Etiket: Uygun

  • Fibromiyalji (tükenmişlik sendromu)

    Fibromiyalji (tükenmişlik sendromu)

    Yaşam kalitesini ciddi derecede bozan fibromiyalji; tükenmişlik sendromu, kronik ağrı sendromu veya kronik yorgunluk sendromu olarak tanımlanabildiği gibi aynı zamanda başta yaygın ve inatçı kas ağrıları olmak üzere, sabahları vücutta tutukluk, yorgunluk gibi yakınmalarla seyreden yumuşak bir doku romatizması olarak da tanımlanıyor. Fibromiyalji ayrı bir hastalık oluşumu olmayıp yaygın kas ağrıları, baş ağrısı, yorgunluk, bitkinlik, halsizlik, uyku düzensizlikleri ve bazen de spastik kolit dediğimiz tuvalete çıkma problemlerinin eşlik ettiği belirti ve bulguların bir kombinasyonudur.

    Kronik bir hastalık olup ‘’çok yorgunum, sanki enerjim bitmiş’’ gibi yakınmaları olan hastalar, tanısı konulamayan ağrı şikâyetleri yüzünden yıllarca çeşitli branşların doktorlarına başvuruyor. Doğru teşhis konulamadığı için hastaların yakınmaları azalmış veya geçmiş gibi görünse de bir süre sonra tekrar başlıyor. Yapılan çalışmalar, ülkemizde 1,3 milyon fibromiyalji hastası olduğunu gösteriyor ama bu hastalığa yakalananların sayısı fibromiyalji çok sayıda belirti nedeniyle başka hastalıklar tarafından maskelendiği için belirtilen rakamdan daha fazla.
    Günlük hayatı, kişilerde iş kalitesini düşürüp, dikkat ve algılamayı azalttığı için kötü etkiliyor. Yaşam keyfinizi etkilediği için motivasyonu ve verimliliği düşürür. Ekonomiyi, iş hayatını ve gündelik yaşamı olumsuz etkileyen fibromiyalji için ‘çağın hastalığı’ diyebiliriz. Fibromiyalji tedavi edilmez ise; yaşam kalitesinde düşüş ve işgücü kaybına neden olur. Hatta hasta ağrıları ve diğer yakınmaları nedeniyle çevresi tarafından ‘hastalık hastası’ olarak tanımlanabilir
    Fibromiyaljinin nedeni tam olarak bilinmiyor. Daha çok hassas yapılı ve her şeyden çabuk etkilenen kişilik yapısındakilerde görülüyor. Mükemmeliyetçiler, işkolikler ve uygun olmayan çevresel faktörlerin olduğu ortamlarda çalışanlarda sıktır. Fibromiyalji en çok kadınlarda ve genç erişkin grupta görülür. Özellikle menopoz döneminde artış kaydediyor. Kadınlarda değişen hormonal sistemlerin (adet dönemleri, menopoz) ortaya çıkardığı stres ve kaygı, baş edilmesi güç durumlara neden oluyor. Bu durum, hastalığın tekrarlamasında ve yerleşmesinde uygun zemin hazırlıyor. Kadınlarda menopoz ve stresin hastalık üzerindeki etkinliğini vurgulayan kortizol hormon çalışmaları da bunu desteklemektedir. Kadınların adet dönemleri, menopoz ve hormonal dengelerdeki değişiklikler gibi fizyolojik etkenlere ek olarak; spor alışkanlığının olmayışı, evde vücutlarına fazla yüklenmeleri, aşırı temizlik yapmaları ya da sık sık ev eşyalarının yerlerini değiştirmeleri gibi etkenler fibromiyaljiye zemin hazırlıyor. Ayrıca soğuk ve sıcak farkına maruz kalmak gibi çevresel etkenler de fibromiyaljinin nedenleri arasında sayılabiliyor.
    Hastalık belirtilerinden en tipik olanı sabahları ortaya çıkan boyun, sırt ve bel gibi tek bir bölgede veya tüm vücutta yaygın olarak hissedilebilen ağrıdır. Fibromiyalji ağrısı hastalar tarafından ‘zonklayıcı, derinden gelen ya da keskin’ gibi çeşitli şekillerde tarif ediliyor. Ağrıya, kaslarda yoğun yanmalar, seğirmeler ve katılık hissi de eşlik edebiliyor. Ağrının bir yerden başlayıp bütün vücuduna yanıcı, sızlayıcı olarak yayıldığını ifade eder. Uyku bozukluğu; çok uyuma, bazen uykusuzluk sonuçta derin olmayan ve dinlendirmeyen uykuyla birlikte kişinin duygu durumu bozulur. Yanıcı ağrılara bazen dengesizlik hissi, karın ağrısı ve tuvalete çıkma alışkanlıklarında değişiklik gibi şikâyetler de eşlik edebilir.
    Tanı için üç ay şikâyetlerin ve belirtilerin devam etmesi gerekir. En az 12 noktada (ensede baş-boyun geçiş noktası, önde iman tahtasının yanı, omuz başları, dirsek dış yüzü, kürek kemiğinin iç yüzleri, bel kalça geçiş noktası, kalçada dış yan dış, diz iç kısımları vb.) ağrıya hassas olunması temel şarttır. Hastanın şikâyetlerinin ve hikâyesinin yanı sıra yapılacak tetkiklerle tanı konulur. Sık sık bel ve boyun ağrıları, kronik yorgunluk sendromu, depresyon, hipotiroidi ve uyku bozuklukları gibi başka hastalıklarla karıştırıldığı için yapılacak tetkikler büyük önem taşır.
    Komplike bir hastalık olduğu için tedavisinde birçok branştan destek alınabilir. Fizik tedavi ve rehabilitasyon uzman hekiminin başkanlığında; psikolog ve fizyoterapistten yardım alınır. Gerekli olduğunda diğer branş hekimlerinden konsültasyon desteği alınır ve tedavi multidisipliner şekilde yönlendirilir.
    Fibromiyaljik olmamak için hava koşullarına uygun giyinmeliyiz, havasız ortamlardan kaçınmalıyız, hava akımları arasında kalmamalıyız, stresten kaçınıp stresle mücadele yollarını öğrenmeliyiz, kendimizle barışık yaşayabilmemiz için gerekirse psikolog desteği almalıyız, sağlıklı beslenip iş ve dinlenme saatlerini uygun ayarlamalıyız, ergonomik koltuk, uygun yükseklikte masa, göz hizasında bilgisayar monitörü, dirseğin ve kolun düşmesini engelleyen klavye gibi iş hayatımızda önemli yer tutan nesneleri uygun ayarlamalıyız, kendimize uygun, gerçekten severek yapacağımız hobiler edinmeliyiz, kendimize uygun sporu yapmalıyız.
    Özetle kişiye özel yaşam şeklimizi planlayarak ruh ve beden bütünlüğümüzü sağlamalıyız.

