Etiket: Virus

  • Gündemdeki hastalıklar, korunma önerileri ve yeni aşılar

    Teknoloji ilerledikçe bir yandan yeni hastalıklar ortaya çıkarken, diğer da bilinen hastalıklara karşı yeni tedavi yöntemleri geliştirilmekte ve yeni aşılar bulunmaktadır. Aşılama oranları arttıkça da eskiden korkulan hastalıklar günümüzde önemini yitirmektedir. Bu yazıda, gündemdeki virüs ve bakteri enfeksiyonlarından birkaçı ve yeni uygulamaya başlanan aşılar ele alınmıştır. Amaç anne ve babaları yeni hastalıklar ve yeni uygulamaya giren aşılar konusunda bilinçlendirmektir.

    El-Ayak-Ağız Hastalığı

    El-Ayak-Ağız Hastalığı enterovirüslerin neden olduğu bir hastalıktır. En çok sebep olan virüs Coxsackie Virus A16 olmakla birlikte, yine bu aileden olan Enterovirus 71 de salgınlara yol açmaktadır. Kuluçka dönemi 3-5 gündür. Hastalık sıklıkla ateş, iştahsızlık ve boğaz ağrısı ile başlar. Ateş başladıktan 2-3 gün sonra, ağızda herpanjina adı verilen ağrılı döküntüler meydana gelir. Küçük kırmızı lekeler olarak başlayan lezyonlar ülserleşir. Deri döküntüsü 1-2 gün sonra gelişir. Ayak tabanı ve el ayalarında kırmızı noktalar halinde başlayan bu döküntüler bazen su toplayıp ülserleşebilir. Nadiren, döküntüler vücudun diğer bölgelerinde de bulunabilir. Özellikle küçük çocuklarda ağızdaki yaralar nedeni ile yutma güçlüğü ve dolayısı ile sıvı kaybı görülebilir.

    El-Ayak-Ağız Hastalığı insandan insana direkt temas ile bulaşan viral bir hastalıktır. Hastalığa neden olan virüsler burun ve boğaz bölgesine yerleşir. Ayrıca gaitada ve döküntülerin içindeki sıvılarda da bulunurlar. Bu sebeple dışkı yolu ile, havadan damlacık enfeksiyonu ile ve lezyonlara direk temas ile insandan insana bulaşabilir. Bu hastalıktan korunmak için aşı yoktur. Korunmak için, hasta ile temastan kaçınmak ve temel hijyen kurallarına dikkat etmek gerekir. Hastalığın spesifik bir tedavisi de bulunmamaktadır. Bulguları hafifletmek için ateş düşürücü ve ağrı kesiciler kullanılabilir. Ağız yaralarına karşı ağrı kesici özellikte solüsyon ve spreyler, ağızdan beslenemeyen küçük çocuklar için damar yolu ile sıvı tedavisi önerilebilir.

    MERS

    Orta Doğu Solunum Sendromu (Middle East Respiratory Syndrome) olarak da bilinir. MERS hastalığına yol açan virüs corana virüs ailesinden olan MERS-CoV’dır. Bu virüs ilk kez 2012 yılında Suudi Arabistan’da tespit edilmiştir.

    Mers vakaları Suudi Arabistan’da hızla artarken, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa, Almanya, İtalya ve Tunus’ta da vakalara rastlanmıştır.

    Corona virüslerinin genellikle hafif solunum yolu enfeksiyonlarına yol açtıkları bilinmektedir. Ancak nadiren MERS ya da SARS gibi ölümcül olabilen enfeksiyonlara da yol açarlar. Virüs, solunum yoluyla bulaşır. Ateş, öksürük, nefes darlığı ve ardından gelişen solunum yetmezliği ile hastalık ölümcül olabilmektedir.

    Corona virüslere karşı koruyucu herhangi bir aşı bulunmamaktadır. Enfeksiyon riskini azaltmanın başlıca yolları; Su ve sabunla ellerin yıkanması ve hasta insanlarla yakın temastan kaçınılmasıdır. Spesifik bir tedavi bulunmamaktadır. Tedavi semptomlara yöneliktir.

    Anne ve Babalara Boğmaca Aşısı Yaparak Bebekleri Koruyalım

    Boğmaca Bordetalla Pertussis isimli bakteri ile oluşan bir enfeksiyondur. Hava yolu ile bulaşır ve öksürük nöbetleri ile kendini gösterir.

    Çok bulaşıcı bir hastalıktır. Hasta kişi kuluçka dönemi dahil olmak üzere yaklaşık 3 hafta süre ile hastalığı bulaştırmaya devam eder.

    Hastalık özellikle alt ayın altındaki bebeklerde yoğun bakım ihtiyacı gerektirecek kadar ağır seyredebilmekte ve ölümcül olabilmektedir. Hastalıktan korunmada aşı büyük önem taşımaktadır. Bebeklere 2 aylıktan itibaren yapılmaya başlanan ve 4., 6. ve 18. aylarda tekrarlanan karma aşı, boğmaca aşısı da içermektedir.

    Ancak aşının boğmacaya karşı tam koruyuculuğu ilk 3 doz tamamlandıktan sonra, yani 6. aydan itibaren başladığı için, bebekler ilk aylarda bu hastalığa karşı korumasız kalmaktadır.

    Bebeklere bu hastalık genelde okula giden ağabey-abla, bakıcı, anne veya baba aracılığı ile bulaşmaktadır. Bu nedenle Amerikan Bağışıklama Komitesi, ilk aylarda bebeği bu hastalıktan korumak için bebekle yakın temasta olan kişilere (anne, baba, bakıcı vb.) boğmaca aşısı yapılmasını tavsiye etmektedir. Ayrıca 4-6 yaş arasındaki ağabey veya abla da aşılanmalıdır. Bu şekilde hem kendileri, hem de çevrelerindeki küçük bebekler boğmacadan korunacaktır.

    Meningokok Menenjiti ve Yeni Aşı Önerisi

    Meningokok hastalığı, Neisseria Meningitidis’in neden olduğu bakteriyel bir hastalıktır. Bu bakteri, Amerika Birleşik Devletleri’nde 2-18 yaş arasında görülen bakteriyel menenjitlerin en önemli etkenidir. Zaman zaman salgınlar yapabilen bu bakteri, özellikle Hac mevsiminde Orta Doğu’dan ülkemize taşınabilmektedir. Türkiye’de meningokokal hastalık en sık 5 yaş altı çocuklarda görülmektedir.

    Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, 5 yaş altında ölen her 10 çocuktan 1’i meningokokal hastalık nedeniyle ölmektedir. Menenjit dışında tüm vücutta ağır kanamalar, döküntü ve birçok organın yetmezliğiyle seyreden meningokoksemi denen şok tablosuna da yol açabilmektedir. Meningokokal hastalık, tedavi edilmezse % 70-90 öldürücüdür.

    Ancak en iyi tedavi koşullarında bile yine de % 10-15 arasında ölümcül olmaktadır. Yaşayanların yaklaşık % 20’sinde ise işitme kaybı, havale, zeka geriliği görülmekte, damar patolojileri sonucu ekstremite kayıpları gelişebilmekte ve sakatlıklar ortaya çıkmaktadır.

    Böylesine ölümcül olabilen bir hastalıktan korunmada aşı çok büyük önem taşımaktadır. 2 çeşit meningokok aşısı vardır: 1970 den beri var olan Polisakkarid meningokok aşısı ancak 55 yaş üstü kişilere uygulanabilmekte olup, bu aşı kişiyi bakteriden korumakta ancak taşıyıcılığa engel olmamaktadır.

    Yani bu aşı ile aşılanmış bir kişi, kendi hasta olmasa bile hastalığı etrafına yayabilmektedir. Konjüge meningokok aşısı ise erişkinlerin yanı sıra bebeklere ve çocuklara da uygulanabilmektedir. Ayrıca taşıyıcılığı da engellemektedir. 2006 yılından bu yana yapılan konjuge aşı, başta ABD ve Avrupa ülkelerinde mevcuttur. Türkiye’de Mart 2013’te ruhsat almıştır ve ülkemizde de artık bu aşı uygulanmaktadır.

    Aşı halk arasında menenjit aşısı olarak bilinmektedir. Ancak anne babaların, çocuklarına daha önce karma aşının içinde yapılan menenjit aşısının, meningokoka karşı koruma sağlamadığını bilmeleri ve sağlık ocaklarında henüz uygulanmayan bu aşı için mutlaka çocuk doktorlarına başvurmaları gerekmektedir.

  • Çocuklarda viral pnömoni (zatürre)

    Çocukluk yaş grubunda pnömoni önemli bir sağlık sorunudur. Dünya sağlık örgütü verilerine göre 5 yaşındaki küçük çocukların %16’sı pnömoniden kaybedilmektedir. Ülkemizde 5 yaştan küçük çocukların %29 ‘u pnömoni geçirmekte ve vakaların küçümsenmeyecek kısmı maalesef pnömoniden kaybedilmektedir.Son yıllarda viral pnömonilerin çocuklarda sık görüldüğü vurgulanmaktadır.

    Uzun yıllardan beri pnömonide esas nedenin bakteri olduğu kabul edilmiştir. Günümüzde bu bakış açısı değişmiştir.Virüsler eskiden pnömonilerin ancak %10 da neden olduğu kabul edilirken bugün bu oranın %50 civarında olduğu vurgulanmaktadır.

    Viral pnömoniler çocuklarda neden artmaktadır.

    Yeni tanı yöntemlerinin uygulamaya girmesi ile birlikte önceden tanı konulmayan vakalar tanımlanabilir hale mi gelmiştir.

    Yoksa gerçekte viral pnömonilerde artış mı söz konusudur? Bu sorunun yanıtını vermek zordur.

    Yeni tanı yönetmelerinin uygulamaya getirdiği kolaylık inkar edilemez.

    Diğer taraftan günümüzde bakteriyel enfeksiyonların önemini kaybettiği viral enfeksiyonların daha sık görüldüğü aşikardır.

    Çocukluk döneminde aşı uygulamaları ile birlikte bir çok bakteriyel enfeksiyona karşı korunma mümkün olmaktadır. Pnömokok ,boğmaca ,hemofiluz influenza aşılarının rutin aşılama programına girmesi ile birlikte bakteriyel pnömoni vakaları azalmıştır. Buna karşın viral pnömonilerin çocuklarda ciddi tablolara yol açtığı görülmektedir.

    Çocukluk dönemi bakteriyel pnömonilerindeki bu tablonun aksine erişkin pnömonisinde bakteriler halen önemini korumaktadır.

    Vakalarının 1/3 ünde ise viral ve bakteriyel pnömoniler birlikte seyreder.

    Viral pnömoniye sık olarak yol açan etkenler:

    İnfluenza (grip) A ve B

    Respiratuvar sinsityal virüs

    Parainfluenza virüsleridir.

    2

    Diğer bazı virüslerde pnömoniye yol açmaktadır.

    Adenovirüs

    Metapnömovirüs

    SARS korovirüs

    MERS koronovirüs ciddi tablolara neden olmaktadır.

    Bir çok viral enfeksiyonun seyri esnasında da pnömoni görülebilir. Kızamık ,su çiçeği, çiçek hastalıklarının seyrinde pnömoni gelişebilir.

    Virüsler vücuda damlacık yoluyla girerler. Solunum yolları ve akciğerdeki hücrelerde harabiyete yol açarak oksijenin akciğerden kan dolaşımına karışmasına engel olurlar. İlave olarak virüsler bağışıklık sistemini bozarak bakteriyel enfeksiyona karşı hastaları duyarlı hale getirirler

    Viral pnömonilerde esas belirtiler:

    Ateş

    Burun akıntısı

    Öksürük

    Baş ağrısı

    Kas ağrısıdır.

    Çocuklarda solunum zorluğu , apne nöbetleri, hırıltılı solunum görülebilir.

    Belirtiler pnömoniye neden olan etkene göre değişmektedir.

    Viral pnömonileri bakteriyel pnömoniden ayırt etmek zordur. Salgınlarla seyreden vakalarda viral pnömoni düşünülmelidir. Viral pnömoniler bakteriyel pnömonilere kısayla daha hafif bir seyir gösterirler. Bu vakalarda hırıltılı nefes alma ve üst solunum yolları belirtileri tabloya hakim olup ,ateşte hafif yükseklik saptanır. Beş yaşından küçük çocuklarda belirtiler şiddetli seyreder. Yaş küçüldükçe klinik tablo ciddi bir hal alır.

    Viral pnömoni tanısında :

    Hızlı antijen testi

    Kültür

    Kan testleri

    Radyolojik inceleme yardımcıdır.

    Özellikle son yıllarda uygulamaya giren hızlı antijen testleri erken tedavisinin planlanması açısından önemlidir.

