Etiket: Uygun

  • Çocuklarda duygular ve duygusal gelişim

    İnsanların duygularıyla birlikte doğduğu düşünülmektedir. Yapılan çalışmalarda, doğumdan itibaren, öfke, eğlence/mutluluk ve korku duygusu vardır. Duyguların oluşması için bilişsel gelişim şart değildir. Örneğin beyini oluşmadan doğan (anensefalik) bebeklerin ekşi tatlarda iğrendiği, tatlı tatlardan zevk aldığı izlenmiştir. Bununla birlikte, yaşam tecrübeleri ve beyin gelişimi arttıkça çocuğun duygularının çeşitliliğinde, duygularını ayırt edilmesinde, isimlendirebilmesinde ve düzenleyebilme becerisinde, duygularını sosyal ortamda kullanma yetisinde artma gözlenir. Yaklaşık 15 nci ayda bebek ağlayan birisini gördüğünde empati yapar ve üzgün görünür.

    Duygularımız, davranışlarımızı, düşüncelerimizi, motivasyonumuzu, yaşam enerjimizi, başarımızı ve insanlar arasındaki ilişkilerimizi ve daha birçok alanı etkiler. Duyguların kişinin yaşantısındaki önemi ve yeri aşağıda özetlenmiştir.

    Duyguların iletişimsel yönü vardır. Örneğin dil gelişim gelişmemiş bir bebek ağlamasıyla, açlığını ve sevgi ihtiyacını anlatabilir.

    Duyguların yaşamda koruyucu etkileri vardır; bu nedenle yaşamsaldırlar.

    Duygular sosyal işlevleri etkiler kişiler arası ilişkileri düzenler.

    Duygular, motivasyonu oluştururlar; motivasyonel durum, bilişsel gelişimde, motor ve sosyal becerilerin gelişiminde önemlidir. Bu nedenle sağlıklı duygu gelişimi doğrudan ve dolaylı yollar ile diğer gelişimsel alanları etkiler.

    Duygular bilişsel süreçlerin ve şemaların oluşumunda önemlidir.

    Duygular bir olayın önemini ölçer.

    Duyguların, kendini yönetmede ve yürütücü işlevlerde rolü vardır.

    Duygular, bağlanma süreçlerinde önemlidir.

    Duyguların sağlıklı düzenlenmediği durumlarda, günlük işlevselliğin sosyal, mesleki, öğrenme gibi çeşitli boyutlarında olumsuz etkilenmeler ve verimlilikte azalma meydana gelebilir.

    Duyguların adaptasyonda ve amaca yönelik davranışların düzenlenmesinde ve organizasyonda rolü vardır.

    Duyguların kişilik gelişimi üzerine etkileri vardır.

    Sağlıklı bir duygusal gelişim olabilmesi için

    Bebekte dikkat işlevlerinin ve yüze göze bakma becerisinin gelişimine uygun bir şekilde var olması gerekir. Bu ancak, sağlıklı duyu organları ve beyin bölgeleri ile mümkündür.

    Bakım verenin, göz teması kurması ve duruma uygun duygusal tepkiler verebilmesi gerekir.

    Bakım verenin ruh sağlığı yönünden bir sorununun olmaması gereklidir.

    Bakım veren duygusal tepkilerini yaşayabilmeli, tanıyabilmeli ve sözelleştirebilmelidir.

    Bakım beren duygularını kontrol edebilmeli ve yönetebilmelidir.

    Bakım verenin duygusal tepkilerin yoğunluğu ve süresi dış uyaranlar ve çevre ile uyumlu olmalıdır.

    Bakım verenler, bebeklerinin fiziksel, sosyal, duygusal ve dokunsal ihtiyaçlarını karşılarken ilgili ve güler yüzlü olmalıdırlar. Mümkün olduğu kadar fazla göz teması kurarak pozitif duygularını gösterebilmelidirler.

    Bakım veren çocuğunun çeşitli alanlardaki ihtiyaçlarına yanıt verici olmalıdırlar.

    Bakım verenler olaylar karşısındaki duygusal tepkilerinin kontrolünde çocuklarına örnek olmalıdırlar.

    Çocuklar, fiziksel, duygusal veya cinsel örselenmelerden korunmalıdırlar; travma sağlıklı duygusal gelişimi bozar.

    Duygular ile düşünceler arasındaki entegrasyon sağlanmış olmalıdır. Duygular ile düşünceler arasında uygun entegrasyonun sağlanması, sağlıklı gelişen beyin bölgelerinin olması ve ortama uygun duygusal tepkilerin ve düşüncelerin verilmesi ve tanımlanması (uygun uyaranların sunulması) ile mümkündür. Travma sağlıklı entegrasyonu bozabilir.

    Duygusal gelişimde başlıca sorunlar aşağıdaki şekillerde görülebilir:

    Kendi veya başkalarının duygularını algılamakta, anlamada ve adlandırmadaki güçlükler

    Duyguların yanlış yorumlanması (bilişsel çarpıklıklar)

    Duyguların çok az veya yoğun yaşanması

    Duygularda ani hızlı değişikliklerin olması –duygu durumu düzenleme güçlükleri-

    Duyguların düşünce içeriğine veya olaylara uygunsuz yaşanması

    Duygu ifadesindeki yetersizlikler veya uygunsuzluklar

    Duyguların ve dikkatin düzenlenmesi, kendinin düzenleme becerilerinin önemli parçalarını oluşturur: Kendini düzenleme becerilerinin, psikososyal işlevsellikte ve okul/iş başarısının elde edilmesinde önemli rolü vardır. Duyguların düzenlenmesi, uyum becerilerini ve davranışlarını geliştirirken; duyguların iyi düzenlenememesi, uyum becerilerinde ve davranışlarda kötüleşme ile birliktedir. Çocukluk çağı travmaları, ihmalleri ve olumsuz yaşam olayları, duygu düzenleme becerilerini bozar. Sıklıkla duygu düzenleme güçlükleri empati becerilerinin ve prososyal yanıtların gelişimine engel olur. Post travmatik stres bozukluğu gibi çeşitli psikiyatrik bozukluklarda bu durum açıkça gözlenebilir. Başka bir deyişle duyguların düzenlenmesi, sağlıklı bir gelişimde merkezi rol oynarken, duyguların iyi düzenlenememesi, psikiyatrik bozuklukların gelişimine zemin hazırlayabilir.

    Duyguların düzenlenmesinde, nörobiyolojik sistemler, duyguların yoğunluğu (emosyonalite), mizaç özellikleri (temperament), kişilik, yürütücü işlevler, bilişsel süreçler, kişiler arası ilişkiler, sistemler arası ilişkiler ve bağlantılar rol oynar.

    Duygusal gelişiminde aksamaların olduğu durumlarda çocuğun mutlaka bir çocuk ergen psikiyatristi tarafından değerlendirilmesi gerekir.

  • Çocukların özgüveninin artması için aile ve öğretmenlere öneriler

    Özgüvenli çocuk; demek kendini düşüncelerini ifade etmekten çekinmeyen, alternatif çözüm yolları üretebilen, sınırlarını doğru tanıyabilen, sonsuz sevgiye sahip olduğunu hissedebilen, her zaman daha iyisini yapmak için motivasyonunu kaybetmemiş olan, mutlu bir çocuk demektir.

    1.Özgüvenli bir çocuk yetiştirmek için öncelikle çocuğunuzu doğru ve objektif tanımalı ve beklentileriniz gerçekçi ve çocuğun yaşına uygun olmalıdır. Örn. Çocuğunuzun 3 yaşında iken dağıttığı oyuncakları toplamasını beklemeyin.

    2.Çocukların yaşlarına göre farklı özellikler gösterdiklerini unutmayın. Örn. 3 yaşından küçük çocuklar oyuncaklarını paylaşamayabilir.

    3.Çocuğunuzu diğer çocuklar ile ya da akranlarla kıyaslamayın. Onlar sizi diğer ebeveynler ile kıyaslar ise sizin hoşunuza gider mi? Düşünün.

