Etiket: Uzman

  • Psikolog, Klinik Psikolog , Psikoterapist Arasındaki Farklar

    Psikolog, Klinik Psikolog , Psikoterapist Arasındaki Farklar

    Psikolog Kimdir?

    Psikolog, Üniversitelerin Fen Edebiyat Fakültesinde Psikoloji bölümünün 4 yıllık lisans eğitimini tamamlamıştır. Psikologlar kişilerin duygu, düşünce, davranış ve bilişsel süreçlerini inceleyerek bu alanlarda gözlem ile birlikte değerlendirmelerini yapan kişilerdir.Psikoloji biliminin pek çok alt dalı vardır. Klinik psikoloji, gelişim psikolojisi, endüstri psikolojisi, sosyal psikoloji, spor psikolojisi gibi alt dallardan herhangi birinde yüksek lisans yaparak Uzman Psikolog ünvanını alırlar. Ör. Uzman Klinik Psikolog vb. Herhangi bir alt alanda yüksek lisans yaparak uzmanlığını almamış 4 yıllık lisans mezunu psikologlar terapi yapmaya yetkin değildirler.

    Uzman Klinik Psikolog Kimdir?

    Klinik Psikoloji, Psikolojinin çok özel bir ek eğitim ve uzmanlaşma gerektiren bir alt alanıdır. Ülkemizde Klinik psikolog olabilmek için 4 yıllık psikoloji lisans eğitiminin üzerine 2 yıl Klinik Psikoloji alanında yüksek lisans eğitimini tamamlamak gerekir. Klinik Psikolog ruhsal bozukluklar, psikopatolojiyi ölçme ve değerlendirme ve çeşitli psikoterapi yaklaşımları üzerine aldığı uygulama yoğunluklu eğitimlerle tanı koyma, kişisel gelişim ve tedavi üzerine deneyim kazanan, tıp merkezleri, klinikler ve hastanelerde en az 1 yıl süren yetkinliği kanıtlanmış psikologlardan klinik süpervizyon stajlarıyla aldığı teorik eğitimleri uygulama imkanı bulan uzmanlardır. Bunun yanı sıra Klinik psikologlar çalıştığı alan ve ekol aldığı terapi kuramlarıyla ilgili  sertifikalı psikoterapi , test eğitim ve süpervizyonlarına katılırlar. Kendini geliştirmek isteyen bir klinik psikoloğun eğitimi, hayat boyu devam edecek olan bir süreçtir.

    Psikoterapist kimdir?

    Psikoterapistler terapi uygulama becerisi ve yeterliliğine sahip bu alanda özel eğitimlerini tamamlamış kişidir. Bu kişi bir psikolog ya da psikiyatr olabileceği gibi, bu alanda eğitimini tamamlamış bir ruh sağlığı çalışanı da olabilir. Psikoterapistler özellikle en az 1 terapi kuramında uzmanlaşmış olup bireylerle, gruplarla, ailelerle ya da çiftlerle çalışabilen kişilerdir.

  • Hipnoz

    Hipnoz

    Hipnoz, bakışla, sözle veya bazı yardımcı nesneler kullanılarak, telkin ile oluşturulan özel bir bilinç hâlidir. Bir başka deyişle bir trans hâlidir. Bu trans sırasında, kişi çevreden gelen tüm (ses, ışık, koku vb.) uyaranlara kendini kapatır veya aldırmazken, hipnoz yapan kişinin telkinlerini artmış bir dikkatle dinler, anlar ve gönüllü katılımla uygular.

    Hipnoterapi Nedir?
    Hipnoz aracılığı ile (hipnoz sırasında) uygulanan tedavilere verilen genel isimdir.

    Hipnoz bir uyku mudur?
    Hipnoz kesinlikle bir uyku hâli değildir. Dışarıdan bakıldığında, hipnozdaki kişi sanki derin ve huzurlu bir uykudaymış gibi görünür. Aynı yanlış gözlemi yapan İskoç Doktor James Braid 1840 yılında bu trans hâline, Eski Yunan’daki uyku tanrısı Hypnosis’tenesinlenerek hipnozadını vermiştir. Çok kısa bir süre sonra bizzat Dr. Braid bu trans hâlinin uyku olmadığını fark etmiş ve hipnoz adının uygun olmadığını açıklamış olmasına karşın, bu yerleşmiş olduğu için hipnoz adının kullanımı devam edegelmiştir. 

    Bir kişi, isteği dışında zorla ya da farkında olmaksızın hipnoza sokulabilir mi? 
    Hayır! Bu mümkün değildir. Hipnoz kişinin gönüllü isteği ve katılımıyla gerçekleştirilen bir trans hâlidir. Hipnoz yapan kişi, hipnoza girmeyi gönüllü olarak kabul eden kişiye hipnoza girmesini sağlayacak bazı telkinler verir. Kişi bu telkinleri uygulayarak hipnoza girer. Hipnoza girmek istemeyen bir kişi kendisine söylenen telkinleri gerçekleştirmeyi reddedeceği için hipnoza girmez. 

    Hipnozdaki kişi hipnoz yapanın tüm söylediklerini olduğu gibi kabul eder ve aynen uygular mı?

    Hayır!Hipnoz sırasında kişinin bilinçli kontrolü ortadan kalkmaz. Hipnoz yapan kişinin söylediği her şeyi duyar, anlar, hatta yargılar. Yapması istenilen şey kişinin sosyal ve ahlâki değerlerine uygun değil ise kabul etmez, uygulamaz. Israr edilirse kişi hipnozdan çıkar.

    Hipnoza giren bir kişi istemediği hâlde sırlarını açıklar mı? 
    Hipnozdaki kişinin bilinçli kontrolü ortadan kalkmadığı için istemediği sürece hiçbir sırrını söylemez, özel bilgileri vermez. Hipnozdaki kişi ancak, söyleyeceği şeylerin kendisi için (örneğin hastalığının tedavisinde işe yarayacağı şeklinde) yararlı olacağına inanır ve hipnoz yapan kişiye güvenirse sorulan sorulara yanıtlar verir. 

    Hipnozdan “uyanamamak” mümkün müdür?
    Hipnoz bir uyku olmadığı için, uyanamamak diye bir şey olamaz. Hipnoz yapan hekim, terapi sonunda kişiye hipnozdan çıkacağı telkinini verdiği zaman kişi hipnozdan çıkarak gözlerini açar.

    Hipnoz nasıl oluşur? Hipnoza girmenin temel koşulları nelerdir?
    Hipnozun oluşmasında üç temel unsur vardır: Gönüllülükkonsantrasyon ve hayal gücü. Hipnoza başlanırken, kişi önce hipnoza girme konusunda gönüllü ve istekli olmalıdır. Gönüllü ve istekli olan kişi, hekimin kendisine söylediği (hipnoza giriş için verdiği) telkin cümlesine tüm dikkatini verir, yoğunlaşır. Sonra da söylenen telkinin içeriğini hayal ederek gerçekleştirir. Buradan da anlaşılabileceği gibi bir kişinin hipnoza girebilmesi için gönüllü olması, konsantrasyonunun ve hayal gücünün yeterli olması zorunludur. Veya bir başka deyişle isteksiz, gönülsüz olanlar ya da konsantrasyonu ve hayal gücü yetersiz olanlar hipnoza giremezler. 

