Etiket: Uygulama

  • Botox (botoks) ve dolgu maddeleri hakkında bilmeniz gerekenler

    Botox (botoks) ve dolgu maddeleri hakkında bilmeniz gerekenler

    Önemli Not!
    “Son dönemlerde bazı estetik ve güzellik merkezlerinde veya muayenehanelerde Botox ve dolgu enjeksiyonları yetkili olmayan kişiler veya hekimler tarafından uygulanmaktadır. Bu uygulamalar, ilgili uzmanlar tarafından yapılmadığı takdirde estetik sonuçlar yerine doku tahribatı (nekroz) ve tehlikeli enfeksiyonların bulaşma riski gibi ciddi yan etkiler ortaya çıkabilir. Buna ek olarak sözü geçen merkezlerde bazen orijinal olmayan korsan veya sahte ürünler Botox veya onaylı dolgu maddeleri adı altında uygulanmakta olup işlemler hastanın mağduriyeti ile sonuçlanır.
    Uygulama öncesi yaptıracağınız ürünün bilgilerini ve prospektüsünü hekiminizden talep etmeniz ve orijinal olup olmadığını kontrol etmeniz önerilir. İşlemlerinizin “sadece dermatolog veya plastik cerrahi uzmanı” tarafından güvenli, yasal ve bilimsel biçimde yaptırabileceğinizi hatırlatıyoruz!”

    Botox (Botoks)

    Botox (botoks) adı ile tanımlanan “botulinum toksini”, Clostridium botulinum adlı bakteriden elde edilen bir maddedir. Bu madde, onaylı olarak 2 farklı isimle piyasaya sürülmektedir: Dysport (İngiltere) ve Botox (İrlanda).

    Botox göz ve nörolojik hastalıklar gibi tıbbın birçok alanında kullanılmakta olmakla birlikte estetik alanında yüzdeki mimik kasların hareketlerini, dolayısı ile mimiklere bağlı olarak oluşan çizgileri azaltmak için uygulanır. Mimik kasların uzun süre çalışması sonucunda çizgilenmeler en sık alın, kaş arası, göz kenarları ve ağız çevresinde görülür.

    Botox özellikle yüzün üst yarısındaki kırışıklıkların (alın çizgileri, kaş arası çizgileri, göz çevresi kaz ayağı kırışıklıkları) giderilmesinde tercih edilir.

    Uygulama, enjeksiyon şeklinde yapılır. Genellikle ağrılı bir işlem değildir. Tedavinin tümü yaklaşık 10-15 dakika sürdüğünden normal yaşama hemen dönülebilir. Botox’un etkisi, enjeksiyonu takiben 8 gün içinde ortaya çıkar ve aktif kırışıklıklar azalmaya başlar. Çok derin kırışıklıkların azalması daha fazla zaman gerektirir. Bazen derin kırışıklıkların gidermesinde Botox ve dolgu maddeleri kombine olarak kullanılır.

    Botox’un etki süresi 4-6 aydır. Botox etkisini yitirdiğinde uygulama isteğe bağlı olarak tekrarlanabilir.Botox işleminin uzman kişi tarafından yapıldığı takdirde herhangi bir ciddi yan etkisi yoktur. Uygulamalarda bazen hafif ağrı meydana gelebilir. Enjeksiyon sonrası geçici olarak başağrısı, şişlik, morarma ve nadiren kaş ve göz kapağında geçici düşüklük oluşabilir. Botox’un gebelik ve emzirme döneminde zararlı etkisinin olup olmadığı henüz bilinmediği için bu dönemlerde uygulama yapılmaması önerilir.

    Yan Etkiler

    “Botox ayrıca aşırı terlemeyi azaltmak için koltuk altları, avuç içleri ve ayak tabanlarına uygulanabilir. Botox, aşırı terleme ve buna bağlı koku şikayeti olan kişilerde uygulanarak şikayetleri giderir.

    Dolgu Maddeleri

    Dolgu maddeleri yüzdeki kırışıklıklar ve doku kaybı veya eksikliklerini ortadan kaldırmak için kullanılmaktadır. Dolgu maddeleri özellikle dudak, burun ve yanak arasında oluşan çizgiler, dudak çevresindeki konturu düzgünleştirici ve dudak dolgunlaştırıcı olarak oldukça güzel sonuçlar vermekte olup daha genç bir görünüm elde edilebilmektedir. Uygulama 10-15 dk gibi kısa bir sürede yapılıp etkisi anında gözle görülür.

    Dolgu maddeleri kalıcılık sürelerine göre 3 gruba ayrılır:

    1.Geçici dolgular (5-12 ay): kollajen veya hyaluronik asit içermektedirler (Restylane, Teosyal, Rofilan, Puragen, Hylaform, Juvederm, Varioderm vs).
    2.Yarım kalıcı olanlar (1-2 yıl): kalsiyum hidroksilapatit veya dekstran içerirler (Radiesse ve Reviderm).
    3.Kalıcı olanlar (2-10 yıl): silikon, polimetil metakrilat (PMMA) veya poliakrilamit jel (PAAG) içerirler (Artecoll, Aquamid, Beautical 2 ve 5).

    İlk kez uygulamalarda hastanın memnuniyeti, dolgunun reaksiyonlarının gözlenmesi ve hekimin doğru değerlendirmesi açısından genellikle kısa süreli dolgular tercih edilmektedir.

    Dolgu maddeleri dudak ve yanak dolgunlaştırılması, burun kenarı çizgilerin giderilmesi ve elmacık kemiklerin belirginleştirilmesi olmak üzere özellikle yüzün alt yarısındaki kırışıklıklar ve doku eksikliklerinin giderilmesinde tercih edilmektedir.

  • Ameliyatsız zayıflamada kişiye özel yöntemler

    Birçoğumuz fazla kilolarımızdan şikayetçiyiz. Sağlığımız tehlikede, hayatımızı yaşayamıyoruz. Kıyafetlerimize sığamıyor, beğendiklerimizi giyemiyor, başarısız diyet hikayelerinin kahramanları oluyoruz. Şehir hayatı, stres, kapalı çalışma ortamları bizi abur cuburlara sürüklüyor, en büyük egzersizimiz ofiste kahve makinesine yaptığımız yürüyüş oluyor.

    Kilo vermek adına uygulanan diyet listeleri, egzersiz ya da yaşam tarzı değişiklikleri her hastada aynı derecede başarılı olmayabiliyor. Bu yöntemlerle bazı hastalar kolaylıkla kilo verebilirken, büyük kısmında sonuçlar istendiği gibi olmuyor. Çoğunlukla da diyet bırakıldığında verilen kiloların daha fazlası geri alınıyor. Yani fazla kilo ve obezite tedavisinde her yöntem her hasta için işe yaramayabiliyor. Kişiye özel, ameliyatsız tedaviler ise başka hastalıklara sebep olmadan tüm metabolik değerleri normalleştiriyor ve hastaların yaşam konforuna zarar vermeyen, koruyucu çözümler oluyor.

    Obezite ve kilo fazlalığında “Kişiye Özel, Ameliyatsız Tedavi” Etkili Çözüm

    Kilo fazlalığı ve obezitenin kişiye özel, ameliyatsız tedavisine hastanın genel sağlık durumunun değerlendirilmesi ile başlanıyor Değerlendirmeyle obeziteye ve ya kilo fazlalığına neden olan hormonal ve metabolik değerlerdeki bozukluklar saptanıyor ve ardından diyet, egzersiz, davranış değişikliği, ilaç, biyoenterik intragastrik sistem gibi tedavi yöntemlerinden uygun olanları seçilerek tedavi gerçekleştiriliyor.

    Diyabeti, Tiroid Hastalığı Ve Hipertansiyonu Olan Hastalara da Uygulanabiliyor

    Diğer yöntemlerden sonuç alamayan ve vücut kitle indeksi (kilo/boy2) 27 kg/ m2’nin üzerinde olan bireylerin, ideal kilolarına ulaşmaları için en güvenilir ve kalıcı yöntemlerden biri Biyoenterik İntragastrik Balon uygulaması. Kan glisemi düzeyini ve tansiyon yüksekliğini kolaylıkla dengeleyebildiği için diyabeti, tiroid hastalığı ve hipertansiyonu olan tüm fazla kilolu ve obez hastalara da, Biyoenterik İntragastrik Balon uygulaması öneriliyor. Çoğu şeker hastasında sağlanan kilo kaybı hastaların ilaçlara ve insüline olan ihtiyacını ortadan kaldırıyor. Vücut kitle indeksi 40 kg/m2 nin üzerinde olan morbid (aşırı) obez hastalarda da cerrahi öncesi kilo kaybı sağlamak için bu yöntem uygulanabiliyor.

