Etiket: Uyum

  • Anaokuluna ve İlkokula Alışma Süreci

    Anaokuluna ve İlkokula Alışma Süreci

    Çocukların ilkokula başlayacak olmaları hem çocuklar, hem de aileleri açısından heyecan verici ve önemli bir deneyimdir. Birçok çocuk için okul; tanımadığı çok sayıda çocukla karşılaşacağı, uyulması gereken kuralları ve başarılması gereken öğrenim görevleri ile dolu yepyeni bir sosyal çevredir. Buna bağlı olarak da her yeni duruma uyum sağlarken hissedilebilen güvensizlik ve belirsizlik duygularıyla, yaşanması doğal olabilen bir takım sorunlar karşımıza çıkabilmektedir. Bu sorunlar; okula gitmek istememe, okuldan korkma, hırçın ve öfkeli davranışlar, mide bulantısı ve baş dönmesi gibi psikosomatik rahatsızlıklar olarak görülebilmektedir.

    Çocukların yeni ortamlara uyum yetenekleri oldukça yüksektir. Ancak bu uyum yeteneğinin anne-baba tarafından engellenmemesi gerekmektedir. Her yeni ortama girmenin yetişkinlerde olduğu kadar, çocuklarda da belirli bir düzeyde kaygı yaratması doğaldır. Ancak aile, çocuk okula başlayacağı için suçluluk duyuyorsa veya onu okulda bırakıp çıkacağı konusunda endişe duyuyorsa, çocuk da bunu hissedecektir. Çocuklar anne babalarının verdiği sözel olmayan mesajları kolaylıkla algılayabilirler. Davranışlardan, mimiklerden ve ses tonundan anne-babadaki farklılığı anlarlar. Bu da onların daha çok tedirgin olmasına neden olur.

    Her çocuğa seçme şansı verilirse, doğal olarak ailesi ile kalmak ister. Ancak çocuk kendisi için doğru olanı değerlendirme aşamasında değildir. Okula gitmek gibi önemli bir kararın çocuğun anlık isteklerine bırakılmaması gerekmektedir. Çocuğun istemediği takdirde okuldan alınacağını hissetmesi, gitmek istemediği günlerde alternatif seçeneklerin sunulması, okula düzenli devam etmesini ve uyumunu zorlaştıracaktır.

    Anne ve babanın, çocuğun içinde bulunduğu yaş itibari ile ayrılık kavramına zihinsel olarak hazır olmadığının farkında olması gerekir. “Sadece 1 saat oyna, ben hemen gelirim” veya “öğleden sonra gelirim” gibi soyut ifadeleri bir yetişkin gibi algılayamaz. “Annem beni bırakıp gitti, hani gelmiyor, bir daha gelmeyecek” olarak algılar ve yoğun endişe yaşar. Bu nedenle okula uyum sürecinde ilk günlerde annenin de okulda kalması yararlı olacaktır. Zaman kavramı henüz gelişmemiş olan çocuk için etkinlikler üzerinden konuşmak, “öğle yemeğinden sonra gelip seni alacağım” gibi net cümleler kurmak ve verilen sözün tutulması güven duygusunun korunması adına çok önemlidir.

    Çocuk anneyle aynı sınıfta durma ihtiyacı duyuyorsa, o oyun oynarken anne bir köşede kitap, dergi vs. okuyabilir, göz temasından veya herhangi bir iletişim şeklinden kaçınabilir. Zamanla uzaklaşma ve güven çalışmalarına bu şekilde devam edilmesi yararlı olacaktır. Annesinin okulda olduğunu hisseden çocuk, kendini daha rahat hissederek oyunlara katılacak ve birlikte olduğu öğretmenine ve arkadaşlarına güven duyacaktır. Öğretmenine  güven duyan bir çocuk, zamanla annenin yokluğundan kaygı duymayacak, okula ve arkadaşlarına uyum sağlayarak sağlıklı bir sosyalleşme süreci geçirmiş olacaktır.

     

    Okula Uyumda Ailelere Öneriler

    Okula başlamadan önce, çocukla okul hakkında konuşmak, okulda yapacağı faaliyetleri anlatmak, birlikte okul alışverişi yapmak farkındalık kazanması açısından önemlidir. Bu paylaşım onu okula hazırlayacak, severek aldığı malzemeleri kullanmak için motivasyonunu sağlayacaktır.

    Çocuğunuz, sabah uykusunu iyi almalıdır. Genellikle yaz aylarında uyku saatleri esnek olmaktadır; fakat okul zamanı sabah kalkılması gereken saat belli olduğu için okullar açılmadan yatma ve kalkma saatinin okula uygun olarak düzenlenmesi faydalı olacaktır. Sabahları erken saatte uyanmanın zor gelmesi de okula gitmek istememeye sebep olabilmektedir. 

     Okulun ilk günü ailece sakin bir kahvaltı yapılıp okul için rahatça hazırlanılabilecek zaman ayarlanmalıdır. Çanta ve kıyafet hazırlığının akşamdan birlikte yapılması da sabah telaşına engel olacaktır.

    Okula bırakma ve okuldan alma saatlerinde bir rutin yakalanıp, bu rutine bağlı kalınmalıdır.

