Etiket: Uyku

  • Çocukta Tırnak Yeme ve Parmak Emme

    Çocukta Tırnak Yeme ve Parmak Emme

    Doğum ile birlikte bebekler, yaşama uyum sağlamak ve yaşamlarını devam ettirmek için birtakım refleksler getirir. İlk bir yıl içinde bebekler dünyayı ağız yolu ile algılar ve bu dönemde bebekler ne bulurlarsa ağızlarına götürme eğilimindedir. Aynı zamanda emmek beslenme dışında haz vermektedir. Daha sonraki dönemlerde emme refleksi biberon ve emzikten sonra battaniyesine, oyuncağına ya da parmağına yönelebilir. Çoğunlukla bebekler başparmağını emerler. (diğer parmaklarını da emebilirler.) Yeni doğan bebeklerin hemen hemen hepsinde görülen, daha ana rahminde başlayan, zararsız, olağan bir davranıştır. Doğum öncesinde anne karnında başlayan emme, 3–4 yaşına kadar devam eder ve normal karşılanır, ancak 5–6 yaş döneminden sona ermesi beklenir. Bu dönemden sonra tırnak yeme alışkanlığı ortaya çıkabilir. 3–4 yaşından önce tırnak yeme alışkanlığı görülmemesine rağmen, nadiren 15 aylık gibi erken bir dönemde bu davranışa rastlanabilir. Ayrıca tırnak yeme davranışı ergenlik çağında da gelişebilir. Her iki alışkanlığın da sona erdirilebilmesi için çok geç olmadan tedavi edilmelidir. Bu yaş döneminden sonra devam eden parmak emme ve tırnak yeme davranışı psikolojik bir sorundan kaynaklanabilir ve bir uzman yardımı alınmasında fayda vardır.

    Zararları:

    – Üst ve alt diş yapısında bozukluklar
    – Parmağında zamanla incelmeler, aşınmalar
    – Parmağın renginde koyulaşmalar
    – Bilekleri de emmeler
    – Tırnak yapısında bozukluklar

    Parma emme nedenleri:

    9. aydan itibaren,1 yaşındaki çocukların çoğu, uyku ile parmak emme arasında bir bağ kurarlar. Uykuya geçerken parmak ya da herhangi bir nesneyi emme eğilimindedirler. Bu alışkanlık aylarca sürebilir ve 3 yaş döneminde vazgeçirmeye yönelik çabalarda direnç görülür. Uykuya daldığında elini ağzından çekmek yeterlidir. Bebekler diş çıkarma zamanında parmak emebilir. Çocuklar zorluklarla karşılaştıklarında, utandıkları ya da sıkıldıkları için parmak emebilir. Uykuya geçişlerde, yalnız kaldıklarında ve çok yoğun duygular yaşadıklarında sıkça görülür. Bazı çocuklar da kendilerini ifade edemedikleri durumlarda ve kendilerini güvensiz hissettiklerinde tırnak yeme davranışı gösterirler. Anne-baba arasında yaşanan çatışmalar, gerginlikler çocukta parmak emmeye ve tırnak yemeye yol açabilir. Yeni bir kardeşin aileye katılması ile ilgiyi tekrar kendi üzerine çekmek için, çocuklar parmak emme gibi regresif (gerileyici) eğilimler gösterirler.
    Parmak emme ve tırnak yeme davranışını bir başkasından da model alabilirler. Tırnak yeme ergenlik döneminde görülüyorsa, kendi başlarına baş edemediği sorunları nedeniyle bu tür bir alışkanlık geliştirirler.

    Parmak emme çözüm yolları:

    – Öncelikle parmak emmeye nelerin neden olabileceği araştırılmalı ve sorunları ortadan kaldırmaya yönelik adımlar atılmalıdır. Parmakta incelmeler, tırnak yapısında oluşan problemler, diş bozuklukları gibi fiziksel rahatsızlıklar, parmak emmeye ve tırnak yemeye neden olan psikolojik sorunlar için ilgili uzmanlara başvurulmalıdır.
    – 3–4 yaş öncesi dönemde parmak emmenin gelişiminin bir parçası olduğu unutulmamalı ve telaşlanılmamalıdır. Parmak emme de alt ıslatma gibi yaşla birlikte azalma göstermektedir.
    – 4 yaşından sonra, parmak emmenin ve tırnak yemenin diş sağlığına, parmağına ve tırnak yapısına nasıl zarar verdiğini, çocuğa usandırmadan ve anlayabileceği basit bir dilde anlatılmalıdır.
    – Çocuk bu davranışlarından dolayı utanç yaşamamalı, kendini suçlu hissedip yargılamamalıdır. Kendisini bu davranışı yüzünden başarısız olarak algılarsa özgüvenini kaybedebilir. Aynı zamanda olumsuz tavırlar çocuğun bu davranışlarını da pekiştirebilir. Özellikle okul öncesi ve okul çağında arkadaşlarının tavırlarının önemli derecede etkili olduğu unutulmamalıdır.
    – Anne-baba’nın, çocuğun parmağını emmemesi, elini ağzından çekmesi yönündeki devam eden ve sürekliliği olan ikazları tam da çocuğun dikkatleri üzerine toplama isteğine cevap vermektedir. Bu tür ilişkilere son verilmelidir.
    – Çocuk yeni doğan kardeşi sebebiyle bu davranışı geliştirmişse, yerinin hiçbir zaman doldurulamayacağını ve hala sevildiğini hisseder ve anlarsa gerginliği azalacaktır. Gerginliği azaldıkça da zamanla bu alışkanlığından vazgeçecek, kardeşinin de bakıma, sevgiye muhtaç olduğu ve hep birlikte ona bakılması gerektiği yönünde ikna olacaktır.
    – Bu alışkanlıkları azaltmak için çocuk oyuna, özellikle parmak oyunlarına yönlendirilebilir.
    – Çocuklar yalnız kaldıklarında bu davranışları daha sık sergilerler. Evde basit görevler verilerek yardımcı olmasına izin verilebilir.
    – Tırnak yemek için kullanılan acı ojeler, parmak emme içinde caydırıcı olabilir.
    – Bu dönem anne-baba yardımı ile daha kolay atlatılacaktır. Uykuya geçerken elini tutmak ya da masal anlatmak, gün içinde ya da yatarken elini oyalayacak, sevdiği bir oyuncağını yanında bulundurmasını sağlamak işe yarayabilir.
    – Bu davranışlar diş problemlerinden kaynaklanıyorsa, diş kaşıyıcıları ya da çocuğun eline meyve- sebze türü gıdalar verilerek, dikkatini parmağından ve tırnağından uzaklaştırmak mümkündür.
    – Sağlıklı iletişim, yeterli derecede sevgi ve ilgi göstermek çocuğun kendini güvende hissetmesine yardımcı olacaktır.

    Bütün bu önerilere rağmen bazı gergin çocuklarda bu davranışın devam ettiği gözlenmektedir. Bu davranışlara genellikle uyku ve yeme bozuklukları da eşlik eder. Böyle bir durumda en yakın zamanda bir çocuk psikoloğuna başvurulmalıdır.

  • Fibromiyaljide iyi uyku şart

    Fibromiyaljide iyi uyku şart

    Tüm vücutta yaygın ağrıların hissedildiği, eşlik eden yorgunluk, uyku düzensizlikleri, karın şişkinliği ve gaz, baş ağrılarının olduğu Fibromiyalji Sendromunu pek çok kişinin ne yazık ki hayat kalitesini ciddi biçimde azaltıyor.

