Etiket: Vitamin

  • B12 vitamin eksikliği ve mide ilişkisi

    B12 eksikliğinin en sık nedeni pernisiyöz anemi olarak bilinen hastalıktır. Pernisiyoz anemide vücut pariyetal hücrelere saldıran ve onları yok eden antikorlar üretir. Bunlar mide çeperinde bulunan ve intrensek faktör yapan hücrelerdir.

    İntrensek faktör midede yapılan ve B12 vitamininin bağırsaktan emilmesine yardımcı olan bir proteindir. Pernisiyöz anemide bu antikorlar intrensek faktöre veya bu faktörü üreten parşyetal hücrelere saldırır. Bu otoimmun yanıtın sebebi bilinmemektedir.

    Pernisiyoz anemide, %90 anti-pariyetal hücre antikorları (APA), %60 anti-intrensek antikorlar (AİA) pozitiftir. Bu durumda, midede bir çeşit otoimmün gastrit gelişir ve vitamin B12 emiliminde görev yapan intrensek faktör yapılamaz. Bu da B12 emilimini bozarak anemiye yol açar.B12 vitamini ağızdan yeterli alsak bile B12 eksikliği gelişir. Otoimmün Gastrit, kronik gastritlerin %10 ‘unu oluşturur.

    Hipokloridi (midede asit azlığı), aklorhidri (midede asit yokluğu) yüksek serum gastrini ile seyreder. Hazımsızlık mide asit azlığından dolayı görülür. Özellikle midede korpus ve fundusta glandüler atrofi ve metaplazi baskındır. Tipik olarak antrumda görülmez.

    Antrumda görülen atrofi daha çok “Helicobacter Pylori” nedenlidir. Submukozal kan damarları, incelmiş atrofik mukoza nedeniyle net görünebilir Lamina propriada diffüz ve derin lenfoplazmositik infiltrasyon görülür. İlerlemiş ya da son dönem incelemelerinde korpus ve fundusta pililer düzlemiştir ya da izlenmezler Ameliyatla midesi çıkartılanlarda B12 eksikliği ortaya çıkar.

    Eritrositlerin (alyuvarların) normal ve sağlıklı bir şekilde üretilebilmeleri için B12 vitaminine ihtiyaç vardır. Eğer B12 eksikliği olursa eritrositlerin (alyuvarların) sayısı azalır, hacimleri artar. Aynı zamanda, hashimato tiroiditi gibi ek otoimmün hastalıklar görülebilir.

    B12 vitamini eksikliğinin en sık nedeni atrofik gastrittir.. Bu hastalarda mide kanseri riski artmıştır. Bu nedenle bir gastroenterolog doktora başvurmak gerekebilir.

    B12 vitamin eksikliği belirtileri

    Dinlenmeyle geçmeyen yorgunluğun nedeni B12 vitamini eksikliği, buna bağlı olarak gelişen kansızlık ya da depresyon olabilir.

    Kobalamin olarak adlandırılan B12 vitamini suda eriyen bir vitamindir. Vücutta depolanır. Unutkanlık, yorgunluk ve uyuşukluk hissi ile belirti verir. Ağır derecede B12 eksikliği ise yorgunluktan çok daha ağır sorunlara neden olabilir. Dilde glossit denilen enflamasyona (iltihaba) yol açarak kırmızı renkte, pürüzlerini kaybetmiş bir dile yol açabilir.

    Özellikle yaşlılarda B12 vitamini eksikliği daha fazla hissedilir. Çabuk yorulma, eforla gelen nefes darlığı, çarpıntı, solukluk, isteksizlik görülür. Anemisi derin olanlarda baş dönmesi, kulak çınlaması ve göz kararması gibi şikayetler de bulunabilir. El ve ayak uçlarında karıncalanmalar, denge duyusu bozukluğu ve bunamaya benzer tablolar yapabilir. Sinir sistemi bulgularının erken tanısı çok önemlidir. Vitamin B12 hayvansal kaynaklı bir vitamindir.

    Günlük gereksinim 1 mikrogramdır. B12 vitamini sinir hücrelerini korur ve ileri yaşlarda depresyon ve Alzheimer riskini düşürür. Ama mide kökenli olan B12 vitamin eksikliğinde ağızdan alınan B12 vitaminleri B12 düzeyini yükseltmez. O zaman parenteral (iğne) şeklinde tedavi verilir. Bu nedenle mide B12 vitamin eksikliğinin nedeninin mide kökenli olup olmadığını anlamak tedavi yöntemi açısından önemlidir.

  • D vitamini ve kemik sağlığı

    D vitamini hem vücuda dışarıdan alınan, hem de güneş ışığı sayesinde ciltte yapılan bir vitamindir. Günümüzde çok yaygın etkileri ve kendi özel reseptörleri de olduğundan bir hormon olarak da kabul edilmektedir. D vitamininin görevi, kemik yapımı için gerekli olan harç maddelerinden kalsiyum ve fosforun bağırsaklardan emilimini sağlamaktır. Yiyeceklerle aldığımız ve ciltte yapılan D vitamini öncül maddedir. Yani aktifleşmeden D vitamininden beklenen etkileri gösterememektedir. D vitamininin aktifleşmesi ilk olarak karaciğerde, ikinci olarak da böbreklerde gerçekleşen iki aşamalı bir aktivasyon sürecini gerektirir. Dolayısıyla ciddi karaciğer ve böbrek hastalıklarında D vitaminin aktivasyonu olmadığından eksiklik belirtileri görülür.

    Sağlıklı bireylerde yeterli güneşlenme ve yiyeceklerle alım söz konusu ise D vitamin eksikliği gelişmez. Ciltte yeterince D vitamininin yapılması bazı şartlara bağlıdır. Ülkemiz için D vitamini yapılabilecek dalga boyundaki güneş ışınlarının uygun açısı, Mayıs-Kasım ayları arasında ve saat 10:00-15:00 arasında ulaşmaktadır. Yeterli D vitamini yapımı için güneşlenirken cilt-güneş ışını arasında herhangi bir engel (giysi, cam ve kozmetik madde gibi) bulunmamalıdır. Cilt hafif pembeleşinceye dek ve vücudun en az %70’i güneşe maruz kalınca sentezlenen D vitamini miktarı yaklaşık 3 bin üntedir. Buna minimal pembeleşme miktarı denir ve cilt rengine göre bu düzeye ulaşma süresi değişir. Örneğin açık cilt rengi olanlar daha kısa sürede bu kadar D vitamini yapabilir. Günlük D vitamin gereksinimi, sağlıklı bir yetişkin için 600-800 ünitedir. D vitamini yağda depolanabilir bir hormon olduğundan, yeterli yapıldığı takdirde kış aylarında D vitamin takviyesi de gerekmez.

    Yiyeceklerden en fazla D vitamini içeren besinler karaciğer, balık, yumurta, tereyağı, peynir ve mantardır.Ancak mantarın da yeterince D vitamini içermesi için güneş görmüş olması gerekir.

    D vitamini eksikliğinde kemik yapımında kullanılan kalsiyum ve fosfor emilemeyeceğinden osteomalazi dediğimiz kemik rahatsızlığı olur. Şiddetli D vitamin eksikliğinde kemiklerde ağrı ve hassasiyet, çok uzun sürmesi durumunda kan kalsiyum ve fosforunda düşme ve buna bağlı belirtiler görülebilir.

    Yaşla birlikte ciltte D vitamini yapımı azalır, bağırsaktan kalsiyum emilimi azalır ve böbreklerde de D vitaminin aktifleşmesi azalır. Bu nedenle yaşlı kişilerde günlük D vitamini ihtiyacı biraz artmakta ve ağız yoluyla takviye gerekebilmektedir.

  • Yaz yorgunluğu

    Yaz deyince tabii aklımıza hemen güneş, deniz, seyehat gibi güzellikler geliyor ama ama madalyonun digger yüzünde de aşırı sıcaklar, yorgunluk, infeksiyon ve kaza riskleri var.