    İlk günler istediği oyuncak ya da fotoğrafları okula getirmesine izin vermek geçiş ve uyum konusunda ona destek olacaktır.

    Çocuğun okulda rahat bir uyum süreci geçirmesi ve burada mutlu olabilmesi için öncelikle anne ve babanın bu konuda rahat, kararlı ve tutarlı davranması gerekmektedir.

    Vedalaşmalar gerekli açıklamalar yapılarak kısa süreli tutulmalıdır ve duygusal sahnelerden kaçınılması gerekmektedir. Ayrılıkların doğal olduğunun ve ayrıldıktan sonra tekrar bir araya gelineceğinin hissettirilmesi önemlidir. Çocuğunuza “Görüşmek üzere”, “Ben gidiyorum” vb. açıklamalar olmaksızın kaçar gibi gidilmesi, çocuğunuza kendisini kaybolmuş ve bırakılmış hissettirecektir.

    Çocuğunuz ağlıyor, sizi bırakmak istemiyor ise “Ağlamak ne kadar ayıp, sakın ağlama, büyüdün sen artık, büyük çocuklar ağlamaz” gibi çocuğun davranışlarını kabul etmediğinizi belirten cümleler kullanılmamalıdır.

    Okulda olmak istemediğinden dolayı onu suçlamadan, korkusu ve gözyaşlarıyla alay etmeden, anlaşıldığı hissettirilmelidir.

    Evde yaptırılamayan şeyler için “Şunu yapmazsan seni öğretmenine söylerim!” gibi cümleler söylenerek okulun tehdit aracı olarak kullanılmaması gerekmektedir. Bu tutum çocuğun öğretmeninden korkmasına sebep olacağı gibi anne-baba otoritesini de sarsan bir yaklaşımdır.

    Çocuğunuz onu takdir ettiğinizi ve okula başladığı için onunla ne kadar gurur duyduğunuzu hissetmelidir.

    Önemli bir hastalık veya sorunu olmadığı sürece çocuğun okula devam etmesi, yani alışma sürecinde uzun ayrılık dönemlerinin olmaması, sürecin kesintisiz ilerlemesini sağlamaktadır.

    Okula ve öğretmenlerine duyulan güven, çocuğa da hissettirilmelidir.

    Öğretmeninden çocuğunuz ile ilgili bilgilerin, o yanınızda yokken alınmasına dikkat edilmelidir.

  • Evlilik Uyumu Nedir?

    Evlilik Uyumu Nedir?

    Evlilikte uyum, farklı kişilik özelliklerine sahip bireylerin değişen dünya koşullarına uyum sağlamaları, yaşadıkları sorunları uzlaşarak çözmeleri, birbirleriyle olumlu iletişim kurmaları, mutlu olmak ve ortak amaçlara ulaşmak için kurdukları birliktelik olarak tanımlanmıştır.

    Evlilik süresi, evlilik uyumunu etkilemektedir. Evliliğin ilk birkaç yılında evlilik uyumunun düşük olduğunu araştıran çalışmalar vardır. Evlilik süresi ilerledikçe çocukların evden gitmesi, eşlerin emekli olması ve birbirlerine daha çok vakit ayırması evlilik uyumunun bu dönemde en yüksek seviyeye ulaştığını söyleyen çalışmalara ulaşılmıştır. Evlilikte eşlerin meslekleri de evlilik uyumunu etkilemektedir. Çalışan kadınların ve çalışmayan kadınların eşlerinin evlilik uyumları incelenmiş ve çalışmayan kadınların eşlerinin evlilik uyumlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Mesleksel statü açısından eşinden yüksek konumda olan bireyler düşük statüye sahip eşe göre evlilikte daha mutlu bulunmuştur.

    Evlilik mutluluğunu belirleyen cinsiyet rol tutumlarına bakıldığında erkeklerin kadınlara göre daha yüksek düzeyde narsistik eğilimleri olduğu belirtilmektedir. Kadın pasif erkek narsistik özellik gösteriyorsa ve narsistik birey evlilikten tatminini alabiliyorsa bu evlilik uyumlu gözükmektedir. Cinsiyet ve karanlık kişilik özelliği arasındaki ilişkinin incelendiği çalışmalarda, karanlık kişilik özelliklerine sahip bireylerin yüksek statü ve yüksek kendilik değeri gibi özellikler taşıması bakımından toplumumuzda daha çok iş hayatındaki konumu bakımından erkek cinsinde görülmesi beklenmektedir

           Kişilik özellikleri açısından eşler arası benzerliğin evlilik de uyumlu olduğu görülmüştür. Örneğin, her iki eş için de,  yalan söylememe benzerliği ile evlilik uyumu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Başka bir çalışma da eşlerin empati eğilim düzeyleri araştırılmış ve evlilik uyumları yüksek olan çiftlerin her ikisinde de empati eğilim düzeyleri yüksek çıkmıştır. Karşılıklı iletişim kurabilen, evlilik ve aileyi ilgilendiren konularda fikir alışverişinde bulanabilen ve sorunlarını pozitif bir şekilde çözebilen çiftlerin evliliği uyumlu olarak tanımlanmış ve evlilik oldukça uzun bir zamandır daha birçok araştırmaya konu olmuş ve olmaya devam edecektir.