    Hipnoza yatkınlık (hipnotizabilite) ne demektir? Herkes hipnoza girebilir mi?
    Hipnoza girebilme yetisine hipnotizabilite (hipnoza yatkınlık) adı verilmiştir. Herkesin hipnoza yatkınlığı (hipnotizabilite) farklıdır. Bu nedenle herkes hipnoza giremez. Çocuklar hipnoza son derece yatkındırlar. Yapılan araştırma sonuçları, hipnoza yatkınlığın en fazla olduğu dönemin 6-10 yaş arası olduğunu göstermiştir. Yaş ilerledikçe hipnoza yatkınlık giderek azalır. Genel olarak toplumun %10-15’inde hipnoza yatkınlık yoktur. Bu kesim kesinlikle hipnoza giremez. Toplumun %70-80’inde orta düzeyde bir hipnoza yatkınlık, %10-15’inde ise yüksek düzeyde hipnoza yatkınlık vardır. Yani toplumun büyük bir çoğunluğu hipnoza girebilmektedir. 

    Hipnoza yatkınlığı etkileyen etkenler nelerdir?
    Hipnoza yatkınlık yetisi, kişilik yapılarına ve içinde bulunulan ruhsal rahatsızlığa bağlı olarak değişmektedir. Örneğin, kuşkucu, kimseye güvenmeyen, her şeyi kontrol etmeye çalışan ya da kendisini herkesten çok üstün ve değerli gören kişilik yapılarına sahip olan kişiler kolay kolay hipnoza giremezler. Aynı şekilde obsesif-kompulsif bozukluk, şizofreni, ağır depresyon, paranoid bozukluk ve demans (bunama) hastalarının hipnoza yatkınlıkları sağlıklı insanlara göre daha düşüktür. 

    Kimler Hipnoz Yapabilir?

    Çoğu ülkede, hipnoz “tıbbî bir girişim” olarak kabul edildiği için, gösteri amaçlı sahne hipnozu yasaklanmıştır. Hipnoz yapma yetkisi, sadece tedavi amacıyla, hipnoz ve hipnoterapi eğitimi almış hekimler, diş hekimleri ve klinik psikologlara tanınmıştır. Bu son derecede yerinde bir uygulamadır. Çünkü hipnoz yapmak çok kolay bir uygulama olmakla birlikte hipnoz aracılığı ile hastalıkların tedavisini yapmak yani hipnoterapi uygulamak, hipnoz bilgisinin yanı sıra söz konusu hastalıklar ve tedavileri hakkındaki özel mesleki bilgileri de ayrıntılı bilmeyi ve bu konuda yetkili olmayı gerektirir. 

    Hekimler, hipnoterapiyi eğitimini aldıkları kendi uzmanlık alanlarında uygulamalıdırlar. Çünkü hem eğitimleri hem de yasal yetkileri kendi uzmanlık alanlarıyla sınırlıdır. Örneğin Astım hastalığı konusunda göğüs hastalıkları uzmanı, ağrısız doğumda kadın-doğum uzmanı, cilt hastalıkları konusunda dermatolog, ruhsal hastalıklarda psikiyatri uzmanı, diş çekimi ve diş eti hastalıklarında dişhekimleri hem bilgi ve yeterlilik hem de yasal olarak yetkilidirler. Çünkü söz konusu hastalıkları hipnoterapi ile tedavi ederlerken kendi uzmanlık bilgilerini hipnoz içinde uygulayacaklardır.

    Hipnoz yapmayı bilmek diş hekimine panik bozukluğu’nu tedavi etme veya psikiyatri uzmanına ağrısız doğum yaptırma, radyoloji uzmanına cinsel işlev bozukluklarını tedavi konusunda yetki vermemektedir. Her uzman hipnoterapiyi kendi uzmanlık sınırları içinde uyguladığı takdirde başarılı olacaktır.

    Çoğu ülkede, hekim olmadıkları hâlde psikolojik sorunlarda hipnoterapi yapma yetkisi, ruhsal sorunlar ve hastalıklar konusunda lisansüstü eğitim almış klinik psikologlara da tanınmıştır. Ancak ülkemizdeki sağlık yasalarına göre psikologlara bu hak tanınmamıştır. Bazı az sayıda ülkede hipnoterapi yapma yetkisi hekim kontrolü altında ve sadece bazı kısıtlı alanlarda olmak koşulu ile yukarıda yazılanların dışında hemşire, sosyal hizmet uzmanı gibi mesleklere de tanınmıştır.

    Hipnozla geçmiş hayatlara veya geleceğe gitmek mümkün müdür?

    Kesinlikle hayır! Maâlesef en çok kötüye kullanılan sahalardan biri de budur. Belki kişinin kendi hayatındaki bazı bilinçdışına bastırılmış rahatsızlık verici hatıraları ortaya çıkarmakta kullanılabilirse de, bu çok özel ve kesinlikle uzmanlarca uygulanabilecek bir tekniktir. Önceki hayatlara ve hele geleceğe gitmek mümkün olsaydı, herkes Toto, Loto, Altılı Ganyan ve aklınıza gelebilecek her şeyi görüp zamanın akışını değiştirirdi! Böyle vaatlerle yaklaşan birin kesinlikle şarlatan veya kendisi psikiyatrik hasta olan birisi olduğunu düşünebilirsiniz.

    Hipnoz nerelerde / hangi hastalıklarda kullanılabilir?

    Genel Tıpda: Ağrıyı ortadan kaldırmak için (migren ve gerilim tipi baş ağrıları, kronik fiziksel ağrılı hastalıklar, trigeminal nevralji, ağrısız doğum, kanser ağrılarında), hipnoanestezi ile cerrahi girişimlerde (ameliyatlar, diş çekimi ve diş eti rezeksiyonlarında), psikosomatik hastalıklarda (astım, esansiyel hipertansiyon, psöriazis, ülser, ülseratif kolit, irritabl kolon, siğil tedavisinde),

    Psikiyatride: Tik, kekemelik, enüresis noktürna (gece işemeleri), trikotilomani, yeme bozuklukları, obezite, psikojenik ağrı bozukluğu, konversiyon bozukluğu, cinsel işlev bozuklukları, sigara bağımlılığı, dissosiyatif bozukluklar, fobiler, panik bozukluğu, agorafobi, sosyal fobi, sınav kaygısı, travma sonrası stres bozukluğu…

    Hipnoterapistlik bir uzmanlık mıdır?

    “Hipnoterapistlik” adı verilmiş olan akademik bir uzmanlık alanı veya unvanı yoktur. Hipnoz yapmayı bilmek veya uygulamak bir kişiye hipnoterapist unvanını kazandırmaz. Asıl olan, hipnoz yapan hekimin tıp fakültesini bitirdikten sonra ihtisas eğitimini alarak hak kazandığı (kadın-doğum, cilt hastalıkları, iç hastalıkları, psikiyatri gibi) uzmanlıktır. Hipnoz ise, bu kişilerin kendi uzmanlık alanı içindeki hastalıkları tedavi etmek için gerekli olduğu zamanlarda kullandıkları bir “tedavi aracı” ve bir tekniktir. 

    Hipnoz Etik Kuralları Nelerdir?

    (TPD HİPNOZ VE HİPNOTERAPİ UYGULAMA ETİK KURALLARI)*

    * TPD Hipnoz ve Hipnoterapi Bilimsel Çalışma Bilimsel Çalışma Birimi tarafından hazırlanan taslaktan alınmıştır. Henüz resmiyet kazanmamıştır.

    ·         Hipnoz, üniversiteler ve eğitim hastanelerinde kurulacak “Hipnoterapi Eğitim ve Araştırma Merkezleri”nde kendi uzmanlık alanlarıyla ilgili yeterli süre teorik ve pratik “Hipnoz ve Hipnoterapi Sertifika Eğitimi” almak koşulu ile ya da yurt dışından bu konuda sertifikası olanların sertifikalarının geçerliliği Sağlık Bakanlığınca onaylanması hâlinde; sadece hekim, diş hekimi ve klinik psikologlar tarafından ve sadece tedavi amacıyla yapılabilir.