    Aslında Fibromiyaljiye çare bulmak mümkün. Özenli bir şekilde bu ağrıya neden olan faktörleri düzeltecek yaşam biçimi düzenlemeleri yapılmalı.

    Yaşam düzenlenmesinde ele alınması gereken ilk alan uyku mekanı. Uyku sorunları bu hastalığın bir parçası olabildiği gibi, yeterli ve kaliteli uykudan mahrum olmak da ağrıları ve diğer şikayetleri artırıyor.

    Derin uykuda salgılanan büyüme hormonu ve melatonin gibi hormonların vücuttaki hasarları tamir edici etkileri var. Keza yetersiz uyku, “serotonin” adlı hormonun düzeylerini azaltarak hem ağrıları hem de fibromiyaljiyle birlikte sık görülen depresyon, çökkünlük hissini artırıyor.

    Sonuç olarak iyi ve sağlıklı bir uyku için dikkat edilmesi gerekenler şunlar:

    1. Yatak odasında uyku zamanı tam karanlık sağlamak önemli. Az bir ışık bile derin uykuya geçişi bozarak uyku kalitesini düşürüyor. Başucunuzdaki ufak elektrikli alarm saatinin ışığı bile, hele ki mavi ışık ise uykunuzu olumsuz yönde etkiliyor

    2. Yatak odasındaki elektromanyetik alan kaynaklarını olabildiğince azaltmak elzem. Elektromanyetik uyku sırasında bize verdiği zarar daha fazla. Cep telefonu kapalı bile olsa yatak odamızda kesinlikle bulunmamalı. Kablosuz telefonlar için risk belki daha bile fazla. Televizyon, elektrikli saat, çok sayıda elektrikli cihaz da benzer zararlara neden oluyor. Kablosuz internet bağlantısının kapatılması da önemli. Komşularımızdan gelen Wi-Fi sinyallerini engellemek mümkün olmasa da bize en yakın kaynağı kapatmak maruz kaldığımız olumsuz etkileri azaltıyor.

    3. Yatak odasında televizyon seyretmek, çalışmak, bilgisayar kullanmak gibi aktivitelerden kaçınmak gerek ve bu alanı sadece uyku alanı olarak belirlemekte fayda var.

    4. Akşamüstü saatlerinden sonra kafeinli içecek ve gıdalardan kaçınılmalı. Yine akşam saatlerinde yenecek şekerli, karbonhidratlı gıdalar ve abur cuburlar gece şeker düşmelerine neden olarak uykumuzu bozuyor.

    5. Uykunun hemen öncesinde televizyon, bilgisayar, cep telefonu ile uzun zaman geçirmek uykuyu olumsuz etkileyen faktörlerden. Bu aktiviteleri uykudan en az bir saat önce bırakmak daha sağlıklı bir uyku sağlıyor.

    6. Yatak odasını çok sıcak tutmak da uykuyu bozan bir diğer faktör. İdeal sıcaklık 21-24 derece arası, yani pek çoğumuzun yaptığının aksine yatak odasının hafif serin olması daha iyi.

    7. Egzersiz fibromiyalji tedavisinin olmazsa olmazlarından. Egzersizin bir diğer olumlu etkisi de uyku üzerine. Gün içinde yapılan egzersiz, fizik aktivite gece uykuya dalmayı kolaylaştıran bir faktör.

  • Uyku hakkında ne biliyorsunuz?

    Doğru bildiğimiz yanlışlar

    Uyku ve sağlık hakkında bildiklerimizin çoğu, doğru bildiğimiz yanlışlardır. Hatta uyku ile ilgili hakim fikirlerimizin bazıları tehlikeli bile olabilir. İşte uyku hakkında bazı genel inançlar ve ardındaki gerçekler.

    Horlamak sinir bozucu olabilir ama tehlikesizdir!

    Pek çok kişi için bu doğru olabilir ama bazen de horlama, uyku apnesi olarak bilinen bir hastalığın habercisidir. Bu durum uyku sırasında nefes almayı durdurur. Uyku apnesi çeken kişiler sıklıkla horlarlar ve ileri vakalarda geceleri defalarca nefessiz kalarak uyanırlar. Uyku apnesinin ciddi sonuçları olabilir. Horlama ayrıca obeziteyle de ilgili olup hava yolunu kapatabilir.
    Kronik olarak horlayan kişilerin bir doktora görünüp hayatlarını tehdit edecek düzeyde potansiyel bir sorun yaşayıp yaşamadıklarını kontrol ettirmeleri gerekir.

    Tüm gece sürecek bir uyku tavsiye edilir ama daha azıyla da yetinebilirsiniz.

    İhtiyacınız olandan daha az uyku uyumak sadece sizi yorgun hissettirmekle kalmaz aynı zamanda sağlığınıza da zararı olabilir. Obezite, tansiyon, depresyon, düşük verimlilik ve zihinsel aktivite uykusuzluğun sonuçlarındandır.

    Araç kullanırken uykunuz gelirse, radyoyu ya da camı açmanız uyanık kalmanıza yardımcı olur

    Bu taktikler sizi kandırabilir; sizi birkaç dakikalığına canlandırabilir ama yorgun bir beden kısa süre sonra uyaranları algılayamayacaktır. Bunun sonunda da yine kafanız önünüze düşmeye başlar. Araç kullanırken uykunuz geldiğinde yapılacak en iyi şey, aracınızı uygun ve güvenli bir bölgeye çekmek ve en azından 15 dakika kestirmektir. Bu bile aslında geçici bir önlemdir. Uykulu araç kullanmanın tehlikelerinden korunmanın yegane yolu, bir önceki gece iyice uyumuş olmaktır.

    Ergenlik dönemindekiler yeterince büyümüş olduğundan yetişkinler kadar uykuyla yetinebilirler.

    Sınıfta uyuklayan bir ergen, tembellik ya da dikkatsizlik belirtileri gösteriyor diyemeyiz. Uyku uzmanları, ergenlik dönemindeki gençlerin, ortalama bir yetişkinden daha fazla uykuya ihtiyaçları olduğunu bildiriyor –en az 8,5 – 9,5 saat. Tek sorun şu ki ergenlik dönemindekilerin biyolojik saati yetişkin ritmine daha yakındır: akşamın geç saatlerinde uyanık olmak ve sabah daha geç saatlere kadar uyumak şeklinde. Pek çok okul çok erken saatte eğitime başladığından, bu öğrenciler kronik olarak uykusuzluk çekiyor olabilirler.

    Uykuya dalmakta sorun yaşamıyorsanız, uykusuzluk da çekmezsiniz

    Uykuya dalmakta çekilen güçlük, uykusuzluk ile bağlantılı dört semptomdan sadece biridir. Diğerleri; çok erken uyanmak ve tekrar uyuyamamak, sık uyanmak ve yorgun uyanmaktır. Bu uykusuzluk tiplerinden herhangi biri uyku bozukluğunun bir semptomu veya bir başka medikal sorun olabilir.

    Obezite, diyabet, yüksek tansiyon ve depresyon gibi sağlık sorunları ya genetiktir ya da yaşam tarzı ile ilgilidir, uyku ile bir ilgisi yoktur.

    Aksine, bilimsel çalışmalar, pek çok sağlık sorunu ile uyku arasındaki bağlantıyı kanıtlamıştır. Örneğin, yetersiz uyku, kilo kontrolü ile ilgili büyüme hormonlarının üretimini etkiler. Kardiyovasküler sorunlar, diyabete yatkınlık ve diğer sağlık durumları kötü uyku ile bağlantılı görünmektedir.