           Rusell (1983) evlilik uyumunu, eşlerin birbirlerinden farklı olmadıkları düşüncesi ile birlikte eşlerin evlilik ilişkisi içerisinde saygı, sevgi, cinsel doyum, düşünsel davranışlarda bulunma koşuluyla gerçekleştirdikleri bir birliktelik olarak niteler. Evlilikte uyumu etkileyen pek çok faktör bulunmaktadır.

  • Çocukta Uyum ve Davranış Bozuklukları

    Çocukta Uyum ve Davranış Bozuklukları

    Davranış, bireyin dışarıdaki insanlar tarafından doğrudan doğruya gözlemlenebilecek eylemleridir. Uyum ise bireyin sahip olunan özellikleriyle benliği ve çevresi arasında dengeli ilişki kurması ve sürdürmesidir. Çocukların belirli konularda çatışma yaşadıklarında birtakım uyumsuz davranış tablolarının açığa çıkması kaçınılmazdır. Kişilik, çatışma çözme becerileriyle gelişen bir olgudur. Çocuk gelişiminde yetenek ve becerilerin kazanılması kadar sorun çözme becerisinin de kazanılması gelişim seyrinin bir parçasıdır.

    ÇOCUKTA UYUMSUZLUK BELİRTİLERİNİ ARTTIRAN ETKENLER

    Aşırı koruyucu yaklaşımlar, çocuğun ebeveyn korumasından çıkarak bağımsız hareket etme becerisini engeller. Okul öncesi grubunda karşılaşılan sorunlar olağan ve geçicidir. Yanlış anne ve baba tutumları davranışın kemikleşmesi ve duygusal düzeyde bozulmalara yol açabilir. Destekleyici ebeveyn modeli; ideal ebeveyn tutumu olarak gösterilmektedir. Bu tutum dışında kalan çocuklar etraflarına şüpheyle bakar. Karmaşa yaşar ve uyum sorunları geliştirerek sinirlilik, kavgacılık, hırçınlık, geçimsizlik gibi olumsuz davranışlar geliştirirler. Psikososyal unsurlar kadar organik kökenli problemler de (beyin incinmeleri, sakatlıklar, anomaliler, süreğen rahatsızlıklar…) çocukta uyumsuzluk belirtilerini arttıran etkenlerdir.

    ÇOCUĞUN DAVRANIŞINI BOZUKLUK OLARAK TANIMLAMAK İÇİN NELER KRİTER ALINMALIDIR?

    1.YAŞA UYGUNLUK

    Her dönemin kendine özgü özellikleri vardır. Bu özellikleri ve çocuğa etkilerini iyi tanıyıp gözlemlemek gerekir. Örneğin çocuk 2 yaşta bireyselleşmeye başlar. Bu sebeple paylaşımda zorlanabilir.3-5 yaş çocuğunun hayal gücü sınırsızdır. Yalana benzeyen, hayal gücü sınırlarını zorlayan öyküler anlatabilir. Ancak bu anlatımlar ergenlik dönemine dek sürüyorsa ciddi problemler teşkil edebilir.

    2.YOĞUNLUK

    Davranışın sıklığı ikinci ölçüttür.4-5 yaş civarında sık öfkelenme olağan bir durumken, başka çocuklara zarar verme davranış bozukluğuna girer.

    3.SÜREKLİLİK

    Belirli davranış türünü ısrarlı devam ettirmedir.

    4.CİNSEL ROL BEKLENTİLERİ

    Erkek ve kız davranışları arasında oluşan gelişim farklılıkları (erkeklerde geç konuşma daha sık rastlanır vb.) cinsel kimliğin yarattığı farklılıklar da dikkate alınmalıdır.

    UYUM VE DAVRANIŞ SORUNLARI  HANGİ ŞEKİLLERDE GÖRÜLÜR?

    Tırnak yeme Zorbalık Otoriteye Başkaldırma Gerilim Çalma Davranışı Okul Devamsızlığı Aşırı utangaç, korkak, endişeli ve şüpheci tavırlar sergileme vb. şekillerde gözlemlenmektedir.

    DAVRANIŞ BOZUKLUKLARININ NEDENLERİ

    Dikkati Çekmek: Çocuğa yeteri kadar vakit ayrılmadığında çocukta çevre ilgisini toplamak adına uyumsuz davranışlar gelişebilir.

    İntikam Alma İsteği: Dayak yiyen, örselenen (travmatize olan) çocuk, anne babaya karşı gelen davranışlarda bulunabilir; çünkü aileden intikam almak ister.

    UYUM BOZUKLUĞU VE NORMAL DAVRANIŞI AYIRMAK  

    Ebeveynler için bu ayrımı yapmak zordur. Fakat belirli noktalarla ilgili yapılan gözlemler çıkarım yapmada fayda sağlamaktadır. Örneğin; alt ıslatma davranışında 1,5 yaşında ve tuvalet eğitimi almış bir çocuğun sonraki 1-1,5 yıl alta kaçırması normaldir. Kas kontrolü bu çağda sağlanmaya başlamaktadır. Fakat 3,5-4 yaşından sonra bu sorun devam ediyorsa uyum bozukluğudur. Çünkü artık bu adaptasyon sürecini aşmıştır. Yanlış tutumlar sorunun tırmanarak artmasına sebep olabilir. Aslında çocukların büyük bir çoğunluğu bu davranışları” Beni Dinle “mesajını vermek için yaparlar.

