturmuştur.
Her geçen gün yenidoğan görünümüne daha çok benzemektedir.
– Ciltaltı yağ depolanmaya devam eder
Şimdi artık ‘gerçek’ dünyaya hazırlanıyor.
– Beyni artık solunum refleksini ve vücud ısısını ayarlama yetisine sahip.
– Gözler, yuvalarında hareket etmeye başlar.
– Bebek hareketleri iyice kuvvetlenmiştir.
– Bebeğiniz 1150 gr. ve 38.5 cm.’e ulaştı.
30. Hafta
– Bebeğiniz büyüdükçe, amniyos sıvısı azalmaya başlar.
Ama, kendinizi daha hafif hissetmekten uzaksınız, değil mi?
– Göz hareketleri artık bir ışık kaynağını takip edecek kadar gelişmiştir
– Cildini kaplayan ‘lanugo’ tüyleri dökülmeye başlar.
– Artık kan yapımından kemik iliği sorumludur.
– 40 cm. boyunda 1320 gr. ağırlığında bir bebektir artık.
31. Hafta
– Gözler, ışık ve karanlığa tepki verir.
– Fiziksel gelişim hızı biraz yavaşlar
Kalan süre daha çok kilo artışı ile geçecektir. Yaklaşık doğuma kadar kilosu iki kata
çıkacaktır.
– Ciltaltı yağ birikimi cildin rengini kırmızıdan pembeye dönüştürür.
– Kemikler büyüyüp sertleştikçe kalsiyum, fosfor ve demir depoları artmaktadır
– Beyinin ikinci hızlı büyüme evresine geçilir. Hücre sayısı durmadan artar.
– Gelişimini tam tamamlamamış tek temel organ akciğerlerdir.
-‘Ben artık 41 cm. ve 1500 gr. oldum’.
32. Hafta
– Artık eskisi kadar dolanmadığını fark edersiniz!
Sadece alanı daraldı. Aslında iyi, ama henüz biraz daha büyümesi gerekli.
– Beş duyu tam olarak çalışmakta.
– Ayak tırnakları maniküre hazır olmasa da artık gelişimini tamamladı.
– Beyin çalışmaları 8. aydan başlayarak uyku fazlarının oluştuğunu gösterir. Daha fazla
uyumaya başlar.
– Acaba rüyasında ne görüyor dersiniz ?
– 1800 gr. ve 43 cm. olmak kolay değil
33. Hafta
– Amniyos sıvı miktarı en üst düzeydedir.
– Beyin gelişiminde hücreler arası bağlantı sayısı artar
Öyle ki, emme ve yutkunma işlevini solunumla uyumlu yapabilir.
– Birçok kemik sertleşirken kafatası halen yumuşaktır ve eklemler tamamlanmamıştır
Doğum eylemini kolaylaştırmak için kafa kemikleri hareketli olmalıdır.
– Bebeğiniz aralıklı olarak derin nefes almaktadır
Ama hava değil suyu teneffüs eder. Bu sorun oluşturmaz çünkü oksijeni plasenta
sağlamaktadır. Bu bir egzersizdir aslında. Kasları geliştirip ‘sürfaktan’ yapımını arttırmaya
yarar.
– Erkek bebeklerde testisin skrotuma inişi tamamlanmak üzeredir. Bazen bir veya ikisi de
doğuma kadar inmeyebilir.
– Boyutlar ise 44 cm. ve 2000 gr. olmuştur..
34. Hafta
– Tamamen bir yenidoğan gibi davranmaya başlar
Uyanıkken gözler açık, uykuda ise kapalıdır.
– Göz kırpmasını öğrenmiştir.
– Size ait bağışıklık maddeleri plasentadan bebeğinize taşınır.
Anne sütü bu maddelere katkıda bulunacaktır.
– Sıklıkla doğum pozisyonu olan ‘baş geliş’ şeklini almıştır.ak için kafa kemikleri hareketli
olmalıdır.
İlk gebelikse hele baş yerleşmeye bile başlamıştır.
– Artık tırnaklar parmakların ucuna ulaşmıştır.
Doğduğunda yüzünü bile tırmıklıyabilir !
– Boyu 46 cm. olan bebeğiniz 2150 gr.dır.
35. Hafta
– Bu haftada doğan bir çok bebek yaşayacak ve uzun dönem sorunu da olmayacaktır.
– Kol ve bacaklarda belirgin yağ artışı gözlenir
Böylece, ısı kontrolünü sağlayacaktır.
– Artık iyice rahim içini kaplamaktadır. Göğüs kafesinize doğru bası artmıştır.
Göğüs kafesinize doğru bası artmıştır.
– Testisler normal pozisyonunu almıştır.
– ‘Ben artık 47 cm. boyunda ve 2400 gr. ağırlığındayım.
36. Hafta
– Neredeyse doğuma hazırız!
Gelişmesi halen gereken, sadece akciğerler.
– Bu zamana kadar olmadıysa artık şimdi bebek doğum kanalına yerleşir. Sizin için nefes
almak kolaylaşır, ama bu seferde yürümek zor olabilir!
İlk doğumunuz değilse bu ‘hafifleme’ doğum başlangıcına kadar olmayabilir.
– Yağ birikimi diz ve dirsekte gamzeler, boyun ve ensede çizgilenmeler yapar.
– Cilt ise bebeksi yumuşaklığa ve pürüzsüzlüğe kavuşmuştur.
– Damaklar sertleşmiştir.
Dişlerin çıkması ise aylar alacaktır.
– Böbrekler tam kapasite boşaltım yaparken karaciğer de bazı atıkları kandan temizler
– Bu aşamada bebeğiniz 48 cm. ve 2700 gr.dır.
37. Hafta
– Ortalama 3000 gr. ve 49 cm. olmuştur bebeğiniz.
Gelişmesi halen gereken sadece akciğerler.
– Artık ‘miyadında’ kabul edilse de biraz daha anne karnında kalmanın da yararı olacaktır.
– ‘Su altında soluması şaşırtıcı değil mi?
– Kavrama iyice kuvvetlenmiştir.
Az kaldı parmağınızın kavrandığını hissetmeye !
– Birkaç hafta önce ışığa doğru gözlerini çeviriken şimdi artık başını döndürmektedir.
38. Hafta
– Ortalama bebek 3300 gr. ve 50 cm.dir.
– Amniyos sıvısı iyice azalır.
Hıçkırık sıklığı artar.
– Barsaklarında ‘mekonyum’ denilen ilk gaita bulunur.
– Baş ve karın çevresi neredeyse aynıdır. Tişörtün baştan geçmesinde zorlanmanın nedeni
çıktı ortaya !
39. Hafta
– ‘Lanugo’ tüyleri neredeyse tamamen dökülmüştür.
Yine de, yenidoğanda omuz, kol, bacak ve kıvrım yerlerinde gözlenebilir.
– Akciğer gelişmiş ve ‘sürfaktan’ yapımı artmıştır. Dışarıya uyuma hazırdır!
– Yağ depolamaya devam eder. Özel bir yağ tipi olan ‘kahverengi yağ’ ise doğum sonrası ilk
haftalar ısı kontrolünü sağlayacaktır. Bunun birikimi ise ense, omuzlar arası sırt ve iç organlar
etrafındadır
– Boyutlar 3400 gr. ve 51cm.'e ulaşmıştır.
39. Hafta
– ‘Verniksin’ çoğu kaybolmuştur
Bazen birazı doğumda izlenebilir.
– Bebeğinizin %15’i yağdır.
– Yaklaşık % 60 – 75’i ise sudur!
– Akciğerler doğuma kadar gelişmeye devam eder.
– Büyüme sürdükçe saç ve tırnaklar da uzamaya devam eder.
– Her iki cinste de sizden geçen hormonların etkisiyle meme tomurcukları belirgindir.
– Doğduğunda ortalama 3500 gr. ve 51 cm. olacaktır.
TEBRİKLER !
Artık çocuğunuzu kucaklayabilirsiniz! Her anını doya doya yaşayın. Öyle çabuk büyüyorlar
ki!
-
Ameliyatsız estetik
Botoks, sinirlerden kaslara giden iletiyi geçici olarak durdurarak etki göstermektedir. Böylece enjekte edildiği bölgedeki kasların hareketleri engellenerek bu kasların hareketleri sonucu oluşan kırışıklıkları ortadan kaldırır.
1990′lı yılların başından itibaren yüzdeki kırışıklıkların giderilmesi amacıyla dünyada yaygın bir kullanım alanı bulmuştur. Özellikle alındaki çizgiler ve göz kenarındaki kaz ayağı tabir edilen çizgilerin giderilmesinde çok başarılı sonuçlar verdiği görülmüştür. Bu bölgelerdeki kırışıklık çizgilerinin yüz gençleştirme ameliyatlarıyla düzeltilmesinin çok güç olması estetik cerrahideki önemini daha da arttırmaktadır. Yüz germe ameliyatı yapılan pek çok kişiye daha iyi bir sonuç elde etmek için beraberinde uygulamalar gerekmektedir. Kaş kenarlarını yukarı kaldıran bir etki yapması ve kaş düşüklüğü olan kişilerde bu problemin düzeltilmesini de sağlaması bir diğer avantajıdır.
Kırışıklıkları düzeltmek amacıyla uygulanması, yüzdeki belli noktalara çok ince uçlu bir iğne ile enjeksiyon yapılması şeklindedir. İşlem yaklaşık 5 dakika sürer ve sadece ince bir iğnenin batmaları şeklinde hissedilen çok kolay tolere edilen bir işlemdir. Uygulamanın etkileri 2 ila 3 gün sonra ortaya çıkar ve 4 ila 6 ay boyunca devam eder. İlk uygulamada 4 ay kadar kalıcı olan etkileri bir kaç uygulamadan sonra 8 aya kadar uzayabilmektedir. Uygulama sırasında önemli bir şişlik ve kızarma oluşmaz ve kişi hemen günlük aktivitelerine dönebilir.
