Etiket: Uygun

  • Botoks yaptıracakların bilmesi gereken 8 madde

    1. Botoks sizin için uygun bir çözüm müdür? Mimik harekelerine bağlı kırışıklıları olan veya yeni oluşmaya başlayan kadın veya erkek iseniz botoks size uygun bir çözüm sunmaktadır. Mimik hareketlerine bağlı oluşarak sizi en az 10 yıl daha yaşlı gösteren kırışıklıklar en sık göz kenarları, alın ve kaş ortasında oluşmaktadır. Elbette botoksun yapılamayacağı birkaç durum vardır, ilerideki sorularda bunun yanıtlarını bulabilirsiniz

    2. İyi Bir Doktor Seçin ve Doktorunuza Karşı Samimi Olun Botoks temelde mimik kasları içine yapılan bir enjeksiyon işlemidir. Bundan dolayı işlem yüz mimik kaslarını ve yüz anatomisini iyi bilen bir dermatolog veya plastik cerrahlar tarafından yapılmalıdır. Bireysel olarak mimik kaslarındaki farklılıklar ve maksimum verim açısından ideal sonuç için tecrübe önemlidir. Botoks işlemi hakkından doktorunuza aklınızdaki tüm sorunları tatmin olan kadar yöneltin ve bekletiniz hakkında karşılıklı fikir alış verişinde bulunmanız çok iyi olacaktır.

    3. Kullanılan Malzemeyi Araştırın Sağlık Bakanlığı ülkemizde kullanılmak üzere iki botoks ilacına ruhsat verip, ithalini onaylamıştır. Bunlar ürüne ismini veren ‘’Botox’’ ve ‘’Dysport’’ ilaçlarıdır. Bundan dolayı botoks işleminin maliyeti güvenilir merkezler arasında çok farklı olmamaktadır. Eğer ucuz bir botoks fiyatı ile karşılaşırsanız ilacın Çin kökenli olup olmamasına karşı dikkatli olmanız gerekir.

    4. Daha Fazla Botoks Daha İyi Değildir. Maske Gibi Yüzünüz Olmasın. Botoks size uygun dozajda yapıldığı zaman yüzde donuk ve mimiksiz bir ifade oluşmaz. Fakat doz ayarlaması size uygun olarak yapılmadığı zaman ve özellikle dikey yüz hattına gereğinden fazla dozda botoks uygularsa yüzünüzde donuk ifade oluşabilir.

    5. Botoks Uygulamalarından Vazgeçerseniz Kırışıklıklarınız Daha Kötü Olarak Dönmez Bu yanlış bir kanıdır. Botoks uygulamaları bırakıldığında zaman yalnızca eski durumunuza dönersiniz. Bu düşüncenin olmasının nedeni, yüzünüzün daha genç haline alıştığınız için botoksun etkisi ortadan kalkınca eskisinden daha kötü göründüğü izlenimine kapılabilmenizdir. Üstelik botoks kullanımının düzenli olması kırışıklıkların oluşumunu yavaşlatmaktadır.

    6. Botoks Herkes İçin Uygun Değildir Botoks oldukça güvenli bir uygulamadır. Yalnızca çok nadir durumlarda yapılmasından çekinilir. Bunlar ise hamileler, süt emziren anneler ve nörolojik rahatsızlığı olanlardır.

    7. Botoksu Güzellik Dışında Farklı Amaçlarla Kullanabilirsiniz Botoksun gittikçe yaygınlaşan kullanım alanlarından birisi de terleme tedavisidir. Koltukaltı bölgesine yapılan botoks enjeksiyonları sonucu 6 ay süresince terleme durmaktadır. Bunlar dışında migren ve bazı kronik ağrılar da kullanım alanına girmektedir.

    8. Botoks Bütçenizi Zorlamaz İstediğiniz gibi bir sonuç alabileceğiniz botoks enjeksiyonu ücretleri 400-600 TL arasında olmakta ve tedavinin etki süresi 4 ila 6 ay boyunca sürmektedir. Piyasada satılan çok güvenilir markaların kremleri ile fiyat ve etkinlik açısından kıyaslandığında, botoks çok hesaplı bir uygulama olmaktadır. Aylık ayıracağınız 100 TL civarındaki bir bütçe ile yılların üzerinizdeki yıpratıcı etkisini önemli ölçüde azaltabilirsiniz.

  • Güzel cildin püf noktaları

    Güzel ve pürüzsüz bir cilde sahip olmak herkesin özellikle de kadınların arzusudur. Bunun için cilde günlük bakım uygulamak ve çeşitli kremler kullanmak isteriz. Bu isteğimiz çok da doğrudur çünkü bakımsız kalan cildin ilerleyen yaşlarda bakımı daha zor bir hal alabilir. Cilt tipine ve yaşa uygun günlük uygulanan bakım, ileriki dönemlerde cildimiz için geç kalmamamız açısından önemlidir.

    Peki hangi tip ürünü kullanmalıyız? Cildimize uyguladığımız kremler cilt tipimize uygun mu? Ciltte bir probleme yol açabilir mi?

    Kuru cilt: Nem oranı çok düşük, mat görünümlü cilt tipidir. Kuruluk çok dikkate alınmaz ve uygun nemlendiriciler kullanılmazsa bu cilt tipi güneş ve rüzgardan daha fazla etkilenir ve kırışıklıklar daha erken yaşta ve daha fazla oranda oluşabilir. Ayrıca kuru ciltte gözenekler küçük ve kapalıdır.

    Kuru cilde sahip kişiler cilt bakımında nelere dikkat etmeli?

    Cildi yeterince nemlendirecek yoğun içerikli ve yağlı nemlendirici kremler, nem maskeleri, göz çevresi kremleri, boyun bölgesine uygun kremler günlük kullanılmalıdır. Özellikle kış aylarında havadaki nem oranı düşeceğinden cildimiz daha da kurumaya meyillidir. Yazın hafif yağ içerikli, kışın ve sonbaharda yoğun ve daha yüksek yağ içerikli nemlendiriciler kullanılabilir. Ayrıca deniz kenarından uzak bölgelerde nem oranı daha da düşüktür, cildin kuruluğu artabilir ve ekstra nem ihtiyacı olabilir. Tabiki özellikle güneşli günlerde, bilhassa yazın kuru ciltlere uygun güneş koruyucular da ihmal edilmemelidir Güneş koruyucu içerikli nemlendiriciler, makyaj ürünleri de tercih edilebilir. Yalnız leke problemi olanlar, cilt kanserine yol açabilecek cilt hastalığı veya güneşle tetiklenen cilt hastalığı doktor tarafından tespit edilenler, dermatologları tarafından tavsiye edilen ayrı bir güneş koruyucu kullanmalıdırlar.

    Yaş ilerledikçe cilt gençleştirici hyaluronik asit gibi maddeler içeren nemlendirici kremler, gece-gündüz serumları ve kremleri eklenebilir. Kuru cilde sahip kişiler sert temizleyicilerden ve kurutucu sabunlardan, temizleme jellerinden kaçınmalıdır. Cildi kurutmayan süt tipi temizleyiciler, gliserin veya zeytinyağı içerikli sabunlar tercih edilmelidir. Alkollü tonikler cildi kurutacağından tercih edilmemelidir.