    4.Çocukların öğrenme sürecinde bizlerin onlardan neler beklediğimizi tam olarak duyması gerekir. Bu süreçte ayrıntılar ile örnekler verilebilir. Sizlerin de bu konuda birer örnek teşkil ettiğinizi unutmayın. Örn. Tiyatroya gittiğinizde sırasını bekleyeceğini, yüksek sesle konuşmamasının gerektiğini önceden anlatın.

    5.İlk defa karşılaşacağı ortamlarda nelerin çocuğu beklediğini anlatın ki uyumsuzlukları olur ve bilmediğinden eleştiri alır ise toplum içinde kendini yetersiz hissetmesin.

    6.Oyunlar ile çocuğa doğru davranışların denemelerini yapın. Ör. Kalabalık bir yere gittiğinizin hayalini kurup önündeki kişiyi geçmek için itmek yerine ‘izin verir misiniz’ gibi cümleler kurabileceğini gösterin.

    7.Çocuklar belli durumlarda davranışlarını değiştirebilir, kurallara uymakta zorluk yaşayabilirler. Örn. Yorgun, uykusuz, aç olduklarında sabırsız olabilirler. Bu durumlarda bazı davranışlarına hoşgörüyü uygulayın. Çocuğunuza karşı doğru tutum gösterdiğinizde bu kuralları bozacaksınız anlamına gelmeyecektir.

    8.Sabahları sizin işe çocukların okula gitme telaşınızı yaşayıp, çocuğunuzla istemediğiniz şekilde iletişim kurmamak için (örn. Bıktım artık senden, her sabah seni uyandırmak zorunda mıyım?) akşamdan ve çocuklar uyanmadan önce kendi hazırlıklarınızı tamamlayın.

    9.Çocuğunuz küçük ise akşamdan kıyafetlerini ve okul çantasını hazırlamasına yardım edin.

    10.Sabah hazırlanma telaşına ‘yedin-yemedin’ gibi olumsuz çatışmalar eklemeyin. Bu konudaki ihtiyacını diğer öğünlerde telafi etmeye çalışın. Çoğu erişkin bile sabah kahvaltı yapmada isteksizdir unutmayın.

    11.Çocukların kuralları uygulamasında aktif roller ve sorumluluk almasına yardımcı olun.Örn. Sabah uyanması için odasına çalar saat koymak, yemeklerin hepsinin tadına bakmasını istiyorsanız miktarını ayarlamayı çocuğunuza bırakmak.

    12. Koyduğunuz kuralların bir süre sonra siz ve çocuğunuz arasında ‘kurallı iletişim’ şekline dönmemesine dikkat edin. Bazı şeylerin uygun örnek oluşturarak çocukların sizden öğreneceğini ya da kendilerinin yaptığı şeyleri takdir ettiğinde davranışın pekişeceğini unutmayın. Aksi halde herşeyi kural olarak algılayan bir çocuk ile çok yoğun çatışmalar yaşayabilirsiniz. Evde çok kural olan bir çocuk okuldaki kurallara karşı da isyankar olabilir unutmayın.

    13.Çocukların düşüncelerinin sorulması, farklı bakış açısına sahip olduklarının vurgulanması kendilerini daha önemli hissettirecek ve sosyal ortamlarda da kendilerini ifade etmekteki çekingenlikleri azalacaktır.

    14.Çocuklara tercihlerinin de önemli olduğunu hissettirin. Örn. Dinledikleri müzik grubu, giydikleri kıyafet.

    15.Kurallara uyulmadığı zaman neler ile karşılaşacağını çocuklar bilmelidir. Burada uyulmayan davranışa karşı oluşturulacak yaptırımların ertelenmemesine ve genelleme yapılmamasına özen gösterilmelidir. Örn. Bir daha bilgisayarı 2 saatten fazla oynarsan yaza kadar sana bilgisayar yasak demek uygulanması zor ve gerçekçi olmayan bir ceza demektir. Bu şeklideki cezaların hem uygulanması zordur hem de iletişimde inatlaşma olasılığını arttırır. Bunun yerine kısa süreli sınır koymak daha uygun olacaktır.

    16.Öğretmenler açısından okulda ilk haftalarda tüm çocukların okul ve sınıf kurallarını doğru algılaması için çocuklarla toplantılar düzenleyip bilgi vermek önemlidir.

    17.Kurallar sınıfta çocukların görebilecekleri göz hizasına uygun şekilde asılmalıdır.

    18.Çocuklar kurallara uymadıklarında neler olabileceğini önceden bilmelidir.

    19.Koyduğunuz kuralı o an açıklayamayacaksanız ‘ben senin büyüğünüm ve bu kararı vermek benim görevim, seninle şu an tartışamayacağım bir sürü nedeni var’ gibi açıklama yaparak daha sonra nedenini açıklamak için ortam hazırlayın.

    20. Çocuğu fiziksel ve/veya duygusal olarak (örn. Aşağılama, küçümseme, hor görme, sürekli eleştirme, küfür etme) ihmal ve istismar etmeyin.

    21.Çocuklar ile iletişimde ‘bozuk plak tekniği’ kullanılabilir. Benzer uyarıyı peşpeşe yapmak gerekebilir. Uygun ve ikna edici bir dil ile 3 kez tekrar ettikten sonra daha kararlı bir şeklide beklentilerinizi söyleyip davranışa yönelmesini sağlayabilirsiniz. Başlangıçta çocuklar sizin kararlılığınızı sürdürüp sürdürmeyeceğinizi test etmek isterler.

    22.Çocuğunuza bütün özellikleri ile değer verdiğinizi, sevdiğinizi hissettirin. Herkesin olumlu ve olumsuz özellikleri olabilir bunu unutmayın.

    23.Çocuğumuzun davranış ve düşünceleri konusunda sorunlar yaşansa bile sevgi olarak bakıldığında kendisinin aile için özel bir yeri olduğunu bilmesi ve sevildiğini hissetmesi önemlidir.

    24.Çocuğunuzu değil, davranışlarını eleştirin. Örn. ’Sen kötü bir çocuksun, kardeşine vuruyorsun’ yerine ‘kardeşine vurman doğru bir davranış değildir’.

    25.Sınıf içinde çocukları arkadaşlarının önünde kırıcı bir şekilde eleştirmeyin. Bu durumda diğer çocuklar da öğrencinizin negatif özelliklerine daha çok odaklanacak ve O’nu dışlayabileceklerdir.

    26.Suçluluk duygusuna kapılmadan hata yapabilme olanağını kendisine tanıyın. Örn. Ödevlerdeki yanlışları çocuğu suçlamadan kendisine iletin ya da farkına varmasını sağlayın. Hataları azaldığı zaman da bunu farkettiğinizi ve başardığını hissettirin.

    27.Çocuğun uygun davranışları için yüreklendirici mesajlar kullanın.Örn. Aferin, bugün çok gayretlisin, odanı çok güzel toplamışsın, öğretmeninle görüştüğümde derslere daha çok katıldığını duymak beni mutlu etti.

    28.Yüreklendirici mesajları kullanırken gülümseme, sarılma, öpme, göz kontağı kurma gibi istenilen bir davranışı güçlendirmede çok etkili olan sosyal ödülleri de kullanmaya özen gösterin. Unutmayın ki zamanla maddi ödüller eski çekiciliğini yitirir.

    29.Çocuklara cesaret kırıcı mesajlar verilmemelidir. Örn. Hep sorun sende, beni hiç dinlemiyorsun. Bu durumlar utanç ya da suçluluk duygularına neden olur, işbirliğini engeller, direnme ve öç alma duygularını harekete geçirir.

    30.Duygu ve düşüncelerinizi açıklarken BEN DİLİ ile konuşun. Örn. ‘sen bunu nasıl yaparsın? Nasıl bir çocuksun’ yerine ‘bunu neden yaptığını anlamıyorum’

    31.Çocuğunuza sınırlandırılmış seçenek sunun. Çocukların söz dinlemeleri ve işbirliği yapmaları için etkili yöntemlerden biridir. Çocuk, seçme şansı kendine verildiği için, kontrolün kendisinde olduğunu düşünür ve seçtiği şeyi yapmaktan da hoşlanır. Çocukta öz-disiplin kazanmasını ve doğru kararlar alma yeteneğini geliştirmesini sağlar.