    Günlük Hayata Hemen Dönmek Mümkün

    Tedavi programına dahil olan hastaya önce kan tahlilleri ve mide endoskopisi uygulanarak intragastrik uygulamaya engel bir hastalık olup olmadığı inceliyor, sorun yoksa 15 dakikalık uygulamayla Biyoenterik İntragastrik Balon, endoskopik olarak mideye yerleştiriliyor. Uygulama bir ameliyat değil, kalıcı hiçbir değişiklik yaratmıyor, biyoenterik balon ömür boyu vücutta kalmıyor, istenildiğinde kolaylıkla çıkartılabiliyor. Hastanede yatış gerekmiyor, uygulama sonrasında normal yaşama kolayca dönülebiliyor.

    Biyoenterik İntragastrik sistemlerin mide içerisindeki hacmi, hastanın yaşam konforunu bozmayacak, herhangi bir şikayet yaratmayacak ve istenilen kilo kaybını sağlayacak şekilde ayarlanıyor. Biyoenterik İnstragastrik balon uygulamalarının klasik mide balonu uygulamalarından temel farkı ise klasik uygulamada hastanın yaşam konforunu bozan sorunlarla intragastrik uygulamada karşılaşılmaması, hastaların günlük yaşam kalitelerinin korunması. Hastalar hedefledikleri kiloya ulaştıklarında, sistem yine endoskopik yolla yaklaşık 10 dakika içerisinde çıkarılıyor. Uygulanan intragastrik sistemlerin midede kalma süresi 12 ay. Aşırı kilolu hastalarda ise hedef kiloya ulaşmak için birinci yılın sonunda eski sistem çıkarılıyor, aynı seansta yeni bir sistem uygulaması yapılıyor.

    Sonuçları Yüz Güldürüyor

    Biyoenterik İntragastrik Sistem uygulamalarıyla birlikte, obezite ve kilo fazlalığının altında yatan metabolik ve endokrinolojik hastalıkların da tedavisi yapılarak ayda 4 – 6; 6 ayda 35.5, yılda 47.9 kiloya kadar kilo kaybı sağlanabiliyor. Uygulama küçük porsiyonlarla açlık hissinin bastırılmasını, uyulmakta zorlanılan diyetlere ve diğer önerilere kolayca uyulmasını sağlamakla birlikte, hızlı ve gözle görülür etkisiyle hastanın kararlılığının ve motivasyonunun arttırip, adım adım hedeflenen sağlık ve mutluluğa ulaştırıyor.

  • Ev hemodiyalizi

    Bugün toplumumuz kronik böbrek yetmezliği nedeniyle yaşamını hemodiyaliz dediğimiz tedavi yöntemiyle sürdürmek zorunda olan insanlarımızdan haberdardır. Bu tedavinin hemen hemen tüm dünyada bir merkezde haftada 3 kez 4 saat şeklinde bir makina vasıtasıyla kanın içinden geçtiği filtre kullanılarak üremik toksinlerin temizlenmesi şeklinde yapıldığından da herkes az çok haberdardır. Gerçekten ülkemizde 50 bininin üstünde hasta yaşamını bu şekilde sürdürüyor. Bu işle ilgili bir mesleğiniz olmasa bile böylesine bir tedavi yöntemiyle yaşamın sürdürüldüğü durumda bazı sorunlarla birlikte olacağını da kestirebilirsiniz. Bu tedavide damara girilerek belli miktarda kan bir filtreden geçirilerek kan temizlenmektedir. Doğal olarak da suni olarak yapılan bu işlem önemli sorunları da birlikte getirir. Herşeyden önce bu yöntem aralıklı olarak yapılır. Böbrek gibi sürekli çalışmadığı için üremik toksin dediğimiz maddeler diyalizde kandan kısmen temizlenirken diyaliz arası dönemde tekrar yükselir. Üstelik bu toksinlerin hepsi bu kısa süre içinde temizlenemez de. Doğal olarak da hastalar bu yetersizliğin etkilerini ve sakıncalarını uzun vadede yıllar içerisinde görürler. Daha fazla kansızlık daha fazla sinirlerin etkilenmesi , metabolik kemik hastalığı, damarlarda, kalp kapaklarında kireçlenme, damar sertliği ve kalp damar hastalıkları gibi sorunlarla karşılaşırlar. Bu sorunlar ek bazı ilaçlarla önlenmeye çalışılır. Ayrıca en azından bazı hastalarda bu kısa diyaliz seansı sırasında kramplar, tansiyon düşmeleri görülebilir bu yüzden de yaşam kalitesi bozulur. En önemli sorun da hastalar idrar yapmadıkları için aldıkları tuz oranında iki diyaliz arasında vücutlarında sıvı biriktirirler ve kilo alırlar. Bu birikim tansiyon yüksekliği ve bunun sonuçları olan kalp büyümesi, kalp yetmezliği , beyin felci ve kanaması riskiyle hastaları karşı karşıya bırakır. Haftalık 3 defa 4 saatlik diyaliz seanslarında bu sıvı dengesi çok kez iyi sağlanamaz. Bu nedenle de haftada 12 saatlik hemodiyaliz olan bu hastaların yaşam süreleri maalesef böbrek nakli olan hastalara oranla bir kaç kat kısa olabilmektedir.

    KISACA HEMODİYALİZ TARİHİNİ BİLMEK İSTER MİSİNİZ?

    Hemodiyaliz tedavisi 2. Dünya Savaşı yıllarında keşfedildi, 50’lili yıllarda -Kore Savaşında- akut böbrek yetmezliğinde geçici olarak , 60’lı yıllarda kronik böbrek yetersizliği hastalarında sürekli olarak uygulanmaya başlandı. Tahmin edilebileceği gibi bugünkü modern makinalara kıyasla oldukça ilkel makinalarla başlandı. Filtreler de neredeyse makina kadar büyük ama temizleme kabiliyeti oldukça düşük cihazlardı. Bu yüzden de günde 15-16 saat gibi sürelerle belli bir miktarda hastaya uygulanabiliyordu. Bu yüzden de bu kadar süreli tedavi olsa olsa evde uygulanması daha kolay ve ucuz olur düşüncesiyle evde uygulamaya konuldu. Bu hastalarda hipertansiyon , anemi gibi bugün diyaliz hastalarında görmeye alıştığımız hiç bir sorun olmuyordu. Diyaliz esnasında tansiyon düşüklüğü görülmüş şey değildi. Geçen yıllar içerisinde diyaliz makinaları gelişti, çok daha etkin filtreler yapıldı. Buna güvenilerek artan böbrek yetmezliği hastalarının daha çoğunu tedavi etme zorunluluğunun baskısıyla diyaliz süreleri hastada 3 kez 4 saat gibi sürelere indirildi. Bir makina ile günde 3 hasta tedavi etme olanağı doğdu. Diyaliz merkezleri yaygınlaştı. Bu sayede bizim ülkemizde ve bir çok ülkede artık hemodiyaliz imkanı sağlanamadığı için kaybedilen hasta diye bir şey yok.

    Daha çok uzun seanslar halinde evde yapılan hemodiyaliz tedavisini bazı ülkeler sürdürmeye devam etti. Fransa’nın Tassin Kentinde ünlü bir merkezde haftada 3 kez 8 saat diyaliz yapılmaya devam edildi. Bu merkezlerin verileri gösterdi ki bu şekilde tedavi gören hastalarda diyaliz sırasında hiç sorun (tansiyon düşmesi, kramplar gibi ) yaşanmıyor, tansiyon yüksekliği hiç görülmüyor, standart diyaliz hastalarının kullanmak durumunda olduğu (kansızlık ve fosfor yüksekliği için) ilaçlar kullanmıyor ya da çok az hastanın kullanması gerekiyor. Bütün bunların sonucunda da böbrek nakli hastaları kadar uzun ve rahat yaşıyorlar. Tabii bu şekilde haftada 3 kez 8 saat veya günde 2 -3 saat günlük diyaliz merkezlerde değil de evde uygulanması daha kolay olmaktadır. Bu nedenle bugünlerde ülkemizde ve dünyada eski bir yöntem olan ev hemodiyalizine bir dönüş yaşanıyor. Ev hemodiyalizi uygulamasını değişik nedenlerle böbrek nakli olanağı bulamayan hastalarımızın daha rahat ve uzun yaşamları için bir başka olanak olduğunu söyleyebiliriz.

    EV HEMODİYALİZİ NASIL UYGULANIYOR ?