    DAVRANIŞ BOZUKLUĞU OLAN ÇOCUKLARLA OLUMLU İLİŞKİ NASIL KURULUR?

    Karşılıklı Saygı Çocuğa Kaliteli Zaman Ayırmak Cesaretlendirmek Sevgiyi Anlatmak Çocuğa karşı sakin olmak ve etiketlememek gerekmektedir.

  • Okula Uyum

    Okula Uyum

    Okulların açılmasıyla birlikte ailelerde ve çocuklarda yeni ortama uyum sağlamanın davranışsal değişikliklerini gözlemliyoruz. Bu süreçte aileler birçok kaygı yaşamaktadır. Bazen aileler çocuklarından ayrıldıkları için suçluluk duyar. Bu durum çocukların okul korkusunu arttırır. Çocuğun ayrılırken duygusal olarak annenin üzgün olması kreş ve anaokuluna yeni başlayan çocukta belirsizlik ve terk edilme kaygısı yaşanır. Çoğunlukla aşırı koruyucu ve hoşgörülü ortamda yetişmiş çocuklarda bu kaygı durumu daha yoğun yaşanır. Okula uyumun kolay ve sorunsuz bir şekilde gerçekleşmesi çocuk için oldukça önemlidir. Okula uyumda çocukların zorlanmasının birden fazla nedeni olabilir;

    Ayrılık kaygısı

    Belirsizlik ve bilinmezlik

    Anneye aşırı düşkün olmak

    Performans kaygısı

    Yeni kardeşin doğumu veya annenin hamile olması

    Anne ve babanın hasta olması

    Çocuğun yeni ortamlara alışmakta zorlanması

    Çocuğun mizaç özellikleri

    Evde kuralların olmaması

    Okula uyum sürecinde aileler için bazı öneriler;

    Okula başlamadan önce yaşanılacak süreç ile ilgili çocuğa ayrıntılı bilgi verilmelidir. Sadece oyun ortamı değil okul kavramı anlatılmalıdır.

    Okul seçiminde mutlaka çocukta bulunmalıdır,

    Okulun olumlu yanlarından bahsederek teşvik edilmeli,

    Sorumluluk bilinci kazandırılmalıdır,

    Aile sabırlı olmalıdır,

    Aile çocukla okula geliş gidiş saatleri ile ilgili konuşmalı, sadece belli bir zaman dilimi içinde kreş/anaokulunda kalacağı söylenmelidir,

    Özellikle ilk günlerde çocuk kapıdan teslim edilip kapıdan teslim alınmalı, vedalaşma mümkün olduğunca kısa tutulmalı,

    İlk günlerde fazla soru sormak, ne yediği ile ilgilenmek çocuğun uyumunu bozabilir. Sadece ”Günün nasıl geçti?” diyerek kendisinin anlatması beklenilmelidir,

    Yeni uyum sürecinde çocuğun düzenli yaptıklarına müdahale edilmemelidir,

    Çocuğun evden stressiz ayrılmasına özen gösterilmelidir,

    Okul alışverişinde mutlaka çocukta dahil edilmelidir,

    Anne- babanın kaygılarından çocuğa bahsedilmemelidir,

    Kötü olduğunda seni alırım demekten kaçınılmalıdır,

    Uyum sorunları hafta başından hafta sonuna doğru azalacaktır. Aileler sabırlı ve sakin olmalıdır.

    Çocuklar kendini güvenli hissettikleri ev ortamından yabancı bir ortam olan okula gitmede zorlanması normaldir. Bu süreci hem aile için hem de çocuk için iyi yönetmek gerekir. Okula başlama doğal bir süreç olup, okula başlamadan hemen önce değil çocuğun bütün gelişim dönemlerinde çocuğa sorumluluk bilincinin anlatılması fayda sağlayacaktır.

  • Boşanma ve Çocuk

    Boşanma ve Çocuk

    “ İki ayrı insan” tarafından oluşturulan aile, bunun doğal sonucu olarak, çatışma ve uyumsuzluk potansiyelini de taşır. Bazen aile sorunları çözme mekanizması olarak çalışırken, bazen sorun üreten bir mekanizma haline gelebilir. Bunun sonucunda aile boşanma kararı alarak evlilik birliğini sonlandırmaktadır.

    • Geçimsizlik
    • Alkol- Uyuşturucu- Kumar bağımlılığı
    • Aldatılma
    • Aile dışı kişiler ile olan sorunlar

    Günümüzde her 5 çiftin 1 tanesi boşanmaktadır. Boşanma oranı %20. Çocukların iyiliği için bir arada kalmak çok nadir işe yaramaktadır. Bazen bir arada kalmak çocuklara anlaşamayan eşlerin birlikteliğinden daha fazla zarar vermektedir. Özellikle

    • Kasıtsız sessiz kalmalar
    • Sürekli bağırış çağırış
    • Fiziksel şiddet
    • Psikolojik şiddet
    • Cinsel şiddet gibi travmatik olaylara maruz kalmış çocuklar, boşanmış ailelerin çocuklarından daha uyumsuz ve sağlıksız tepkiler ortaya koyabilir.

