Etiket: Uyku

  • Eliminasyon bozuklukları

    ENÜREZİS

    Enürezis, Yunanca idrar yapmak anlamına gelen ‘enourein’ sözcüğünden gelmektedir Günümüzde enürezis, işeme kontrolünün gelişimsel olarak sağlanması beklenen yaşta istemsiz ve uygunsuz yere idrar boşaltılmasının devam etmesi anlamında kullanılmaktadır. Organik bir nedene bağlı olarak idrar kaçırmaya ‘inkontinans’, gece uykuda idrar kaçırmaya ‘enürezis nokturna’ (EN), gündüz uyanık iken idrar kaçırmaya ‘enürezis diürna’ (ED), hem gece hem de gündüz idrar kaçırmaya ‘enürezis continue’ denmektedir.

    EN başlangıç biçimi ve seyrine göre ikiye ayrılır;

    1.Birincil (primer) EN: Enürezis bebeklikten beri vardır ve arada kuru dönem yoktur.

    2.İkincil (sekonder) EN: En az bir yıllık mesane kontrolü ve kuruluk dönemi sonrasında enürezis başlamıştır. En sık 5-8 yaşlarında görülür. Eğer daha geç örneğin ergenlikte ortaya çıkar ise organik nedenler araştırmalıdır.

    Normal gelişim sürecinde çocuklarda barsak ve mesane kontrolü sıra ile olmaktadır. Bunlar sırası ile;

    1.Nokturnal fekal kontinans

    2.Diürnal fekal kontinans

    3.Diürnal mesane kontrolü

    4.Nokturnal mesane kontrolü.

    Enürezis tanısını koymak için takvim yaşı en az 5 olmalıdır (ya da eşdeğer bir gelişim düzeyi). EN 5 yaşındaki çocuklarda genel olarak %15, 7 yaşındaki çocuklarda %1.5-7.5 oranında görülür. Erişkin dönemde olguların sadece %1’inde enürezis devam etmektedir. Enürezis diürna 5 yaşından küçüklerde ve kızlarda daha sıktır.

    Enürezisin %80-90’ı primerdir.

    Nedenler

    1.Santral sinir sisteminin gelişmesinde gecikme

    Mekanizması tam bilinmemesine karşın primer enürezis nokturnalı çocukların çoğunda santral sinir sistemi gecikmesi ile ilgili bulgular (Örn. Motor gelişim geriliği, dil gelişim geriliği, boy kısalığı, kemik yaşının küçük olması) vardır. Santral sinir sistemindeki maturasyon gecikmesinin enürezisde etkili olabileceği ile ilgili bir açıklamada; erkeklerde maturasyonun kızlardan daha geç olduğu ve bunun da hem eliminasyon ile ilgili sfinkterlerin kontrolünde hem de uyku döngüsünde (işeme sırasında uyanabilmede yetersizlik gibi) yetersizliğe yol açabileceği ve sonunda enürezis için bir faktör olabileceği bildirilmiştir. Mesane ve işeme fonksiyonlarının merkezi olan beyinsapı disfonksiyonunu belirlemek için yapılan bir çalışmada enüretik çocuklarda beyinsapı disfonksiyonunu ve maturasyon gecikmesini destekleyici bulgular elde edilmiştir.

    Çocukta ilerleyen yaş ile arginin vazopressin normal sirkadiyen ritmine göre salınmaya başlayıp, enürezis nokturnanın düzelebileceği, bunun da enürezis nokturnanın gelişimsel gecikmesini açıklayıcı bir bulgu olabileceği düşünülmektedir.

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun (DEHB) enürezis nokturnalı ve diürnalı çocuklarda daha sık görüldüğü bildirilmektedir. DEHB’de da santral sinir sisteminin maturasyon gecikmesi bozukluğun gelişmesinde bir etken olabileceği düşünüldüğünde bu sonuç şaşırtıcı olmamakta, bu birlikteliğin enürezisde de maturasyon gecikmesinin rol oynayabileceğini gösteren bir bulgu olabileceği belirtilmektedir.

    2.Genetik nedenler

    Uzun yıllardan beri enürezisde genetiğin önemli bir faktör olduğu bilinmektedir. Her iki ebeveynde enürezis öyküsü var ise çocuklarda yaklaşık olarak %70-75, bir ebeveynde enürezis var ise çocuklarda %40-50 oranında enürezis görülebileceği bildirilmiştir.

    3.Arginin vasopressin (=antidiüretik hormon=ADH) sirkadiyen ritminde yetersizlik

    Arginin vazopressin böbrekten su atılımını sirkadiyen ritim olarak belirleyen bir hormondur. Bu hormonun düzenli sirkadiyen ritmi sayesinde 24 saatlik idrarın %50’den azı gece atılmaktadır. Bazen enüretik çocuklarda sirkadiyen ritim bozulur, vazopressin gece ve gündüz aynı düzeyde salınır ve sonuçta çocukta enürezis nokturna ortaya çıkabilir.

    4.İlaçlar

    Lityum, valproik asit, klozapin, nöroleptikler (Ör. Tiyoridazin, risperidon), teofilin, gibi ilaçların yan etkisi olarak enürezis görülebilir.

    5.Psikodinamik nedenler

    Literatürde enürezis, bisexüalitenin açıklaması olarak mastürbasyon eşdeğeri gibi değerlendirilmiş ve beden imajındaki bozuklukların somatik (bedensel) açıklaması, kastrasyon anksiyetesinin bir göstergesi, bastırılan cinsel ve agresif duyguların yansıması ve/veya immatür zevk kaynağı olabileceği bildirilmiştir.

    6.Genitoüriner sistem hastalıkları

    Üriner sistemde obstrüksiyon, hidronefroz, tam boşalamayan mesane, anormal mesane duvar kalınlığı, detrüsor instabilitesi, üriner sistem enfeksiyonu, enterebius vermicularis (kılkurdu) enfeksiyonu,… enürezis gelişmesine yol açabilir.

    8.Diabetes mellitus, diabetes insipidus

    9.Psikojenik nedene bağlı aşırı sıvı alım

    10.Nörolojik hastalıklar

    Multipl skleroz, Guillain-Barre sendromu, spinal kord zedelenmeleri, serebral tümörler, spinal kord tümörleri gibi nörolojik hastalıklarda da enürezis görülebilir.

    11.Psikososyal stresler ile ilgili nedenler

    a.Enürezis yenidoğan kardeşe karşı duyulan saldırgan duyguların ifadesi,

    b.Aşırı temiz titiz, düzenli annenin baskılı tuvalet eğitimine karşı pasif agresif bir tepki,

    c.Ailedeki ölüm, boşanma, göç, okul ile ilgili travmalar, hastaneye yatma, çocuk ihmal ve istismarı gibi stres dolu yaşam olayları sonucunda gelişen anksiyete belirtisi,

    d.Aşırı koruyucu ve hoşgörülü ailede yetişen çocukta bebeksi kalma eğilimi,

    e.Olumsuz ve yetersiz anne-çocuk ilişkisi, ebeveynlerde ruhsal bozuklukların olması sonucu gelişen regresif semptomlar olarak çocukta enürezis gelişmesinde rol oynayabilirler. İkincil enürezisde özellikle bir yılda 4 veya daha fazla yaşanan stres dolu yaşam olayı var ise risk daha çok artmaktadır.

    12.Uyku ile ilgili nedenler

    70’li yıllarda enürezisin genellikle uykunun ilk 1/3’lük periyodunda, evre 4 nonREM uykudan REM uykuya geçiş döneminde görüldüğü, narkolepsi, uykuda apne sendromu, derin uykudan uyandırılma güçlüğü gibi spesifik uyku bozuklukları ile ilişkili olabileceği bildirilmiştir. Ancak daha sonra yapılan çalışmalar uyku paternlerinin enüretik çocuklarda enürezis olmayan çocuklardan farklı olmadığını, enürezisin uykunun her döneminde görülebileceğini göstermiştir.

    13.Allerjenik fenomen

    Son yıllarda alerji ile enürezis arasında direk ilişki olmadığı belirlenmesine karşın yetmişli yıllarda gıda alerjisi olanlarda mesane hiperaktivitesinin ortaya çıkabileceği, bunun da mesane kapasitesini azaltabileceği bildirilmiştir.

    14.Diğer nedenler

    Enürezis düşük sosyoekonomik düzeyde, çok çocuklu, kalabalık ailelerde ve kurumlarda yaşayan çocuklarda, düşük doğum ağırlığı öyküsü olanlarda daha sık görülmektedir.

    Birliktelik durumları

    Ruhsal sorunlar enüretik çocukların yaklaşık olarak %20’sinde gözlenir. Daha çok uyum sorunları, davranış problemleri, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, enkoprezis, okul başarısında düşüklük, zaman içinde özgüvende azalma, sosyal izolasyon ve sosyal uyum sorunları, akranları tarafından dışlanma, umutsuzluk ve karamsar hissetme, ceza ve reddedilme gibi ebeveynler tarafından olumsuz tutum ve davranışlara maruz kalma, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu,… görüldüğü bildirilmiştir.

    Öncelikle ne yapılmalı?

    Öncelikle enürezis ile ilgili tedavi yaklaşımlarına geçmeden önce ebeveynlerin büyümekte olan çocukta tuvalet eğitimine doğru zamanda başlamalarının önemli olduğunu söylemek gerekmektedir. Ebeveynler çocuktan aldıkları bazı ipuçları (Örn. Çocuğun istemli olarak sfinkter kontrolüne sahip olmaya, tuvalet alışkanlığını geliştirmek için çaba ve ilgi duymaya, ebeveynlerin davranışlarını taklit etmeye başladığı zamanlar) sonucunda tuvalet eğitimine başlarlar ise ileride yanlış veya erken tuvalet eğitimi sonucunda gelişebilecek eliminasyon bozukluklarını önleyebilirler. Tuvalet eğitimine genelde 1.5-2 yaşında başlanabilir. Tuvalet eğitimine başlamak çoğu zaman kız ve erkekler için benzer sürede olmasına karşın eğitimi genellikle kızlar daha önce tamamlar. Kızlarda tuvalet eğitimi sırasında çevre etkisi ve desteği ön planda iken erkek çocuklarda fizyolojik maturasyon daha ön plandadır. Tuvalet eğitimine başlanacağı dönemde psikososyal stres faktörleri mevcut ise (Örn. Göç, kardeş doğumu, yeni okula başlama, bakıcı değişikliği) eğitim ertelenmeli, çocuğun bunlara uyum sağlaması beklenmelidir.

    Gidiş

    Prognoz genelde iyidir. Enürezis nokturna her yıl %10-20 oranında spontan remisyon gösterir. 5-7 yaş ve 12 yaşından büyüklerde spontan remisyon oranı yüksektir. Çocukta eştanı olarak başka bir ruhsal bozukluk, psikososyal stres faktörleri varlığında prognoz olumsuz etkilenir.

    ENKOPREZİS

    Dışkı kaçırma “soiling” istemsiz olarak dışkının kaçırılmasıdır ve bununla ilgili olarak değişik terimler kullanılmaktadır. Bunlardan inkontinans altta yatan bir hastalık (Örn. Anatomik, organik ya da inflamatuvar, meningomiyelosel, omuriliğe bası yapan kitle, ülseratif kolit) olduğunda kullanılır. Bu durum dışkı kaçıran çocukların %5’ten daha azında sorumludur. Enkoprezis, dışkılama kontrolünün gelişimsel olarak sağlanması beklenen yaşta istemsiz ve uygunsuz yere kakanın boşaltılmasının devam etmesi anlamına gelmektedir. Enkoprezis için takvim yaşının en az 4 olması gerekir.

    Genel olarak 4 yaşını doldurmuş çocukların %95’den fazlası, 5 yaşını bitirmiş olanların ise %99 kadarı barsak kontrolünü kazanmıştır. Primer enkoprezis 7-8 yaşında %1-3 oranında görülmektedir. Erkeklerde kızlara göre 4-5 kat daha sıktır. Konstipasyon ile giden enkoprezis ve taşma inkontinansı en sık görülen tiptir (%85-95). Bu çocuklar bazen hiç barsak kontrolünü kazanamaz, bazen de kabızlıktan dolayı taşma olur (genellikle günde 2’den fazla). Konstipasyon ile gitmeyen enkoprezis, defans davranışı ile birliktedir ve öfkenin açıklanması anlamına gelir.