    Yaşlandıkça daha az uykuya ihtiyacımız olur.

    Yaşlandıkça değişen uyku düzenimizdir, ihtiyacımız olan uyku miktarı değil. Yaşlılar gece daha sık uyanabilir ama gündüz de daha fazla şekerleme yapma eğilimindedirler.

    Uyku, beyninizin dinlendiği bir zaman parçasıdır.

    Aslında uykunun belli bazı aşamalarında önemli miktarda zihinsel aktivite gerçekleşir. Her bir 90 dakikalık uyku çevriminde pek çok aşama bulunur. Her çevrimin en derin bölümünde bile beyin bilgi işlemekte ya da rüya görmektedir. Bilim insanları halen neden rüya gördüğümüz konusunda emin değil ancak şu biliniyor ki; beyin aktivitesinin periyotları yaşamsal bir onarım fonksiyonuna hizmet etmektedir.
    Geceyarısı uyanırsanız, koyun sayarak ya da başka bir yöntem kullanarak uykuya dalmaya çalışın.

    Geceyarısı uyanıp da kendinize uyumak zorunda olduğunuzu söylediyseniz, bunun ne kadar imkansız olduğunu bilirsiniz. 15 dakika içinde yeniden uykuya dalamazsanız, yataktan kalkın ve sizi rahatlatacak bir şeyler yapın. Böylece yeniden uykunuzun geldiğini hissedebilir ve yatağa dönebilirsiniz.

  • Sjögren hastaları neden bitkin?

    Günümüzden yaklaşık 50 yıl kadar önce yaşamış olan Amerikalı yazar (ve de ilk kişisel gelişimcilerden birisi) Dale Carnegie “yaşadığımız yorgunlukların nedeni çalışmalarımız değil, endişelerimiz, hayal kırıklıklarımız ve dargınlıklarımızdır” demiş. Bu söze genel anlamda katılmamak zaten mümkün değil. Rheumatology'nin Haziran sayısında yayınlanan çalışmanın sonuçları ise bu deyişin, Sjögren sendromlu hastalar için de geçerli olabileceği anlamını taşıyor.
    Sjögren sendromu denildiğinde çoğu hekimin aklına ilk gelen, hastalığın tipik özelliği olan ağız ve göz kuruluğu gibi dış salgı bezlerinin* çalışma bozukluğunu yansıtan yakınmalardır. Bu yakınmalar gerçekten önemli olmakla birlikte, hastalar üzerindeki olumsuz etkisi en az bunlar kadar, hatta daha fazla olanı ise yorgunluk/bitkinlik hissidir. Bitkinliğin tanımı kişiden kişiye değişebilse de, tıp dilinde kabul gören tanımı; uykuyu arttırma ile düzeltilemeyen genel enerji yokluğu durumudur. Bu satırları okuyan çoğu SS'lu hastanın “evet bende de bu tarif edilenden var” dediğini duyar gibiyim. Bu hastalarda bitkinlik hissine ek (ve de ilişkili) olarak, dikkati çeken diğer bir bulgu da gündüz uyuklamaları (daytime sleepiness). Sjögren sendromlu hastalarda bitkinlik hissinin çok sık rastlanılan bir yakınma olduğu bilinmesine rağmen, hekim olarak hastaların bu yakınmaları ile ilgili yapabildiklerimiz oldukça sınırlı.
    Her şeyden önce, günümüze kadar SS hastalarında yapılan ilaç çalışmalarının büyük bir bölümünde “bitkinlik” hedef alınmamış (yani ilaçların bitkinlik üzerine olan etkileri araştırılmamış). İlaçların bitkinlik üzerine etkilerini araştıran az sayıdaki çalışmada ise, ne iltihap baskılayıcı (TNF-alfa inhibitörleri gibi) ne de daha farklı (alfa linolenik asid, DHEA) tedavi yaklaşımlarının etkinliği gösterilememiş. Şu ana kadar bu konuda etkili (o da bir miktar) olduğu gösterilen tek yaklaşım rituksimab tedavisi. Hastaları bu derece rahatsız eden bir durum için bu kadar çaresiz kalmamızın en önemli (ve belki de tek) nedeni, SS hastalarında bitkinlik/yorgunluk hissinden sorumlu olan mekanizmaları bilmememiz. Elbette hastalarda sıkça gördüğümüz kronik ağrı ya da ağız ve göz kuruluğu gibi bulgular uyku kalitesini bozarak bitkinlik hissi ve gündüz uyuklamalarından sorumlu olabilir. Teoride bu açıklamalar akla yatkın olmakla beraber, hâlihazırda SS hastalarında bitkinlik hissine yol açabilecek faktörleri araştıran bir çalışma yok(tu).
    İşte, Theander ve arkadaşlarının yaptığı çalışma, SS hastalarında uyku süre ya da kalitesini bozabilecek faktörler ile bitkinlik hissi ve gündüz uyuklaması gibi bulguların ilişkisini araştırıyor. Elbette buradaki esas amaç; SS hastalarında gözlenen bitkinlikten sorumlu faktörleri tanımlayarak, bu faktörlerden her birinin düzeltilmesini sağlayacak tedavi stratejilerini geliştirmek (dolayısıyla hastaların bitkinlik hissine çare bulmak).

    Araştırmacılar bu amaçla 81 SS hastasını ve bu hastalar ile yaş ve cinsiyet olarak eşleşen 59 sağlıklı bireyi (hastalar ile karşılaştırabilmek için kontrol grubu olarak) çalışmaya dahil etmişler. Şimdi bazı okuyucuların aklından, ölçülen kan basıncı veya kan şekeri olsa tamam da, bitkinlik nasıl ölçülebilir diye geçiyor olabilir. Daha önceki yazılarımda da değindiğim gibi, hasta tarafından yapılan değerlendirmeler günümüzde hastalıkların tanı ve takibinde çok önem kazanmış durumda. Araştırmacılar da, bitkinlik, uyku kalitesi, uyku bozuklukları, depresyon, anksiyete** gibi durumların ölçümü için, sadece SS hastaları için değil başka hastalıkların değerlendirilmesinde de kullanılabilen (güvenirliği test edilmiş) anketleri kullanmışlar.
    Peki, ne bulmuşlar? Her şeyden önce, SS hastalarında hem bitkinlik hem de gündüz uyuklamalarının sağlıklı bireylerden daha fazla olduğunu, ancak hastalarda bitkinlik hissinin (%40) gündüz uyuklamalarından (%15) daha sık karşılaşılan bir problem olduğunu göstermişler. Bir hayli yoğun istatistiksel analizin (regresyon analizi) sonucunda da, hastaların gündüz yaşadığı bitkinlik hissinden sorumlu olabilecek faktörleri gece ağrısı ve anksiyete olarak belirlemişler. Bu noktayı biraz daha açmak gerekirse; uyku bozukluğuna yol açan her faktörün bitkinlik hissinden eşit ölçüde sorumlu olmadığını göstermişler. Şöyle ki, gece tuvalete kalkmak için uyanma hastaların %53 gibi önemli bir bölümünde görülmesine rağmen yapılan analizde bunun bitkinlik hissinde belirleyici olmadığı gösterilmiş. Diğer taraftan, hastaların %19'unda görülmesine rağmen, gece ağrısının anksiyete ile beraber, bitkinlik hissinden en çok sorumlu faktörler olduğu ortaya konulmuş.
    Bu sonuçlar ve verdiğim detaylı bilginin hastalar (ve de hekimler) için ne tür bir önemi var? Bu bilgilerin ışığında, bitkinlik hissi ile ilişkisi gösterilen gece ağrısı ve anksiyete gibi faktörlerin tedavisine ağırlık vererek, hastaların büyük kısmının yaşam kalitesini bozan bitkinlik problemine daha kalıcı çözümler bulabiliriz. Elbette bu bağlamda ilk yapılması gereken şey, bu faktörleri düzeltmenin gerçekten bitkinlik hissini düzeltip düzeltmeyeceğini araştıran klinik çalışmalar.
    *dış salgı (ekzokrin) bezleri; salgılarını özel bir kanal aracılığıyla ya da doğrudan vücut dışına veren bezlerdir.
    **Anksiyete; endişe, kaygı, korku, gerilim, sıkıntı halidir.