    Bu nedenle ………… tek yolu evliliği sona erdirmektir. Bu karar alındıktan sonra da anne-babaya düşen çocuğun uyumunu kolaylaştıracak uygulamalarda bulunmaktır.

    Boşanmanın çocuk üzerinde yaratacağı etki çocuğun yaşına, boşanmadan önceki ve boşanmadan sonraki şartlara ve çocuğun kimde kaldığına bağlıdır. Yaşa göre etkilenme ve bu etkilenmenin yaratacağı sorunlar ve bu sorunların ileriki yaşama etkileri farklılık gösterir.

    Örneğin 0-6 aylık bir dönemde boşanma gerçekleşirse çocuğun etkilenmesi anneyle kalıp kalmadığına göre farklılık gösterir. Çocuğun 6 aylıktan sonra anneden ayrılması çok ciddi ve etkileri ömür boyu sürecek sorunlara neden olur.

    3-6 yaşta aynı şekilde çocuğun anne/babasından ayrılması çok ciddi ruhsal duygusal ve sosyal sorunlara yol açar.

    Boşanma sürecinde çocuğun ruhsal dünyası

    1-3 yaşındaki çocukta; anne babadan birinin evden ayrıldığını anlar ancak sebebini kavrayamaz

    • Eskisine göre daha sık ve çok ağlama
    • yapışma/ ayrışamama
    • uyku sorunları
    • altına kaçırma, parmak emme
    • Ebeveynden ayrıldığında endişe ve kaygı
    • öfke patlamaları
    • ısırma
    • rahatsız edici davranma
    • boşanma öncesi dönemdeki gibi, günlük yaşam rutinini bozmadan olduğu gibi korumak
    • endişeli görünmekten kaçınmak
    • güvenli bir ortam yaratmak
    • çocukla birebir zaman geçirmek

    3-6 yaş arası; boşanmanın anlamını tam olarak anlayamaz ama anne/ babasının hayatında eskisi gibi yer olmadığını fark eder.

    • yaşananlardan dolayı kendini suçlama
    • yoğun öfke duygusu
    • birlikte yaşadığı ebeveynine karşı hırçın, öfkeli ve huysuz
    • uyku sorunları
    • korkulu rüyalar
    • ayrı kaldığı ebeveynini istediği zaman ziyaret edebileceğine dair güven hissi vermek ve bunu düzenli olarak gerçekleştirmek.
    • ayrı kaldığı ebeveyni ile telefonda görüştürmek
    • çocukla anne baba olarak farklı zamanlarda farklı etkinliklerde bulunmak
    • birlikte geçirilen zamanları fırsata çevirip => çocuğu konuşmaya ve iletişim kurmaya cesaretlendirmek
    • duygularını ifade edebileceği faaliyetler yapmak
    • boşanmadan onun sorumlu olmadığını; bakımının sürekli ve düzenli olarak yerine getirileceğini; onu hiçbir zaman yalnız bırakmayacağını anlatmak

    6-11 yaş (okul dönemi); boşanma olgusunun ne olduğunu anlamaya başlar. Anne babasının artık birlikte yaşamayacağını ve birbirlerini eskisi gibi sevmeyeceklerini anlar.

    • kendisini aldatılmış hisseder
    • evden gidenin geri döneceğini ümit eder
    • evden gidenin artık kendisini istemeyeceğini düşünür
    • arkadaşlarını görmezden gelebilir
    • kimsenin onu okuldan almaya gelmeyeceğini düşünerek kaygılanır
    • uyku düzeni bozulur
    • uyuma güçlüğü çeker
    • öfke patlamaları görülebilir. Hırçınlaşabilir
    • birlikte özel zaman planlamak
    • ev dışında anne babayla ayrı ayrı programlar gerçekleştirmek
    • çocukla yüz yüze iletişim için fırsatlar yaratmak
    • ev dışında aktif olabileceği olanaklar sağlamak
    • olan bitenle ilgili tüm sorularını cevaplandırmak, iletişim kanallarını açık tutmak
    • depresyon ve korku tepkilerine duyarlı olup, bunlar görüldüğünde hemen ve uzun süreli yardım almak
    • günlük yaşam alışkanlıklarını aynen devam ettirmek
    • duygusal boşalımı için cesaretlendirmek

    Boşanmayı takiben kısa vadede çocukta ne gibi etkiler görülür?

    Boşanma çocukta bir dağılmayı, sosyal değişimi, düzenin alt üst olmasını temsil eder. Dolayısıyla ruhsal ve sosyal çeşitli sorunlar ortaya çıkabilir. Özellikle ilk iki yıl kritik bir dönemdir. Bu kritik dönemde ilk 6-12 ay da çocuklarda sorunsuz bir süreç yaşanır, ikinci 12-24 ay da bu olumsuz etkiler azdır ve çocuk boşanmaya uyum sağlayabilir. Olumsuzluklar: depresif duygulanım ve içe kapanma. Uyum geliştiremeyen çocuklarda ise 2 yılı takiben en çok sinirlilik, sorunlarla başa çıkamama ve dürtüsellik görülebilir.