    ·         Uygulayıcılar hipnozu sadece kendi uzmanlık alanlarının sınırları içinde uygulayabilirler.

    ·         Hipnoz bir eğlence aracı değildir ve kesinlikle gösteri amacıyla kullanılamaz.

    ·         Televizyonda, sahnede veya topluluklar önünde bireysel veya toplu hipnoz uygulamaları yapılamaz.

    ·         Kitle iletişim araçlarında, web sitelerinde, çeşitli amaçlarla hazırlanmış broşür veya kitaplarda, haber, tanıtım veya eğlence programı vb. hiçbir şekilde hipnoz uygulamalarına ait görüntü ya da fotoğraf yer alamaz.

    ·         Hipnozu ya da hipnoz uygulayanları tanıtmak, hastalıkların tedavisindeki yeri ve önemini göstermek amacıyla bile olsa, hipnoz uygulamaları izleyici önünde yapılamaz.

    ·         Hipnoz uygulayıcıları, reklam ve tanıtım yapamazlar. Yaptıkları uygulamaları tabelalarda belirtemezler.

    ·         Hipnoz uygulayıcıları, kendilerini “hipnoterapist” olarak tanıtamaz, “hipnoterapist” sözcüğünü tabelada, kartvizitte, antetli kağıtta veya imzalarında kullanamazlar.

    ·         Uygulayıcılar, hastanın başka bir uygulayıcının telkinlerini kabul etmeyeceği, başka bir uygulayıcının telkinlerinden yarar görmeyeceği şeklinde posthipnotik telkinler veremezler.

    ·         Hipnoz uygulayıcıları, hastalarına kendi ekonomik, sosyal yarar veya çıkarları doğrultusunda telkinler veremezler.

  • Konuşma gecikmesi ve otizm

    Konuşma gecikmesi çocukların yaşından beklenen sözel ifade becerisini gösterememesi olarak tanımlanabilir. Hiç konuşamama, yaşından beklenenden az sayıda kelime kullanma veya cümle kuramama şeklinde görülebilir. Konuşma gecikmesini fark edebilmek için çocuklardaki konuşma gelişim basamaklarını bilmek gereklidir.

    Normal konuşma gelişimi çocuklar arasında farklılıklar gösterse de belli bir sırayı izler. Bebeklerde 2. aydan sonra başlayan agulama, 4-6. aylar arası “ba”ba” gibi hecelerden oluşan babıldama ile devam eder. Anlamlı olarak söylenen ilk kelimler genellikle 1. yaşta başlar ve 18 aya kadar kelime sayısı giderek artış gösterir. Çocuklar 2 yaşında basit iki kelimelik cümleler kurmaya başlar ve 50 kelime kullanabilir. 2-2,5 yaşları arasında iki üç kelimelik cümleler kurabilir. 3 yaşına geldiğinde üç beş kelimelik cümleler kurabilir ve konuşması büyük oranda başkaları tarafından anlaşılır.

    Konuşma gecikmesi ile ilgili “4 yaşa kadar beklenmesi gerektiği”, “erkek çocuklarında normal olduğu” gibi yanlış inanışlar söz konusudur. Bu inanışlar nedeniyle uzmanlara başvuru yapılmamakta ve önemli bazı bozuklukların anlaşılması gecikebilmektedir. Bilinenlerin aksine konuşma gecikmesi mutlaka uzman tarafından değerlendirilmesi gereken önemli bir durumdur.

    Konuşma gecikmesinin çok farklı nedenleri olabilir. En sık görülen neden gelişimsel konuşma gecikmesidir. Ancak konuşma gecikmesi olan çocuklarda dikkat edilmesi gereken durumlardan biri “Otizm” belirtilerinin olup olmadığıdır. Otizm konuşma gecikmesinin önemli nedenlerinden biridir.

    Otizm sosyal etkileşimde kısıtlılık, iletişim becerilerinde yetersizlik ve tekrarlayıcı hareketlerle kendisini gösteren bir bozukluktur. Konuşma gecikmesi olan çocuklarda aşağıda sıralanan belirtiler varsa otizmden şüphelenmeli ve hemen bir çocuk psikiyatrisi uzmanına başvurmalısınız;

    Göz teması yoksa veya kısıtlıysa

    Çocuğunuz gülümsemeye yanıt vermiyorsa

    Onunla konuştuğunuzda yüzünüze bakmıyorsa veya bunu nadiren yapıyorsa

    Adını çağırdığınızda adına bakmıyorsa

    Çocuğunuz işaret ettiğiniz yere bakmıyorsa

    İlgilendiği şeyi işaret ederek veya size göstererek paylaşmıyorsa

    Sizinle veya diğer çocuklarla oynamak yerine kendi başına zaman geçirmeyi tercih ediyorsa

    Sizin davranışlarınızı taklit etmiyorsa

    İşaret ettiğiniz nesnelere bakmıyorsa

    Sallanma, kendi etrafında dönme şeklinde hareketleri varsa

    Otizmin erken fark edilmesi ve tedaviye erken başlanması tedavi şansını arttırmaktadır. Konuşma gecikmesi olan çocuklar için “Büyüyünce konuşur” dememeli ve mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.

    Dr.Mehmet Çolak

    Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı

    Eskişehir

  • BOŞANMA KARARSIZLIĞI VE MUTLU EVLİLİK İÇİN BİREYLERİN ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVLER

    BOŞANMA KARARSIZLIĞI VE MUTLU EVLİLİK İÇİN BİREYLERİN ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVLER

    Çok sevdiğiniz,uğruna herşeyi feda ettiğiniz,kimseye olmadığı kadar vefakâr olduğunuz,tahammül ve özveri gösterdiğiniz eşinizle öyle bir noktaya geldiniz ki,artık sizde ne tahammül ne de sabır kaldı.O uğruna herşeyi yaptığınız kişi değil,bir hareketinde sinirlenmeye ve saldırıya geçmeye yer arayan kişi haline gelindi.Kendi kendimize tabii ki bu noktaya gelmedik,sorun kimi zaman bizde,kimi zaman eşte,kimi zaman ise çevrededir.Artık her uyaran bizi etkilemeye açıktır ve bunun sonucunda bizlerde bir kararsızlık durumu ortaya çıkar.”Eşimi seviyorum fakat mutlu değilim,birbirimize zarar veriyoruz,tahammülüm yok,çok tartışıyoruz,çevreye zarar veriyoruz”gibi düşünceler ve bu düşüncelerle yaşadığımız gelgitler ortaya çıkar.Üstünde düşünür ve karar vermeye çalışırız fakat,iş içinde çıkılmaz bir hal alır.Duygularımızı bir kenara bırakıp,kararlar almaya çalışırız,ama bu durum bizi daha da çıkmaza sürükler.Önemli olan duygu ve mantığımızla beraber,belirli kalıplardan çıkıp esnek düşünebilmektir.Boşanma sürecindeki kararsızlığımızda;çok yönlü düşünmek bize herzaman doğru kararlar aldıracaktır.Problemlerimizi,yargılarımızı,önceliklerimizi,değerlerimizi,kendimizle ilgili güçlü ve zayıf noktalarımızı liste haline getirmek ve hangi seçeneklerin bizi tatmin ettiğine yoğunlaşmak,karar vermemiz konusunda doğru aşamalarda ilerlediğimizin göstergeleridir.Bu;kişilerin üstüne düşen yöntemlerdir.Daha sonra tabii ki;girdikleri bu kaotik durumdan kurtulmak adına bir uzmandan yardım alınması gerekir.Uzman;kişiye kararlarını sağlıklı bir şekilde verdirmeye dair,açık ve net olarak sorunları gösterme sürecine girecektir.Avantaj ve dezavantajlarını uzman kişi ile beraber daha sağlıklı bir şekilde göreceklerdir.

