Etiket: Vücut

  • Power plate

    Spor, sağlık, güzellik, fizik tedavi ve antiaging amaçlı kullanılabilme özelliğiyle bütün dünyada bir devrim olarak nitelendirilen power plate vibrasyon esaslı çalışan bir cihazdır. Dokuların sıkılaşması, selülitin azalması ve özellikle doğum sonrası gevşeyen kasların forma girmesinde etkilidir. Tüm vücuda güçlü bir vibrasyon uygulayarak, yer çekimi kuvvetini yaklaşık 4 kat arttırır. Power Plate'in ürettiği fiziksel vibrasyon kaslara enerji olarak transfer edilir. Kaslarda birbirini takip eden istem dışı kasılmalar olur, öyle ki kaslar saniyede 30-50 kez kasılıp gevşer. Kaslarda oluşan bu hareketler tendonların da gerilmesine neden olur. Bu kasılma derin kas olarak nitelendirilen karın içi kasların ve omuriliği çevreleyen kasların bile kasılmasını sağlar. Kaslar derinlemesine çalışarak kısa zamanda kuvvetlenir. Zamanla dokular sıkılaşır, selülitler azalır ve özellikle doğum sonrası gevşeyen kaslar forma girer.

    Nasıl uygulanır?

    Hemen her yaştaki insana uygun olan Power Plate'i kullanmak için yapılması gereken, üzerine çıkmak ve eğitmenin gösterdiği egzersizleri yapmaktır. Bunlar standart hareketler ya da eğitmenle kişiye özel hazırlanmış hareketlerdir. Pasif bir sistemle çalıştığından kişiye fazla iş düşmez, sadece vücut ve kaslar üzerinde belli bir ağırlık hissedilir. Cihazın en önemli özelliği ise kalbi aşırı yormamasıdır.

    Obezite tedavisine uygun mudur?

    Diyet yapan için egzersiz şarttır. Power Plate egzersizleri, egzersiz alışkanlığı olmayanlar ve egzersize başlayıp bir türlü devam ettiremeyenler için idealdir. Bu özellikle şişmanlık tedavisi yapılan hastalar için önerilir. Amaç, öncelikle kilo problemi olan hastalara yardımcı olmaktır. Normal kiloda olup, bölgesel yağlanma sorunu ve selülit şikayeti olan kişiler için de Power Plate egzersizleri güzel sonuçlar verir.

    Seans süresi ne kadardır?

    Seanslar yalnız 10-15 dakika sürer. Power Plate ile yapılacak 10-15 dakikalık çalışmalar ve bunun haftada 3 kez tekrarı istenilen sonuçları elde etmek için yeterlidir. Power Plate'in en iyi yanlarından biri uygulama kolaylığının olması ve özel bir kıyafet giymeden istenilen kas grubunu çalıştırmasıdır. İstenirse, öğle yemek aralarında bile 10-15 dakika ayırarak, hiç terlemeden, yaklaşık 1,5 saatlik egzersize denk gelen çalışma yapılabilir. Ayrıca , kilo problemi olan hastalarda, dengeli bir diyet ile düzenli Power Plate uygulaması yapıldığında çok güzel sonuçlar alınır. Bölgesel sorunu olanlarda, 7-9 seans sonunda yaklaşık 5-7 cm incelme sağlanır.

    Etkileri nelerdir?

    Metabolizmayı yükseltir: Power Plate, ana metabolizmayı düzenleyerek deri altındaki yağ

    tabakasını azaltır.

    Kas gücünü arttırır: Power Plate ile çalışma esnasında, çalışma bölgesindeki kaslar %100'e yakın bir verimlilik ile çalışır ve gelişir.

    Selülit ve kozmetik yararları: Power Plate ile yapılan masaj özellikli egzersizler deri

    altındaki yağ dokusunun azalmasına, yağ hücrelerinin parçalanmasına, daha sıkı ve sağlıklı bir dokuya sahip olunmasına yardımcı olur.

    Ağrıyı azaltır: Bir taraftan kan dolaşımının hızlanması diğer taraftan istem dışı kasılmalar

    sonucunda, sinirlere gelen ilave ve sık uyarılar nedeni ile hissedilen ağrı azalır. Çünkü Power Plate çalışması esnasında kaslarda oluşan gerilmeler, vücutta ağrılara sebep olan diğer gerilmeleri azaltır.

    Esnekliği arttırır: Geliştirilmiş egzersiz programlarının uygulanması ile vücut dolaşım sistemi

    düzenlenir, bu bölgeler ısıtılarak kas ve tendonlardaki esneklik arttırılır.

    Fitness geliştirir: Power Plate kaslarda “patlama gücü” yaratarak, kas dokusunun kısa sürede

    güçlenmesini sağlar. Bu durum bütün vücut performansının kalbe ve eklemlere aşırı yük bindirmeden artmasını sağlar.

    Dolaşımı düzenler ve hızlandırır: Power Plate çalışması esnasında kaslar saniyede 30-50

    kez kasılarak en küçük kılcal damarlara bile 30-50 kez kadar kan pompalanmasına neden olur.

    Vücut uyumunu geliştirir: Power Plate, kas içi ve kaslar arasındaki koordinasyonu sağlayan

    tüm reseptörlerin aynı anda uyarılmasını sağlar. Böylelikle vücudun koordinasyon yeteneği ve uyumu artar.

    Kemik yoğunluğunu arttırır: Power Plate kemik dokusunun gelişmesini ve kuvvetlenmesini

    sağlar. Bilimsel çalışmalarda, Power Plate uygulamasından sonra kemikte bulunan mineral yoğunluğunda kayda değer artışlar olduğu gözlenmiştir. Özellikle kadınlarda görülen kemik erimesi (osteoporoz) konusunda Power Plate etkili bir mekanizma sunmaktadır. Menopoz döneminden önce Power Plate kullanılması ileride görülebilecek kemik erimesi oranını düşürecektir.

    Kimlere uygun değildir?