    Makyaj temizleyici olarak yine cildi kurutucu içeriğe sahip olmayan örneğin süt tipi temizleme ürünleri tercih edilmelidir.

    Yağlı cilt: Görünümü parlak ve yağlıdır. Gözenekler açıktır. Siyah noktalı, sivilceye müsait cilt tipidir.

    Yağlı cilde sahip kişiler cilt bakımında nelere dikkat etmeli?

    Bu cilt tipine sahip kişilerde yağ salgısı normalin üstünde olduğundan parlaklık ve yağlı görünüm olur. Bu görünümü azaltacak temizleyici jel veya yüze uygun sabun, makyaj temizleyiciler, alkollü tonik, temizleyici- sıkılaştırıcı ve gözeneklerin belirginliğini azaltan maskeler, peeling kremler tercih edilmelidir. Günlük kullanımda yağlı nemlendiriciler akne ve siyah noktaları artırabileceğinden, cildi temizledikten sonra çok hafif yağsız nemlendiriciler tercih edilmelidir. Tabiki makyaj ürünlerini de özellikle pudra, fondöten ve allıklarını yağsız ürünlerden tercih etmelidirler. Göz çevresine uygun, boyun bölgesine uygun kremleri ayrı tercih etmelidirler. Yağlı ciltlere uygun güneş koruyucularını da ihmal etmemelidirler. Yağlı ciltler, yaş ilerledikçe gevşeyip sarkma eğiliminde olur ve ileriki yaşlarda sıkılaştırıcı, gençleştirici bakım ürünleri ve gece-gündüz serumları eklenebilir.

    Sivilce(akne) ve siyah noktaları yoğun olan kişiler dermatolog kontrolünde medikal tedaviler kullanmalıdır. Medikal tedaviye ek günlük bakım ürünlerini yine dermatologlarının önerisiyle tercih etmelidirler.

    Cildi yağlı olmasına rağmen nemsiz olan ve hassasiyet, kızarıklık, pullanma sorunu yaşayan kişiler yine dermatolog kontrolünde hassasiyet giderici kızarık görünümü azaltabilen kremler, yağ dengeleyici maskeler veya kremler, hassas cilde uygun süt tipi temizleyici ve makyaj temizleyicileri kullanmalıdırlar. Günlük kullanımda ise çok hafif yağsız nemlendiriciler tercih etmelidirler.

    Karma cilt: Göz çevresi ve yanaklar normal veya kuru, T bölgesi dediğimiz alın, burun ve çene yağlı görünümdedir. Yağlı olan kısımlarda gözenekler açıktır, sivilceler ve siyah noktalar görülebilir.

    Karma cilde sahip kişiler cilt bakımında nelere dikkat etmeli?

    Günlük kullanımda cildin ihtiyacına uygun jel veya süt tipi temizleyiciler, makyaj temizleyicileri yine cildin ihtiyacına göre nemlendiriciler, göz çevresi ve boyun bölgesine uygun kremler kullanılmalıdır. Gerekliyse uygun tipte peeling kremleri, nemlendirici sıkılaştırıcı ve yağ dengeleyici maskeler, alkol oranı düşük tonik kullanılmalıdır. T bölgesi özellikle temizlenmeli tonik kullanılacaksa yalnızca bu bölgelere kullanılmalıdır. Yanaklar daha yoğun nemlendirilmeli, T bölgesi daha az nemlendirilmelidir. Yazın nemli havalarda yağlı bölgeler daha çok yağlanabilir ve sivilcelenme olabilir. Kış aylarında yanaklar çok kuruyup, kızarıklık, gerilme olabilir. Mevsime göre kış ve sonbaharda yanaklara daha çok nemlendiriciler kullanılmalıdır. Yağlı olan T bölgesine kurutucu ürünler tercih edilmelidir. Akne problemi olanlar dermatolog önerisiyle medikal tedavileri kullanmalıdırlar. Yine yaş ilerledikçe karma ciltlere uygun gençleştirici bakım ürünleri, gece-gündüz serumları eklenebilir. Özellikle yazın karma ciltlere uygun güneş koruyucular ihmal edilmemelidir.

    Kızaran, kaşınan, cildinde aşırı hassasiyet olan, kılcal damarları belirgin olan kişilerde ise egzama, rozase gibi cilt hastalıkları olabileceğinden dermatolog kontrolünde cilt bakım ürünleri kullanmalıdırlar.

    Unutmayalım ki mükemmel cilt yoktur fakat uygun ürünlerle cildimize bakmak bizim elimizdedir ve uygun bakım cilt görünümünü olabildiğince güzelleştirir.

  • Botoks ve dolgu hakkında

    Geçmiş tarihlerden beri genç görünmek insanların isteği olmuştur ve gençleştirme için de zaman şartlarına göre çeşitli teknikler kullanılmıştır. Son yıllarda cerrahi olmayan tekniklerle yüz gençleştirmede büyük mesafeler katedilmiştir. Botoks ve dolgu uygulamaları da bu tekniklerdendir.

    Cildimiz kişiden kişiye ve erkek ve kadınlar arasında farklılıklar gösteren özgün bir yapıdır. Çevresel ve genetik özelliklere göre kimi insanlar daha erken kimiyse daha geç yaşlanma belirtileri gösterir. Yaşlanma belirtileri; yer çekiminin neden olduğu sarkmalar ve yüz mimikleriyle oluşan kırışıklıklar nedeniyle olur.

    BOTOKS NEDİR?

    Clostridium botulinum adlı bakteriden salgılanan toksinin laboratuar ortamında işlenerek elde edilmesiyle üretilen bir maddedir. Kasların sinirler tarafından uyarılmasını geçici bir süre için engeller. 1980 yılında botoks resmi olarak ilk defa insanlar üzerinde şaşılığı giderme amaçlı kullanıldı. Günümüze kadar göz hastalıkları, nöroloji, fizik tedavi, gastroenteroloji, dermatoloji, plastik cerrahi gibi bir çok tıbbi alanda hemen hemen her ülkede kullanılmış ve kullanılmaktadır. Etki süresi yaklaşık 4-5 aydır ve kişiden kişiye farklılık gösterir. Yüz mimikleriyle oluşan kırışıklıkları azaltmak için kullanımında etkisi o bölgedeki mimik kaslarının felç edilmesidir.

    DOLGU NEDİR?

    Dolgu yöntemi; doldurucu maddelerle kırışıklıklar ve doku eksikliklerini ortadan kaldırmaktır. Bu amaçla çeşitli maddeler kullanılmaktadır. Sık kullanılan ürünler ortalama 9 ay 1yıl arası etki süresi olan geçici dolgu malzemeleridir. Geçici dolgular vücudumuzda bulunan yapısal maddelerden ya da bu yapısal maddelerin yerine konabilecek kimyasal maddelerden oluşur. Geçici dolgular sınırlı kalıcılık süreleri olduğundan; uygulamadan sonra oluşan istenmeyen etkilerin ortadan kolayca kalkabilmesi nedeniyle tercih edilirler. Allerji yapma potansiyelleri daha düşüktür. Kullanılan ürün steril ve uygun şartlarda saklanmalı, kişiye özel uygulanmalıdır.