    Sağlık Bakanlığının diyaliz yönetmeliği hükümlerine göre ‘’Ev Hemodiyalizi’’ için ruhsat almış bir hemodiyaliz merkezinin kontrolunda merkezin bulunduğu ilde uygulanabiliyor. Dünyadaki uygulamada merkeze bir kaç yüz kilometre uzaktaki bir evde dahi güvenle uygulanmakta olduğunu dikkate alırsak bizde de ilerde merkezin bulunduğu ile komşu illerde de uygulanabileceği düşünülebilir. Hasta böyle bir merkeze başvurmalı, öncelikle bu yöntemi tanımalı, tercihan bu tedaviyi uygulayan bir hasta ile tanışmalı ve daha sonra kendisine uygun olup olmadığına karar vermelidir. Ev diyalizi uygulamasını kabul eden hastalar bu merkezde belli bir süre diyalize girmekte bu esnada da eğitime tabi tutulmaktadır. Bu eğitimle makinayı çalıştırmayı, setlerini takmayı kendi damarına girmeyi nihayet kendisini makinaya bağlamayı öğrenmektedir. Uygulamayı iyice öğrenen hastalar önce merkezde kendi kendine diyalizi uygulamakta bunu iyi bir şekilde yaptığı konusunda kanı oluşunca evde diyaliz uygulamasına izin verilmektedir. Evde hemodiyalize başlayan hastalar (bizim ülkemizde haftada 3 kez 8 saat) kendilerini makinaya bağlamakta ve yataklarına yatıp uykuda bu süreyi tamamlamaktadır. Böylelikle bütün zamanlarını istedikleri gibi değerlendirmekte, işine okuluna gidebilmektedirler. Bu yüzden de neredeyse böbrek nakline eşdeğer bir yaşam kalitesine kavuşmaktadırlar. Pratik göstermiştir ki tüm hastalar ilk anda kendi damarına girmeyi reddetmektedir, tüm hastalar evde kendi kendine bu diyaliz uygulanmasına kuşku ile bakmakta, korkmakta veya yapamayacağını düşünmektedirler. Fakat bugün için ülkemizde 2012 yıl başı itibariyle 100 kadar hasta evinde diyaliz uygulamaktadır, 50 kadar hasta halen eğitim görmekte, yıl sonuna kadar 200’ü bulması beklenmektedir.Türkiye’de ilk kez Ege Üniversitesinde ev hemodiyalizi gören 4 hasta 4 yıldır bu tedaviyi sorunsuz sürdürmektedir. Bu şekilde tedaviyi kabul etmekte tereddüt eden hastalar bu uygulamayı büyük mutlulukla uygulayan hastaları tanıyınca cesaret bulmakta ikna olmaktadırlar. Giderek bu uygulamaya kendiliğinden talip olan hastaları daha fazla görmekteyiz.

    MAKİNA ve MALZEMELER NASIL SAĞLANIYOR ?

    Ev hemodiyalizi ruhsatı olan merkezler hastanın evine makina , uygulama için gerekli olan su arıtma cihazı ve gerekli alt yapıyı sağlamaktadırlar. Aynı şekilde filtre , diyaliz sıvısı gibi gereksinimlerin evlere teslimi, tıbbi atıkların toplanmasının organizasyonundan da sorumludur. Hastalardan ayda bir kan numunesi alınarak laboratuvar değerlendirilmesi ve tedavisinin yönlendirilmesi de bu merkezdeki ilgili nefrolog tarafından yapılmaktadır. Butün bu hizmetleri hastalar ücretsiz olarak almaktadır.

    HASTALARA MALİYETİ VAR MIDIR ?

    Hemodiyaliz seans ücreti merkezde yapılan hemodiyaliz gibi SGK tarafından aynen karşılanmaktadır. Hastalardan hiçbir şekilde ücret ve katkı alınmamaktadır.

    TEHLİKESİ VAR MI?

    Hastalar bir sorunla karşılaştıkları zaman bununla nasıl başedebileceği konusunda eğitilmiş olsalar da 24 saat hizmet veren yardım alabilecekleri bir başvuru telefonuna da sahiptir. Deneyim göstermiştir ki hastalar gayet seyrek olarak bu hattı kullanmaktadır. Uyku esnasında hastalar damar girişimi yapılmış kolunu hiç kıpırdatmadan uyumaya alıştıkları gözlenmiştir. Uyku esnasında makinaya bağlanma hatlarında bir bükülme tedavide aksama olduğunda alarm sistemleri devreye girmekte hatta bir tehlike durumunda makinalar hem alarm vermekte hem de diyalizi güvenle durdurabilme yeteneğindedirler. Yukarıda belirtildiği gibi tansiyon düşmesi, kramp gibi sorunlar bu uzun seanslar esnasında hiç görülmemektedir.

    DAHA FAZLA BİLGİ:

    www.evhemodiyalizi.com sitesinden nerelerde uygulanabildiğini, ev hemodiyalizi ruhsatlı diyaliz merkezlerini bulabilir, hastalara ait videoları seyredebilirsiniz.

  • Hipnoz

    Hipnoz

    Hipnoz, bakışla, sözle veya bazı yardımcı nesneler kullanılarak, telkin ile oluşturulan özel bir bilinç hâlidir. Bir başka deyişle bir trans hâlidir. Bu trans sırasında, kişi çevreden gelen tüm (ses, ışık, koku vb.) uyaranlara kendini kapatır veya aldırmazken, hipnoz yapan kişinin telkinlerini artmış bir dikkatle dinler, anlar ve gönüllü katılımla uygular.

    Hipnoterapi Nedir?
    Hipnoz aracılığı ile (hipnoz sırasında) uygulanan tedavilere verilen genel isimdir.

    Hipnoz bir uyku mudur?
    Hipnoz kesinlikle bir uyku hâli değildir. Dışarıdan bakıldığında, hipnozdaki kişi sanki derin ve huzurlu bir uykudaymış gibi görünür. Aynı yanlış gözlemi yapan İskoç Doktor James Braid 1840 yılında bu trans hâline, Eski Yunan’daki uyku tanrısı Hypnosis’tenesinlenerek hipnozadını vermiştir. Çok kısa bir süre sonra bizzat Dr. Braid bu trans hâlinin uyku olmadığını fark etmiş ve hipnoz adının uygun olmadığını açıklamış olmasına karşın, bu yerleşmiş olduğu için hipnoz adının kullanımı devam edegelmiştir. 

    Bir kişi, isteği dışında zorla ya da farkında olmaksızın hipnoza sokulabilir mi? 
    Hayır! Bu mümkün değildir. Hipnoz kişinin gönüllü isteği ve katılımıyla gerçekleştirilen bir trans hâlidir. Hipnoz yapan kişi, hipnoza girmeyi gönüllü olarak kabul eden kişiye hipnoza girmesini sağlayacak bazı telkinler verir. Kişi bu telkinleri uygulayarak hipnoza girer. Hipnoza girmek istemeyen bir kişi kendisine söylenen telkinleri gerçekleştirmeyi reddedeceği için hipnoza girmez. 

    Hipnozdaki kişi hipnoz yapanın tüm söylediklerini olduğu gibi kabul eder ve aynen uygular mı?

    Hayır!Hipnoz sırasında kişinin bilinçli kontrolü ortadan kalkmaz. Hipnoz yapan kişinin söylediği her şeyi duyar, anlar, hatta yargılar. Yapması istenilen şey kişinin sosyal ve ahlâki değerlerine uygun değil ise kabul etmez, uygulamaz. Israr edilirse kişi hipnozdan çıkar.

    Hipnoza giren bir kişi istemediği hâlde sırlarını açıklar mı? 
    Hipnozdaki kişinin bilinçli kontrolü ortadan kalkmadığı için istemediği sürece hiçbir sırrını söylemez, özel bilgileri vermez. Hipnozdaki kişi ancak, söyleyeceği şeylerin kendisi için (örneğin hastalığının tedavisinde işe yarayacağı şeklinde) yararlı olacağına inanır ve hipnoz yapan kişiye güvenirse sorulan sorulara yanıtlar verir. 

    Hipnozdan “uyanamamak” mümkün müdür?
    Hipnoz bir uyku olmadığı için, uyanamamak diye bir şey olamaz. Hipnoz yapan hekim, terapi sonunda kişiye hipnozdan çıkacağı telkinini verdiği zaman kişi hipnozdan çıkarak gözlerini açar.

    Hipnoz nasıl oluşur? Hipnoza girmenin temel koşulları nelerdir?
    Hipnozun oluşmasında üç temel unsur vardır: Gönüllülükkonsantrasyon ve hayal gücü. Hipnoza başlanırken, kişi önce hipnoza girme konusunda gönüllü ve istekli olmalıdır. Gönüllü ve istekli olan kişi, hekimin kendisine söylediği (hipnoza giriş için verdiği) telkin cümlesine tüm dikkatini verir, yoğunlaşır. Sonra da söylenen telkinin içeriğini hayal ederek gerçekleştirir. Buradan da anlaşılabileceği gibi bir kişinin hipnoza girebilmesi için gönüllü olması, konsantrasyonunun ve hayal gücünün yeterli olması zorunludur. Veya bir başka deyişle isteksiz, gönülsüz olanlar ya da konsantrasyonu ve hayal gücü yetersiz olanlar hipnoza giremezler. 