    3

    Pnömonide radyolojik inceleme konusunda birçok araştırma yapılmıştır. Bakteriyel ve viral pnömoni ayırımında radyolojinin yeri tartışmalıdır. Alveolar pnömoni ve lober tutulum bakteriyel pnömonide görülürken intertisiyel infiltrasyon hem bakteriyel hemde viral pnömonide saptanır. Radyoloji her zaman pnömoni tanısında yardımcı olmayabilir. Pnömonilerde başlangıçla akciğer grafisi normal görülürken hastalık düzeldikten sonra akciğer bulgularında değişiklik saptanabilir ki bu durum aktif enfeksiyondan ziyade geçirilmiş enfeksiyonu gösterir.

    Virüsler toplumda şahıstan şahısa bulaşır. Öksürmek , hapşırmak yoluyla virüs hızla yayılır. Enfeksiyondan korunmada damlacık yoluyla bulaşım olduğu göz önüne alınırsa kapalı alan ve kalabalık yaşam koşullarından kaçınmak önemlidir. Sık el yıkama ihmal edilmemelidir.

    Kişisel korunma kadar kitlesel korunmada önemlidir.

    Grip

    Su çiçeği

    Kızamık

    Kızamıkçık aşılarını rutin olarak uygulanmalıdır.

    Antiviral tedavi en kısa zaman da başlanmalıdır.

    İnfluenza da Oseltamivir veya Zanamivir

    Respiratuvar sinsityal virüs Ribavirin

    Varicella zoster virüs Asiklovir tedavisi önerilmektedir.

    Diğer virüs enfeksiyonlarında ise destekleyici tedavi uygulanır.

    Viral pnömonilerde antibiotik uygulanmasının yeri yoktur.

    Her yıl 200 milyon insanın viral pnömoni geçirdiği ve vakaların yarısının çocuklar olduğu unutulmamalıdır.

    Prof.Dr.Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Yeni bela – zika virus

    Zika Virus, Flavivirus cinsi bir virüs olup Aades türü bir sivrisinek tarafından insanlara bulaşır. İlk defa 1947’de Uganda’da Zika Ormanı’nda, Hint şebeği türü maymunlarda tespit edilmiştir. İlk kez 1968 yılında Nijerya’da bir insanda görülen virüs Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamasına göre Şili hariç tüm Güney Amerika ülkelerine yayılmıştır. Latin Amerika ve Karayipler’de de etkili olan virüs, Kolombiya’da 13 bin 500 kişide görülmüştür. Brezilya’da Mayıs 2015’de başlayan salgın, şu ana kadar bu virus nedeniyle olan en büyük salgındır. 440.000 – 1.300.000 şüpheli vaka bildirilmiştir Stockholm’daki Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi, Almanya ve İngiltere’de de Zika virüsü vakalarına rastlandığını rapor etmiştir.

    Dünya Sağlık Örgütü, 2016’da 33 ülkeye yayıldığı saptanan virüse karşı acil durum ilan etmiş ve bu virüse karşı bir aşı geliştirilebilmesi için en az 10 yıla ihtiyaç duyulduğunu açıklamıştır. Bu arada cinsel yolla da bulaştığı saptanan bu virüsle mücadelenin tek yolunun, sivrisineklerin ürediği durgun suları ilaçlamak ve kurutmaktan geçtiği vurgusu yapılmıştır.

    Kan tranfüzyonu ile bulaştığını gösteren 1 vaka olmuştur. Zika Virus’ un RNA’sının amniyon sıvısında saptanması virusun plasentaya geçip anneden bebeğe bulaştığını göstermektedir. Bugüne kadar, emzirmeyle bulaştığını gösteren bir vaka olmamıştır.

    Başlıca belirtiler; hafif ateş, baş ağrısı, konjuntuvit, kas-eklem ağrısı ve yorgunluktur. Bu belirtiler, yine sivrisinek ile bulaşan hastalıklar olan Deng Ateşi ve Chikungunya Virus İnfeksiyonu’na benzerdir. Virüs ile infekte olan yenidoğanlarda, mikrosefali ve beyin hasarı görülmektedir. En tehlikeli dönemin, hamileliğin ilk trimesteri olduğu düşünülmektedir. Zika Virus’ un oluşturduğu, 5000 üstünde mikrosefali, 100 üstünde ölüm bildirilmiştir. Hastalığın kuluçka süresi, sivrisineklerde 10 gün civarındadır. Virüsün konakları maymun ve insanlardır. Bu hastalığın tanısı, tükürük, kan, idrardan PCR testi yaparak ortaya çıkabilir. Test, belirtiler ortaya çıktıktan sonra ilk 3-5 gün içinde yapılmalıdır. Bunun dışında antikor testi de mevcuttur. Fakat belirtiler çıktıktan 5 gün sonra yapılabilir.

    Seyahat edenler, sivrisineklere karşı gerekli temel koruyucu önlemleri almalıdırlar. Sivrisinek kovan ilaçların işe yarayabileceği düşünülmektedir.

    Türkiye şu anda risk altında değildir. Fakat virüs çok hızlı yayılmaktadır. Ama panik olacak herhangi bir durum yoktur çünkü hastalık oldukça iyi seyirlidir. Gebeler tehlike altında olduklarından dolayı infeksiyonun yaygın olduğu yerlere seyahat etmemeleri önerilir.

    Doç. Dr. Ergun Çetinkaya

  • El ayak ağız hastalığı (hand, foot &mouth disease) – eaah

    El, ayak ve ağız hastalığı (EAAH) virüslerin neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Coxsackie virüs A10, Coxsackie virüs A16 ve Enterovirüs 71, bu tabloya yol açmaktadır.Özellikle 5 yaştan küçük çocuklarda görülmektedir.Son yıllarda büyük çocuk ve erişkinlerin hastalığı olarak da tanımlanmaktadır.

    Hastalık uzak doğu ülkelerinde ciddi boyutlarda salgınlar yapar.2015 yılında Singapore da 18000 vaka bildirilmiştir. Ülkemizde son yıllarda artış olduğu gözlenmektedir .Bölgelere göre mevsimsel farklılık gösterir.

    Bulaşma ne şekilde olur?

    -Enfekte şahısların burun boğaz salgıları (Tükürük,Balgam gibi)

    -Döküntüleri

    -Dışkıları ile bulaşım olmaktadır .

    -Esas bulaşım kaynağı hastaların dışkılardır.

    Bu virüsler;

    Öksürme ,Hapşırma

    Öpme, yakın temas

    Dışkı ile temas sonrası bulaşmaktadır.

    Örneğin hasta çocukların bez değişimi sonrası ellerin yıkanmaması bulaşımda önemlidir.

    Bulaşıcılık süresi ne kadardır?

    Hastalığın ilk haftasında bulaşıcılık yüksektir.Bulaştırıcılık süresi haftalarca sürebilir.Özellikle erişkin hastalarda hastalık belirtileri gelişmez , buna karşın bulaştırıcılık uzun süre devam eder.

