Aşırı terleme hatta bazen normal terleme bile kişileri rahatsız edebilmektedir. Bu yüzden terleme tedavisine talep özellikle bahar ve yaz aylarında oldukça fazla olmaktadır. Terleme tedavisi bir çok farklı şekilde yapılabilmektedir. Bunlar arasında terlemeye neden olan sinir ganglionların alınması, yine yüzeyel bir lazer liposuction ile bu bölgedeki ter bezlerinin harab edilmesi ve medikal terleme tedavisi sayılabilir.
Stres, emetikler, insülinler gibi uyaran ilaçlar, tiroid bezinin aşırı çalışması, böbrek üstü bezi hastalıkları, menopoz, hipoglisemi, şişmanlık, bazı kanserlerin tedavisinde kullanılan ilaçlar ve hormonlar aşırı ve fazla terlemenin başlıca nedenleri arasında bulunmaktadır. Ancak bir hastalıkdan bağımsız olarak yapısal nedenlerle de çok fazla terleme gözükebilir.
Kişiye bağlı olarak ter bezlerinden aşırı ter salgılanmasını belli bir dönem için durdurmak ve böylece özellikle yaz aylarında gerek koltuk altı gerek avuç içi gerekse ayak tabanı terlemesi giderilebilmektedir.
Altın İğne Fraksiyonel Radyofrekansla Terleme Tedavisi
Terleme tedavisi için yapılan bir diğer uygulamada Infini fraksiyonel altın iğne radyofrekans tedavisidir. Bu tedavide ameliyatsız olarak çok ince altın iğnelerle cilt altı dokulara radyofrekans enerjisi verilerek, ter bezlerinin kalıcı olarak hasarı amaçlanır. Hasarlanan ter bezleri gerekli teri salgılayamaz ve terleme önlenmiş olur.
Bu uygulama 3-4 hafta aralıklarla 3 seans yapılmaktadır. Uygulama ağrısız bir uygulamadır, emla krem sürülerek koltuk altı uyuşturularak yapılmaktadır. Sonrasında sadece 1 gün kızarıklık yaratır. Deriye bir zarar vermez. Bu sayede hasta günlük yaşamına kolaylıkla devam eder.
Terlemeniz her seans sonrası azalacak ve minimum düzeye inecektir. Uygulamada kalıcı ve uzun süreli bir sonuç elde edilmektedir. Bu uygulama sadece koltuk altı terlemesi için yapılmaktadır, el ve ayak terlemsine uygulanmamaktadır.
Botoks, bugün bütün dünyada en çok uygulanan yüz gençleştirme işlemidir.
Deneyimli hekim tarafından yapıldığında kolay, güvenli ve basit bir uygulamadır. İşlem sırasında kullanılan etken madde tıpta başka alanlarda ilaç olarak kullanılır. Laboratuar ortamında elde edilen bir maddedir. Sadece antiaging amaçla kullanılan kozmetik madde değildir.
Kas içine noktasal olarak enjekte edilerek mimik kırışıklarını gevşeterek açar.
Ayrıca koltuk altı ve el ayak terlemesi gibi bölgesel aşırı terlemelerde geçici olarak terleme tedavisinde kullanılır. Bu alanlarda daha yüzeysel enjeksiyonlar yapılır.
Uygulama Bölgeleri:
Sıklıkla alın, kaş arası, göz kenarındaki mimiklere bağlı kırışıkları açmak ve derinleşmesini engellemek için yapılır.
Yüzde, gözlerin alt kısmındaki bölgelere uygulanması hekim tecrübesine bağlıdır.
İşlemi yapan hekimin kasları çok iyi bilmesi ve kas hareketlerine göre enjeksiyonlarını kişiye özel yapması önemlidir. Bu şekilde yapılan botoksla yüzün doğal ifadesinin bozulmaması hedeflenir.
Nasıl yapılır?
Botoks enjeksiyonu yaklaşık 10 dakika süren basit bir enjeksiyon uygulamasıdır.