    Hipnoza yatkınlık (hipnotizabilite) ne demektir? Herkes hipnoza girebilir mi?
    Hipnoza girebilme yetisine hipnotizabilite (hipnoza yatkınlık) adı verilmiştir. Herkesin hipnoza yatkınlığı (hipnotizabilite) farklıdır. Bu nedenle herkes hipnoza giremez. Çocuklar hipnoza son derece yatkındırlar. Yapılan araştırma sonuçları, hipnoza yatkınlığın en fazla olduğu dönemin 6-10 yaş arası olduğunu göstermiştir. Yaş ilerledikçe hipnoza yatkınlık giderek azalır. Genel olarak toplumun %10-15’inde hipnoza yatkınlık yoktur. Bu kesim kesinlikle hipnoza giremez. Toplumun %70-80’inde orta düzeyde bir hipnoza yatkınlık, %10-15’inde ise yüksek düzeyde hipnoza yatkınlık vardır. Yani toplumun büyük bir çoğunluğu hipnoza girebilmektedir. 

    Hipnoza yatkınlığı etkileyen etkenler nelerdir?
    Hipnoza yatkınlık yetisi, kişilik yapılarına ve içinde bulunulan ruhsal rahatsızlığa bağlı olarak değişmektedir. Örneğin, kuşkucu, kimseye güvenmeyen, her şeyi kontrol etmeye çalışan ya da kendisini herkesten çok üstün ve değerli gören kişilik yapılarına sahip olan kişiler kolay kolay hipnoza giremezler. Aynı şekilde obsesif-kompulsif bozukluk, şizofreni, ağır depresyon, paranoid bozukluk ve demans (bunama) hastalarının hipnoza yatkınlıkları sağlıklı insanlara göre daha düşüktür. 

    Kimler Hipnoz Yapabilir?

    Çoğu ülkede, hipnoz “tıbbî bir girişim” olarak kabul edildiği için, gösteri amaçlı sahne hipnozu yasaklanmıştır. Hipnoz yapma yetkisi, sadece tedavi amacıyla, hipnoz ve hipnoterapi eğitimi almış hekimler, diş hekimleri ve klinik psikologlara tanınmıştır. Bu son derecede yerinde bir uygulamadır. Çünkü hipnoz yapmak çok kolay bir uygulama olmakla birlikte hipnoz aracılığı ile hastalıkların tedavisini yapmak yani hipnoterapi uygulamak, hipnoz bilgisinin yanı sıra söz konusu hastalıklar ve tedavileri hakkındaki özel mesleki bilgileri de ayrıntılı bilmeyi ve bu konuda yetkili olmayı gerektirir. 

    Hekimler, hipnoterapiyi eğitimini aldıkları kendi uzmanlık alanlarında uygulamalıdırlar. Çünkü hem eğitimleri hem de yasal yetkileri kendi uzmanlık alanlarıyla sınırlıdır. Örneğin Astım hastalığı konusunda göğüs hastalıkları uzmanı, ağrısız doğumda kadın-doğum uzmanı, cilt hastalıkları konusunda dermatolog, ruhsal hastalıklarda psikiyatri uzmanı, diş çekimi ve diş eti hastalıklarında dişhekimleri hem bilgi ve yeterlilik hem de yasal olarak yetkilidirler. Çünkü söz konusu hastalıkları hipnoterapi ile tedavi ederlerken kendi uzmanlık bilgilerini hipnoz içinde uygulayacaklardır.

    Hipnoz yapmayı bilmek diş hekimine panik bozukluğu’nu tedavi etme veya psikiyatri uzmanına ağrısız doğum yaptırma, radyoloji uzmanına cinsel işlev bozukluklarını tedavi konusunda yetki vermemektedir. Her uzman hipnoterapiyi kendi uzmanlık sınırları içinde uyguladığı takdirde başarılı olacaktır.

    Çoğu ülkede, hekim olmadıkları hâlde psikolojik sorunlarda hipnoterapi yapma yetkisi, ruhsal sorunlar ve hastalıklar konusunda lisansüstü eğitim almış klinik psikologlara da tanınmıştır. Ancak ülkemizdeki sağlık yasalarına göre psikologlara bu hak tanınmamıştır. Bazı az sayıda ülkede hipnoterapi yapma yetkisi hekim kontrolü altında ve sadece bazı kısıtlı alanlarda olmak koşulu ile yukarıda yazılanların dışında hemşire, sosyal hizmet uzmanı gibi mesleklere de tanınmıştır.

    Hipnozla geçmiş hayatlara veya geleceğe gitmek mümkün müdür?

    Kesinlikle hayır! Maâlesef en çok kötüye kullanılan sahalardan biri de budur. Belki kişinin kendi hayatındaki bazı bilinçdışına bastırılmış rahatsızlık verici hatıraları ortaya çıkarmakta kullanılabilirse de, bu çok özel ve kesinlikle uzmanlarca uygulanabilecek bir tekniktir. Önceki hayatlara ve hele geleceğe gitmek mümkün olsaydı, herkes Toto, Loto, Altılı Ganyan ve aklınıza gelebilecek her şeyi görüp zamanın akışını değiştirirdi! Böyle vaatlerle yaklaşan birin kesinlikle şarlatan veya kendisi psikiyatrik hasta olan birisi olduğunu düşünebilirsiniz.

    Hipnoz nerelerde / hangi hastalıklarda kullanılabilir?

    Genel Tıpda: Ağrıyı ortadan kaldırmak için (migren ve gerilim tipi baş ağrıları, kronik fiziksel ağrılı hastalıklar, trigeminal nevralji, ağrısız doğum, kanser ağrılarında), hipnoanestezi ile cerrahi girişimlerde (ameliyatlar, diş çekimi ve diş eti rezeksiyonlarında), psikosomatik hastalıklarda (astım, esansiyel hipertansiyon, psöriazis, ülser, ülseratif kolit, irritabl kolon, siğil tedavisinde),

    Psikiyatride: Tik, kekemelik, enüresis noktürna (gece işemeleri), trikotilomani, yeme bozuklukları, obezite, psikojenik ağrı bozukluğu, konversiyon bozukluğu, cinsel işlev bozuklukları, sigara bağımlılığı, dissosiyatif bozukluklar, fobiler, panik bozukluğu, agorafobi, sosyal fobi, sınav kaygısı, travma sonrası stres bozukluğu…

    Hipnoterapistlik bir uzmanlık mıdır?

    “Hipnoterapistlik” adı verilmiş olan akademik bir uzmanlık alanı veya unvanı yoktur. Hipnoz yapmayı bilmek veya uygulamak bir kişiye hipnoterapist unvanını kazandırmaz. Asıl olan, hipnoz yapan hekimin tıp fakültesini bitirdikten sonra ihtisas eğitimini alarak hak kazandığı (kadın-doğum, cilt hastalıkları, iç hastalıkları, psikiyatri gibi) uzmanlıktır. Hipnoz ise, bu kişilerin kendi uzmanlık alanı içindeki hastalıkları tedavi etmek için gerekli olduğu zamanlarda kullandıkları bir “tedavi aracı” ve bir tekniktir. 

    Hipnoz Etik Kuralları Nelerdir?

    (TPD HİPNOZ VE HİPNOTERAPİ UYGULAMA ETİK KURALLARI)*

    * TPD Hipnoz ve Hipnoterapi Bilimsel Çalışma Bilimsel Çalışma Birimi tarafından hazırlanan taslaktan alınmıştır. Henüz resmiyet kazanmamıştır.

    ·         Hipnoz, üniversiteler ve eğitim hastanelerinde kurulacak “Hipnoterapi Eğitim ve Araştırma Merkezleri”nde kendi uzmanlık alanlarıyla ilgili yeterli süre teorik ve pratik “Hipnoz ve Hipnoterapi Sertifika Eğitimi” almak koşulu ile ya da yurt dışından bu konuda sertifikası olanların sertifikalarının geçerliliği Sağlık Bakanlığınca onaylanması hâlinde; sadece hekim, diş hekimi ve klinik psikologlar tarafından ve sadece tedavi amacıyla yapılabilir.

    ·         Uygulayıcılar hipnozu sadece kendi uzmanlık alanlarının sınırları içinde uygulayabilirler.

    ·         Hipnoz bir eğlence aracı değildir ve kesinlikle gösteri amacıyla kullanılamaz.

    ·         Televizyonda, sahnede veya topluluklar önünde bireysel veya toplu hipnoz uygulamaları yapılamaz.