    Vücutlarında implant ve protez taşıyanlar, kalp pili olanlar, beyin ameliyatı geçirenler, epilepsi

    hastalığı olanlar, pıhtılaşma bozukluğu olanlar ve gebelerin kesinlikle bu cihazı kullanmamaları gerekir.

  • Kavitasyon

    Özellikle güneşin kendini göstermesi ile birlikte, fazla kilo ve selülitlerden kurtulma, mükemmel bir bedene kavuşma isteği de artar. Bu uğurda denenen çeşitli yöntemler ve sıklıkla uygulamadan vazgeçilen uzun diyet listeleri, 'bıktırıcı' olmanın dışında kişiyi 'mutlu son'a ulaştırmakta genellikle başarılı olmaz. Bu amaca ''Kavitasyon'' adı ile bilinen yeni ve etkili bir yöntem ile ulaşılması mümkün olabilir. A.M.I MEDİCELL Stable Cavitation cihazı ile, üstelik ameliyat, ağrı, sızı ya da benzeri sıkıntıları yaşamadan, hatta bazen tek seansta bile 'lipo-suction'a benzer sonuçlar alınabilmektedir.

    A.M.I MEDICELL Stable Cavitation sistemi düşük frekanslı ultrasound teknolojisinin kullanılarak yağ hücrelerinin parçalanması esasına dayanan bir yöntemdir. Vücutta bulunan yağ hücrelerinin membranları (zarları) diğer hücre membranlarına göre daha kolay parçalanabilme özelliğine sahiptir. Düşük frekanslı ultrasound dalgaları ile meydana gelen kabarcıklar pozitif ve negatif enerji uygulayarak çalışılan alandaki yağ hücre membranlarını parçalar. Ancak diğer doku ve organlara zarar vermezler. Parçalanan yağ hücrelerinden açığa çıkan yağ asitleri metabolik ve fiziksel yollar ile vücuttan atılır.

    Uygulama öncesinde, tedavi yapılacak kişinin vücut ölçümlerinin alınması ve işlem yapılacak bölgenin fotoğraflanması önemlidir. Daha sonra problemli bölgedeki yaklaşık 60 dakikalık bir uygulamanın ardından tekrar alınan ölçümlerin karşılaştırılması sıklıkla 'şaşırtıcı' olabilmektedir. Ortalama 1-6 cm arasında incelme sağlayan bu yöntem, sonuçları açısından, yakın zamanlara dek bilinen diğer yöntemlerden ayrışmaktadır. 10 gün aralıklarla, toplam 6 seans yapılan uygulama tamamlandığında, vücutta ciddi bir incelme ile birlikte portakal kabuğu görünümünde önemli bir azalma ortaya çıkar.

    Ciddi bir bölgesel incelme yöntemi olan kavitasyon işlemi sırasında ve uygulama sonrasında elbette dikkat edilmesi gereken bazı kurallar vardır. Uygulamayı takip eden 5 gün içerisinde yağ tüketilmemesi ve her gün en az 25 dakika süreyle yürüyüş, koşu, aerobik vb. efor gerektiren bir aktivite yapılması önemlidir.

    Sonuç olarak, etkinliği bilimsel açıdan kanıtlanmış olan “Kavitasyon”sistemi acısız, güvenli ve etkili bir vücut şekillendirme işlemi olup; selülit, bölgesel incelme ve sıkılaşmada istenen sonuçları büyük oranda ortaya çıkaran bir yöntemdir. Bu uygulama sonrasında giysilerinizin içine daha rahat sığmanız, bikininizi daha güvenle kullanmanız, kısaca vücudunuzla barışık olmanız yüksek olasılıktır.

  • İncelmenin yeni yöntemi ( life-detox )

    İncelmenin yeni yöntemi ( life-detox )

    Yaşam şeklinizi, alışkanlıklarını değiştiriyor ve size yeni bir yaşam tarzı sunuyoruz. Dermatolog ve diyetisyen kontrolünde, çağın hastalığı olan obezite tedavisi, bölgesel incelme – sıkılaşma tedavileri ve detox tedavilerimiz uygulanmaktadır.

    Life-detox ile zayıflayın, yaşamınız şekillensin!

    Life-detox sistemi Dr. Eylem ACAR, ve ekibinin uyguladığı özel bir sistemdir. Bu sistemde yaşam şeklini değiştirme ve düzenleme esas alınarak vücut ve alışkanlıklar baz alınmakta ve adeta yaşam koçluğu yapılmaktadır. Kişinin tüm fiziksel aktivitesi, yaşam şekli, sosyal yaşamı, genel beslenmesi, iş yaşantısı göz önüne alınarak yaşam düzenlemeleri yapılmaktadır. Life-detox sisteminde kilo verme ve incelme adına kullanılan cihazlar ve sistemler vardır. Doktor ve diyetisyen gözetiminde yapılan özel detox tedaviler, yaşam şeklinizi değiştirmeye yönelik ya da kısa dönemli olarak uygulanabilmektedir. Özel tedavi yöntemlerimizle 1 ayda 6 kilo verebilir ve 2 beden incelebilirsiniz. Bu özel programlar dahilin de kişinin tamimiyle programına uyumu söz konusudur.

    Ağrısız, bıçaksız, neştersiz bölgesel yağlanma tedavisi! Vücut kontur düzenleme!

    Tamamen bitkisel bir ilacın enjeksiyonu olan yağ hücresini parçalayan Lipoliz işlemi Dermatolog Dr. Eylem ACAR tarafından uygulanmaktadır. Cerrahi bir işlem olmayan bu yöntem, Türkiye’ de az sayıda hekim tarafından uygulanmaktadır, 1995 yılında Brezilyada başlayan bu yöntem Avrupa ve ABD ‘de büyük ilgi görmektedir.

    Bölgesel yağlanma kadın ve erkekte sıkça görülen ve genelde kilo verimi gerçekleşse bile hala bir sorun olarak kişiyle yaşayan bir problemdir. Bu sistemde amacımız kişiyi doğru beslenme düzeni ile zayıflatırken aynı zamanda lokal yağlanmaların söz konusu olduğu bölgelerde incelmeyi daha belirgin kılabilmektir. Bu yöntem kilo verme yöntemi değildir, incelme ve vücut düzenleme yöntemidir.