  • Uykunun Evreleri

    Uykunun Evreleri

    Uyku bedensel ve ruhsal ihtiyaçlarımızın karşılanmasında en önemli yere sahiptir. Kaliteli ve ortalama 7-8 saatlik uyku bizim zihinde kalkmamıza yarımcı olacaktır. Aynı zaman da uyku kilomuzu da etkilemektedir.

    Non-Rem Uykusu

    Rem uykusuna geçilmemiş evrelerdendir. Derin uyku bu evrede yaşanmaktadır. Uykunun %75’lik kısmını oluşturmaktadır. Gün içerisinde oluşan yorgunluk hissi ve vücuttaki fiziksel hasarlar bu evrede tedavi edilmektedir.

    Birinci Evre

    Uykudaki dalma evresidir. Birinci evrede uyku oldukça hafif geçmektedir ve hemen uyanmak mümkün gözükmektedir. Bu evrede göz hareketi yavaşlama gözükür ve kaslardaki hareketlilik azalır. Uyku sırasında nadiren olmaktadır. Beyin teta dalgaları yayar.

    İkinci Evre

    Uykunun en ayrıntılı bölümlerindendir. Göz hareketi birinci evredekinden daha yavaştır. Beyin içerisinde teta dalgaları yayılmaya devam etmektedir. Bu evrede uyandırılmaya çalışılan kişi uyumuş olduğunun farkında olmaz ve olur ki uyumadığını söyler. Uyku süresinin %45-55’ini oluşturan bir kısımdır. Kaslardaki hareketlilik biraz daha azalmaktadır.

    Üçüncü Evre

    Uyku daha da derinleşmektedir. Kaslardaki hareketli olma durumu oldukça azalmıştır. Teta dalgaları yerine, delta dalgaları yaymaya başlar. Yavaş göz hareketleri görülebilir. Genel uyku süresinin %20-25’ini oluşturur. Delta dalgaları en hafif ve en yaygın dalgalardır. Yavaş dalga uykusu da denilebilmektedir bu safhaya.

    Dördüncü Evre

    Bu safhada beynin yaydığı delta dalgaları daha da arttığı görülmüştür. Bu safhada uyuyanın uykusundan uyandırılması oldukça güçtür. Bu evrede de uyku oldukça derindir. Kişininuykuda uyurgezerlik ve konuşma bu evrede görülmektedir. Kişiyi bu evrede uyandırılmaya kalkarsanız kendini uykulu hissedecektir.

    Beşinci Rem Uykusu

    Rem uykusu beşinci evresidir ki bu uykuda hızlı göz hareketlerinin olduğu uyku safhasıdır. Paradoksal uyku olarak da ifade edilmektedir. Rem uykusu sırasında kalkarsanız eğer gördüğünüz rüyayı hatırlayabilirsiniz. Bu evrede nefeslerimizin miktarı, kalp atışları ve göz koordinasyonlarımız artar. Rem uykusundaki birinin hızlı göz hareketlerinin görebilmeniz mümkündür. Göz kapağına dikkatlice baktığınızda gözün hızlı bir şekilde hareket ettiğini fark edebilirsiniz. Rüya bu evrede görülür. Uyku sırasında beyin hareket fonksiyonlarını kitleyerek geçici bir uyku felç haline neden olmaktadır. Rem uykusu, uykunun %25’lik bölümünü oluşturuyor.

    Halk arasında karabasan diye tabir edilen durum bu uyku safhasında gerçekleşmektedir. Çünkü Rem uykusu geçici uyku felciyle ortaya çıkmaktadır ki .rem uykusu sırasında herhangi bir sebepten dolayı uyanırsanız vücudunuz kitlendiği için hareket etmekte zorlanabilirsiniz. Tam olarak uyanamazsınız hareket bile etmede zorlanmalar yaşanmaktadır. Bazı insanlar buna rüyanın niçin olduğuyla alakalı düşünce içerisinde olurlar. Bazı kişiler ise metafizik boyutun sebebiyetinden bahsetmekteydiler. En nihayetinde Rem uykusu gereklidir. Bu uyku sırasında uyandırılmaya çalışan insan gergin ruh hali veya agresif yapısıyla öne çıkar.

  • ÇOCUKLARDA UYKU DÜZENİ

    ÇOCUKLARDA UYKU DÜZENİ

    ÇOCUKLARDA UYKU DÜZENİ

    Çocuklar için erken gelişim dönemi uyku, en temel aktivitelerden biri. Aynı zamanda iyi ve düzenli bir uyku, biyolojik gelişim için çok amaçlı. Yetişkinler az uyudukları zaman davranışları bu durumdan etkilenir. Daha yorgun ve huzursuz portresiler. Fakat çocuklarda durum daha farklı olabilir; normalden daha hareketli görüntüler görülebilir.

    Uyku güvenliği, çocukları yaşına ve kişilik özelliklerine göre değişebilir. Kesin olmamakla birlikte, varsayılan öğrenci grubu

    Çocuğun yaşı                   Ortalama günlük uyku süresi
           1-4 hafta                                     15-16 saat
           1-4 ay                                         14-15 saat
           4-12 ay                                       14-15 saat
           1-3 yaş                                       12-14 saat
           3-6 yaş                                       10-12 saat
           7-12 yaş                                     10-11 saat
         

    1-4 Hafta:

    Yeni doğanlar, günün 15-18 saatini uyuyarak geçirirler. Bu uyku saatleri 2-4 günde bir şekilde olur. Bu, bebekler 2-3 saatte bir uyandırdığını beslenir.

    1-4 Ay:

    Bebekler 6 haftasını geçince açtı bir düzene girmeye başlarlar. Gece-gündüz düzeni oturmaya başlar.

    4-12 Ay:

    Bebekler sınıf 11.aya yaklaştıklarında tıpkı yetişkinler gibi daha sosyal olarak yaklaşıyor, uyku düzenleri yetişkin uyku düzenine benzemeye başlar. Bu ayda yaklaşık 12 saat uyurlar. En önemli nokta, sağlıklı bir uyku düzeni oturtmaktır.

    Bebeklerin günde 3 defa yattıkları öğlen uykusu 6.aymasında 2’ye göre. Bu sırada fiziksel olarak geceleri uyuyabilirkendir, biyolojik saatleri öğle yemeği-gece uykusu düzeninin oturması bekleniyor.

    1-3 Yaş:

    Bebekler, 18-21 aya ulaştıklarında sabah uykusunu bırakıp gün içinde bir kez uyumaya ihtiyacınız duyarlar. Bu yaş grubu bebeklerin 10 saat uyumaya vardır.

    21-36 ayda, bazen bebeklerin günde bir kere Bu yaş grubundaki bebekler boyunca akşam 7-9 arası yatar sabah 6-8 arası uyanır.