    GENÇ GÖRÜNÜRKEN DOĞALLIĞINIZDAN ÖDÜN VERMEYİN

    Genç görünmek için yapılan bazı uygulamalarda kadınların birbirine benzer yüzlere sahip olduğunu fark ediyoruz. Oysaki bu uygulamalar doğal yüz yapısına uygun bir şekilde uzman kişiler tarafından yapılmalıdır. Genelde yüzün üst bölümünde örneğin alındaki, kaş arasındaki ve kaz ayağı bölgesindeki kırışıklıklar mimik kaslarıyla oluştuğu için bu bölgelere yapılan uygun miktarlarda botoks bu kırışıklıkların görünümünü azaltır veya yok eder. Fazla miktarda ve uygunsuz yapılan uygulamalar göz kapağı düşüklüğüne ve doğal olmayan mimiksiz bir görünüme yol açabilir.

    Dolgu uygulamaları için ise burundan dudak yan taraflarına inen çizgiler,dudak kenarlarından aşağıya inen çizgiler, dudak üstündeki mimik çizgileri, derin sivilce ve yara izleri, dudak dolgunlaştırma, elmacık kemiği ve yanak uygundur. Kırışıklıklar ve sivilce ve yara izlerindeki doku kayıpları hyalüronik asit maddesiyle doldurulur ve hyalüronik asit suyu çekerek bu bölgedeki cildin elastikiyetini sağlar. Uygunsuz yapılan dolguyla şiş ve aşırı dolgun görünüm oluşmakta, örneğin dudakta seksi ve doğal görünümden çok evet dolgu yapılmış! algısı yaratmaktadır.

    Sözün özü; her daim genç ve güzel görünmek herkesin hakkıdır. Uygulanan teknikler bizleri aynı görünümlerde değil, kendi özgünlüğümüzle genç ve güzel gösterirse amacına ulaşır.

    Gençlik ve mutluluğun bizlerle olması dileğiyle..

  • Lazer epilasyon

    İstenmeyen tüylerden kurtulmanın en hızlı ve sağlıklı yolu Lazer Epilasyon yöntemidir.

    İstenmeyen tüyler çoğu kişi için önemli bir sıkıntı nedenidir ve ağda, sir vb. gibi geçici çözümlerin denenmesinden en geç bir ay sonra yeniden çıkarlar.

    Lazer epilasyon işleminde, cilt üzerine uygulanan lazer ışığı seçici şekilde kıl kökünde yoğunlaşarak ısı oluşturur ve çevre dokuya zarar vermeden sadece kıl kökünü yok eder. Böylece birbirini izleyen seanslar sonunda uygulama bölgesi tüylerden arındırılmış olur.

    İstenmeyen tüylerin bölgeleri cinsiyete göre değişiklik gösterir. Kadınlarda bacaklar, karın bölgesi, yüz ve kollarda; erkeklerde ise sırt, göğüs, ense, yüz ve kaşlarda oluşan bu tüylerin nedenleri farklı olabilir. Kişide hormonal bir sorun olup olmadığı tıbbi tahliller ile araştırılır. Hormonal bozukluk saptanmış ise medikal tedavi ve epilasyon birlikte uygulanır. Bazen herhangi bir sorun saptanamayıp tümüyle yapısal ya da genetik nedenlerle kişide aşırı tüylenme sorunu yaşanabilir, bu durumlarda yalnız epilasyon yapılır.

    Hem etkisi hem de güvenilirliği yüksek olan epilasyon işleminin yapılmasında lazer teknolojisi ve tıp birlikteliği ön plana çıkar. Tıpta yaklaşık 40 yılı aşkın bir süredir kullanılan lazerler günümüzde göz ameliyatlarından diş dolgusuna kadar çeşitli alanlarda en etkili tedavi seçeneklerinin başında gelmektedir. FDA onaylı bu cihazlar ABD'den İngiltere'ye, Hollanda'dan Avustralya'ya kadar birçok gelişmiş ülkede yaygın olarak kullanılmaktadır.

    Lazer Epilasyon Kimlere ve Hangi Bölgelere Uygulanabilir?

    Hamile bayanlar dışında herkes Lazer Epilasyon yaptırabilir. Tüy rengi ve cilt tipi, lazer epilasyonun başarılı sonuçlanması için önemli unsurlardır. Açık tenli ve koyu renk tüylere sahip kişilerde sonuca ulaşmak daha kolay olmakla birlikte, koyu tenli kişilerde de, deneyimli uygulayıcılar, daha fazla özen ve uygun özellikte lazer cihazları aracılığı ile başarılı sonuçlar almak mümkündür.

    Yüz, kollar, bacaklar, koltuk altı, bikini bölgesi başta olmak üzere, vücudun herhangi bir bölgesine uygulanabilir.

    Lazer Epilasyon Öncesinde Nelere Dikkat Edilmelidir?

    Kliniğimizde hekimin yapacağı değerlendirme sonucunda lazer epilasyonun uygun olup olmadığına karar verilir. Genel sağlık durumu, varsa hastalık ile ilgili özellikler, kullanılan ilaçlar, olası riskler ve beklentiler değerlendirildikten sonra uygulamalara başlanır.

    Lazer epilasyonunun başarılı olabilmesi için tüylerin noktasal olarak görünmesi idealdir. Jilet uygulamasından hemen sonra, ağda uygulamasından 3–4 hafta sonra, tüyler seçilebilir.

    Kliniğimizde Long Pulse Nd:Yag özelliğinde “Cool Glide Vantage”(Cutera) ve Diode özelliğinde “Mediostar” (Asclepion) Epilasyon Cihazları kullanımaktadır. “Long Pulse Nd:Yag – Cutera Cool Glide Vantage” lazer sistemi ile, uygun güneş koruyucuların kullanılması önerilerek, yaz ya da kış ayrımı olmaksızın, çok esmer ve bronz ciltler dahil olmak üzere, yaz aylarında da epilasyon uygulaması güvenli bir şekilde yapılabilmektedir.

    Lazer Epilasyon Uygulaması Nasıl Olur ?

    Uygulama cilt tipine ve tüy yapsına göre uygun olarak seçilmiş lazer ışığının, soğutucu bir cihaz ve şeffaf jel eşliğinde tatbik edilmesiyle gerçekleştirilir.

    Milisaniyelik atışlarla cilde uygulanan lazer ışığı seçici olarak kıl köküne gider, orada yoğunlaşıp ısıya dönüşür ve sadece kıl kökünü tahrip eder.

    Lazer Epilasyon Esnasında Neler Hissedilir?

    İstenmeyen bir durumla karşılaşmamak açısından, öncelikle lazer koruyucu gözlük takılır. Lazer uygulaması sırasında iğne batması-yanma şeklinde hissedilecek rahatsızlık soğutucularla giderilir. Ancak ağrı eşiği düşük ve hissedilen rahatsızlık yüksek seviyede ise, uygulamadan 45 dakika önce cilt üzerine uygulanabilecek anestezik krem ve ağızdan alınacak ağrı kesici tablet olası rahatsızlığı en aza indirmeye yararlı olacaktır. Uygulama esnasında hissedilecek yanmış tüy kokusu normal ve kaçınılmazdır.