    32.Çocuğunuz için iyi bir dinleyici olmaya çalışın. ‘ben onun yerinde olsaydım ne düşünürdüm, ne hissederdim?’ diyerek empatiyapmaya çalışın.

    33.Çocuğunuzun duygularını anladığınızı ifade edin.Örn. Sana sebze yemeği yemelisin dediğim için sinirlenmiş gibisin ama…’

    34.Çocuğun problemleri üzerinde düşünmesini ve kendi çözümlerine ulaşmasını sağlamak için yardımcı sorular yöneltin. Örn. Bu problemi nasıl çözmeyi düşünüyorsun?

    35.Küçük çocuklar için olumsuz davranışın yerine yapabileceği alternatif davranışlar gösterin. Örn. Yapma demek yerine neyi yapması gerektiğini söyleyin.

    36.Çocukların bir aktiviteyi bitirmesine yardımcı olmak için, zihinsel olarak bu değişikliğe hazırlanmasını sağlayacak zaman tanıyın. Örn. 3 kez daha sallanınca eve gidiyoruz.

    37.’Eğlenceden önce iş’ prensibini uygulayın. Örn. Oyuncaklarını topladıktan sonra birlikte pasta yapmak.

    38.Notlar, şekiller çocuğunuzun işbirliğini sağlamak için iyi yöntemlerdir. Örn. Yatağını toplamayı unutma notu.

    39.Çocuğunuz olumsuz davranışlar gösteriyorsa, bu davranışın altında yatan nedenleri anlamaya ve önlem almaya çalışın.

    40.Kontrolünüzü yitirmemeye çalışın. Saldırgan tavırların (örn. Dövmek) ve sözlerin (Örn. Aşağılamak)çocuğun davranışlarını düzeltme gücü yoktur.

    41.Tahammülünüzün olmadığı bir gününüzde iseniz ya da kendinize kısa bir zaman dilimi ayırmak istiyorsanız, önceden tedbir alıp çocuğunuza durumu açıklayın. Örn. Bugün çok yorgunum, gürültü etmeden oynamanı istiyorum.

    42.Kendinize düşünmek için zaman tanıyın. Örn. Bu konuyu biraz düşünmeliyim.

    43.Kuralların bozulması durumunda uygulayacağınız sonucun uygun ve doğru yerde kullanılmasına dikkat edin. Örn. Sizden izin almadan sokağa çıkmış ise birkaç gün sokağa çıkması yasaklanabilir.

    44.Yapamayacağınız boş tehditlerden kaçınmaya çalışın ya da uygulamayacağınız bir durumu korku ve baskı aracı olarak kullanmayın. Örn. Seni bir daha oyun parkına getirmeyeceğim.

    45.Mizahı kullanın. Çocuklar kendilerine şaka ile söylenenleri daha rahat kabullenir. Ancak esprinin alaya almamasına dikkat etmek gerekir.

    46.Mümkünse ‘hayır’ kelimesi yerine ‘evet’ kelimesini kullanın. Örn. Evet çikolata yiyebilirsin ama yemekten sonra.

    47.Durumlarla ilgili açıklamada bulunun. Örn. Benim öncelikle yemeğimizi yapmam gerekiyor, beni bekleyeceğini biliyorum.

    48.Mümkünse sonuçları çocuğun da görmesini sağlayın. Örn. Bak kutumuz bomboş, hiç çikolata kalmamış.

    48.Çocuğunuza iyi örnek olun. Çünkü çocuklar anne-babalarının davranışlarını gözler ve davranışlarını tekrar ederler.

    Çocuklarımıza iyi model olarak, izlediklerini denetleyerek, arkadaş seçimlerine yardımcı olarak, uygun başa çıkma yöntemleri geliştirmelerine, davranışlarından sorumlu olmalarına olanak sağlayarak ve ne yaparlarsa yapsınlar hep sevildiklerini hissettirerek büyütelim.

  • Kaygı ve Kaygı Bozukluğu

    Kaygı ve Kaygı Bozukluğu

    Her insan,günlük yaşamında sağlık,sınav,iş,aile problemleri gibi birçok farklı konular ile ilgili kaygı duyabilir.Kaygı,insan için doğru şekilde kullanıldığında ve belirli bir düzeyde olduğunda yalnızca normal değil aynı zamanda uyumsal ve işlevselliğimiz için yaşamsaldır.Uyarıcı niteliktedir,olası tehditlere karşı çözüm bulunmasını ve çözümlerin hayata geçirilmesini sağlar.Örneğin;bir sınava girmek üzereyken,başarısız olma endişesi,yeterli derecede sınav hazırlığına neden olur.Dikkati ve konsantrasyonu arttırır.

    Anksiyete Bozukluğu yaşayan kişilerde ise endişe hali sürekli,nedeni olmayan,nedeni olsa bile durumla uygunsuz,aşırı ve denetlenemez niteliktedir.Kişinin günlük,sosyal ve mesleki yaşamını olumsuz yönde etkiler;kişi kendini denetleyemez,sakinleştiremez.

    Anksiyete Bozukluğu çocukluk dönemi ve genç yetişkinlik döneminde başlar,sinsi bir gelişim gösterir.Çocukluk dönemi travmaları,genetik faktörler,kişilik özellikleri,stresli yaşam olayları kaygı bozukluğunun oluşumunda etkilidir.Belirtilerde dönem dönem iyileşmeler görülebilir ancak stresli yaşam olaylarında alevlenmeler göstermekte ve çoğunlukla kötüleşmektedir.

    Anksiyete Bozukluğu Belirtileri

    -Aşırı ve kontrol edilmesi zor endişeler

    -Kas gerilmesi

    -Huzursuzluk

    -Çabuk sinirlenme

    -Sebepsiz yorgunluk

    -Uyku problemleri ( uykuya dalmakta güçlük,gece sık sık uyanma,en ufak seste irkilme)

    -Dikkat bozukluğu ve konsantrasyon güçlüğü

    -Titreme ve seyirmeler

    -Terleme

    -Kalp atışlarında hızlanma,çarpıntı hissi

    -Yutma güçlüğü

    -Mide bulantısı

    -Nefes darlığı

    -Göğüste ağrı ve sıkışma

    -Boğulma hissi

    -Otokontrolünü yitirme hissi

    Anksiyete Bozuklukları DSM V’e göre tanımlanmaktadır.Yaygın anksiyete bozukluğu,Panik bozukluk,Agorafobi,Özgül fobi,Sosyal kaygı bozukluğu,Ayrılma kaygısı bozukluğu,Selektif mutizm olarak birincil kaygı bozukluklarını içermektedir ve kişinin birden fazla kaygı bozukluğu olabilir.

    Kaygı ile ilişkili semptomların diğer nedenleri ise Obsesif-kompulsif bozukluk,Travma sonrası stres bozukluğu,Akut stres bozukluğu,Çekingen kişilik bozukluğu,Majör depresif bozukluk için kaygılı sıkıntılı belirteci,Somatizasyon bozukluğu ve Hastalık kaygısı (hipokondriazis) bozukluğudur.

    Anksiyete Bozukluğu Tedavisi

    Değerlendirmede ilk yapılması gereken,belirtilerin herhangi bir fiziksel rahatsızlıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığını belirlemektir.

    Anksiyete tedavi edilebilir bir bozukluktur.Psikoterapi ya da ilaç tedavileri uygulanabilir.Bir kişi için uygun olan tedavi,bir başka kişi için uygun olmayabilir.Kapsamlı değerlendirme sonucunda, hastalığın seyri ve şiddetine göre uzmanlar tarafından uygun tedavi yöntemi belirlenir.