    Zayıflama Diyetleri:
    Yaz aylarının risklerinden biri de plajlara hazırlık için sezon yaklaştığında uygulanan hızlı dengesiz zayıflama diyetleridir. Çoğu zaman telaşla ve bilinçsiz yapılan bu diyetler iel kas dokusu kaybı olmakta, vitamin mineral noksanlıkları gelişmekte bunlarda yorgunluk, kas eklem ağrıları kramplar ile sonuçlanmaktadır.

    Aşırı sıcaklar
    Aşırı sıcaklarda kalp damar hastalıkları bakımından risk artar, tansiyon yüksekliği olur, basınca karşı çalışan kalp çabuk yorulur yorgunluk baş göstermeye başlar. Sıvı ihtiyacı karşılanmazsa idrar miktarı azalır, üre birikmeye başlar yorgunluk ve kas ağrıları oluşur.

    Biyolojik Ritim
    KIştan yaza geçmek vücut için biyolojik ritim değişikliğidir ayrıca yaz günlerinde geceleri daha fazla dışarıda kalma , eğlence seyahat gibi nedenler ile de gece ve gündüz ritimlerinin değişmesi vücut için stress kaynağıdır. Sınırda hormonal dengelere sahip bireylerde adaptasyon güçlüğü olabilir ki bu da yorgunluk, tansiyon düşüklüğü kas ağrıları ile sonuçlanabilir.

    Isı değişimi:
    Nosiseptör denilen ağrı reseptorleri en fazla mukozalarda , cilt altı dokuda bulunur, ısı ve iklim değişimlerinden harekete geçer, havadaki elektrik yükünün değişmesinden etkilenir ve daha fazla ağrı hissederiz. Kıştan yaza geçişte havadaki iyon dengesindeki değişiklik daha fazla yorgunluk ve ağrı hissetmemizin nedeni olabilir.

    Terleme:
    Yaz dönemi klasiklerinden biri de terlemedir Vücut ısı kontrolu için bolca terler. Terin vücutta kuruması halinde kas ağrıları tetiklenebilir, ter emen pamuklu giysiler kullanılmalı , naylon oranı yüksek giysiler kullanmamalıdır. Ayrıca aşırı terleme ile mineral eksiklikleri olabilir ki bu da yorgunluk nedenlerinden biridir Uygun beslenme ve destek ürünler ile karşılanmalıdır. Sıvı ihtiyacını karşılamak için hijyenik olmayan su kaynaklarının kullanılma olasılığı yaz döneminde fazladır bu durum da yaz ishalleri ile sonuçlanır.

    Anksiete -Stres
    Yaz döneminin önemli özelliklerinden olan tatilin zamnında iyi planlanmaması, son ana bırakılması gerginlik ve strese yol açabilir. Böyle bir tatilin hem öncesinde hem de sonrasında gerginlikler yaşanabilir. Kurumsal çalışanlar için yaz döneminde izinde olan personelin işini digger personeller yapmak durumunda kalır, görevde olanlar için iş temposunda artış olabilir bu süreci de yöneticilerin iyi planlaması gerekir. Aksi halde fiziksel ve psikolojik yorgunlauğa yol açabilir.

    YAZIN HİSSETTİĞİMİZ YORGUNLUĞUN KİLO İLE İLİŞKİSİ VAR MIDIR? KİLO ARTTIKÇA DAHA MI YORGUN HİSSEDER KİŞİ KENDİNİ?

    Vücut ağırlığı ile yorgunluk arasında birliktelik sıktır. Beden kitle indeksi 24 ün üzerinde olan her ağırlık vücut için bir yüktür ve bu yük ne kadar fazla ise yorgunluk o kadar fazladır. İdeal kilomuzdan 10 kilo fazla olduğumuzu düşünelim hergün her an yanımızda 10 litrelik bir su bidonu taşıyor gibiyiz , bunun bizi ne kadar yormuş olabileceğini tahayyül ediniz. Başta kalp ve kas iskelet sistemi bu durumdan hiç hoşnut olmayacaktır.
    Ayrıca kilo fazlalığı şeker hastalığını, en azından insulin direncini davet eder. İnsülin direnci kanda insulin fazlalığı anlamına gelir. Vücut şekeri kontrol edebilmek için fazla insulin salgılamak zorunda kalır. İnsülin fazlalığı şekeri kontrol eder fakat kan şekeri düşmelerine yol açar , tekrar tatlı yeme ihtiyacı doğar , sonuçta kan şekeri tekrar yükselir , ardından insulin yükselir, kan şekeri düşer …… bu dalgalanmalar uyku hali yorgunluk ve kilo almaya , karaciğer yağlanmasına yol açar.
    İnsülin direncinde kan şekeri düşmesi ile insülinin zıddı olan hormonlar artar bu da çarpıntı ve aşırı terleme ile sonlanır. Tuz dengesi bozulur ve çarpıntılar ile kalp daha çabuk yorulur yetmezlik süreci hızlanır. Her iki durum da yorgunluğu arttırır.
    Ayrıca kanda insulin fazlalığı bulunması potasyum, magnezyum gibi elementlerin hücre içine girmesine yol açar böylece kandaki miktasrları azalır. Halbuki bu mineraller kalp , solunum ve diger çizgili kasların optimal çalışmasını temin eder

    YAZ YORGUNLUĞUNUN ÖNÜNE GEÇMEK İÇİN NE YAPMALI?
    – Güneşlenmeyi abartmayın
    – Sık sık ılık-soğuk duş alın
    – Uzun süre klimalı ortamda durmayın
    – Spor yapın
    – Bol su tüketin
    – Alkol ve sigaradan uzak durum
    – Bol sebze – meyve yiyin
    – Stres eşiğinizi aşmayın

    Güneşte kalın ama abartmayın: Yazın en önemli özelliklerinden biri daha fazla güneşe maruz kalmaktır. Hiç şüphesiz bunun d vitamini sentezlenmesi, sıcağa duyarlı mikroorganizmaların yok edilmesi, psikolojimiz üzerine pozitif etki gibi faydaları vardır Ancak cilt kanserlerinin de %80 inin güneşe fazla maruz kalan bireylerde olduğunu hatırda tutmak gerekir. Özellikle Saat 1100- 1500 arası güneş ışınlarının dik olduğu ve zararlarının daha fazla olduğu zaman dilimidir. Güneş koruyucu kremler, güneş ışığını daha az geçiren iyi kumaştan giysiler, gözlük, şapka kullanılması ihmal edilmemelidir.

    Sık duş alın : özellikle soğuk su ile duş almanın bir çok faydaları bildirilmiştir. Bunlardan bazıları : bağışıklık sisteminin uyarılması, kan dolaşımı ve lenf dolaşımının uyarılması, enerji üretiminin artması, ısı üretimi çabası sırasında yağların yakılması ve kilo kaybı , hormon salınımının artması dır. Sıcaktan ani olarak soğuk duşa geçmek zor olabilir, ılıktan soğuğa geçmek şeklinde uygulanmalıdır.

    Klimadan uzak durun: İlk planda çok faydalıymış gibi görünen klimanın bir çok zararları vardır. Dikkatli kullanılması gerekir. Allerjik reaksiyonu tetikleyebilir, gribi alevlendirebilir, baş ağrısı ve kas spazmalarına yol açabilir ve belkide en önemlisi içinde bulunma ihtimali yüksek olan legionella gibi mikroorganizmaları ortama püskürtmek süretiyle solunum yolları infeksiyonları gelişmesine yol açabilir.

    Spor/egzersiz yapın: Egzersiz vücudun doğal mutluluk hormonu olan endorfin düzeyini yükselterek yorgunluk ve anksieteyi azaltır. Aerobik egzersiz kişinin kendine olan güvenini arttırarak daha iyi , genç hissetmesini sağlar. Düzenli yapıldığında kas gücü efor kapasitesi artar. Egzersizin aşamalı olarak arttırılarak yapılmasının kronik yorgunlukta kanıtlanmış tedavi değeri vardır. Günde 5-10 dk ile başlayıp haftada enaz 150 dk ya kadar arttırılmalıdır. Planlı programlı egzersiz zamanı olabileceği gibi yoğun çalışan bireylerin günlük etkinlikleri arasına serpiştireceği aktiviteler şeklinde de olabilir. Ancak yorgunluktan kurtulmak isteniyorsa “zaman yok” mazeretine sığınılmamalıdır

    Bol su tüketin : Özellikle yaz aylarında sıvı kaybı olmaktadır Günlük ihtiyaç olan 1.5-2 litrenin de üzerinde su tüketini gerekli olabilir. Yeterli sıvı tüketilmesi ile kan basıncının optimal düzeyde idamesi ve üre gibi toksik maddelerin idrar yoluyla atılması sağlanmış olur. Ancak kalp ve böbrek hastalığı olanların tüketebilecekleri su miktarları doktorlarının tavsiyesine göre olmalıdır. Fazla su bu bireylerde ödeme ve yorgunluğa yol açabilir.