    Titreşimle göz alıcı sıkılıkta bir vücuda sahip olun!

    Tüm dünyada kullanılan, dünyaca ünlü mucizevî cihaz (power plate) yüksek titreşimle çalışan ve bu titreşime karşı direnç göstermenizle vücut şekil ve kas kitlesinde ciddi değişiklere neden olan aktivite ve spor cihazıdır. Fitness ya da diğer spor aktiviteleriyle sağlayamayacağınız bir zindelik, sıkılaşma ve esneklik sağlayan cihaz selülit tedavisinde de kullanılmaktadır. Kan dolaşımını hızlandırdığı için Amerika’ dan detox ödülü almış olan cihaz kliniğimizde özel tedavilerimiz içerisinde ya da tek başına uygulanmaktadır. Gebelik sonrası vücuttaki deformasyonlar, popo düşüklüğü, meme sarkıklığı, kollarda bacaklarda yumuşama gibi birçok vücut deformasyonunda kullanılmaktadır.

    İnfrared ve radyo frekansı ile incelin ve selülitlerinizden kurtulun!

    Vakum, mekanik masaj, infrared ve bi-polar radyo frenkansı gibi 4 etkili sistemi birlikte kullanan vellasmooth cihazı ile bölgesel incelme- sıkılaşma sağlanmaktadır. Dolaşım hızlandırılır, yağ hücrelerinin metabolik parçalanması sağlanır, lenf drenaj ve ciltte sıkılaşma görülür.

    FDA onayı olan bu sistemde santim bazında incelmeler elde edilmektedir. Aynı zamanda bu sistemde kas ağrılarında da hafifleme görülebilmektedir.

  • Kışa girerken d vitamini eksikliği

    D vitamini; yağda eriyen vitaminler arasında yer almakta olup aynı zamanda VÜCUTTA SENTEZLENİP DEPOLANABILEN BİR HORMONDUR.

    Kaynakları bakımından farklı, fakat yapı ve oluşumları bakımından birbirine benzeyen 2 türlü D vitamini vardır. Bitkiler içinde bulunan, bir ön vitamin olan VE ciltte toplanan D2 VİTAMİNİ VE Vücutta sentezlenen Hayvansal kaynaklı besinler içinde de alınabilen ( BALIKLAR; ÖZELLIKLE SOMON BALIĞI, SARDALYA VE YUMURTA SARISI, DANA KARACİĞERİ) D3 VİTAMİNİDİR. SANILANIN AKSİNE Süt D vitamini içeriği yönünden zengin değildir

    Son yıllarda, D vitamini eksikliği ve yetersizliğinin, yaygın kanserler, KALP VE DAMAR HASTALIKLARI, OBEZİTE, , ENFEKSİYONLARA EĞİLİMİN ARTMASI,SIK GRİP VE BENZERİ SOLUNUM YOLU HASTALIĞINA YAKALANILMASI, OTOIMMUN DEDİĞİMİZ VÜCUDUN KENDİ KENDİNE YARATTIĞI İLTİHABİ HASTALIKLAR dahil olduğu bir çok kronik hastalıklar İLE İLİŞKİLİİ OLDUGU bulunmuştur. Aynı zamanda D vitamini eksikliği osteoporoz, ( KEMİK ERİMESİ) düşme ve kırıklar için bir risk faktörüdür.

    D VİTAMİNİ İÇİN EN ÖNEMLİ KAYNAK GÜNEŞ IŞIGIDIR. Haftada en az 2 kez saat 10:00 ile 15:00 arasında yüz , kolların VE AYAK BİLEĞİNDEN DİZLERE KADAR BACAKLARIN güneş koruyucu sürülmeden 20-30 dakika direkt (arada cam,tül olmadan) gün ışığına maruz bırakılması vücut için en önemli d vitamini kaynağıdır.

    D vitamini eksikliğinin BELİRTİLERİ: Halsizlik, Yorgunluk, saç dökülmesi, Depresyon eğilimi, Vücutta kramplar, YAYGIN KEMİK VE EKLEM AĞRILARI, TERLEME (ÖZELLİKLE BAŞ VE ENSEDE) VÜCUTTA UYUŞMA ve karıncalanma hissi , kilo alma, yüksek tansiyon, baş ağrısı, konsantrasyon eksikliği, kabızlık veya ishal gibi sindirim SİSTEMİ sorunlarI GİBİ birçok şikayete yol açabilir.

    Peki kimler d vitamini eksliği için risk grubundadır;

    yaşlılar, 0-24 ay çocuklar, doğurganlık çağındaki kadınlar, gebe ve emziren kadınlar , Koyu renk cilt rengine sahip olanlar ve yetersiz güneş ışığı alan erişkinler, Yaz aylarında güneş koruyucularını sık kullanan kişiler, kronik karaciğer ve böbrek rahatsızlığı olanlar, barsaklarda emilim kusuru olan hastalar ( sık sık uzun süreli ishal olanlar, çöliak hastalığı olanlar) obezite tedavisinde uygulanan gastrik- bypass ameliyatları sonrasında ve obezite tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, , Mide veya barsakların bir kısmı alınan kişilerr, uzun süre kortizon kullananan kişi,ler, epilepsi (sara hastalığı) tedavisi nde kullanılan bazı ilaçlar, Düşme öyküsü olan yaşlı yetişkinler ve huzurevlerinde kalan yaşlılar, herhangi bir travma olmadan kırık öyküsü olan yaşlı yetişkinler RİSK GRUBUNDADIR.

  • Sigara bırakma terapisi

    Biorezonans seansı bağımlılık yapan madenin çevresine yaydığı frekansların vücuttan silinmesi işlemidir. İşlem sırasında kişi sakinleşme-rahatlama dışında bir şey hissetmez.