    Nedenler

    Enkoprezisin nedeni araştırıldığında çocukların %95’inden fazlasında bir fizyolojik neden bulunmaz. Kalan %5’inde ise değişik nedenler bulunur.

    1.Yetersiz tuvalet eğitimi

    2.Dışkılamanın farkına varılmaması:

    Normal şartlarda rektum boştur ve rektuma dışkı girmesi dışkılama gereksinimini doğurur. Çocuğun istemli olarak kakasını tutmasından ya da ağrılı defekasyona bağlı ertelemeden dolayı gelişen kronik kabızlıkta çocuklarda rektum genişlemiştir (megarektum) ve dışkı doludur. Bu çocukların rektumu, zamanla gelen dışkıya karşı duyarsızlaşır ve çocukta dışkılama gereksinimi olmaz (desensitizasyon). Böylece çocuk kakasının geldiğinin farkına varmaz ve biriken dışkı anal sfinkterin tutabileceği düzeyden daha fazla basınca ulaştığında, dışkı kendiliğinden iç çamaşırlarını kirletecek şekilde kaçar (taşma inkontinansı).

    3.Anormal anal sfinkter kontraksiyonları

    4.Olumsuz ebeveyn tutumları:

    Ebeveyn ve çocuk arasındaki inatlaşma, yeterli barsak kontrolünü sağlayan çocuklarda bazen feçesi depolamalarına ve uygunsuz yerlere yaşanan streslere karşılık olarak yapmalarına neden olabilir. Annenin çocuğun otonomi kazanmasına karşı geliştirdiği ambivalans tutum, annenin katı mükemmelliyetçiliği, zorlayıcı denemeler önemli faktörler olabilir. Özellikle çocuğu ile yeterli iletişim kuramayan, depresyonu olan ebeveynlerin çocuğu ihmal etmesi çocuklarında anal bölgede self-stimülasyon gelişmesi enkoprezis görülebilir. Tuvalet eğitiminin kültüre özgü olarak erken ya da geç başlatılması da enkoprezise yol açabilir.

    5.Posttravmatik enkoprezis

    Enkoprezis cinsel istismar sonucu oluşabilir.

    6.Konstipasyona neden olan organik durumlar enkoprezise yol açabilir:

    a. Anatomik nedenler (Ör.İmperfore anüs, anal stenoz, anüsün önde yerleşmesi, pelvik kitle; teratom)

    b. Metabolik ve gastrointestinal nedenler (Ör. Hipotiroidizm, hiperkalsemi, hipokalemi, kistik fibrozis, diabetes mellitus, multipl endokrin neoplazi tip 2B, çölyak hastalığı, renal tübüler asidoz)

    c. Nöropatik hastalıklar (Ör. Spinal kord anormallikleri, spinal kord travması, nörofibromatozis, ensefalopati, serebral palsi)

    d. Bağırsak sinir ve kas bozuklukları (Ör. Hirschsprung hastalığı, intestinal nöronal displazi, intestinal psödoobstrüksiyon, visseral miyopatiler, visseral nöropatiler)

    e. Anormal karın kas yapısı (Ör. Prune-Belly sendromu, gastroşizis, down sendromu)

    f. Bağ dokusu hastalıkları (Ör. Skleroderma, sistemik lupus eritematozis, Ehlers-Danlos sendromu)

    g. İlaçlar: Opiyatlar, fenobarbital, sükralfat, antasitler, kodein, antihipertansifler, antikolinerjikler, antidepresanlar, sempatomimetikler gibi.

    h. Diğer: Ağır metal zehirlenmesi (kurşun), Vitamin D zehirlenmesi, Botulizm, İnek sütü protein intoleransı

    ı. Dehidratasyon.

    7.Tuvalet koşulları

    Çocuk, yaşına bağlı olarak oyuncaklarıyla oynama, bilgisayarda oyun oynama gibi çok hoşuna giden aktivitelerde bulunduğunda veya kendi tuvaletini kullanamadığı durumlarda dışkılama gereksinimini ertelemek isteyebilir. Özellikle okul çağında, okul tuvaletlerinin yeterli düzeyde olmaması (Örn. Temizlik, tuvalet sayısı, bazı yerlerde erkek-kız ayrımının olmaması gibi) tuvaletin çocuklar tarafından kullanılmamasına ve bu da kabızlık dahil birçok soruna yol açabilir.

    8.Psikoanalitik model

    Özellikle erkek çocuklarda olması enkoprezisin kastrasyon anksiyetesinin bir göstergesi olabileceğini düşündürmüştür.

    9.Diğer nendeler:

    Diyare, nörolojik hastalıklar (Ör. nöromüsküler hastalıklar, meningomyelosel, Hirschprung’s hastalığı, kronik intestinal psödoobstrüksiyon, spinal kord bozuklukları, serebral palsi/hipotoni, spinal kord hastalıkları; sakral lipom, spinal kord tümörü), anal anomaliler (Örn. Rektal abse, anal fissur, fissürle birlikte olan stenoz/atrezi, anterior yerleşimli anüs, travma ve cerrahi sonrası komplikasyonlar, imperfore anüse eşlik eden rektoperitoneal fistül), pelvik kitle, karın duvarı anomalileri, kistik fibrozis enkoprezise yol açabilir.

    Birliktelik durumları

    Çoğu primer enkopretik çocuklarda altta yatan ciddi bir psikopatoloji yoktur. Ancak sorunun uzaması ile ilgili yaşanan olumsuzluklar (Ör. Cezalandırılma, dışlanma, aşağılanma) çocukta ek olarak psikopatoloji gelişmesine katkıda bulunabilir. Enkoprezis ile birlikte dikkatin kolayca dağılması, kısa dikkat süresi, düşük engellenme eşiği, hiperaktivite ve koordinasyon bozukluğu, özgüvende azalma, akran ilişkilerinde sorunlar görülebilir.

    Sekonder enkoprezisde psikopatoloji gelişme olasılığı daha sıktır. Enürezis gelişmesinde rol oynayabilecek psikososyal faktörler enkoprezis gelişmesinde de görülebilir.

    Gidiş

    Santral sinir sistemi maturasyonu geliştikçe enkopreziste spontan remisyon görülmektedir. Enkoprezisin erkeklerde 6, kızlarda 8 yaşında görülmesi peak yapar. Genel olarak söylenirse olguların yaklaşık 1/3’ü kroniktir. 16 yaşından sonra enkoprezis çok nadir olarak görülmektedir. Gece olan kaçırma var ise gidiş gündüze göre daha kötüdür. Eştanı olarak davranım bozukluğu bulunuyorsa ve enkoprezis agresyon ifadesi oalrak var ise gidiş kötüdür.

  • Bebeklerde Uyku Eğitimi

    Bebeklerde Uyku Eğitimi

    Yenidoğan bebekler, ebeveynlerinin yeni düzene adapte olmasında zorlandıkları gibi hiç bilmedikleri bu yeni ortama uyum sağlamakta zorlanırlar. Annelerini emerek rahatlamaya ve sıcacık geçen 9 aylık süreçten sonra da o sıcaklığı hissetmek için annelerine ihtiyaç duyarlar. Bu ilk aylarda bebeklerin sık sık uyanması olağan bir durumdur. Anneler yeni düzene adapte olurken zorluk yaşayabilmekte ve bu sık uyanmalar yorgun düşmelerine, uyku ihtiyaçlarının karşılanamayıp annelerin mutsuzlaşmasına neden  olabilmektedir. Uyku eğitimine hem anne ve baba hem de bebek hazır olduğunda başlanmalıdır. Bebeklere 4. aydan sonra uyku eğitimi verilebilir. (Çeşitli uyku eğitimleri vardır ancak yukarıda bebeğin hazır olduğu ay aralığı yatır-kaldır yöntemine göre olan uyku eğitimi aralığıdır.) Uyku eğitimi sabır gerektiren bir süreç olduğundan annenin ve babanın bu sürece inanması, eğitim verilmeden önceki süreçte çocuğun evden farklı yerde uyutulmaması, rutini bozacak durumlardan kaçınılması ve buna benzer koşulları sağladıktan sonra eğitime başlamaları gerekmektedir.

    UYKU EĞİTİMİ

    Uyku eğitimi vermek için bebeğinizin fiziksel herhangi bir rahatsızlığı bulunmuyorsa, anne ve baba sabır gerektiren bu sürece başlamaya hazır ise uyku eğitimi verilebilir. Bebeğinize uyku eğitimi vermeden yaklaşık 2 hafta önce (gerekirse daha fazla) bebeğinizin gün içindeki beslenme, aktivite, uyku zamanları not edilir. Not edilen bu alışkanlıklar aşağıdaki E.A.S.Y yöntemine göre düzenlenir.

    E. (Eat)= Beslenme

    A. (Activity)= Aktivite 

    S. (Sleep) = Uyku 

    Y. (Your Time) = Size kalan zaman

    Yukarıda verilen rutine göre bebeğinizin gün içinde yaptıkları düzenlenir. Örneğin; uyuması için emzirilmez, bebek uyku ve beslenmeyi birbirinden ayırmalıdır. Aksi durumda uyumak için emzirilmeye ya da biberon ile beslenmeye ihtiyaç duyar. 

    PEKİ UYKU EĞİTİMİ AŞAMASINDA NELER YAPMALIYIM?

    Gece uykusuna yatırmadan önce de bebeğinize belirli alışkanlıklar yaratmalısınız, bebekler düzeni sever. Bir gün 19:00 da ertesi gün 23:00 te yatırmamalısınız. Bebeğinizi gece uykusuna yatıracağınız zaman yatırmadan önce ılık bir duş yaptırabilirsiniz. Odasına girip ışığı kapatıp ona iyi geceler dileyebilirsiniz. Her gün aynı şeyleri yapmanız bebeğinizi sakinleştirir ve uyku zamanı geldiğini çağrıştırır. Bu rutinleri oluşturduktan sonra sıra geldi bebeğinizin kendi başına yatağında uyuması ve gece deliksiz uyumasına. Bebeğiniz uykusu geldiğinde size çeşitli sinyaller verecektir. Kulağını kaşıma, gözlerini ovuşturma, esneme, yüzünü çizme vs. Siz bebeğinizin uykusu geldiğini anladığınızda onu yatırmaya hazırsınız demektir. Bir önemli nokta da bebeğinizi yatırmadan önceki 20 dakika çok yoğun yorucu aktiviteler yaptırmamanızdır. Aksi durumda bebeğinizin uykusunun kaçmasına sebep olabilirsiniz. Odasına götürdüğünüzde uyku için nasıl bir rutin oluşturduysanız onu uygulayın. 5 dakika onu sakince oturur vaziyette kucağınızda tutun, konuşmayın ve sallamayın. Sonrasında yatağına sakince koyun. Bebeğiniz eski alışkanlığına adapte olduğundan size tepki verip ağlayacaktır ya da huysuzlaşacaktır. Ağladığında bebeğinizi hemen kucağınıza alın ve şşş.. sesi çıkarıp parmaklarınızla sırtına nazikçe pat pat yapın. Sakinleştiği an hemen yatağa geri bırakın.

    Tekrar ağlayınca yine kucağınıza alıp aynı işlemi uygulayın. Buradaki önemli nokta sustuğu an yatağa bırakmanız 5 saniye bile geçirmeyin. Birkaç gün sizin için yorucu olabilir bu nedenle size yardımcı olabilecek kişilerden destek isteyebilirsiniz. Bebeğiniz gece uyandığında da beslemeyip yatır kaldır yöntemine devam etmelisiniz. Ek gıdaya henüz geçmemiş bir bebeği 20:00 civarında yatırdığınızı düşündüğünüzde 23:00 civarı kaldırıp beslemelisiniz bu bebeğin gece öğünüdür ve rahat uyumasını sağlar. Ek gıdaya geçen, gün içerisinde iyi beslenen bir bebek gece uykusuna yattıktan sonra yetişkin gibi deliksiz uyuyabilir. Bebeğiniz 6 aydan küçükse ve gün içerisinde iyi beslendiğinden emin değilseniz gece öğününden 4-5 saat sonra uyandığında emzirebilirsiniz. Ancak gece öğününden 1-2 saat sonra kalkarsa bu açlık değil alışkanlık uyanmasıdır. Böyle bir durumda tekrar yatır kaldır yapmalısınız. Eğitimi verirken bebeğinizin ağlama sebebinin fiziksel bir durumla alakalı olmadığından emin olmalısınız. Bebeğinize ve size deliksiz uykular (6 aydan küçük bir bebeğe yarım saatten fazla yatır kaldır uygulamayınız.)