    Uzun süreli etkiler

    • yetişkin olduklarında daha çok sorun yaşayabilirler
    • kendi evliliklerinde boşanma daha yüksek görülür
    • bağlanma sorunları görülebilir
    • yaşam kalitesinde bozulma
    • ebeveyn- çocuk ilişkilerinde bozulma
    • duygusal desteğin yetersizliği

    Boşanma sürecinde çocukta

    1. suçluluk duyguları; boşanmadan kendisini sorumlu tutma. Bunda çocuğa ebeveynin yeterince açıklama yapmamış olması etkendir. Anne- baba çocukla ilgili kavgalar etmesi, çocuğun kimde kalacağı anlaşmazlık konusu ise, yaşının küçük olması, düşünce biçiminin somut olması ile kendini suçlayabilir. Bu durum çocukta ciddi uyumsuzluklar görülebilir.
    2. Korku
    3. Üzüntü
    4. Gerileme
    5. Okul başarısında düşme
    6. Ebeveyni barıştırma arzusu
    7. Yalnızlık
    8. Reddetme- reddedilme duygusu
    9. Uyku sorunları görülebilir
    10. Somut düşüncede oldukları için şöyle düşünebilirler. Ayrıldığı ebeveyni ziyarete gelmesi gereken günde gelmemişse başka işleri olabileceğini düşünmek yerine; artık sevilmediğini, bu nedenle anne/babasının gelmediğini düşünebilir.
    11. Bağımlı ve yakın oldukları kişileri örnek aldıkları için onların hissettikleri veya düşündüklerini kendi hisleri ve kendi düşünceleri gibi anlatırlar. Bir ebeveyn diğeri hakkında söylediklerini kendi düşüncesi gibi söyleyebilir. Bir ebeveynin diğerine olan duyguları, kızgınlık öfke gibi kendisinin hissi gibi gösterebilir.
    12. çiftlerin birbirlerine olan olumsuz duyguları kızgınlık, kırgınlık, kin, öfke gibi çocuğa aktarıldığında çocuğun kafasında karışık duyguların doğmasına, davranış sorunlarının gelişmesine, kalıcı bağlılıklar geliştirmesine neden olur.
    13. Anne- baba arasındaki çatışmalar: Özellikle boşanma kararı almadan önce artan çatışmalar sıktır. Gerek bu çatışmalardan gerekse çocukların velayeti, ziyaret günleri, ebeveyn sorumlulukları, yeni düzenin oluşturulması, maddi meseleler vs. gibi çatışmalar boşanmanın çocuk üzerindeki en trajik kanıtıdır. Çocukta sosyal uyum sorunlarının ve güvensiz hissetmesinin temellerini oluşturur.

    Boşanma sürecinde çocuk hangi aşamalardan geçer?

    Şok ve Kaos: Çocuk bir anda hiç ummadığı bir haberle karşılaşır. Birçok yoğun duyguyu iç içe yaşar ve kafasını karışır. “Eyvah, annemle babam boşanıyor !”, “Şimdi ne olacak ?”

    İsyan ve Sorgulama: Çocuk, üzüntü ve kızgınlığı bir arada hisseder. “Neden benim başıma böyle bir şey geliyor” diye düşünür.

    Kaygı ve Korku: Belirsizlik çocuğun kafasında birçok soru işareti yaratır; “Ben ne olacağım ?” , “Okulum değişecek mi?”, “Arkadaşlarımı görebilecek miyim?”, Buna paralel olarak da çocuğun kaybetme ve ayrılık korkuları tetiklenir; “Annem evden ayrılıyormuş, ya onu bir daha göremezsem?”, “Babam evden gidecekmiş, ya bir gün annem de giderse?”, “Ya yalnız kalırsam?”…

    Baş etme ve Uyum: Belirsizlikler ortadan kalktıkça, düzenli ve rutin bir yapı oluştukça çocuğun kaygı ve korkuları dinmeye başlar. Sorularını cevaplamak, ihtiyacı olan duygusal ve sosyal desteği sağlamak uyumunu kolaylaştırır. Ve bir süre sonra çocuk durumu anlamlandırır ve kabullenir; yeni koşullara uyum sağlar. Tabii ki bu uyum ebeveynlerin çabasını gerektirir.

    Boşanma kararını çocuklara kim açıklamalıdır?

    Eğer mümkünse ebeveynler birlikte açıklamalıdır. Bu şekilde çocuk durumu daha rahat kabullenecektir ve çocuğun iki ebeveynden de farklı hikayeler duyma olasılığı azalacaktır. Birden fazla çocuk varsa, tüm çocuklara aynı anda açıklama yapılmalıdır. Kardeşlerin varlığı şoku ve üzüntüyü hafifletebilir, güven, destek ve ailenin devamlılığı hissini verir.

    Boşanma kararı ne zaman söylenmeli?

    Boşanma kararı kesinleştiği anda söylenmeli, henüz karar alınmadan boşanmayla ilgili tehditler, ültimatomlar sürekli çocuğa aktarılmamalı ve kafa karışıklığı yaratılmamalıdır. Çocuğun uyum sağlamasına vakit vermek için çok da geç olmadan bu açıklama yapılmalıdır. Açıklamanın ardından çocuğun ağlamasına, üzülmesine, sorular sorup rahatlamasına izin verilmelidir.