    Seans süresi, uygulama yapılacak alanın büyüklüğüne bağlıdır. En küçük bölge olan dudak üstü 4-5 dakika, en büyük bölge olan bacaklar ortalama 60 dakika süre alır.

    Lazer Epilasyon Sonrasında Neler Olabilir?

    Lazer epilasyon sonrasında herhangi bir ilaç alınmasına gerek yoktur. Ciltte oluşan ve birkaç saat sonra ortadan kalkması beklenen kızarıklık ve kıl foliküllerine uyan noktasal kabarıklıklar olağan tepkilerdir. Oluşabilecek olumsuzlukların üstesinden gelmek için yapılabilecek en uygun işlem ise birkaç gün antibakteriyel-epitelizan kremlerin sürülmesidir.

    Kliniğimizde seans sonrasında uygulanan dermatolojik kremler, nemlendiriciler ve güneş koruyucularla sonuçların mükemmel olması hedeflenmektedir.

    Lazer Uygulaması Sonrasında Nelere Dikkat Edilmelidir ?

    *Cilt tipine göre 1-2 hafta süreyle, epilasyon yapılan bölgenin doğrudan güneş ışığına maruz bırakılmaması gereklidir. Uygun güneş koruyucuların 2-3 saatte bir uygulanması güneşin zararlı ışınlarından koruyacaktır.

    *Uygulamanın yapıldığı gün bedensel egzersizden kaçınılmalıdır, çünkü terleme lazer epilasyon bölgesinde huzursuzluk hissine neden olabilir.

    *Tedaviye uzun bir süre ara vermek zorunda kalınmadığı sürece, seans aralarında, uygulama bölgesindeki tüyleri kökten alacak ağda, ip, cımbız vb. herhangi bir yöntem uygulanması önerilmez.

    Lazer Epilasyon Sonuçları Nelerdir?

    Yapılan çalışmalarda, lazer epilasyon uygulanan bölgelerdeki tüy miktarında %90’lara varan oranlarda azalma sağlandığı bildirilmiştir. Cilt tipi, tüy rengi, genetik ve hormonal faktörler gibi pek çok kontrol edilebilen ve edilemeyen nedenlerle, seansların verimi ve sayısı değişebilmektedir. Bazı kişiler çok az sayıda seansla istedikleri sonuca ulaşırken, bazılarında bu sayı uzayabilmektedir.

    Lazer Epilasyona Bağlı Yan Etki ve Komplikasyonlar Nelerdir ?

    *Deri renginin koyulaşması (hiperpigmentasyon ): Nadir görülen bir durum olup, geçicidir.

    *Deri renginin açılması (hipopigmentasyon): Bu durum özellikle koyu renk cilde sahip hastalarda görülebilir. Lazer gücünün yüksek kullanılması veya bronz ten üzerinde yapılan uygulamalardan sonra ortaya çıkabilir. Geçici olmakla birlikte bazen aylarca devam edebilir.

    *Kabuklanma: Nadir ve geçicidir.

    *Su dolu kabarcık ve yanma: Çok nadir ve geçicidir.

    *Tüy yapısı değişimi: Bazen yeni tüyler daha koyu renkli gelebilir, ancak daha sonraki uygulamalarda yavaş yavaş yanıt alınmaya başlanır. Özellikle yüz ve boyun bölgesindeki uygulamalarda, ayva tüyü olarak tanımlanan çok ince ve açık renkteki tüylere işlem yapmamak daha uygundur.

    Türkiye'de ilk kurulan lazer merkezlerinden birisi olan ve 14 yılı aşkın süredir hizmet veren kliniğimizde, lazer epilasyon uygulanan hastalara, doğru ve etik bulunmadığı için, seans sayısı belirtilerek tüylerden kesin olarak kurtulma vaadi verilmemektedir. Çünkü uluslararası kabul gören en iyi cihazların kullanılması, deneyim vb. hiçbir gerekçe bu konuda kesin taahhüt için yeterli gerekçe oluşturamaz.

  • EMZİRME DÖNEMİNDE OLUŞAN MEME İLTİHABI VE KORUNMA YOLLARI

    EMZİRME DÖNEMİNDE OLUŞAN MEME İLTİHABI VE KORUNMA YOLLARI

    Süt verme dönemindeki kadınların memesinde oluşan enfeksiyona Laktasyon Mastiti veya Puerperal mastit denir

    Mastit genelikle doğumdan sonra tek taraflı olarak memenin kızarması, ısınması ve şişmesi şeklinde kendini gösterir. Emzirme meme ağrısına sebep olur ve tam olarak memedeki süt boşalmaz. Buna ilaveten koltuk altı bezlerinde şişme, halsizlik ve yüksek ateş görülebilir. Mastit  çoğunlukla doğumu takiben birkaç haftanın içinde görülmekle beraber emzirmenin herhangi bir  döneminde de görülebilir (ilk 40 gün içinde olursa buna Lohusa mastiti denir).

    Eğer mastit erkenden uygun şekilde tedavi edilmezse, memede abse oluşabilir ve bu durum cerrahi bir müdahale (Abse drenajı) gerektirebilir.

    MASTİTİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

    a)Erken dönemde

    Ağrı, Kızarıklık, Bölgesel sıcaklık artışı, Sertlik

    b)İleri dönemde

    Vücut ateşinin yükselmesi, Aşırı yorgunluk gibi  belirtiler  görülebilir. Bu tür belirtiler görüldüğünde derhal doktora başvurmalıdır.

    LAKTASYON MASTİTİ NEDEN  OLUŞUR ?

    Eğer emzirme sonrasında, süt kanallarından birinin tıkanması nedeniyle meme içinde süt birikmiş olarak kalırsa, biriken süt enfeksiyona yol açabilir.

    Bakteri; bebeğin ağzından, annenin meme cilt yüzeyinden veya meme başındaki bir çatlaktan süt  kanallarından birinin içine girebilir.

    Mastitin en önemli nedenlerinden biri kötü emzirme tekniğidir

    MASTİT OLUŞMASINI  KOLAYLAŞTIRICI  FAKTÖRLER NELERDİR?

    • Doğumdan sonraki emzirme döneminin ilk birkaç haftası
    • Meme başında  çatlak  bulunması
    • Emzirme sırasında tek bir pozisyonun kullanılması (memenin tamamen boşalması mümkün olmayabilir)
    • Aşırı yorgunluk ve stres
    • Kötü beslenme
    • Sıkı iç çamaşırı giymek​

    MASTİTİN TEDAVİSİ NASILDIR?