Enjeksiyonlar yüzün üst bölgesinde özellikle alın çizgilerinin, kaş çatma çizgilerinin, ve göz kenarındaki çizgilerin (kaz ayağı) düzeltilmesinde çok etkili olmaktadır. Ayrıca yüzün üst bölgelerine uygulandığında kaşları kaldıran bir etki de oluşmaktadır. Yüzün alt bölgesinde ise dudak üzerindeki çizgilere ve boyundaki dikine bantlara uygulanabilmektedir. Ancak bu bölgelerde yüzün üst bölümlerindeki kadar etkili sonuçlar oluşmadığından uygulaması daha kısıtlı kalmaktadır. Aşırı terleme tedavisi içinde kullanılmaktadır. Uygulanan hastalarda baş ağrısı ve migrene de iyi geldiği tesadüf olarak tespit edilmiştir.
uygulama kalıcılığı çok uzun olmayan ve kalıcılığı için tekrar edilmesi gereken bir yöntem olmakla birlikte ameliyatsız, kolay ve ucuz bir tedavi olması nedeniyle günümüz estetik cerrahisinde çok tercih edilmekte ve uygulanmaktadır. dünyada milyonlarca kişiye uygulanmış ve hiçbir ciddi komplikasyonla karşılaşılmamıştır. Yanlış uygulamalarda oluşabilecek komplikasyonlarda birkaç ay içinde geri döneceğinden pek önemli kabul edilmeyebilir. Ancak deneyimli bir hekim tarafından uygulanması hem bu komplikasyonların oluşmaması hem de daha etkin sonuçlar alınması bakımından önemlidir.
KAŞ KALDIRMA (browlift) OPERASYONU NEDİR?
Kaşların yapısı cinsiyete göre farklılık gösterir. Bayanlarda daha kavisli iken erkeklerde daha düz görünümlüdür. Kaşlar, gözler ve burun ile belirli oranlar ve açılar doğrultusunda bir ahenk içerisindedir.Gerek yapısal olarak, gerekse yaşlanmaya bağlı olsun düşük görünümlü kaşlar kişiye mutsuz ve yorgun bir görüntü verir. Kaşların normal şekline ve açılarına getirilmesi dinamik bir görüntü kazandırırken gözleri vurgulayarak bakışların da daha canlı ve etkileyici olmasına neden olur.
KAŞ KALDIRMA OPERASYONU NASIL YAPILIR?
Klasik alın germe ameliyatlarında olduğu gibi saçlı deriden yapılan ama daha küçük bir kesi yapılarak uygulanabildiği gibi, tam kaş üzerinden veya üst göz kapağından girilerek yapılabilir. Kaş kaldırma operasyonlarının kalıcılığı, iz kalıp kalmayacağı, istenilen kaş şeklinin elde edilme başarısı, lokal veya genel anestezi altında olması uygulanacak tekniğe göre değişir. Teknik seçimi ise hastanın ihtiyaçları, beklentileri, beraberinde başka operasyon uygulanıp uygulanmayacağına (göz kapağı estetiği,yüz germe, alın germe vb.) ve cerrahın bu tekniklerdeki tecrübesine göre belirlenir. Göz kapağı ve kaş üzerinden girilerek yapılan kaş kaldırma operasyonlarında klasik tekniklerle kıyasla neredeyse hiç iz kalmaz ama kalıcılık süresi nispeten daha azdır.
İPLERLE KAŞ KALDIRILABİLİR Mİ?
Evet iplerle kaşlar asılabilir ayrıca; bu askılama teknikleri iz bırakmayan ve 20-30 dakikalık lokal anestezi altında yapılabilen işlemlerdir.
Dolgu Maddeleri Uygulaması
Hyalüronik Asit Türevleri:
Hyaluronik asit tüm yaşayan organizmalarda bulunan bir pollisakkarittir. Derinin dermis tabakası, dokuyu destekleyen kollajen lif kümeleri ile su tutan ve hacim yaratan hyaluronik asit molekülleri içermektedir.
Hyaluronik asit ciltteki kırışıklıkların düzeltilmesi amacıyla enjeksiyon formunda üretilmiş (Restylene, Hylaform v.s.) olup bugüne kadar dünyada 30 milyondan fazla insanda kullanılmıştır. Hayvansal madde ve toksin içermediği için diğer canlılardan hastalık bulaştırma riski yoktur ve alerjik reaksiyon oluşturmamaktadır. Test ihtiyacı olmadığı için hasta hemen tedavi edilebilir.
Hyaluronik asit enjeksiyonları çok ince uçlu bir iğne ile cildin içine dermis tabakasına yapılmaktadır. Özellikle ince kırışıklıkların düzeltilmesi amacıyla ve dudak dolgunlaştırma amacıyla kullanılmaktadır. Dudak üzerindeki ince çizgiler burun kenarlarından ağız kenarına uzanan çizgi (nasolabial kıvrım) ağız kenarındaki çizgiler, alındaki kaş çatma çizgileri en çok uygulanan ve en yararlı sonuçların alındığı bölgelerdir.
Hyaluronik asit enjeksiyonları kısa süren ve ofiste yapılan işlemler olup uygulaması hasta açısından çok kolaydır. İşlemden sonra önemli bir şişlik ve kızarıklılık oluşmaz ve hasta hemen günlük aktivitelerine dönebilir. Hyaluronik asit zaman içerisinde vücut tarafından emilerek yavaş yavaş küçülür. Ancak etkinliği ortalama 6 ay olmak üzere 1 yıla kadar uzatmaktadır. Etkinliği azaldıktan veya kaybolduktan sonra tekrar uygulamalar yapılabilir.
Kalsiyum Hidroksiapatit:
Kalsiyum hidroksiapatit (CaHA) plastik cerrahide uzun yıllardır uygulanan ve herhangi bir yan etkisi olmadığı ispatlanmış bir maddedir. Bu madde jel formunda dolgu maddesi şeklinde iki yıldan beri estetik cerrahide kullanılmaya başlanmıştır. Kalıcılığı hyaluronik asite göre çok daha uzun olup 6-7 yıl kadar sürmektedir. Özellikle dudak dolgunlaştırma ve derin çizgilerin doldurulması amacıyla kullanıldığında çok olumlu sonuçlar vermektedir. Ayrıca çene ucu ve elmacık kemiği çıkıntısını arttırmak amacıylada uygulanabilmektedir.
Kalsiyum hidroksiapatit enjeksiyonları da hasta için kolay, ağrısız ve kısa süren işlemlerdir. İşlemden hemen sonra kişi normal hayatına devam edebilmektedir.
Yağ Enjeksiyonu
Yağ enjeksiyonu veya “mikro lipoinjeksiyon” olarak bilinen bu işlemde hastanın karın, uyluk, kalça ve diğer yağ içeren vücut bölgelerinden iğne ile yağ alınır. Özel işlemlerden geçirildikten sonra yüz derisi altına enjekte edilir. Yağ en sık olarak çökük yanakların, ağız ve burun arasındaki gülme çizgilerinin doldurulması, derideki çökme ve düzensizliklerin giderilmesi, alın çizgilerinin silinmesi ve dudakların dolgunlaştırılması ya da vücuttaki kontur düzensizliklerinin giderilmesi amacı ile uygulanır.
Hem donör (verici) hem de alıcı sahaların temizlenip hazırlanmasından sonra lokal anestezi veya alınacak miktara bağlı olarak genel anestezi altında negatif basınçlı bir enjektör yardımı ile yağ belirtilen bölgelerden çekilir. Alınan yağ yine enjektör içinde serbest süzülmeye bırakılarak serum ve yağ hücrelerinin ayrılması için beklenir. Ardından bekletme enjektörünün içinden sadece yağ hücrelerinin bulunduğu orta bölümden yağ hücreleri transferin yapılacağı enjektöre alınarak alıcı sahaya enjekte edilir. Transfer edilecek miktarın kontrolunu kesin olarak belirleyebilmek için, transfer enjektörleri 1cc’lik enjektörler olmalıdır. Transferin rahat yapılabilmesi ve transfer ederken yağ hücrelerinin hasar görmemesi için kullanılacak iğne uçları 14- 16 gauge boyutunda olmalıdır. İnjeksiyon yerinin üzerine bazen ince bir bant yapıştırılır. Tedaviden sonra yağın %50’sinin 6 ay içinde erimesini dikkate alarak gerekenden daha fazla miktarda yağ verilir. Fakat bu miktarın aşırıya kaçmamasına dikkat etmak gerekir. Yağın transferi sırasında dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da; yağın alıcı sahada yaşama ihtimalini arttırmak için derialtı dokusu, yağ dokusu ve kas dokusu gibi değişik katmanların içine verilmesi gerekliliğidir. Yüz çizgileri dışında çökük yanakların doldurulması, alın çöküklüğünün giderilmesi, çene ucunun dolgunluğunun arttırılması gibi bir amaçla kullanıldığında yağ enjeksiyonu sonrası yüzde geçici olarak şişlik ve bölgesel kabarıklıkların gözlenmesi doğaldır.
Geniş bölgelerde işlem yapılan hastaların kısa bir süre istirahat etmeleri uygun olacaktır. Ancak çoğu hasta tedaviden hemen sonra normal günlük aktivitelerine dönmektedir. Hem alıcı hem de donör sahada bir miktar şişme veya kızarıklık beklenebilir.
Bu şikayetlerin derecesi tedavi edilen yere ve büyüklüğüne göre değişir. Enjeksiyon yerlerindeki kızarıklık veya morluklar düzelene kadar yaklaşık bir hafta güneş ışınlarından korunulmalıdır. Bu sürede güneş koruyucu kremler veya fondöten kullanımı yardımcı olabilir.
Yağ enjeksiyonu ile elde edilen sonuçların devamlılığı hastadan hastaya değişmektedir. Bazı hastalarda bu süre bir yıl veya daha uzun süre de olsa hastaların çoğunluğunda ilk haftada sağlanan dolgunluğun hemen hemen yarısı altı aylık bir sürenin sonunda kaybolmaktadır. Zira ilk haftalardaki dolgunluk şişmeye bağlıdır. Üç aydan sonra ne kadar dokunun orada beslenip kaldığı az çok belli olur. Yeni enjeksiyonlar 3,6,12 ay sonra tekrarlanıp sonuç daha iyi duruma getirilebilir. Uygulama ilk yıl 2-3 kez yapılmasına karşın sonraki yıllarda yılda bir kez yeterli olabilir. Çizgilerin çok derinleşmesinden önce takviyeler şeklinde uygulanması çok daha akılcıdır. Bu tekniğin avantajı vücuttan iğne ile alınıp iğne ile verilebilmesidir. Verilen yağ dokusu uygun bir teknikle uygulanırsa en az %50’si verilen yerde kanlanıp tekrar yaşamaya devam eder
Doku Kokteyli:
Yüz germe, karın germe veya meme küçültme esnasında çıkarılan deri parçalarına az miktarda kas, fasya ve yağ dokusunun eklenmesiyle hazırlanır. Bu dokulardan elde edilen dermis tabakası en değerli olanıdır. Mikro greftler şeklinde hedef bölge cilt altına verilen damar sistemi zengin olan bu dokuların %90’ı canlı kalabilir. Bu yüksek oranda canlı kalım nedeniyle yağ enjeksiyonuna göre çok daha etkilidir. Mutlaka deri kesisi gereken bir işleme ihtiyaç duyulması ise dezavantajıdır. Dolgu maddesi olarak enjekte edilen bu greftler alıcı alanda damarlanıp yaşarlar, ancak zamanla mimik hareketlerle ve vücudumuzdaki doku erimelerine uygun olarak onlar da erimeye doğru gidebilirler. Bu erime kişilerin yapılarına, yaşlarına, yaşam şartlarına bağlı olmak üzere değişkenlikler gösterebilir. Bu tür doku maddelerinin avantajı insanın kendi dokusu olmasıdır, dezavantajları ise her seferinde kendisinden alınıp tekrar hastaya verilme gerekmesidir.