    Psikoterapinin temel hedeflerinden biri,bozukluğun oluşumuna ve kişide şikayetlere neden olan altta yatan faktörlerin belirlenmesi ve buna uygun tedavi planının yapılmasıdır.Terapi süresince,kişide kaygıyı alevlendiren tetikleyicilerin belirlenmesi,düşünce,duygu ve davranışların anlamlandırılması,kaygının kontrol altına alınması şeklinde birden çok hedefe ulaşılması amaçlanmaktadır

  • ÇOCUKLARDA ÖZ BAKIM BECERİSİ VE ÖNEMİ

    ÇOCUKLARDA ÖZ BAKIM BECERİSİ VE ÖNEMİ

    Öz bakım becerisi, çocukların içinde bulundukları gelişim dönemlerine uygun şekilde
    kendi kişisel bakımlarını üstlenebilme becerisidir. Çocukların öz bakım becerilerinin
    temelinin atıldığı dönem okul öncesi dönemdir. Bu dönemde çocukların gelişim özelliklerine
    uyacak şekilde bu becerileri geliştirmesi beklenilir. Yaş dönemlerine göre çocukların sahip
    olması gereken öz bakım becerileri şu şekildedir:

    36-48 AYLIK ÇOCUKLARIN ÖZBAKIM BECERİLERİ

    1) Kendine ait eşyaları toplar.
    2) Tuvalet ihtiyacını yardımla karşılar.
    3) Yardımla giyinir.
    4) Bağcıksız ve düğmesiz kıyafetleri yardımsız çıkarır.
    5) Giysinin önünü arkasını bilir.
    6) Saçlarını yardımla tarar.
    7) Dişlerini yardımla fırçalar.
    9) Yemeğini kendi kendine yer.

    48 – 60 AYLIK ÇOCUKLARIN ÖZBAKIM BECERİLERİ

    1) Kıyafetlerini yardımsız giyip çıkarır.
    2) Kıyafetlerini asar.
    3) Saçlarını tarar.
    4) Ayakkabılarını yardımla bağlar.
    5) Dişlerini fırçalar.
    6) Elini yüzünü yardımsız yıkar.

    7) Sofra kurallarına uyar.
    8) Yemekle ilgili araç gereçleri uygun kullanır.

    60-72 AYLIK ÇOCUKLARIN ÖZBAKIM BECERİLERİ

    1) Dişlerini fırçalar.
    2) Vücudunu yıkar.
    3) Dişlerini fırçalar.
    4) Hava şartlarına uygun kıyafetler seçer.
    5) Giysilerini kendi giyer, çıkarır.
    6) Ayakkabılarını bağlar.
    7) Yemek araç-gereçlerini bir yetişkin gibi kullanır.
    8) Tehlike yaratacak durumları fark eder.

    Gelişimsel dönemine uygun olduğu halde, yardımsız olarak yemek yiyemeyen, diş
    fırçalayamayan ya da tuvalet temizliğini yapamayan yani öz bakım becerileri konusunda
    sıkıntı yaşayan çocukların çoğunun, bu becerilere sahip olamamalarının en büyük
    nedenlerinden biri ebeveynlerinin aşırı koruyucu tutumlarından kaynaklanır.
    Ana-babanın aşırı koruması, çocuğa gerektiğinden fazla kontrol ve özen göstermesi
    anlamına gelir. (Yavuzer, 1998). Bu tutumu benimseyen ebeveynler; çocukları zarar
    görmesin, yorulmasın, üzülmesin gibi sebeplerle çocuklarının yapması gereken her şeyi onlar
    adına yaparlar. Bu şekilde, onları, dünyadaki tüm kötülüklerden olabildiğince koruyacaklarına
    inanırlar. Örneğin, çocukları koştuğunda düşeceğinden, bir şey taşıdığında
    incinebileceğinden, yaşına uygun bir görevi yerine getirdiğinde yorulabileceğinden endişe
    duyarlar. Bu nedenle genellikle çocuklarına sorumluluk vermez, çocuklarının görevlerini de
    kendileri yaparlar. Bu görevler çocuğa yemek yedirme, çocuğun tuvalet temizliğini kendi
    yapma, çocuklarının kıyafetlerini kendisinin giyip çıkartması şeklinde olabilir.
    Aşırı koruyuculuğun yanı sıra, etraf pislenmesin ya da daha hızlı olunsun düşüncesi ile
    çocuğunun görevlerini üstlenen ebeveynlere de rastlanmaktadır.
    Ancak her iki durumda da çocuk, otonom(kendi kendine yetebilme)bir birey olma,
    bağımsızlık ve güven açısından zarar görmektedir. Bu tutumlar sonucunda, çocuğun kendisini

    geliştirmesi engellenmekte, başta öz bakım olmak üzere diğer alanlardaki gelişimleri de
    olumsuz etkilenmektedir. Kendisine sorumluluk verilmeyen, yapabileceği şeyler ile ilgili
    kendisine fırsat tanınmayan, öz bakımıyla ilgili ve diğer açılardan sürekli olarak anne babanın
    kontrolünde olan bir çocuk, ileride de yanında bir kişi olmadan pek çok işlevi yerine
    getiremez hale gelmekte, ötekine bağımlı olmakta ve onlar tarafından kontrol edilme arzusu
    içinde bulunmaktadırlar.
    Çocuğun öz bakım becerilerinin geliştirilmesi için kendisine fırsat tanınması, onun
    sorumluluk duygusu ile tanışmasını, güven duygusunun çoğalmasını sağlar. Ayrıca motor
    becerileri de öz bakım becerilerine bağlı bir alandır. Dişlerini fırçalayan, yemeğini kendi
    yiyen, eşyalarını toplayan bir çocuğun ellerini kullanması ile ince kas motor becerileri
    gelişmektedir. Anaokulumuzda çocuklarımızın öz bakım becerilerini geliştirmeleri
    desteklenmekte, yaş dönemlerine uygun becerileri göstermelerine fırsat tanınmaktadır. Ancak
    elbette bu konuda ailenin de iş birliği içinde olması, çocuklarımızın bağımsız, kendi kendine
    yetebilen sağlıklı yetişkinler haline gelmelerinde çok önemli bir unsur olan öz bakım
    becerilerini geliştirebilmene fırsat tanımaları gerekmektedir.

  • Çocuklarda beslenme bozuklukları

    Çocuklarda Beslenme Bozuklukları

    Çocuklarımızın sağlığını ve iyilik durumunu genelde yemesine göre değerlendiririz. Çoğu zaman biz büyükler çocuğumuzun yemesinden pek tatmin olmayız. Ya az yemiştir, ya bizim istediğimiz bazı şeyleri yemiyordur veya kendi başına yemiyordur.

    Hayatının belli bir döneminde beslenme problemi yaşamayan çocuk neredeyse yoktur. Bu dönemde bizim ona yaklaşımımız durumun ne kadar süreceğini ve şiddetini belirler.

    Çocuk beslenmesinin temelini anne-çocuk arasında kurulacak iletişim oluşturur. Bebeklik döneminde sağlıklı bir emzirme başarılmışsa ek gıda dönemi de genel olarak daha rahat atlatılacaktır. Unutmayalım ki beslenme bir temel ihtiyaçtır. Siz çocuğunuza uygun olan besini, uygun zamanda ve uygun miktarda sunarsanız çocuğunuz (tıbbi bir problemi olmadığı sürece) bunu mutlaka alacaktır.

    Beslenme aile ve çocuk arasında keyifli geçirilmesi gereken bir zamandır. Birşeyler yemek her insana mutluluk verir. Hele bunu sevdiğiniz biriyle birlikte yapıyorsanız daha da keyifli hale gelecektir. Bu durumda ne yapmalı?

    1. Çocuğunuzun uyku ve yemek saatlerini düzenleyin.

    Çocukların gece 20-21 arasında yatması, sabah 07 civarında kalkması gereklidir. Gece uykusunun en az on saat olması sağlıklı gelişim açısından önemlidir. Genel olarak yemek saatleri:

    Kahvaltı : 07:30-09:00

    Öğle Yemeği : 12-01:30

    Akşam yemeği : 17-18:30 saatleri arasında olacak şekilde düzenlenmesi uygundur.

    Öğünlerin bu saatler içinde ve yeme süresi 40-45 dakikayı geçmeyecek şekilde düzenlenmesi yeme ritmi ve açlık-tokluk döngüsünün sağlanmasına yardımcı olacaktır.