    Klinik belirtiler;

    Ateş

    İştah kaybı

    Boğaz ağrısı, yutkunma zorluğu

    Hastanın kendisini iyi hissetmemesidir.

    Bu belirtilerden bir veya iki gün sonra Ağızda yaralar, El ayası ve Ayak tabanında döküntüler ortaya çıkar. Bu döküntüler diz, dirsek ve kalçalarda da görülebilir. Döküntüler su toplayabilir ve kaşıntılı değildir.

    Tanı;

    Viral kültür

    Seroloji

    Nükleik asit amplifikasyon yöntemi uygulanır.

    Kuluçka süresi 3-7 gündür.

    Hastalığa özgü tedavi yöntemi yoktur.Ateş ve ağrı için ateş düşürücü ve ağrı kesiciler kullanılır.Ağız bakımı önemlidir.Sıvı tedavisi gerekebilir.

    Ciddi vakalarda hastaneye yatış, antiviral tedavi ve destekleyici tedavi yapılabilir.Bulgular 7-10 gün içinde geriler.

    Ciddi seyreden vakalarda kardiyak ve nörolojik komplikasyonlar gelişebilir.El, ayak ve ağız hastalığından korunmada aşı mevcut değildir.Bu hastalıktan korunmada hijyen şartlarına uymak önemlidir.Temas edilen vakalarda 20 saniyelik el yıkamanın önemi hatırlanmalıdır.Tuvalet kullanımı sonrası veya bez değiştirdikten sonra eller yıkanmalıdır.

    Nadiren El, ayak ve ağız hastalığını geçiren bir birey tekrar farklı bir virüs nedeniyle aynı hastalığı geçirebilir.Hayvanlardan geçiş olmaz, ev hayvanları enfeksiyon açısından risk faktörü oluşturmaz.

    Gebelikte bu enfeksiyon geçirildiğinde ciddi bir tablo gelişmez.Doğumdan hemen önce annenin enfeksiyonu geçirdiği durumda ise virüs bebeğe geçebilir ve yenidoğan Bebekte hastalık tablosu hafif seyreder.

    Prof.Dr. Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Çocuk felci hastalığı

    Çocuk felci (Poliomyelit), özellikle omurilikteki kasların kasılmasını başlatan sinir hücrelerine zarar veren bir virüsün (Polia virus) yol açtığı bulaşıcı enfeksiyondur.

    Belirtileri
    Genellikle yaz ve sonbahar aylarında küçük yerel salgınlar biçiminde ortaya çıkan çocuk felci, 40°C bulan yüksek ateş, şiddetli baş ağrıları, bulantılar ve sırt ağrılarıyla başlar. 4-5 gün sonra kasları iki yanlı, ama bakışımsız olarak etkileyen gevşek felç yerleşir, 2-3 hafta sonra, bazı kaslar bütünüyle normale döner, bir bölümüyse hiç düzelmez.

    Yayılması

    Virüs, hastaların çıkardığı dışkı yoluyla yayıldığı için, çevre sağlığı koşullarına dikkat edilmeyen çağlarda büyük salgınlara yol açmış, koşullar düzeltilince, daha çok çocukları etkilemeye (adı buradan kaynaklanır) başlamış, çocuklara ağız yolundan yapılan aşı uygulamasının yaygınlaşmasıyla, büyük ölçüde ortadan kalkmıştır.

    Omuriliğin ön kordonlarının iltihaplanması sonucu felçle neticelenen bir hastalıktır. Tıp dilinde ‘poliomelitis’ denir. Bilhassa yaz ve sonbahar aylarında görülür. Nedeni bir çeşit virüstür. Lağım sularının yiyeceklere bulaşması, sineklerin taşıdığı mikroplar, hastalığa yakalanmış kişinin ağız ve burnundan çıkan damlacıklarla bulaşır. çocuk felcine küçükler yakalanabileceği gibi büyükler de yakalanabilir. Hastalık virüs vücuda yerleştikten sonra 7-21 gün içinde ortaya çıkar. Hastada ateş, baş ağrısı, boğaz ağrısı, kusma, yorgunluk, boyunda kasılma, ve sırt ağrıları vardır. Hastalığın ilk günlerinde gerekli tedaviye başlanmazsa, özellikle kol ve bacaklarda felç görülür. Hastalığın başlangıcında hastayı diğer kimselerden ayırmak ve yatırmak gerekir. Çocuk felcinden korunmak için “Salk aşısı” veya “Sabin aşısı” yaptırmak gerekir. Bu aşının ilki çocuk 6 aylık olmadan önce, ikincisi ilk aşıdan 2 ay sonra, üçüncüsü, ikinci aşıdan 6 ay sonra yapılır. 5 ve 15 yaşlarında da tekrarlanır. Tedavi için mutlaka doktora başvurmak gerekir.

    Riskli Durumlar

    – Polio aşısının yapılmaması,
    – Polio salgını olan bölgeye yolculuk yapmak,
    – Hamilelik,
    – Çok yaşlı veya bebek olmak,
    – Ağız, burun veya boğazda yaralanma meydana gelmesi (diş tedavisi, bademciklerin alınması)
    – Virüsü aldıktan sonra bağışıklık sistemimizi bozacak anormal bir stres meydana gelmesi (duygusal veya fiziksel)

    Çocuk felci dünya çapında görülen bir hastalıktır. Ancak aşılamaya yeterli özen gösteren ülkelerde nadiren gözlenir. Yaz ve sonbahar aylarında daha sık gözlenir. Kızlarda daha sık gibi görülmekle birlikte felçler erkek çocuklarda daha sık gözlenir. Salgınlar aşılamanın yapılmadığı bölgelerde gözlenir. 1840 ile 1950′li yıllar arasında poliomyelit dünya çapında salgınlara neden olmaktaydı.

    Korunma

    Polio aşısı, yapıldığı insanların hemen hepsini hastalıktan korumaktadır. Koruma oranı %90′ın üzerindedir.

  • Bakteri ve virüs karmaşası her zaman gündemde

    BAKTERi VE ViRüS KARMAŞASI HER ZAMAN GüNDEMDE

    Gerek yazılı ve gerekse sözel basında bir çok bakteriyel hastalığın virüs hastalığı olarak yorumlandığını izlemekteyiz.

    A grubu Beta hemolitik streptokok toplumda yaygın olarak bulunan ve boğaz enfeksiyonuna neden olan bir bakteridir. Çoğu kez bu bakteri virüs olarak tanımlanmakta “Beta Virüsünden bahsedilmektedir.

    Bu yanılgı nerden doğmaktadır ?