    Alkol ve sigaradan uzak durun: En önemli toksik madde alkoldür. Kalp, kaslar ve karaciğer üzerine başta olmak üzere bir çok dokulara toksik etkisi vardır. Bu organlarda yaptığı hasar ile en hafif şekliyle yorgunluk ile daha ağır şekliyle organ yetmezliği ile sonlanır. Sigara hem oksijenlenmenin azalmasına hem de yüzlerce kanserojen madde nedeni ile kanser gelişimine , endotel hasarı ile de damar sertliği ve hızlanmış ateroskleroza yol açar . Bu patolojik süreçlerinde herbirinde yorgunluk ilk olarak gözlenen yakınmadır. Alkol ve sigarayı bırakmak da yorgunluktan kurtulmada en önemli etkenlerden birisidir.

    Bol sebze ve meyve tüketin: Günde en az beş defa sebze ve / veya meyva tüketmeye çalışın . Vitamin ve mineral ihtiyacı karşılanmış , kilo alımının önüne geçilmiş olur, insülin direnci ve karaciğer yağlanması gelişmez. Maddi olanaklara ve mevsime göre bu alımı şekillendirmek mümkündür. Beş farklı meyve ve sebze anlamına gelmiyor , bir iki çeşit bile olsa beş ayrı zamanda alınması önerilmektedir. Mümkün olduğu kadar taze ve çiğ olarak tüketmeye bakın, fazla ısıya maruz bırakmaktan kaçının.

    Stresi kontrol etmeyi bilmeliyiz. Herkesin bir stres eşiği vardır ve bu eşiği aşmamak gerekir. Hafif stres olması hayatın tuzu biberidir ancak patolojik boyuta varmaması gerekir. Herşeyi kontrol etmenin , insanın gücünü aşan bir şey olduğunu anlamalı, evde işte yaşanılan ortamda güven ortamını geliştirmeli ve her aşamada sorumluluklar paylaşılmalıdır. Ajanda kullanmayı alışkanlık haline getirmeli , zaman planlaması yapmalı . Başkasının aramasını beklemeden arkadaşlar, aile üyeleri ve yakın akrabalar aranmalı hal hatır sorulmalıdır. Beynimizi zaman zaman adeta formatlamalı, kullanılmayan bilgiler silinmeli, gereksiz yere kaygı gerginlik oluşturan hatalı düşünceler silinmeye çalışılmalı ya da üzerine giderek çözümlenmeli sağlıklı düşünce haline dönüştürülmelidir. Kendi isteklerimizin gerçekleşmesini istiyorsak başkalarının da isteklerini gerçekleştirmesine yardımcı olmamız gerektiği unutulmamalı ve nihayet ırmağın karşısına geçmek istiyorsak ırmağın kesilmesini beklemek olmaz, o hep akmaya devam edecektir, uygun bir vasıtayla karşıya geçmeliyiz.

    Uyku ritminizi bozmayınız : uyku ritmine dikkat etmek gerekir. Rahat bir uyku için yatağa girmeden önce günlük bütün stres nedenlerinizi aklınızdan uzaklastırmak, hosa giden konuları düsünmek veya hoslandıgınız bir filmi seyretmek, düzenli bir uykuyu saglayabilir.Vücudumuzun da gece ve gündüze göre ayrı faaliyet gösteren biyolojik, hormonal ve enzimatik ritmi vardır. Dolayısıyla geceyi gece gündüzü de gündüz gibi yaşamamız gerekir. Huzursuz, az ve kalitesiz uykuyla geçen geceden sonraki gün zinde olmak güçtür.

    Düzenli hayat tarzı, hafif fiziksel egzersizler, saglıklı beslenmek ve ideal kiloyu korumak da kronik yorgunluk sendromu ve benzeri rahatsızlıklardan korunmak için uygulanması gereken temel kurallardır.
    Ayrıca mutlaka doktor kontrolünde olmak kaydıyla belirli süre için vitamin ve mineral takviyesi önerilir.

    YAZIN ÖZELLİKLE ALINMASI GEREKEN VİTAMİNLER NELERDİR? DOĞAL YOLLARDAN VEYA TABLET OLARAK…

    Halsizlik, ruhsal veya fiziksel yorgunluk ile karakterize düşük enerji halidir. Gün boyu tükettiğimiz gıdalar vücudumuz tarafından işlenerek günlük faaliyetlerin yerine getirilebilmesi için gereken enerjiye dönüştürülür. Yetersiz beslenme ise bu enerjinin tam olarak sağlanamamasına ve halsizliğe yol açabilir. Doğru gıdaları tüketerek enerjinizi arttırabilir ve halsizlikten kurtulabilirsiniz.
    Protein: Protein kaslar için gereken enerjinin ana kaynağıdır. Yüksek protein içeren ve “tirozin” bakımından zengin gıdalar norepinefrin ve dopamin üretimini arttırarak motivasyon ve uyanıklık sağlar. Ancak sığır eti ve yumurta gibi protein kaynaklarının sık tüketimi kötü kolesterol seviyelerini yükseltebileceğinden, yarardan çok zarar verebilir. Bunun yerine protein kaynağı olarak derisiz tavuk eti, balık, fasulye gibi alternatif besinleri kullanabilirsiniz.
    Yoğurt: Sindirimi kolay olan yoğurt iyi bir protein kaynağı olmasının yanı sıra sindirimi kolaylaştıran “iyi” bakteriler olan probiyotik bakımından da zengindir. Bağışıklık sistemini güçlendirirken kronik yorgunluğa iyi gelebilir.
    Kompleks Karbonhidratlar: Kompleks karbonhidratlar vücudun birincil enerji kaynağıdır. Yeterli miktarda enerji için nişastalı gıdalar, sebze ve meyve, kepekli tahıllar yiyebilirsiniz. Ayrıca uyku alışkanlıklarını düzenleyen ve ruh halini geliştiren serotonin bakımından zengin olan kompleks karbonhidrat içeren gıdalar kan şekeri seviyesinin korunmasına da yardımcı olur.
    Su: Su teknik olarak “yiyecekler” kategorisinde yer almasa da enerji ve kronik yorgunlukla savaşınızda en büyük yardımcınızdır. Yorgunluk vücudun susuz kaldığının ana göstergesidir. Gün boyu hiç bir fiziksel aktivitede bulunmasanız bile terleme yoluyla su kaybedersiniz. Bu suyu yerine koymak için 8 bardak su içmeye özen gösterin. Sade suyun dışında kafein içermeyen bitki çayları, saf meyve suları ve elektrolit takviyesi sağlayan içeceklerden faydalanabilirsiniz.
    Demir: Demir eksikliği anemisinin belirtileri arasında kronik yorgunluk bulunmaktadır. Bazen demir eksikliği yetersiz beslenme sonucu geçici olarak da yaşanabilir. Demir eksikliğinde kandaki oksijen azalarak organlara oksijen akışı sekteye uğrar ve bunun sonucunda halsizlik görülür. Demir bakımından zengin et, balık ve yeşil yapraklı sebzeler yiyerek bunu engelleyebilirsiniz.
    Her sabah mutlaka kahvaltı edin ve kahvaltı listenizde kompleks karbonhidratlar içeren yulaf ezmesi gibi gıdalar tüketin. İçecek olarak bir bardak taze sıkılmış portakal suyu içebilirsiniz.
    İşlenmiş, fast-food gıdalardan uzak durun. Bu tip gıdaların besin değerleri genelde düşüktür. Ayrıca kan şekerinde dalgalanmalara neden olarak ani yorgunluk ve halsizliğe yol açabilirler.
    Öğle yemeklerinde mutlaka protein içeren bir besin tüketin. Bu saatlerde alınacak protein günün geri kalanında daha dinç olmanızı sağlayacaktır. Tavuk eti, balık, fasulye gibi protein kaynaklarını kullanabilirsiniz.
    Kahve içmek geçici bir enerji verebilir ancak kafein etkisini kaybettikten sonraki halsizlik daha şiddetli olacağından kafein tüketimini kontrol altında tutun.