    2. Açlık

    Çocuğunuzun yemeğini yiyebilmesi için aç olması gerekir. Bu nedenle gece beslenmemesi, yatmadan bir saat öncesinde her türlü besinin kesilmesi gereklidir. (Özellikle 2 yaşın üzerindeki çocuklar için) Ara öğünler ana öğünlerini etkilemeyecek saatlerde verilmelidir. Ana öğününden 2,5-3 saat öncesinde beslenme kesilmeli, su dışında herhangi bir yiyecek ve içecek verilmemelidir.

    3. Dengeli öğün

    Ana besin gruplarının dengeli olarak alınmasını sağlamak gerekir. Tahıllar, protein ve esansiyel yağlar önemlidir. Öğününde protein ve tahıllı gıdaların birlikte verilmesi yanına yoğurt, ayran veya domates, salata gibi sebzelerin eklenmesi uygun olur. Yağ olarak zeytin yağı tercih edilmelidir.(Mümkünse doğal, sızma) Kaliteli, uygun şekilde hazırlanmış tereyağı da kullanılabilir. Margarin, soya, mısır gibi yağlardan uzak durmak gerekir.

    Etli gıdalar çocuk büyümesinde çok önemlidir. Özellikle kırmızı et ve balık çocuk beslenmesinde vazgeçilmezdir. Tavuk da iyi bir protein kaynağıdır, ancak gezinen ve doğal beslenen tavukların tercih edilmesi daha uygundur. Günlük 2-3 köfte büyüklüğünde etli gıda alması yeterlidir. Sebzeler tamamlayıcı besinlerdir. Barsakların düzenli çalışmasını ve besinlerin sindirimi düzenler, toksinlerin atılmasını kolaylaştırır. Ancak sebzelerin kalorisi yeterli olmadığı için yanında tahıl veya protein içeren gıdalarla birlikte sunulması gerekir.

    Çocuğunuzun ne yiyeceğine siz karar vermelisiniz. Besinleri çocuğunuzun günlük ihtiyacına göre, dengeli bir şekilde sunmanız gerekir. Ancak bunu yaparken çocuğunuzun damak zevkini de göz önünde bulundurmalı, onun yiyebileceği gıdaları seçmelisiniz.

    Çocuklar 2-6 yaş arası daha önce tatmadığı değişik gıdaları almak istemezler. Bu nedenle iki yaşına kadar mümkün olduğunca bütün besinlerle tanıştırılmalıdırlar.

    4. Yemek yeri

    Özellikle ilk 2 yaşta, mümkünse 3 yaşına kadar mama sandalyesi kullanımı, sonrasında da çocuğunuzun masaya uygun şekilde yaklaşabilmesi için yükseltilmiş sandalyeler kullanılması gerekir. Yemek asla gezinerek veya çocuğun peşinden koşturarak verilmemelidir. Yemek saatinde televizyon, tablet veya telefon kullanılmamalıdır. Bir oyuncaktan yardım alabilirsiniz, ancak yemeği oyun haline getirmemelisiniz.

    5. Aile sofrası

    Çocuğunuzun beslenmesi size göre şekillenecektir. Onunla birlikte sofraya oturmanız, onun kendi yemesine izin vererek sizin kendi yemeğinizi yemeniz, sizi gözlemlemesi ve uygun davranışları öğrenmesini sağlar. Yemek vakti ailenin birlikte geçireceği keyifli bir zaman olmalıdır.

    Yukarıda saydıklarım genel kurallardır ve özellikle iki yaşın üzerindeki çocuklar için geçerldir. Ancak unutmayalım ki her çocuk ayrı bir bireydir. Bazı çocukların farklı ihtiyaçları ve farklı bir düzeni olabilir.

    Bu kurallara genel olarak uymanıza rağmen çocuğunuzun beslenme problemi devam ediyorsa besin allerjisi, enfeksiyon gibi bazı sağlık problemleri olabilir. Bu açıdan değerlendirilmesi için bir Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı tarafından muayene edilmesi ve takibi uygun olur.

    Beslenme problemlerinin erken dönemde tanınması önemlidir. Düzenli sağlam çocuk takiplerinin yapılması ve persentil eğrisi takibi sorunun erken saptanması ve tedavisi açısından önem taşır.

    Unutmayalım ki sağlıklı nesillerin temelini sağlıklı bir beslenme oluşturur.

    Dr. Ayşe Zengin Turan

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

  • Başarıda Yetenek mi İstemek mi?

    Başarıda Yetenek mi İstemek mi?

    İnsan ırkının en temel ihtiyaçlarının başında başarı ihtiyacı gelir. Her insan başarılı olmak ister. Başarısız olmak için hiçbir işe başlanmaz. Akıl sağlığı yerinde olan hiçbir kimse yoktur ki, bir işe başlayayım ve çok başarısız olayım ya da öyle bir şey yapmalıyım ki rezil olmalıyım hedefi ile başlasın. Çünkü insanın yaradılışı buna uygun değildir. McClelland’a göre üç temel edinilmiş ihtiyaç vardır; başarı, güç ve ait olma.Bunların içerisinde ise başarı ihtiyacı en baskın olanıdır. İnsan olumsuz bir şey yapsa bile kendi koyduğu hedefe ulaşmak ve başarılı olmak ister. Örneğin filmlerde izlediğimiz banka soygunu sahnelerinde “arkadaşlar yüzyılın banka soygununu yapmak için plan yapacağız, yakalanacağız ve tüm dünyaya rezil olacağız” cümlelerini duymamız mümkün değildir.

    Peki başarı için yetenek mi daha önemli yoksa istemek mi?

    Bu soru son zamanlarda sıkça sorulmaktadır. Bir grup var ki, bunlar “istersen yaparsın”cılar. Bu grubun en önemli mottosu “içindeki güce inan”dır. Bir grup da vardır ki yeteneğin olmadan asla. Bu yazıda bu iki grubu karşılaştıracağız.

    Önce bu konu ile ilgili bazı kavramlara bakalım.

    Yetenek nedir?

    Yetenek doğuştan getirilen ve belli bir eğitimle geliştirilen gizil güçtür. Bir insan bir yetenek örüntüsü ile dünyaya gelir. Bu örüntüde bazı yetenekler baskın bazı yetenekler orta düzeyde, bazı yetenekler düşük düzeyde, bazı yetenekler ise hiç yoktur. Yeteneğin saf kısmı genler yolu ile geçer. Geliştirilmeyen yetenekler ortaya çıkamaz ya da sönük olarak kalır. Yetenek davranış olarak gösterilecek bir alan bulamaz ise hiç farkına bile varılmaz. Çok üst düzeyde piyano çalma yeteneği ile dünyaya gelen bir kişinin uygun koşullarla karşılaşmadığı sürece iyi bir piyanist olma olasılığı yoktur.

    Diğer bir kavram ise ilgi. İlgi bir alana yönelimi ifade eder. Yaptığımız da hoşumuza giden şeydir. İlgi, doğal olarak isteme davranışına neden olur. Diğer bir değişle yaptığımızda çokça mutluluk hormonu dopamin salgılatan şeydir. Eğer ilgi duyduğumuz alanda yeteneğimiz yok ise o ilgi kısa sürece söner. İlgiyi besleyen yetenektir.İnsan yapamadığı, başaramadığı şeyden zevk alamaz. Başarılı olduğumuz dersleri sevmemizin nedeni budur.

    Bu konudaki diğer bir kavram “an”dır. “An” olayın olduğu zamanı ve mekanı temsil eder. Yaptığınız işe “an” uygun değil ise başarılı olamazsınız. Örneğin bundan 30 yıl önce Facebook’u siz bulsaydınız muhtemelen zamanı uygun olmadığı için başarılı olamazdınız. Ya da Facebook’u Zuckerberg Amerika’da değil de Türkiye’de bulsa idi muhtemelen yine başarılı olamazdı. Yaptığınız işin “an”a uygun olması yetenek ve ilgi kadar önemlidir.