    PEKİ BOŞANMA KARARI VERİRKEN ÇİFTLERE DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR?SAĞLIKLI BOŞANMA KARARI NASIL ALINIR?

    Öfke anında olumsuz düşünceleri dile getirmemek,örneğin sinirle söylenen”boşanmak istiyorum”sözcüğü iki tarafa da zarar verir.Bu süreçte öfke anında alınan ani kararlar dile getirilmemelidir.Evlilikte ilk yıllar adaptasyon sorunları ve buna bağlı yaşanan kavgalar varsa,boşanmaya dair düşünceler bir süre ertelenmelidir.Aldatma ve şiddet yoksa,evliliğinizi en azında 1 yıla tamamlayın,boşanmanın getirdiği problemleri gözden geçirin.Karar verdikten belirli bir süre sonra,eşinizle beraber konu üzerine fikir alışverişi yapın.Boşanma sürecinden önce,hayatınızla ilgili detaylı bir plan yapın.Anlaşarak boşanmaya çalışın,bu size kolaylık sağlayacaktır.Bu aşamada;eşinizin artı ve eksilerini liste halinde yazın.Bu sizin,eşinizle ilgili olumlu ve olumsuz özellikleri gözden geçirmenizde büyük yarar sağlayacaktır.

    Boşanma sonrasında;terkeden taraf,terkedilene oranla durumdan daha az etkileniyor.Durumdan fazla etkilenen taraf;öncelikle inkâr dönemi yaşıyor,belirli bir süre durumu kabullenememe oldukça sık görülen bir süreçtir.Suçluluk duygusu;”onun istediklerini yapsaydım,boşanmazdık”düşüncesi yaşanan diğer bir süreçtir.Daha sonra, karşı tarafa yoğun bir öfke duygusu yaşandıktan belirli bir süre sonra;kişinin öfkesinin geçmesi ve sakinleşmesi.Bu durum kişinin,boşanma sürecini atlattığını gösterir.

    MUTLU EVLİLİK İÇİN ÇİFTLERİN YAPMASI GEREKENLER NELERDİR?

    Çiftlerin herzaman sohbete açık olmaları,birbirleriyle yaptıkları sohbetten keyif almaları oldukça önemlidir.Genelde çok yakın ilişkiler,sorunlara yol açıyor.Kişilerin kendilerine özel zaman ayırmaları,birbirlerine özlem duymalarına,dolayısıyla ilişkinin pekişmesine neden olur.

    İlişkide diğer önemli olan nokta;tartışmayı becerebilmek ve yürütmektir.Tartışmak;sağlıklı bir ilişkinin varolduğunun en güzel kanıtıdır.Krizlere neden olmadan,seviyeli bir şekilde tartışmaya özen göstermelisiniz.Cinsellik ilişkinin sağlıklı yürümesi adına,oldukça önemli bir noktadır.Ayrıca çiftler birbirinin sadece hatalı olan davranışlarını eleştirmeli,kişiye özgü karşı tarafı yaralayacak eleştiriden uzak durmalıdır.Birbirinizi takdir edin,hor görme ve aşağılama davranışlarından olabildiğince uzak durun.Kişilerden birinin gösterdiği çabayı aşağılamayın.Tartıştığınız zamanlarda,kendinizi iletişime kapatmayın,araya duvarlar örmeyin.Bu durum;aranıza mesafenin girmesine yol açar.Mümkünse problemleri zamanında çözün ve olumsuzlukların birikmesine izin vermeyin.Öfke patlamalarına yol açacak davranışlardan uzak durun.Şiddetli tartışmalar her ilişkide olabilir,önemli olan tartışma sonrasında kendinize de,karşı tarafa da belirli süre izin vermeniz,kavgayı tetikleyecek söz ve davranışlardan uzak durmanızdır.

    BOŞANMA SONRASI SÜREÇ

    Gelelim boşanma sonrasındaki o sancılı sürece.Boşanma sonrası,o zahmetli süreçte bize yardımcı olmak adına bir uzmandan destek alınması kesinlikle şart.Ayrıca;kendinizle alakalı boşanma sonrası bocalama yaşamamak adına öncesinden detaylı planlar yapın.Bu aşamada eşinizle beraber, çocukların ne olacağı ile ilgili temeli sağlam planlar belirleyin.Böylece boşanma sonrası yaşanacaklara da,kendinizi hazırlamış olursunuz.İstatistiklere göre 5 yılda 520 bin boşanma gerçekleşiyor ve her sene %1’lik bir artış var.Toplumsal hayatta kadına yer verilmesi,televizyonun bu denli hayatımıza girmesi bosanmalardaki artışa neden olarak gösterilebilir.Bosanmalar en çok Marmara Bölgesi İstanbul’da,daha sonra Ege Bölgesi İzmir’de yaşanıyor.En az bosanmalar ise Güneydoğu Anadolu’da yaşanıyor.Boşanma sonrası,o zahmetli süreçte bize yardımcı olmak adına bir uzmandan destek alınması kesinlikle şart.Son olarak bahsedilen aşamalarda,boşanan bireylere yardımcı olabilecek uzmanlar ve yakın çevredeki kişilerin varlığı unutulmamalı,destek istenmelidir.

  • PSİKOLOG SEÇERKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR NELERDİR?

    PSİKOLOG SEÇERKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR NELERDİR?

    Psikoloji; insanların davranışlarının ve zihinsel süreçlerinin bilimsel olarak incelenmesidir.

    Her insan hayatının bir döneminde de olsa kendiliğinden içinden çıkamayacağını hissettiği bunalımlara girme olasılığına sahiptir.Örneğin kendinizi artık tanıyamadığınızı düşünüyorsunuz ya da size sıkıntı veren düşüncelerden dolayı uykularınız kaçıyor olabilir.Hiçbirşeyden keyif alamaz hale gelmiş olabilirsiniz ya da mücadele edecek gücü kendinizde bulamıyor olabilirsiniz.Eşinizle/partnerinizle ilgili sorunlarınız olabilir ve üstesinden gelemeyecek noktaya gelmiş olabilirsiniz.Bu gibi durumlarda bir uzman desteğine ihtiyaç duyabilirsiniz.Peki psikolog seçerken nelere dikkat edilmeli?Yazımızda bu hususlar üzerinde duracağız.

    1-Öncelikle destek almanız gereken konuyla ilgili psikoloğunuzun yeterliliğini mutlaka araştırın.

    2- 4 yıllık psikoloji bölümünden sonra hangi alanda uzmanlık aldığına dikkat edin.

    3-İnternetten araştırırken pek çok takipçisi olan ancak bu alanda yeterlilik sahibi olmayan kişiler günümüzde faaliyet göstermektedir. Araştırırken hangi bölümden mezun olduğuna ve uzmanlık alanının ne olduğuna dair gerekli araştırmayı mutlaka yapın.

    4- İnternet üzerinde sadece birkaç günlük eğitimle sertifika alıp kendini psikoterapist olarak tanıtanlardan diplomasını ve uzmanlık alanı belgelerini ya da master belgesini görmeyi talep edin.