    Biorezonans kısaca maddelerin çevresine yaydığı frekansları kullanılarak vücudun o maddeye karşı enerjetik bir yolla uyarılması işlemidir. Quitt terapisi ise Almanya kökenli olup biorezonans teknolojisinin bağımlılıklar ve kilo vermeye odaklı özel şeklidir. Bu işlemi aşılamaya da benzetmek mümkün olabilir. Amaç alerjen ya da bağımlılık yapan maddeye karşı vücutta bir “silkelenme” ve “temizlenme” hali yaratabilmektir. Biorezonans tekniği birbirinin ayna görüntüsü iki frekansın birbirini yok edeceği bilgisinden yola çıkar. İçilen sigaradan alınan frekans (elektromanyetik yayılım), elektronik olarak ters çevrilerek (ayna görüntüsü olarak) çok küçük elektromanyetik sinyaller şeklinde vücuda verilir. Yapılan işlem vücuda düşük frekanslarda (radyo sinyalleri gibi) yayın yapmak gibidir. İşlem bağımlılık yaratan maddeden alınan frekans paterninin ayna görüntüsünün vücuda verilmesi ve iki ters frekans paterninin birbirini ortadan kaldırması olarak ifade edilmektedir.

    Terapilerin Etkisi

    Terapi sonrasında vücutta hızlı bir temizlenme olmakta ve bir iki gün içinde bünye sigarayı gerçekte olduğu gibi yani gerek bir zehir olarak algılamakta ve sigara dumanına karşı doğal bir şekilde tepki vermektedir. Yani aslında bu terapiler ile vücudun nikotin karşı yıllar içinde geliştirmiş olduğu “tolerans” hali ortadan kalkmakta vücut sigara dumanını gerçek haliyle, yani vücuda yabancı bir madde olarak algılamaya başlamaktadır. Kısaca terapiler sonrasında sigara isteği çok net olarak hissedilebilir şekilde azalmakta, sigaranın dumanına karşı vücutta bir tepki oluşmakta ve giren kişilerin hemen hepsinin söylediği gibi “vücudun sigara istemiyor olması, fiziksel bir istek duymama hali” yaşanmaktadır. Etkisi nikotin vücuda tekrar tekrar ve ısrarla tanıtılmadıkça devam eder.

  • Çağımızın hastalığı kilo mu?

    Dün hem hastam hem de çok sevdiğim bir arkadaşım ziyaretime geldi. Çok güzel kilo vermesi bundan çok hoşnut olmasına rağmen tüm diğer kilo verenlerde olduğu gibi yeniden kilo alma korkusundan bahsetti. Böyle bir korku olması normal. Şimdiye kadar yapılan katı bir takım rejimler ile ortaya çıkan ünlü yoyo etkisinin de bu korkudaki payı cok yüksek. Peki nedir bu yoyo etkisi? Bunu açıklamak için öncelikle obezite tanımını yapmak gerekli diye düşünüyorum.

    Vücut yağ kitle ağırlığının normalin üzerinde olmasına obezite denir. Obezite insan vücudunda bulunan tüm sistemleri -kalp ve damar sistemi, solunum sistemi, hormonal sistem, sindirim sistemi gibi- sinsice etkileyen ve birçok önemli rahatsızlığa zemin hazırlayan mutlaka tedavi edilmesi gerekli bir hastalıktır. Aslında bu tanımı herkes biliyor, sonuçlarından kimsenin şüphesi yok ama nedense aşırı kilo halen günümüzün en büyük problemi olarak duruyor. Uzun yıllardır olan tecrübelerime dayanarak şunu söyleyebilirim ki kilo vermek aslında sorun değil. En büyük sorun verilen bu kiloyu koruyabilmek. Çoğunlukla yapılan katı bir takım rejimlerle hızlı kilo verilir. Ancak normal yemeye başlandıktan kısa bir süre sonra hızlı bir şekilde verilen kilolar geri alınır. Biz bu sorunu cocukların oynadığı yoyo ya benzeterek ‘’ yoyo etkisi’’ diyoruz.

    Ben her defasında ifade etmeye çalıştığım şeyi tekrar etmek istiyorum. Yaratılışımız itibari ile açlık yaratacak durumlar meydana geldiğinde enerji tüketim azalıyor ve aldığı az miktardaki besini bile son derece verimli kullanır hale geliyor. Yani bir kişi çöle düştüğü zaman kilo vermesinden daha doğal bir şey yoktur. Vücut kitlesi azaldığı için günlük almamız gereken kalori ihtiyacı azalır. Eğer söz konusu kişiler diyetten sonra yine eskisi kadar kalorili yeme düzenine devam edecek olurlarsa vücudumuzdaki enerji verimliliğini kontrol eden hormonlar devreye girerek alınan her kalori yağ depolanmasında kullanılır. Tabii ki kalori ihtiyacı azalmış olan bir vücut sadece kaybettiği kilo kaybını yerine koymakla kalmayıp, üzerine ilave edecektir. Aynı çöle düşmüş kişi örneğine dönersek çölden kurtulduğu zaman bir daha çöle düşebilirim bir daha aç kalabilirim diyerekten aldığı her kaloriyi yağ olarak depolayacaktır.

    Bu durum beslenme alışkanlığını oturtamamış kişilerde mutlaka görülecektir. Özellikle de anormal kalori kısıtlamalı diyetlerde bu durum sistematik bir başarısızlık olarak karşımıza çıkmaktadır.Diyet yaparken mutlaka kalori kısıtlaması yapılacaktır. Ama bunu yaparken dengeli kontrollü sağlıklı beslenme düzenini oturtarak yapmak gereklidir. Yani gerektiği kadar protein, yağ ve karbonhidrat almanın yanısıra, aynı zamanda gerektiğinde tatlı, alkol ve çikolata almak, sosyal hayatı bozmayacak şekilde küçük uyum alışkanlıkları geliştirmekte bu sistemin bir parçasıdır.