Hekimin mimik hareketlerine uygun olarak yapacağı belli noktalara kas içine enjeksiyonlar yapılır.
Botoks uygulamasında dikkat edilmesi gerekenler:
Kan sulandırıcı ilaç alımı varsa bir hafta önce bırakılmalıdır.
İşleme makyajsız temiz yüzle gelinmesi iyi olur.
Daha önce gözkapağı ameliyatı, kaş tatusu yapılmışsa hekime söylenmelidir.
Nörolojik hastalığı olanlar, gebe ve emzirenlere botoks yapılmaz.
Botoks sonrasında yasaklar:
4-6 saat yatmak, uzanmak, eğilmek
Banyo yapmak, yüzü yıkamak
Yüze, özellikle işlem yapılan yerlere masaj yapmak
Makyaj yapmak
Spora gitmek
Hamam, havuz, sauna
Etki nasıl başlar?
Botoks yapıldıktan sonra ilk etki yaklaşık 72 saat sonra başlar.
O zamana kadar kaşları çatmak, alnı kırıştırmak şeklinde egzersizler tavsiye edilir.
Tam etki 2 hafta sonra oluşur.
2 hafta sonra mutlaka hekime kontrole gitmek gerekir.
Ek doz gerekirse 2. Haftadan sonra yapılır.
Etkisi ne kadar sürer?
Kişinin kas yapısı, kaslarını kullanmasına ve daha öncebotoks yaptırmış olmasına bağlı olarak 4- 6 ay kadar sürer.
Etkisi geçince tekrar kas hareketleri başlar.
Arzu edilirse yeniden enjeksiyon yapılabilir.
TERLEMEDE BOTOKS TEDAVİSİ
Özellikle kol altında olan bölgesel terlemelerde fayda verir.
Hekim, altta yatan başka hastalık olmadığını ekarte ettikten sonra uygun gördüğü dozda botoksu uygular.
Kırışıklık tedavisindeki gibi kas içine değil, yüzeysel ve sık uygulamayla ilaç verilir.
2-3 gün içinde terleme kesilir. Yaklaşık 6-8 ay sonra ilaç vücuttan atılınca tekrar terleme başlarsa uygulama tekrarlanabilir.
Uygulamayla terlemeyi kesmenin vücuda sakıncası yoktur.
Lenf bezleriyle uygulama alanının bağlantısı yoktur.
Daha sağlıklı, daha genç bir cilde kavuşmak için kendi kanınızın iyileştirme gücünden faydalanmaya ne dersiniz? Gençlik aşısı olarak ta bilinen PRP (Platelet Rich Plasma- Platelet Yönünden Zenginleştirilmiş Plazma) yöntemiyle hem daha genç bir görünüm elde edebilir, hem de daha sağlıklı bir cilde sahip olabilirsiniz. PRP uygulaması; bir kişiden 8-10 cc gibi bir miktarda kanın alınarak özel bir tüpte santrifüj işlemine tabi tutulduktan sonra bileşenlerine ayrıştırılması ve PRP’nin (Platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma’nın) yine aynı kişiye enjeksiyon yolu ile geri verilmesini temel alan bir uygulamadır. Avrupa da yaygın olarak kullanılan bu yöntem FDA onaylıdır. PRP’nin iyileştirici etkisini şöyle açıklayabiliriz: “Vücudumuzda bir yer kesildiğinde o bölgeye ilk toplanan hücreler, kanın pıhtılaşmasını sağlayan platelet ya da trombosit olarak adlandırılan hücrelerdir. Plateletler ya da trombositler, vücudumuzda hasar gören dokuların onarımını sağlamak için gerekli büyüme faktörlerini yapısında barındıran kan bileşenleridir. PRP uygulamasında ise hedef dokuya kan dolaşımı ile taşınacak miktardan daha fazla sayıda platelet verilebilmektedir, çünkü PRP ile elde edilen trombositlerin yoğunluğu kandakinden 2 ila 4 kat fazladır. Bu uygulama sonucu hasarlı dokunun onarımı da bu kadar hızlı ve güçlü bir şekilde başlamaktadır. Derimizin yaşlanması, tıpkı yaralanma sürecinde olduğu gibi bazı fiziksel özelliklerini kaybetmesinden