    5- Psikologların terapi merkezi açmaları konusunda herhangi bir yasal düzenleme olmadığından dolayı psikoloji mezunu olup master yapmayan ya da psikoloji mezunu olmayan birçok meslek dalı da maalesef terapi merkezi açabilmektedir. Bundan dolayı mutlaka detaylı araştırmayı gitmeden önce yapın.

    6- Daha önce psikoloğa gitmiş ve yarar görmüş olan çevrenizin görüşlerini dikkate alın.

    7- Psikolog ararken karşınıza çıkan internet sayfalarında tavsiye yazılarını, kişisel bloklarındaki makalelerini mutlaka okuyun.

    8- Birçok merdiven altı çalışan, devlete kaydı olmayan psikolojik danışma merkezleri olduğundan ücretini ödediğinizde aldığınız hizmete karşılık faturanızı istemekten çekinmeyin. Eğer size fatura vermek istemezlerse nedenini sorun ve ilgili birimlere şikayet edin.

    9- Psikologla görüştüğünüzde “kesin tedavi ederim ya da şu kadar seansta çözüme ulaşırız” diyorsa güvenirliğini sorgulayın çünkü psikoloji bilimi hiçbir danışana kesin %100 tedavi gibi bir yaklaşımda bulunmaz.

    10- Seçtiğiniz psikoloğunuz “kullandığınız ilacı bırakın ya da ilaç kullanmanıza gerek yok”gibi ifadeler kullanıyorsa psikiyatristinizle de görüşerek bu durumu sorgulayın.

    11- Psikolojik testler yaptıracaksanız, size test uygulayacak kişinin o testle ilgili uygulayıcı sertifikası olup olmadığını sorgulayın ve test sonucunda ilgili uzmanın kaşe ve imzasının olmasına dikkat edin. Psikolojik testler her bir uygulanan test için ayrı bir uygulayıcı sertifikası gerektirmektedir.

    12- Terapiler “gizlilik ilkesi” prensibiyle yürütülür. Danışan ve terapist arasında konuşulanlar 3. bir kişiyle paylaşılamaz.

    Psikolojik destek almak söz konusu ise tüm bu hususlara dikkat etmek gerekmektedir.

  • WISC-R Çocuklar İçin Zeka Ölçeği- Nedir ve Nasıl Uygulanır?

    WISC-R Çocuklar İçin Zeka Ölçeği- Nedir ve Nasıl Uygulanır?

    1979 yılında oluşturulmuş bu kapsamlı zeka testi, yenilenmiş ve güncellenmiş formu ile 6- 16 yaş bireylerin zeka düzeyleri hakkında fikir veren bir uygulamadır. Bu test 12 tane alt testin bir araya gelmesiyle oluşur.
    Test 2 bölüme ayrılır, 6 tanesi “Sözel Testler” dir ve Genel Bilgi, Benzerlikler, Aritmetik, Sözcük Dağarcığı, Yargılama, ve ek test olarak Sayı Dizisidir.
    Genel bilgi alt alanı; çocuğun ailesinden, çevresinden, arkadaşlarından vs aldığı bilgi düzeyini ölçer. Benzerlikler alt alanı; çocuğun soyut düşünebilme, ve bu düşünceyi doğru ve açık bir şekilde ifade edebilme yeteneğini ölçer. Aritmatik alt alanında; çocuğun matematik sorularını çözebilme yeteneği, aynı zamanda kısa süreli bellek ve çalışan belleğinin kapasitesi ölçülür. Sözcük dağarcığı alt alanında; sözcüklerin ve kavramların tanımlarını yapabilme ve bunları ifade edebilme yeteneği ölçülür. Yargılama alt alanı; muhakeme, mantık yürütme ve duygusal olgunluk seviyesini öleçreken aynı zamanda çocuğun sosyal zekasını da ölçer. Son olarak Sayı dizisi alt alanı; çocuğunuzun işitsel kısa süreli belleğini ve çalışma belleğini ölçer. Sesli uyaranları algılama, ve zihinsel olarak tekrarlayabilme yeteneğini gösterir. Bu son test yedek testtir ve uzman gerekli görürse yapar.
    Diğer 6 tanesi “Performans Testleri” dir ve Resim Tamamlama, Resim Düzenleme, Küplerle Desen, Parça Birleştirme, Şifre ve ek test olarak Labirentler’dir.
    Resim tamamlama alt alanı; çocuğun görsel dikkatini ölçmeye yarar. Resim düzenleme alt alanı, çocuğun görsel dikkatiyle birlikte, olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurabilme yeteneğini ölçer. Hem kısa-dönemli hem de çalışan belleğin devreye girdiği bir alt testtir. Küplerle desen alt alanı, ellerle manipulasyon, dolayısıyla görsel algı ile hareketsel koordinasyonun birleştirilebilmesi son derece önemlidir. Eğer çocuğun küplerle desen alt testtindeki skoru ortalamanın üstündeyse, çocuğun görsel ve çevresel manipulasyon kabiliyeti oldukça yüksek demektir. Parça birleştirme alt alan; parça bütün ilişkisini kavrayabilme ve görsel-hareketsel koordinasyon yeteneğini ölçer. Şifre alt alanı; kalem manipulasyon kabiliyeti, kısa süreli belleğe attığı bilgileri işleyebilme ve hatırlayabilme yeteneği ve konsantrasyon verebilme yeteneğini ölçer. Son olarak Labirentler alt alanı; çocuğun sorun çözebilme yeteneğini ve yaklaşımını ortaya koyar.
    Testin uygulanması da raporlanması da özel uzmanlık gerektirir. Bu uzmanlık için uzmanlar hem eğitime hem de sınava tabi tutulurlar. Ancak Türk Psikologlar Derneği’nin verdiği sertifikaya sahip kişiler bu testi uygulama ve raporlamaya yetkin sayılır. Test çocuğun hızına ve verdiği doğru cevaplara göre yaklaşık 1.5 – 2 saat arası sürmektedir.
    Test sonucunda çıkan puan sadece bir ipucudur. Testi uygulayan uzmanın gözlemi ve aile görüşmesi de bu testin raporlanmasına katkı sağlar. Unutmayın ki, testler çocuğunuza tanı koymak için değil; tanıya yardımcı olabilmek için yapılan araçlardır.