    Vitaminler
    C ve B grubu vitaminler yorgunluğu azaltır. Bunları içeren gıdaların doğrudan alınması en doğru olanıdır. C Vitamini içeren turunçgiller, B vitamininden zengin tahıllar, hayvansal gıdalar, kompleks karbonhidratlar yorgunluk ile mücadelede önemlidir.
    Ginko biloba: Ginko bitkisinin ekstresinden elde edilir. Yorgunluk giderici etkisi vardır. 50 mg lık tabletleri kullanılır
    Koenzim Q10. Yorgunluğu önleme , gidermede enerji verici. Kalp kasları üzerine yararlı, Hücrelerin enerji üretme kapasitesini arttırır. 150- 300 mg günlük dozları
    Magnezyum: Hücrelerin fizyolojik yaşlanmasını geciktirir, stress baş ağrılarını azaltır,sinir sistemi ve kas gerginliğinde rahatlama sağlar, alkol gibi toksik maddelerin hücreye zararını azaltır

    Enerji üretimiyle ilgili suda çözünen vitaminler :
    Tiamin
    Riboflavin
    Niasin
    Piridoksin
    Pantotenikasid
    Hematopoetik suda çözünen vitaminler
    Folik asid
    Vitamin B12

    B1: Thiamin
    Kuşkonmaz, yer fıstığı, bira mayası, esmer pirinç (beyazda bu vitamin kalmaz), kuru fasulye, kuzu karaciğeri, yulaf unu, ayçiçeği çekirdeği, buğday özü, rafine olmayan buğday unundan ekmek, bezelye, yumurta sarısı, ceviz
    Karbonhidratlardan enerji oluşumu, Vücutta hemoglobinin düzenlenmesi, Sinir sisteminin uygun faaliyeti için gereklidir

    B2 Riboflavin
    CHO, Protein ve yağların kullanımında, Enerji metabolizmasında rolü vardır.
    Süt, yoğurt, peynir
    Karaciğer, yağsız et
    Yapraklı sebzeler, baklagiller
    Maya ve hububat

    B3. Niasin
    Karaciğer, bira ve ekmek mayalarında, buğday kepeği, peynir, et, havuç ve domates gibi gıdalarda bulunur.
    Proteinler, yağlar ve karbonhidratların parçalanarak kullanılmasına yardım eder. Cildin, dilin, dişetlerinin, sindirim sisteminin sağlığını korur. Öbür B vitaminleriyle birlikte çok yararlıdır.
    Niasinin fazla kulanılması Çabuk yorulma, Kas glikojen depolarında boşalmayı hızlandırır.

    B5Pantoteik asit
    Koenzimformunda karbonhidrat, yağ ve proteinlerin sentezinde, parçalanmasında ve enerji elde edilmesinde rol oynarlar. Kolesterol ve değişik adrenalin hormonlarının yapımında, sinir sisteminin kimyasal maddesi olan asetilkolin’ in formasyonu için gereklidir.
    Balık,Tavuk,Yumurta,Peynir,Fasulye,Tüm tahıllar,Hububatlar,Karnıvahar,Bezelye,,Avakado
    Patates,Mısır,Kuruyemişler,Dana eti
    Yetersizliğinde; Alerji, Doğumsal bozukluklar zihinsel yorgunluk,Baş ağrısı, Kramplar

    B6 Pridoksin
    Bağışıklık sistemini güçlendirir, uyku düzenimizi, ruh durumumuzu etkileyen hormon olan serotonini arttırır
    Karbonhidratlardan enerji oluşumuna yardımcı
    Hemoglobin (Hb) ve oksidatif enzimlerin düzenlenmesinde
    Sinir sistemi faaliyeti için yardımcı

    muz, avakado, tavuk eti, patates, ıspanak, bezelye, bira mayası, havuç, yumurta,
    balık ve bütün hububatlar ıspanak, kepekli ekmek, kuruyemiş

    B7 Biotin
    Kaynakları: En çok yumurta sarısında,Karaciğer,Süt,Böbrek,Maya,
    Eksikliğinde;dermatitler,kas ağrıları,iştahsızlık,anemi,Halsizlik,Saç dökülmesi

    B9 Vitamini-Folik asit
    Doğada en çok yeşil yapraklılarda ve karaciğerde bulunur.

    B12 Eksikliğinde;
    Yorgunluk
    Nefes darlığı
    Kilo kaybı
    Sinirsel problemler
    Unutkanlık
    Çarpıntı
    El ve ayaklarda karıncalanma
    Genelde enjeksiyon yolu kullanılır
    Neden eksiklik oluşur?
    •Aşırı oranda alkol tüketimi
    •Yeteri kadar tüketilmeme
    •Bazı ilaçların uzun süre kullanımı
    •Emilim bozukluğu

    C vitamini
    C vitamini en çok portakal, mandalina, greyfurt ve limon gibi turunçgillerde bulunur, maydanoz, kabak, karnabahar, domates, lahana, ıspanak ve kıvırcık salata, patates ve yeşil biberde bol miktarda bulunan C vitamini tüm taze sebze ve meyvelerde de yeterli miktarda yer alır.Kuşburnu, kivi, çilek ve misket limonu da içinde C vitamini barındıran önemli besinlerdendir.

  • Bilinçsiz vitamin kullanımı hasta ediyor

    Sağlıklı yaşam, hastalıklardan korunma ya da enerji kazanmak için alınan vitaminlerin kullanımı giderek artıyor. Vitamin ihtiyacını doğal besinlerden almak yerine bilinçsizce ek vitaminler kullanmak ise hastalıklara davetiye çıkarıyor.

    Karaciğer ve böbrek sağlığını tehdit edebilir

    Sağlıklı bireylerin gıdalarına ek olarak vitamin almalarına gerek yoktur. Ancak kişinin vitamin eksikliği varsa isteğine bağlı olarak değil doktor kontrolünde ek vitaminleri alması gerekmektedir. Çünkü bilinçsizce tüketilen A vitamini karaciğer bozukluğuna; C vitamini, böbrek taşına ve mide rahatsızlıklarına yol açabilmektedir.

    Gereksiz vitamin kullanımı vücuda zarar verir

    Gereksiz yere alınan A vitaminin fazlası vücutta birikip karaciğer zehirlenmesine yol açabilmektedir. D vitamininin fazlası ise kandaki kalsiyumun yüksek konsantrasyonda olmasına neden olabilir. Kalsiyumun fazlası böbrek taşına sebep olabilirken; yüksek miktardaki niasin (B3) sinir sisteminde, kandaki glukoz ve yağda uyuşturucu etkisi yaratabilmektedir. B6 vitamininin uzun süreli yüksek dozda alımı ise kimi zaman geri dönüşümü olmayan sinir hasarlarına neden olabilmektedir. ABD’de yapılan bir bazı bilimsel araştırmalar da aşırı vitamin kullanımı ile ilerlemiş prostat kanseri arasında bağlantı olduğu da gösterilmektedir.

    Fazla alınan C vitamini taş oluşumuna neden olabilir

    Soğuk algınlığı, grip gibi hastalıklarda ilk başvurulan C vitamini tüketimi olmaktadır. Ancak yüksek dozda ve uzun süre C vitamini alınması oksalat taşları oluşturabilmektedir. Ayrıca C vitamininin mide asidini artırdığı ve midenin saldırgan faktörlerinden biri olduğu da bilinmektedir. Anemik hastalarda demirle birlikte C vitamini alınması önerilir; ancak demir birikimi olan hemokromatoz durumlarında ve hemolitik anemilerde C vitamini önerilmemektedir.