    Bu yaşlarda yatmaya direnme, gece sık uyanma, kabuslar görme gibi uyku problemleriyle karşılaşılabilir. Bebeklerin bağımsızlık içgüdüleri, zihinsel sosyal ve motor gelişimlerindeki ilerlemeler bu sayımızda uyku problemlerine sebep olan faktörler arasındadır.

    3-6 yaş:

    3 yaş çocuğu 5 yaşına gelene kadar öğle uykusu alışkanlığına devam eder. Ancak süresi azalmaya başlar. Bu yaşta gece korkuları ve kabus görme gibi uyku hali görülebilir.

    7-12 yaş:

    Bu yaş grubundaki çocukların günlük uyku süresi 10-11 saattir. Akademik sorumlulukları ve sosyal etkinlikler ile bilgisayar, TV, internet gibi alışkanlıkları vakitlerinin büyüklüğünde kaplar. Bu da uyku problemlerine yol açabilir. 10-11 saat uyumaya vardır. Ancak aynı zamanda okul (ödev), spor ve sosyal aktiviteler, öğrencilerin vaktinin önemli birmekte olduğu.

  • Bebeklerin ilginç uyku alışkanlıkları (horlama, aşırı terleme, sallanma, kafa vurma, diş gıcırdatma)

    Bebeğiniz bazen uyurken horluyor veya homurdanma sesi çıkarıyorsa, muhtemelen endişelenecek bir şey yoktur.

    Birçok bebek burun tıkanıklığı olduğunda horlar ve hayatın ilk birkaç haftasında burun tıkanıklığı yaygındır.

    Bebeğinizin nezlesi varsa, nefes almayı daha rahat hale getirmek için bir buharlaştırıcı veya nemlendirici deneyin.

    Ne zaman endişelenmeli: Kalıcı horlama bazen bir sorun olduğunu gösterebilir.

    Ne yapmalı: bebeğinizin doktoruna horlamasından her zaman bahsetmenizi öneririz.

    Bebeğinizi çocuk doktoru kontrol edebilir. Gerekli görmesi durumunda ileri değerlendirme için sizi KBB ya da Göğüs hastalıkları uzmanına yönlendirebilir.

    Bebeğinizin çok terliyorsa

    Bazı bebekler, derin uyku esnasında kıyafetlerini ıslatacak düzeyde bolca terler. Bebeklerin derin uykuda geçirdikleri süre çok uzun olduğundan daha büyük çocuklar ve erişkinlerden daha fazla terlemeleri normaldir.

    Ne zaman endişelenmeli: aşırı terleme çeşitli enfeksiyonlar ve uyku apnesinin yanı sıra – özellikle yemek yerken – konjenital kalp hastalığının bir işareti olabilir.

    Ne yapmalı: Bebeğinizin uyuduğu oda ılık olmalı ama sıcak olmamalıdır (21-23 derece). Oda sıcaklığını hafif giyinik bir yetişkine göre rahat bir aralığa ayarlayın. Bebeğinizi, örtüsüz rahatça uyuyabileceği kıyafet miktarında giydirin.

    Kural olarak, siz bulunduğunuz odada sıcaktan bunalıyorsanız çocuğunuz da bunalıyordur.

    Ev soğuksa ve bebeğiniz ince giydirdiğiniz halde yine de terliyorsa, doktoruyla konuşun.

    Bebeğiniz sallanıyor ya da kafasını vuruyorsa

    Sallamak pek çok ailenin çocuğunu sakinleştirmek için kullandığı bir yöntem olup sonrasında da bebek sallanmayı kendini sakinleştirmek için kullanabilir. Pek çok bebek dört ayak üzerinde ya da oturduğu yerde kendi kendine sallanır.

    Kafa vurmak da Sallanmak gibi, bazı bebeklerin kendilerini rahatlatmak için kullandıkları ortak bir davranıştır.

    Garip bir şekilde, bebeğiniz kendini ağrı ve acıdan uzaklaştırmak için kafasına vurabilir – örneğin diş çıkaran veya kulak enfeksiyonu olan çocuklar.

    Kafa vurma genellikle bebek 6 aylık olduktan sonra başlar ve birkaç ay hatta yıllar sürebilir, fakat çoğu çocuk 3-4 yaşına kadar bunu bırakır.

    Bu nadiren herhangi bir duygusal veya gelişimsel sorunun işaretidir.

    Ne zaman endişelenmeli: Nadir durumlarda, özellikle bebeğinizin gelişimsel gecikmeleri varsa, bu durum bir sorunu işaret edebilir.

    Ne yapmalı: inatlaşmaya döndürmeyin, dikkatini dağıtmaya çalışın.

    Bebeğiniz dişlerini gıcırdatıyorsa

    Bebeklerin yarısından fazlası, özellikle uyurken dişlerini gıcırdatır.

    Gıcırdatma her yaşta ortaya çıkabilir, ancak ilk dişlerini çıkaran bebeklerde en sıkgörülür (genellikle yaklaşık 6 ay).

    Ses sinir bozucu olsa da, gıcırdatma genellikle bebeğinizin dişlerine zarar vermez.

    Ne zaman endişelenmeli: Bebeklerde diş gıcırdatma nedenleri arasında yeni dişlerin yarattığı his, ağrı (örneğin bir kulak ağrısı veya diş çıkarma) ve burun tıkanıklığı gibi solunum sorunları olabilir.

    Ne yapmalı: Doktorunuz, gıcırdatmanın diş minesindeki etkisini kontrol edebilir, gerek görürse diş hekimine yönlendirebilir.

    Çok az sayıdaki bebeğin dişleri yoğun diş gıcırdatma dolayısıyla zarar görmektedir.

    Soluk alışverişi sırasında duraklamalar oluyorsa

    Muhtemelen bebeğinizin nefes alma ritminin uyurken değişmiş olduğunu fark etmişsinizdir.

    5-10 saniye bekleme sonrası hızlı nefes almaya devam edebilir ya da ilk önce hızlı daha sonra yavaş nefes alabilir.

    Buna “periyodik solunum” diyorlar ve bebeklerde yaklaşık 6 aylık olana kadar yaygın. Bebeğinizin bu düzensiz solunum şekli uykuda kaldığı sürenin yüzde 5’ine kadar çıkabilir.

    Bazı bebeklerde merkezi uyku apnesi görülür ve bu durum 20 saniyeye kadar nefes almalarını durdurabilir.

    Bu bölümler normaldir ve beyin sapında, nefes almayı düzenleyen merkezin olgunlaşmamış olmasına bağlı olabilir.

    Ne zaman endişelenmeli: Ancak duraklamalar 20 saniyeden uzun sürerse, çocuğunuzun doktoru bebeğinizi muayene etmek ve değerlendirme için bir uzmana sevk etmek isteyebilir.

    Çoğu durumda, bebeğin düzensiz solunması endişelenecek bir şey değildir.

    Ayrıca bir yenidoğanın elleri ve ayaklarının zaman zaman mavimsi görünmeside olağandışı değildir – bebeğiniz ağlıyorsa veya öksürüyorsa veya biraz üşürse olabilir.

    Ancak bebeğinizin alnı, dili, tırnakları, dudakları veya gövdesi SÜREKLİ mavi görünüyorsa, yeterince oksijen almakta zorlanıyor olabilir.

    Ne yapmalı: Bebeğinizi sırtüstüyatabilmesi, kolayca nefes almasına yardımcı olmak için yapabileceğiniz en yardımcı tek şeydir.

    Ancak bebeğiniz nefes almayı keserse, cevap verip vermediğini görmek için ona hafifçe dokunun veya dürtün. Cevap vermezse derhal yardıma ihtiyacı var.