  • BEDENİN DİLİ

    BEDENİN DİLİ

    BEDENİN DİLİ
    Günümüzde oldukça popüler olan, birçoğumuzun oldukça ilgisini çeken, birçok eğitmen tarafından ticari çıkara dönüştürülen, kimilerinin sıklıkla kategorize ederek ele aldığı bir konu beden dili.
    Esasında kendisi bir uzmanlık alanı olmamasına karşın malesef bazı kişiler tarafından kullanılarak maddiyata dökülmüş olmasını anlamak güç. “Beden Dili Uzmanı” gibi bir ünvan görürseniz değerli okurlarım, sorgulamanız gereken bu ünvanı alan kişilerin nerede bu bölümü okuduğudur? Tabi varsa…
    Böyle bir bölüm henüz Türkiye’de hiçbir üniversitede bulunmamaktadır. Dolayısıyla da bu bir alan değildir. Ve uzman ünvanı elde edilemez. Ha derseniz ki her uzmanlık üniversite sayesinde mi elde edilir? Akademik anlamda cevabım evet olsa da yaşamsal anlamda yanıtım hayır olacaktır. Çünkü hepimizin bildiği bir kavram var ki o da “alaylı” olmak. Eğer kişi bir işi uzunca yıllar nitelikli biçimde icra ederse alaylı,işin uzmanı olabilmektedir. Mevzubahis eğer ünvan ise üniversite yolu ile elde edilmektedir.
    Yapmış olduğum geniş girizgahtan sonra konunun derinliğine inmeden yüzeysel olarak nedir bu beden dili meselesi açıklamaya çalışayım. Ve tabi kullanılan, yanlış lanse edilen tarafları nelerdir onlara değineyim.
    Başlıktan da anlayacağınız üzere ben konuyu bedenin dili olarak ele alıyorum. E ne değişti derseniz şayet beden dili dendiğinde akla birsürü kalıp gelmektedir.Şöyle durursanız böyle düşünüyorsunuz demektir. Şöyle yaparsanız böyle birisinizdir gibi kalıpları artık “beden dili” eğitimlerinde, seminerlerinde anlatılan kavramdır.?????
    Benim “bedenin dili” olarak ele almamın sebebi fizyolojik temellidir ve bedeni edebi olarak kişiselliştirirsek belirli olaylar,durumlar ve yaşantılar karşısında beden istemsiz olarak tepkiler vermektedir. Bu anlattığım insanda sempatik sistemin devreye girdiği zamanlardır.
    Bizler korktuğumuzda,sıkıldığımızda, öfkelendiğimizde vücudumuz istemsiz (insanın iradesi dışında) tepkiler vermektedir. El ve ayaklarda titreme, avuç içlerinin terlemesi, göz bebeklerinin büyümesi v.b. tepkiler bizim kontrolümüz dışında gerçekleşmektedir.
    İşte bu durumlarda bedenimiz karşı tarafa mesajlar vermektedir. Bir nevi konuşmaktadır diybiliriz soyut anlamda…
    Açıkcası işin bilimsel olan tek kısmı burasıdır. Bunun haricinde geriye kalan kısımlar ancak kültürel farklılıklar ve öznel çıkarımlardır. Kültürel farklılığa bir örnek verecek olursak ABD’de ve Kanada’da “müthiş,harika” anlamında yapılacak bir el hareketinin anlamı; ülkemizde “eşcinsel misin?” sorusunu temsil eden işarettir.
    Öznel deneyim olarak ise arkadaşımın yaşayıp bana anlatmış olduğu bir olayı sizlerle paylaşabilirim. Kızının erkek arkadaşıyla tanışacak olan babanın ilk tokalaşma esnasında, arkadaşımın elini koparacak ölçüde sıkması babanın bedeni tarafından verilen bir mesaj olarak değerlendirilebilir. Ama burada şunu belirtmek benim asıl görevimdir. Tüm babalar böyle yapar gibi bir çıkarım da bulunamayız. Ancak duygularımızın,düşüncelerimizin davranışlarımızı yönettiği gerçeğini de yadsıyamayız.
    Ayrıca belirttiğim öznel deneyim veya sizlere belirtilen öznel deneyimler hiçbir bilimsellik arz etmemektedir. Yazımın girizgahında ifade ettiğim kullanılan tarafı tam olarak budur. Beden dili kalıplara sokulmamalıdır. Kişilerin yalnızca beden dillerinden yola çıkarak kesin çıkarımlar yapamayız,yapmamalıyız. Ancak bazı tepkiler vardır ki fizyolojik temellidir ve sağlıklı çıkarımlar yapmak mümkündür.
    Bunun dışında örneğin insanlar kolları bağlı duruyorsa iletişime kapalıdır diyemeyiz. Eğer dersek anaokulundan itibaren “çiçek olmak” olarak öğrenilen davranış nasıl “iletişime kapalı” olarak yorumlanabilir?
    Sevgilerimle…

  • Pedagog

    Pedagog;

     Çocuğunuzun zihinsel, Sosyal, Duygusal Gelişim ve Ruh Sağlığı Uzmanıdır! ?İyi anne baba olma sanatını doğuştan öğrenilen bir şey değildir.

    Pedagog; Çocuğunuzun zihinsel, Sosyal, Duygusal Gelişim ve Ruh  Sağlığı Uzmanıdır! “İyi anne baba olma sanatını doğuştan öğrenilen bir şey değildir. İyi anne baba olup çocuğunuzun gelişimini desteklemek, potansiyelini ortaya çıkarmak için Pedagogdan yardım almalısınız. Çünkü bazen onun için en iyi yapıyorum derken çocuğunuzun gelişimi engelliyor ve psikolojisine zarar veriyor olabilirsiniz.”

    Eski yunanca ve Latince de Pedagog: paidagogos’dan gelir. Anlamı çocukları, onlara eğitim vermekle görevli öğretmene götürmekle yükümlü köle. Oysa Pedagogu en iyi tanımlayacak kelime çocuk psikolojisi eğitmeni ya da çocuk psikologu olmalıydı. Çünkü Pedagog ne sadece bir Psikolog, ne sadece bir Eğitimci; buna Eğitim ve Psikolojisi uzmanı diyebiliriz.

    Peki, günümüzde pedagogun görevi nedir, ne zaman, neden pedagoga gidilmelidir? Bu konuda bütün anne babalara faydalı olacağını düşündüğüm bir kaç şeyi burada açıklamak istiyorum.

    Hiç kimse anne-baba olma sanatını doğuştan öğrenmiyor!

    Hiçbirimiz anne-baba okuluna giderek diploma aldıktan sonra çocuk sahibi olmuyoruz. Belki planlı, belki sürpriz bir şekilde; buna psikolojik olarak hazır olarak ya da olmadan anne-baba oluyoruz. Çevremizden gördüklerimizle, annemizin bizi yetiştirmesinden öğrendiklerimizle, doğru yanlış bildiklerimizle çocuklarımızı yetiştirmeye çalışıyoruz. Oysa çocuğunuzu yetiştirirken bir uzmandan destek almanız gerekir. Bu uzman da Pedagogtur.

    Birinci çocuk denek değil!

    Birinci çocukta anne baba olmayı öğreniriz, ikinci çocukta daha tecrübeli oluruz deyip, ilk çocuğun gelişimini ve eğitimini tehlikeye atamayız. İyi anne ve baba olmayı öğrenmek için pedagogdan yardım almalısınız. Pedagog çocuk psikologu ve aile danışmanıdır. Sadece sorunları çözmek değil, sorunların oluşma ihtimalini ortadan kaldırmak için aile ile işbirliğine girerek çocuğunuzun sağlıklı gelişimine katkıda bulunmak için aileyi bilgilendirir. Pedagoga anne babanın çocuk “yetiştirme rehberi” de diyebiliriz.

    Pedagogun görevi; çocuğun ruhsal dünyasında her şey yolunda mı, anne babanın yaklaşımda bir sorun var mı, okulda evde durumlar nasıl? Bunları takip ve kontrol etmektir.

    Bu görev daha siz anne adayıyken başlar. Anne adayının, anneliğe psikolojik olarak hazır hissetmesi ve çocuk sağlığı konusunda bilgi alması için bir uzmanla düzenli görüşmesi; çocuk doğduktan sonra ise annenin psikolojik danışmanlık desteği almaya devam etmesi gerekir. Anne- babanın çocuklarını yetiştirme konusunda her dönemde destek alması çocuğun sağlıklı büyümesinde önemli rol oynuyor.

    Çocuklarınızın yiyecek, içecek, barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılarken zihinsel, duygusal, sosyal ve ruhsal ihtiyaçları için ne yapıyorsunuz?