  • Uyku Bozukluğu

    Uyku Bozukluğu

    İyi bir uyku gün içinde sağlıklı, güvenli, huzurlu, dingin ve hatta başarılı olmanız için enerjinizi yenileyen, beynimizi ve bünyemizi güne hazırlayan, belki de önceki deneyimlerimizi yaşantılarımızı, duygu ve düşüncelerimizi yeniden organize ettiğimiz, planlar yaptığımız, zorluklar karşısında stratejiler oluşturduğumuz yani doğacak yeni güne hazırlandığımız psikobiyolojik bir süreçtir.

    Uyku o kadar önemlidir ki neredeyse hayatımızın üçte biri uykuda geçmektedir. Kaliteli bir uyku kişinin enerji ve dinçlik hissinde artmaya, dikkati ve konsantrasyonu güçlü kılarak, yaşama sevincimizi artırararak kaza ve yararlanma riskinin ve olasılığının azalmasına, daha olumlu düşünceye, artmış yaratıcılığa, ilişkilerde düzelmeye ve daha sağlıklı bir akla ve bedene, bir güne yeni bir başlangıc yapabilme duygusuna, gücüne, cesaretine, isteğine sahip olmamızı sağlar. Uyku bebekliğimizde biyolojik gereksinimlerimizin ön planda olduğu dönemlerde, ilk zamanlar biyolojik bir gereksinim olarak her uyuyup uyandığımızda acıkan karnımızın doymasının bize verdiği huzur ve enerjiyle ve bununla bağlantılı cesaret ve boş beynimizin doğal merakıyla, yeni bir günü, yeni birşeyleri deneyimleyebilme şansı tanımasıyla yaşama sevincimizin en önemli psikolojik unsurlarından biri haline gelir. Her yaşta insanlar uyku bozukluğundan etkilenebilir ama birçok kişi gerçekte uyku bozukluğu yaşadığından haberdar değildir.

    Bazı uyku bozuklukları şu şekilde sınıflanabilir:
    1 -Uykuya dalmada ve uykuyu sürdürmede zorluk
    2 -Uygunsuz saatlerde uykuya dalmak
    3 -Toplam uyuma saatinin fazla olması
    4 -Horlama
    5 -Uyku apnesi (uyku esnasında nefesin aralıklı olarak durması)
    6 -Huzursuz Bacak Sendromu
    7 -Uyku esnasında tekme atma
    8 -Gün içi enerji azlığı ve yorgunluk
    9 -Uykuda yürümek, alt-ıslatmak veya kabus görmek
    10-Sabah uyanınca başlayan baş ağrıları, gün içi dikkat ve konsantrasyon kaybı
    11-Uykuda idrar kaçırma

    Uyku bozukluğu düşündüren bir belirti tarif eden kişilerde, hekim muayenesinde detaylı öykü alınır. Uyku hikayesinin kişinin varsa eşinden, ya da birlikte yaşayan kişilerden de alınması önemlidir. Tablonun uykunun hangi evresinde bir bozuklukla ilgili olduğu, bu uyku bozukluğunu yaratacak bir tıbbi sebep ya da ilaç kullanımı, bozuk uyku hijyeni olup olmadığı, altta yatan bir kaygı bozukluğu ya da depresyon olup olmadığı incelenir. Eğer kişinin yaşadığı uykusuzluk, saf bir uyku bozukluğu ise bazı durumlarda ilaç tedavisine hemen başlanır. Ancak uyku apnesi gibi daha karmaşık durumlarda ya da tablonun net ayrıştırılamadığı, daha önce tedavilerden fayda görmemiş kişilerde uyku laboratuvarında bir gece kalarak, uykusunun detaylı incelenmesi istenir.

    Uyku laboratuvarında gece boyunca kişinin solunumu, beyin dalgaları, kas hareketleri, uyanma sayısı, horlama süresi ve elektrofizyolojik olarak uykunun evreleri incelenir. Tespit edilen soruna göre tedavi başlanır. Uyku laboratuvarları genellikle evdeki yatak odalarına benzer şekilde tasarlanmıştır, kişinin uyku ilacı olmadan yatması istenir. Kimi zaman kişinin eşi de kabul edilir ve evdeki alışkanlığı bozmadan birlikte uyumaları istenir. Birçok kişi sabaha kadar hiç uyumadığını iletir. Bu kişiler uyku incelemesi sonucunda 6-7 saat uyuduklarını gördüklerinde çok şaşırırlar. Burada yaşanan sorun uykunun evrelerinin dağılımının bozuk olması, kişinin daha yüzeysel ve dinlendirici olmayan uykuda çok vakit geçirmesi ve uykunun algılanamamasıdır.

  • Bebeklerde uyku sorunları

    Bebeklerde uyku sorunları

    Uyku vücudun bir ihtiyacıdır. Uyku sırasında beyin ve vücut yenilenmektedir. Uyku EEG aktivitesi, göz hareketleri ve kas tonusuna göre REM ve nonREM evresine ayrılır.

    REM evresi hızlı göz hareketlerinin olduğu, kas tonusunun azaldığı ve EEGde yavaş alfa dalgalarnın olduğu aktif uyku dönemidir. Bu dönemde rüya görülmektedir.

    NonREM dönemi sesiz uyku dönemidir, nöronal aktivite ve beyin metabolizması en düşük seviyededir, kan basıncı ve nabız düşüktür, kas tonusu ve refleksler korunmuştur. EEG’de teta ve delta ativitesi vardır.

    Bu iki evre bir uyku siklüsünü oluşturur ve erişkinlerde gece boyu 90-120 dkikalık 6-7 siklüs olur. Siklüsler arasında kısa süreli uyanmalar olur ama bunlar hatırlanmaz. Uykuya başlangıç nonREM evresiyle başlar REM ile devam eder. Uyku siklüslerinin % 75-80’i nonREM, % 20-25i REM evresidir.

    Aktif uyku dediğimiz REM evresinin nöron plastisitesi üzerine önemli görevleri vardır. Uyanıkken öğrenilen bilgileri pekiştirme, bilgilerin kısa süreli bellekten uzun süreli belleye aktarılması aktif uyku sırasında olmaktadır.

    Çocuklarda ise uykunun her yaş için farklı özellikleri vardır.

    Yeni doğan uykusu; ilk 1 ayda gece gündüz ayrımı yoktur. Toplam uyku süresi 16-20 saat arası değişir. 2-3 saat uykuyu 1-2 saat uyanıklık takip eder. REM/nonREM uyku siklüsleri yeni doğanda 50 dk iken okul çocuğunda süre 90-110 dk uzamaktadır. 2.-3. ayda gece gündüz ritmi oluşmaya ve gece uykusu daha yoğun ve uzun olmaya başlar.

    Her çocuğun uyku ihtiyacı farklıdır. Eğer çocuk uyanma saatinde kolaylıkla uyanıyor, gündüz yaşına uygun uyku saati dışında uyku hali ve kestirme ihtiyacı yoksa uykusu yeterlidir. Amerikan Uyku Akademisi’nin çocuklar için belirlediği minimum uyku süreleri:

    1 ay 16 saat

    2-3 ay 14 saat

    4-12 ay 12 saat

    1-2 yaş 11 saat

    3-5 yaş 10 saat

    6-12 yaş 9 saat

    13-18 yaş 8 saat

    Çocuklarda kronik uykusuzluk artmış dürtüsellik (dürtülerine engel olama), saldırganlık, hiperaktivite ve dikkat eksikliği, hafıza sorunları, büyüme ve gelişme sorunları, okul başarısında düşüklük gözlenir. Aynı zamanda ebeveynlerde de kronik yorgunluğa neden olduğu için aile içi sorunlara neden olur.

    Süt Çocuklarında Davranışsal Uyku Bozukluğu

    Çocukluk çağında çok sık karşılaşan bir uyku bozukluğu olan davranışsal insomnia uykunun başlatılması ve sürdürülmesinde zorluk olmasıdır. Bu çocuklar yatağa girmek istemezler, uykuya dalma süresi uzamıştır, uykuya dalmak için özel koşullara ( emme, sallama gibi) ihtiyaç duyarlar ve gece boyunca sık sık uyanıp tekrar uykuya dalmak için özel koşullar talep ederler. Uyku süreleri kısalmıştır. Süt çocuklarında 6. aydan sonra gecede 3 kereden fazla kalkma, uykuya dalarken ve gece uyandığında tekrar uykuya dalmada zorluk ve özel koşullara ihtiyaç duyma ve gece uyandığında toplam 1 saatten fazla uyanık kalma, 9 saatin altında uyuma varsa uyku bozukluğu düşünebiliriz. Ama bu tanıyı koyarken ikincil uyku bozukluklarına neden olan durumları da unutmamak gerekir. Bundan dolayı ayrıntılı hikaye ve fizik muayene yapmak gerekir. Besin alerjileri, reflü hastalığı, enfeksiyon, kolik, kronik hastalık ve nöbet dışlanması gerekir.

    Uyku bozukluğuna karşı alınacak önlemler

    Bebekler ilk 3 ayda gece gündüz ayrımı yapamaz. Bu ayrımı yapmasına yardımcı olmak için gündüz aydınlık ortamda uyutulurken, gece karanlık ve sakin ortam sağlanmalıdır. Gündüz bolca aktivite yaptırılmalıdır, ama uyku saati yaklaşınca daha sakin etkinlikler yapılmalıdır.

    Bu dönemde bebeğe uygun uyku rutinleri (banyo, masaj, ninni gibi) oluşturulmalıdır.

    Düzenli uyku saati belirlenmelidir. Her gün aynı saatte uyku rutinleri başlatılmalıdır.

    Her zaman kendi yatağında uyutulmalıdır. Memede kucakta da uyusa hemen yatağına alınmalıdır.

    Bebek gece uyandığında kendi kendine uyumasına fırsat verilmeli, hemen emzirilmemeli ya da kucağa alınmamalı, ışık açılmamalı, sallamadan uykuya dalması sağlanmalıdır. Eğer uykuya dalamadıysa dokunarak okşayarak sakinleştirilmeli, eğer bu da işe yaramazsa hafif sesli uyaran verilerek pişpişleyerek uyutulmalı, en son çare kucağa alınmalı ve en kısa zamanda tekrar yatağına alınmalıdır.

    Uyuyan melekler gece nerde uyumalı

    Bebeklerde uyku sorunu çok sık olmaktadır. Bazen bu durum anneyi çok bunaltıp yıpratabilir. Bebeklerin gece uykularının daha rahat ve uzun olması için bebekler kendilerine ait yatakta uyutulmalıdır.

    İlk 3 ay bebeklerin gece gündüz ritmi tam oluşmamıştır ve bundan dolayı sık sık uyanmaktadırlar. Bu dönemde bebeklerin sağlıklı gelişimi, anne-bebek arasında duygusal bağ ve güven duygusu oluşabilmesi için ihtiyaçlarının çok fazla ağlatılmadan karşılanması gerekmektedir. Bu gerekçelerle ilk 3 ayda bebeklerin anne ile aynı odada olmaları önerilmektedir. Bebeğin güvenliği açısından anne ile aynı yatakta yatırılmamalıdır. En uygun seçenek belki de anne yanı yatakları olabilir. Anne yanı yatakları bebeğe ait güvenli bir alan yaratması, aynı zamanda anneyi yormadan bebeğini emzirme imkanı sağladığından tercih edilmelidir.

    3-12 ay bebeğin artık gece-gündüz düzeni oturmuş, geceleri daha uzun ve derin uyuması ve gece emme ihtiyacının daha az olması nedeniyle bebek kendine ait farkı bir yatakta ama anne ile aynı odada uyutulmalıdır.