    Bebeğiniz nefes almayı keserse ve onu uyandıramıyorsanız, bebek kardiyopulmoner resüsitasyonunu (CPR) hemen vermeye başlayın ve birinden yardım istemek için 112’yi aramasını isteyin. Yalnızsanız, iki dakika CPR’den sonra 112’yi arayın ve yardım gelinceye veya bebeğiniz tekrar nefes almaya başlayana kadar CPR’ye devam edin.

  • Çocuklara Temel Alışkanlıkların Kazandırılması

    Çocuklara Temel Alışkanlıkların Kazandırılması

    Alışkanlıklar, zamana, yönlendirmeye, özellikle de tekrara bağlı olan kazanılmış davranışlardır. Hiçbir alışkanlık tek seferlik denemeyle kazanılmaz. Çocuklarımıza   iyi ve doğru alışkanlıklar kazandırabilmemiz çok önemlidir; çünkü bir alışkanlık kazandırıldıktan sonra düzeltilmesi çok güç ya da olanaksızdır.

    Alışkanlıkların kazanılmasına temel oluşturan  davranışlar çocuğun doğumu ile başlar, okul öncesi  ve ilkokul dönemlerinde belirgin bir biçim alır. Alışkanlıkların kazanılmasındaki ilk temel etkiler, annenin çocuğunun beslenme, temizlik  ve sevgi gereksinimlerini karşılarken gösterdiği kararlılık, düzen ve duyarlılıktır.

    Pek çok anne çocuklarının belirli bir saatte yatmak istememelerinden şikayetçidir.  “Bizim oturduğumuz kadar oturuyor sonra da sabahleyin kaldırmakta güçlük çekiyoruz.” Ya da  “Sabahları herkesten önce kalkıp, bizleri rahatsız ediyor.” Böyle durumları nasıl önleyebileceklerini soran annelere en uygun öneri: Çocuğu  her akşam belirli bir saatte yatırmak için hazırlamalı, bir süre yanında kalarak ona masal anlatmalı veya hikaye okumalı ve daha sonra çocuğu uyumaya bırakmalıdır.  Bu yapılacaklarla çocuğunuza iyi uyku alışkanlığı kazandırma konusunda önemli bir adım atmış olacaksınız.

    Ayrıca, uyku saatlerine yakın zamanlarda aşırı hareketli oyunlar oynamaktan, heyecanlanabileceği  olaylardan uzak tutulmalıdır.( Örneğin, babanın getirdiği yeni oyuncağı, tam uyumaya giderken çocuğuna göstermesi vb.)

    Tüm alışkanlıkların kazanılmasında esas olan ve bireyin yaşamındaki disiplin kaynağını oluşturulan  tutarlılık, iyi uyku alışkanlığının kazanılmasında da en önemli rolü oynar.

    Her gece  çocuğun ısrarlarına dayanamayarak  “Hadi bu seferlik…” diyerek onun uykuya gitmesini geciktiren  bir tutum izleyen anne-babanın düzenli uyku alışkanlığını çocuğa kazandırabilmesi  oldukça zordur. Çünkü çocuk bir kere bozulan kuralı, istediği zaman bozabileceğini  öğrenmiş olmaktadır. Bu sebepten dolayı, anne-babanın kararlı tutumunun iyi uyku alışkanlığı kazandırılmasında  rolü çok büyüktür.

    Uyku zamanı ,genelde tüm çocuklar,özellikle de sinirli,aşırı hassas ve duygusal çocuklar için oldukça güç bir zamandır.  Sorunları ile tek başına kalmayı istemediği için uyumaya gitmekte direnç gösterebilir.

    Çocuk uyursa annesinin kendisini terk edeceğini veya okulda unutulacağını düşünerek uyumamak için direnç gösterir.

    Çocukla ilişkileri bozacak ceza ve tartışmalara gitmek yerine ona güven verici bir biçimde yaklaşılması, olumlu davranış örneklerinin yerleştirilmesinde yararlı olabilecek noktalardır.

    UYKU ALIŞKANLIĞI KAZANDIRMAK İÇİN NELER YAPILABİLİR

    Uyku düzeni oluşturulur:

    Düzgün ve düzenli bir uyku alışkanlığı oluşturabilmek için ‘anahtar’ çocuğu her gün aynı saatte yatağa göndermek ve bir gece uykusu rutini geliştirmektir. Çocuğun erken yatmasını teşvik etmek anne ve babaların görevidir. Çocuk erken yatmamak için türlü bahaneler uydurur ve çatışmalar yaşanır. Bu nedenle uyku saatlerini yavaş yavaş istenen saate çekmek konusunda bir program hazırlanabilir. Böylece çocuk ile erken yatma konusundaki çatışmalar çözümlenmiş olur.

    Bu konuda dikkat edilmesi gereken bir konu da çocuğun yatıp uyumasını isteyip annenin ve babanın çocuğun sevdiği (televizyon izleme gibi) faaliyetlere o yatınca da devam etmeleridir. Çocuğu erken yatmaya alıştırmak için ilk zamanlarda anne babanın da erken saatlerde yatması önerilebilir.

    Uyku ortamı ayarlanır: Uyku alışkanlığı iki adımda gerçekleşir. Bunlardan ilki, çocuğun uyanıklıktan uykuya geçişini kolaylaştırmak, ikincisi ise “ uyuma zamanı”nın geldiğinin işaretini vermektir. Bunun için çocuğun yatağa girmeye hazırlanma ve uyumaya ilişkin yarım saatlik rutini öğrenmesi ve buna alışması gerekir.Çocuk için ideal uyku ortamı hafif loş ışık (hemen hemen karanlık), sessiz ve rahat edebileceği ısıda bir odadır ve gece uykusuna hazırlık yaparken annenin her hareketinin huzurlu ve sakin olmasına önem vermesi gerekir.

    Uyumadan banyo yaptırılabilir: Ilık bir banyo yaptırılarak çocuk rahatlatılabilir. Uyuma saatindeki istekleri azaltılmalıdır:

     Gece uyandığında: Çocuk gece anne-babayı çağırdığında onunla ilgilenilmesinin sakıncası yoktur. Çocuğun yanına giden ebeveynin öncelikle çocuğun gerçekten huzursuz olup olmadığını anlamaya çalışması ve bir huzursuzluğu olmadığından emin olunca sakin ve yumuşak ses tonuyla onunla konuşarak rahatlamasını sağlayıp yeniden kendi kendine uykuya dalmasını sağlaması gerekmektedir. Eğer çocuk gece uyandığı zamanlarda anne-babadan yakın ilgi görmeye alıştıysa, onu yavaş yavaş bu durumdan vazgeçirmeye çalışılmalıdır.

    Gece uykusu rutini kazandırılmalıdır: Uyku zamanı çocuk için sıcak, huzurlu ve konforlu bir süreç olmalıdır. Banyo yaptırmak, masal okumak, şarkı mırıldanmak gibi aktiviteler, çocuğun sakinleşip uyumasına yardımcı olacaktır. Bütün bu aktiviteleri hep aynı sırayla ve oldukça sakin ve huzurlu hareketlerle uygulayıp çocuğa gece uykusunun huzur ve mutluluk verici olduğunu hissettirmek gerekir. Çocuklar düzeni sever, aktivitelerin hep aynı sırayla yapılması ve arkadan ne geleceğini bilmeleri onları heyecanlandırır ve mutlu eder

    Beslenme, çocuğun ilk temel gereksinimlerinden biridir. Çocuğun kişiliği okul öncesinde şekillenir. Yetişkinlik çağının davranışlarını etkileyecek alışkanlıkların edinilmesi de yine bu yıllarda olur. Bu çağda edinilen düzensiz yemek yeme alışkanlığı, çocuğun hayatının diğer dönemlerinde fiziksel, duygusal ve sosyal gelişimini etkilemektedir.  