    Anne baba olarak çocuklarımız için her zaman en iyisini yapmak isteriz. Kendimiz yemeyip çocuklarımıza yediririz. Çocuğunuzun fiziksel ihtiyaçlarını karşılarken diğer gelişim alanları için neler yapıyorsunuz? Çocuğunuza bir kaç eğitici oyuncak almak, odasını süslemek yeterli mi, çocuğunuzun zihinsel, duygusal, sosyal gelişimi destekleyici oyunlar oynuyor musunuz? Çocuğunuza karşı yaklaşımınız, iletişiminiz nasıl? Çocuğunuzla fazla ilgili mi, çok mu ilgisizsiniz, bunu nasıl dengeliyorsunuz? Çocuğunuz limitlerini biliyor mu, bunu nasıl öğretiyorsunuz, yoksa çocuğunuz “hayır’ dan anlamıyor mu? Bu soruların cevabını yine Pedagogdan alabilirsiniz.

    Sizin çocuğunuz “ayrı bir dünya” ve bu dünyaya özel bir çocuk yetiştirme reçetesi yok: “Her yaramazlık yaptıktan sonra sabah akşam tok karna şu ilacı verin” gibi.

    Çocuğunuz hasta olunca doktora gidersiniz, doktor reçete yazar ve o ilaçları alarak tedavisini yaparsınız. Çocuğunuzun sağlıklı büyümesi için vitaminli yiyecekleri bilir, onlarla beslersiniz; kaliteli, sağlıklı oyuncakları ve kıyafetleri tercih edersiniz; tüm sevgi ve ilginizi verirsiniz. Tüm bunları tek başınıza yapabilirsiniz. Fakat tek başınıza çocuğunuzun zihinsel, sosyal, duygusal gelişimini destekleyebileceğiniz, “sizin çocuğunuza özel yazılmış” ne bir kitap ne de bir ilaç yok. Mutlaka ki çocuk psikolojisi ve sağlığıyla ilgili kitaplar okumak size destek olacaktır. Fakat bunlar tek başına yeterli olamayacaktır. Hatta siz Pedagog bir anne olsanız bile objektif bir şekilde değerlendirilmeye ihtiyaç duyacaksınız.

    Unutmayın sizin çocuğunuz ayrı bir dünya. Farklı karakterlere sahip anne, baba, çocuğun biyolojik özellikleri, yaşadığınız küçük çevrenin özellikleri, sizin inandıklarınız, yaşadıklarınız, tüm bunlar çocuğunuzun dünyasını oluşturuyor ve bu dünyaya özel bir çocuk yetiştirme reçetesi yok: her yaramazlık yaptıktık tan sonra şu ilacı verin diye bir şey de yok.

    Çocuğunuzun içinde bulunduğu şartlara ve duruma göre çocuğa yaklaşım farklılık gösterecektir. Bu nedenle Pedagog size hangi durumda ne yapmanız gerektiğini, o şartlara göre, çocuğunuzun gelişimsel ve bireysel özelliğini dikkate alarak değerlendirecektir.

    Çocuğunuzun ilgi ve ihtiyaçları her yaşta farklılık gösterir.

    Çocuklar bebeklik döneminde çok hızlı büyür ve haftalar bile önemlidir. Daha sonra gelişimleri yavaşlar ve her yaşta farklı bir psikolojik, biyolojik dönemin içindedir. Bu dönemin özelliklerini bilerek, çocuğunuzun ilgi ve ihtiyaçlarını dikkate alarak Pedagog sizin çocuğunuza özel size “çocuğunuzu yetiştirme kılavuzluğu” yapar. Böylece çocuğunuza karşı tutum ve davranışlarınız doğru mu, değil mi bunu bilirsiniz ve bunun bilincinde kendine güvenen anne babalar olursunuz.

    Pedagoga gitme sıklığı çocuğun yaşına ve yaşadığı problemlerinin türüne göre değişir.

    0-15 yaşa kadar uzman bir Pedagogla senede bir kaç defa görüşmeniz çocuğunuzun en kritik dönemleri en az zararla atlatmasına yardımcı olur. Pedagoga gitme sıklığı çocuğunuzun yaşına, yaşadığı döneme göre değişir. 3-6 yaşta en az üç ayda bir gidebilirsiniz. Eğer çocuk kritik bir dönemdeyse ya da siz kritik bir dönemdeyseniz, o durumun özelliğine göre, o dönemi atlatana kadar daha sık gitmeniz gerekebilir.

    Anaokulu tek başına yeterli değil!

    Çocuğunuzun zihinsel, sosyal-duygusal gelişimi için sadece anaokuluna göndermeniz de yeterli değil. Çünkü anaokulunda neler yaşanıyor, evde neler yaşanıyor ve bu ikisi arasında kalan çocuğun psikolojisi nasıl, her şey evde de okulda da yolunda mı, yoksa size mi her şey yolunda gözüküyor? Yine tüm bu soruların cevabını ancak bir Pedagogdan alabilirsiniz. Pedagog çocuğunuzun bireysel özelliklerini dikkate alarak ne yapmanız hakkında sizi yönlendirir ve bir program uygular.

    Pedagoga sorunu çözmek için değil, öncelikle sorunun ortaya çıkmasını önlemek için düzenli gidilmeli.

    Pedagoga gitmek için çocuğunuzun sizin gözünüzde bir “sorun” yaşamasını, “psikolojisinin” bozulmasını beklemeyin. Çocuğunuzun sağlıklı gelişimi ve eğitimi için, çocuğunuzun gelişimsel ve bireysel özelliklerine uygun en sağlıklı tavsiyeleri alabileceğiniz uzman Pedagogdur. Nasıl ki her alanın bir danışmanı varsa, Pedagog da aile ve çocuk danışmanıdır. Çocuğunuzla ilgili her kararda, bu kararın çocuğunuz üzerinde duygusal, sosyal, ruhsal yönden nasıl bir etki yaratacağını Pedagoga danışmalısınız.

    Her ne kadar çocuklarınız için en iyisini yaptığınızı düşüncenizde, bazen onların adına aldığınız kararlar onların geleceğinde ciddi problemler yaratabiliyor. Örneğin çocuğunuzun yerine meslek seçmeniz: eğer bu çocuğunuzun sevmediği ve yeteneği olmadığı alansa başarısızlığa ve bu başarısızlık hayatının diğer alanlarını da olumuz etkilemesine neden oluyor. Oysa çocuğun kendi istediği, yetenekli olduğu mesleği seçmesine izin verilse; çocuk çok başarılı ve sağlıklı birey olarak toplumda yer alacaktır. Maalesef bu örnekleri günümüzde sık yaşıyoruz. Çocuklarınız adına aldığınız bu kararlar çocuğunuzun ruh sağlığı için tehlikeli boyutlara gelince “eyvah şimdi ne yapacağız” diye Psikiyatrı, Psikologu gezmek yerine, Pedagoga sorunu çözmek için değil, öncelikle sorunun ortaya çıkmasını önlemek için düzenli gitmelisiniz

    Pedagog; çocuğunuzun zihinsel, duygusal, sosyal gelişim ve ruhsal sağlığı doktorudur.

    Şunu aklınızdan çıkarmayın nasıl ki çocuğunuzun ateşi çıkınca çocuk doktoruna götürüyorsanız, çocuğunuzun zihinsel, duygusal, sosyal gelişimi ve sağlığı için de Pedagoga gitmelisiniz. Pedagog çocuğun dünyasında her şeyin yolunda olup olmadığını değerlendirip, bir sorun varsa bunu aşmak için neler yapılabileceğinizi anlatır. Kısaca Pedagog çocuğunuzun sosyal, duygusal, zihinsel gelişim ve ruh sağlığı uzmanıdır ve çocuğunuzun gelişimi desteklemeniz için size yardımcı olur.

    Anne baba olmaya karar verdiğinizde ya da anne baba olacağını öğrendiğinizden itibaren düzenli olarak Pedagogla görüşmeye başlamalısınız.