    Bütün bunların ışığında diyete karar verip uygulamaya başlamadan önce, yoyo etkisi ile karşılaşmamak için hedefi çok iyi belirleyebilmek gerekiyor. Bugün çok yaygın olarak kullandığımız boyla kilo arasındaki oranı belirleyen Beden Kitle Indeksi bu konuda bize yardımcı oluyor. Ama kişinin yapısına, spor yapıp yapmadığına, etnik kökenine ve ırkına göre değişiklikler gösteriryor. Eğer yanlızca BKI dikkate alınarak bu hedefi belirlemeye çalışırsak Brad Pitt gibi bir yıldız fazla kilolu, mehşur terminatör aşırı şişman olurdu. Sadece BKI ile değerlendirmek bizi çok ciddi yanılgıya düşebilir. Bu farkı belirleyebilmek için de vücut yağ kitlesini tespit ederek ideal kiloyu hesaplıyoruz. Vücut yağ kitlesi nedir?

    Aktif ve sağlıklı kalabilmemiz için vücudumuzun belli oranda yağa ihtiyacı vardır. Yağlar, eklemlerimizin desteklenmesi, organlarımızın korunması, vitamin teminimiz, vücut ısımızın kontrolü, enerji rezervlenmesi (aç kalma halinde), gibi görevler üstlenmektedir. Bu yüzden vücudumuzda belirli bir oranda yağ kitlesinin bulunması gereklidir. Fazla yağ oranı ciddi sağlık problemlerine yol açarken, gereğinden az yağ ise yaşamsal risk oluşturmaktadır. Şöyle ki yağ oranı, kadınlarda %10-%12’nin, erkeklerde ise %5-%6’nın altına düşmemelidir. Eğer bu rakamların altına düşecek olursa çok ciddi bir takım problemlerle karşılaşılabilir. Özellikle günümüzde aşırı zayıflık hali sağlıklı olmakla karıştırıldığı bir dönemde bu durumun bilinmesi ve öneminin vurgulanması çok önemlidir.

    Bazen görüntü de yanıltabilir. Çok zayıf görünen bir kişi Şekilde A ve B tipleri aynı kiloya sahiptirler. C ise daha hacimli ve daha yağlı görünmektedir. Üç tipin de yağ oranları ölçüldüğünde B ve C’nin yağ oranlarının normal düzeyde A’nın ise çok yüksek oranda yağ değerine sahip olduğu görünmektedir. Bu yüzden A zayıf göründüğü halde risk grubuna dahildir.

    İdeal kilo hedefine bu doğrultuda ve dengeli bir şekilde ulaşmış bir kişi sağlıklı beslenme alışkanlığını da devam ettirebiliyorsa kesinlikle yoyo etkisi ile karşılaşmaz. Sadece 8-10 kg kilo vermek değil her koşulda başta belirlediğimiz kilo hedefini yakalamak önemlidir. Bu hedefe doğru şekilde yürümeyi öğrenmediğimiz sürece, her yaz sezonu başlangıcında mecazi anlamda sarıldığınız koltuk değnekleri (mucize şok diyetler, yiyecek yerine gecen uzay karışımları vs) aksayarak yürümeye devam etmemize neden olacaktır.

    Işık ve Sevgiyle kalın….

    Dr Bilgin SILAN

  • Obezite ve insülin direnci

    Tanım olarak obezite vücudun yağ oranındaki artıştır. Her ne kadar obezite tanım ve sınıflamasında vücut kitle indeksi (VKİ) (boy ve vücut ağrılığı kullanılarak hesaplanan bir değerdir. Vücut ağırlığının kg olarak, boya m2 cinsinden bölünmesi ile elde edilir. Bu değer 30 kg/m2 ise obezite olarak kabul edildir) kullanılıyor olsa da, nadiren bu değerle bazı kişilere yanlışlıkla obezite tanısı konulabilir (ağırlığın büyük kısmı kas olabilir, örneğin; sporcular). Ancak genellikle sahip olunan fazla kilolar yağ formunda olduğundan, bazı özel koşular haricinde VKİ halen en geçerli ve yaygın kullanılan obezite tanımlama ve sınıflama aracıdır. Vücutta biriken bu aşırı yağ, özellikle karın içi organlarda ve çevresinde depolanmaktadır. Bu bölgede depolanan yağ dokunun en önemli özelliği bazı hormon ve faktörleri salgılayabilecek kapasitede olmasıdır. Bu faktör ve hormonlar iştah kontrolü, metabolik hız, insülinin etkisini göstermesi (başlıca etki şekerin vücut tarafından kullanılmasını sağlamaktır) ve sistemik yangı (iltihap, inflamasyon) üzerine etki eder. Bu yolla da uzun dönemde kanser, Tip 2 Diabetes Mellitus, kalp ve damar hastalıkları, hipertansiyon ve hiperlipidemi gibi ciddi sorunların gelişiminde rol oynar. Obezite vücuttaki yağ doku fazlalığı olduğundan ve yağ doku da hormon yapan bir endokrin organ (salgı bezi) olarak kabul edildiğinden, endokrinolojik bir hastalık olarak kabul edilmektedir.

    İnsülin direnci, kabaca salgılanan insülinin hücre üzerinde etkisini gösterememesidir. İnsülin direnci, alınan fazla kalorilerin, karın içinde yağ olarak depolanması ve bu yağ dokudan salınan hormon ve faktörlerin etkisi ile ortaya çıkan bir durumdur, yani obezitenin sonucudur. Çok nadiren ailesel özellikte insülin direnci de görülebilir. İnsülin direncinde insülinden beklediğimiz normal etkilerin ortaya çıkması için daha fazla insülin gerekir. Bu fazla insülini salgılamak için, en kaba tabiriyle kan şekerini ayarlamak için pankreas daha fazla insülin salgılamak, daha fazla çalışmak zorunda kalır. Bu da kanda insülin düzeylerinin yükselmesine neden olur. Ancak insülinin şekeri hücre içine sokmak dışında büyüme ve hücre çoğalması ile ilişkili olaylarda da etkisi vardır. Bu etkileri göstermede ise bir direnç söz konusu değildir. Bundan dolayı insülin direnci olan bireyin vücudunda, yüksek insülin düzeyleri ile bu olaylar abartılı olarak sürdürülmüş olur. İşte bu abartılı yollar da kanser, damar sertliği, kadınlarda kısırlık, tüylenme ve yumurtlama bozuklukları gibi hastalıkların gelişmesine neden olabilir. Önceden de bahsettiğimiz gibi insülin direnci sıklıkla bir neden değil, bir sonuçtur. Kısacası kazanılan fazla yağ dokunun bir sonucudur ve bu fazla yağ dokunun kontrollü olarak azaltılması ile düzelebilir bir durumdur.