    Antibiyotik tedavisi; Emzirme dönemine uygun bir antibiyotik mutlaka kullanılır (Hekim tarafından belirlenen)

    Emzirmeden önce memeye masaj yapılması ve ılık ıslak kompresler uygulanması süt kanallarının açılmasına yardım edecektir. Meme enfeksiyonunun gerilemesi için memede süt birikmemesi çok önemlidir. Bunun için eğer mastitli memeden gelen sütün rengi çok bulanıksa, sütün rengi normale gelene kadar pompa aracılığıyla boşaltılması, emzirilmemesi ve sütün birikmesinin  önlenmesi önerilir. Ayrıca diğer memenin de emzirilmesi veya boşaltılması unutulmamalıdır. Memedeki çatlaklar ve yaralar enfeksiyon ihtimalini artırır. Bu tür yaraların uygun ilaçlarla tedavi edilmesi gerekir.

    MASTİT OLURSA EMZİRMEYİ BIRAKMAK GEREKİR Mİ?

    Çok nadir durumlar (iyileşmeyen inatçı meme abseleri) dışında emzirmeyi bırakmak gerekli değildir. Tam tersine süt kanallarındaki sütün birikimini önlemek için emzirmek önerilr.

    MEME ABSESİ NEDİR VE NASIL TEDAVİ EDİLİR;

    Eğer mastit erkenden uygun şekilde tedavi edilmezse, memede abse oluşabilir ve bu durum cerrahi bir müdahale gerektirebilir. Mastit ile absenin ayrımı meme Ultrasonografisi ile mümkündür.

    Abse drenajının genel anestezi altında yapılması daha iyi sonuç verir.Abse odaklarının tümü açılmalı,birleştirilmeli ve iyi bir drenaj elde edilmelidir. İyileşmesi geciken durumlarda abseli bölgeden kanser şüphesini ortadan kaldırmak için biyopsi ve uygun antibiyotik seçimi için kültür yapılmalıdır.

    EMZİREN ANNELER MEME ENFEKSİYONLARINDAN NASIL KORUNUR?

    Emzirme doğru şekilde yapılmalıdır, memenin tam olarak boşaldığından emin olunmalıdır. Meme ucunda çatlak ve yara oluşmasını engelleyici tarzda bakım yapılmalı ve çatlak önleyici kremler kullanılmalıdır. Hijyene çok dikkat edilmelidir. Meme başı bakımına dikkat edilmelidir

  • Okul Öncesi Dönemde Israrcı Davranışlar

    Okul Öncesi Dönemde Israrcı Davranışlar

    Ailelerin bazı zamanlarda baş etmekte ve yönetmekte güçlük çektiği bazı durumlar, davranışlar yaşamın çeşitli alanlarında olabilmektedir. Özellikle okul öncesi dönemde psikososyal gelişim evreleri de incelendiğinde bazı yaşa özgü davranışlarla karşılaşmak mümkündür. 1,5 – 3 yaş aralığında bağımsızlığını kazanma adına, tek başına yapabildiği şeyleri gösterme, yardım istemeden bir şeyleri kendisi yapmak için uğraşma ve zorlanma gibi davranışlar ile karşılaşmak mümkündür. Çocuk bu esnada kendi bedenini ve hareketlerini kontrol etmekle ilgili çaba harcar. Yeni denemeler yapmak ister ve kendisi bunu başarabilmek istediği için sizin yardımınızı reddedebilir. Bu evrede yaşına uygun denemeler güvenli bir biçimde cesaretlendirilir ve çocuğa alan tanınırsa, bu durum ilerleyen yaşlarda da yeni deneyimlere karşı istekli olma konusunda olumlu katkılar sağlar. Aksi takdirde çocuk yetersiz hissedip kendi yapabileceklerinden şüphe duymaya başlayabilir. Yapacağı şeyle ilgili beklediği desteği görmedikçe de farklı duygu ifadeleri söz konusu olabilir. Bu sürecin akabinde, 3-6 yaş aralığında çocuk kendisinin bir birey olarak neler yapabileceği ile ilgili denemelere başlar. Merak ön plana çıkar. Bazı amaçlara, hedeflere ulaşmak için girişimlerde bulunur. Farklı rolleri anlamaya ve bu esnada canlandırmalar yaparak o rollere dair denemeler yapmayı sürdürür. Daha önceden tek başlarına yapamadıkları bazı şeyleri deneyip başardıklarında bunun hazzı ile kendilerine olan güvenleri de desteklenmiş olur. Örneğin, çocuk artık parka gittiğinde diğer çocuklar ile kendisi tanışma girişiminde bulunuyor. Bu durumu aile desteklerse sosyal beceri anlamında çocuk kendine güven kazanmış olacaktır. Hedefler ve amaçlar dahilinde girişkenlik desteklenmiş olacaktır. Ancak aile bunu engellerse, ‘parktaki diğer yabancı çocuklarla konuşma’ gibi bir tutum ile yaklaşırsa, utanç ya da suçluluk gibi duygular devreye girip girişimde bulunmaktan uzaklaşma söz konusu olabilmektedir. Dolayısıyla az önce bahsedilen iki evrede uygun bir biçimde çocuk desteklenip cesaretlendirilmediğinde ya da bazen yaşına uygun olmayan tehlikeli olabilecek şeyler yapmaya çalıştığında (ki bu bazen ilgi çekmek için de olabiliyor, iyi ayırt etmek uygun tepki belirlemek açısından önemli) engellenmiş hissederek kendinden şüphe ve suçluluk duyabilmektedir. Bazen de yapmaya çalıştıkları ile ilgili engellenmişlik durumunu aşmak, izin verilmeyen şeyi ısrarla denemek gibi zorlayıcı davranışlar süreçte gelişimsel olarak yaşanan durumun bir parçası halinde karşımıza çıkabiliyor.

    Ancak ısrar ederek bir şey istemek ya da istekleri zorla ısrar yoluyla kabul ettirmek bazı ailelerde süregiden bir örüntü halini alabiliyor. Burada ailenin bu isteklere kendi kuralları çerçevesinde tutarlı yanıt vermesi bu süreci en çok etkileyen faktörlerden birisidir. Çünkü belirsizlikler ortaya çıktıkça ailenin yönetmekte güçlük yaşadığı durumları çocuk fark ederek kendi isteklerini karşılamak amacı ile bunu fırsata çevirebiliyor. İsteklerinin bazı zamanlarda ısrar sonucu gerçekleşmiş olduğu verisine sarılarak ısrar sınırlarını zorlayabiliyor.

    Özellikle bu durum;

    *ebeveynlerin meşgul olduğu,

    *telefon görüşmesi yaptığı,

    *mail atmaları gerektiği, 

    *iş ile ilgili durumları organize etme çabası içinde olduğu, 

    *kalabalık bir ortamda bulunduğu,

    *evi düzenleme ya da 

    *misafir ağırlama ortamı gibi zamanlarda yoğunlukla ortaya çıkabilmektedir. 

    Az öncede bahsi geçtiği üzere çocuklar ebeveynlerinin hangi durumda zorlanıp pes ettiklerine dair fikir sahibi olurlar ve ona göre bir davranış seçerek, meşgul olunan durumlarda isteklerini ısrarla ortaya koyabilirler.

    Bu istekler bazen normalde o an izni olmayan ekstradan tv-tablet-telefon zamanı talebi olabilirken bazen de aile kurallarına göre o an izin verilmeyen başka durumlar da olabilmektedir.

    PEKİ, NE YAPMAK UYGUN OLUR?