    Her bireyin vitamin ihtiyacı farklıdır

    Gerekli olan vitaminler ve miktarları doktor kontrolünde belirlenmelidir. Genellikle büyüme ve gelişme çağında, hamilelikte, ileri yaşlarda, kronik hastalığı olanlarda, alkolizmde eksikliği belirlenen vitaminler kullanılmaktadır. Vitaminlerin tavsiye edilen günlük miktarları “RDA” olarak tanımlanmaktadır. Bu değerler vitaminlerin etiket bilgilerinde yer almaktadır. Ama yine de ihtiyaç duyulan miktar kişiden kişiye farklılık gösterebileceğinden mutlaka doktor kontrolünde olunmalıdır. Çünkü belirli hastalıklarda kişiye daha yüksek oranda vitamin tavsiye edilir; ayrıca ilaçlar vitaminlerin aktivitelerini engelleyebilmektedir.

    Vitaminleri doğal yolla besinlerden alın

    Doğru bir beslenme programı ve besin çeşitliliği ile vücudun günlük vitamin ihtiyacı karşılanabilmektedir. Vitaminlerin çoğu bitkisel ve hayvansal besinlerde zaten bulunmaktadır. Bunun için doğal yollarla sebze ve meyve ağırlıklı ve dengeli bir beslenmeyi tercih edilmelidir. Mevsimine göre uygun miktarlarda tüketilen taze meyve ve sebzeler en zengin vitamin ve mineral kaynaklarıdır.

  • Vitamin gereksinimi, kullanımı ve vitamin eksikliğine bağlı hastalıklar

    *Vitaminler niçin vücudumuz için gereklidir?

    Vitaminler vücuttaki temel biyokimyasal tepkimelerin işleyebilmesi için gereklidir.Organizmanın normal fonksiyonları,büyüme-gelişme,doku onarımı için vitaminlere ihtiyaç vardır.

    Yetişkin ve çocukların günlük vitamin ihtiyaçları ne kadardır? Bu miktardan fazla almanın bir yararı var mıdır?

    Vitamin A :erkeklerde 1000,kadınlarda 800mikrogram

    Vitamin B1:erkeklerde 1,2-1,5 mg,kadınlarda 1-1,1 mg

    Vitamin B2: erkeklerde 1,3 mg,kadınlarda 1,1 mg

    Vitamin B3:erkeklerde 16 mg,kadınlarda 14 mg

    Vitamin B5 :Pantotenik asit:erkek ve kadınlarda 5 mg

    Vitamin B6: erkeklerde 1,7 mg kadınlarda 1,5 mg

    Vitamin B12: erkek ve kadınlarda 2,4 mikrogram

    Vitamin C:erkeklerde 90, kadınlarda 75 mg

    Vitamin D :erkek ve kadınlarda 5-10 mikrogram

    Vitamin E: erkeklerde 10 mg,kadınlarda 8 mg

    Vitamin K:erkek ve kadınlarda 70 mikrogram

    Pantotenik asit:erkek ve kadınlarda 5 mg

    Bu miktarlardan fazla alınmasının bir yararı yoktur.Aşırı miktarda alımlar toksik etki yapabilir.

    Hangi gıda hangi vitaminler açısından zengindir?

    Vitamin A:Karaciğer,balık,yumurta,süt,koyu yeşil sebzeler,koyu renkli meyvelerde bulunur.

    Vitamin B1:Baklagiller,kırmızı et,işlenmemiş tahıl ürünleri,fındık

    Vitamin B2:Süt ve süt ürünleri,tahıllar,balık,yumurta,karnabahar,baklagiller

    Vitamin B3: Süt ürünleri,balık,yumurta,fındık,kümes hayvanları

    Pantotenik asit:Karaciğer yumurta sarısı sebzeler

    Vitamin B6: Baklagiller,fındık,buğday kepeği,et,tavuk,muz,patates,kavun,ıspanak

    Vitamin B12:Süt ürünleri,alabalık,somon,kırmızı et,tavuk,yulaf ezmesi

    Vitamin C:Turunçgiller,yeşil sebzeler,domates,patates

    Vitamin D:Süt,yumurta,margarin,somon,yulaf ezmesi

    Vitamin E:Ayçiçek yağı,bugday tohumu yağı,fındık,badem,et,zeytin yağı

    Vitamin K:Yeşil yapraklı sebzeler,tereyağı,margarin,karaciğer,süt,kırmızı et,kahve,armut

    Sürekli vitamin almak doğru mudur?

    Vitamin eksikliğine yol açan bir hastalık ya da yetersiz gıda alımı,beslenme bozukluğu gibi bir durum yoksa sürekli vitamin alınmasına gerek yoktur.

    Bazı vitaminlerin fazla alınması vücutta toksik etkiye ve hastalığa neden olur.

    Vitaminin eksiklikleri nelere yol açar?

    Vitamin eksikliği,eksik olan vitaminin vücutta rol aldığı fonksiyonların bozulmasına neden olur.

    Vitamin A eksikliğinde gece körlüğü,deri lezyonları,göz kuruluğu,çocuklarda enfeksiyonlara eğilim görülür.

    Vitamin B1 eksikliğinde kalp ve sinir sistemi bozuklukları,B2 eksikliğinde ağız ve deride yaralar,B3 eksikliğinde ağızda yaralar,cilt döküntüleri,depresyon,nöbetler,karın ağrısı,ishal,B5 eksikliğinde ayaklarda yanma,kronik yorgunluk,depresyon ve huzursuzluk,baş ağrısı karın ağrısı,enfeksiyonlara eğilim,B6 eksikliğinde cilt lezyonları,ağız ve dilde yaralar,depresyon,yaygın güçsüzlük,bebeklerde ishal,nöbetler ve kansızlık,B12 eksikliğinde kansızlık,el ve ayaklarda uyuşma,denge kaybı,hafıza kaybı,huzursuzluk,depresyon,halüsinasyon,tansiyon düşüklüğü görülür.

    Vitamin C eksikliğinde skorbüt denilen hastalık gelişir.Skorbüt belirtileri cilt içine,eklem aralığına,karın boşluğuna kanama,diş eti kanamasıdır.Halsizlik,güçsüzlük,depresyon,çocuklarda kemik gelişim bozukluğu görülebilir.

    Vitamin D eksikliğinde raşitizm ve osteomalazi denilen kemik gelişimi ile ilgili bozukluklar meydana gelir.

    Vitamin E eksikliğinde nörolojik bozukluklar, hemolitik anemi,bağışıklık sisteminde zayıflama,katarakt ve retina dejenerasyonu oluşur.

    Vitamin K eksikliğinde kolay kanama ve kanamaya ait bulgular gözlenir.

    Çocuklarda vitamin eksikliğinin belirtileri nelerdir?

    Vitamin eksikliği belirtileri eksik olan vitaminin vücutta oynadığı role göre değişir.Çocuklarda büyüme gelişme geriliği halsizlik davranış bozukluğu infeksiyonlara eğilim görülebilir.

    Yetişkinlerde vitamin eksikliği nasıl anlaşılır?

    Yetişkinlerde vitamin eksikliği kendisini en çok vitamin eksikliğine bağlı gelişen anemi sonucu halsizlik yorgunluk ile belli eder.Bunun yanı sıra saç dökülmesi,ağız ve dilde tekrarlayan yaralar,kas güçsüzlüğü,kilo kaybı,el ve ayaklarda uyuşma,unutkanlık,sinirlilik gibi belirtiler görülür.

    Vitaminlerin tamamını beslenerek almak mümkün müdür?
    Gıda emilim bozukluğu yoksa vitaminlerin beslenme yoluyla alınması mümkündür.Ancak Vitamin D için güneş ışığı gereklidir.Vücuttaki vitamin D oluşumu güneş ışığına yanıt olarak gerçekleşir

    Besinlerin vitaminlerinden daha iyi yararlanabilmek için ipuçları nelerdir?