  • Çocuklarda parmak emme ve tedavi yolları

    Çocuklarda parmak emme ve tedavi yolları

    Uzmanlar bu tarz alışkanlıkları olan çocuklara asla baskı yapılmamalıdır demektedir. Çünkü bu davranış duygusal ya da sinirsel bir olay değildir. Yaklaşık 5 yaşından sonra çocuk bu alışkanlığı bırakmazsa, okul hayatına başlayan çocuklar kendilerini toplumdan dışlarlar. İşte bu noktada bir hekime başvurmakta yarar vardır. Parmak emmenin sonucu olarak pek çok çocuk aynı zamanda diş problemleri de yaşamaktadır. Dudaklarda yara, diş eti iltihapları ile tırnaklarda enfeksiyonlar oluşabilir. 5 yaş sonrasında çocuk halen parmak emmeyi bırakamıyorsa, ailenin sakin ve ılımlı yaklaşımı çok önemlidir. Hatta bir uzmana başvurmak gereklidir. Genelde uzmanlar çocuklara baskı yapmak yerine bu alışkanlığın kötü olduğunu yumuşak bir dille anlatmak ve emmediği zaman bir ödül vermenin faydalarını anlatıyorlar. Üstelik bu hediyeler haftalık bir çizelge ile kontrol edilmeli ve her ay bir ödül verilmelidir. Bu uygulama yaparken her hafta 1-2 defa çocuğun parmak emmesine izin verilir. Geceleri tırnak üzerine tadı kötü bir sıvı sürülebilir. Hediye derken bunu maddi bir hediye olarak değil, çocuğun sevdiği bir oyunu birlikte oynamak, istediği bir filme ya da yere götürmek olarak uygulanmalıdır. Çocukları maddi hediyelerle ödüllendirmek alışkanlıklarından vazgeçirmediği gibi daha da alışmasına neden olabilir. Bebeklerde aynı sorun için sakın üzülmeyin. Çünkü, çoğu bebek sevgi ve huzurlu olduğunda bu alışkanlıktan vazgeçer.  Yaklaşık tüm vakaların sadece %15 ‘i parmak emme alışkanlığına devam eder. Bu noktada aile asla baskı yapmamalıdır. Çocuğun elini sert bir şekilde ağzından çekmek, bağırmak alışkanlığın daha da artmasına neden olmaktadır.

    Diş yapısı bozulan ve ellerinde çeşitli iltihaplar oluşan çocuklar hemen bir uzmana götürülmelidir. Uzman tedavisi ile bu alışkanlıktan vazgeçilebileceği gibi psikolojik sorunlar da engellenir. Bu tarz parmak emme alışkanlıkları, çocukların toplumdan soyutlanmasına neden olduğundan dikkat edilmesi gereken olaylardır.

  • Sünnet hakkında merak edilenler

    SÜNNETİN TIBBI YÖNLERİ

    Sünnet, ciddi ve önemli bir operasyon dur.çocuğun ruhsal olarak sünnete hazırlanmasının yanı sıra tıbbi olarak hijyenik ortam da ve uzman kişilerce yapılması gerekiyor.

    SÜNNETTEN ÖNCE DOKTOR KONTROLÜ

    Çocuğunuzu sünnet ettirmeden önce mutlaka uzman bir hekim tarafından kontrol edilmeli.bu muayene sırasın da annenin fark edemeyeceği bazı tıbbi sorunların var olup olmadığı saptanabilir.

    SÜNNETİN YAPILMASI GEREKEN ZORUNLU HALLER

    *doğuştan böbrek ve idrar yolları hastalıkları olan tüm çocuklar

    *sünnet derisinin uç kısmı normal idrar akışını engelleyecek kadar dar olan çocuklar

    *sık sık sünnet derisin de ve penisin baş kısmın da iltihaplanma olan çocuklar

    SÜNNETİN TIBBİ YARARLARI

    İdrar yolu enfeksiyon riski azalıyor.sünnet olmamış çocuklar da idrar yolları iltihapları yaklaşık 10 kat fazla.sünnet olmamış erkeklerde hem cinsel yolla bulaşan hastalıklara hem de penis kanserine daha sık rastlanıyor.sünnetsiz erkeklerle evli kadınlar rahim boynu kanserlerinin daha sık gelişiyor.

    LAZERLİ SÜNNET:YANLIŞ TERCİH

    Uzmanlar,halk arasın da lazerle sünnet yöntemine tamamen karşı çıkıyorlar.çünkü lazer diye sunulan alet aslın da bir çeşit elektrikli havya.yani lazerle hiçbir ilgisi yoktur.bu yöntem de sünnet derisi yakarak alınıyor ve çoğu zaman diğer dokuların da yanmasına neden olur.

    SÜNNET AIDS RİSKİNİ AZALTIYOR

    Yapılan araştırmalar da sünnetli erkeklerin AIDS hastalığına yakalanma riski altı kat azalıyor.

    Bu konu ABD nin tanınmış 3 üniversitesin de araştırılmıştır.

    SÜNNETİ KİM YAPMALI?

    Sağlık teknisyeninin yanı sıra pratisyen doktorlar tarafından da yapılabilen sünnette sizin mümkünse ilk tercihiniz çocuk üroloğu veya çocuk cerrahisi olmalıdır.bu uzmanların bulunmadığı yerler de genel cerrah ya da üroloğa başvurabilirsiniz.

    PEYGAMBER SÜNNETLİLER,TEKRAR SÜNNET EDİLMEMELİ

    Her 350 çocuk dan birin de görülen ve halk arasın da peygamber sünneti ya da yarım sünnet diye tabir edilen durum da,çocuğun sünnet edilmesi büyük bir hatadır.zira buradaki sünnet derisi ameliyat için kullanılacaktır.

    GENEL ANESTEZİ TEHLİKELİMİ ?

    Pek çok anne baba genel anestezi.ile yapılan sünnete,anestezi uygulaması nedeni ile sıcak bakmıyor.oysa günümüz de anne karnın da ya da yeni doğan bebeklere bile anestezi ile müdahale ediliyor.güvenilir bir sağlık kurumun da bu tür endişeleri duymak yersiz.

    Çünkü çocuğa yüzeysel bir anestezi veriliyor ve işlem sonrasın da verile ilaçlarla ağrı duyması engelleniyor.böylece çocuğun hem psikolojik hem cerrahi olarak rahatlanması sağlanıyor.bir sünnetin yapılması için gerekli olan süre normal şartlar altın da 15-20 dakikadır.

    SÜNNET SONRASI OLABİLECEK KOMPLİKASİYONLAR

    Tıbbi açıdan doğru yapılmayan sünnet bir çok ciddi sağlık sorununun ortaya çıkmasına neden oluyor.uzmanlarca yapılmayan her yüz sünnetin 30-40 arasında hatalı uygulamalara rastlanıyor,bu hatalara bir kısmı tedavi edilme şansına sahip olup,diğer kısmının geriye dönüşü olmayan problemler.en sık görülen tıbbi hatalar.

    KANAMA:sünnet sonrası ortaya çıkan kanamalara acil müdahale edilmesi gerekiyor.çünkü aşırı kan kaybı ölüme neden olabiliyor.

    ENFEKSİYON:steril şartlar da yapılmayan sünnette bulaşıcı hastalık kapma riski artıyor.özellikle toplu yapılan sünnetler de bu risk,çok yüksek

    Fazla ya da eksik kesilmesi: bu tip durumlar da organik sorunların yanı sıra estetik olarak da müdahale edilmesi gerekebilir.

    Op.Dr.EMİR İMANİ

    Çocuk cerrahisi uzmanı