    *Aile kurallarının önden belirlenip, gerekli olduğu durumda çocuğun yaşına uygun olarak resim ya da yazı yolu ile somutlaştırılabilir (gerekli durumlarda hatırlatma amaçlı kullanılabilir).

    *Sıkışık bir durumda sizden bir şey istediğinde kullanabilmek üzere bir simge, işaret ya da kelime belirleyerek o an kullanılabilir (böylelikle çocuk söylediklerinin duyulup dinlendiğini ancak bu istek için biraz beklemesi gerektiğini fark eder).

    *Karşılaşılan ısrar durumu ile ilgili yaşanan durumun ardından sakin ve iletişime açık bir biçimde çocuk ile konuşmak, duygu paylaşımı yapmak, kafasını karıştırmadan anlaşılır bir biçimde durumdaki sıkıntıyı açıklamak daha sonraki zamanlarda iletişim ve ilişkinize olumlu katkı sağlarken, yaşanan durumla ilgili ilerleyen zamanlar için bir strateji oluşturma şansı yakalayabilirsiniz.

    ** Unutulmamalıdır ki, bazı zamanlarda bu taleplere izin verip bazı zamanlarda vermemek bir tutarsızlık ifadesi olup, daha sonrasında ısrarın şiddetini arttırarak bazı zamanlarda elde ettiği şansı yakalamaya çalışabilir. Bu nedenle önceki yıldızları takip etmek çocuğun duygularını anlayıp uygun davranışsal çerçeveler sağlamak, isteklerini uygun zamanlarda ifade edebilmeleri için onlara alan tanımak baş etmeyi kolaylaştıracaktır. Bazı zamanlarda yaşları ya da içinde bulundukları çevre gereği kendilerini meşgul edemeyerek ısrarlı taleplere giren çocuklar için keyifli etkinlik planlaması yardımcı olacaktır.

  • Montessori Eğitimi

    Montessori Eğitimi

    Montessori eğitim yaklaşımının kurucusu Maria Montessori’dir. Maria Montessori, 1870’te İtalya’da dünyaya gelmiştir. 1896 yılında Roma Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olarak ilk kadın tıp doktoru unvanını almıştır. Özel araştırmalarında ‘çocukların nasıl öğrendiklerini’ analiz etmiştir. Bu araştırmaları sonrasında Psikoloji ve Felsefe alanlarıyla ilgilenmeye başlamış ve 1904 yılında Antropoloji Profesörü olmuştur.

    Montessori eğitiminin temel amacı; çocuğu bağımsız olmasını sağlamak. Montessori, bireyin bağımsız bırakıldığı oranda potansiyelini ortaya çıkaracağını savunur. Çevreyi çocuk için uygun şekilde dizayn ederek; çocukların deneme-yanılma ile çevreyi keşfetmesine olanak sağlayarak bilgiye ulaşmasına imkan sağlamaktır. Çocukların kendilerine en uygun öğrenme yolunu bulmalarına olanak sağlanır. Bilgiye kendileri için sunulmuş araçları kullanarak ulaşmaları hedeflenir. Çocukların diledikleri gibi hareket etmeleri sağlanarak yaratıcılık, özgüven, problem çözme gibi becerilerinin gelişmesi sağlanır.

    Eğitimin temelinde ‘emici zihin ilkesi’ yer almaktadır. Emici zihin ilkesi; çocuğun zihinsel faaliyetlerinin ortaya çıkarmasını hedefler. Zihinsel faaliyetlerin ortaya çıkarılması için zorlamalar yok, planlanmış ve benzer öğretiler söz konusu değil. Çocuğa keşfetmesi için uygun ortam ve özel tasarlanmış materyaller verilerek gelişimine destek olunur.

    Eğitim, iki bucuk ve altı yaş arasındaki çocukları kapsar. Montessori sınıflarında farklı yaş gruplarındaki çocuklar bir arada eğitim görürler. Sınıftaki küçük çocuklar; malzeme kullanımı gibi konularda büyük çocuklardan destek alırlar. Arkadaştan edinilen bilgiler daha kalıcı olur ve bu sayede arkadaşlık ilişkilerinin, iletişimlerinin güçlendirilmesi hedeflenir.

    Tüm sınıflarda aynı materyaller kullanılmakta ve sınıflarda her materyalden sadece bir tane bulunmaktadır. Çocuğun, kullanmak istediği bir materyaller arkadaşındaysa; arkadaşının işinin bitmesini, kendisine sıra gelmesini beklerken; başkalarının hakkına saygı göstermeyi, sabretmeyi öğrenmiş olacaktır.

    Materyaller, çocuklarını fiziksel ihtiyaçlarına göre özel olarak tasarlanmaktadır. Kendi boyuna uygun kıyafet askılıkları, sandalyeler, lavabolar, musluklar, masalar bulunmakta. Çocukların kullandıkları materyaller oyuncak değil, yetişkinlerin günlük hayatlarında kullandıkları gerçek malzemelerden üretilmiştir. Tüm bu materyaller, çocukların rahatça kullanımına uygun olarak, taşıyabilecekleri ağırlık ve biçimlerde tasarlanmışlardır.

    Materyaller, çocukların dış dünyayı keşfetmesine yönelik güvenlikte ve kontrolde tasarlanmışlardır. Basitten karmaşığa doğru ilerleyen kullanımları vardır. Çocukların bunları kendilerinin keşfetmesi, hata yaptığında zarar görmeden kendi hatasını kendisinin fark ederek düzenlenmesine olanak sağlar. Bu materyaller üç aşamalı sunum olarak tasarlanmışlardır. Bu aşamalar tanıma, kavrama ve kullanmadır.

    Montessori eğitiminde öğretmenin rolü; gözlem ve rehberlik etmektedir. Çocukların yaptıkları davranışları cesaretlendiren şekilde hareket etmektedir. Çocuklara materyalleri nasıl kullanacakları hakkında bilgi verir ve çocukların kendilerini keşfetmesini sağlar. Çocuklar arasındaki ilişkileri gözlemler ve iletişimlerinin güçlenmesi sağlar.

  • Nitelikli Personel Seçimi

    Nitelikli Personel Seçimi

    Rekabetin sürekli arttığı günümüz iş dünyasında profesyonellik giderek daha da önemli bir hal almaya başladı . Artık şirketler bünyelerine katacakları personeli büyük bir titizlikle seçiyorlar. Ya da mevcut personelin iş verimliliğini artırmanın değişik yollarını arıyorlar. Yeni işe alımlarda çoğunlukla daha önceden hazırlanmış soruları olan klasik mülakat yöntemleri veya İK departmanının hazırladığı formlar tercih edilebiliyor . Mülakata çağırılanlar işin tanımına uygun özellikte olduğu düşünülen adaylar oluyor .İşe uygunluğu adayın özgeçmişine (cv) bakılarak karar veriliyor. Maalesef bütün bunlar da doğru adayları seçebilmek için tek başına yeterli olamıyor.