    Çoğu kez medyada çıkan yayınlarda bu yanlışların olduğu görülmektedir. Bunların çok az bir kısmı tıp mensuplarından kaynaklanmaktadır. Nitekim hemofiluz influenza bakterisi ile influenza virüsü karıştırılmış ve ciddi karmaşaya neden olmuştur. Bilindiği gibi Hemofiluz influenza menenjite yol açan bir bakteri, influenza ise gribe yol açan bir virüstür. Diğer taraftan medyada yazı yazan tıp mensuplarının her konuda yazı yazdıkları dahiliye uzmanının, çocukları ilgilendiren konuları gündeme aldığı görülmektedir.

    Medya mensupları ise tıbbi konuları bilemedikleri için hatalar yapmaktadır.

    Toksoplazma gondii bir parazittir. Bu konuyu kaleme alan bir yazar Toksoplazmanın yeni keşfedilmiş bir virüs olduğundan bahsedilmiş ve yazar ‘a bu hatanın nerden kaynaklandığı sorulduğundan “aldığım kaynakta virüs olarak geçiyordu”, onun için yanılgıya düştüm cevabı alınmıştır.

    Son günlerde öldürücü menengokok virüsü tanımı gündeme gelmektedir. Menengokok bakteri olup bulaşıcı menenjite yol açmaktadır. Ölümcül menenjitin sorumlusu menengokok virüsü değil, menengokok bakterisidir. Gerek sözlü ve gerekse yazılı medyada yer alan konularda istenmeyerek hata yapıldığı gerçeği inkar edilemez.

    Bu durumdaki yaklaşımda; hekimlerin sadece kendi konularında toplum bilgilendirmesi, medya mensuplarının ise gerek sözlü gerekse yazılı basında yer alan sağlık konularında daha titiz davranmalarının akılcı olacağı aşikardır.

    -Bakteri

    -Virüs

    Prof. Dr. Nuran GÜRSES

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Kızamık kızamıkçık kabakulak su çiçeği

    Kızamık

    Son derece bulaşıcı olup yüksek ateş, döküntü ile seyreden tipik olarak çocukluk çağında görülen bazı olgularda hatyatı tehdit eden bir hastalıktır. Bu nedenle aşı geliştirilmiştir.

    Hastalık mikrop ile temastan yaklaşık 10-12 günlük bir kuluçka süresini takiben başlar. Yüksek ateş , her iki gözde kızarıklık ve iltihaplanma yani konjonktivit ve burun akıntısı ile başlar.

    Döküntüler saç ve deri birleşim yerlerinden ilk yüzde başlayarak üç günde tüm vücuda yayılır. Döküntüler kırmızı ve ciltten kabarık olarak seyreder

    Normalde döküntünün üçüncü gününden itibaren ateşin gerilemesi beklenir ancak ateş gerilemiyorsa komplikasyonla seyredebilecek hastalık seyrine tanık olacagız demektri. Komplikasyonlar arasında zatürre , orta kulak iltihabı, sinüzit, menenjit yeralmaktadır. Komplikasyonlardan bir kısmı hayatı tehdit edici özellikte olduğundan aşılanma12. ayda ve tekrarı 4-6 yaş arasında tamamlanması gerekmektedir

    Kızamıkçık

    Kızamıkçığa bir virüs (Rubella) neden olmaktadır

    . Kişiden kişiye hava (solunum) yoluyla yayılır .Kızamıkçığın kuluçka dönemi 12-23 gün arasında değişir. Kızamıkçık geçiren çocuklarda ilk belirti genellikle yüzde başlayıp aşağıya vücuda yayılan döküntüdür. Büyük çocuklar ve erişkinlerde döküntü öncesinde genellikle ilk belirti olarak düşük düzeyde ateş, boyundaki veya kulak arkasındaki lenf bezlerinde şişme ve üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları görülür. Kızamıkçık ile ilgili esas endişe hamile kadınlarda kızamıkçık enfeksiyonunun etkileridir. Hamileliğin ilk üç ayı içinde geçirilen kızamıkçık bebeğin ölümüne, erken doğumuna ve pek çok ciddi doğumsal sakatlığa neden olur. Genellikle erişkinlerde olmak üzere 5.000 vakada bir ensefalit (beyin enfeksiyonu) oluşabilmektedir. Trombosit sayısında düşüş ve kanama gibi nadiren geçici kan problemleri oluşabilir. Kızamıkçığa bağlı en ciddi komplikasyon doğumsal kızamıkçık sendromudur. Bu sendrom, anne karnında gelişmekte olan bebek üzerinde kızamıkçık virüsünün yarattığı etki ile meydana gelmektedir. Hamileliğin ilk üç ayı içerisinde kızamıkçık virüsü ile enfekte olan bebeklerin %95'i sağırlık, göz defektleri, kalp defektleri, zeka geriliği gibi doğumsal bir sakatlıkla doğmaktadır. Hamileliğin erken dönemi (ilk 12 hafta içinde) enfeksiyonun en tehlikeli olduğu dönemdir. Kızamıkçık enfeksiyonuna bağlı sakatlık görülme ihtimali enfeksiyon hamileliğin geç dönemlerinde geçirilirse azalmaktadır (20 haftalık hamileliktensonra).Kızamıkçığın tedavisi yoktur. Sadece yatak istirahati, sıvı takviyesi ve ateş düşürme gibi destekleyici tedavi uygulanır.

    Kabakulak

    Kabakulak, kabakulak virüsünün (Mumps) neden olduğu bir hastalıktır. Kabakulağın kuluçka dönemi ortalama 14-18 gün arasındadır

    Kabakulak virüsünü alan kişilerde ilk belirtiler genellikle baş ağrısı, iştahsızlık ve düşük düzeyde ateş gibi spesifik olmayan belirtilerdir. Kabakulağın en çok bilinen belirtisi kulakların hemen altındaki tükrük bezlerinin (parotid bezlerin) şişmesidir. Bu şişlik kabakulak virüsünü alan çocukların %30-40'

    ında görülür.

    Kabakulağa bağlı olarak merkezi sinir sisteminin tutulumu (menenjit) sık görülen bir komplikasyondur

    . Kabakulak geçiren kişilerin yaklaşık %15'inde görülen menenjit, baş ağrısı ve ense sertliği ile seyreder ve çoğunlukla kalıcıbir hasar bırakmadan düzelir.Erişkin erkeklerin %50'ye yakını kabakulağa bağlı bir komplikasyon olarak testis tutulumu (orşit) yaşar. Testis tutulumuna bağlı ağrı, şişlik, bulantı, kusma, ateş ve haftalarca devam eden bir hassasiyet görülür. Testis tutulumuna bağlı kısırlık nadir görülen bir durumdur. Hamileliğinin ilk üç ayında kabakulak geçiren kadınlarda düşük görülme ihtimali artmaktadır. Ancak kabakulağa bağlı doğumsal sakatlıklar gelişltiğine dair bir kanıt yoktur. Bir veya iki kulakta sağırlık yaklaşık her 20.000 kabakulak vakasından birinde oluşabilmektedir.