  • Obezite ve nedenleri

    Obezite ve nedenleri

    Obezite vücutta fazla yağ kitlesinin birikmesine verilen addır. Obezite 1980’lerde %14,5 sıklığında rastlanırken 2000’li yıllarda %30,5 oranlarına çıkmıştır. Aşırı obezite ise %4,7 oranında nüfusta görülür. Obezite kadınlarda daha fazla görülür, çocuklarda da gittikçe artmaktadır. Enerji alımının fazla, eneji harcamasının azaldığı veya ikisinin birlikte olduğu durumda obezite gelişir. Kilolu şahıslar genellikle aldıkları gıda miktarını azaltarak söylerler.

    Obezitenin son yıllarda artmasına sebep olarak modern hayatın getirdiği rahatlık ile daha az enerji harcayarak yaşamımızı sürdürmemiz başta gelmektedir.

    Evlerdeki uzaktan kumandalı aletler, yakın mesafelere bile araba ile gitmemiz, asansörleri bir kat çıkmak için bile kullanıyor olmamız, bilgisayar başında saatlerce hareketsiz oturmamız ve aktif spor yapacak zaman bulamamamız başta gelen nedenlerdir.

    Enerjisi ve kalorisi yüksek ve yağdan zengin, doğal olmayan gıdalarla beslenmede son yıllarda obezitenin artmış olmasının sebeplerinden biridir.

    Geceleri geç yatılması, zihinsel yorgunluğun artması da daha çok enerji veren yiyeceklere insanları yönelttiğinden kilo alımlarının artışına yol açar.

    Stresli hayat çoğunlukla yemek yeme ihtiyacını arttırdığından obeziteye yol açmaktadır.

    Bütün bu nedenlerden dolayı son yıllarda obezite artmış ve artmaya devam edecektir.

    Kimler obez sayılır, bunun bir standartı var mıdır?

    Obezite ölçümünde vücut kitle indeksi (VKI) denilen bir ölçüm kullanılır. Burada vücut ağırlığı boyun metre olarak karesine bölünür.

    Örneğin: 200 kg ve 2 metre boyunda olan bir şahsın vücut kitle indeksi;

    VKI= 200/2 = 200/4 = 50’dir.

    VKI 18.5 = Zayıf
    18.5 – 25 = Sağlıklı
    25 – 30 = Kilolu
    30 – 40 = OBEZ
    40 – üstü= AŞIRI OBEZ

    olarak kabul edilir.

    Bir diğer kriter karın çevresidir. Karın çevresi erkeklerde 102cm’den yukarı, kadınlarda 88cm’den yukarı olanlar da obez kabul edilir.

    Karın çevresinin ölçülmesi de en az VKI kadar önemlidir. Çünkü bir anlamda bu, karın içi organlarının yağlandığını ve obeziteye bağlı komplikasyon ve hastalıkların vücutta geliştiğini bize gösterir. Karın çevresi geniş olanda genellikle insülin rezistansı denilen durum söz konusudur. Bu şahıslar genellikle tansiyonları yüksektir ve şeker hastalığına adaydırlar. Kalp hastalıkları riski de karın çevresi normalde büyük olanlarda daha çok görülür.

  • Anoreksiya nervosa hakkında

    Anoreksiya Nervosa, yeme bozuklukları içinde yer alan psikiyatrik bir bozukluktur.Ergenlikte başlaması veya hızla ilerleyip erken tanınması yönünden biz çocuk psikiyatristleri açısından son derece önem verdiğimiz bir konudur.

    Anoreksiya Nervosa’nın nedeni açıkça gösterilemese de, öz benlik, vücut imaj düşünceleri, çevre baskısı ve genetik faktörlerin herbirinin ayrı ayrı bu hastalığın gelişmesinde rolü olduğu bilinmektedir.Anoreksiya nervosa yüksek oranda kadınlarda görülmekle birlikte en sık ergen kızlarda ortaya çıkmaktadır.

    Orta ve yüksek sosyoekonomik düzey ailelerde görülen bu hastalık ölümle sonuçlanabilen psikiyatrik bir bozukluk olması açısından önemlidir.

    Anorektik hastalarda yiyeceklerle ilgili takıntılı düşünceler ve kompulsif yeme davranışları sıklıkla sebat ederek tüm gün yediklerini ve kilosunu kontrol etme ihtiyacı duyarlar.

    Erkek anorektik hastalarda başka ek psikiyatrik bozukluk görülme sıklığı kadınlardan daha fazladır; kadın hastalar da daha mükemmelliyetçi yapıda ve vücutlarından memnuniyetsizdir.

    Anorektik çocuk ve ergenlerde büyüme gelişme geriliği olasılığı fazladır. Sıkı diyet ve ciddi kilo kayıpları potansiyel olarak fatal düzeyde beslenme yetersizliğine neden olabilmektedir. Hastalığın diğer önemli komplikasyonları; kalp ritm bozukluğu, sindirim sistemi rahatsızlıkları, kemik yoğunluğunda azalma, kansızlık, hormonal ve elektrolit dengesizlikleri olarak sayılabilir.Anorektik hastaların semptomlarını inkar etmeleri nedeniyle tanı genellikle aile çevresinden alınan hikayeyle konmaktadır ve aile tedavide de önemli rol oynamaktadır.

    İlaç tedavisi uygulanmasının yanında bu hastalarda hastaya kilo kazandırtmaktan daha çok; tedavi bireysel, grup ve aile psikoterapileriyle diyetisyen konsültasyonu birlikte yürütülmesiyle mümkün olmaktadır.