-
Soğuk lipoliz
CRYO E ACTION (Soğuk lipoliz) yağ hücrelerini dondurarak işlevsiz hale gelerek onların yokolmasını sağlayan kontrollü ve bölgesel bir cilt soğutma yöntemidir. Aslında yağ hücrelerinin soğuğa maruz kaldığı zaman dermatolojide “soğuk kaynaklı panikülit” olarak da ifade edilen programlanmış hücre ölümüne (apoptoz) girdikleri yaygın bilinen bir gerçektir.
Cryolipoliz ( Soğuk lipoliz ) cihazı ile yağ hücreleri hedef alınarak yağ tabakasının bulunduğu bölgeler soğuk aracılığıyla parçalanır. Yağ hücreleri soğuğun etkisiyle daralıp büzülünce lenfatik sistem tarafından vücuttan atılır.
Cryolipoliz ve Cryo Elektroforez uygulama alanları
Liposuction yöntemine karşı serin bir alternatif
Cryo-lipoliz ( Soğuk lipoliz ) yağ hücrelerini dondurarak onların işlevsiz hale gelmesini sağlayan kontrollü ve bölgesel bir cilt soğutma yöntemidir. Aslında yağ hücrelerinin soğuğa maruz kaldığı zaman dermatolojide “soğuk kaynaklı panikülit” olarak da ifade edilen programlanmış hücre ölümüne (apoptoz) girdikleri yaygın bilinen bir gerçektir. Cryolipoliz ( Soğuk lipoliz ) cihazı ile yağ hücreleri hedef alınarak yağ tabakasının bulunduğu bölgeler soğuk aracılığıyla parçalanır. Yağ hücreleri soğuğun etkisiyle daralıp büzülünce lenfatik sistem tarafından vücuttan atılır.
•Cerrahi müdahale gerektirmeyen bir uygulamadır.
•Lipoliz diğer adıyla yağ parçalanmasını tetiklemek için yağ hücrelerini dondurur ve lenfatik sistem tarafından atılmalarını sağlar.
•Tedavi esnasında 8’e 12 cm boyutunda disk şeklinde bir cihaz doğrudan cilde uygulanır.
•Bu cihaz uygulama bölgesine yerleştirildikten hemen sonra aktif olarak çalışmaya başlar ve etkisini giderek arttırır.
•Cihaz yerleştirildikten 5 ila 20 dk içersinde 4 ℃ soğuklukta yağ parçalayıcı etkisini göstermeye başlar.
•Diğer dokulara zarar vermez.
•Apoptotik yağ hücrelerinin ölmesini sağlar.
•Doğal olarak meydana gelen bir iltihaplanma süreci sonrasında ölü yağ hücreleri vücuttan atılır ve yağ tabakasında incelme olur
•Sinirler, kas dokusu ve kemiklerin etrafındaki yağ dokusunu azaltan zararsız bir uygulamadır.•Yağ tabakasının yoğun olarak bulunduğu bölgelerde daha etkilidir.
-
Selülit ve kozmetik uygulamalar
Selülit; yağ dokusunun, bağ dokusu içinde fazla miktarda yağ birikiminden kaynaklanan, özellikle de kadınların büyük bir kısmının muzdarip olduğu klinik bir durumdur. Selülit oluşumu mikrodolaşımın bozulması ve bağ dokusunun zayıflamasına bağlıdır. Selülitin belirtisi genellikle portakal kabuğu görüntüsünün oluşumudur. Selülit görüntüsünü iyileştirmek ve mikrodolaşımı arttırmak için farklı yöntemler geliştirilmektedir.
Selülit tıbbi olarak hastalık olarak değerlendirilmemekle birlikte kozmetik açıdan önemli bir problemdir. Bu durum ergenlik dönemi sonunda oluşmaya başlayan normal fizyolojik bir durumken, kadınlar için hamilelik ve süt verme dönemlerinde artış görülen bir tablodur. Kilo alımı ile daha beligin duruma gelmekle birlikte zayıf kadınlarda da görülmektedir. Çoğunlukla kadınlarda görülmesinin nedeni dişilik hormonlarının, deri metabolizması üzerinde etkili olması sebebiyledir. Steroid sex hormonları deride, özellikle kalça ve baldırda yağ birikimine, sekonder selülit oluşumuna neden olur. Menapoz sonrası azalma ise yine bu hormonal mekanizma ile açıklanır.
Selülit bilim dünyasında ciddi bir ilgi görmemekle birlikte kadınların büyük kısmının sorunu haline gelmiştir. Bu alanda yapılan kozmetik uygulamalar, mekanizmalar tam anlaşılmadan uygulandığında başarısız tedavi şekilleri ile sonuçlanır.
Deri altı yağ dokusu hücreleri 50 mikrometre yarıçapında, içi %95 yağlı madde ile dolu hücrelerdir. Çok sayıda hormon taşıyan yağ hücreleri büyüdükçe bir araya gelen salkım görünümünde yağ loplarını oluşturur. Bunların arasında kapiller damarlar ve lenf damarları bulunur. Bu yağ hücrelerindeki büyüme ve genişleme burada yer alan damarlara baskı yaparak, sıvı geri dönüşü zayıflar ve dolaşım bozulur. Damarlardan ve lenf damarlarından sıvı doku içine kaçarak ödem oluşturur. Tedavide amaçlanan lipoliz işlemi trigliseritlerin küçük yağ asitlerine parçalanıp, hücreden atılması ve yeni yağ üretiminin engellenmesidir.
Bu hücrelerin yüzeyinde bulunan adrenarjik reseptörlerden Beta reseptörlerin uyarılması yağ yıkımını, alfa 2 reseptörlerin uyarılması yağ yapımına neden olur. Bu nedenle tedavideki ana amaç beta reseptörleri uyarmak, alfa 2 reseptörleri de inhibe etmektir. Ksantinler beta reseptörleri uyaran, alfa 2 reseptörleri baskılayan, fosfodiesteraz enzimini inhibe eden maddeler olup kozmetik ürünler içersinde tedavi amaçlı bulunmaktadır.
Selülit belirtilerinin azaltılması
1-Değişik etkin madde ve bitkisel ekstrelerin kullanımı (oral yada topikal)
2-Lokalize mekanik etki (masaj) , ısı ve enerji sistemlerinin uygulanması
3-Hareketli yaşam ve gıda alımının düzeltilmesi şeklinde bir protokolle uygulanır.
Birinci gruba giren çok sayıda etkin madde ve bitkisel ürünlerin çok azı için etkili olduğunu gösterir bilimsel literatür çalışması vardır.
Hareketli yaşam tarzı ve spor yapılması, gıda alımının düzenlenmesi selülit oluşumunu azaltıcı etkisi herkes tarafından kabul edilen bir yöntemdir. Kilo verme ile yağ hücreleri küçülmesine rağmen doku tahribiyeti gerilememektedir. Bu nedenle tedavide en önemli yaklaşım, ideal kiloyu devam ettirme ve sporla bağ dokusu sağlamlaşmasını sağlamadır. Selülitli bölgeye masaj uygulaması ve bölgenin ısıtılması gibi uygulamaların da selülit belirtilerini azaltmada etkili olduğu bildirilmiştir.
Selülit çimdik testi dediğimiz testle, kalça veya bacak iki el arasında yastık oluştıracak şekilde sıkıştırıldığında, deride tümsek ve çukurların derecelendirmesi yapılabilir. Sıfır derece; hem ayakta hem sırt üstü yatar durumda deri yüzeyi normal, çimdik testi yapıldığında saptanan durumdur. Bu durumun geriye döndürülmesi ve biriken sıvının uzaklaştırılması mümkündür. İkinci derece; sırt üstü yatar konumda deri yüzeyi düzgün, ayakta, çimdik testi yapılmadan bile belirgin görünümdür. Üçüncü derece ise; hem ayakta, hem sırt üstü yatar pozisyonda selülit görünümünün olmasıdır. Bu safhada hem mikrodolaşım bozukluğu, hem sıvı birikimi, hem de yağ sentezinde artış ve metobalizmasında bozulma vardır.
Tedavide kullanılan ürünlere gelince bu alanda, ksantin türevleri (kafein, teofilin, teofilinasetik asit, aminofilin), retinoik asit türevleri, fitik asit ve tuzları, betülinik asit ve C vitamini, antiöstrojenik maddeler, niasinamid, bitki ekstreleri (Terminalia catappa, Polygala tenuifolia, Platycodon grandiflorum, Kochia scoparia, Hibiscus abelmoschus, Ruscus aculeatus, Cola nitida, at kestanesi, gingo biloba ekstresi, Gotu kola vb.) farklı basamaklarla etki ederek kullanılırlar.
Topikal kullanılan bu ilaçların yanında, ağızdan oral yolla alınan ilaçlarda vardır. Deriyi kalınlaştırmak için N-asetilglukozamin, kollejen yıkımını yapan enzimin etkisini azaltmada C vitamini, Kollajen ve elastin liflere bağlanarak deri güçlenmesini sağlayan çinko ve manganez, deri kalınlaşmasına yardımcı olan aminoasitler( lizin, pirolin, sistein, glisin, metiyonin), karbonhidratın yağa dönüşümünü engelleyen hidroksi sitrik asit , barsakta yağı bağlayıp emilmesini engelleyen kitin, deri kanlanmasını arttıran gingo biloba, ginseng, bağ dokusunun oksitlenmesini engelleyen üzüm çekirdeği ekstresi vb maddeler farklı ticari adlı preparatlarla kullanılmaktadır.