    Son kavramımız tutku. Tutkuyu TDK şöyle tanımlıyor; irade ve yargıları aşan güçlü bir coşku, ihtiras; güçlü istek ve eğilimin yöneldiği amaç; aşırı düşkünlük. Tutku insanı hedeflediği alana götüren en güçlü güdülerin başında gelir. İnsan her neye tutulursa ona ulaşıncaya kadar tüm güçlüklerin üstesinden gelebilir.

    Başarılı olmak için ilk ve temel şart yapılan işe ilişkin yetenek örüntüsünün uygun olmasıdır. Her davranış ya da her beceri için yetenek örüntüleri farklı olabilir. Ancak bu örüntünün de derecesi önemlidir. Yetenek örüntüsü var ya da yok olarak değerlendirilmez. Yetenek örüntüsü, içinde bulunduğunuz popülasyona göre belli bir derecede bulunur. Yetenek örüntüsü uygun olduktan sonra yapılan işe ilişkin ilgi duymak gerekir.

    Bu noktadan sonra başarıyı “başarı” ve “üstün başarı” olarak sınıflamakta fayda var. Başarı, hedeflenen noktaya varma ya da ortalama insanın varabileceği nokta; üstün başarıyı ise çok az kişinin varabileceği nokta olarak tanımlayabiliriz.

    “Başarı” için bazı olasılıkları sıralayalım;

    • Bir kişinin bir alana hem ilgisi hem de yeteneği yok ise kesin başarısız olur
    • Bir kişinin bir alana hem ilgisi hem de yeteneği var ise kesin başarılı olur

    • Bir kişinin bir alana ilgisi var ama yeteneği yok ise ilgi kısa sürede söner. Ama ilgi düzeyi çok yüksek ise ortalama bir başarı elde edilebilir. Ancak bunun için çok çalışmak gerekir. Örneğin gitar çalma ile ilgili yeteneğiniz yok ya da düşük ancak çok istiyorsanız çok çalışarak ortalama bir başarı elde edebilirsiniz. Hiçbir zaman çok iyi gitar çalan biri olamazsınız ama ortalama bir gitar çalabilirsiniz.

    • Bir kişinin bir alana ilgisi yok ama yeteneği var ise, zorunlu ise başarılı olabilir. Yani kendisine istemediği bir görev verilirse ve yapmak zorunda ise başarılı olabilir.

    “Üstün başarı” için ise yetenek ve ilgi yanında “an” ve tutkunun da uygun durumda olması gerekir. Eğer bir alana ilgi ve yeteneğiniz var ve “an” da uygunsa üstün başarı için geriye kalan tutkudur. Bir şeye tutkuyla tutunursanız ve buna donanımınız (ilgi, yetenek ve an) uygun ise üstün başarıyı elde etmemek mümkün değildir.

    Bu durumda öncelikle ilgilerinizi ve yeteneklerinizi tanımanız gerekir. İlgi ve yeteneklerinizitanımadan hangi alana yöneleceğimizi de doğru olarak tespit edemeyiz.

    Sonuç olarak istemek tek başına başarı getirmez. Eğer istediğiniz alana yeteneğiniz varsa ve tutku ile çalışırsanız üstün başarı elde edersiniz.

  • Bebek odası hazırlarken dikkat edilmesi gerekenler

    Temel hedefimiz hem eşyalar hem odanın geneli ile ilgili olarak güvenli, kolay temizlenebilir ve gereksiz kalabalıktan olmayan bir oda düzenlenmesidir.

    Öncelikle güneş girmeyen, hava değişimi olmayan odalar bebeğin sağlığı için uygun değildir.

    Yer döşemesinde en az toz tutan ve temizliği kolay bir ürün tercih edilmelidir. Masif ahşap ya da laminant parke tercih edilebilir. Halılar artık hepimizin bildiği gibi toz ve mikroorganizmaları tutma özelliklerinden dolayı uygun değildir.

    Duvarlar için kokusuz su bazlı boyalar öncelikli tercih edilmelidir. Renk seçiminde ise gözü yormayan pastel tonlar seçilmelidir.

    Perdeler ile ilgili düzenleme ebeveynlerin tercihine bağlı olmakla birlikte çok güneş alan oda da ışığın kontrolünü sağlayabileceğiniz şekilde düzenlenmesi uyku düzenini oluştururken işimizi kolaylaştırabilir.

    Aydınlatmada tek yönden ve kuvvetli bir ışık seçimi yerine duvardan yansıyan ışık tercih edilebilir.

    Bebekler de karanlık korkusu olmaz. Ancak çok ışıklı bir odada rahat uyuyamazlar ve çok karanlık bir odada sizin onu kontrol etmeniz zor olacaktır. Gece için tercihimiz bizim hareketimizi kolaylaştıracak çok hafif bir ışık kaynağı olmalıdır.

    Mobilyaların ağaçtan yapılmış olması sağlıklı bir seçimdir. Fakat toksik olmayan boyaların kullanıldığı mobilyaları tercih edilmelidir. Mobilyalarda sivri çıkıntılar olmamalı, yatak kenarındaki korkulukların bebeğin sığmayacağı kadar dar olduğundan emin olunmalıdır.

    Oda takımlarının genelinde ise çeşitli seçenekler mevcuttur. Odanızın boyutlarını ve ihtiyaçlarınızı düşünerek alıp ve fazla kalabalıktan kaçınmalısınız.

    Yatak seçiminde fazla sert veya yumuşak bir yatak bebeğinizi yoracağı için tercih edilmemelidir. Antibakteriyal doğal kauçuktan yapılan lateks yataklar ya da yarı ortopedik yataklar bebekler için uygundur.

    Diğer ayrıntılara göz atacak olursak;

    Çarşaflar mutlaka yatağın altına sıkıştırılmalı ya da lastikli çarşaflar tercih edilmelidir. Yatakların içinde fazladan yastık örtü gibi eşyalar bırakılmamalı sadece çocuğun üstüne örtmek için mevsime uygun ürün (battaniye, yorgan) tercih edilmelidir. Bu örtünün de yatağın kenarlarına sıkıştırılarak kullanılmalıdır.

    Bebek odalarında -kitapların çok toz tutması nedeni ile- kitaplık bulundurulmamalıdır.

    Sıcaklığın ölçümü için derece, nem oranını takip edebilmek için nemölçer bulunması uygun olur.

    Radyo vb. cihazlarda bebeğinize müzik dinletebilmeniz için uygun olacaktır. Uyku öncesi sakinleştiren müziklerde uykuya geçişi kolaylaştırabilir.

    Oda içinde tüylü oyuncak ve eşyalardan da kaçınılmalıdır.

  • Bebek büyütürken yapılan yanlışlıklar

    BEBEK BÜYÜTÜRKEN YAPILAN YANLIŞLIKLAR:

    Ağlayan bebek,gazlı bebek sorunlu, huzursuz , mutsuz bebek. Hem ailenin hem de çocuk uzmanının en önemli sorunlarından birisidir. Hatta ve hatta iş kayıplarına, aile içerisinde huzursuzluklara, ebeveynlerin sağlık sorunlarına ve de çocuk uzmanlarının toleransının çok azalmasına neden olabilir. Peki bunlar neden oluşmaktadır ? İlla ki bir sebebi var mıdır?

    Biz bugün sadece bizim yaptığımız yanlışlıklardan kaynaklanan sorunlara değineceğiz!