    1 yaşından sonra bebekler artık kendileri için hazırlanan odada uyutulmalıdır. Bu dönemde bebekler tek başına yürümeye başlayarak çocukluğa adım atmıştır ve artık daha özgür ve bireysel olmuştur. 1 yaş ile beraber çocukta benim duygusu başlar. Oyuncaklar ve eşyalar çocuğun tüm mal varlığıdır. Bu nedenle çocuğunuza ait oda ve yatak da çok değerlidir onun için. 1 yaş sonrası çocuğun odası düzenlenirken canlı renkler tercih edilmeli, odadaki eşyalar çok fazla olmamalıdır, çocuğa rahatlıkla oyun oynayacak alan bırakılmalı, gün içerisinde odasında ebeveynleri ile oyun oynayarak odasına alışması sağlanmalıdır. Geceleri uyku rutinleri yapıldıktan sonra bebek kendi odasında kendi yatağında uyutulmalıdır.

  • Uyku Bozuklukları

    Uyku Bozuklukları

    Uykusuzluk Bozukluğu :Çocuklarda bakımveren kişinin yardımı olmadan uykuya dalmakta güçlük ve sık uyanmalardan sonra yeniden uyumakta güçlük ,sabah erken uyanma şeklinde yakınmalardır.Uyku bozukluğu,en az üç ay boyunca haftada en az üç gece uyku uyumak için elverişli bir ortam olmasına rağmen ortaya çıkmaktadır.

    Aşırı Uykululuk Bozukluğu :Ana uyku evresi en az yedi saat sürmesine karşın kişinin bildirdiği aşırı uykululuk durumuyla birlikte uyandıktan sonra tam uyanık olmakta güçlük çekmesidir.Bu durum en az üç aydır,en az haftada üç kez ortaya çıkmaktadır.

    Narkolepsi :Aynı gün içinde ortaya çıkan,tekrarlayan,baskılanamayan uyku gereksinimiyle birden uykuya dalıverme şeklinde son üç ay içinde en az haftada üç kez ortaya çıkıyor olmalıdır.Çocuklarda da yüz buruşturma ya da çeneyi açma dönemleri olarak görülür.

    Uyurgezerlik :Yineleyici,uyku sırasında yataktan kalkma ve gezinme dönemleri vardır.Kişi başkalarının kendisiyle iletişim kurma çabalarına oldukça tepkisiz kalır ve çok büyük bir güçlükle uyandırılabilir.

    Uykuda Korku Duyma :Panik biçiminde bir çığlıkla başlayan,yineleyici,büyük bir korkuyla birden uykudan uyanma dönemleri vardır.Her dönemde,hızlı soluk alıp verme ve terleme gibi uyarılma belirtileri olur.Bu dönemler sırasında kişi,başkalarınca rahatlatılma çabalarına tepkisiz kalır.Bu durum genellikle uyku sürecinin ilk dört saatinde oluşur.

    Yeni doğanlarda başlangıçta aralıklı ve parçalara bölünmüş bir uyku biçimindedir. Çocuklarda uyku yaklaşık olarak 3 yaşın sonuna doğru derinleşir ve bölünmeden uyuma yerleşmiş olur.

    Uyku ile ilgili en sık karşılaştığımız sorunlar :

    Sık sık uyanma :Çocuğun gece boyunca sık aralıklarla uyanmasıdır.Bu uyanmaların sebepleri arasında hastalık,rüyalar,gelişimsel dengesizlik,beslenme ihtiyacı sayılabilir.Çocuk yalnız başına uyumakta zorlanabilir.Tekrar uykuya dalabilmek için ebeveynin yardımını isteyebilir.

    Uykuya dalmada güçlük ve anne-babayla yatma :Ayrılık kaygısı ve kendi kendine uyuma alışkanlığının kazanılmamış olmasından kaynaklanabilir.Uyumak, çocuk için sevdiklerinden ve güvendiklerinden ayrılmak anlamına gelebilir.Bu endişenin sonucu olarak uyku saatlerini geciktirirler yada anne-babalarının yanına yatmak isterler.Böylece yalnız kalıp korkmayacaklarını düşünürler.Bu durumda anne-baba tarafından verilen güven çok önemlidir. Çocuk hangi yaşta ve cinsiyette olursa olsun kişilik gelişimi için anne-babasının odasının ve kendi odasının özel olduğunu bilmelidir.Ayrı odada yatabilme; çocuğun kendi başına kalabilme ve bağımsızlaşma becerisinin bir göstergesidir.

  • Ailelerin Korkulu Rüyası Olan Uyku

    Ailelerin Korkulu Rüyası Olan Uyku

    Uyku hem çocuklar için aileden uzak kaldıkları süreler demektir, hem de aileler açısından çocuğun temel ihtiyacı olduğundan korkulu rüyaları olabilmektedir. Her şeyden önce anne ve babanın çocuklarının yanında sakin, yapıcı ve pozitif olmaları gerekmektedir. Eğer uyku çocuğa bir ceza gibi yansıtılırsa bu çocuğunuzda olumsuz bir izlenim bırakacaktır. Bunun doğal bir süreç olduğu ve her ailenin zorluklar çektiğini kendinize hatırlatınız.

    Uyku eğitimi verirken nelere dikkat etmeliyim?

    Uyku-uyanıklık döngüsünü düzene oturtmanın zaman alacağı unutulmamalıdır. Bu düzeni sağlarken de yatak zamanını çağrıştıracak ritüeller geliştirilebilir. Örneğin; uyku öncesinde bir masal okunması, diş fırçalanması vb. gibi düzenli yapılan aktiviteler uykuya geçişi sağlamada kolaylık sağlayacaktır.

    Sabırlı olmanız gereken bu önemli evrede çocuğunuza yeni bir davranış kazandırmak adına ona eğitim verdiğinizi unutmayınız. Burada yapılmaya çalışan şey; nasıl ki ayakkabısını giymeyi çocuğunuza aşama aşama ve sabırla; tekrar tekrar deneyerek öğretiyorsanız, burada da yeni bir davranış kazandırıyorsunuz.

    Evde bir uyku saati düzeni oturtulması da gereklidir. Örneğin; öğle uykusu 13.00 ve akşam 21.00 gibi. Diğer aile bireylerinin de bu saatlere uyumu söz konusu olursa rahatlıkla ilerleme kaydedilecektir. Ancak; bir gün düzen oturtup bir gün başka saatte yatırılıyorsa bu çocuğun o rutinini bozan bir davranış olacaktır ve ne kadar süre uygulamış olursanız olun sürece en başından başlıyor noktasına varacaksınızdır.

    Uyku saati öncesinde hareketli aktiviteler, onun sevdiği şeyler ve aklının kalacağı etkinliklerden mümkün olduğunca uzak durmaya çalışınız. Siz enerjisini atsın ve uykusu gelsin gibi düşünebilirsiniz fakat uyku bu sefer çocuğa sanki onu o eğlenceli aktivitelerden mahrum bıraktıran bir ceza gibi gelecektir ve uykuya geçmemek için direnç gösterecektir.

    Yatağında uykuya dalma davranışı geliştirilmelidir. Çünkü evin başka kısımlarında uyuyakalıp sonrasında ebeveynleri tarafından odasına taşınıyorsa bu ileride sık sık uyanma sorununa neden olabilmektedir.

    Tüketilen yiyecekler de uyku üzerinde çok önemli bir rol oynamaktadır. Uykuya geçmeden birkaç saat öncesinde kesinlikle yemek miktarının fazla olduğu, özellikle uykuyu bozabilecek; cips, çikolata, kola gibi gaz yapan yiyecek ve içeceklerden uzak durulmalıdır ki uykunun sürdürülmesi de rahat olsun.

    Uykuya geçişi kolaylaştırıcı içecekler olarak ballı süt ve rezene çayı tüketilebilir. Ancak çocuğunuzun süt hassasiyeti olup olmadığından emin olarak ona içirmelisiniz.

    Çocuğunuzun yattığı odanın ortamı da bu bünyede çok önemli bir yere sahiptir. Odada beyaz ışık olmaması –sarı & mavi gece lambası kullanılabilir-, diğer odalardan gelen ışığın odaya yansımaması, gürültü olmaması(insan sesi, televizyon sesi gibi) ve oda ısısının 24 derece civarında olması uykunun geçişini ve kalitesini arttırmaktadır.

    Uyku sorunu bazı çocuklarda fobiler nedeniyle ortaya çıkıyor olabilir. Karanlık ve hırsız fobisi olan çocuklar uyumayarak ya da aileleriyle birlikte uyuyarak güvende kalmaya çabalıyor olabilirler. Bazı çocuklar ise ayrılık kaygısı yaşadığı için uykuya dalmada ya da uykuyu sürdürmede sorun yaşıyor olabilirler. Aileyle olan ilişki burada büyük önem taşımaktadır. Bu gibi durumlarda mutlaka psikolojik destek alınması gerekmektedir.

    Bazı çocukların cildi hassas olması nedeniyle uykuya geçiş zor olmaktadır. Burada kullanılan yastık kılıfı, nevresim ve seçilen örtünün kumaş dokusu rahatsız etmeyecek şekilde olmalıdır.

    Çocuğa güven vermesi açısından uyurken yanında bulundurduğu bir oyuncak ayı, yastık, bebek, hayvan figürü gibi şeyler uykuyu sürdürmesi açısından da yardımcı birer unsur olacaktır.

    Gece uykularının bölünmesi ve tekrar kendiliğinden uykuya dalma normal bir davranıştır. Ancak aileler gece uykusu bölününce; yanına alma, ayakta sallama, sarılarak uyutma gibi davranışlar geliştirirse bu sefer ileride bu davranışı kırmak zor bir hal alacaktır. Eğer bahsedilen bir bebekse; 4 aylıktan sonra geceleri emzirmek gerekli değildir, hatta bebeğin kaliteli bir uyku almasını engelleyici bir davranış olacaktır.

    Gündüz uyku saatleri için de 6 aylıktan sonra 1 kez gündüz uykusu yeterlidir. Buna da aşamalı olarak azaltarak geçilmelidir. Çünkü yaş ilerledikçe uzun saatler gündüz uykusu devam ederse bu sefer gece uykuya geçiş saati çok geç olacaktır.

    Çalışan anne-babaların çocuklarındaki uyku problemlerinde ise anne-babanın gün içerisinde çocukları ile zaman geçirmeleri çok önemlidir. Çünkü sadece anne-babasına akşam kavuşan çocuk, onları bırakıp uykuya geçmeyi tercih etmeyecektir.

    Unutmayın, uyku eğitiminde sistemin oturtuncaya kadar her şey ilk başta daha kötüye gidebilir. Ama çocuğunuzun yaşına ve karakterine göre uzun olmayan bir sürede sonuç alırsınız. Rutine girdiğini düşünürken zaman zaman geriye dönüşler de olabilir. Bunların sizi yıldırmasına izin vermeyin.

  • Bebeklerde Uyku Problemleri

    Bebeklerde Uyku Problemleri

    Yeni doğan bebekler günde 14 ile 18 saat arasında uyuyabilir. Büyüdükçe bu süre azalmaya başlar. Ama en fazla uyuduğu dönemlerde bile uyku süresi 4 saati geçmez. Dolayısıyla ebeveynlerin sık sık uyanması gerekir. 1 yaşına basan çocuklar gece boyunca sakin ve düzenli bir uykuya sahip olsalar da %10 oranında uyku bozuklukları görülebilir. Bunların fizyolojik sebepli olanları vardır. Kulak enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları, mantarlar, süt alerjisi, nefes alıp vermede yaşanan zorluklar sonucunda uyku sorunları gözükebilir. Ama uyku bozukluklarının genelinde davranışsal faktörler bulunur.

    Bebeğinizin uykusunu düzene sokmak adına nelere dikkat etmek gerekir?

    Bebeğin biyolojik saati: Bebekler 12 haftaya kadar sağlıklı bir sirkadiyen saat kuramazlar. Gecenin uyumak ve gündüzün yaşamak için olduğunu farketmeyebilirler. Bunun için bebeğinizi sabah aynı saatlerde kaldırabilirsiniz. Gün içinde yapacağınız işleri beraber yapabilir, gitmeniz gereken yerlere beraber gidebilirsiniz ki bebeğiniz gün ışığının ne anlama geldiğini anlayabilsin. Geceleri yapay ışıklardan korumak da bir hayli önemlidir. Melatonin hormonunun doğru çalışması buna bağlıdır.