Selülit tedavisinde uygulanan cihazlı uygulamalarda, 1996 yılında yapılmış bir çalışmada deri yağ hücrelerinin küçültülmesi, lipolizin arttılırılması ile selülit belirtilerinin gerilediği gösterilmiştir. Enerji kaynağı olarak ultrasan, radyofrekans mikrodalga kullanımı ile deri altı yağ doku sıcaklığı 40 -41.5 dereceye kadar çıkartılmaktadır. Bir başka patentli çalışmada elektromanyetik dalgaların uygulanması ile selülit tedavisi yapılabileceği ileri sürülmüştür.
ABD İlaç ve Gıda Birliği (FDA) selülit için kullanılan topikal kremlerin derinin yapısında ve fonksiyonlarında değişiklik yaptığı için ilaç olarak sınıflandırılmasının daha uygun olabileceği bildirilmekle birlikte bu konuda herhangi sınırlayıcı koşul bulunmamaktadır. Allerji riski nedeniyle aminofilin içeren preparatlar endişe ile izlenmektedir. Yine bunun yanında mezoterapi amaçlı uygulanan preparatlar, deri içine uygulandıkları için uzman hekim tarafından uygulanması gereken ürünler olarak incelenmelidir.
-
Cilt tipine göre kozmetik seçimi
CİLT TİPİNE GÖRE KOZMETİK SEÇİMİ
Işıl ışıl parlayan , gergin, diri bir cilde sahip olmak bütün kadınların hayali böyle bir cilde sahip olmak için kozmetiklerden cerrahi müdahalelere kadar günümüzde bir çok seçenek sunuluyor. Özellikle kozmetikler bu alanda hem zahmetsiz kullanımları , hem de iddialı sunumları ile cezbedici oluyorlar ve bir çok kadın da pahalı kozmetiklere para harcamaktan çekinmiyor. Ancak her ne kadar pahalı kozmetikler, bu alanda yapılan en son araştırmaların ışığında, en iyi etken maddeler kullanılarak uzun çalışmalar sonucu üretiliyor olsalar da , cilt tipine uygun olmayan bir ürün seçildiğinde arzu edilen sonucu elde etmek mümkün olmuyor, hatta istenmeyen sonuçlarla da karşılaşılabiliyor. Bu yüzden kozmetik seçiminde ilk adımınız cilt tipinizi öğrenip buna uygun bir ürünün seçimi olmalı. Öncelikle cilt tipleri ve bunların bakımı hakkında kısaca bilgi edinmekte fayda var:
Normal cilt:Görünümü şeffaf, nem ve yağ durumu dengeli, gözenekleri kapalı ve pürüzsüz bir cilt tip normal cilt olarak kabul edilir. En sorunsuz cilttir. Kullanılabilecek ürünler: 20-30 yaşlarda krem veya süt tipi makyaj temizleyiciler, sabunsuz köpüren jel temizleyiciler, alkol oranı normal tonik (yüzde 5-7.5) hafif nemlendiriciler ve haftada 1-2 kez peeling krem tercih edilebilir. Otuzlu yaşlardan itibaren haftada 1-2 günden başlayarak uygulanan besleyici gece kremi, göz çevresi kremi ve maskelere 40lı yaşlarda bol vitamin ve besleyici maddeleri içeren anti-aging serum ve kremler eklenmelidir.
Kuru cilt: Görünümü mat, yağ salgılanması normalin altında ve nem oranı çok düşük bir cilt tipidir. Hem beyaz hem de esmer cilt tiplerinde rastlanabilir. Gözenekler ufak ve kapalıdır. Kullanılabilecek ürünler: Krem veya süt tipi temizleyici, alkolsüz tonik, yoğun bir nemlendirici, yoğun yağ ihtiva eden besleyici gece kremi, nem ve yağ depo edici maskeler, göz çevresi ve boyun kremleri, peeling krem, yaş ilerledikçe serumlar ve ampuller eklenmelidir. Bu cilt tipi için bakım önerileri şöyle sıralanabilir:
* Cildinizi kurutmayan nemlendirici kullanın.
* Sert temizleyicilerden ve antibakteriyel sabunlardan; kuruma, pullanma ve kepeklenmeye neden olacağı için uzak durun.
* Cildinizi kurutacağından alkollü tonik tercih etmeyin.
* Yazın hafif yağlı, kışın ve sonbaharda yoğun ve daha yüksek yağ içerikli nemlendirici kullanın.
Bu tip ciltler , 20li yaşlardan itibaren özellikle güneşten ve rüzgardan çok çabuk etkilenirler ve hızla kırışma eğilimindedirler. Bu yüzden yaz-kış bakım ürünlerinin ardından güneş koruyucu kullanımı da ihmal edilmemelidir.Karma cilt: T bölgesi (alın, burun ve çene) yağlı, yanaklar ve göz çevresi daha normal ve kurudur. Bazen nemsizlik söz konusu olabilir. Yağlı kısımlarda gözenekler açık olabilir, siyah nokta ve sivilce görülebilir. Diğer bölgelerde gözenekler kapalıdır. Kullanılabilecek ürünler: Süt ve jel tipi temizleyici, alkol oranı düşük tonik (yüzde 3-5), cildin ihtiyacına göre nemlendirici, temizleyici, sıkılaştırıcı maskeler, peeling krem, otuzlu yaşlardan itibaren cildin ihtiyacına göre gece kremi ve göz çevresi kremi ilave edilmelidir. Karma ciltler iklimlerden çok etkilenir. Yazın yağlı bölgeler daha çok yağlandığından akne sorunu olur. Kış aylarında ise yanaklar çok kurur, gerilme pullanma, kızarıklık ve kaşıntı ortaya çıkar. Bu cilt tipi için bakım önerileri şöyle sıralanabilir:
* Mevsimlere göre kozmetik seçin. Sonbahar ve kışın, yanaklarınıza daha çok nemlendirici sürün.
* Akneli ve yağlı bölgelere kurutucu ürün kullanın.
* Temizleyici kullanırken alın ve burnu temizleyin. Toniği sadece T bölgesine sürün. Nemlendiriciyi ise yanaklara yoğun sürdükten sonra, kalan kısma, yani T bölgesine çok az sürün.
Hassas cilt: Deri, damarları gösterecek kadar incelmiştir. Kızaran, kaşınan dalga dalga olan ve yanan bir cilt türüdür. Kötü koşullara hemen reaksiyon gösterir. Genellikle alerjik bir yapıya sahiptir. Susuz ve çok gerilen ciltlerdir. Kullanılabilecek ürünler: Süt tarzı temizleyiciler, alkolsüz tonik ve hassasiyet giderici bakım kremleri. Bu cilt tipine sahip kişiler, yeni bir kozmetik ürün satın almadan önce, o ürünü kulak arkası veya dirseğin iç kısmı gibi bir bölgede 3 gün kadar denedikten sonra herhangi bir reaksiyonla karşılaşmadıkları takdirde yüzlerine kullanmalıdırlar.
Yağlı cilt: Görünümü parlak ve yağlıdır. Gözeneklerin içi dolu ve açık, siyah noktalı, sivilceye müsait cilt tipidir. Yağlı cildi 3’e ayırmak mümkün: Problemsiz yağlı cilt: Cilt parlak, nem oranı normal, gözenekler açık ve içleri genellikle siyah noktalıdır. Kullanılabilecek ürünler: Jel tipi temizleyici, alkollü tonik, çok hafif nemlendirici, temizleyici- sıkılaştırıcı maskeler ve peeling krem.
Yağlı ve hassas cilt: Cilt yağlı olmasına rağmen nemsizdir. Geniş gözenekler boş da olabilir. Deri hassasiyete bağlı hafif kırmızıdır; pul pul kalkabilir. Kullanılabilecek ürünler: Süt tipi temizleyici, alkolsüz tonik, çok hafif nemlendirici, hassasiyet giderici kremler, pomatlar, hassasiyet giderici ve yağ dengeleyici maskeler. Bu tür ciltler, yaş ilerledikçe kırışmaktan ziyade gevşeyip sarkma eğilimindedirler. Bu yüzden yağlı cildi olanlar 30lu yaşlardan itibaren sıkıştırıcı toparlayıcı bakım ürünlerini tercih etmelidirler.
Akneli yağlı cilt: Yağ salgısı normalin üstünde olduğundan devamlı parlayan bir cilttir. Sivilce, akne ve siyah nokta yoğundur. Gözenekler genişlemiş, içleri doludur. Nem oranı normaldir. Kullanılabilecek ürünler: Akne; mutlaka bir dermatolog denetiminde, medikal olarak tedavi edilmelidir. Medikal tedaviye ek olarak günlük bakımda verilebilecek ürünler; sabun veya jel tipi temizleyici, alkol oranı yüksek tonik, çok hafif nemlendirici, temizleyici ve sıkılaştırıcı maskelerdir.
Olgun cilt: Olgun cilt, hücrenin yaşam ritminin yavaşlaması sonucu oluşan bir cilt tipidir. Özellikle menopoz sonrasında östrojen hormonu eksikliğine bağlı olarak cilt nemsizleşir, yağ bezleri salgısında yüzde 50’nin üzerinde azalma olur. Deride incelme, sarkma, derin çizgiler ve cilt lekeleri meydana gelir, kılcal damarlar yüzeye çıkar, yer yer yağ topakları gelişir, gözenekler genişler. Özellikle 35 yaşından itibaren uygulanan kürler, cildin güzelliği için önemlidir. Kullanılabilecek ürünler: Süt veya krem tipi temizleyici, alkolsüz tonik, yoğun nemlendirici, besleyici, hücre yenileyici bakım kremi, yağ ve nem depo edici hücre yenileyici maskeler, serim, ampuller ve peeling kremleridir. Günümüzde oldukça etkili anti aging programları dermatologlar gözetiminde uygulanmakta ve doğru medikal kozmetik ürünler dermatolog denetiminde kullanıldığı zaman yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir.
Evet, gördüğünüz gibi her cilt tipinin bakımında kendine özgü püf noktaları var. Bunlara dikkat ettiğimizde sonuçlardan memnun kalmak sürpriz olmayacaktır.
-

Polikistik Over Sendromu (Yaşam Tarzı ve Diyet)
Polikistik over sendromu (PKOS), santral sinir sistemi, hipofiz bezi, yumurtalıklar, böbreküstü bezi ve diğer dokular arasındaki etkileşimlerin bozulmasına bağlı olarak; üreme çağındaki kadınlarda en sık ortaya çıkan endokrin bozukluktur.
Kronik seyreden ve gelecekte yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilen kompleks bir hastalıktır.
Başlatıcı faktör veya faktörler henüz tam olarak anlaşılamamakla beraber genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi ile ortaya çıkmış bir hastalık olarak değerlendirilebilir.