    1. Anne sütünü vermeyi becerememek ve bu konuda hırslı olup emek harcamamak.
    2.Çok sık beslemek
    3.Düzensiz beslemek
    4.Beslerken bebeğin çok gaz yutmasına sebep olmak
    5.Bebeğin gazını çıkartmayı becerememek
    6.Uygun olmayan biberon kullanmak.
    7.Bebeğin ayına kilosuna uygun mamayı vermemek hatalı mama kullanmak
    8.Bebeği uygun pozisyonda beslememek
    9.Bebeği uygun pozisyonda yatırmamak
    10.Bebeği uygun şekilde giydirmemek.
    11.Bebeğin yattığı ortamın ısısının uygun olmaması
    12.Yaşanılan yerde çok yüksek ses ve gürültü
    13.Bebeğe ağızdan verilmemesi gereken tatlı, reçel, bal gibi şeylerin tattırılması
    14.Bebeğin kucağa alınıp yeterince ilgi ve şefkat gösterilmemesi.
    15.Özellikle erkek çocuklarda idrar yapmasının zor olduğunun görülmesi ve sünnet önerilmesine rağmen bunun önemsenmemesi.
    16.Beslenme yetersizliği ve kilo alımında yetersizlik olması,ve aile tarafından anlaşılamaması.
    17.Mama ile beslemede mamanın uygun olmayan ısılarda hazırlanıp bebeğe verilmesi.
    18.Mamanın hazırlandıktan sonra hemen içirilmeyip bir süre bekletildikten sonra verilmesi.
    19.Bazı yiyeceklerin hazırlanıp buzdolabında bekletilmesi…
    20.Ek gıdaların yanlış ,zamansız ve usulsüz başlanması…..
    21.Temizlik, sterilizasyon, hijyen gibi çok önemli terimler konusunda bilgi eksikliği ve bunların uygulanışında yapılan yanlışlıklar.

    Bebeğin bir sağlık sorunu olup olmadığı konusunda karar vermeden önce aslında yapmamız gereken çok şey vardır. Bunları takiben yine huzursuz , mutsuz çok ağlayan bebeklerde sindirim sorunları, ciddi gaz sancıları ve başka tıbbi problemler de olabilir. Ancak görülmüştür ki ; Bu problemler aslında istatistiksel olarak çok büyük oranda yer tutmamaktadır. Bu nedenle bebeği eve getirirken önceden bir kullanım kılavuzu ele geçirilmeli, bu yeni varlık konusunda araştırmalar yapmalı ve ona nasıl yaklaşıp ne şekilde ilgi göstereceğimizi önceden şekillendirmeliyiz. Bunun yanında iletişim kuracağımız bir çocuk uzmanı aileden biri olarak tescil edilmeli ve sıkı irtibat kurulmalıdır…

  • Çocuğumu sünnet etmeyi planlıyorum. Ama !!!

    Sünnet basit bir işlem midir?

    Sünnet cerrahi bir işlem olduğundan hafife alınacak bir işlem değildir. Uzman hekimler tarafından yapılmadığı taktirde çocuğun geri kalan hayatını etkileyebilecek ciddi sıkıntılara yol açabilir. Uzman olmayan ellerde yapılan sünnetlerde sünnet komplikasyonları oldukça yüksektir. Profesyonel kişilerce yapılan sünnetlerde komplikasyon %5 iken, sağlık teknisyenlerinin yaptığı sünnetlerde %10, geleneksel sünnetçilerin yaptığı sünnetlerde ise %85’e varan komplikasyon oranları vardır ve bu oranlar toplu sünnetlerde daha da arttığı bilinmektedir.

    Sünnet derisinin altında pipinin üzerindeki beyaz salgının temizlenmesi gerekir mi?

    Sünnet derisinin glans penis üstünden kaymasını sağlayan beyaz renkli bu fizyolojik salgıya Smegma denir. Ebeveynler tarafından sünnet derisinin geriye çekilip bu salgının temizlemesi gereksiz ve zararlı bir işlemdir. Smegma salgısının sünnet cerahisi esnasında temizlenmesi yeterlidir.

    Hangi yaş aralığı sünnet için uygun değildir?

    4-6 yaş döneminde erkek çocukların ruhsal-cinsel gelişimi açısından kritik bir dönemdir. Çocuk örselenmeden ruhsal-cinsel gelişimini tamamlayabilmesi için tıbben zorunluluk olmadıkça 4-6 yaş arasında sünnetten kaçınılması uygundur.

    Çocuğumu bezli iken sünnet edebilirmiyim?

    Günümüzde sünnetin olası psikolojik etkileri kaygısı ile, genellikle eğitimli ebeveynlerin yenidoğan sünnetini ya da ilk yaşlarda sünnet yaptırma isteği artmış olduğunu görülmektedir.

    Bezli bebeklerde sünnet işlemi sonrası takiplerinin rahat olduğu saptandığından, bizlerde bu yaşlarda sünnet cerrahisini önermekteyiz.

    Sünnet cerrahisi öncesinde uzman hekim muayenesi gereklimidir?

    Sünnet işlemi öncesinde uzman muayenesi çok önemlidr. Çünkü yapılan genital muayenede hipospadias (Resim-1), inmemiş testis, inguinal herni, gömük penis (Resim-2) ve varikosel gibi inguinal bölge ek genital anomaliler saptanabilir. Bu ek probleme göre cerrahi zamanı ertelenebilnir veya ek patoloji ile beraber sünnet cerrahiside yapılır. Hasta aynı anestezi ile ek patolojilerinden kurtulmuş olur.

    Uzman olmayan ellerde sünnet yaptırırsak ne gibi problemler ile karşılaşabiliriz?

    Yukarıda sayılan ek patolojilerin uygun zamanda tedavi edilme şansı kaybolur. Ayrıca kullanılan sünnet metoduna göre glans penis dediğimiz pipi ucuyla veya pipi cildi ile ilgili problemler olan; yetersiz sünnet (Resim3) ve penil mukozanın uzun bırakılmasına (Resim-4) bağlı problemler ile karşılaşırsanız, çocuğunuza ikinci kez operasyon gerekebileceğinden uzman hekimlerin cerrahi yapmasını tercih etmelisiniz.

    Evde lokal anestezi ile çocuğumu sünnet edebilirmiyim?

    Lokal anestezi altında sünnet edilen çocuğun acı duymaması mümkün değildir. Üstelik çok yoğun bir endişe ve korku yaşar. Dahası, çocuğun endişesi ve tepkilerinden etkilenen cerrah ve ekibinin aceleyle girişimi yapmaya kalkmaları hata riskini artırır. Ek olarak evde oluşturulan ortamın temizliği ve sterilitesi yetersiz olduğundan, sünnet sonrasında enfeksiyon görülme ihtimali hastane ortamına göre yüksektir.

    Çocuğumun sünnet işlemi için en uygun ortam neresidir?

    Sünnetin, uygun koşullarda ve deneyimli kişiler tarafından yapılmamasından dolayı peniste kalıcı hasarlar ya da hayati tehlike oluşabilir. İşlem, enfeksiyon bulaşma riskini azaltmak amacıyla temel cerrahi prensiplere uygun olarak ameliyathane ortamında gerçekleştirilmelidir.

    Sünnet işlemi esnasında anestezi gereklimidir?

    Sünnet işlemi boyunca uygun anestezi ve analjeziyi (ağrının giderilmesi) sağlamak çok önemlidir. Çocuk Cerrahları genellikle sünneti genel anestezi altında yapmayı tercih ederken bazı cerrahlar, lokal anestezi kullanmaktadırlar. İlk 3 ayda bebekler hareketleri rahat kontrol edildiğinden sünnet işlemi lokal anesteziylede yapılabilinir. 3 aydan sonra genel anestezi altında cerrahi uygulanmalıdır. Sünnet işlemi için birçok metot var.

    Hangisini tercih etmeliyim?

    Giyotin (uçurma) metodu: Glans kesilerine neden olması nedeniyle pek önerilmese de yapan kişi için kolay ve hızlı olduğundan sık tercih edilen bir yöntemdir. Dorsal Slit ve Eksizyon: Bu teknikte saat 12 hizasından dorsal kesi yapılır daha sonra prepüsyum çepeçevre eksize edilir. Glansı görerek işlem yapıldığı için glans yaralanmaları olmaz. Oluşan mukoza ve cilt dudakları emilen dikişlerle sütüre edilir. Çocuk cerrahlarının kullandığı metot budur.

    Sünnet işleminde kanama kontrolü için hangi yöntem güvenilirdir?

    Lokal anestezi ile evlerde yapılan sünnetlerin çoğunda pil ile çalışan elektrokoter (Bilinen ismi ile = laser) kullanılmakta. Elektrokoter, hücresel düzeyde yıkım ve yakma düzeyi öngörülemediğinden sünnet için güvenilir olmayan bir cihazdır.