    Çocuk, hayatının ilk günlerinde kendi beslenme ihtiyaçlarını çevresindekilere iletir. Annenin, çocuk ağladığında ona cevap vermekte gecikmesi, tam bir işe başladığı sırada işinden alıkonulduğu için kızması ve bunu belli eden bir ses tonu kullanması ya da davranış sergilemesi, düzenli bir programla değil, canının istediği zaman ya da çocuk her ağladığında onu beslemesi, daha sonraki dönemlerde olumlu yeme alışkanlığının oluşmasında sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir. Üç – dört yaşındaki çocuk  anne ile çatışma artınca, yemek yemek istemeyebilir, ağzında tutabilir ve zorlayınca kusabilir.

    Çocukları beslenme saatlerinde sinirli ve tepkili yapan durumlar şunlardır:

    a)Zorlama ve Korkutma: Yeterli miktarda ve zamanında yemediği, etrafı kirlettiği ve çok sık yediği için ya da değişik nedenlerle çocuğa baskı yapmak, korkutmak ve cezalandırmak çocuk üzerinde kötü izler bırakır.  

    b)Çocuğun her istediğini yapmak: Çocuğa aşırı ilgi göstermek, isteklerine boyun eğmek, ne istiyorsa yapmak çocukta olumsuz etkiler yaratır.

    c)Acele ettirmek ya da oyalamak: Çocuğu yemeğini yemesi için acele ettirmemeli  ya da gereksiz yere oyalanmasına engel olunmalıdır.

    d)Kıyaslama ve kıskandırma: Başka çocuklarla kıyaslanması, örneğin, az yediği için zayıf olduğu, arkadaşlarının ondan iyi yediğini söylemek, kıskandırmak yanlıştır.

    e)Ödüllendirme: Yemek yemek pazarlık konusu olmamalıdır. Yemeğini yediğinde ona bir şeyler almak üzere söz vermek, istediği her şeyi yapmak önce olumlu sonuç verse de sonuçta çocuk istediği gibi davranacak, her yemeğin sonunda ödül bekleyecektir.  

  • Daha Kaliteli Bir Uyku Mümkün

    Daha Kaliteli Bir Uyku Mümkün

    Başka bir hastalığın sebep olmadığı uyku sorunları kişinin stresini azaltması ve uyku hijyeni denilen bazı kurallara dikkat etmesi ile genellikle çözülebilir. Uyku hijyenini ‘kaliteli bir uyku için gerekli olan şartlar’ şeklinde tanımlayabiliriz.

    Öneriler ise şu şekilde:

    • Her gün aynı saatte yatağa girin ve aynı saatte yataktan çıkın. Bu saatler ne kadar düzensiz olursa uyku sorunlarınız da o kadar artacaktır.
    • Sadece uykunuz gelince yatağa girin. Eğer uyuyamıyorsanız yatakta daha fazla vakit geçirmeyin.
    • Yatağınızı sadece uyumak için kullanın. Yatağınızı yemek yemek, film izlemek, telefonla oynamak gibi aktiviteler için kullanmayın.
    • Uyku saatinizden en az 3 saat önce yiyecek ve içeceklere son verin.
    • Hava karardıktan sonra mavi ışık kaynaklarından (telefon, bilgisayar, televizyon vb) uzak durun. Bu cihazlar uyku hormonu olarak bilinen melatonin salgılamanıza engel olacaktır.
    • Gün içinde aşırı miktarda kafeinli içecekler, sigara ve çikolata tüketiminden kaçının. Bunları özellikle uykuya 4-6 saat kala tamamen kesin.
    • Uyku öncesi egzersizden kaçının. Vücut ısısının artmasıyla uykudan sorumlu olan melatonin hormonunun salgılanması durdurulur, bu da uyumanızı zorlaştırır.
    • Odanız ne çok soğuk ne de çok sıcak olmalıdır.
    • Hafta sonu ve tatil günlerinde yatağa giriş ve çıkış saatlerinizi çok fazla bozmamaya özen gösterin.
    • Doktorunuza danışmadan uyku ilacı almayın.
    • Uykuya dalmanıza yardımcı olacaksa kısık sesle klasik müzik veya sesli kitap dinleyebilirsiniz.
    • Uyku için yapılan meditasyonlara basit bir google aramasıyla ulaşabilirsiniz.
    • Gündüzleri gün ışığından yararlanın ve dışarıda vakit geçirmeye özen gösterin. Düzenli egzersiz kaliteli bir uyku için önemlidir.
    • Psikiyatrik ilaçlarınızı doktorunuzun önerdiği saatte almaya dikkat edin. Bazı ilaçlar sabah saatinde, bazıları ise uykudan önce önerilir.

  • Bebeklik, çocukluk ve ergenlik döneminde uyku

    Bebeklik döneminde uyku: Zamanında doğan sağlıklı bebekler genellikle toplam 16 saat kadar uyurlar. Ancak 16 saatlik uykuda, gece ve gündüz 2-4 saatlik aralarla uyanıklık dönemleri izlenir. Yenidoğanın uykusundan uyanma nedenleri, beslenme ihtiyacı, biyolojik günlük (sirkadian) ritmin henüz iyi gelişmemiş olması veya başka nedenlerden dolayı olabilir. Yenidoğanın uykusunda günden güne olan değişikler oldukça belirsiz olsa da haftalar ve aylar ile uyku süresinde ve organizasyonundaki değişiklikler daha çarpıcı hale gelir. Beyinin olgunlaşmasıyla çevresel ve sosyal uyaranlar daha iyi algılanmaya başlanır; uyku süresi yavaşça uzayarak gece uykusuna dönüşür. Kısa sürelerde bölünmeler ile karakterize yenidoğan uykusunun gece uykusuna dönüşüp pekişmesine (konsolide olmasına) yerleşme (settling) adı verilir. Üç aylık sağlıklı bebeklerin büyük kısmında uzun süren gece uykuları gözlenir; bu uyku dönemleri sadece kısa sürelerle beslenme amacıyla bölünebilir. 5-6 aylık bebeklerde gece beslenmesi biyolojik bir ihtiyaç olmasa da, bazılarında öğrenilmiş bir davranış olarak devam edebilir. 6 ile 12 aylık bebeklerde diş çıkarma ve ayrılık kaygısı uykuyu bozan olası etkenlerdir. On iki aylık bebeklerin sadece %10’unda gece uykusunda bölünme gözlenir.

    İkinci üçüncü aylarda sirkadian ritmin maturasyonuyla birlikte yenidoğanın polifazik uyku/uyanıklık örüntüsü, daha uzun süreli gündüz uyanıklığı ve gece uykusuna dönüşmeye başlar. İki haftalık bebekte en uzun uyku dönemi 4 saat iken, 5 aylıkta 7 saatir. 5 ve 12 ay arasında uyku süresi sabit kalma eğilimi gösterir. 6 -9 aylık bebeklerin çoğu artık tüm geceyi uyuyarak geçirir. Bu dönemde, gece uykusu yaklaşık 10-12 saattir; ayrıca 2-3 kez toplam 2-4 saat kadar gündüz şekerlemesi gözlenir. Gündüz şekerlemesi çocuğun yaşı arttıkça azalır. Yenidoğan ortalama 3.5 gündüz şekerlemesi gözlenirken, 12 aylıkta ortalama 2 kezdir.Gece uyanması yaş arttıkça azalır; 1 aylık bebek yaklaşık 2.5 kez uyanırken, 12 aylık ortalama 1 kezden azdır. Ayrıca gece uyanıklık dönemleri de kısalır.