    Kabakulağın tedavisi yoktur. Sadece yatak istirahati, sıvı takviyesi ve ateş düşürme gibi destekleyici tedavi uygulanır.

    Kabakulağın bulaştırıcı olduğu dönem yaklaşık 7 gündür. Bulaşıcılığın hastalığın belirtileri başlamadan üç gün öncesinden başlayıp, belirtiler başladıktan sonraki dört gün boyunca devam ettiği kabul dilmektedir.

    Eğer çocuğunuz KKK aşısı olmamış ve kabakulağa karşı bağışıklık kazanmamış ise karşılaşma sonrasında eğer çocuğunuz hali hazırda enfekte olduysa çocuğunuzun aşılanması hastalığı geçirmesini önlemeyecektir. Bununla birlikte eğer çocuğunuz virüsle karşılaştıktan sonra enfekte olmadıysa aşı onu ileride karşılaşabileceği kabakulak enfeksiyonuna karşı koruyacaktır.

    Su Çiçeği

    Su çiçeğine Varisella zoster adı verilen bir virüs neden olmaktadır. Su çiçeği kişiden kişiye direkt temas veya havaya dağılan virüsün solunum yoluyla alınması ile bulaşır. Su çiçeği çok bulaşıcıdır. Su çiçeği geçiren kişilerin döküntüleri veya zona döküntüleri ile direkt temas yoluyla da bulaşır. Su çiçeğinin kuluçka dönemi 10-21 gündür

    .Su çiçeğinin en sık görülen belirtileri döküntü, ateş, öksürük, baş ağrısı ve iştahsızlıktır. Döküntü başlangıçta kafa derisi ve vücutta başlar ve yüze, kollara ve bacaklara yayılır. Hastalık yaklaşık 5-10 gün sürer.Su çiçeği vakalarının çoğu hafiftir ancak bu hastalığa bağlı ölüm oluşabilir. Su çiçeği aşısı geliştirilmeden önce Amerika'da her yıl yaklaşık 100 kişi hayatını kaybetmekteydi. Bu kişilerin çoğu daha önce herhangi bir hastalığı olmayan kişilerdi. Su çiçeği aynı zamanda her yıl yaklaşık 11.000 hastaneye yatışa da neden olmaktadır. Su çiçeğini hafif geçiren çocuklar bile huzursuzdur ve en azından bir hafta veya daha uzun bir süre okula veya kreşe gidemezler.

    Su çiçeğine bağlı olarak en sık görülen komplikasyon cilt veya kemikler, akciğerler, eklemler ve kan gibi diğer bölgelerde görülen ikincil enfeksiyonlardır Su çiçeği virüsü zatürre veya beyin enfeksiyonuna neden olabilmektedir. Bu komplikasyonlar nadir ancak ciddidir. Komplikasyonlar küçük bebekler, erişkinler ve bağışıklık sistemi yetersizliği olan kişilerde 1

    00 kat daha sıktır.

    Su çiçeği geçiren kişiler döküntüler başlamadan bir-iki gün öncesinden başlayarak, tüm döküntüler kuruyup kabuklanıncaya kadar hastalığı bulaştırabilirler

    .
    Daha önce herhangi bir hastalığı olmayan ve su çiçeği geçiren çocukların büyük kısmıyatak istirahati, sıvı takviyesi ve ateş kontrolü ile tedavi edilirler. Su çiçeği geçiren çocuklara kesinlikle aspirin verilmemelidir (Reye sendromu riski nedeniyle)! Çocuğunuza ateşdüşürücü olarak hangi ilacın kullanılması gerektiği doktora sorulmalıdır. Ciddi su çiçeği vakalarında hastanın yaşı, sağlık durumu, hastalığın ciddiyeti ve tedavinin zamanlamasına bağlı olarak antiviral ilaçlar kullanılabilir.

    Su çiçeği geçiren insanların çoğu hastalığa karşı bağışıklık kazanır. Bununla Eğer çocuk daha önce su çiçeği geçirdiyse veya aşılandıysa herhangi bir şey yapmaya gerek yoktur. Ancak çocuk hastalığı geçirmediyse ve aşısızsa virüsle karşılaşmadan sonra en kısa sürede su çiçeği aşısı ile aşılanması önerilmektedir.