  • Parkinson hastalığının cerrahi (nöroşirürjikal) tedavisi

    Derin beyin stimülasyonu, beynin derinliklerindeki milimetrik boyuttaki özel alanların sürekli uyarılması (DBS) anlamına gelmektedir. Bu işlem, bir beyin cerrahisi ameliyatı olup, beynin derin yerleşimli belli çekirdeklerinin düşük voltajlı elektrik akımı üreten elektrodlarla uyarılması esasına dayanır. Bu cerrahi tedavi, parkinson hastalığı, esansiyel tremor, distoni gibi hareket bozukluklarında, kronik ağrı tedavisinde ve obsesif kompülsif, major depresyon gibi psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. DBS sayesinde beynin elektrik aktivitesi beynin özel çekirdeklerinde kontrollü bir şekilde değiştirilebilmekte ve tedavi sağlanmaktadır; istenmeyen etkiler gelişirse de beyne zarar vermeden ve kalıcı etki bırakmadan sistemin çıkarılması mümkündür. Uygun hastalara uygulandığında, kaliteli hayat süresinin arttığı, ilaçlara bağlı yan etkilerin azaldığı, mali yükün de önemli oranda azalıp hastaların konforlu hayat geçirmelerine önemli katkı yaptığı son yıllardaki çalışmalarda ortaya konmuştur. Beynin derin duyusal ve hareket merkezi olan talamus’un (Thalamus) VIM çekirdeği, subtalamik çekirdek (STN), ve bazal ganglia adıyla anılan çekirdek topluluğunun bir kısmı olan globus pallidus interna (Gpi) halen tedavide hedef olan ana noktalardır.