Temel olarak adet düzensizliği, tüylenme artışı, yağlı veya sivilceli bir cilt yapısı, saç dökülmesi ve şişmanlık ile ilişkili bir hastalık tablosudur. PKOS lu kadınların anne ve kızkardeşlerinde de benzer bulgular sıklıkla bulunmaktadır. Görülme sıklığı genel olarak %6-8 civarındadır.
Anahtar bulgu ovulasyonun( yumurtlama) olmamasıdır. Tipik polikistik overler (çok sayıda kist içeren over dokusu), uzun süre yumurtlama olmaması sonrasında oluşmaktadır. Tek yada çift taraflı 2-9 mm’lik 12 adet folikül kisti varlığı veya en az 10 cm3’lük over hacmi bulunması( over hacminde artış) polikistik over görünümünü oluşturur. Normal kadınların %25 kadarında polikistik overin tipik ultrasonografi bulguları (overlerde inci tanesi gibi dizilmiş follikül kistleri) görülmektedir. Doğum kontrol hapı kullanan kadınların %14’ünde de bu ultrasonografik bulgu izlenmiştir. Bu durumda sadece polikistik over görüntüsü tanı koymada yeterli değildir.Uzun sure yumurtlamanın olmamasının klinik sonuçları
1-Kısırlık
2-Adet düzensizliği
3-Tüylenme artışı, saç dökülmesi ve akne( sivilce)
4-Rahim kanseri ve muhtemel meme kanseri riskinde artış
5-Kalp-damar hastalıkları riskinde artış
6-İnsülin (kanşeker kontrolünü sağlayan hormon) artışı mevcut olan kadınlarda Şeker hastalığı riskinde artış.TEDAVİDE YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİKLERİ
Polikistik over sendromu aslında anne karnında başlar. Bu durum tutumlu genler hipotezi ile açıklanır. Bu kişilerde anne karnında bebek iken gelişme geriliği görülür. Anne karnında besinlerden ve enerjiden yoksun kalan bebek, doğduktan sonra bu yoksunluk ortadan kalktığında bunları vücudu tutumlu kullanmaya başlar ve biriktirme alışkanlığı ortaya çıkar. Bu sebeple obezite görülür.
Tedavide kilo kontrolü birinci basamaktır. Bu hastalarda dengeli beslenme yaşam tarzı olmalıdır. Kilo alımı polikistik over sendromu belirtilerinin şiddetini arttırır ve ileriye dönük sağlık sorunlarının ortaya çıkma riskini arttırır.
PKOSlu hastalarda obezite (şişmanlık) görülme sıklığı %40-60 olarak bildirilmektedir. Obezite vücut kitle indexi ile hesaplanabilir. (Vücut kitle indeksi vücut ağırlığın (kg) boyun (metre) karesine bölünmesi ile elde edilir. 30 un üzeri obezite kabul edilir.) Normal vücut ağırlığına sahip PKOS hastalarında da ağırlık yönünden eşleştirilmiş sağlıklı kontrollere göre bel çevresi ve bel/kalça oranı artmıştır. PKOS hastalarında artmış androjen düzeyleri erkek tipi obeziteye neden olur. Erkek tipi obezitede bel çevresi ve bel /kalça oranı artmıştır. (Bel çevresi ≥80cm, Bel /kalça oranları ≥0,85 ) İdeal kilonun sağlanması ve karın bölgesindeki yağlanmanın azaltılması yumurtlama, androjen fazlalığı ve metabolik anormalliklerin düzeltilmesine yararı vardır
Polikistik over sendromunda diyet kompozisyonunun ne olacağı tam olarak açıklanmamıştır. Sık sık ara ara beslenilmelidir. Bu açlık krizlerini azaltır, vücut yağlanmasını ortadan kaldırır. Doymuş yağlardan fakir, glisemik indeksi düşük ve yüksek lif içeren diet önerilmektedir.
Beslenmede günlük toplam yağ tüketimi enerjinin %30 unu geçmeyecek şekilde olmalıdır. Doymuş yağlardan fakir doymamış yağlardan zengin beslenilmelidir. Doymuş yağlar kan kolesterolünü yükseltir. Diyetle doymuş yağ asitleri günlük toplam enerjinin % 7 sinden az tüketilmelidir. Bu da toplam yağ tüketiminin üçte biri kadardır. Çoklu doymamış yağlar günlük toplam enerjinin % 10’u, tekli doymamış yağlar % 15 ini oluşturmalıdır. Hayvansal kaynaklı yağlar ve katı margarin yerine bitkisel yağlar (zeytinyağı, soya, ayçiçeği) tercih edilmelidir.
Kolesterol içeren besinler dietten çıkarılmamalıdır ancak sınırlandırılmak gerekir.
Kolesterol içeren besinler. Süt, peynir, tavuk, balık, et
Düşük glisemik indeksli gıdalardaki glikoz kana daha yavaş karışır; kan şekeri ani yükselip ani düşmez. Hemen acıkma olmaz ve daha uzun süre tokluk hissi oluşur.
Yüksek glisemik indeksli gıdalar: beyaz un, beyaz pirinç, reçel, bal, makarna, kek, şeker, kızarmış patates, havuç
Düşük glisemik indeksli gıdalar. Kepekli un, esmer şeker, kepekli pirinç, kepekli makarna, kurubaklagiller, meyveler(muz, incir, kavun hariç), yulaf, çavdar ekmeği, bezelye, yeşil fasulye, barbunya.
Posa besinlerde bulunan karbonhidratların sindirilemeyen kısımlarıdır. Yüksek lif içeren( posalı) besinler kan şekerinin yükselme hızını düşürür, insülin ihtiyacının azaltır, tokluk hissi vererek kilo kaybını sağlar. Aynı zamanda yüksek oranda kan yağlarının düşürür, barsakların çalşmasını düzenleyerek kabızlık oluşmasını engeller.
Yüksek lifli gıdalar: Kuru baklagiller, taze ve kuru meyveler, sebzeler, kepekli ürünler, çavdar, yulaf, tam buğday ekmeği ve bulgur
Kilo kontrolünde beslenme dışında egzersiz de çok önem taşır. Kalp sağlığı için hafif veya orta düzeyde aktivite yapılmalıdır. Egzersiz;
HDL yi arttırır, kalp krizi riskini azaltır.
Glikozun hücre içinde kullanımını arttırarak kandaki şeker düzeyini azaltır.
Dolaşımı arttırarak pıhtılaşma riskini azaltır.
Kan basıncını azaltarak hipertansiyon riskini azaltır.
Obezitenin ortaya çıkardığı risklerden korur. -
Deri bakımı
Sağlıklı deri bakımı en az deri hastalıklarının tedavisi kadar önemlidir; böylece önlenebilir deri değişikliklerinden korunmak mümkün olacaktır. Son zamanlarda toplumun bu konudaki duyarlılığı nedeniyle, kozmetik uygulamaların sağladığı güzelleşme çabalarından başka, derinin sağlıklı ve genç görünümünü sürdürmesi için eldeki bütün imkanların kullanıldığı görülmektedir.
Deri bakımı yaş, cinsiyet, vücut bölgesi gibi faktörler yanında; kişisel deri yapısı, yaşam tarzı ve eksojen faktörlerle ilişkili olarak, karmaşık ve özen isteyen bir işlemdir. Bu makalede derinin farklı özellikleri esas alınarak sağlıklı deri bakımı prensipleri sunulmaktadır.Derinin sağlıklı görünmesi ve erken yaşlanma belirtilerinin önlenmesi amacıyla uygulanan deri bakımının temel prensipleri;derinin temizliği, nemlendirilmesi ve güneşten korunmasıdır.Ayrıca, istenmeyen kılların yok edilmesi, kepek giderilmesi, terleme azaltılması, tıraş ürünleri, maskeler gibi ürünler de bulunmaktadır. Deri bakımı; cinsiyet ve yaş özellikleri yanında, yapısal özellikler(kuru deri, yağlı deri, karma deri, hassas deri gibi) ve vücudun farklı bölgelerine göre değişkenlik gösterir.
Deride yaşla oluşan değişiklikler
Başta ultraviyole (UV) olmak üzere çeşitli dış etkenler, yaşlanmada rol alan endojen sebepler kadar etkilidirler. UV özellikle dermisi etkiler. Yaş ilerledikçe proteinlerin kalite ve miktarında değişiklik, proteoglikan, hiyaluronik asit azalması gibi kimyasal faktörler de deri yaşlanmasında rolü oynar. Her iki cinste 50 yaş civarında dermal kalınlık azalır. Diğer değişiklikler şöyle özetlenebilir:
- Deri yumuşaklığı azalır
- Genç erişkinlerde deri gerilimi artarken, yaşla birlikte hızlı bir azalma olur
- Puberteden sonra deri elastisitesinde azalma olur
- Ergenlik döneminde hormonal değişiklikler ve sebum sekresyonunda artış olurken, erişkinde ve özellikle postmenopozal kadınlarda sebum sekresyonu azalır, deri kurur.
- Yaşla birlikte korneosit deskuamasyon oranı azalır.
DERİ TİPLERİ
Normal deri;herhangi bir görünür lezyonu veya rahatsızlık hissi olmayan deri olarak tanımlanabilir. Keratinizasyon, deskuamasyon, su kaybı, sebum sekresyonu ve terleme gibi biyolojik süreçler uyum halinde işler.Yağlı deri; pubertede, sebase bezlerin yoğun olduğu vücudun üst kısımlarında ortaya çıkar. İki şekildedir:
- Basit yağlı deri adolesan ve genç erişkinlerde sık görülür. Deride kalınlaşma, sebase sekresyonda artış, özellikle alın ve burunda olmak üzere yüz derisinde parlak görünüm karakteristik özellikleridir. Şiddetli olgularda follikül ağızları belirginleşir(kerosis). Mikst deri bu tipin bir alt varyantıdır. Bir yanda yağlı deri bulunurken, hemen yanında epidermal atrofi gösteren ve kepeklenen kuru deri özellikleri izlenir.
- Klinik olarak yağlı deride akne vulgaris ve seboreik dermatit tabloları ortaya çıkar.
Kuru Deride gerginlik hissi, kepekli, pürüzlü, çatlak görünümün yanında, kabalaşma, kızarıklık ve bazen kanama olur. Transepidermal su kaybında artış, stratum korneumun bariyer fonksiyonunda azalmayla sonuçlanır.
Edinsel kuru deri: A vitamini türevi gibi tedavi ajanları; ultraviyole ışınları; soğuk, sıcak, rüzgar, kuruluk gibi hava şartları;deterjan, çözücü gibi kimyasallara maruziyet şeklindeki dış faktörlerin etkisiyle geçici ve bölgesel kuruluk oluşabilir.