    Vitaminler suda ve yağda eriyenler olmak üzere 2 gruptur.B vitaminleri ve C vitamini suda ,A,D,E,K vitaminleri yağda erir.Yağda eriyen vitaminleri içeren gıdaların bir miktar yağ ile alınması vitamin emilimini arttırır.Gıdalar ile birlikte fazla miktarda tüketilen çay kahve alkol vitamin emilimini azaltır.Sebze ve meyveleri taze olarak tüketmek,tahılları işlenmemiş olarak kullanmak vitaminlerden daha fazla yararlanmayı sağlar.

    Vitamin desteği yapılması gereken durumlar nelerdir?

    Besinlerle alınan vitaminlerin kana geçmesine engel olan emilim bozukluğu hastalıklarında,mide –barsak ameliyatı geçirenlerde,alkolizmde,kanserlerde,hemodializ hastalarında,beslenme sorunu olan yaşlılarda,gebelerde ,vejeteryan beslenenlerde,zayıflama rejimi yapanlarda vitamin desteği yapılmalıdır.

    İhtiyaç olmadığı halde vitamin alınmasının zararı var mıdır?
    Özellikle yağda eriyen vitaminlerin fazla alınması toksik etkilere neden olur.Bu yüzden gereksiz vitamin kullanılmamalıdır.

    Hangi vitaminlerin fazla alınması sağlık için risk oluşturur?

    Yağda eriyen vitaminlerin fazla alınması vücutta bazı zararlı etkilere neden olabilir.
    A vitamini fazlalığı kafa içi basınç artışı,karaciğer hastalığı,gebelerde düşüklere ve bebekte anomalilere yol açabilir.D vitamini fazlalığı kabızlık iştahsızlık bulantı böbrek yetmezliği yapabilir.K vitamini fazlalığı karaciğer hasarına neden olabilir.
    Vitaminlerin etkin bir şekilde emilmesi için nasıl kullanılması-tüketilmesi gerekir?
    Yağda eriyen vitamin içeren gıdaların bir miktar yağ ile alınmaları gerekir.Suda eriyen vitaminleri içeren gıdalar bu vitaminler ısı ışık alkali ortamlara duyarlı olmaları nedeniyle taze ve bekletilmeden,fazla işlemden geçirilmeden tüketilmeleri yararlanımı arttırır.
    Hangi gıdaların hangi vitaminlerle birlikte alınmaması gerekir?
    Çay kahve alkol tüketimi vitamin emilimini azaltır.
    Vitamin eksikliklerinden kaynaklanan hastalıklar var mıdır?

    Vitamin eksikliğine bağlı hastalıklar:Skorbüt,Raşitizm,Osteomalazi,Beriberi,Pellegra,Pernisiyöz anemi

    Skorbüt:C vitamini eksikliği ile gelişir.Halsizlik kemik ağrıları deri ve diş etlerinde kanamalar enfeksiyonlara eğilim ile seyreder.

    Raşitizim:D vitamini eksikliğinin çocuklarda ortaya çıkan şeklidir.Çocuklarda kemik gelişiminde bozukluk,huzursuzluk,aşırı terleme,karın şişliği ishaller,diş çıkmasının gecikmesi ,kas güçsüzlüğü görülür.

    Osteomalazi:D vitamini eksikliğinin erişkinlerde görülen şeklidir.En önemli belirtisi bel kalça ve bacak ağrılarıdır.

    Beriberi:B1 vitamin eksikliği ile oluşur.İştahsızlık güçsüzlük ödem kalp büyümesi sinir sisteminde bozukluk meydana gelir.

    Pellegra:B3 vitamin (niasin) eksikliği ile gelişir.Deri lezyonları,ishal ve nörolojik bozukluk(demans) görülür.

    Pernisiyöz anemi:B12 eksikliği ile ortaya çıkan bir kansızlık tablosudur.Nörolojik belirtiler eşlik eder.

    Mevsimlere göre kullanacağımız vitaminler farklılaşır mı?

    Vitamin desteği almak vitamin eksikliğini ortaya çıkaran durumun varlığı ve ciddiyeti ile ilgilidir.Dolayısıyla mevsimsel değişiklik göstermez.Ancak belirgin kanıt olmasa da kış aylarında C vitamini tüketiminin infeksiyonlara karşı koruyucu ve iyileşmeyi hızlandırıcı olduğu düşünülmektedir.

  • Tiroid hastaları nasıl beslenmeli?

    Tiroid hormonları metabolizmanın hızını ayarlayan, vücudun her türlü enerji ihtiyacının karşılandığı salgılardır. Tiroid hormonlarının az çalıştığı durumlarda vücutta su toplaması, kilo alımına meyil , kolesterol yüksekliği , demir ve vitamin B12 emilim bozuklukları gelişebilir. Tiroid hastalarının daha kolay kilo vermesi ve hormon salgılarının normal olması için beslenmede dikkat etmeleri gereken bazı durumlar vardır.

    Tiroid hormon sentezi için besinlerle yeterince iyot alınmalıdır. İyot eksikliği ile beraber selenyum eksikliği guatra neden olabilir.

    Tiroid hastalarında vitamin b12 ve demir eksikliği sık görülür. Diyette yeteri miktarda B vitamini olmalı, demirden zengin besinler tüketilmelidir.

    Hashimato hastalarında D vitamini eksikliği daha sık görülür. D vitamininden zengin beslenme ve her gün 10 dk güneşle cildin teması sentez için önemlidir.

    Gluten, otoimmün tiroid hastalıklarında tetiği çekebilir. Hashimato hastalığı olanlar glüten tüketimini azaltmalıdır.

    Soya, brokoli, brüksel lahanası,karnabahar, lahana’nın aşırı tüketimi tiroid bezini büyütebilir. Bunlar çiğ olarak tüketilmemeli. Tüketimi haftada bir ile sınırlandırılmalıdır.

    Aspartam tarzı tatlandırıcılar tiroid inflamasyonunu artırabilir. Uzak durulmalıdır.

    Mısır, hardal, ıspanak, fıstık, yer fıstığı, şeftali, armut, şalgam tüketimi sınırlandırılmalıdır.

  • Serbest radikal nedir?

    SERBEST RADİKALLER

    Serbest radikaller son yörüngelerinde bir veya daha fazla ortaklanmamış elektron içeren atom veya moleküllerdir. Oldukça reaktif olup kısa ömürlüdürler. Biyolojik sistemler için serbest radikallerin kaynağı moleküler oksijendir (O2). Serbest radikaller yaşam için gereklidir Serbest Radikallerin fazla artması ciddi hücre, doku ve/veya organ hasarı meydana gelebilir. Serbest radikaller, vücutta antioksidan savunma mekanizmasının kapasitesini aştıkları zaman, çeşitli bozukluklara yol açarlar. Karbohidrat, lipit, protein ve DNA gibi biyomoleküllerin tüm sınıfları ve tüm hücre komponentleri ile etkileşme özelliği göstererek hücrede yapısal ve metabolik değişikliklere neden olurlar.

    Serbest radikallerin zararlı etkilerine karşı organizmada koruyucu mekanizmalar vardır bunlara antioksidan sistemler adı verilir. Bu mekanizmalardan bir kısmı serbest radikal oluşumunu, bir kısmı ise oluşmuş serbest radikallerin zararlı etkilerini önler. Antioksidanlar, endojen ve ekzojen kaynaklı yapılar olup, oluşan oksidan molekülleri, hem hücre içi hem de hücre dışı savunma ile etkisiz hale getirirler. Enzimatik olmayan hücre içi antioksidanlar; GSH, alfa-tokoferol, beta-karoten, askorbat, transferrin, seruloplazmin ve bilirubindir. Hücre içi serbest radikal toplayıcı enzimler asıl antioksidan savunmayı sağlamaktadır. Bu enzimler;süperoksit dismutaz, Glutatyon-S-Transferaz, glutatyon peroksidaz ,sitokrom oksidazdır. Bakır, çinko, selenyum gibi eser elementler ise bu enzimlerin fonksiyonları için gereklidir. Antioksidanların oksidatif hasarlara karşı dokuları veya hücreleri koruyucu özellikleri göz önüne alındığında, yaşlanmaya, doku hasarlarına ve toksik ajanlar ile zehirlenmeye karşı koruyucu ajanlar olarak gösterilmektedir . Organizmada serbest radikallerin oluşum hızı ile bunların ortadan kaldırılma hızı arasında bir denge mevcuttur ve bu denge oksidatif denge olarak adlandırılır. Oksidatif denge sağlandığı sürece, organizma serbest radikallerden etkilenmemektedir. Bu radikallerin oluşum hızında artma veya ortadan kaldırılma hızında bir düşme bu dengenin bozulmasına neden olur. “Oksidatif stres” olarak adlandırılan bu durum özetle: serbest radikal oluşumu ile antioksidan savunma mekanizması arasındaki ciddi dengesizliği göstermekte olup, sonuçta doku hasarına yol açmaktadır.