    Parkinson hastalığı Genellikle elli yaş sonrası erkeklerde daha sık görülen nöro-dejeneratif bir hastalık olup, beyinde dopamin adlı hormonu üreten beyin hücrelerinin ölümüyle ortaya çıkar. Substantia nigradaki bu hücrelerin kaybolması hareketten sorumlu çekirdek kümesi bazal gangliaya yeterli dopaminerjik sinyalin ulaşmamasına neden olur ve bu durum da beyin kabuğunun uyarıcı etkisini azaltır ve titreme (tremor), harekette yavaşlama (bradikinezi) denge bozulması, adalelerde sertleşme (rijidite) gibi şikayetlerin ortaya çıkmasına neden olur. Parkinson hastalığında ilaç tedavisi, L-dopa ve onu salgılatan ya da aynı etkiyi gösteren (agonist) ilaçlardır. DBS cerrahisi ise ilaç tedavisine iyi yanıt veren ancak ilaçların yan etkilerini tolere demeyen, ciddi psikiyatrik hastalığı ve bunaması (demans) olmayan hastarda düşünülmelidir. DBS cerrahisi, uygun seçilmiş hastalarda parkinson bulgularında ciddi oranda azalmayı ve hayat kalitesinde belirgin düzelmeyi sağlamaktadır.
    Hasta seçimi ve cerrahi öncesi prosedür Nöroloji uzman doktoru tarafından ilk muayene ve değerlendirme ve sonrasında Levodopa ilaç etkisinin, hasta ilaç altındayken (ON zamanı) ve ilaçsızken şikayetlerin değerlendirilmesi (OFF zamanı). Daha sonra cerrahiye uygun hastaların beyin cerrahisi uzmanıyla birlikte değerlendirilmesi ve detaylı beyin MR tetkiki yapılması ve nöropsikiyatrik değerlendirme. Bütün bulguların ve hastanın son olarak beyin cerrahisi, nöroloji ve psikiyatri uzmanınca değerlendirilmesi ve cerrahi tedaviye karar verilmesi.

    DBS cerrahi işlemi
    Özellikle son on yıl içinde MR teknolojisi ve nörokılavuzlama tekniklerindeki gelişmeler milimetrik boyuttaki beyin içi çekirdeklerin 1 milimetreden az oranda sapmayla nişan alınmasını ve elektrodların çok daha güvenle beyin içi yerleştirilmesini (elektrod implantasyonu) sağlayabilmektedir. Cerrahiden önce hastaya detaylı MR çekimi ve görüntülerin kılavuz yapacak makinaya yüklenmesi sağlanır ve uygun hedefler bu MR görüntüleri üzerinde üç boyutlu olarak belirlenir.

    Cerrahi işlem sırasında hasta genelde lokal sedo-analjeziyle daha nadir durumlarda da genel anestezi ile uyutulur ve anestezi derinliği, hareketleri kontrol edebilmek ve titreme, sertlik gibi şikayetlerin kaybolduğunu anlamak ve hastayla konuşmak için zaman zaman azaltılır. Kafatasında yarım santimetrelik bir burr hole yani delik açılarak uygun rotada (trajectory) 2 milimetrelik çubuk şeklindeki elektrod ilerletilerek uygun beyin çekirdeği nişan alınır ve doğru yerde olunduğu hem eş zamanlı MR görüntülerinden hem de nörofizyolojik olarak mikroelektrod kayıtlarına bakılarak kontrol edilir. Mikroelektrod kayıtlama, her bir beyin çekirdeğinin özel frekanslarda elektrik dalgası üretmesi prensibine dayanır ve uygun çekirdek içinde olunduğundan emin olunmasını sağlar.
    Elektrod uygun çekirdeğe yerleştirildikten sonra diğer ucu enerji üreten Pil’e yani battery’ye bağlanır ve bu pil gögüs bölgesinde cilt altına konarak kapalı bir sistem elde edilmiş olur. Pil ayarı dışarıdan kablosuz olarak yapılır.

  • Hangi  sedasyon yöntemi size uygundur?

    Hangi sedasyon yöntemi size uygundur?

    Doğru dişhekimini bulmanıza ve uygun psikolojik teknikleri kullanmanıza karşın diş hekimi korkunuzu halen yenemediyseniz bu korkuyu gidermek için bazı yatıştırıcı ilaçların yardımı gerekebilir.

    Sedasyon bazan “diş hekimi korku ve endişesi” nin çözümü olarak düşünülse de gerçekte birçok insan sedasyon fikrinden hoşlanmaz.

    Sedasyon gereksinimi yapılacak işlemin türünden çok hastanın durumu ile ilişkilidir. Bazı hastalar yapılacak en küçük diş tedavisinde bile sedasyon isterken bazı hastalar yalnızca uzun sürecek ya da zor olduğunu düşündüğü tedaviler için sedasyona ihtiyaç gösterirler.

    Kural olarak damar yolu (IV) ile uygulanan sedasyon “ben işlemle ilgili hiçbir şey hatırlamak istemiyorum” diyen hastalar için uygun bir yöntemdir. En önemli dezavantajı eve giderken bir refakatçı bulunması zorunluluğu ve işlemden sonraki erken saatlerde uyku hali, sersemlik, baş dönmesi gibi etkilerin devam etmesidir.