    Hepimiz, zaman zaman beklentilerimizi karşılamayan kişileri işe almışızdır. Mutlaka bu kişilerin yeterli deneyimi, olumlu nitelikleri, iyi bir referansları vardı ve yaptığımız görüşmelerde olumlu geçmişti. Ancak; hepside bir şekilde görevlerini yeterince yerine getiremediler. Hatta sizi öyle bir noktada terk ettiler ki; işe alım maliyetini bırakın; daha da kötüsü, verim kaybına ve ekibinizin motivasyonunun düşmesine neden oldular.

    İş ortamında başarılı olabilmek için hangi adayların işe daha uygun olduğunu , hangi çalışanlara terfi vereceğinizi, çalışanlarınızın nasıl motive olduğunu ve onların güçlü ve limitli yönlerinin neler olduğunu bilmek oldukça önemlidir. Daha da önemlisi; bireylerin yetenek ve davranışlarını karşılaştırarak kurumda istenen başarıya ulaşmak ve yüksek bir verim elde etmektir. Bu, her kurumun gerçekleştirmek istediği temel bir hedeftir. Bu hedefi gerçekleştirmek ise insan davranışlarıyla yakından ilgilenen psikoloji bilimiyle mümkün olabilmektedir.

    Burada da Endüstriyel Psikoloji devreye girmektedir. Endüstriyel psikoloji terimi kısaca ‘ İnsanı iş hayatında inceleyen psikolojinin alt dalı’ olarak tanımlanmaktadır. Bu alanda çeşitli psikometrik ölçümler kullanılmaktadır.

    Bugün uygulanan pek çok psikometrik ölçüm için dört ana davranış profilinin tamamı azıyla çoğuyla hepimizde var ve biz bu davranış şekillerini zaman zaman ve gerekli gördüğümüzce kullanırız. Asıl hedef kişinin mizacını belirleyen ve baskın olan davranış kalıplarını belirlemektir. Bizler (bu alanda çalışan psikologlar) bu kalıplara göre kişileri analiz eden bilimsel ölçümler kullanır ve hangi durumlarda nasıl tepkiler verebileceğini öngörebiliriz.

    Yöneticilere teknik terimlerden uzak kişinin profil analizini, göreve uygunluğunu, güçlü ve limitli yönlerini, nasıl motive olduklarını temel korkularını, baskı altında nasıl çalıştıklarını, kriz anlarında nasıl davrandıklarını, iletişim tarzlarını gösteren raporlar ve grafikler sunarız.

    Gerekli departmana uygun adayın hangi özelliklerde olması isteniyorsa Görev Analizi oluşturur, bireylerin özellikleriyle görevin gerektirdiği özellikleri eşleştirerek, görevle birey arasındaki ‘uyumu’ ortaya çıkarır ve kişilere uygun görev vermenizi sağlayabiliriz.

    Genel yetenek testleriyle de şu soruların cevaplarını elde edebiliriz:

    • Bu kişi hızlı düşünüp anında karar verebilir mi?
    • Bu kişi değişime uyum sağlayabilir mi?
    • Görevin zihinsel zorluklarıyla başa çıkabilir mi?
    • Bu kişi işinde başarılı olabilir mi?
    • Bu kişi problemleri kolayca çözebilir mi?
    • Eğitim vererek bu kişiyi ne derece geliştirebiliriz?

    Burada anlatılan envanterleri, testleri yeni personelde uygulayabileceğimiz gibi mevcut personelimizde de uygulayıp onlarla daha doğru iletişim kurabilir, motivasyonlarını artırmaya yardımcı olabilirsiniz. Bu sayede sık personel değişimini ortadan kaldırabilir, doğru kişilere doğru görevler vererek, işe alım hatalarını en aza indirebilirsiniz.

    Unutmayalım ki bir iş yerinde önemli ve faydalı ipuçlarını bilmek, personel ve performans yönetimi için oldukça gerekli bir noktadır.

  • Çocuklarda sorumluluk duygusu

    Her anne – baba, sorumluluklarını bilen çocuklarının olmasını ister. Ama bu duygunun kazanılması ve gelişimi; anne – babanın, erken çocukluk döneminden başlayarak çocuğun yaşına, cinsiyetine ve gelişim düzeyine uygun görevler vermeleriyle gerçekleşebilir. İki buçuk yaşından başlayarak döke saça da olsa çocuğun çorbasını kendi başına içmesine fırsat vermek, oyuncaklarını toplaması için onu yönlendirmek, sorumluluk konusunda çocuğu cesaretlendirici ve destekleyici bir ortam sağlar. Bunun gibi yaşına uygun ve net yönlendirmeler sonucunda çocuk; kendisinden beklenenleri anlayarak hareket eder ve kendine olan güveni artar.

    Tam tersine uygulanan aşırı koruyucu yaklaşımlar; çocuğun kendi kendine yeten, bağımsız bir birey olmasını engeller. Çocuk veya genci aşırı derecede korumak, onu adeta kanatları altında büyütmek, yarar yerine zarar verir. Benlik saygısının tohumları, sorumluluk verilirse gelişir.

    Diğer bir hatalı tutum ise; çocuktan beklenenleri, yaşına uygun olmayan, anlaşılmaz cümlelerle ifade edip, çocuğun yapmasını beklemek; yapmadığında da haksız bir öfkeye kapılmaktır. “Çabuk git ve odanı topla” ifadesi, ilkokul çağındaki çocuklar için belirsiz ve tanımlanmamış bir ifadedir. Bunun yerine “Önce yatağındaki giysileri katlayıp dolaba koy” demek ve bitirdiği zaman da bir diğer adımın ne olduğunu net olarak söylemek daha açıklayıcı ve doğru bir davranış olacaktır. Böylelikle çocuğun da ruh sağlığını bozmadan, gereksiz öfkeler yaşamadan sorumluluk duygusunu kazandırmak adına atılacak adımlardan biri atılmış olur.

    Çocuğun sorumluluk duygusunun gelişimi için, yaşına uygun bir takım basit kararları alma hakkına sahip olması gereklidir. Bu ortamın oluşturulması için de çocuğa uygulama olanağı vermek gerekir. Giysisini kendi seçen, dilediği resimleri yapan, yemeğini baskısız şekilde yiyen, kişiliğine saygı gösterildiğini gören ve kendini özgürce ifade edebilen çocuk “ben değerliyim” diye düşünür. Çocuğun önemli ve değerli hissetmesi, onu yeni atılımlara ve başarılara götürür.

    Erken çocukluk döneminden başlayarak, çocuğun problemler başa çıkma becerisinin gelişimi için gerekli tutumlar sergilenirse, sorumluluk duygusunun gelişimi de desteklenmiş olur. Çocuğun içinde bulunduğu gelişimsel dönem göz önünde bulundurularak, çocuk kendi sorunları ile baş başa bırakılabilmelidir. Örneğin, kardeşi – arkadaşı ile yaşadığı bir çatışma, ödevini – defterini unutma yada kaybetme gibi. Bu yaklaşım çocukların sorunlarla mücadele ederek uğraşmasına olanak vermek, kendisine güvenli, sorun çözme becerileri gelişmiş bireyler olarak yetişmeleri için gereklidir. Karşılaştığı her zorluğa aşırı yardım eden ana babaların çocukları sürekli başkalarına muhtaç, kendilerine güvensiz olur. Böyle kişiler yeteneklerini keşfedemez ve asla yaşına uygun sorumluluk becerisini kazanamazlar.

  • Çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları

    Çocuklar doğdukları dönemden itibaren farklı gelişim dönemlerinde farklı özellikler gösterirler. Bu dönemlerde belli yetenek ve becerileri kazanırlar. Bu becerileri kazanırken ebeveynlerin ilgi destek ve uyarılmalarına ihtiyaç duyar, bu ilgi vedestekle bu yeteneklerini basitten karmaşığa doğru geliştirirler. Örneğin agulamaya başlayan çocuk heceleri, sonra kelimeleri, sonra da cümleleri söyler. Anne ve baba çocuğun bu dönemlerdeki özelliklerini bildiğinde ve bu özelliklere uygun davrandığında çocuğun ruhsal gelişimi sağlıklı bir şekilde devam eder. Ancak uygun destek ve yaklaşımlar olmadığında ise ruhsal gelişimde sorunlar ortaya çıkabilir. Çocuk ruh sağlığı uzmanları sorun olduğu dönemlerde ebeveynlere sorunların çözümünde yol gösterir ve çocuğun gelişimini tekrar sağlıklı bir yola girmesini sağlar.

    Genetik ve çevresel nedenlerle çocuklarda bazı ruhsal rahatsızlıklar görülebilir. Bazen genetik yatkınlığı olan çocuklarda, uygun olmayan ebeveyn tutumları ve olumsuz yaşam olayları bu ruhsal hastalıkların ortaya çıkışını tetikleyebilir. Bazen de genetik yatkınlık nedeniyle ortaya çıkan ruhsal belirtiler, uygun olmayan ebeveyn tutumları ve olumsuz yaşam olayları ile şiddetlenebilir. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, davranım bozukluğu, tik bozukluğu, konuşma bozuklukları, çiş- kaka kaçırma, otistik bozukluk, gelişim geriliği, depresyon, iki uçlu bozukluk, intihar, takıntılar, madde kullanımı, yeme bozuklukları, kaygı bozuklukları (sosyal fobi, yaygın anksiyete bozukluğu, ayrılık anksiyetesi, okul fobisi, panik bozukluk), travma sonrası stres bozukluğu, madde kullanım bozuklukları, uyku bozuklukları, psikotik bozukluklar… çocuklarda görülen ruhsal bozukluklar olup bu bozukluklar başta çocuğun, uyumunu, ilişkilerini, akademik becerilerini aynı zamanda ailenin yaşamını olumsuz etkiler. Bu bozukluklar ortaya çıktığında çocuk psikiyatrisine başvurulduğunda, yapılan değerlendirmeler sonrasında, uygun destek, yaklaşım ve tedavi ile çocuğun okul, sosyal ve aile yaşamındaki olumsuz etkilenmesi azaltılabilir ya da düzeltilebilir. Ancak bu ruhsal rahatsızlıklar tedavi edilmediğinde ise, çocuğun şimdiki ve gelecekteki yaşamını olumsuz etkiler. Bu nedenle ailelerin çocuklarındaki ruhsal belirtiler için dikkatli olması, bu belirtiler çocuğun yaşamında olumsuz sonuçlar doğurmadan psikiyatrik destek almaları önemlidir.

    Aileler çocuklarında ruhsal sorunlar olup olmadığını anlamak için yaşıtlarından farklı özelliklerinin olup olmadığına (geç konuşma, fazla hareketli olma, derslerde dikkatini sürdürememe, öğrenmede güçlük yaşama, kurallara uymakta güçlük çekme gibi) dikkat etmeleri, bunları fark etmeleri ve bu sorunların çözümü için çocuk psikiyatristlerinden yardım almaları önemlidir. Yine çocuklarının her zamankinden (eskiden beri olan özelliklerinden farklı olarak) daha fazla sinirli olması, mutsuz olması, isteksiz olması, uyku sorunları yaşaması, takıntılarının, tiklerinin olması, sıkıntılı ve kaygılı olması, daha fazla hareketlenmesi, çok konuşması, enerjik olması, yeme sorunlarının olması, kilo alması, madde kullanması, kendine güvensiz olması, endişeli, korkulu olması, çiş-kaka kaçırması, tırnak yemesi, kendine ve çevresine zarar vermesi şeklindeki yakınmaları başladığında bunların ruhsal rahatsızlıklardan kaynaklanıyor olabileceğini fark ederek uygun psikiyatrik destek için baş vurmalıdırlar. Bu yakınmalarla baş vuran çocukların ayrıntılı değerlendirmesi yapılıp, neden olan durumlar araştırılıp uygun tedavi desteği sağlandığıda yakınmaları büyük olasılıkla azalacak yada düzelecektir. Aileler bilmelidir ki ruhsal rahatsızlıklarla çocuğun uzun zaman geçirmesi hem bu ruhsal rahatsızlığının çocuğa daha fazla zarar vermesine neden olacak hem de yeni ruhsal rahatsızlıkların gelişmesine zemin yaratacaktır. Bu nedenle aileler çocuklarında olan davranış ve duygusal değişiklikleri zamanında fark edip zaman geçirmeden psikiyatrik destek almalı, ruhsal sorunlar daha şiddetlenmeden ve yeni ruhsal rahatsızlıklar tabloya eklenmeden hızla tedavi arayışına girmelidirler.

    Çocuk ve ergenler gelişim özelliklerinde yada ruhsal nedenlerle sorun yaşadıklarında aile okul ve sosyal ilişkileri de olumsuz etkilenir. Bu sorunlarla baş etmek çocuk ve aile için güçleşir. Aileler kendilerini çaresiz, tükenmiş hissedebilir ve çocuklarıyla yoğun çatışmalar yaşayabilirler. Yine bazen anne babalar, sorunlar karşısında çocuklarına nasıl davranacakları konusunda güçlük yaşayabilirler. Aynı şekilde çocuklar da aileleriyle didişir, yoğun sorunlu bir ilişki tarzı geliştirebilirler. Bu gelişimsel ve ruhsal sorunlar bir aile çatışması, ilişki sorunu yumağı haline gelebilir. Gelişimsel ve ruhsal sorunlar hakkında ailenin bilgilendirilmesi, uygun yaklaşımlar konusunda rehberlik edilmesi, primer ruhsal sorunun çözümü, aynı zamanda ailenin çocukla-çocuğun aile ile karşılıklı yaşadığı ilişki sorunu yumağını da çözecektir. O nedenle aileler hem gelişimsel ve ruhsal sorunların aile ilişkisine olumsuz etkisinin farkına varmalı ve uygun psikiyatrik desteği almak için bir çocuk psikiyatristi uzmanına başvurmakta gecikmemelidirler.

    Çocuk ve ergen ruh sağlığı polikliniğinde, çocuk ve gençlere gelişim özellikleri, gelişim sorunları ve tüm ruhsal sorunları açısından gerekli psikometrik testler ve kapsamlı ruhsal değerlendirme yapılarak uygun tedavi yaklaşımlarıyla çocuk ve gençlerin ruhsal sorunlarının azaltılmasında yada düzeltilmesinde destek sağlanacaktır.