    ·         Kitle iletişim araçlarında, web sitelerinde, çeşitli amaçlarla hazırlanmış broşür veya kitaplarda, haber, tanıtım veya eğlence programı vb. hiçbir şekilde hipnoz uygulamalarına ait görüntü ya da fotoğraf yer alamaz.

    ·         Hipnozu ya da hipnoz uygulayanları tanıtmak, hastalıkların tedavisindeki yeri ve önemini göstermek amacıyla bile olsa, hipnoz uygulamaları izleyici önünde yapılamaz.

    ·         Hipnoz uygulayıcıları, reklam ve tanıtım yapamazlar. Yaptıkları uygulamaları tabelalarda belirtemezler.

    ·         Hipnoz uygulayıcıları, kendilerini “hipnoterapist” olarak tanıtamaz, “hipnoterapist” sözcüğünü tabelada, kartvizitte, antetli kağıtta veya imzalarında kullanamazlar.

    ·         Uygulayıcılar, hastanın başka bir uygulayıcının telkinlerini kabul etmeyeceği, başka bir uygulayıcının telkinlerinden yarar görmeyeceği şeklinde posthipnotik telkinler veremezler.

    ·         Hipnoz uygulayıcıları, hastalarına kendi ekonomik, sosyal yarar veya çıkarları doğrultusunda telkinler veremezler.

  • Rotavirüs aşıları

    Rotavirüs enfeksiyonundan korunmada aşıların önemi her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır. Birçok ülkede rutin aşılama programında bulunan bu aşı ülkemizde henüz rutin aşılama programına alınmamıştır. Ağızdan uygulanan bu aşılar canlı virüs aşısı olup iki ayrı preparatı mevcuttur.

    – Beş tip canlı rotavirüs içeren Rotateq

    – Monovalan rotavirüs aşısı Rotarix

    Rotavirüs aşılarının uygulanmasında bazı sorunlar karşımıza çıkmaktadır.

    – Aşı her yaş grubuna uygulanamaz.

    – Aşı uygulama zamanı sınırlıdır.

    – İki farklı aşının uygulama zamanları aynı değildir.

    – İlk doz aşı uygulaması belirli bir zaman diliminde yapılmalıdır.

    – Doğal rotavirüs enfeksiyonunun geliştiği gibi aşı ağız yolundan verilmekte ve bağışıklık yanıtı aynı şekilde oluşmaktadır.

    – Aşı uygulanmasından sonra anne sütü ile beslenmenin aşının etkinliğini azaltmakta mıdır? Sorusunun yanıtı bilinmemektedir.

    – Aşının ishale yol açan tüm tipleri kapsamaması önemlidir.

    – Aşı uygulaması ile rotavirüs ishallerinde belirgin düşük olması sevindiricidir.

    Rotateq aşısı 3 doz olarak uygulanmaktadır.

    İlk doz bebek 12 haftalık (3aylık) oluncaya kadar verilmesi gerekir. Son doz en geç 32 haftaya kadar verilmelidir. Doz aralıkları 4 veya 8 hafta olarak uygulanabilir. 3 doz aşı uygulaması aynı aşıyla tamamlanmalıdır. Rotarix aşısı 2 doz olarak uygulanır. İlk dozda 16 haftadan önce (yurt dışı uygulanmalarında bu süre 3 ay 2 hafta 6 gündür.) İkinci doz 24 haftaya kadar tamamlanmalıdır. Doz aralığı her iki aşı uygulamasında aynıdır. Bu iki aşı uygulamasında yaşanan karmaşa ilk ve son doz tarihlerinin birbirinden farklı oluşudur. Sonuçta hangi aşı ile aşılama başladı ise o aşı ile aşılamanın tamamlanması gerekliliğidir. Bu süreçler dışındaki güvenirlik ve etkinlik tartışmalıdır.

    Gebe ve erişkinlerde aşının kullanılması önerilmez. Rotavirüs aşısı diğer aşılarla eş zamanlı olarak verilebilir. Prematüre bebekler normal aşılama zamanında rotavirüs aşısı ile aşılanabilirler. Bu aşılarda thimerosal (civa) ve diğer koruyucu maddeler yoktur. Rotavirüs aşılarının hastalığın kontrolü ve ishale bağlı ölümlerin azalmasında etkisi tartışılmaz. Beklentiler bu aşıdaki uygulanabilirliğin yaşla sınırlı olmaması ve tüm rotavirüs tiplerini kapsamasıdır.

  • Çocuklarda şant enfeksiyonu

    Beyin omurilik sıvısı (BOS) oluşumu ve emilimindeki dengedeki bozukluk sonucu gelişen hidrosefali vakalarında kullanılan en güncel tedavi şant uygulamalarıdır.

    Beyin cerrahisi bölümünce uygulanan bu şantlar

    Ventrikülo – peritoneal (VP)

    Ventrükülo – atrial (VA) şeklindedir.

    Uygulanan bu şantlardaki en önemli, sorun şant işlevinin bozulmasıdır.

    Şantın tıkanması

    Şantın enfekte olması sonucu şant işlevinin ortadan kalktığı görülmektedir.

    Dünyada yaygın olarak kullanılan şantların komplikasyonu olarak ortaya çıkan bu tabloya çocuk beyin cerrahları çözüm aramakta çocuk enfeksiyon uzmanları tedaviyi planlamaktadır. Örneğin A.B.D yılda 30.000 şant uygulaması yapılmakta bu vakaların %8.2 – %12’sinde şant enfeksiyonu gelişmektedir. Şant enfeksiyonu riskini arttıran bazı faktörler vardır.

    Yaş önemlidir. Prematüre ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde enfeksiyon riski yüksektir.

    Açık nöral tüp defektleri olan hastalar yüksek risk grubudur.

    Şant uygulanan çocuklarda derinin durumu önemlidir.

    Diğer bir faktör sistemik enfeksiyonun eşlik edip etmemesidir.

    Cerrahiyi uygulayan ekibin deneyim ve tekniği

    Koruyucu antibiotik uygulanması şant enfeksiyonu riskinde etkilidir.

    Şant enfeksiyonları genellikle şant uygulamasını takip eden ilk iki ayda ortaya çıkar. Bir yıldan sonra görülmesi nadirdir.

    Şant enfeksiyonu olan çocuklarda bulgular belirgin olmayabilir. Klinik bulgular çocuğun yaşına göre değişkenlik gösterir. Büyük çocuklarda

    Ateş

    Baş ağrısı

    İrritabilite

    Karın ağrısı

    İştahsızlık görülürken

    Yenidoğanlarda

    Beslenmede azalma

    İrritabilite görülür.

    Şant enfeksiyonunda ateş her zaman görülmez. Bu durum muhtemelen enfeksiyonun kronik seyretmesi veya hastanın başka bir nedenle antibiotik alması ile izah edilebilir. Uygulanan şant tipine göre klinik bulgular değişkenlik gösterir. Şant enfeksiyonlarını tanımlamak zordur. Çocukluk yaş grubunda ateş ve irritabiliteye yol açan diğer nedenlerin’de söz konusu olabileceği unutulmamalıdır. Şantlı çocuk hastaların detaylı muayenesi ve takibi çok önemlidir.

    Şant Enfeksiyonlarında Tanı

    Klinik bulgular

    Kan incelemesi

    Beyin omurilik sıvısının incelenmesi ve kültürü

    Katater ucu kültürü

    İle konulmaktadır. tanı da radyolojik tanı yöntemlerinden faydanılmaktadır.

    Şant enfeksiyonlarında tanı koymak zordur. Klinik bulguların belirgin olmayışı laboratuvar bulgular’ında tanı koydurucu bulguların her zaman olmayışı tanı da gecikmeye neden olabilir. Beyin omurilik sıvısında her zaman bakteri üretilmeyebilir. Bazı hastalarda mikroorganizmanın şant haznesinde yerleştiği ve ancak buradan kültür alındığında izole edildiği görülmektedir. Kan kültüründe her zaman üreme olmayabilir. Örneğin Ventriküloperitoneal şantta kan kültüründe üreme yokken, ventriküloatrial şant vakalarında kan kültüründe üreme tanımlanır.

    Şant enfeksiyonlarında komplikasyonlar ciddi seyretmektedir. Enfeksiyon tedavisinde kesin bir protokol belirlenmemiştir.

    Tedavide

    Enfekte şantın çıkarılması

    Eksternal ventrikül drenajı

    Sistemik antibiotik tedavisi

    Lokal antibiotik tedavisi

    ( Ventriküller içine ) ve

    Yeni şant uygulaması şeklinde düşünülmelidir

    Şant enfeksiyonlarında antibiotik tedavisi ne zaman başlanmalı ve süresi ne olmalıdır?

    Bu sorunun yanıtını vermek zordur.