    Açlık: 3-6 aylık bebekler, 5-6 saat uyusa bile en az bir kere beslenme amacıyla uyanacaklardır. Bebeğinizi uyumadan hemen önce emzirebilirsiniz. Gece boyunca tok tutacak besinler verebilirsiniz. Bu size ve bebeğinize kesintiye uğramayan bir uyku düzeni sunacaktır.

    Yatmadan önce: Bebeğinizle yatmadan önce oynadığınız oyunlar, onların heyecanlarını arttırır. Eğer emeklemeyi veya konuşmayı yeni öğreniyorsa, yatmadan önce de bu denemelerine devam edecektir. Yeni araştırmalar, çok fazla ekrana bakan bebeklerin de onları canlı tutan sinir sistemlerini aktive ettiklerini bulgulamıştır. Dolayısıyla, uyku vaktinden 2-3 saat öncesine kadar, ortam sakinleştirilmeli, yapay ışıklar azaltılmalı, heyecan ve merak arttıran oyunlar oynanmamalıdır.

    Geri uyuma: Biz yetişkinler de geceleri birçok defa uyanıp tekrar uyuruz. Bu küçük uyanmaları hatırlamayız bile. Bebeğiniz de henüz bunu öğrenmemiş olabilir. Uyandığında sizi yanında göremeyince ayrılık anksiyetesi gösterebilir. Ama bazen bebeğiniz uykusunda yalnızca ses çıkarıyor veya ağlayıyordur. Eğer uyandıysa 1-2 dakika sonra uykuya dalabilir. Bebeğinizin uyandığından emin olmadan onu tekrar uyutmaya çalışırsanız aslında onu uyandıran siz olmuş olursunuz.

    Rahatlatma: Bebeğinizi yatıştırıp tekrar uyutmaya çalıştığınız zamanlarda yaptığınız şeyler, bebek için rahatlatıcı olmayabilir. Onunla konuşmak, renkli ve ilgi çekici nesneler kullanmak bebeğinizin uykusunu daha da açacaktır. Yatıştırmak için kullandığınız yöntemlerin gerçekten dinlendirici olup olmadığını kontrol etmelisiniz.

    Düzen: Bebeğinizin günün aynı saatinde uyanmalıdır. Bu bebeğin biyolojik saatini düzenleyebilmesi açısından çok önemlidir. Geceleri uyuma vaktininde belirli olması gerekmektedir. Çocuğunuz uyku vaktinin geldiğini anlamalıdır. Bunun için geceleri belirli rutinler oluşturmanız yararlı olur. Ilık bir duş, ninni söylemek ve rahatlatıcı oyunlar bebeğinize ve size yardımcı olabilir. Bu rutinleri gündüz vaktine de taşıyabilirsiniz. Böylece bebeğiniz gerekli ipuçlarını elde ederek ne zaman hangi davranışı göstermesi gerektiğini daha çabuk kavrayabilir. Eğer uyku düzeni bozulduysa, öğle uykusunun süresini arttırmalı ya da çok uyuduysa sabah daha erken bir saatte uyandırabilirsiniz.

    Belirli bir süre sonra çocuğunuzun kendi kendine uyuması için cesaretlendirmelisiniz. Düzenli ve dengeli bir yaşam, uyku problemlerini de çözecektir. Geceleri uyanan çocuğunuzun ayrılık anksiyetesi yaşamaması için yanında olduğunu gösterseniz de, konuşmamak, göz teması kurmamak ve fazla hareket etmemek onun daha hızlı uykuya dalmasını sağlayacaktır. Eğer bebeğinizi anlamsız saatlerde uyumaya zorlarsanız uykuya olan tavrını negatif şekilde değiştirebilirsiniz. Bu da ileride uykuya dalma problemleri ve başarısızlığın uyumayla özdeşleşmesi anlamına gelebilir.

  • Depresyon

    Kişinin duygu, düşünce ve davranışlarını olumsuz olarak etkileyen, yaşamını ve fiziksel sağlığını bozan bir duygu durum bozukluğu, çökkünlük halidir.

    Depresyon yaygınlığı, kişisel ve toplumsal maliyetleri göz önünde bulundurulduğunda ciddi bir halk sorunudur.

    Sağlıklı bireyler, bazı olaylar karşısında sıkıntı, üzüntü gibi depresif duygular ile tepki verirler. İstenmeyen durumlar karşısında yaşanan depresif duygular her birey için yaşamın normal bir parçasıdır. Bu olağan duygu değişimlerini depresyondan ayıran ise yaşanan çökkünlük, keyifsizlik halinin süresi ve şiddetidir.

    Depresyondaki kişiler hayatlarını yeterince kaliteli yaşayamaz, işlerini ve aile ilişkilerini sürdürmede çoğunlukla problemleri olur. Yoğun bir psikolojik rahatsızlık içindelerdir. Yaşanan sosyal ilişkilerdeki sorunlar depresyondaki kişinin kendini toplumdan çekmesine ve yalnız yaşamasına sebep olabilir.

    Depresyonun Belirtileri;

    En az iki hafta devam eden

    • Hoş olmayan duygu durum

    • Hayattan zevk alamama, genel isteksizlik hali

    • Mutsuzluk, umutsuzluk, karamsarlık ve gerginlik hali

    • İştahsızlık ya da aşırı yeme isteği ile oluşan kilo değişiklikleri

    • Uykusuzluk ya da aşırı uyku hali ( uykuya dalmada güçlük, sık uyku bölünmesi, niteliksiz uyku)

    • Değersizlik ve suçluluk duyguları (kendini başarısız bulma, hiçbir işe yaramama hissi)

    • Halsizlik, yorgunluk ve güçsüzlük hissi

    • Düşünmede, odaklanmada ve karar vermede güçlük çekme

    • Hareketlerde, düşüncelerde ve karar vermede yavaşlama

    • Enerji düzeyinde azalma

    • Yineleyen ölüm ya da intihar düşünceleri, planları, girişimleri

    Ayrıca;

    • Gerginlik, sıkıntı ve huzursuzluk hali, kapalı yerlerde daralma ve aynı yerde uzun süre kalamama

    • Kontrolsüz öfke patlamaları

    • Cinsel isteksizlik

    • Psikosomatik

    yakınmalar eşlik edebilir.

    Depresyonun Nedenleri

    Yalnızlık, sosyal desteklerin yetersizliği, iş hayatındaki problemler, başarısızlık, mali sorunlar, ilişki problemleri, ailede depresyon öyküsü (genetik), travmalar, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı depresyona yol açabilir. Ayrıca kronik ya da ölümle sonuçlanan hastalığı olanlarda depresyon görülme olasılığı yüksektir

    Yaşanan uyku problemleri depresyondan kaynaklı olabileceği gibi depresyonun sebebi de olabilir. Araştırmalarda uzun süren uykusuzluğun depresyona yol açabileceğine dair bulgular ortaya çıkmıştır. Bu sebeple uyku düzenini sağlama tedavinin temel amaçlarından biridir.

    Yani depresyon, biyolojik, psikolojik, sosyal faktörlerin birleşimi sonucu gelişir.

    Depresyondaki Bireylerin Düşünce Kalıpları

    • “Yetersiz biriyim hiçbir şeyi doğru yapamam”

    • “Baş edemem, üstesinden gelemem”

    • “Hiçbir zaman daha iyi olamayacağım”

    • “Her şey benim hatalarımın sonucu”

    Her insanın hayatın belli bir döneminde depresyona girme olasılığı vardır. Bunun bir güçsüzlük göstergesi olmadığı bilinmeli ve destek almaktan kaçınmamalıdır. Depresyon tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır. İlaç tedavisi tek başına yaşanan problemleri çözmeyi sağlamayacaktır. Depresyon tekrarlayabilen bir rahatsızlık olduğu için; psikoterapide depresyonun tekrar ortaya çıkmasını engelleyecek başa çıkma yöntemlerinin hastaya öğretilmesi amaçlanır.

  • Uykusuz çocuğa yaklaşım

    Süreç bebeğinize birazdan uyuması gerektiğini hatırlatan bir takım rutinlerin oluşturulmasıyla başlıyor. Daha önceden böyle bir rutine sahip değilseniz, oluşturmakla işe başlayın. Bebeğinizin uyku rutininde emzirme/beslenme, sonrasında rahatlatıcı bir banyo, pijamaların giyilmesi, odanın karartılması ve sakinleştirici beyaz gürültünün dinletilmesi yer alabilir. Tüm bu aşamaları her gece uykusu öncesinde tutarlı bir şekilde yapmanız bebeğinizin uyuma vakti geldiğini anlamasını ve bu düzene uymasını sağlayacaktır.

    Uyku rutinini tamamladınız, bebeğiniz rahatlamış ve uykulu hissetmeye başladı ve uyku zamanı geldi. Şimdi bebeğinizi, uykuluyken fakat henüz uykuya dalmamışken, yatağına yatırın. Eğer ağlamazsa ve mızırdanmazsa odasından çıkın.

    Dur, Bekle ve Dinle!

    Eğer bebeğiniz ağlamaya başlarsa, “Dur, Bekle ve Dinle!” yöntemini uygulayın. Hemen odaya girmeyin. Önce birkaç dakika durun ve bebeğinizi dinleyin; gerçekten korku ve yalnızlık hissetti, size mi ihtiyacı var yoksa biraz mızırdanıp susma eğilimi mi gösterecek. Hemen müdahale etmeden kendi kendine sakinleşmesi için biraz zaman verin.

    Bebeği Yatağından Alın. (Kaldır)

    Eğer bebeğiniz kendi kendine sakinleşmiyorsa, odaya girin ve onu yataktan alın. Sakinleşene kadar kucaklayın ve yanında olduğunuzu ona hissettirin. Bu aşama yatır/kaldır yönteminin “kaldır” bölümünü oluşturuyor.

    Bebeği Yatağına Yatırın. (Yatır)

    Bebeğiniz sakinleştiğinde ve hala uyanıkken onu tekrar yatağına yatırın. Bu da yöntemin “yatır” bölümünü oluşturuyor.

    Bu süreç bebeğiniz tamamen uykuya dalana kadar böyle devam ediyor. Başka bir deyişle, bebeğinizi yatırıyorsunuz eğer ağlar ve size ihtiyacı olduğunu hissederseniz yatağından alıp sakinleştirip yeniden yatağına bırakıyorsunuz. Ufak tefek mızırdanmalarda müdahale etmeyin. Yatır kaldır yöntemi zaman alan ve her yöntem gibi sabır gerektiren bir uyku metodudur. Tracy Hogg’un ifade ettiği gibi bazen bu yatır kaldır aşaması saatler sürebiliyor, yorucu oluyor ama sonunda bebeğiniz kendi başına uyumayı öğrenmiş oluyor. Bu yöntemin başarısında ve ne kadar zaman alacağında bebeğinizin mizacı ve sizin sabrınızın büyük önemi var.

    Yatır Kaldır Yöntemi Hangi Yaş Aralığı İçin Uygundur?

    Bu yöntem 4 ay itibariyle uygulanabilir. 4-8 ay arası en etkili olabileceği dönem olarak görülüyor. Biraz daha büyük bebekler için de uygulanabilir.

    Yatır ve kaldır döngüsü bazı bebekler için fazla uyarıcı olabilir. Onları rahatlatmak yerine, gerilim yaratan bir süreç haline gelme ihtimali göz ardı edilmemeli. Bu noktada bebeğinizi iyi tanımanız ve verdiği sinyalleri doğru yorumlamanız gerekiyor.

    Uyku Eğitimi Nedir?

    Uyku eğitimi, bebeğin kendi kendine uykuya dalmayı öğrenmesine ve gece boyunca kesintisiz uyumasına yardımcı olan bir süreçtir. Bu aynı zamanda pek çok uzmanın var olan farklı uyku teknikleri/metotları üzerine konuştuğu tartışmaya açık olan da bir konudur. Tek bir doğru teknik bulunmaz, her aile ve bebeğe göre değişen çeşitli uyku metotları vardır. Siz size uygun olan yöntemi seçip biz uzman rehberliğinde veya kendiniz de deneyerek uygulayabilirsiniz.