kaynaklanır. Bu nedenle derimizi gençleştirmeye yönelik uygulamalarda aslında vücudumuzun bir yarayı iyileştirirken yaptıklarını çeşitli yöntemlerle taklit ederiz. Örneğin lazer, peeling gibi yöntemlerle derimize limitleri belli, hafif bir hasar verir ve bu hasarı derimizi iyileştirmek için tetikleyici bir güç olarak kullanırız. Büyüme faktörleri bu hasar sonrasında salınır ve süreci başlatırlar. Sonuçta derideki bir hasarı en etkili, en hızlı ve en doğal biçimde onarabilecek olan yapı, yine kendisidir. PRP nasıl uygulanır? PRP dolgu şeklinde uygulandığında, burundan ağız kısmına doğru inen boşluklar ile alındaki boşlukları doldurmak ya da sivilce izleri ve göz etrafındaki kırışıklıkları gidermek için kullanılıyor. PRP mezoterapi şeklinde de uygulanarak, küçük ve kısa iğnelerle derinin içine enjekte ediliyor. Mezoterapi şeklinde uygulanan PRP öncesinde hastanın ağrı duymaması için yüzü anestezik bir kremle kaplanıyor. Hasta bu anestezik krem ile yaklaşık 45 dakika bekledikten sonra PRP işlemi yapılıyor. Büyüme faktörlerinin uyarılması belirli bir zaman aldığı için tek uygulama yetmiyor. İlk uygulamadan sonra ciltteki ışıldama ve parlaklık fark ediliyor. Ancak uygulamanın daha kalıcı ve uzun süreli olması için birkaç kez tekrarlanması gerekiyor. Mezoterapinin bir ay arayla 3-6 seans yapılması yeterli oluyor. Uygulama, 8-12 ayda bir kürler halinde tekrarlanabiliyor.
PRP yöntemi ayrıca dermaroller (mikroiğneleme yöntemi) uygulamasından sonra sonuçları artırmak ve iyileştirmeyi hızlandırmak için de uygulanabiliyor. Üzerinde mikro düzeyde iğneler bulunan küçük silindirik bir alet olan ‘dermaroller’ uygulaması sonrasında deride ince delikler halinde mikro kanallar oluştuğu için, bu durumda maskeyle uygulanması yeterli oluyor. Özel olarak hazırlanmış bu mikro iğneler, deri üzerinde açarak cilde uygulanan preparatların cilt altına 200 kattan fazla geçmesini sağlıyor. Uygulamanın ardından 10 dakika içinde kapanan bu mikro kanallar aynı zamanda cilt altında bir iyileşme mekanizması oluşturarak, vücudun kendi yapıtaşlarının yeniden oluşumunu hızlandırıyor.
PRP’nin avantajları
Kişinin kendi kanında hazırlandığı için allerji riski yoktur. Etkileri uzun sürelidir ve uygulama sonrasında yeniden canlandırıcı / yapılandırıcıdır işlevi devam etmektedir. Kolay ve güvenli biçimde uygulanır. Yalnızca yeni kolajen oluşumunu değil, derinin tüm yaşamsal işlevlerini destekler. Kırışıklıkların ve çizgilerin giderilmesini deriyi “doldurarak” değil “gençleştirerek” sağlar.
Cilt çatlakları ve yara izlerinde de etkili PRP derideki ince kırışıklıkları azaltıyor, cildi parlatıyor, deriye esneklik kazandırıyor. Ayrıca yara izi varsa, dolgu maddesiyle yara izinde de iyileşme sağlanabiliyor. Aynı şekilde çatlaklar, ameliyat izleri ve sivilce izleri üzerinde de etkili olan PRP, saç dökülmesinin tedavisinde de kullanılıyor. Erkek tipi saç dökülmesinde oldukça etkili bir yöntem olarak uygulanmaktadır. Ayrıca cilt lekelerinin tedavisinde ana yöntem olmamakla birlikte lekelerin iyileşmesini cildi gençleştirici etkisiyle hızlandıran destekleyici bir yöntem olarak kabul edilmektedir.