    Boşanma kararı aktarılırken içerik ve üslup nasıl olmalıdır?

    Kısa ve öz, samimi ve dürüst, çocuğun yaşına uygun, örnek, benzetme veya resimlerden yararlanılabilir… Konuşma sırasında yakınlık ve temas da önemlidir. Bu kararın ortaklaşa verildiği vurgulanmalı ve bu karara varmadan önce de alternatif tüm yolların denendiği çocuğun anlayacağı dilde ifade edilmelidir…

    Ebeveynlik rolleri ev eş rollerinin birbirinden bağımsız olduğu belirtilmeli; boşanma kararının hayata geçirilmesi ile birlikte eşlerin birbiriyle ilişkilerinin sonlanacağı ancak ebeveyn olarak daima çocukların yanında olacakları tekrar tekrar vurgulanmalıdır…

    Boşanma ile birlikte, çocukların hayatında nelerin değişeceği nelerin aynı kalacağı açıklanmalı; çocuğun kiminle kalacağı, diğer ebeveynle ne zaman, ne sıklıkla ve hangi koşullarda görüşeceği net bir biçimde açıklanmalı; belirsizlikler olabildiğince azaltılarak netlik sağlanmaya çalışılmalıdır…

    Çocuğun boşanmaya uyum sağlaması sürecinde ebeveynlerin neler yapması gerekir?

    Çocukların boşanmaya uyum sağlamasında en önemli etmenlerden birisi, ebeveynlerin boşanma stresiyle başa çıkabilmesi ve çocuğunun bakımını aksatmamasıdır. Ancak, boşanma sonrasında çocuğun bakımı için eski eşinden çok az destek alabilen ya da hiç destek alamayan ebeveynlerin (genellikle anneler) hayatlarını dengede tutmakta zorlandığı ve bu nedenle çocukların uyum problemleri yaşayabildiği görülmektedir
    Çocukların boşanma süreci hakkında açıklamalara ve desteğe çok fazla ihtiyaçları vardır. Boşanma öncesinde ve sonrasında çocuğun soruları asla yanıtsız bırakılmamalıdır ve dürüst bir şekilde cevaplandırılmalıdır.

    • Onları boşanmanın sorumluları olmadıklarına ikna edin.
    • Onları sevdiğinizi ve onlarla her zaman ilgileneceğinizi söyleyin.
    • Diğer ebeveyni okul ve diğer aktivitelere dahil edin.
    • Onların diğer ebeveynleriyle sevgi dolu ve tatminkar bir ilişki içinde olmalarına izin verin.
    • Onların ebeveynler arasında taraf tutmak zorunda kalacakları durumlar yaratmayın.
    • Diğer ebeveyn hakkında bilgi almak için onları sıkıştırmayın.
    • Çocuk yetiştirme masrafları konusundaki tartışmalarınızı onların önünde yapmayın.
    • Diğer ebeveyn hakkında kötü konuşmaktan ve onu diğer ebeveyni incitmek için piyon olarak kullanmaktan kaçının.
    • Tekrar evlenme ya da ilişki kurma sürecinde çocukla iletişim nasıl olmalıdır?
    • İlişkiniz uzunca ve düzenli olana dek yeni partnerinizi çocuğunuzla tanıştırmayın. Sık sık partner değişimine şahit olması çocuğun güvenini sarsabilir, ayrılma ve terk edilme korkularını tetikleyebilir. İlişkiniz sağlamlaşıp çocuğunuzla tanıştırmaya hazır hissettiğiniz zaman, bu konuda çocuğunuzla konuşun ve onu bu tanışmaya hazırlayın.
    • Evlenme kararını açıklarken çocuğa karşı dürüst, açık ve net olun, yaşını gözeterek açıklamalar yapın ancak evlenmek için izin istemeyin.
    • Evlilik hazırlıklarınıza çocukları da dahil edin ve mutlaka evlilik töreninizde bulunmalarını sağlayın.

    Ne zaman yardım almalısınız?

    • Kronolojik yaşından daha küçük gibi davrandığında
    • Uyumsuz ve huysuz olduğunda
    • Üzüntü ve depresyon yaşadığında
    • Suçluluk duyduğunda
    • Uyku ve yeme sorunları olduğunda
    • Kişilik değişimi yaşadığında
    • Okulla ve arkadaşlarıyla problemleri olduğunda
    • Mantık dışı korkular ve dürtüsel davranışlar gösterdiğinde yardım alınmalıdır. Bunun dışında daha farklı sorunlar da karşımıza çıkabilir. Bu gibi durumlarda çocuğun ruhsal sıkıntılarını geleceğe de aktarmaması ve bütünlüğünün korunması açısından uzmanlardan destek almanız önem taşımaktadır.
  • Çocuk ve Ergen Terapisi

    Çocuk ve Ergen Terapisi

    Çocukluk ve ergenlik kendine has olarak belirgin şekilde çocuğun ve ergenin hızla değişim gösterdiği dönemlerdir. Fiziksel, sosyal, psikolojik, bilişsel açılardan hızla geçişler içermektedir. Bu dönem değişikliklerine uyum sağlamakta ve çevresel faktörler ile ilişki kurmada ve başa çıkmada bir takım güçlükler görülebilmektedir. Çocuk psikoloğunun ilk amacı bu süreçlerde destek olmaktır. Ardından başa çıkmada zorlandığı alanlarda sorunun çözümü için hem çocuk/ergene hem de ailesine yardımcı olmaktır. En önemli nokta hem çocuklar için hem de ergenler için kendi içlerinde bulunan güçlü yanların keşfidir. İşte terapi de kendi içlerinde bulunan bu güçlü yanları keşfetmelerini sağlamaktadır. Burada terapiste düşen en büyük görev de olumlu-şartsız-kabul süreci ve güven ilişkisidir.