    Nitröz oksit sedasyonu diş hekimine gelirken hafif bir sinirlilik hali yaşayan kişiler için uygun olabilir.

    Genel anestezi (narkoz) diş tedavisi için son seçenektir. Çünkü potansiyel riskleri sedasyon yöntemlerine göre daha fazladır.

    Sedasyon yöntemi aşağıdaki durumlar için uygun bir seçenektir.

    İşlem sırasında olan biteni görmek, duymak, hatırlamak istemiyorsanız, (damar yolu ile sedasyon)

    Rahatlamak için hafif bir desteğe ihtiyacınız varsa (nitrözoksit sedasyonu)

    İçinizden bir ses sedasyon olmadan yapılacak işlemleri tolere edemeyeceğinizi söylüyorsa

    Korkunuz belirli bir işleme yönelikse (iğne korkusu, diş çekimi korkusu vb)

    Korkularınız ciddi düzeyde ise, doğru diş hekimini bulmanıza karşın korkularınız halen devam ediyorsa

    Zihinsel fonksiyonlar açısından başka bir probleminiz varsa

    Diş tedavilerinizin bir an önce bitmesini gerektiren yoğun tempolu çalışma, önemli bir sosyal olay (düğün, mezuniyet vb) varsa

    Çoklu diş çekimi, çoklu implant gibi büyük çaplı ve hoş olmayan işlemlerin yapılacağı durumlarda

    Sedasyon şu durumlarda uygun bir seçenek değildir.

    Kontrolu kaybetme ve başkalarına güvenme konusunda sıkıntılarınız varsa

    Sedasyonu kabul etmeniz için size baskı yapıldığını düşünüyorsanız

    Sedasyon için kullanılacak ilaçlarla ilgili endişeleriniz varsa

    Sedasyonun muhakeme yeteneğinizi etkileyeceği ve diş hekimiyle iletişiminizi işlem süresince bozacağı düşüncesi sizi rahatsız ediyorsa

  • Karın germe ameliyatı /abdominoplasti için en uygun zaman?

    Çocuklar doğmuşsa, en küçüğü bir yaş civarındaysa uygun zaman geliyor demektir. Kilo alıp vermeleriniz bitmiş ve bedeniniz size göre dengelenmiş olmalı. Çünkü çatlaklık ve sarkıkların kıvamı /derecesi de tam olarak bu sürecin sonunda ortaya çıkacaktır. Ayrıca bedeninizdeki hormonal aktivitede sonlanmış olacağı için metabolizmanız tam olarak sizin kontrolünüzde demektir. Doğum yapmamış bir kadın iseniz ve karın bölgenizdeki yağlanmalar sizi rahatsız ediyorsa liposakşın gibi çözümler sizin için daha uygun olacaktır. Deri elastikiyetiniz muhtemelen iyi olacağı için örneğin Body-Tite RF liposcutionla olası hafif gevşemeler ve sarkıklarda düzeltilebilecektir. Aşırı kilo alıp vermiş kadın ve erkekler içinde en uygun zaman bedenlerini en fit hissedecekleri ve kilo dalgalanmalarının bittiği zamandır. Geride kalan karın sarkıkları, gevşemeler, çatlaklar, bel ve basen yağlanmaları, gevşemeleri doktorunuzca değerlendirilip operasyon kararı gerekirse verilecektir. Estetik karın ameliyatı geçirmiş olmak daha sonra doğum yapmaya engel değilsede bir daha çocuk doğurmak isteyenlerin bu girişimi sonrasına ertelemeleri daha uygun olacaktır. Hamilelik dışındaki diğer nedenlerle özellikle alt karındaki yağ toplanlatıları, karın şişkinliği, göbek altı ve üstündeki derilerdeki gevşeme, sarkma, buruşma gibi karın deformasyonları da hepsi karın germe adayı olabilir. Ama önce nedenleri ortaya çıkartılıp, ekarte edilmelidir. Hormonal ilaçlar, steroitler, antidepresanlar, alerji ilaçları, genetik nedenler hepsi birer sebeptir.Ya da geçirmiş olduğunuz karın içi bir ameliyatın bazen kaçınılmaz sonucu böylesi karın duvarı bozulmaları olabilir. Yaşam biçiminiz ve alkol de bundan sorumlu olabilir. Karın estetiği için bu gerekçeler belirlenmeli ve en uygun fiziksel ortam hazırlanmış olmalıdır.

    Dr.Halil Aksu