  • Çocuklarda enfeksiyon hastalıkları ve kanser

    Çocuklarda enfeksiyon hastalıkları ve kanser

    Enfeksiyon ajanları ve kanser ilişkisi uzun zamandan beri bilinmektedir. Çocuk ve erişkinlerde görülen kanser vakalarının %18 inde enfeksiyon ajanlarının kansere neden olduğuna dikkat çekilmektedir. Çocukluk yaş grubundaki geçirilen bazı enfeksiyonların erişkin yaşlardaki kanserle ilişkisi bu konunun önemi arttırmaktadır. Özellikle gelişmekte olan toplumlarda çocuklukta geçirilen bazı enfeksiyon hastalıkların kansere yol açtığı ve bu hastalıklarından korunmanın, kanserden korunma anlamına gelebileceği fikri önemsenmektedir.
    Erişkin yaş grubundaki kanserlerde bakteriler mantar, parazit hastalıkları ve viruslar sorumlu tutulmaktadır. Ayrı varsayım çocukluk yaş grubundaki kanserler içinde söz konusudur. Çocukluk yaş grubunda geçirilen bakteriyel bir enfeksiyon olan Helikobakter Pylori enfeksiyonu ile erişkin yaş grubunda görülen mide kanserleri arasında ilişki olabileceği düşünülmektedir.Helikobakter enfeksiyonu geçiren bireylerde enfeksiyondan ortalama 15 yıl sonra mide kanseri geçirme riskinin normal populasyona oranla 8 kat fazla olduğu vurgulanmaktadır. Sosyoekonomik düzeyi düşük olan toplumlarda küçük yaşlarda ishalle birlikte akut helikobakter enfeksiyonu geçiren çocuklarda, ince barsak tümörlerine yakalanma riskinin yüksek olduğuna dikkat çekilmektedir. Bu vakaların tanımlanıp tedavi edilmesi ile birlikte bu riskin azalacağı şüphesizdir.
    Çocuklarda kansere neden olan enfeksiyöz ajanlar esas olarak viruslardır.
    Hepatit B
    Hepatit C
    EBV (Epstein-Barr) dir.
    Human Papiloma Virus (HPV) ve kanser ilişkisi de önemlidir.
    Hepatit B virusu ile kronik enfekte olan çocuklarda karaciğer kanseri geliştirme riski yüksektir. Bilindiği gibi hepatit B enfeksiyonu ne kadar erken yaşta geçirilirse kronikleşme oranı o kadar yüksek olmaktadır. HBsAg pozitif anne çocuklarının kronikleşme yönünden takibi gerekir. Kronikleşme oranı hasta yaşı ile ters orantılıdır. Hepatit B enfeksiyonunu yenidoğan döneminde geçirenlerde kronikleşme oranı % 95,1 yaştan küçük çocuklarda bu oran % 80 olmaktadır.1-5 yaş arasında %30-50 ve 10 yaştan büyük çocuklarda %10 olduğu bilinmektedir. Günümüzde Dünyada 200 milyon kişinin HBV ile enfekte olduğu göz önüne alındığında bu sorunun ne denli büyük olduğu anlaşılacaktır. Erişkinlerde viral enfeksiyon geçirme zamanı ile karaciğer kanseri gelişimi arasındaki sürenin uzun olmasına karşın, bu enfeksiyonu HBsAg pozitif anneden alan çocuklarda bu sürenin kısa olması önemlidir. Enfekte olan bu çocukların ¼ ü karaciğer kanseri veya sirozdan kaybedilmektedir. Karaciğer kanserinin esas nedeni olan hepatit B virusunun, hepatit B aşılarının uygulamaya girmesi ile birlikte ciddi oranlarda azalabileceğini ümit edilmektedir.
    Hepatit C virus enfeksiyonunda karaciğer kanseri için risk faktörü oluşturmaktadır. Hepatit B enfeksiyonuna kıyasla çocukluk yaş grubunda az görülmesi sevindiricidir. Ayrıca Hepatit C virusunun sadece karaciğerde değil dalakta da lenfomaya yol açabileceği dikkat çekilmiştir. Henüz hepatit C aşısı uygulamaya girmemiştir.
    Enfeksiyöz mononükleoz (öpücük hastalığına) neden olan EBV virusu ile kanser ilişkisi yıllardan beri bilinmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde erken çocukluk döneminde görülen bu hastalık nazofarengeal kanser, Burkitt lenfoması,Hodgkin hastalığı ile ilişkilidir. Bunun dışında nadir görülen birçok kanser tipi ile ilintilidir.
    EBV ve kanser ilişkisi tam olarak açıklanmamıştır. Bu virusun çocukluk döneminde sık görülen Hodgkin hastalığı riskini arttırdığı bilinmektedir. Erken yaşta geçirilen EBV enfeksiyonu ile çocukluk çağı kanserleri arasında ilişki olabileceği ileri sürülmektedir. Bu konuda bazı kanıtların gösterilmiş olmasına rağmen hastalık patogenezi tam olarak anlaşılmamıştır.
    Human papilloma virusu ve serviks kanseri arasındaki ilişkinin 1975 yılında tanımlanması ile birlikte tüm dikkatler bu konuya çevrilmiştir.
    Son yıllarda virus kanser ilişkisinde en çok araştırılan bu konu bazı hastalıkların patogenizdeki bakış açısını değiştirmiştir. Bilindiği gibi HPV yenidoğan döneminden itibaren her yaş grubunu etkileyen viral hastalıklara yol açabilmektedir. HPV virus aşısının uygulamaya girmesi ile birlikte hastalığın eradike edilebilmesi kolaylaşacaktır. Bu aşının ülkemizde uygulamaya başlanmış olması sevindirircidir.
    Sonuç olarak bazı kanser tiplerinin çocukluk yaş grubunda geçirilen enfeksiyon hastalıklarına bağlı olabileceği ve bu hastalıklardan bazıları da aşı ile korunmanın mümkün olabileceği unutulmamalıdır.

  • Enfeksiyöz mononükleoz öpücük hastalığı

    Enfeksiyöz mononükleoz öpücük hastalığı

    Enfeksiyöz mononükleoz EBV virüsünün neden olduğu ateş, farenjit, lenfadenopati, hepatosplenomegali ve atipik lenfositozla seyreden bir hastalıktır.

    İlk kez 1889’da pfeiffer tarafından ‘Glandüler Ateş’ olarak tanımlanmıştır. 1968’de enfeksiyöz mononükleoz ve EBV virüs ilişkisi gösterilmiştir.

    Enfeksiyon her yaş grubunda görülebilir. Erişkin dönemine kadar toplumun %95’i bu virüsle karşılaşmaktadır. Düşük sosyoekonomik enfeksiyon yaşamın erken evrelerinde geçirilmektedir. Küçük çocuklarda hastalık üst solunum yolu enfeksiyonu veya döküntülü bir tablo şeklinde kendini gösterir. Çoğu zaman gözden kaçmakta, diğer bir hastalık tablosu ile karıştırılmaktadır. Hastanın yaşı enfeksiyonun klinik seyrini etkiler. EBV enfeksiyonu 2 yaşından küçük çocuklarda asemptomatik seyreder. Enfeksiyon mononükleoz’a ait tipik bulgular ise yaşla birlikte ortaya çıkmakta adölesan döneminde belirtiler tam olarak görülmektedir. Epidemilere neden olmaz. Mevsimsel farklılık göstermez.

    EBV virüs tükrük ve öpüşme ile bulaşır. Enfeksiyondan sonra solunum yollarında aylarca virüs bulunabilir ve asemptomatik taşıyıcılık sıktır. Yaşam boyu aralıklarla virüs salınabilir. Kuluçka dönemi 30-50 gün olup, çocuklarda bu süre kısadır. 10-14 gün arasında değişmektedir.

    Enfeksiyon mononükleozun klasik tablosu;

    – Ateş
    – Periorbital ödem
    – Lenfadenopati
    – Hepatomegali
    – Tonsillofarenjit
    – Döküntü şeklinde tanımlanabilir
    – Splenomegali
    – Başlangıç ani ve sinsidir

    Tanı : Hematolojik ve serolojik testlere dayanmaktadır. Virüsün gösterilmesi normal bireylerde de pozitif olabildiği için klinik tanıda rutin olarak başvurulmaz.