    Bazı bebekler uyku eğitimine çok kolay adapte olur ve kısa sürede başarıyı elde ederler. Bazılarıysa uykuya dalmada veya uyandığında kendi başına tekrar uykuya geçmede zorluk yaşar ve daha uzun bir süre yardıma ihtiyaç duyabilirler.

    Uyku Eğitimine Nasıl Hazırlanılmalı?

    Başarılı bir uyku düzeni oluşturmak ve uyku eğitiminden maksimum verim almak için aşağıdaki yöntemleri uygulayabilirsiniz:

    Uyku öncesi Rutini Oluşturun: Rutin oluşturmaya bebeğiniz 6 haftalık olduğunda başlayabilirsiniz. Uyku rutini bebeğinizi yatırmadan önce ılık bir banyo, masaj ve kitap okuma seansını içerebilir. Ayrıca uykudan önce ve uyku süresince beyaz gürültü sesini dinletmeniz bebeğinizi sakinleştirip daha rahat uyumasını sağlayacaktır. Tüm gündüz ve gece uykularında beyaz gürültüden faydalanabilirsiniz.

    Tutarlı Bir Uyku Saati Belirleyin: Uzmanlar bebeklerin akşam saat 7 – 8 civarı, çok yorulmalarını beklemeden, uykuya yatırılmasını tavsiye ediyorlar.

    Tahmin Edilebilir Bir Gündüz Programına Bağlı Kalın: Bebeğinizi her sabah aynı saatte uyandırın, besleyin ve gündüz uykuları için yine saatlerde uykuya yatırmaya çalışın. Bu şekilde esnek ama tutarlı bir programa bağlı kalmanız bebeğinizin de rahatlamasını ve kendisini güvende hissetmesini sağlayacaktır.

    Bebeğinizin Uykusunu Etkileyecek Tıbbi Bir Sorunu Olmadığından Emin Olun: Altta yatan bazı fiziksel sorunlar (enfeksiyonlar, alerji, reflü gibi) uyku kalitesini etkileyebilir. Uyku eğitimine başlamadan önce varsa bu gibi sıkıntıların ekarte edilmesi gereklidir.

    Çocuk bakımı ve uyku sorunları konusunda uzman, hemşire Tracy Hogg tarafından geliştirilen E.A.S.Y rutini her harfi bir eyleme karşılık gelen bölümlerden oluşuyor: Beslenme, aktivite, uyku ve sizin zamanınız.

    E.A.S.Y Nedir?

    İçerisinde beslenme, uyku ve aktiviteyi barındıran 2,5 – 3 saatlik tekrarlayıcı bir rutindir. Bu metod bebeğiniz uyuduktan sonra sizin de kendi zamanınızı yaratmanıza olanak tanır. Tracy Hogg başarının reçetesini „sistemli bir rutin oluşturma“ olarak tanımlamaktadır. Bebeğiniz sizin hayatınızın bir parçası olmalı, eğer siz onunkinin bir parçası olmaya başlarsanız evde genelde kaos durumunun hüküm sürdüğünü ifade eder Tracyy Hogg. Bu nedenle güvenli, tutarlı bir ortam yaratmanız ve bebeğinizin izleyebileceği bir tempoyu en baştan ayarlamanız başarı açısından önemlidir.

    EASY rutininde bebeğin ihtiyaçları ön plandadır, bu rutin katı bir çizelgeye bağlı kalmaz. Esnektir, çizelgeyle yapılmış gibi bir program takip edilmesini doğru bulmaz fakat sistemli olunmasını ister. Sizden beklenen bebeğinizi iyi tanıyıp onun uyabileceği bir tempoyu belirlemenizdir. Bebeğin ihtiyacını anlamanız ve farklı ağlamalarını doğru tanımlamanız gerekir. Bunun yolu da bebeğinizi iyi tanımaktan ve işaretlerini doğru anlamaktan geçer. İlk etapta zorlansanız da zamanla bebeğinizi tanıdıkça ve onu dinledikçe başarabileceğiniz bir süreçtir.

    Gelin bu rutindeki detaylara sırasıyla bakalım;

    E (Eat) – Beslenme

    Bebeğinizi ister emzirin isterseniz biberonla besleyin, beslenme onun birincil ihtiyacıdır. Bebeğinizi doyduğu zamana kadar besleyin; 25 ila 40 dk. Normal gelişimdeki bir bebek bir sonraki beslenme için 2,5 – 3 saat bekleyebilir.

    Gece uykusundan önce bebeğinizin tam olarak doyduğundan emin olun. Örneğin akşam saat 5-7 arası bir beslenmeyi saat 6-8 arası diğer beslenme öğünü takip edebilir. Son beslenmeyi saat 10 civarı bebeğiniz uyuklarken yapabilirsiniz.

    A (Activity) – Aktivite

    Burada aktivite olarak belirtilmek istenen bebeğin uyku ve beslenme dışındaki eylemleridir. 3 aylık olana kadar bebeğiniz uyku ve beslenme dışında alt değiştirme masasında veya yatağında mırıldanır halde veya bebek arabasında çevreyi izliyor olacak. Bunların hepsi bize öyle gelmese de bebekler için birer aktivite sayılıyor.

    Bebeğinizi besledikten sonra hemen uykuya yatırmayın ya da memede uyuyakalmasına izin vermeyin. Çünkü çok geçmeden bebek uyumak için buna bağımlı hale geliyor. Beslenmeyi genellikle bir aktivitenin takip etmesini öneriyor Tracy Hogg. Bu ortalama 45 dk’lık bir aktivite olabilir. Akşam saati ise güzel bir banyo yaptırılabilir, sonrasında pijamalarını giydirme ve yavaş yavaş diğer aşamaya geçiş. Alt değiştirme, giydirme, rahatlatıcı bir bebek masajı da tüm bu aktivitelere dahildir elbette. İyi bir uyku için aktivite aşamalarında bebeğinizi fazla uyaranlara maruz bırakmamaya dikkat edin.

    S (Sleep) – Uyku

    Aktivite aşamasından sonra, bebeğin odasındaki ışık miktarını azaltın ve beyaz gürültü gibi sakinleştirici bir ses açın. Böylelikle bebeğin kendi yatağında uyku aşamasına geçmiş olunur. Uyku öncesi rutinleri çok önemlidir. Özellikle gece uykusu öncesinde tutarlı bir şekilde uygulamanız gerekir ki artık gece olduğu ve uykuya geçileceğini anlasın bebeğiniz. (Banyo, masaj, giyinme, sakinleştirici sesin dinlenmesi vb.– uykuya hazırlık aşamaları)

    Y (Your time) – Sizin zamanınız

    Bebeğiniz uyuduğunda kendiniz için 1 saat veya daha uzun bir süre kalır. Bebeğinizin bağımsız oynamaya başladığı veya gündüz uykularının uzadığı zamanlarda bu süre sizin için de uzamış olacaktır. Unutmayın kendinize zaman ayırmanız bu rutini oturtana kadar en azından birkaç haftalık bir süreyi bulabilir, bu süreçte aceleci davranmayın.

    E.A.S.Y Uygulaması Zor Bir Metod Mu?

    3 aylıktan itibaren EASY rutinini uygulamaya başlayabilirsiniz. Ancak Tracy Hogg bu rutini uygulamak için bebeğin 3 aylık olmasını beklemeye gerek olmadığını savunur. Çünkü ne kadar erken olursa (örneğin 4.hafta itibariyle) yeme ve uyku gibi birtakım sorunların asgariye indirgenebileceğine inanır. Bazı ebeveynler rutin kelimesini duyduklarında dehşete düşseler de, Hogg EASY’nin esnek ve ebeveynlerin hayatlarını planlayabileceği bir sistem olduğunu, asla kati saatli bir program olmadığını ifade eder. Bebeğin dilini anlamak ön plandadır.

    EASY‘nin ne kadar başarılı olacağı bebeğe ve ebeveynlerine doğrudan bağlıdır. Ebeveynlerin bu sisteme inanmaları ve uygulamak istemelerinin yanında bebeklerinin verdiği sinyalleri doğru anlamaları işi kolaylaştıran en önemli unsurlardan biridir. Örneğin, beslenme sonrası aktivite aşamasında bebeğiniz ağlamaya başlarsa bu muhtemelen acıktığı için değil yorulduğu ve bir sonraki aşamaya hazır olduğu içindir.

    Ebeveynlerin yanında bebeğin mizacı da hangi sistemin, ne kadar uzun süre uygulanacağı konusunda fikir verir. Hogg’un Melek ve Kitap bebek olarak tanımladığı bu 2 gruptaki bulunan bebekler tahmin edileceği gibi ılımlı, uysal bir yapıya sahip ve kolay anlaşılır bebeklerdir. Rutine kolaylıkla adapte olabilirler. Ancak nazlı, huysuz ve hareketli bebekler her zaman daha fazla ilgi beklerler ve onları bir rutine sokmak nispeten zordur ama imkansız değildir. Bunu biraz da sizin yaklaşımınız, hayat tarzınız ve sabrınız belirler.

    Bebeğinizin uyumasına yardımcı olacak yöntemlerden bir tanesi de ona sarılıp uyuyabileceği bir uyku arkadaşı kazandırmaktır. Uyku arkadaşı bebeğinizin sizin dışınızdaki ilk arkadaşıdır. Uyku düzeni oluşturulmasında ve bağımsız uyumayı sağlamada size ve bebeğinize destek olacak büyük bir yardımcıdır.

    Uyku arkadaşı yumuşak bir oyuncak ayı, bebek veya bebeğinizin sevdiği güvenli başka bir nesne olabilir. Dikkat edilmesi gereken bebeğin sarılıp uyuyabileceği uyku arkadaşlarını 6. aydan sonra bebeğinizin yatağına koymanızdır.

    Dünyaca ünlü çocuk doktoru Harvey Karp, sağlıklı bir uyku için , bir uyku arkadaşından faydalanılmasını tavsiye ediyor. Uyku arkadaşının amacı bebeğin kendini güvende hissetmesini sağlaması, uyku rutininin bir parçası olarak uyku vaktini hatırlatması ve bebeğin yatağında kendi başına uyumasını sağlamasıdır.

    Bazı aileler alışkanlık yaratacağını düşünerek uyku arkadaşı veya uyku yardımcılarına şüpheyle yaklaşıyorlar. Oysa ki, Dr. Karp’ın da ifade ettiği gibi, uyku arkadaşı aslında bebeklerin özgüvenlerinin ve güven hissiyatının arttırılmasında büyük rol oynuyor. Ortaya çıkan stres durumlarında da uyku arkadaşı pek çok bebek için çok büyük bir rahatlatıcıdır.

    Ayrıca uyku arkadaşını kokunuzun sinmesi için bir süre kendi yanınızda tutup sonra bebeğinizin yatağına koymanız bebeğinizin özellikle gece uyanmalarında daha kolay uykuya dalmasına yardımcı olacaktır.

    Uyku Arkadaşı Seçerken Nelere Dikkat Edilmelidir?

    Çok büyük, çok küçük ve ağır olmamalı. Bebeğinizin kolaylıkla kavrayıp sarılabileceği ebatta olmalıdır.

    Oyuncağı bebeğiniz ağzına da götüreceği için malzemesi herhangi bir zararlı madde barındırmamalı, sağlık ve güvenlik sertifikalarına sahip olmalı.

    Küçük veya orta boyuttaki oyuncakları gittiğiniz her yere götürebilirsiniz. Bu özelliklere sahip bir uyku arkadaşı kolay taşımanıza imkan verecek ve bebeğinizin araba veya açık havadaki uykularında da yanında olacaktır.

    Oyuncağın boğulma riski yaratabilecek ya da bebeğinizin burnuna kaçabilecek herhangi bir küçük parçası olmamalı. (boncuk veya düğme göz gibi.)

  • Sınav Kaygısı Nasıl Tanınır?

    Sınav Kaygısı Nasıl Tanınır?

    Uzun bir süredir sınava hazırlanıyor ve sınavın yaklaşmasıyla beraber, gözle görülebilir bir endişe hali yaşıyor olabilirsiniz. Uykuya dalmakta güçlük çekiyor olabilir, yemek yiyememekten, iştahınızın azlığından şikayet ediyor olabilir, hayattan aldınız zevkte bir azalma hissediyor olabilirsiniz. Peki nedir bizi böylesine kaygılandıran, iştahınızı azaltan, uykunuzu bozan, hayattan aldığımızı zevki azaltan şey. Korku mu kaygı mı? Bu soruların cevabını verebilmek için öncelikle bu iki kavramı açıklamak gerekecektir.