    Yeniyürüyende ve okul öncesi dönemde uyku (1-5 yaş): Aktigrafi çalışmaları 12 aylık çocukların genellikle saat 20:00’de uyuduklarını, 18 aylık-5 yaş arası olanların 21:00 ile 21:30’da uyuduklarını göstermiştir. İlk 5 yılda uyanma zamanı genellikle 7’de olmaktadır. Yeni yürüyenlerde ve okul öncesi dönemde yaş arttıkça uyku miktarı azalır. 3 yaşındaki bir çocuk ortalama 13.2 saat uyur; 4 yaş için ortalama 11.8 saattir. İkinci yaşta gündüz uykusu bir kez gözlenir; birçok çocukta 3 yaşında gündüz uykusu ortadan kalkar. Gündüz uykusunun ortadan kalkması etkileyen başlıca etkenler, kreşe başlama, okul programları, kültürel tercihler, anne baba beklentileri, aile rutinleri ve bireysel farklılıklardır. Yeniyürüyen ve okul öncesi dönemde gece uyanmaları sıkça gözlenir. Bu dönemde ebeveynler ya da kardeşler ile birlikte uyuma bazı kültürlerde sıkça gözlenir. Birlikte uyuma durumunda, çocuğun gece uyanması ve uykuya gitmeyle ilgili çatışmalar daha sık gözlenir. Gece uyanmasını çeşitli etkenler etkileyebilir; ancak çocuğun uyanınca anne baba yardımı olmaksızın kendiliğinden uykuya geçebilmesi bu durumun sürekliliğini veya ebeveynler için sorun olup olmayacağını belirler.

    Orta çocukluk çağı / ergenlik öncesinde uyku: Okul çağı, ergenlik öncesi dönemde toplam uyku süresi azalmaya devam eder. 5 yaşındaki bir çocuk ortalama 11.4 saat uyurken, 8-10 yaşlarındaki çocuklar yaklaşık 9-10 saat uyur. 12 yaşındaki bir çocuk ortalama 9.3 saat uyur. Gündüz uykusu bu dönemde nadirdir. Gündüz uykusu sıklıkla gece uykusunun yetersizliğini veya diğer başka bir uyku bozukluğunu işaret eder. Çocuk büyüdükçe yatağa gitme saati gecikir, ancak sabah uyanma saati çoğunlukla okul programından etkilenir. Küçük çocuklara göre, orta çocukluk dönemindeki çocuklarda daha az uyumalarıyla birlikte daha fazla sabah uykululuğu gözlenir. Bu durum, uyku süresinde azalma olmasına karşın uyku ihtiyacının devam ettiğini düşündürmektedir. Ayrıca 4-12 yaşlar arasındaki kızlar erkeklere göre biraz daha fazla uyumaktadırlar.

    Ergenlerde uyku: Ergenlik döneminde uyku miktarı azalmaya devam eder. 13 yaşındaki ergenler ortalama 9 saat uyurlarken, 16 yaşındaki gençler 7.5-8 saat uyurlar. Bir çalışmada, ergenler aktigrafi sonuçları ile karşılaştırıldığında yaklaşık 30 dakika az uyuduklarını değerlendirmişlerdir. Ergenlik yıllarında uyku süresinde tedrici bir azalma olmasına karşın, sağlıklı ergenliğin erken dönemlerinde MSLT testinde ortalama uyku ya geçme süresinin ani bir şekilde azaldığı ve daha sonraki ergenlik dönemlerinde düşük düzeyini koruduğu bildirilmiştir. Bu durum ergenlikte uyku ihtiyacının daha önceki yıllardaki gibi devam ettiğini düşündürmektedir. Ergenliğin başlangıcı sırasında toplam uyku süresindeki azalma ile birlikte uyku/uyanıklık örüntüsünde bir kayma gözlenir. Ergenler daha geç saatlerde uyurlar ve daha erken uyanırlar. Okul ile ilgili beklentiler ve okul saatleri genellikle bu durumun nedenidir. Ergenlerde, geç yatma, ödev yapma, okul dışı aktivitelerde bulunma, eğlence aktiviteleri (TV; bilgisayar; internet; cep telefonu), bir işte çalışma, anne baba otoritesinin azalması ile birlikte yatağa gitme kararını kendilerinin vermesi, uyku/uyanıklık örüntüsündeki değişiklikler ile birliktedir. Ayrıca ergenlik döneminde olan çocuklar ergenlik öncesi dönemdeki çocuklara göre üç kat daha fazla kafeinli içecekler tüketirler ki bu içecekler uykuyu bozabilir. Bazı ilaçların alınımı (ör., stimulanlar) ve alkol/madde kullanımı ergen uykusunu olumsuz etkileyebilir. Hafta sonları ve tatillerde birçok ergen geç saatlerde uyuyup geç uyanırlar. Örneğin geç ergenlik döneminde hafta içi günlerine göre hafta sonu ortalama 1-2 saatlik uykuya geç gitme söz konudur. Hafta sonu uyanma zamanı gecikmesi, hafta içine göre, ortaokul yaşlarındaki çocuklarda 1.5-3 saat kadar iken, bu fark lise çağındakiler için 3-4 saattir. Bu veriler, ergenlerin geç yatıp geç kalkmaya eğilimli olduğunu gösterir. Düzensiz uyku alışkanlıkları bazı ergenlerde uyku bozukluklarının oluşumuna katkıda bulunabilirler.

    Uykuya geçme sırasında anne babanın varlığı, uyku saatlerinde değişikler yapma, tatile/yolculuğa çıkma, birlikte uyuma, aşırı müsaade edici ve sınırsız anne baba tutumları, anne baba arasında çelişik tutumların olması, gerçekçi olmayan anne baba beklentileri ve uyku öncesinde çocuğun beslenmesi/emzirmesi gece uyanmalarını etkileyebilir ve bakım verenler ile ilgili durumlardır. Benzer şekilde, küçük çocuklarda, güvensiz anne çocuk bağlanması, anne baba anksiyetesi ve depresyonu gece uyanmaları açısından risk etkenleridir.

    Tıbbi durumlar (ör. reflü, ağrı, enfeksiyon, alerjiler, huzursuz bacak sendromu, seperasyon anksiyetesi, diş çıkarma, karşı olma karşı gelme bozukluğu, ilaç kullanımı), tipik gelişim dönemlerinin kazanılması (örneğin hayal etme becerilerinin kazanılmasıyla gece korkuları artabilir; otonomi ve bağımsızlık ihtiyacının artmasıyla gece yatmaya direnç geliştirebilir), çocuğun biyolojik ritmi (gece kuşları) ile uyku döngüsü açısından anne baba beklentilerinin uyuşmaması, çocuğun zor bir mizacının olması uykuya yatmasını, uyanma sıklığını veya kendini yatıştırma becerisini olumsuz etkileyebilir ve daha çok çocukla ilgili etkenlerdir. Uyku odasının sessiz, ısısının ve ışığın uygun olması, yatağın rahatlığı gibi çevresel özellikler çocuğun uykusunu etkileyebilir.

    Uyku alanında sorun yaşayan çocukların ve ergenlerin mutlaka bir çocuk ergen psikiyatristi tarafından değerlendirilmesi gerekir.