Yapısal kuru deri: Fizyolojik kuru deri birkaç şekilde olabilir.- Frajil deri;kuru ve normal deri arasında yer alır, kadınlarda veya ince derili kişilerde görülür. Eritem ve rozase sıklıkla eşlik eder, eksternal ajanlara karşı duyarlılık vardır.
- Senil deri: Yaşlılığın önemli bir özelliği kuru deridir.
- Minor kuru deri (Kserosis vulgaris): Genetik orijinli olabilir, sıklıkla soluk tenli kadınlarda görülür. Özellikle yüz, ellerin üzeri ve kollarda ortaya çıkar.
Bütün bu farklılıklar göz önünde bulundurularak deri bakımında prensip olarak üç temel uygulama kabul edilmektedir.
DERİ TEMİZLİĞİ
DERİNİN NEMLENDİRİLMESİ
GÜNEŞTEN KORUMATEMİZLEYİCİLER
Deriyi sağlıklı ve iyi görünümlü tutmak için kir, sebum, ter, ölü hücreler, uygulanmış makyaj ve gün içinde deriyi kaplayan diğer dış partiküllerin uzaklaştırılması deri temizliğinin amaçlarını oluşturur. Modern toplumda deri temizliği sosyal bir ihtiyaçtır. Cleansing- temizlik sözcüğü cleaning-yıkamak sözcüğüne tercih edilmektedir. Çünkü deri temizliği daha hassas ve kozmetik bir işlemdir.Farklı endikasyonlarda önerilecek çeşitli temizleme yolları bulunmaktadır. Burada sosyal amaçlı deri temizliği anlatılacaktır. Temizleyiciler hazırlanırken, yağ ve diğer bütün sebase kaynaklı lipitik sekresyonları ortadan kaldırmanın ideal olduğu düşünülür ancak; serebrosit ve seramitler gibi deride aşırı su kaybını önlemede anahtar role sahip yapısal lipitler korunmalıdır. Lipitler üzerinde dengeli bir etki sağlamak için en önemli faktör, doğru surfaktanı seçmektir. Kötü formüle edilmiş temizleyiciler sadece deriyi kurutmakla kalmaz, sonradan uygulanacak nemlendiricilerin duyarlandırma riskini de arttırırlar (örneğin vit A içeren nemlendiricilere reaksiyon). Güçlü anyonik surfaktanlar kremlerin penetrasyonunu ve hassasiyet riskini arttıracaktır.
Temizleyicilerde bulunan; deterjan, nemlendirici, köpükleyici, emülsifiye edici ve solubulizer fonksiyonları olan surfaktanlar (yüzey aktif maddeler) 4 çeşittir. Surfaktanların geniş bir pH aralığı vardır, bu nedenle derinin pH dengesini etkilerler. Deri pH'sı ortalama 5.3'dür (4-6.5 arası) . Temizleyicilere sitrik asit, laktik asit, limon suyu eklenerek asit pH sağlanabilir. Ayrıca; su , nemlendiriciler(gliserin, lanolin, bitkisel yağlar), koruyucu maddeler, koku ve renk maddeleri (bazı ürünlerde), stabilize ediciler, köpük arttırıcılar, katılaştırıcılar, antibakteriyel ajanlar, pH düzenleyici maddeler de temizleyicilerin bileşiminde yer almaktadır. Antibakteriyel olarak eklenen maddeler apokrin terleme kaynaklı kötü vücut kokuları ve diğer tıbbi endikasyonlarda önerilirler. Şeffaf sabunlarda gliserin içeriği fazladır. Ekzotik doğal meyve ve bitki içerikli temizleyicilerin tıbbi değeri tam olarak bilinmemektedir.
Çoğu sabun ve deterjanlar alkali yapıdadırlar ve deri pH'sını arttırarak derinin fizyolojik koruyucu asit mantosunu bozarlar. Sodyum tuzları ve yağ asiti bileşiği olan klasik sabun veya tuvalet sabunu olarak bilinen temizleyiciler bu türdendir. Laboratuar ölçümlerinde alkali bir sabunla yıkanan deri pH'sının 2 üniteden fazla arttığı ve bu etkinin 4 saat devam ettiği gösterilmiştir. Bazı çalışmalarda ise alkali sabunla yıkadıktan sonra 30 dak ile 2 saat arasında deri pH'sının normale dönebildiği gösterilmiştir. Ancak bazı insanlarda bu kısa sürelik değişim bile deride irritasyona yol açabilir. Deri pH'sındaki artış başta stratum korneum olmak üzere deri yüzeyinde belirgin sertleşmeye sebep olmaktadır. Ayrıca sık sık sabunla yıkamak, derinin normal florasını bozacağından, bakteri ve mantarların yerleşmesine sebep olabilir. Sindet(sentetik deterjan) adı verilen sentetik sabunlar(sabunsuz sabun)'ın pH'sı 5.5 (çoğu non-iyonik) olduğundan, deri pH'sını değiştirmezler.Kolayca arındırılabilirler bu nedenle tercih edilmektedirler.Sindetlerden başka günlük deri temizliğinde önerilecek diğer ürünler şöyle özetlenebilir:
KREMLER: Balmumu boraks türü temizleyici kremler, mayileşen temizleyici kremler, emülsiyon şeklindeki temizleyici kremler bulunmaktadır. Yıkamak gerekmeksizin silinerek deriden uzaklaştırılabilirler. Deriden sadece silinerek temizlenmeleri irritasyona sebep olabileceği için suyla yıkamak tercih edilmelidir. Nemlendirici gibi algılanmamalıdırlar.
LOSYONLAR: Yağ alkolü içerirler, silinebilir veya durulanabilirler. Krem ve losyonlar makyaj çıkarmada ve kuru derili kişilerde katı partikülleri uzaklaştırmak için çok uygundurlar. Yağ çözücü emülsiyonlar olduklarından, bir yandan makyajı temizlerken diğer taraftan deri nemlendirici bir filmle örtülür . Normal ve yağlı deri için de geliştirilmiş şekilleri vardır. Krem ve losyonlar yıkamak şartıyla sebumu da temizlemektedirler.SIVI TEMİZLEYİCİLER:1950'li yıllarda işçilerdeki egzemalar için geliştirilmiştir. 1970-80' lerden beri el, yüz temizliğinde popüler olmuştur. Daha az irritan olduğu iddia edilen noniyonik surfaktan içerirler, nemlendirici etkili ve kolay durulanabilir olması diğer avantajlarıdır. Bütün vücut temizliği için de en iyi seçimdir, ancak pahalı olması kullanımlarını sınırlar.
ABRAZİV TEMİZLEYİCİLER: İçine ilave edilen partiküllerle ölü stratum korneum hücrelerini fazla ovmaya gerek kalmadan kolayca uzaklaştırarak deride uniform ve düzgün bir yüzey sağlar .Temizleme anlamında diğer ürünlere bir üstünlüğü yoktur. Haftada bir kereden fazla kullanılmamalıdır.
TEMİZLEYİCİ YÜZ MASKELERİ: Deri bakımı için şart değildir. Deriye ince bir tabaka halinde uygulandıktan sonra 15-30 dakika beklenir, çıkartılır. Diğer temizleyicilere üstünlüğü yoktur.
Deri tipine göre kullanılacak olan temizleyiciler değişiklik gösterir. Bunları şöyle özetleyebiliriz:
KURU DERİDE TEMİZLİK
Kuru deri için temizleyici kremler önerilmektedir. Bu ürünler deri yüzeyine parmakla yayılır, bir peçete yardımıyla deri yüzeyinden silinirler. Ancak yukarıda da belirtildiği gibi suyla temizlenmesi tercih edilmektedir. Temizleyici kremler derideki makyaj ve kiri çözen bileşikler içerirler. İyi bilinen bir temizleyici olan Cold krem bu gruptandır. Daha modern ürünlerde hafif yapılı bir bileşikle sonlanan sorbiton YA esterleri gibi non-iyonik emülsifiyerler bulunur. Bunların avantajı seramid ve serebrosidleri etkilememeleridir. Bu nedenle kuru ve çok kuru deri için oldukça uygundurlar.KARMA DERİDE TEMİZLİK
Karma derili kişilerde yağlı deri kuru deriye bitişik konumdadır (alın, burun yağlı, yanaklar kuru ). Bu olgularda, hafif bir suda yağ emülsiyonu temizleyici seçmek oldukça önemlidir. Böylece T bölgesindeki yağın fazlası alınırken, kuru alanlara da bir miktar lipit ilave edilmiş olur.
Bazı vakalarda kuru deriyle birlikte sebum sekresyonu artmıştır (kuru sebore). Laboratuar şartlarında seboreik kişilerde deride transepidermal su kaybının arttığı gösterilebilir. Aslında bu gözlem sebumun deride su tutucu olduğu ve dolayısıyla deri nemini arttırdığı gerçeğiyle ters düşmektedir. Kuru deri aşırı sebumla kaplı olduğu için kuru görünmez; bu sadece sebumun kuru derideki hücreleri bir arada tutmasına bağlıdır , böylece kuru derinin karakteristik gri renkli kepekli görünümü azalmış olur.YAĞLI DERİDE TEMİZLİK
Bunun için en iyi metot yağlanmayı daha da arttıran yağ, mum veya diğer süper yağlı herhangi bir ajan içermeyen basit bir surfaktan solusyon kullanmaktır.
Yağlı deri temizleyicilerinin sebum ve kiri temizlemesi yanında derinin yeniden yağlanmamasını da sağlaması beklenir. Böylece temizlikten yaklaşık 3 saat sonra ortaya çıkan parlaklık ve yağlılık derecesini azaltır. Parlamayı azaltmak için iyi bir yol da yağ absorbe eden materyallerin ilavesidir, bunlar temizleyici silinip alınınca deri yüzeyinde kalır. Durulanarak temizleyen temizleyiciler için bu teknik sınırlıdır. Çünkü deri suyla durulanınca absorbe olan materyal tamamen yıkanmış olacaktır. Son zamanlarda, poliquaternium bileşikleri (ceraphyl 60) gibi deri yüzeyinin gerginliğini etkileyen maddeler (deri lipofobik olur) eklenerek daha modern temizleyiciler geliştirilmiştir. Sonuçta sebum deri yüzeyine yayılmaz oluklarda kalır, böylece parlak görünüm oldukça azalır. Bu sonuçlara göre sebum miktarı azaltılmadan sadece sebumun deri yüzeyindeki dağılımını etkileyerek de yağlı görünüm azaltılabilir.