    Hastalığın tedavisinde antibiotiklerin yeri yoktur. Komplikasyonlarla seyredebilen kendini sınırlayan bir enfeksiyon hastalığıdır. Henüz EBV karşı rutinde kullanılabilecek bir aşı mevcut değildir. Gebelikte enfeksiyöz mononükleoz geçiren annelerin çocuklarında konjenital malformasyonların olabileceğine dikkat çekilmektedir. EBV virüs enfeksiyonu geçirilenlerin 6 ay süre ile kan vermemesi önerilmektedir.

  • Çocuklara grip aşısı yapılmalı mı ?

    Çocuklara grip aşısı yapılmalı mı ?

    Sonbahar gelirken hep aynı soru sorulmaya başlar.Grip aşısı yapılmalı mı,yapılmamalı mı?Kimi doktorlar televizyona çıkıp “Mutlaka grip aşısı olun” derken aynı zamanda başka doktorlar konuşup “Grip aşısının içinde cıva var,sakın yaptırmayın” derler.Bir yandan da bazısı grip aşısı yüzünden hiç hastalanmadığını iddia ederken bazısı da “Grip aşısı olalıdan itibaren nezleden gripten kurtulamadım” der. Nedir bu grip aşısı?Çocuklarımıza grip aşısı yaptırmalı mıyız?

    Son yıllarda grip aşısı pek çok ülkede çocukluk çağı rutin aşı takvimine girmiştir.

    Grip özellikle kışın ve baharda görülen bir hastalıktır.Dünyada her yıl yüzbinden fazla kişinin ölümüne neden olur.Özellikle belli yaş grupları grip için daha fazla risk taşımaktadır.Bunlardan iki yaşından küçük çocuklar,65 yaşın üstündekiler,astımlılar,kalpte akciğerde böbreklerde ya da bağışıklık sisteminde kronik bir hastalığı olanlar ve solunum fonksiyonunda herhangi bir sebepten dolayı bozulma olanlardır.

    Mevsimsel grip, Influenza A ve Influenza B isimli iki virüs nedeniyle olur.Influenza A genellikle daha önce,ocak şubat aylarında salgınlar yapar. Influenza B ise genellikle kış sonu bahar başında daha sık olmak üzere A kadar yaygın olmayan bir şekilde görülür.Gribin belirtileri; yüksek ateş,vücut ağrısı,öksürük,burun akıntısı,boğaz ağrısı vb.dir.Oldukça hızlı bulaşan bir hastalıktır.Grip enfeksiyonu sonrası vücutta zatürre,kulak iltihabı gibi ikincil enfeksiyonlara da sıklıkla neden olabilmektedir.

    Grip virüsleri sürekli antijen yapılarını değiştirdikleri için bir sene gri geçirmiş ya da gribe karşı aşılanmış olmak bir dahaki seneki grip mikroplarına karşı bağışıklanma sağlamaz.

    Grip aşısı her sene bahar ve yaz aylarında gelecek seneki grip virüsşeri için oluşturulur. Bu yapılırken de yazın güney yarımküre ve Asya’da görülen grip virüsleri göz önüne alınır.Kullanılan suşların bir sonraki mevsim gribe daha fazla neden olacakları öngürülmektedir.

    Mevsimsel grip aşısı üçlü (trivalan) bir aşı olarak hazırlanır.O mevsim görülen iki influenza A,bir influenza B virüsünden yapılır.Etkinlik verileri her sene CDC tarafından yayınlanır ve seneden seneye değişiklik gösterir.

    Grip aşısı inaktif yani ölü aşıdır.Yumurtaya,tavuk proteinine ve neomisin adlı antibiyotiğe alerjisi olanlarda kullanılmamalı ya da doktor denetiminde dikkatle uygulanmalıdır.Yeni tek dozluk grip aşılarında koruyucu olarak CIVA BULUNMAMAKTADIR.Bu ne yazık ki yanlış bilinen bir şeydir.Çok dozlu grip aşılarında cıva bulunabilmekte iken piyasadaki tek dozlu grip aşılarında cıva yoktur.

    Grip aşısı 0-18 yaş çocuklar için önerilmektedir.Grip, oldukça ağır geçebilen ve sonrasında da komplikasyonları çok olduğundan aşılanmakta fayda vardır.Grip aşısının her sene tekrarlanması gerekir.Grip aşısının etkinliği %100 değildir. Her sene değişmekle birlikte farklı grip tiplerine göre %50-85 arasında değişmektedir.Grip aşısının influenza virüsü dışında,diğer solunum yolu enfeksiyonu yapan virüslere karşı da bir miktar koruyucu olabilmektedir.Mevsimsel grip aşısının kuş gribi ve domuz gribi gibi hastalıklara karşı ancak minimal bir koruma sağladığı bilinmektedir.Amerika’da burundan sprey olarak uygulanan zayıflatılmış canlı grip aşısı da mevcuttur.

    Sonuç olarak söylenebilecek şey şudur.Evet grip aşısı faydalıdır.0-18 yaş arası çocukların her yıl olmasında fayda vardır.En azından yüksek risk grupları,yani iki yaşından küçükler,astımlılar ya da kronik hastalığı olan çocuklar mutlaka olmalıdır. Evde 6 aylıktan küçük bebek varsa bebeğe bakan herkes mutlaka olmalıdır.

    Grip aşısı %100 çalışacak diye bir şey yoktur. Bu biraz şans işidir ve aşı hazırlanırken o senenin virüslerinin ne kadar tutturulduğuna bağlıdır.Ancak her halükarda grip aşısı tam engellemese bile hem gribin hem diğer hastalıkların hafif geçirilmesine etki edebilir. Ve hayır,kesinlikle tek doz grip aşılarının hemen hemen hiçbirinde cıva yoktur.Aşının cıva içerip içermediğini doktorunuz ve eczacınızla konuşup,prospektüsten de kontrol edebilirsiniz.

    Domuz gribi

    Domuz gribi son bir yıl içinde dünya yüzünde hızla yayılan bir virüs.Antijenik yapısı H1 N1,ınfluenza A virüslerinden biri olarak tanımlanıyor.Dünyada hızla yayılarak 6.derecede salgın statüsüne çıktı.Ancak klinik olarak diğer virüslerden çok da farklı değil.Domuz gribi aşısı 5 ayrı firma tarafından çalışılmakta. Ancak henüz aşı ile ilgili kesinleşmiş bir tarih bulunmamaktadır.

    Kuş gribi

    Kuş gribi,ya da H5N1 diğer grip virüslerine göre şiddetli seyreder.%60’a yakın vakada öldürücüdür.İlaçlara karşı da diğer grip virüsleri kadar duyarlı değildir.

    Şu anda kuş gribine kerşı da bir aşı mevcuttur. Yeni aşılar geliştirilme aşamasındadır.