    Ayrıca kesilen dokularda ağrı ve kanama olmaması için kullanılan Jetokain (lokal anestezik madde) içindeki Adrenalinden (damarların kasılmasını sağlayarak kanama olmasını azaltır) dolayı bir uç organ olan pipide (penis) kanlanma bozukluğu yapabilme ihtimalinden dolayı, bu lokal anestezik maddenin sünnet için kullanılması çok sakıncalıdır. Adrenalin içermeyen lokal anestezik madde kulanımı ve oluşan kanama odaklarının bipolar koter ile durdurulması ise çok güvenilirdir. Kullanılan bipolar koter (çift uçlu ) sadece 2 ucu arasındaki dokuları yaktığından sünnet için en uygun koterdir. Cerrahi işlemi yapan kişiden kullandığı anestezik madde ve koter çeşidini mutlaka SORUNUZ !!!!!!!!

    Operasyon günü dikkat etmemiz gerekli bir durum varmı?

    Randevu saatinde hastanede olmanız ve çocuğun operasyon saatinden en az 4 saat önce yiyecek ve içecek almaması önemlidir.

    Sünnet işlemi ve sonrasında bizleri nasıl bir deneyim beklemektedir?

    Hasta kliniğe yattıktan sonra damar yolu açılır. Ameliyathane kapısında çocuğun aileden ayrılık korkusu yaşamaması için damardan dormicum verildikten sonra, çocuğunuz operasyon odasına alınır. Anestezi ekibi maske ile hastayı uyuttuktan sonra, operasyon sonrası ağrısız bir süreç için lokal anestezi ile işleme başlanılır. Sünnetin bütün süreci görerek yapılır. Bistüri ve doku makası ile dokular kesildiğinden, güvenilir bir şekilde sünnet işlemi yapılır. Damar uçları bipolar koter ile yakılır. Pansuman yapıldıktan sonra hasta uyandırılır ve aile ile beraber yattıkları servise çıkarılır. Operasyondan 1-2 saat sonra beslemeye geçilir. Aynı gün hasta taburcu edilir.

    Evde pansuman yapma gerekliliğim varmı?

    Steril şartlarda çalışıldığından sünnet sonrası pansuman gerekli değildir. Hastanın varolan pansumanı ise 2 gün sonra evde ılık su banyosı sonrasında açılır. Antibiyotikli bir pomad ile yaranın bakımı yeterlidir. Bezli bebeklerde sargı bezi açıldıktan sonra pipi ucunun beze temas etmemesi için kullanılacak kağıt bardak ile bezin sünnet bölgesine teması engellenir.

    Ne zaman kontrole gelmeliyiz?

    Evdeki takiplerde bir problem yok ise 10-15 gün sonra kontrol uygundur.

    Kontrol sonrasında dikkat etmem gereken bir durum varmı?

    Bebeklerde pipi etrafındaki yağ dokusunun fazlalığından dolayı sünnet sonrasında pipi çevresindeki yağ kütlesinin içine gömülebilir. Istenmeyen yapışıklıkların önüne geçmek için, günde bir defa altbezi değiştirilirken, pipinin 2 tarafındaki yağlı dokuya parmakla basıp pipinin tamamının doğurtulması ve etrafının temizlenmesi uygundur

  • MESLEK SEÇİMİ

    MESLEK SEÇİMİ

    HANGİ MESLEĞİ SEÇMELİYİM !!

    Benim hikayem şöyle idi;12 yıllık eğitim hayatımda kişisel yapıma giydirilen kimlik hukuk alanı oldu. Bunun için sayısal alana yerleşmişken eşit ağırlık ile değiştirdim, ve bu bölümü kazanacak puanı başarıyla elde ettim.Herkes mutlu artık bir hukukçu geliyor der iken; Adliyede olmak istemeyişim ve hala nedenini anlayamadığım radikal bir karar ile Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümünü seçtim. Psikoterapist olmanın mutluluğunu ve gururunu 10 yıldır yaşıyorum. Hayatımın %50 mutluluğunu garantilediğimi görüyorum . Tabii 5 yıl Adalet Bakanlığında görev yapmam da kaderin esprisi oldu bana.

    Şu an ülkemizde %84 işinden memnun olmayan meslek elemanları için üstteki yazım çok anlamlı iken; meslek tercihi henüz yapacak öğrenciler için de çalışma hayatında anlam kazanacaktır.

    Çünkü;Hayatımızın en önemli seçimleridir iş ve eş seçimi. Herhangi bir mesleğin olması yeterli gibi dursa da , mesleği içerisinde mutsuz olan onlarca insan var ülkemizde. Her sabah isteksiz uyanan, hafta sonu tatillerini kutsal gören,aile hayatını olumsuz etkileyen, depresif ruh halinin kapıdan ayrılmadığı yaşamlarla dolu etrafımız. İşe duyulan isteksizlik, üretkenliği ve motivasyonu olumsuz etkiliyor ve bu anlamda kalite düşüyor. Her şey bir zincir aslında. Kişiye uygun olmayan meslek seçim isteksizlik verimsizlik tepkisel davranışlar gerginlik çatışmalar mutsuzluk BAŞARISIZLIK

    Bunun en temel nedeni ise yanlış yönlendirmeler veya hiç yönlendirilmemeler.

    Yanlış meslek seçimini öğrenci için etkileyen unsurlar ise;

    1.Ebeveynlere karşı sorumluluk düşünceleri

    2.Yaşıtlarına göre üstünlük kurma çabası

    3.Takdir edilme isteği

    4.Yaşamak istediği üniversite hayatı

    5.Neresi olursa olsun yeter ki üniversite okuyayım düşüncesi

    6.Ebeveynlerin başkaları ile karşılaştırması gibi unsurlar yanlış tercihleri pekiştiriyor.

    Başarı sadece akademik olarak algılanıyor.Oysa ki yaşam ,sadece akademik başarıdan değil , hayat başarısından da oluşuyor.

    Meslek sürecinde artık okul birincileri değil , potansiyeli işe uygun kişiler tercih ediliyor.Kendisini ifade edebilen, sosyal zekası yüksek kişiler. Aksi halde akademik başarı yeterli olsaydı , tavsiye edilme süreci olmazdı. İnsana dokunamayan kişiler başarılı olamazlar , kişiliğine uygun olmayan meslek de emanet kıyafet gibi durur ve irrite eder. Kilolu bir diyetisyen, saldırgan bir psikiyatr , uçak fobisi olan bir pilot,düşüncelerini ifade edemeyen bir avukat düşünün.

    Öncelikle sormalısınız kendinize ‘Ben her gün uyandığımda hangi işe koşarak giderim, hangi meslek beni yansıtır?’

    Bunun yanıtını hala veremiyorsanız acil olarak bir uzmana başvurmalı ve sizi değerlendirmesine izin vermelisiniz. Bizler ilk görüşme ve gözlemden sonra gerekli test ve envanterler ile sizin yeteneklerinize, ilgilerinize uygun meslekleri belirleyebiliyoruz.

    Ailenizin istediği meslek ile kendi istediğiniz arasında kaldıysanız düşünmelisiniz ‘Bunu istemelerinin mantıklı nedeni nedir?’ size uygun mesleklerden biri değilse zaten düşünmenize bile gerek yok. Size uygun olabileceğini düşündüğünüz diğer mesleklerin ise maddi ve manevi getiri ve götürülerine bakın. Belki de siz bir yarıştasınız onlar objektif bakıyor?

    Gerçekçi olun. Size uygun meslekleri biliyor , ancak sıralamada daha popüler bir yere gitmek için size uygun olmayan bir bölümü tercih ederseniz, yanılırsınız. Faydası olan tek yer eğitim kurumunuzun akademik başarınıza katkısı olur. Sizin alkışlanmanız bir yaz sürer ama mesleğiniz bir ömür.

    Piyon olarak görülmek istemiyor vezir olmak istiyorsanız; ne olursanız olun sadece popüler olanı değil sizin için uygun olan mesleği tercih edin.

    Sevgiler ,sağlıklı seçimler.