    Bu hastalığın gidişatı değişken olmakla birlikte bir kısım hastalar erken tanı ile iyileşmektedirler. Diğer çoğu kilo alıp verme şeklinde dalgalanma gösteren bir hayatı veya giderek artan kilo verme uğraşları şeklinde ilerleyici gidişat gösterir. Bu yüzden tedavisi uzun sürmekte, hemen müdahale ve relapsların önlenmesi için uzun dönem takip gerekmektedir.

    ANOREKSİYA NERVOSA TANISI NASIL KONUR?

    Bu hastalığın tanısını koymak güç ve geç olabilir çünkü bu hastalar hastalıklarını gizleme ve inkar mekanizmalarını çok sık kullanırlar. Anorektik hastaların profesyonel yardım istemeleri olağan değildir bu yüzden bu hastalarda kronik beslenme yetersizliğine bağlı tıbbi komplikasyonlar gelişmekte, diğer doktorlar ve aile tarafından da tıbbi rahatsızlıkların tedavisi üzerinde duruldukça hastanın psikiyatriste uğraması daha da gecikmektedir.

    İlk olarak tanıda hastaların ciddi kilo kaybı bulgusu vardır. Birey yaş ve boyuna göre olağan sayılan kilonun %85 altındadır veya BKİ( beden kitle indeksi= kilo/boy2) 17.5 veya altındadır. Çocukluk ve erken ergenlikte bu kayıplar yaşandığında boy uzamasında gecikme yaşanmaktadır. İkinci olarak bu bireyler kilo almaktan ya da şişman biri olmaktan aşırı derecede korkarlar. Kilo vermeye devam etseler de bu korku ile kilo verme hırsı devam eder. Üçüncü olarak bu hastalarda vücut ağırlığının ve biçiminin değerlendirilmesi ve önemi çarpıtılmıştır. Ne kadar kilo verseler veya etraftan zayıf olduklarına dair söylense de vücutlarının tümünü veya bazı bölümlerini çok şişman hissederler. Vücutlarını veya bölümlerini ayna karşısında sürekli denetler, ölçebilir veya kendilerini sürekli tartarlar. Kilo verme etkileyici bir başarı ve kendilik disiplini olarak görülürken, kilo alma kendilik denetiminde kabul edilemez bir başarısızlık olarak algılanır. Bu hastaların tanısında diğer önemli bir bulgu da en az üç aydır adet görememedir. Bu durum kilo yitiminin bir sonucudur ve cinsiyet hormonlarının yapımında azalma sonucu adet görmeme veya daha adet görmemiş kızlarda adet görmede gecikme şeklindedir.

    Psikiyatrik bozukluk sınıflaması olan DSM-4’e göre, Anoreksiya Nervosa’nın iki alt tipi vardır. Kısıtlı tipinde, hastalar birincil olarak diyet yapma, aç kalma ve aşırı egsersiz gibi davranışlar gösterirler. Tıkanırcasına yeme/çıkartma tipinde ise, hasta düzenli olarak tıkanırcasına yeme ya da çıkartma ile uğraşır. Kendini kusturma, laksatif, diüretik kullanma, lavmanların aşırı kullanımı gibi farklı yollarla yediklerini çıkarmakla uğraşırlar.

    ANOREKSİYA NERVOSA BELİRTİ VE BULGULARI

    Anoreksiya Nervosa, kişinin tüm hayatını etkileyen ciddi davranışsal ve psikolojik etkilere neden olur. Bu hastalık ailenin diğer bireylerini de etkiler.

    Hastalarda kilo kaybı sosyal içe çekilme ve depresyona yol açar. Bu kişiler huzursuz, hemen kızan ve başkalarıyla geçinemez hale gelirler.

    Ciddi uyku problemleri, gün içerisinde yorgunluk ve halsizlik şikayetleri olur.

    Dikkatlerinde azalma ve konsantrasyonlarında düşme meydana gelir. Çok başarılı ve mükemmelliyetçi kişilikte olan bu hastalarda yemek ile ilgili diğer uğraşları yüzünden okulda ders başarıları belirgin derecede düşer.

    Yiyecek ve yemek yeme ile ilgili takıntılı düşünceler yiyecek seçme ve yeme ritüelleri konusunda kompulsif şekilde davranmalarına yol açar. Yeni yemek tarifleri toplarken sürekli başkalarına yemek yapma ile uğraşabilir, diyet yağsız yemek yapabilir, giderek kıstıkları yemek miktarlarını da yerken lokmaları böler veya uzun zamanda yerler. Tüm uğraşları kilo vermektir.

    Hastalarda saç dökülmesi, deride pullanma, kabızlık, karın ağrısı, soğuğa dayanamama; kan tetkilerinde kansızlık, hipotansiyon,tüm vücutta ödem, kemik yoğunluğunda azalma, kalp ritm bozuklukları, böbrek işlevlerinde bozulma gibi fiziki belirtiler ve labaratuvar bulguları saptanabilir.

    ANOREKSİYA NERVOSA TEDAVİSİ

    Tedavisi ayaktan sürdürülebilse de hastanede yatarak tedavi çoğunlukla gereklidir. Kilo kaybı, organ yetersizlikleri, beslenme bozukluğu olan hastalarda malnutrisyon nazogastrik beslenme veya damar yoluyla beslenme ile tedavi başlanmaktadır. Yeme düzeni ve zamanları, fiziksel aktiviteleri kısıtlamak, hastanın hariçten kullandığı laksatif, diüretiklerin kesilmesi ile haftada istenen hedef kilolara ulaşmak gerekir. Tedavi hedefi psikiyatrik terapilerle kişiye yönelik tedavi şeklinde düzenlenir. Bireysel terapi, aile terapisi, kognitif davranışçı terapi, grup terapileri, analitik psikoterapiler işe yarayabilir. Bu hastalarda multidisiplineer yaklaşım gerekmektedir. Tibbi doktoru, diyetisyeni, klinik hemşiresi, psikiyatristi birlikte koordineli çalışır.İlaç tedavisinde çeşitli psikotrop ilaçlar, birlikte olan psikiyatrik bozukluklara göre kullanılabilir.