    Çocuk Terapisi 

    Çocukluk dönemi kişilik gelişiminin oluşmaya başladığı bir dönemdir. Bu dönemde öğrenilen davranışlar yetişkinlikte kişinin, karakterini, bilişsel yapısını, öz-güvenini, sosyalleşmesini, alışkanlıklarını, davranışlarını, tutumlarını büyük ölçüde belirlemektedir. Çocukluk kişilik gelişiminin en önemli kısmıdır. Bu sürece bir de, bu dönemde yaşanan, çevresel, psikolojik faktörler etkilenebilmektedir. Bu sebepledir ki, çocukluk dönemi patolojileri, çocuk psikologları tarafından, terapi ile çalışılmaktadır. İçinde bulunduğu süreci en sağlıklı şekilde atlatabilmesi, yetişkinlik yıllarında kalıcı bir takım patolojilerin oluşmaması ve ileride karşılaştığı durumlarda başa çıkma yollarını içselleştirmesi amaçlanmaktdır.
    Çocukluk dönemine ilişkin belirgin bazı davranış değişiklikleri bulunmaktadır. Çocukluk sürecinde gerek çevresel faktörlerin etkisi, gerek içsel sebeplerden dolayı davranış problemleri meydana gelebilmektedir.

    Davranış değişikliğine sebep olabilecek çevresel faktörleri şu şekilde sayabiliriz; aile içi şiddet, boşanma sürecinde olan ebeveynler, yakın birinin kaybı, v.b. Çocuklukta karşılaşılan davranış değişikliklerini de sıralamak gerekirse; alt ıslatma, parmak emme, kreş uyum problemleri, vurma, atma, içe kapanıklık-olağan dışı durgunluk, yaygın korkular, fobiler şeklinde sayılabilmektedir. 
    Bu dönem ile çalışılan en etkili terapi yöntemi oyun terapisidir.

    Ergen Terapisi

    Ergenlik kişiliğin oluşumu için önemli bir süreçtir. Mevzu kişiliğimiz olunca da onun oturması da çalkantılar, çatışmalar, uyum ve uyumsuzluklar yaratmaktadır. İnsan gelişiminin en önemli dönemi olduğundan bu dönem hem kendine has hem de kişiye özgü benzerlikler ve büyük farklılıklar göstermektedir. Bu dönemin temel karakteristik özelliklerinden birisi büyük bir değişimdir. Öyle ki bazen kişi kendi değişimini dahi yakalayamamaktadır. Kendisindeki hızlı değişime uymaya çalışmak bir çatışma yaratmaktadır. Terapinin özgül amaçlarından biri bu noktada kişinin kendindeki değişimi farketmesini sağlamaktır. Bir diğer karakteristik özelliği ise Kimliktir. Kişi kendisi olmaya başlamaktadır ve bir kimliğe bürünmektedir. Onu bekleyen realist hedeflere karşılık duygularını içeren maneviyat da sürece dahil olmuştur. Bunun sonucunda kişi duygusal değişiklikler, adaptasyon problemleri ve içe kapanma yaşayabilmektedir. Terapi bu noktada onun kendi gücünü keşfetmesine yönelik dinamiklere odaklanmaktadır. Aşağıda bu dönemde kişiyi etkileyebilecek çevresel faktörler ile bu döneme ilişkin sorunlar kategorize edilmektedir.

    Aile İçi

    • Uyuşmazlıklar ve çatışmalar,
    • Otorite çatışmaları,
    • Kardeş ilişkileri,
    • Ergenlikte yaşanan bir kayıp,
    • Ergenlikte aile bireylerinin boşanması,

    Kişisel

    • Cinsel ve bedensel gelişim,
    • Kimlik karmaşası,
    • Benlik algısı, 
    • Duygusal gelişim,
    • İlgi alanlarının belirlenmesi,
    • Cinsel kimlik,
    • Okul uyumu.

    Çevresel/Sosyal

    • Okul uyumu,
    • Otorite sorunları,
    • Arkadaş ilişkileri,
    • Öğretmen ilişkileri,
    • Meslek seçimi,
    • Sınav kaygısı,
    • Sınavlara hazırlanmada eğitim koçluğu programı.

    Ergenlikte karşılaşılan bazı davranış problemleri

    • Madde kullanımı/bağımlılığı,
    • Anksiyte,
    • Depresyon,
    • İntihar girişimleri,
    • Sosyal fobi
    • İçe kapanma,
    • Beslenme ve uyku problemleri,
    • Öfke ve saldırganlık,
    • Çekingenlik,
    • Saldırganlık.