    Yağda çözünen en önemli antioksidan E vitaminidir. Vitamin A ve beta-karoten bazı durumlarda antioksidant gibi davranır. Ayrıca biyoflavonoitler de antioksidant özelliğe sahiptir. Koenzim Q bir fenoldür ve o da pek çok dokuda E vitamini gibi davranır. Lipoik asit ve glutatyon kükürt içerikli bileşiklerdir, hidrojen atomu donörü gibi davranarak fenoller gibi görev yaparlar. Tüm bunların yanında en önemli ve üzerlerinde en çok çalışılan antioksidant vitaminler vitamin E ve vitamin C’dir.

    Uzman.Doktor.Fevzi Balkan

  • Tekrarlayan ağızdaki yaralar (oral aftlar) uçuklar

    TEKRARLAYAN AĞIZDAKİ YARALAR (oral aftlar) UÇUKLAR Bu konuda yapılan araştırmalar ve tedaviler hastaları sıkılıkla başarısız kılmakta ve yıllar yılı sorunların hep süregeldiğini , hiç çözümlenmediğini görmekteyiz. Oysaki çözüm çok basittir. Kişiye özel mini bir araştırma yaptığımızda neden sıkça ağız yarası çıkardığını veya uçukladığını veya sıkça mantar enfeksiyonuna yakalandığını hemen buluruz?.. HELİKOBAKTER PYLORİ VE VİTAMİNLER Bu konuda yapılan araştırmalar ve tedaviler hastaları sıkılıkla başarısız kılmakta ve yıllar yılı sorunların hep süregeldiğini, hiç çözümlenmediğini görmekteyiz. Oysaki çözüm çok basittir. Kişiye özel mini bir araştırma yaptığımızda neden sıkça ağız yarası çıkardığını veya uçukladığını veya sıkça mantar enfeksiyonuna yakalandığını hemen buluruz? Genelde biz hekimleri bu konuda sürükleyen net algoritmalar , yani çok net araştırma basamakları maalesef bulunmamaktadır? Tekrarlayan oral ülserler deyince akla hep Behçet Hastalığını illaki araştırmak zorunluluğu gelir ki bu da hastalarımızı uzun bunaltıcı bir seri test silsilesine sokmak demektir. Oysaki günümüzde Canım Türkiye?m de Behçet hastalığından çok daha sıklıkla görülen ve oral aft uçuk yapan ve taranması gereken başka durumlar da vardır. Bizi özellikle hekimlerimizi ve tabii ki popülasyonun genelini de bu konuda bilinçlendirmek gereklidir. Örneğin B vitamin eksiklikleri ve bunun olası nedenleri. Mide hastalığı yani; Helikobakter pylori mikrobunun varlığı ve/ veya paraziter enfeksiyonlar (özellikle B 12 vitamin kaybı yapanlar) ; B vitamin eksikliğine yol açan Tiroit hastalıkları (HASHİMOTO Tiroidit ve otoimmun tiroiditler) ve bir takım diğer otoimmün hastalıklar. Listemizde öncelikli taranması gerekenler bunlardır, ama nedense hep bir Behçet aranır. Hâlbuki bunların saptanması, tanı konması çok daha kolay ve tedavileri basittir. Hasta ömür boyu aft ve uçuktan kurtulur aynı benim kurtulduğum gibi. HELİKOBAKTER PYLORİ VE VİTAMİNLER Gastrit ve ülser yapan tüm mide ve on iki parmak barsağını tutabilen Helikobakter pylori mikrobunun üzerinde biraz durmak gerekir. Bu mikrop sadece bu bölgeyi etkilemez, tüm sindirim kanalını etkiler ve aşırı gaz ve dışkılama değişikliklerine de yol açar. Vitamin emilim bölgelerini de etkilediği için unutkanlık, halsizlik, yorgunluk ve sinirlililiğe; hatta depresyona da yol açabilir. Hatta kişi bazen hiç mide ağrısı çekmez sadece gaz yakınması veya ishal veya kabızlık ve gaz yakınması ile gelebilir. Bazen sadece unutkanlık ve ağız yaraları ile gelebilir ve biz midesinde bu mikrobu saptar tedavi ederiz. Bu mikrop Türkiye?de %80-93 pozitiftir ama herkeste hastalık yapmaz. Kişinin tedavisi sırasında tüm bağışıklık sisteminin elden geçirilmesi ve kişiye özel değerlendirme çok önemlidir. Bu değerlendirmede; Kişinin yaşı, cinsiyeti, geçirdiği hastalıklar, Tüm aile ağacındaki hastalıklar; amca, hala teyze dedeler büyükanneler dahil. Yaşam şekli. Uyku düzeni, horlaması, burun tıkanıklığı vs. Su içme miktarı ve hangi suyu tükettiği! Güneşlenmesi veya güneşlenmemesi! Güneşlenme şekli! Beslenme şekli; hangi gıdaları çok sevdiği; hangi tip eti tükettiği; hangi yağı tükettiği; nasıl tükettiği, ne sıklıkta beslendiği vs. konuşulur not alınır. Hastalarımıza bu denli titizlikle yaklaşılmaz ise basit bir ağız yarası veya uçuk dediğimiz hastalık beyine giden kanalların üzerinde veya gözümüzde çıkar ki çok ciddi sonuçlara götürür. Sık ağız yarası ve uçuk çıkarmak özetle bağışıklık sistemimizin hiç de iyi gitmediğinin en net göstergesidir. Eğer böyle bir sorunla berabersek veya yakın zamanda benzer bir hastalık olan zona çıkarmış isek vücudumuz alarm zillerini çalıyor demektir. LÜTFEN KULAK VERELİM! DERHAL ŞEKERLİ GIDALARI KESELİM! İlk yapmamız gereken budur. Bunun dışında da bu konunun özellikli uzmanlarına başvuralım.

  • Besin destekleri nedir, neden kullanılmalıdır?

    Tükettiğimiz besilerin içerisindeki vitamin ve minerallerin yüksek dozlarının oldukça konsantre edilerek şurup,hap veya kapsül haline getirilmiş formlardır.Besin destekleri vitamin,mineral,fitokimyasallar,otlar ve botanik ürünleri kapsar.

    Bu ürünler beslenmenin desteklenmesi , beslenme sorunlarının tedavisi ve önlenmesi amacıyla kullanılırlar.

    Düzenli ve dengeli öğün alışkanlığı olan çocuklarda ve erişkinlerde birçok vitamin ve mineral günlük diyet ile alınır.Ancak öğün atlama , aburcubur tüketme , fast food tarzı atıştırma sebze-meyve tüketmeme , enfeksiyonlar,beslenme bilinci ve eğitimindeki yetersizlik, besinlerin alınması,hazırlanması,pişirilmesi sırasında oluşan kayıplar nedeni ile vitamin mineral eksikliği görülebilir.

    Özellikle okul öncesi (1-5 grubu) çocukluk dönemi, ilkokul çağı,Adölesan ve gebelik dönemleri vitamin,mineral eksikliği açısından risklidir.Çünkü bu dönemler hızlı büyüme ve gelişmenin olduğu daha fazla besine ihtiyaç duyulan dönemlerdir.

    Çocuklarda ve adölesanlarda en sık demir, iyot, folik asit, B12 ve Dvit eksikliği görülür

    Besin takviyeleri tamamen bireyin ihtiyaçlarına yönelik kullanılmalıdırlar. Bir başkası için iyi olan bir vitamin ve mineral sizin veya çocuğunuz için yeterli olmayabilir veya fazla olabilir.