    Şant enfeksiyonu olan hastalarda geniş spektrumlu antibiotik başlanır. Antibiotik tedavisi kültür sonuçlarına göre planlanır. Antibiotik uygulama süresi hastanın klinik durumu ve kültür sonuçları negatif oluncaya kadar devam edilir.

    Bazı antibiotiklerin BOS geçmediği durumlarda lokal antibiotik uygulaması gündeme gelmektedir. Tek başına şant veya ventrikül içine verilen antibiotik tedavisinin yeterli olmadığı vurgulanmakta, sistemik antibiotikle birlikte ise uygulanabileceği önerilmektedir.

    Hastanın kliniğindeki düzelme ve BOS bulgularının normalleşmesi ile birlikte yeni şant takılması planlanır. Yeni şantın takılmasından 24 saat sonra antibiotik tedavisi sonlandırılır.

    Sonuç olarak şant enfeksiyonlarında antibiotik tedavisi uzun süreli olmakla ve her hastaya göre bu süre değişmektedir.

    Tedavi süresinin uzun oluşu ve ciddi komplikasyonlara yol açması nedeniyle şant uygulamalarında yeni arayışlara gidilmiştir.

    Son yıllarda en çok kabul edilen yaklaşım antibiotik emdirilmiş şantlardır. Bu şantların çocukluk yaş grubunda kullanılabileceği bildirilmektedir. Son on yılda çocuklarda uygulanan antibiotik emdirilmiş şantlarla enfeksiyon oranında belirgin bir düşüş saptanmıştır.

    Bu şantların içerdiği antibiotiğin sistemik etki göstermediği, uygulanan bölgede enfeksiyonu önlediği ve antibiotik direncinin gelişmediği vurgulanmaktadır.

    Yine şant enfeksiyonlarından korunmada ameliyat öncesi antibiotik kullanılması önemlidir.

    Şant enfeksiyonları

    Antibiotik tedavisi

    Lokal antibiotik

    Sistemik antibiotik

    Antibiotik emdirilmiş şantlar

    Prof. Dr. Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Uzmanı

    -3-

  • Nükleoplasti (ameliyatsız bel ve boyun fıtığı tedavisi)

    Nükleoplasti (ameliyatsız bel ve boyun fıtığı tedavisi)

    Bel ve bacak ağrılarına neden olan bel fıtıklarında, ameliyatsız tedavi yöntemleri yıllardan beri uygulanmaktadır. Nükleoplasti de RF(radyofrekans) teknolojisi kullanılarak gerçekleştirilen, riski ve yan etkileri az olan bir yöntemdir.

    Hangi Hastalar bu yöntemden istifade ederler?
    Sık sık bel, kalça ve bacak ağrısından yakınan; ilaç tedavisi ve fizik tedavi gibi tedavilerden sonuç alamamış olan ve henüz açık cerrahi aşamasına gelmemiş olan hastalar bu yöntemden istifade ederler.
    Patlamış ve omurilik kanalı içine girmiş bel fıtıklarında bu yöntem uygulanmaz.

    Nasıl Uygulanır?
    Hasta uyanık ve yatar durumda, bölgesel olarak uyuşturularak bel bölgesinden bir iğne ile röntgen kontrolu altında, hasta olan diskin bulunduğu omurlar arasına girilir. Radyofrekans enerjisi verilerek hasta fıtığı oluşturan dokuların buharlaştırılarak büzülmesi sağlanır. Böylece fıtığı oluşturan dokular büzülüp küçüldüğünden; bacağa giden siyatik sinir kökü üzerindeki baskı kalkar ve bel, kalça veya bacak ağrısı da ortadan kalkmış olur.

    Ne kadar sürer?
    Nükleoplasti uygulaması yaklaşık 30 dakikadır, ancak hastanın hazırlanması ve birden fazla fıtıklaşma durumlarında 1 –2 saate kadar uzayabilmektedir.

    Laser uygulamasından farkı nedir ?
    Laser ile bel fıtığı tedavi yöntemlerinde uygulanan teknik ile uygulama bölgesinde 300 – 600 dereceye kadar ısı oluştuğu halde Nükleoplastide uygulanan bölgede ısı maksimum 70 derecedir. Bu nedenle Laser uygulamalarında olduğu gibi yüksek ısının çevre dokulara ( omurilik veya sinir kökleri, damarsal yapılar gibi ) zarar vermesi söz konusu değildir.

    Yan etki veya riski var mıdır ?
    Uygulama steril ortamda yapıldığından enfeksiyon riski çok zayıftır. Röntgen kontrolu altında yapıldığından istenmeyen durumların ortaya çıkması engellenir. Genellikle hastalar uygulamadan sonra kanülün girdiği bölgede hafif ağrı ve gerginlik hissedebilirler.

    Neler Gerekli ?
    1. Bel (Lomber) MR tetkiki
    2. Bel bölgenin 2 yönlü direkt grafisi
    3. Hastanın muayene bulguları
    4. Gerekli laboratuvar tetkikleri

    Nükleoplasti uygulanacak olan hastanın hastaneye yatması söz konusu olmayıp uygulama bir cerrahi merkez veya hastanede gerçekleştirilmekte ve hasta aynı gün evine dönebilmektedir.

  • Rejeneratif enjeksiyon teknikleri ile ağrı tedavisi

    Yenilenme(Rejenerasyon), Bazı doku ve hücrelerin yenilenmesi ya da verilen kayıpların tekrar yerine konması olarak tanımlanabilir. İlk olarak ilkel deniz ve kara canlılarında tanımlanan rejenerasyon yeteneği sınırlı olarak insanlar için de söz konusudur. Uygun şartlar oluşturulduğunda insan vücudunda kas-iskelet sistemi için rejenerasyon yeteneğinden bahsedilebilir.

    Rejeneratif Enjeksiyon; Enjeksiyon yapılan kemik, kıkırdak, tendon ve ligament bölgesinde hasarlı ve zayıf bağ dokusunda hücre çoğalması, yeni kollajen sentezi, stabilite(sağlamlık) sağlanması ve sonuçta doku yenilenmesine imkan veren enjeksiyon yöntemlerinin genel adıdır.

    Rejeneratif Enjeksiyon Hangi Uygulamaları İçerir?

    Rejeneratif enjeksiyon, zayıflamış eski işlevselliğini kaybetmiş eklemleri, kıkırdakları, ligamentleri ve tendonları güçlendirmek tekrar eski haline getirmek için kök hücre, prp veya proliferan solüsyonların enjeksiyonu ile karakterize bir grup tedavi şeklidir; iyileşme mekanizmalarını uyararak, güçsüz ve hasarlanmış dokularda hücre oluşumu ve rejenerasyon sağlar. Travma sonrası oluşan tendon ve ligament sorunlarının, yetersiz doku tamiri nedeniyle iyileşemeyip ağrıya neden olduğu vakalar bu enjeksiyondan en fazla fayda gören vakalardır.

    Yenileyici enjeksiyon yönteminin en dikkat çekici yönlerinden biri tedavi süresince fiziksel bir kısıtlama yapılmaması, istirahat gerektirmemesidir. Hatta aksine enjeksiyon yapılan eklem, omurga veya adale grubuna yönelik germe ve güçlendirme egzersizleri ile eklem hareket açıklığını geliştirmeye yönelik hareketler yenileyici enjeksiyon tedavisinin tamamlayıcısı olarak hastalara uygulatılır.

    Rejeneratif enjeksiyon tedavileri; kendine özgü protokolleri olan farklı solüsyonlar kullanarak kıkırdak, tendon ve bağların güçlenmesini sağlayan bir grup tedavi yönteminden oluşur. Günümüzde en çok bilineni, kişinin kendi kanının özel bir işlemden geçirilmesiyle elde edilen ”Plateletten Zengin Plazma” (PRP) ‘dir. Bir diğer yöntem yine özel teknik ve cihazlar kullanarak kandaki kök hücrelerin ayrıştırılarak enjekte edilmesi esasına dayanan ”Kök hücre” yöntemidir.

    Teknik olarak en kompleks olan, tüm yöntemlerin temelinde yatan ve el becerisi gerektiren yöntem ise ”Proloterapi”dir. Yöntemin temelleri Hipokrat’a (M.Ö. 400) dayanır. Günümüzde özellikle A.B.D.’de oldukça yaygın olarak uygulanan bu yöntem eklem ve omurga bölgesinde stabilite(sağlamlık) sağlamak için kullanılır.

    Rejeneratif Tedavilerin Alışılagelmiş Yöntemlerden Farkları Nelerdir?