Gençlerde sık görülen sebore genellikle akne ile birliktedir.Bir yandan aşırı sebumu temizleyip, follikül ağızlarının açık kalması sağlanırken, diğer yandan seramid ve serebrosidleri de kaldırmadan derinin bariyer bütünlüğü korunmalıdır.
Akne gelişiminde en önemli adım sebumda P. acnes kolonisindeki artıştır. Bu nedenle yağlı deride kullanılan temizleyicilere hexamidin diisothionate gibi antibakteriyel bileşikler ilave edilerek akne gelişimi engellenir. Bu sırada follikül ağzındaki sebumun temizlenmesiyle infundibulumda bakteri kolonizasyonu da azalmış olur. Yine de akılda bulundurulması gereken bir nokta ; en sofistike temizleyici bile (oily/acne prone skin) deri yüzeyindeki lezyonların hepsini tam olarak tedavi etmeyecektir, fakat yeni komedon oluşumunu engeller. Tedaviye yönelik olarak Salisilik asit gibi keratolitikler veya benzoyl peroksit gibi antibakteriyel ajanlar içeren losyon veya kremler geliştirilmiştir. Bunlar derideki lezyonları hızla azaltabilirler ancak; durulandıkları için, aktif maddenin deriye geçişine yetecek kadar bir süre deri yüzeyinde kalmazlar. Bu özellik tedavi etkinliğini sınırlar. Sonuçta iyi bir temizliğin sadece deriyi daha sonraki tedaviye hazırlayacağını söyleyebiliriz.NEMLENDİRİCİLER
Nemlendiriciler tek başına ileri yaş veya ultraviyolenin etkisiyle oluşan deri yaşlanması sürecini önlemezler. Yine de deride görülebilir bazı olumlu etkileri vardır. Bunların arasında, deri kuruluğunun sebep olduğu hasarı önlemek; havadaki kir, toz ve diğer küçük partiküllere karşı deriyi korumak;geçici estetik düzelme sağlamak en önemlileridir.
Tıbbi bir sorun olmadığında bile kuru deri çoğu kişiyi rahatsız eder. Derinin nemlendirilerek tedavisi için en kolay yol deri yüzeyine su ilavesidir. Bunun için birkaç teorik mekanizma söz konusudur :
- Oklüzyon (kapalı tedavi)uygulamak
- Hücrelerearası mesafede alanda lipit sentezine yardımcı olmak veya takviye etmek (Kolesterol, serbest yağ asitleri, seramidler, serebrositler bu amaçla kullanılırlar)
- Humektanlar kullanmak
- Deri bakımı ve deri sağlığının devamı için kullanılan nemlendiriciler ve diğer bütün ürünler kozmesötik olarak adlandırılmaktadırlar. Stratum korneum ve epidermis yapısı kozmesötiklere eklenecek uygun aktif maddelerle geliştirilebilir.
- Oklüzivler (kapatıcılar, örtücüler); stratum korneumu kaplayıp, kapatarak TESK'i azaltırlar.Sebum ve deri yenilenmesi sırasında deri yüzeyindeki ölü hücrelerden ortaya çıkan lipit doğal okluzyon etkisi gösteren faktörlerdir . Tıbbi amaçla kullanılan en etkili oklüziv ajan ise sıvı ve katı vazelindir. Ancak, deride yağlı bir his duyusuna sebep olduğu için kozmetik olarak pek kabul görmez. Diğer oklüziv ajanlar içinde parafin, squalen, lanolin, soya yağı, üzüm tohumu yağı, susam yağı, balmumu sayılabilir. Doğal bir ürün olan ve koyun yününden elde edilen lanolin, stratum korneum lipitlerinden olan kolesterol içermesi ve daha fazla oklüzyon sağlaması nedeniyle önemlidir ancak kontakt duyarlandırıcı olduğu için nemlendiricilerin içinde yer alması istenmemektedir. Oklüzivler yıkandıktan sonra nemli deriye hemen uygulandıklarında daha etkilidirler.
Oklüzivler deride tek başına uygulandığında çok yağlı bir his verdikleri için nemlendiriciler içinde emülsifiyer olarak yer alırlar. Yağ içinde su emülsiyonları çoğunlukla vazelin içerir ve yağlı bir his bırakırlar bu nedenle pek tercih edilmezler. Yine de el kremi olarak, çok kuru deride veya kış şartlarında kullanılmaktadırlar. Su içinde yağ emülsiyonları en sık kullanılan nemlendirici formlarıdır. Daha estetiktirler, losyon veya krem formunda olabilirler. Aşırı kuru veya aşırı yağlı deri dışındaki deriler için uygundur. Oklüziv ajanlar deri yüzeyinden su kaybını azalttıkları gibi pürüzsüz bir deri görünümü de sağlarlar. Ancak, sadece deri yüzeyinde bulundukları sürece etkilidirler.Ayrıca oklüzivlerle deri yüzeyinden su kaybını %40'dan fazla azaltmak mümkün değildir, bu nedenle su tutucularla birlikte kullanılmalıdırlar .
Humektanlar stratum korneuma penetre olabilen ve burada yüksek oranda su bağlayan, suda çözünen maddelerdir.Atmosferdeki nem oranı %80'in üzerinde olduğunda çevredeki ve epidermisteki nemi çekme özelliğine sahiptirler Çevre nemi çok az olduğunda ise epidermis ve dermisteki suyu çekerek derinin daha da kurumasına yol açabilirler, bu nedenle oklüzivlerle kombine edilerek kullanılırlar. Su tutucular stratum korneuma suyu çektiklerinden hafif şişme sağlayarak derinin pürüzsüz görünmesini ve kırışıklıkların geçici olarak azalmasını sağlarlar. Nemlendiricilerde bulunan humektanları üç grupta sınıflandırmak mümkündür:
- Gliserin, propilen glikol ve sorbitol gibi küçük moleküllü bileşikler,
- Glikozaminoglikanlar (hiyaluronik asit ,mukopolisakkarit gibi) , elastin, kolajen gibi deriye penetre olamayan makromoleküller,
- Üre, laktik asit, glikolik asit, malik asit, piruvik asit fosfolipit gibi doğal nemlendirici faktörler. Çeşitli kozmetik ürünlerde bulunan lipozomlar fosfolipit yapısındadırlar
İyi bir nemlendirici üründe oklüziv ve humektanlar bir arada yer almalıdır. Böylece kesin bir okluzyon yapmadan str korneumu nemlendirip su salınmasını sağlarlar. Su salınması anlamında % 85 su taşıma kapasitesine sahiptirler, böylece hızla bulundukları ortama vererek etkili deri esnekliği sağlarlar.İlk birkaç dakikada yumuşama en fazladır bu bizzat suya bağlıdır, su çekildikçe eski haline döner.Nemlendiricilerin gerçek etkileri uzun süredeki etkileriyle ölçülür bu da nemlendiricinin deri yüzeyinde humektanlarla sağlanan su tutma kapasitesiyle ilişkilidir.
Nemlendirici içinde hastanın yaşı, cinsiyeti ,deri tipi, yaşam tarzı ve uygulanacak vücut bölgesine göre diğer bazı maddelerin bulunması da istenebilir.Alfa hidroksi asitler (AHA): Stratum korneumun alt kısımlarında korneosit adezyonunu azaltarak keratolitik etki göstermesi yanında, epidermal hücre proliferasyonunu da uyarırlar. Str korneumu incelterek daha esnek olmasını sağlar. AHA, GAG ve kollajen sentezini artırabilir. Derideki ince çizgilerde ve pigmentasyonda azalma yanında gergin ve parlak bir görünüm sağlar. AHA' lar güneşli mevsimlerde nemlendiriciler içinde düşük konsantrasyonda (%4) yer almalı ve gündüz güneşten koruyucular önerilmelidir. Vücut nemlendiricilerinde de AHA bulundurulmalıdır.
Antioksidanlar ;UVR etkisiyle oluşan serbest oksijen radikalleri (SOR) teorik olarak deri yaşlanmasından sorumludurlar . Antioksidan ağı olarak bilinen beş antioksidan Vit C, Vit E, glutation, lipoik asit, koenzim Q10' dur. Vit C, Vit E gibi antioksidanlar SOR'nin yaptığı hücre hasarını engelleyebilirler. Dolayısıyla yoğun güneşlenme günlerinde, günlük bakım ürünlerinde güneşten koruyucular yanı sıra antioksidanlar gibi onarıcıların da yer alması gerekir. Vit C'nin antioksidan etkisinden başka, kolajen sentezi üzerine olan etkisinden dolayı kırışıklık oluşumunu önleyici olarak da önerilmektedir.
Tretinoin metaloproteinazlar üzerinde inhibitör etki gösterir: Kırışıklığı azaltıcı, deri yapısını düzeltici, lentigo ve aktinik keratozu azaltıcı etkileri vardır.
Güneşten koruyucular da nemlendiriciler ve diğer kozmetik ürünlere eklenmelidir.
Bugün deri yaşlanmasının ana sebebinin güneş hasarı olduğu kabul edilmektedir Dolayısıyla nemlendiricilerin UVB ve UVA koruyucu içermesi gereklidir. Günlük kullanımda SPF 8 yeterlidir.
Ekzotik maddeler: Allantoin, jelatin, vitaminler, proteinler, royal bee jeli gibi maddeler nemlendiricilerdeki diğer maddelere üstün bulunmamışlardır. Son zamanlarda östrojen tipi etkisi olan soya ve deriveleri ile yeşil çay da pahalı nemlendiriciler bileşiminde yer almaktadır. Sadece hayvan deneyi olduğu için bu konuda ileri çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Bazı nemlendiriciler balinalardan elde edilen spermaceti adı verilen bir madde içerir, ancak Amerika'da yasaklanmış olan bu maddenin balina katliamına karşı olanlarca da kabul edilmeyeceği açıktır.Yüzeyde su bağlama ve salma kuru deri problemini çözmez, ancak internal su bağlama kapasitesi artmasıyla belirgin düzelme olur. Modern nemlendiriciler GAG sentezini uyararak epidermis ve dermiste su tutulmasını artırabilirler. Bu, formüldeki retinil palmitat gibi vit A deriveleriyle sağlanır. Uzun zincirli aminoşeker olan GAG'lar, ağırlıklarının pek çok katı kadar su bağlayarak deride internal su retansiyonunu artırırlar. Dış ortamın nem oranı da derinin su içeriğini etkileyecektir. Diğer taraftan günde 6-8 bardak su içmek derinin su miktarı için gereklidir, daha fazlasının ise bir katkısı olmaz, idrarla atılır.