    Korku gerçekleşmesi durumunda bizde fiziksel bir sorun yaratacak olan durumlardır. Örneğin köpekten korkarız çünkü bizi ısırması fiziksel bir rahatsızlığa neden olur.

    Kaygı ise korkulmayacak, bizde aslında çok büyük fiziksel bir hasar meydana getirmeyecek bir durumdur. Örneğin üniversite sınavı sadece bir sınavdır. Bize fiziksel olarak bir zarar verir mi? Onu korkunç hale, kaygı duyulacak hale getiren bizleriz. Bizim o sınava bakış açımız.

    SINAV KAYGISI NASIL TANINIR?
    Bir sınava girmeden günlerce önce sınavı başarıp başaramayacağınız kaygısı beyninizi aşırı meşgul ediyorsa ve yoğun bir kaygı hissediyorsanız üstelik bu kaygı sizi gündelik işinizi bozuyorsa, uykularınızı, yeme duyunuzu etkiliyorsa, neredeyse başka bir şey düşünmüyorsanız sınav kaygısına adaysınız demektir. Sınav ertesi gün, uyku tutmuyorsa, sınav saati ecel gibi yaklaşıyorsa, sınava girerken eliniz ayağınız titreyip soğuk terlemeye başladıysanız. Bir de sınavda beyniniz zonkluyor, sınav kağıdını açmaya cesaret edemiyor, soruları heyecandan okuyamıyorsanız yoğun bir sınav kaygınız var demektir.

    Hissedilen olumsuz duygular nelerdir ?
    – Ya başarısız olursam korkuları
    – Yeterince çalışmadığı için kendini suçlama
    – Kesinlikle başarılı olamayacağım yargıları
    – Sürenin çok yetersiz olduğunu düşünmek
    – Hiç bir şey hatırlamadığını hiç bir şey bilmediğini düşünmek
    – Sık sık alacağı notu düşünmek
    – Diğerlerinden farklı olduğunu, daha zayıf ve beceriksiz olduğunu düşünme
    – Sıkıntı bunaltı hisleri
    – Hareketsizleşme, ya da huzursuzluk, aşırı hareketlilik hissetme
    – Sınav sonuçlarının felaket olacağını düşünmek
    – Aile ve yakınlarını hayal kırıklığına uğratacağını düşünme
    – Ölsem de kurtulsam keşke bu duruma hiç düşmeseydim düşüncesi
    – Kaybederse asla tekrar denemeyeceğini ya da kendini toparlayamayacağını düşünme

    Hissedilen fizyolojik belirtiler nelerdir ?
    – Çarpıntılar, düzensiz kalp atışları
    – Düzensiz solunum, hava açlığı
    – Ellerde titreme, vücut’ta ateş basması hissi
    – Baş dönmesi, bayılma, beyni boşalmış hisleri
    – Kas yorgunlukları, uyuşma, titremeler

    Korkulmaması gereken bir durumdan korkmak yada kaygı duyulmaması gereken bir olaydan kaygılanmak bizim anormal olduğumuzu göstermez mi ?
    Aksine kaygı bizim için belirli oranda gerekli olan bir şey. Çünkü eğer az miktarda kaygı duymuyorsak, sınav bizi heyecanlandırmıyorsa onu yeteri kadar istemiyoruz demektir. Çünkü bu kaygıdır aslında bizi hedefimize çeken, yönlendiren, bize, itici güç veren.

    Öyleyse şunu söyleyebiliriz ki sınav kaygısı belirli oranda olduğunda bize fayda sağlayan, başarılı olmamız için bizi kamçılayan bir olgu. Sınav kaygısı yaşayan insanlar ya programlı çalışmışlar, kendilerine güvenleri tam, sınavı ölüm kalım savaşı durumuna getirmemiş insanlardır, ya da derslerine hiç çalışmamış sınavdan beklentisi olmayan tembel insanlardır.

    BAZI DAVRANIŞ DEĞİŞİKLİKLERİ GÖRÜLEBİLİR:

    Aşırı hareketli ya da tersine donuk olma:
    Sınav stresi olan kişiler huzursuzluk nedeniyle yerinde duramamak, hareketlilik ve bunun neden olduğu istem dışı uygunsuz davranışlarda bulunabilirler. Bu durumda kendilerini gözleyip sakinleşmeye çalışmalıdırlar. Bunun tam tersine donuk hareketsiz içe kapanık davranış sergileyebilirler. Sevdiklerinden arkadaşlarından uzaklaşırlar.

    Zaman kullanımında düzensizlik:
    Tüm stresli insanlarda yaşam ritminde bozukluk görülebilir. Uyku, yemek yeme, gündelik iş saatleri bozulabilir. Acelecilik ve zamanın tükendiği duygusu zaman bozukluğuna buda olumsuz başka sonuçlara yol açar. Gündelik ritmimizin bozulmamasına dikkat etmeliyiz.

    Çatışmacı ve tahmmülsüz durum:

    Kaygı nedeniyle oluşan gerginlik bizim diğer insanlara tahammülümüzü azaltır. İlişkilerimizin azalması bir yana tatsız çatışmalar yaşayabiliriz. Çatışmalar kırgınlıklara yol açar. Bu da içinde bulunduğumuz duygu durumunu kötüleştirir. Çevredeki insanların bizim kaygılarımızı yeterince anlayamayacağını kabul etmemiz gerekir. İyi ilişkiler yaşıyor olmak bizi ruhsal olarak rahatlatır.

    PROFESYONEL YARDIM ALMAK GEREKEN KONULAR NELERDİR?

    Depresyon:

    Depresyon yaygın bir hastalıktır. Her 4-5 kişiden biri depresyon geçirir. Belirtiler uyku, iştah düzensizliği sabah geç kalkmak, yorgunluk hisleri, kötümserlik, hayattan zevk alamama, huzursuzluk, tahammülsüzlük, kararsızlıktır. Bu belirtiler 15 günden beri hissedilirse mutlaka bir psikiyatristten yardım alınmalı ve süratle tedavi edilmelidir. Sınav kaygısı ve umutsuzluk duygularını arttırır. Karasızlık, dikkatsizlik başarıyı düşürür.

    Ağır ve genelleşmiş kaygı bozuklukları:

    Sadece sınav kaygısı değil gün boyu sıkıntılı huzursuz endişeli ve isteksiz olma durumudur. Denediğimiz hiç bir yöntemle baş edilemeyen, olumlu gelişmelerin bile yararlı olmadığı bu durum profesyonel yardım gerektirir. Psikolog ve psikiyatrlardan yardım alınmalıdır.

    Takıntılar:

    100 gençten üçünde ağır olarak görülebilen bu sendromda kafasına takılan bir düşünceyi istemeden düşünmeye zorlanma başka bir şey düşünemez olma hali vardır. Okuduğu satırı tekrar okuma, okuduğundan emin olamama gibi akademik belirtilerin yanı sıra dinsel, cinsel içerikli takıntılar, saçma takıntılar, aşırı temizleme, aşırı düzenlilik, simetri saplantısı vb. şekillerinde kendini gösterir. Psikiyatri ve psikologların yardımına gerek vardır.

    Uyku bozuklukları:

    1 ay boyunca hemen her gün süren uykuya dalamama, kötü rüya görme, uyku bölünmesi, gündüz uykulu olma halidir. Psikiyatrlardan yardım alınmalıdır.

    SINAV KAYGISI İLE BAŞ ETME:

    Sınavla ilgili kaygımızı azaltmak için iki türlü çalışma yapabiliriz. Bunlardan ilki zihinsel diğeri bedensel uygulamadır.
    A-) ZİHİNSEL UYGULAMALAR

    Zihinsel uygulamalar yapıyoruz çünkü kaygımız ve heyecanlanmamıza neden olan duygular düşüncelerimizle şekilleniyor. Kaygımızı azaltmak için değiştirmemiz gereken düşünceler şunlardır;

    Üniversite sınavı hayatta mutlu olmaya, başarılı olmaya giden yollardan sadece biridir.

    1- Üniversite sınavı hayatta başarılı ve mutlu olabilmek için tek yoldur. Böyle bir düşünceye sahipsek, kaygımızın artması muhtemeldir. Mantıklı bir şekilde düşünürsek, üniversite sınavı bizi hayatta başarıya ve mutluluğa götüren yollardan sadece biridir. Tek seçenek değil. Üniversite sınavını kazanamamış ancak hayatta başarıyı ve mutluluğu yakalamış milyonlarca insan var. Üniversiteyi kazanamasak da farklı alanlarda mutlu ve başarılı olabiliriz.

    2- Sınavı kazanmak zorundayım. Sınavı mutlaka kazanmalıyım. Sınavı kazanmak bir istek ve seçim meselesidir. Mutlaka başarmalıyım, “şu okula gitmeliyim ” gibi düşünceler yerine “sınavı kazanmak istemiyorum, şu okula gitmek istiyorum ” şeklinde düşünmeliyiz. -meliyim – malıyım şeklindeki ifadeler düşünceleri istek olmaktan çıkarıp, yasa haline getirir. Yasalarda bir kesinlik vardır. Oysa bir isteği yerine gelmeyen bir kişinin başka bir isteği yerine gelebilir.

    3- Kazanmazsam mahvolurum, hapı yutarım, komşuların yüzüne nasıl bakarım, ailemin yüzüne nasıl bakarım, çok korkunç olur. Bu gibi düşünceler kesinlikle gerçekle ilişkisi olmayan düşüncelerdir ve bize olumlu yönde hiç bir katkısı yoktur. Daha çok olumlu yönde düşünmeye çalışın. Geçmişteki yaptığınız güzel ve başarılı işleri düşünün. Okul yıllarında aldığınız başarılı sınav sonuçlarını, iyi yaptığınız işleri düşünün. Ben aptalım, ben zaten hiç bir şeyi beceremem demeyin. Bu tip düşünceler hem sizi amacınızdan uzaklaştırır, hem de hem endişelendirir.

    4- Sınav sonucu benim iyi ya da kötü olduğumu gösterir. Sınav sadece bir bilgi sınavıdır. Bu nedenle öğrencinin ilgi, yetenek ve çalışma alışkanlıklarıyla kazanmış olduğu bilgilerin değerlendirmesidir. Kişiliğinizin değerlendirilmesi değil. Sınav başarınızla kişilik değerinizi eş görmeyin. Sınavlarda uygulanan testler; kişilik testler olmayıp bilgi ve başarı testleridir.

    5- Sınavı kazanamamak her şeyin sonu olur. Bu hatalı bir düşünce yapısıdır. Mantıklı bir şekilde sınavı kazanma şansınız çok yüksek bile olsa, kendinize bir başka amaç düşünün. Bu amacın hayatınıza neler kazandıracağı üzerinde durun. Sınavda başarılı olarak, esas amacınıza ulaşmak birinci tercihinizdir. Başarılı olamadığınız taktirde yöneleceğiniz ise ikinci tercihiniz olacaktır. Biz sizin birinci tercihinize yerleşmenizi istiyoruz. Ancak ikinci tercihinize yerleşmekte dünyanın sonu değildir. Eğer bu düşünceyi içinize sindirebilirseniz gayretiniz ve çalışma isteğiniz azalmayacak ancak elinizi kolunuzu bağlayacak şiddetteki sınav stresinde kurtulmuş olacaksınız.

    B-)BEDENSEL UYGULAMALAR

    SOLUNUM EGZERSİZLERİ

    BEDENİ KONTROL ETME YOLUNDA BİRİNCİ BASAMAK : SOLUNUM KONTROLÜ

    Nefes almayı öğrenmek:
    Otonom (kendi kendine çalışan) organlarımız olduğunu biliyoruz. Kalbimizin vuruşları, kan basıncımız, beden sıcaklığımız bu sisteme örnektir. Bu organlar veya fonksiyonlar bizim doğrudan denetim ve isteğimiz dışında çalışır. Ancak, eğitim ve egzersizle bu organ ve fonksiyonları kısmen veya bütünüyle kontrol altına almak mümkündür.