    Yenileyici enjeksiyon tedavisini anlamak için önce -ilk insandan beri var olan- doku iyileşme mekanizmasını bilmek gerekir. Sakatlık yaşanan bölgede doku iyileşmesi 3 aşamada gerçekleşir:

    . Yaralanmadan sonra 48-72 saat süren: Enflamasyon dönemi,

    . 2-4 hafta süresince: Tamir ve yenilenme dönemi,

    . 6 ay-2 yıllık sürede: Remodeling (Yeniden şekillenme) dönemi.

    Buna göre Yenileyici Enjeksiyon ile tedavi˟:

    . Ön tedavi: Enflamasyon cevabını kontrol etmek amacıyla ağrının ve kas spazmının azaltılması. (Koruma, istirahat – 48 saat)

    . Kesin tedavi: Tamir fazı ve yeniden şekillenme süresince tam iyileşme sağlanıncaya kadar enjeksiyon tedavisi, sıcak uygulama ve germe-güçlendirme egzersiz programının kombine edilerek uygulanması şeklinde olmalıdır.

    (˟ : Geleneksel yaklaşımdan farklı olarak bizim uygulamamızda soğuk uygulama, yükseğe kaldırma, kompres uygulama ve non-steroid ağrı kesici kullanmanın yeri yoktur.)

    Rejeneratif Enjeksiyon Tedavisi Hangi Durumlarda Etkilidir?

    Yenileyici enjeksiyon uygulamasından fayda görebilecek durumlar:

    . Omuz eklemini ilgilendiren durumlar: Dejeneratif artrit (kireçlenme), tendinit, tendonların kısmi rüptürü, impingement, bankart lezyonu, rotator cuff sendromu, tekrarlayan omuz çıkıkları, donuk omuz,

    . Diz eklemini ilgilendiren durumlar: Dejeneratif artrit (kireçlenme), Ön çapraz bağın kısmi rüptürü, menisküslerde dejenerasyon veya kısmi rüptür, iliotibial bant sendromu, kondromalazi patella, os-good schlatter hastalığı, baker kisti, tendinit,

    . Kalça eklemini ilgilendiren durumlar: Dejeneratif artrit (kireçlenme), Femur başı avasküler nekrozu, pubis hastalığı, tendinit, huzursuz bacak sendromu,

    . Küçük eklemlerde meydana gelen bağ harabiyetleri/yırtıkları, kıkırdak problemleri,

    . Omurga problemleri: Servikal ve lomber lordozda düzleşme, spondilolistezis (bel kayması), disk hernileri (fıtık), faset eklem dejenerasyonu (kireçlenme).

    . Bunların dışında migren ve gerilim tipi başağrıları, Temporomandibular (çene) eklem problemleri, ayak bileği burkulmaları, plantar fasciitis(topuk dikeni), ameliyat sonrası geçmeyen ağrılar, ..vb durumlar.

  • Faset eklem blokajı – faset medial dal blokajı ve rft

    Faset eklem blokajı – faset medial dal blokajı ve rft

    Omurgayı oluşturan vertebra adını verdiğimiz kemiklerin birbiri ile bağlantısını sağlayan faset ekleminin dejeneratif ve travmatik nedenlere bağlı olarak hasarı, boyun veya belde lokalize veya nadiren bacak ön ve arka yüzüne yayılım gösteren bel ve boyun ağrısının en önemli nedenlerinden biridir. Ağrının nedeni faset eklemler olarak saptandığında faset eklem blokajı ve sonrasında radyofrekans termokoagülasyon (RFT) ile uzun süreli veya kalıcı tedavi sağlanabilir.

    İşlemin Uygulanışı

    İşlem ameliyathanede görüntüleme (C-kollu skopi) altında yapılmalıdır. İşlemden 4 saat önceden itibaren aç kalmanız gerekmektedir. Ameliyathanede yaşamsal fonksiyonlarınız anestezi uzmanı tarafından takip edilecektir. Damar yolundan ağrı kesici ve sedasyon sağlayıcı ilaç uygulandıktan sonra işlem uygulanmaya başlanır.
    Faset eklem blokajı için C-kollu skopi ile eklemler görüntülendikten sonra lokal anesteziyi takiben faset ekleme 10 cm uzunluğunda iğne ile ulaşılır. Lokal anestezik  kortizon uygulanarak işlem bitirilir.

    -Faset Eklem içi Enjeksiyon-

    Blok sonrası hastanın ağrısında en az %50 ve daha fazla rahatlama beklenir. Lokal anestezik etkisi geçtiğinde hastanın ağrısı tekrar başlayabilir. Eğer kortizon kullanıldıysa 24-48 saat sonra ağrı yeniden azalmaya başlar.
    Lokal anestezik uygulamasından sonra hastanın ağrısı istenen düzeyde azaldıysa RFT uygulaması ile uzun süreli rahatlama sağlanabilir. Bu uygulama hemen faset blok sonrası aynı seansta yapılabileceği gibi 1-2 hafta sonra da uygulanabilir. İşlem faset blok enjeksiyonu gibi ameliyathanede uygulanmaktadır. Yine görüntüleme altında giriş yeri belirlenerek özel RF iğneleri ile faset median sinirlere ulaşılarak RFT cihazı ile sinirin ağrı taşıyan lifleri ısı ile hissizleştirilir.

    -Faset Medial Dal RFT-

    İşlem Öncesi Dikkat Edilmesi Gerekenler:

    Sedasyon uygulamaları için işlemden önce 4 saat kadar aç kalınması gerekmektedir.

    Tansiyon ilaçları işlem sabahı çok az suyla alınmalıdır. Aspirin® , Coraspin® gibi kan sulandırıcı ilaçlar 1 hafta önceden kesilmelidir.

    İşlem Sonrası Yapılması Gerekenler:

    İşlem sonrası 1- 2 saat istirahat edilmesi yeterli olur.

    Girişimden sonra azalan ağrı şikayeti 4-6 saat içinde tekrar başlayabilir. Bu durum lokal anesteziğin etkisinin ortadan kalkmış olmasından kaynaklanır.

    Uzun etkili kortizonun asıl etkisi 48-72 saat içinde tam istenilen düzeye gelir ve ağrı 3-4 gün içinde azalmaya başlar.

    RFT uygulamalarında ise 3-4 gün içinde ağrı şikayeti belirgin olarak azalmaya başlar ve 1 hafta-10 gün içersinde rahatlama sağlanır.

    Girişim sonrası 2-3 gün beli veya boynu aşırı zorlayacak hareketlerden kaçınılması gerekmektedir.

    Ağrı kesici ilaçlar eğer ağrı şikayeti varsa 2-3 gün kullanılabilir

    İşlemin Riskleri Nelerdir?
    En önemli risk enfeksiyon olmakla birlikte ancak 70-80 bin hastada bir görülebilecek çok nadir bir yan etkidir. Böyle bir durumda antibiyotik tedavi başlanması gerekir. RFT uygulanan hastalarda kalçada ve bacağın üst kısımlarında geçici his kaybı görülebilir. Kullanılan kortizona bağlı olarak vücutta sıvı tutulması ve şeker hastalığı olan hastalarda 1-2 hafta şeker düzeninde bozulma gözlenebilir.

    Kimlere Uygulanmaz?

    Girişim yerinde veya sistemik enfeksiyonu olanlar

    Girişimi istemeyenler

  • Sezaryende epidural anestezi

    Bir mucizeye tanıklık etmek, en kısa tanım bu olsa gerek. Nasıl mı? Bilinciniz tamamen yerinde, omuzlarınızdan aşağıya örtüler altındasınız, önünüzde bir perde, bedeninizin alt yarısı uyuşmuş, ameliyat sırasında acı veya ağrı dışında her şeyin farkındasınız. Ameliyathanedeki herkes yanınızda ve size destek oluyor, size her detay hakkında bilgi veriliyor, hatta koşullar uygunsa baba da doğuma alınabiliyor. Bu vaziyette bebeğinizin doğumunu hissetmek ve bir taraftan ameliyatınız devam ederken onun kokusunu anında duymak işin mucize boyutu. Daha sonra doktorunuz ameliyatı sürdürürken bir yandan sohbet edebiliyorsunuz.