    Psikiyatrik bozukluklar arasında mortal seyir oranı yüksek olan bir hastalıktır. Ciddi beslenme bozuklukları, intihar, kalp problemleri, elektrolit dengesizlikleri başlıca ölüm nedenleridir. Erken tanı ve tedaviye başlamak gidişatı önemli ölçüde etkiler. Hastalık belirtileri ve takıntılı düşünce ve davranışlar uzadıkça tedavi de güçleşir.

    HASTALIĞIN ÖNLENMESİ

    Beslenme ve obezitenin önlenmesi ile ilgili kamuya hitap eden bilgilendirme programlarında dikkatli davranılmalı, medyada vücut imajı ve yemek yeme reklamları ve kullanılan kelimeler dikkatlice seçilmeli hatta uzman görüşü ve kontrolü sağlanmalıdır. Okullarda, vücut imajının daha önemli olduğu moda okullarında yeme bozuklukları hakkında bilgilendirmeler yapılabilir. Çok ince olmanın iyi birşey olmadığı, insanların kendi görünümleri ve imajlarını sağlamak üzere destekleyici reklam ve bilgilendirmeler yapılmalı. Bu bilgilendirmeler özellikle ergenlere yapılarak kendi vücut imajlarını ve kimliklerini oluşturmaları sağlanmalıdır.

    Dr. Selcen ESENYEL
    Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

  • Baharda sıvı tüketimini arttırın?

    Havalar ısındıkça sağlıklı bir vücüt için sıvı tüketimimizide artırmamız gerekiyor. Hem yetişkinlere hem de bütün çocuklarımız için bu çok önemlidir.

    Bebeklerde ve çocuklarda yetişkinlere gore vücudunda daha çok su bulunmaktadır. Doğumda vücut ağırlığının %75 sudur, prematürelerede bu oran %80 iken, büyük çocuklar %60 iner. Kadınların vücudu ortalama %52 erkeklerde ise ortalama %63 tır.

    Su vücudumuzundaki çeşitli sıstemlerin çalışması için büyük önem taşır.

    Örneğin dolaşım, sinir ve sindirim sistemlerinde çok önemli bir görev alır.

    Besin öğelerinin bağırsaklarda ulaşmasında görevlidir. Vücüttaki zararlı maddelerin atımını sağlar. Vücudumuzdakı ısıyı düzenler.

    Sıvı yediğimiz ve içtiğimiz bütün besinlerde vardır. Vücudumuzun ne kadar miktar su ihtiyacının etkiliyen bir kaç faktörler vardır. Örneğin yaş, fiziksel aktiviteye, kişinin sağlık durumu, yaşanılan iklim ve kişinin sağlık durumudur.

    Vücuttaki sıvı kaybımız idrar, dışkı, ter ve solunum yoluyla olur.

    Sıcak veya nemli havalarda vücutta ter miktarı artar ve böylelikle sıvı ve elektrolit kaybı da artar. Ayrıca hastalık durumlarda,ateş,ishal,kusma gibi durumlarda vücut su kaybeder. Bu gibi durumlarda daha fazla su içilmesi gerekiyor. Eğer kaybedilen sıvı yerine konmasa vücut dehidrasyona girebiliyor. Bu da özelikle bebeklerde ve çocuklarımızda tehlikeli bir durum oluşturabilir.

    Susama hissi oluşmadan yeterli sıvı tüketmemiz gerekiyor. Özelikle çocuklarımızda havalar ıssındığında bunlara özen göstermemiz gerekiyor.

    Sıcak havalarda genelikle çocuklarda artan fiziiksel aktivite terle gelisen sıvı kaybı ve vücut ıssını korunması için kaybedilen sıvı kaybı artacaktır.

    Sıvı tüketimizi nasıl artırabiliriz:

    Aldığımız besinlerden ve içeceklerden sıvı ihtiyacımızı sağlarız. Bunun 70% içeceklerden oluşmalı. Ana ve ara öğünlerde birlikte mutlaka birer su bardağı su tüketilmeli. Eğer ki eğzersiz yapıyorsak su tüketimizi artırmalıyız. Kısa sureli egersizlerde ortalama 400 ml ( 2 su bardağı) daha fazla su içmemiz gerekiyor.

    Daha fazla uzun ve kuvvetli eğzersiz yapıyorsanız su alımınızı artırmanız lazım.

    Bol meyze ve sebze tüketmeliyiz. Çoğu meyve ve sebzeler 80%oranda sudan oluşmaktadır. Örneğin kavun ve karpuz neredeyse 100% oranda su dan oluşmaktadır. Aynı zamanda süt, kefir yogurt gibi besinlerde tüketmelisiniz.

    Ama hepsinden en önemlisi çocuklarımıza su içme alışkanlığını öğretmemiz.

    Bu da yetişkinlerin örnek olmaları ile oluşur. Evde, okullarda, sosyal ortamlarda, reklamlarda, spor alanlarda su içmeyi teşfik edilmeli. Suyun önemini çocuklarımıza anlatıp su içmelerine destek olmak lazım. Şekerli içeceklerden uzak durmak lazım. Bu gibi içecekler şeker oranı yüksek ve kalorisi fazla oluyor. Bunun yerine başta su olarak, ayran, kefir gibi içecekler tercih edilmeli.

    Çocuklarımızın idrar rengi ve sayısından su tüketiminı ayarlayablirsiniz. Eğer idrar renksiz veya çok az renkli ise günlük sıvı ihtiyacınızı tamamlıyorsunuz demektir Bunun için hem kendinizin hem çocuklarınızın idrar rengini control etmeniz önemlidir.

    Yaşlara gore günlük sıvı ihtiyacımız:

    1-10 yaşındaki kız ve erkek çocularda sıvı gereksinimi 1.1lt ve 1.3 lt (ortalama 6-8 su bardağı).10-19 yaş arası bu 1.6 ve 2 litreye çıkar. Yetişkinler ise 2.5 litre içmelidir.

    Hamile (2.5 lt)v e emziren bayanlarin (3 lt) daha fazla sıvı alımı anne ve bebek sağlığı açısından çok önemlidir.