    Bedeni konrol etme yolundaki ilk adım solunumu kontrol etmektir. Çünkü solunum bir yönüyle, istediğimiz zaman nefes aldığımız, istediğimiz zaman nefesimizi tuttuğumuz için, irademizle yönlendirdiğimiz bir faaliyettir. Ancak diğer taraftan solunum, beyin sapındaki bir merkez tarafından kandaki oksijen ve karbondioksit dengesine göre bütünüyle otonom (kendi kendine) olarak yürüyen bir faaliyettir.

    Otonom faaliyetleri kontrol etmeye , “solunumu kontrol etmekten” başlamak gerekir. Aynı zamanda doğru ve derin nefes almayı öğrenmek, gevşemeyi öğrenmek yolunda atılan en önemli adımdır.

    Nefes almanın kendisi bir gevşeme yolu olduğu gibi, bütün gevşeme egzersizleri içinde, egzersizin bir parçası olarak da kullanılmaktadır. Ayrıca nefes egzersizleri günlük hayatın akışı içinde uygulanması en kolay egzersizdir.

    Derin nefes almanın önemi nedir ?
    Doğru ve derin nefes almanın kendisinin doğrudan damarları genişletme ve kanın (dolayısıyla oksijenin) bedenin en uç ve en derin noktalarına kadar ulaşmasını sağlama özelliği vardır. Panik atak sırasında kan beden yüzeyinden içeri çekilir ve yüzey sıcaklığı düşer (el ve ayaklarda soğuma). Hem stres tepkisinin biyokimyasal maddeleri, hem de gevşemenin biyokimyasal maddeleri bir arada bulunamaz. Bu sebeple doğru ve derin nefes alarak sağlanan değişiklik, özellikle kaygının da dahil olduğu birçok durumda başlayacak olan (veya başlamış olan) tepki zincirini kırmakta veya kaygının şiddetini azaltmaktadır.

    İyi nefesin özellikleri:
    İyi nefes ağır, derin ve sessiz olmalıdır. Bunun içinde denge, ölçü ve uyum gerekir. İyi bir nefes yavaş olarak burundan alınır, sessiz olur ve akciğerin bütününü doldurarak diyaframı aşağı iter.

    Endüstrileşmiş ve şehirleşmiş toplumlarda yaşayan insanların büyük çoğunluğunun ciğerlerinin dörtte birini veya beşte birini kullandıkları saptanmıştır. Nefes egzersizlerinden amaç, akciğerin bütününü kullanmaktır.

    Akciğerinizin üçe bölünmüş olduğunu düşünün. Derin, tam bir nefes, diyaframın aşağı hareket etmesi ve akciğerin en alt bölümünün havayla dolmasıyla başlar. Daha sonra orta bölüm havayla dolar ve göğüs genişler. Son olarak da akciğerin üst bölümü dolar ve omuzlar hafifçe kalkabilir.

    1.) Nefes alma egzersizine başlamadan önce sağ avucunuzu göbeğinizin hemen altına, sol elinizi göğsünüzün üstüne (göğüs hizasına) koyun ve gözlerinizi kapatın.
    2.) Nefes almadan önce ciğerinizi iyice boşaltın. (nefesi verirken ciğerler zorlanmamalı ve nefes itilmeden kendiliğinden çıkmalı.)
    3.) Ciğer kapasitenizi hayali olarak ikiye bölün ve “biir” , “ikii” diye içinizden sayarak ciğerinizin bütününü doldurun. Kısa bir süre bekleyin, “bir-iki” diye diye sayarak, nefesinizi aldığınızın iki katı sürede boşaltın. Sağ eliniz göğüs kemikleinizin, hareketli bir köprü gibi, yana doğru açıldığını hissetmeli. Yine bir nefes almadan iki saniye bekleyin .

    İkinci ve üçüncü maddede yazılanları tekrarlayarak bir derin nefes daha alın ve verin. Egzersizi bir kere daha tekrarlayıncaya kadar mutlaka en az 4-5 normal nefes alın. Eğer derin nefes almaya devam ederseniz bir başdönmesi hissedebilirsiniz.

    RELAKSASYON EGZERSİZLERİ

    Gevşeme bedeninizdeki gerilimden sistematik bir şekilde, kurtulmaktır. Derinlemesine gevşediğinizde, motivasyonunuzu ve dikkatinizi yoğunlaştırmayı yitirmeyeceksiniz. Tam tersine bedeninizin neresinde en çok gerilim taşıdığınızın farkına varıp, bu kasları nasıl gevşetebileceğinizi öğreneceksiniz. Hatta, derinlemesine gevşeme için yapılan düzenli alıştırmalar enerjinizi ve üretkenliğinizi artıracaktır.

    UYGULAMA

    Şimdi yerinize iyice ve rahatça yerleşin ve herhangi bir tedirginlik hali varsa bir kenara bırakın. Kendinizi gevşetebilme yeteneğini kazandıkça tedirginliğiniz azalıp, yerini gevşemeye bırakacaktır.

    Gözlerinizi kapatın ve dikkatinizi önce kollarınıza ve özellikle ellerinize çevirin. Şimdi ellerinizi yumruk yapın ve bunu yaparken el ve kollarınızdaki gerilime iyice dikkat edin.

    Şimdi her iki elinizi de bileklerden, parmak uçları tavanı gösterecek şekilde bükün. Ellerinizin üst kaslarını ve kolunuzun üst tarafını kasarak iyice gerin. Gerilimi hissedin. Ve şimdi gevşeyin kollarınızı eski pozisyonuna getirin. Gerginlik ve gevşeme arasındaki farkı hissedin.

    Aynı alıştırmaları şu bölgelerde de tekrarlayın.

    Kafa:
    1. Alnınızı kırıştırın.
    2. Gözlerinizi sıkıca kapayın.
    3. Ağzınızı iyice açın, dilinizi damağınıza doğru itin, çenenizi kuvvetlice sıkın.

    Boyun:
    1. Kafanızı geriye itin.
    2. Kafanızı göğsünüze değecekmiş gibi öne eğin.
    3. Kafanızı sağ omuzunuza doğru döndürün.
    4. Kafanızı sol omuzunuza doğru döndürün.

    Omuzlar:
    1. Omuzlarınızı kulaklarınıza çekecekmiş gibi yukarı çekin.
    2. Sağ omuzunuzu kulağınıza değecekmiş gibi yukarı çekin.
    3. Sol omuzunuzu kulağınıza değecekmiş gibi yukarı çekin.

    Bu alıştırmalar da bazı kasları belli bir süre gergin hale getirme, gergin tutma ve yavaş yavaş gevşeterek, gerginlik ve gevşeklik arasındaki farkı hissetmek amaçlıdır. Kaslarınızı gergin halden gevşetirken aynı zamanda içinizden “rahatla ve bırak” deyin. Derin soluk alın. Nefesinizi yavaş yavaş verirken sessizce rahatla ve bırak deyin.

    ÖĞRENCİLERE ÖNERİLERİMİZ

    Zamanınızı planlamaya çalışın:
    Kaygı zaman düzensizliklerine yol açar ve bu da kaygıyı daha da arttıran sonuçlara neden olur. Bunu kırmanın yolu zamanı düzenlemektedir. Sınav öncesi telaşla bir şeyler okuma, veya başka aktiviteler gösterme yerine normal ritminizi korumasında yarar var. Sabah zamanında kalkmak yapılacak işleri listelemek, programlı olmak yaralıdır. Ek işler üstlenmekten kaçınmalıyız.

    Hareket bozukluklarına karşı koymaya çalışın:
    Gerginlik bizi aşırı hareketliliğe veya donukluğa itebilir. Sınavın çok yaklaştığı günlerde beklenilen tersine daha çok ders çalışmak yerine; fizik aktivitelerini arttırmak, eğlenceli sporlara zaman ayırmakta yarar var. En iyi aktivitelerden biri yürümektir. Her gün en az yarım saat yürümek iyi gelebilir.

    Kaygıya karşı hoşluklar yaratmaya çalışın:
    Negatif duyguların karşısına pozitifleri koymak önemli bir yöntemdir. Zevk aldığımız şeylere ve hobilerimize hafta içinde en az birkaç saat ayırmalıyız. Sinema yada açık havaya çıkmak gerginliği azaltır. Enerjiyi ve olumluluğu artırır.

    Ekstra sorunlardan kaçının:
    Çatışmalardan kaçmak, sorunları ertelemek, sınav stresinize başka stresler eklememek önemlidir.

    Beslenmenize dikkat edin:
    Beslenme düzeni önemlidir. Şekerle kaygı arasındaki ilişki anlatılacaktır. Şekerli gıdaları aşırı almak yerine düzenli beslenme. Düşkünlüğü olanların sınırlı çikolata ve bunu gibi şekerli gıdalar kullanmaları öğütlenir. Rejim yapmak, tersine aşırı beslenmenin yararı olduğuna inanmak yersizdir. B vitaminin kullanılması yararlı olabilir. Şeker oynamalarını kontrol eder. Yorgunluk hislerini azaltır.

    Bedeninize önem verin:
    Uzun çalışma saatleri ve artan zaman baskısı sonucunda bazı öğrenciler şartları daha fazla zorlayarak çalışma sürelerini arttırmak için bazen kahve çay gibi uyarıcı maddeleri ya da bazı ilaçları kullanmaktadırlar. Bu tür uyarıcıların ilk baştan çalışma süresini artırdığı görülebilir. Ancak zaten sınav kaygısı sebebiyle üst düzeyde uyarılmış olan sinir sistemimizin bir de bu tip uyarıcılarla uyarılması doğru değildir. Uyarı ilaçlar dışında çok masum kalan çay, kahve gibi içecekler bile ellerde titreme, dikkat ve konsantrasyon güçlüğü, huzursuzluk gibi istenmeyen durumlara sebep olabilir. Mümkün olduğunca bu içecekleri kullanmamaya özen gösterin. Daha doğal içecekler meyve suları, bitki çayları önerilebilir.

    Uykunuza özen gösterin:
    Uyku bir ritim meselesidir. Dolayısıyla belli periyotlarda devam eder. Ortalama uyku süresi 11 yaşındakiler için 9-10 saat bu yaştan büyükler için ise 8-8,5 saat arasındadır. Uykumuz iki bölümden oluşmaktadır; birinci bölümde bedensel, ikinci bölümde ise ruhsal dinlenme gerçekleşmektedir. Bu nedenle gecelik 3-5 saatlik kısa uykunun zihinsel becerilerde bir azalmaya yol açmadığını bu sürenin yeterli olduğu söylenebilir. Ancak bu kısa uykuların sürekli biçimde böyle devam etmesi, öğrenme, mantık yürütme, dikkat ve konsantrasyon üzerinde olumsuz etkileri başlamaktadır.
    Bazı öğrenciler 8 saatlik uykunun kendileri için gerekli ve zorunlu olduğuna inanırlar ve bu sürenin altında bir süre uyudukları zaman kendilerinin başarısız olduklarına inanırlar ve paniğe kapılırlar. Hatta bazı durumlarda aileler de bu durumu istemeyerek de olsa büyütürler. Sınav öncesi “zaten dün gecede çok az uyumuştun, keşke daha çok uyuyabilseydin, inşallah seni kötü etkilemez” gibi konuşmalarla öğrencinin kaygısını arttırırlar. Burada yapılmaması gereken tek şey sınav öncesi geceyi uykusuz geçirmek.

    SINAV KAYGISIYLA BAŞETMEMİZDE BİZE YARDIMCI OLABİLECEK İNSANLAR

    1- Aile ve yakın arkadaşlar: Bu kişiler bize gereksinim olan sevgi şefkat ve dayanışma gösterirler. Onlarla ilişkimizi sıcak tutmak moralimizi yükseltir.
    2- Sorun olduğunda başvurabileceğimiz uzman kişiler: Bunlar genellikle sahip olduğunuz sorun ve çözümleri konusunda uzmanlaşmış kişilerdir. Psikologlar rehber öğretmenler vb.
    3- Bizim yaşadığımız sorunları yaşayan kişiler: Sınav kaygısı olan herkes bir diğerini daha kolay anlayabilir. Fikir alışverişinde bulunmak sorun paylaşma yalnızlık duygusunu azaltır. Sorunu kişileştirmeyi önler.