    Örneğin;

    Bağışıklık problemlerinde C vitamini, D vitamini, çinko gelişimsel problemlerde B komplex vit ( özellikle B6), troid problemlerinde selenyum, B12, çinko kullanımı önerilmektedir.

    Anne ve babalar hiçbir şekilde doktor tarafından testleri ve takibi yapılmadan kulaktan dolma bilgilerle bu ürünleri çocuklarına vermemelidir. Yapılan çalışmalara göre besin destekleri özellikle multi vitaminler en çok iştahsız çocuklarda kullanılmaktadır. Destek amaçlı verilen vitamin ve minerallerin iştahı açtığına dair kesin bir kanıt yoktur. Yalnızca eksik olan vitaminlerin ve minerallerin yerine konması amacıyla verilebilir. İştahı arttırmak amacıyla bilinçsizce kullanılmamalıdır.

    OMEGA – 3 NEDİR , NEDEN KULLANILMALIDIR ?

    İnsan yaşamının devam etmesi için gerekli olan ancak vücutta sentezlenmeyip sadece besinler yoluyla alınan yağ asitleridir. Dünyada konu olmuş en çok çalışma yapılan çocuklarda da en sık kullanılan besin takviyesidir.

    Balık yağı dediğimiz omega-3 yağ asitleri EPA+DHAdan oluşurlar. Başta beyin olmak üzere vücudumuzda pekçok fonksiyonunun çalışmasında önemli bir hücresel yapı elemanıdır.

    Anne karnındaki bebeğin beyin ve göz gelişinden tutunda çocuk ve erişkinlerde öğrenme,konsantrasyon, bellek ve zeka gelişiminde etkilidirler. Dikkat eksikliği,davranış problemleri üzerine olumlu etkileri vardır.

    Dolayısıyla vücudun omega-3 ihtiyacı anne karnında başlar. Çocukluk, ergenlik, yetişkinlik ve yaşlılık boyuncada devam eder.

    En fazla deniz balıklarında (sardalya, somon, uskumru, ton balığı) bulunur. Keten tohumu, ceviz, brokoli, semizotu, lahana, ıspanak gibi gıdalarda da bulunur.

    TERCİH EDERKEN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?

    EPA + DHA en az 1000 mg olmalı

    Barsaklardan emilip kana taşınması aşamasında en etkili formu olan TG formu tercih edilmeli

    Çabuk oksitlenirler ve böylelikle etkilerini kaybederler.Isıdan ve ışıktan korunması gerekir. Bu nedenle buzdolabında saklanmalıdır.

    Denizlerde artan ağır metal ve civa düzeyleri deniz ürünlerini tehdit etmektedir.Özellikle civa,kurşun kadmiyum ,arsenik . Bu nedenle ağır metal testleri yapılmış olmalıdır.

    IFOS onayı varmı önemli ! Dünya Sağlık Örgütü ve Beslenme konseyi kontrollerine göre güvenilirlik onayı almış olmalıdır.

  • Vitaminler ve eser elementle

    Vitaminler, vücutta metabolik olayların normal bir şekilde meydana gelmesi ve sağlıklı durumun sürdürülmesi için gerekli olan, D vitamini haricinde vücutta sentez edilemeyen veya yetersiz sentezlenen, gıdalarla veya güneşle dışardan alınması gereken maddelerdir.

    Vitamin Eksikliği

    Vitaminlerin keşfinden itibaren vitamin eksikliği bildirilmektedir. Ciddi eksiklik durumlarında bir takım klinik sendromlar tanımlanmıştır ve bunlar genellikle kötü diyetle ilişkilendirilmiştir. Özellikle batı tarzı beslenme, yaşlılık, alkol tüketimi, malabsorbsiyon, güneşe az çıkma, gastrik operasyonlar veya metabolik hastalıklarda vitamin eksiklikleri daha sık görülmektedir.

    Vitamin A

    Total vitamin A, retinol ve Beta karotenlerden oluşur. Retinol sadece hayvansal ürünlerde bulunurken karotenoidler sebze ve meyvelerde bulunur.
    Vitamin A, özellikle göz sağlığı için çok önemlidir. Görme ile ilgili diğer önemi gözün selüler diferansiasyonudur. Konjonktiva ve retina hücreleri için retinoik asit çok önemlidir. Antioksidan özellikleri nedeni ile kanser riskini azaltıcı özellikleri de bulunmaktadır.

    Eksikliği

    Gelişmiş ülkelerde vitamin A eksikliği çok nadirdir. Ancak halen daha tüm dünyada 3. en sık görülen nutrisyonel eksikliktir. Her yıl yaklaşık 500.000 okul öncesi çocuk kör olmakta ve çoğu ölmekte. Eksikliğin endemik olduğu bölgelerde rutin A vitamini verilmesi ile çocukluk çağı mortalitesinde %5-15 oranında azalmaya neden olacağı tahmin edilmektedir.
    Vitamin A eksikliği aynı zamanda malabsorsiyon, kistik fibrozis, çölyak hastalığı, kolestatik karaciğer hastalığı, Crohn hastalığı ve pankreatik yetmezliği olan hastalarda daha sık görülmektedir.
    Vitamin A eksikliği tanısı klinik bulgulara göre konur ancak laboratuar ile de desteklenebilir. Serum retinol seviyesi 20 microgram/dl altında ise eksikliği gösterir.

    Vitamin D

    Yağda eriyen vitaminlerden olan D vitamininde asıl kaynak dermal sentezdir. Diyetle alınan ve deriden sentezlenen D vitamini biyolojik olarak inaktiftir ve karaciğerde enzimatik reaksiyon ile 25 OH vit D’ ye dönüşür ve bu form sirkülasyondaki D vitaminin majör formudur.

    Vitamin D’ nin temel fonksiyonu kalsiyum ve fosfor metabolizmasını sağlamak ve kemik sağlığını idame ettirmektir.

    Profilaksi – Koruyucu

    Amerikan Pediatri Akademisi yalnızca anne sütü ile beslenen tüm bebeklere 400 IU/gün D vitamini önermektedir. RDA’ya göre 1-18 yaş arası tüm bireylere 600 IU/gün D vitamini profilaksisi önermektedir. Bu doz ile çocuk riketsten korunur, ve 25 (OH)D düzeyi > 20 ng/ml olması sağlanır.

    ESER ELEMENTLER

    Eser elementler vücut ağırlığının 0.01’nden daha azını oluşturmasına rağmen sağlıklı büyüme ve gelişme için gereklidirler. Eksikliği en sık görülen eser elementler demir, çinko ve iyottur.

    Çinko

    Çinko esansiyel bir eser elementtir. Çinko alımı genellikle protein alımı ile koreledir. Tüm dünyada nutrisyonel eksikliğe bağlı ölümün önemli bileşenlerindendir.
    İçlerinde karbonik anhidraz, alkalen fosfataz ve karboksipeptidaz bulunan 70’den fazla enzim sisteminde kofaktör rol oynayan esansiyel bir eser elementtir. Bu enzimlerin aktivasyonu ile nükleoprotein regülasyonu, doku onarımı, yara iyileşmesi, karbonhidrat toleransı, büyüme ve testiküler hormon sentezi gerçekleşir. Aynı zamanda bağışıklık sistemi için de çok önemlidir.

    Eksikliği

    Çinko eksikliği özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki çocuk ve adolesanlarda önemli bir sorundur. Çinko eksikliği, ilk kez Mısır ve İran’da tanımlanmış. Etkilenmiş bireylerde büyüme geriliği, hipogonadizm, apati ve letarji bildirilmiştir. Anne sütü alan bebeklerde annede çinko eksikliği olmadığı taktirde eksiklik görülmez.

    Hafif eksiklik durumunda; bağışıklık sisteminde baskılanma, tat ve koku alımında azalma, gece körlüğü görülür. Ciddi eksiklikte; bağışıklık sisteminde ciddi baskılanma, sık enfeksiyon, egzema, ishal ve saç dökülmesi görülür.