Nemlendirici Kullanım Prensipleri
- Kuru derili kişiler yüzlerini sabunla sık yıkamaktan kaçınmalıdırlar
- Nemlendiriciler deri temizlendikten sonra, daha nemli iken, nazikçe sürülerek uygulanmalıdır.
- Uygulama sıklığı deri tipine göre düzenlenmelidir, kuru derililerde ihtiyaca ve uygulanan nemlendirici tipine göre günde birkaç kere uygulanır.
- Soğuk havalarda su içeriği fazla olan ürünler sürülüp, hemen soğuk havaya çıkılırsa ıslak deride soğukta kuruma artacaktır. Soğuk, kuru ve rüzgarlı havalarda nemlendiriciler dışarı çıkmadan 20-30 dakika önce uygulanmalı, yağlı kremler tercih edilmelidir.
- Yüze uygulanan her ürün boyuna da uygulanmalıdır.
- Yüz için nemlendirici etkisi olan ürünler vücut için de etkilidir, ancak daha geniş alanlar olduğu için krem ve pomat yerine uygulanması daha kolay olan losyonlar şeklinde üretilmektedirler.
- Vücut nemlendirilmesinin banyodan sonra derinin su içeriğinin en fazla olduğu anda yapılması önerilmelidir.
- Çok kuru derili kişilerde banyo sonrasında uygulanan vücut yağları etkili nemlenme sağlayacaktır.
- Çalışmalar deri yüzeyine uygulanan kremlerin 8 saat sonra sadece %50'sinin bulunduğunu göstermiştir.
- Gündüz kremleri güneşten koruyucu içermelidir.
- Yüze uygulanan kremlerin göz çevresine uygulanmasından irritasyon riski nedeniyle kaçınılmalıdır.
- Klasik bakım ürünleri lipit içeriği ve emülsiyon tiplerine göre 2 çeşit krem (gündüz, gece)içerirler. Optimum bakım elde etmek için her bir ürünün içeriği ve kullanma sıklığı, kişinin yaşı, deri tipi, mevsim ve iklim özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır.
Deri tiplerine göre nemlendirici seçimi:
Kuru derili kişilerde sadece humektan içeren nemlendiriciler yeterli olmayacaktır. Okluziv etkisi fazla olan yağlı kremler uygulanmalıdır. Normal deride humektan da içeren su içinde yağ emülsiyonları uygun olacaktır.Yağlı deride soğuk havalarda oluşabilecek kuruluk dışında nemlendiriciye gerek yoktur.Eğer kombine deri söz konusu ise, T bölgesine çok gerekmedikçe nemlendirici uygulanmaz, yüzün kalan kısımlarına humektan içeren yağlı olmayan nemlendiriciler uygulanır.Yaşla birlikte derideki kuruma nedeniyle eskiden nemlendirici ihtiyacı olmayan kişilerde belli bir yaştan sonra gerekebilir.
Mevsimsel değişiklikler de göz önünde bulundurulmalıdır.
Hassas derili kişilerde nemlendirici içindeki koku maddeleri veya koruyucular duyarlandırıcı olabilir, bu kişilerde hipoallerjenik ürünler tercih edilmelidir.ULTRAVİYOLEYE KARŞI KORUMA
Güneşten koruyucuların, güneşten koruma faktörü (SPF) değerinin yetersiz olması, güneşe çıktıktan sonra uygulanması, sadece bir kere sürülmesi veya miktarın yetersiz olması gibi yanlış kullanım örnekleriyle sıkça karşılaşılmaktadır. Kontrollü çalışmalarda 2mg/cm2 uygulanması gereken güneşten koruyucuların ancak 0.5mg/ cm2 uygulandığı anlaşılmıştır. Bu nedenle, kullanılan güneşten koruyucunun üzerinde yazılı olan SPF değerinin en çok yarısı kadar koruyucu olabileceği kabul edilebilir. Bugün deri yaşlanmasının ana sebebinin güneş hasarı olduğu kabul edilmektedir dolayısıyla, nemlendiricilerin UVB ve UVA koruyucu içermesi beklenir.
Güneşten koruyucu kullanım prensipleri:
- Kullanılacak üründeki UV koruma düzeyi amaca uygun olmalıdır. Günlük kullanım için en az SPF 15 değerinde güneşten koruyucu; deri tipi 1 ve 2 olanların ise 30 faktör kullanması gerekir.SPF 2-10 arası olan koruyucular minimal koruma sağlarlar.
- Sadece deri tipi değil, bireysel özellikler de (evde, arabada, işte olma gibi) göz önünde bulundurulmalıdır.
- Burun üzerine daha sık uygulanmalıdır.
- Water-resistant (suya dirençli) koruyucuların etkisi suda 40 dakika süren aktivasyon sonunda bile devam etmektedir. Toplam 40 dakika yüzdükten sonra etkisi %25 den daha fazla azalmamış olmalıdır.
- Waterproof (su geçirmez) koruyucuların etkisi, suda 80 dakika süren aktivasyon sonunda bile devam etmelidir.
- Güneşten koruyucular gün ışığına çıkmadan en az 30 dakika önce sürülmelidirler.
- Gün içinde güneşte kalma durumuna göre uygulama sıklığı 2 saate kadar kısalabilir. Yüksek koruma faktörlü ürünleri günde bir veya iki kez uygulamanın yetersiz olacağı akılda bulundurulmalıdır.
- Camın UVA' ya karşı koruyucu olmadığı bilinmelidir.
- Güneş koruyucuların Vit D sentezini engellemediği bilinmelidir.
- Yüzün her tarafına, ellerin üzerine, dudaklara ve eşit oranda, yeterli miktarda uygulanmalıdır.
- sunblock terimi güneşin tam engellendiği anlamı verdiği için FDA bu deyimin kullanılmasına izin vermeyecektir.
FARKLI LOKALİZASYONLARDA DERİ BAKIMI
YÜZ BAKIMI
- Arındırma(tonik)
- Nemlendirme
- Güneş koruyucu
- Kırışıklık önleyici
- Antiseboreik, antiakne
- Yaşlanma belirtilerini giderici bakım
- Pigmentasyon giderici
GÖZ ÇEVRESİ BAKIMI
- Makyaj temizleyici
- Kırışıklı önleyici
- Morluk önleyici- giderici
- Yorgunluk giderici
- Torbaların tedavisi
EL BAKIMI
- Temizleyiciler
- Sindetler, likit temizleyiciler
- Yumuşatıcılar
- Lanolin
- Koruyucu tabaka oluşturan maddeler
- Parafin, balmumu,selüloz, çinko oksit
- Tedavi edici;
- Allantoin, üre
- Nemlendirici
- Gliserin, propilen glikol, sorbitol, emülsifiyen, koruyucu ,parfüm,renk)
AYAK BAKIMI
- Temizlik
- Tea tree oil içeren nemlendiriciler,
- Antiperspiran
- Antiseptik
- Masaj
- Pudra
VÜCUT BAKIMI
- Temizleme (sabun, scrub, kese, antibakteriyel, duş jeli)
- Nemlendirici (üre, gliserin, vaselin, güneş sonrası nemlendiriciler )
- Verjetürler
- Sellülit tedavisi (incelticiler)
- Göğüs bakımı, karın, kalça, uyluk bölgesi
-
Kavitasyon
Özellikle güneşin kendini göstermesi ile birlikte, fazla kilo ve selülitlerden kurtulma, mükemmel bir bedene kavuşma isteği de artar. Bu uğurda denenen çeşitli yöntemler ve sıklıkla uygulamadan vazgeçilen uzun diyet listeleri, 'bıktırıcı' olmanın dışında kişiyi 'mutlu son'a ulaştırmakta genellikle başarılı olmaz. Bu amaca ''Kavitasyon'' adı ile bilinen yeni ve etkili bir yöntem ile ulaşılması mümkün olabilir. A.M.I MEDİCELL Stable Cavitation cihazı ile, üstelik ameliyat, ağrı, sızı ya da benzeri sıkıntıları yaşamadan, hatta bazen tek seansta bile 'lipo-suction'a benzer sonuçlar alınabilmektedir.
A.M.I MEDICELL Stable Cavitation sistemi düşük frekanslı ultrasound teknolojisinin kullanılarak yağ hücrelerinin parçalanması esasına dayanan bir yöntemdir. Vücutta bulunan yağ hücrelerinin membranları (zarları) diğer hücre membranlarına göre daha kolay parçalanabilme özelliğine sahiptir. Düşük frekanslı ultrasound dalgaları ile meydana gelen kabarcıklar pozitif ve negatif enerji uygulayarak çalışılan alandaki yağ hücre membranlarını parçalar. Ancak diğer doku ve organlara zarar vermezler. Parçalanan yağ hücrelerinden açığa çıkan yağ asitleri metabolik ve fiziksel yollar ile vücuttan atılır.
Uygulama öncesinde, tedavi yapılacak kişinin vücut ölçümlerinin alınması ve işlem yapılacak bölgenin fotoğraflanması önemlidir. Daha sonra problemli bölgedeki yaklaşık 60 dakikalık bir uygulamanın ardından tekrar alınan ölçümlerin karşılaştırılması sıklıkla 'şaşırtıcı' olabilmektedir. Ortalama 1-6 cm arasında incelme sağlayan bu yöntem, sonuçları açısından, yakın zamanlara dek bilinen diğer yöntemlerden ayrışmaktadır. 10 gün aralıklarla, toplam 6 seans yapılan uygulama tamamlandığında, vücutta ciddi bir incelme ile birlikte portakal kabuğu görünümünde önemli bir azalma ortaya çıkar.
Ciddi bir bölgesel incelme yöntemi olan kavitasyon işlemi sırasında ve uygulama sonrasında elbette dikkat edilmesi gereken bazı kurallar vardır. Uygulamayı takip eden 5 gün içerisinde yağ tüketilmemesi ve her gün en az 25 dakika süreyle yürüyüş, koşu, aerobik vb. efor gerektiren bir aktivite yapılması önemlidir.
Sonuç olarak, etkinliği bilimsel açıdan kanıtlanmış olan “Kavitasyon”sistemi acısız, güvenli ve etkili bir vücut şekillendirme işlemi olup; selülit, bölgesel incelme ve sıkılaşmada istenen sonuçları büyük oranda ortaya çıkaran bir yöntemdir. Bu uygulama sonrasında giysilerinizin içine daha rahat sığmanız, bikininizi daha güvenle kullanmanız, kısaca vücudunuzla barışık olmanız yüksek olasılıktır.