    Epidural anestezi gerçekten de doğru olarak uygulandığında sezaryen ile doğumda da oldukça uygun bir yöntemdir. Uygulanış şekli açısından normal doğumdakinden hiçbir farkı yoktur. Fark yalnızca verilen ilacın dozundadır. Ameliyat ağrısının duyulmaması için normal ağrısız doğumda kullanılandan daha fazla ilaç vermek gerekir. Verilen ilaç da tamamen ayni yani sadece lokal anesteziktir. Epidural anestezi uygulandıktan sonra sinirlerin ilaç tarafından bloke edilip iyice uyuşması için bir süre beklemek gerekir. Bu süre 15 dakika kadardır. Bu süre sonunda ameliyat hemen başlamaz, önce size küçük bir uyarı verilip ağrı duyup duymadığınız sorulur, anestezinin tamamen yerleştiğinden emin olduktan sonra ameliyata başlanır. Ameliyatın başlaması ile bebeğin rahim dışına alınması arasında geçen süre 5 dakika civarındadır. Bu süre operasyonun en heyecanlı bölümüdür, bebeğin doğumu ile birlikte heyecan mutluluğa dönüşür, ameliyat salonunda bulunan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Doktoru ilk kontrollerini yaptıktan sonra anne bebeğini ilk kez öpüp, koklama olanağını bulur. Bundan sonra yaklaşık yarım saatlik bir bekleme süreci yani ameliyatın tamamlanma süreci vardır. Ameliyat tamamlanıp, son cilt dikişleri konduktan sonra son kontroller yapılıp anne bebeğine bilinci tamamen yerinde olarak kavuşacaktır. Ameliyat sonrası normalde ağrılı geçen ilk 48 saatlik süre içerisinde epidural uygulama sırasında yerleştirilmiş olan kateterden (ince bir tüp) bir ağrı pompası yardımı ile epidural yolla sürekli düşük dozda ilaç verilerek bu dönemin tamamen ağrısız geçmesi sağlanır. Şayet ilaç dozu az gelip de ağrı yeniden başlarsa anne cihazın butonuna basarak önceden belirlenmiş olan ek dozu kendisine uygulayabilir. Buna hasta kontrollü analjezi diyoruz. Özetle epidural anestezi ile sezaryen sonrası anne uyumuyor, bebeğinin doğduğunu görebiliyor, doğar-doğmaz bebek anne yanına verilebiliyor, hatta koşullar uygunsa baba da doğuma alınabiliyor. Bu tür durum ve duygular da müsait olduğu için daha tercih edilebilir bir yöntem olarak sunulabiliyor. Böylece aileye yeni bir bireyin katılmasıyla, yeni bir dönem keyifle başlamış oluyor.

    “Epiduralli sezaryen” ile bebeğine kavuşan gazeteci-yazar Elif Şafak duygularını şu şekilde ifade etmektedir.

    “…düpedüz şahitlik ediyorsunuz bir mucizeye. İnsan denilen mucizenin dehre gelişine. Nasıl mı? Üzerinizde bir perde, bedeninizin yarısı uyuşmuş, kalan yarısı ise alarm halinde. Bilinciniz yerinde, ameliyat esnasında yapılan her şeyi duyumsuyorsunuz, ağrı veya acı hariç. Gözlerinizi çevirdiğiniz noktada lambalar ve doktorların yüzleri. İşte öyle bir anda gördüğünüz insanların güler yüzlü olması, size uzun uzun, ince ince özenle her şeyi anlatmaları, bilgi vermeleri o kadar önemli ki. Bu vaziyette bebeğin doğumuna şahitlik ediyor, ameliyatın hem nesnesi hem de aynı zamanda bir aktörü oluveriyorsunuz. Doktor ameliyatı sürdürürken bir yandan sohbet ediyoruz. Tuhaf bir duygu bu. Kesilip biçilirken felsefeden, edebiyattan, sanattan, tarihten konuşmak. ..eşsiz bir tecrübeymiş bir kadının doğum anına tanıklık edebilmesi. Sessiz bir kamera kesilip her şeyi dakika dakika izleyebilmesi. Derken, adeta kendiliğinden, bir başka boyuttan gelircesine bir ağlama sesi. Perdenin öteki yanından uzatıveriyorlar bebeği. Ve size düşen tek bir şey var öyle bir anda, yapabileceğiniz tek bir şey: Katıla katıla, şükrede şükrede ağlamak.”

    Epidural anestezi-analjezi kimlere uygulanabilir:

    Genelde genç ve sağlıklı anne adayları içi epidural uygulamalar için kısıtlayıcı bir neden yoktur, yani hemen her anneye epidural anestezi-analjezi uygulanabilir. Ancak nadir de olsa uygulamayı zorlaştıran veya olanaksız kılan bazı nedenler bulunabilir. Bel omurlarında uygulamayı engelleyecek sorunlar, uygulama yapılacak bölgede enfeksiyon varlığı, kanama pıhtılaşma bozuklukları bunlara örnektir. Yapılan kontrollerde uygulama için herhangi bir engel olmadığına karar verildikten sonra son karar anne adayına aittir. Anne epidural konusunda bilgili, bilinçli, istekli ve psikolojik olarak hazır durumda olmalıdır. Anestezi uzman doktoru annenin her türlü sorusunu cevaplayarak onu en iyi şekilde aydınlatmalıdır. Ancak ısrarcı ikna çabaları olumlu sonuç vermez, anne hiçbir şekilde epidural uygulamayı kabul etmeyebilir. Bu durumda genel anestezi daha iyi bir seçenek olacaktır. Bazen anne epidural ile başlayan operasyonun bir aşamasında ağrı duymasa da rahatsız olabilir, etrafında olanları görmek istemeyebilir, nadiren de anestezi tam tutmayabilir, bu durumda zaten daha öncesinde genel anestezi koşulları hazır olduğundan ameliyatın genel anestezi tamamlanması mümkündür. Ancak bu nadir görülen bir durumdur.

    Olası komplikasyonlar

    Bel omurları, omurilik bölgesi denilince doğal olarak akla `Sinirler harap olur mu, felç olur muyum?` gibi sorular gelebilir. Uygun koşullarda, konusunda uzman olan hekimler tarafından uygulandığında bu endişelere yer yoktur.

    Yapılacak bölgesel uyuşturma uygulamaları esnasında ve sonrasında ortaya çıkabilecek düzeltilmesi mümkün olan sorunlar şunlardır:

    • Tansiyon ve nabız düşmesi: Gebelik nedeni ile bebeğin ana toplar damara baskısının da katkısıyla en sık görülen yan etki ani tansiyon düşmesidir. Baş dönmesi, göz kararması, kendini fena hissetme gibi belirtilerle fark edilir. Önceden damar yolundan yeterli sıvı (-serum) verilmesi veya bazı damar daraltıcı ilaçlarla kolayca önlenebilir. Ameliyat sırasında veya sonrasında nabız ve tansiyonda düşme olabilir. Her an yanınızda olan anestezi uzmanı doktorunuz gerektiğinde müdahale edecektir. Bu nedenle aşırı stres dışında pek görülmez.
    • Baş ağrısı: Spinal anestezi uygulamaları sonrası ortaya çıkabilir. Epidural anestezinin yan etkisi değildir, genellikle işlem sırasında hareket edildiğinde veya çok deneyimli olmayan ellerde uygulandığında dura zarının kaza ile delinmesi sonucu nadiren görülebilir. Dura zarının delinmesine bağlı dura dışına sıvı kaçmasıyla oluştuğu düşünülür. Hareket edince, ayağa kalkınca çoğalan bazen oldukça şiddetli olabilen karakteri vardır. Bulantı da eşlik edebilir. Çok sıvı ve kafein içeren içecekler alınarak, batın içi basıncı artırıcı uygulamalarla, olabildiğince yatak istirahatı ile ve gerekirse çeşitli ilaçlarla yok edilir.
    • Bel Ağrısı: Bazı doğumlardan sonra epidural yapılsa da yapılmasa da bel ağrısı görülür. Hamileliğe bağlı vücudun ağırlık merkezinin zamanla öne kaymasıyla bel kaslarının bunu karşılamasının, doğum sonrası aniden değişmesine bağlayanlar vardır.
    • Bulantı ve kusma: Ameliyat sırasında veya sonrasında nadiren ortaya çıkabilir. Gerekli müdahale anestezi uzmanı doktorunuz tarafından yapılacaktır.
    • Enfeksiyon: Her enjeksiyonda olduğu gibi bu girişimlerde de da enfeksiyon oluşabilir. Oluşmaması için özen gösterilmektedir.
    • Kullanılan ilaçlara bağlı yan etkiler ortaya çıkabilir. Bazı hastalarda hafif allerjik reaksiyonlar görülebilir. Bölgesel, geçici kaşıntı kendiliğinden veya basit bir ilaç yardımıyla geçer.
    • Sinirsel komplikasyonlar: Bölgesel anestezi sonrası geçici veya kalıcı sinirsel hasarlar nadiren de olsa ortaya çıkabilir. (10 000-100 000 de birden az)
    • Başarısız blok: Epidural anestezi uygulaması ile ameliyata başlandıktan sonra hastanın ağrı duyması ya da ameliyatın süresinin sinirin uyuşturulması için kullanılan ilacın etki süresinden uzun sürmesine bağlı olarak hastanın ameliyatına devam edilebilmesi için anestezi uzmanı doktorunuz uygun gördüğü ek bir uygulama (sedasyon veya genel anestezi) yapmak zorunda kalabilir.