PRP kimlere uygulanmaz? Platelet sayısı yetersiz olan hastalarda, hamilelerde, kan sulandırıcı kullananlarda ve kanser hastalarında uygulanmaz.
Yüzün alt kısmında dudaklar yüz estetiğinin, genç bir ifadenin ve çekiciliğin en önemli anatomik alanı. Genetik yapı, diş ile çene kemiklerimiz, çevresel koşullar ve mimiklerimiz dudaklarımızın şeklini belirlemektedir. Yaşlanma ve çevresel koşullar dudaklarımız hızla istemediğimiz değişime zorlamakta. Moda ve trendler ile belirlenen dudak sitilleri ise hızla değişmekte. Bu nedenle günümüzde dudak estetik uygulamalarında kalıcı implantlar, cerrahi işlemler, kalıcı makyaj gibi uygulamalardan daha çok dolgu madde uygulamaları mükemmel sonuçları ve değiştirilebilirliği ile daha fazla tercih edilir olmaya başlamaktadır.
Doğal Dudak Yapısı
Estetik sonuçları mükemmel bir dudak uygulamasında hastanın doğal dudak yapısının belirlenmesi son derece önemlidir. Normalde üst dudak ile alt dudak estetik volüm oranı aşağıdaki gibidir.
Normalde üst dudak ile alt dudak volüm oranları
Genetik yapı, dudaklar ile çene kemikleri ve dişler arasındaki ilişki, çevresel faktörler ve mimiklerimiz dudaklarımızın yapısını belirlemektedir. Dudaklar için üst ve alt dudağın volümüne göre 3 tip tanımlanmıştır.
1. Üst ve alt dudakların eşit olduğu dudaklar; Bu doğal dudak yapısında en istenmeyen dudak şeklidir. Doğuştan yapısal olabilir yada sıklıkla yaşlanma sürecinde ortaya çıkmaktadır.
Üst ve alt dudak volümleri eşit
2. Üst dudağın alt dudağa göre volüm olarak daha belirgin olduğu dudaklar; daha az sıklık gözlenen bir dudak yapısıdır. Kadınlar arasında arasın da estetik bulunmayan bir yapısı vardır. Sıklıkla büyük üst ön dişler yada üst çene kemiğinin alt çene kemiğinden önde olduğu durumlar ile birlikte olabilmektedir.
Üst dudağın alt dudağa göre volüm olarak daha belirgin olduğu dudaklar
3. Alt dudağın üst dudağa göre daha volümlü olduğu dudalar; daha sık gözlenen bir dudak yapısıdır. Kadınlar arasında daha fazla kabul edilmektedir. ideal dudaktada alr dydak üst dudaktan hafif büyük olmakla birlikte burada üst dudak nu oranlardan fazla büyüktür.
Alt dudağın üst dudağa göre daha volümlü olduğu dudalar
Estetik Dudak sitilleri ve dudaklar dolgularında sitil trendleri
Dudak sitilleri hızla değişmekle birlikte günümüzde kadınlar ve estetik uzmanları tarafından belirlenmiş dudak stilleri bulunmaktadır. Bunlar hasta istekleri ve doğal dudak yapısına göre belirlenmelidir.
Dudak volüm uygulamaları dudaklarda aşağıdaki bölgelere uygulanır.
Dudak sitilinin verilmesi için dolgu volüm uygulama alanları
Dudak sitilleri ve uygulama noktaları
1. Klasik sitil dudak uygulaması; Bu gerçek anlamda bir klasik uygulamadır. Görünümünde ve dudak yapısında ciddi değişim istemeyen kadınların en fazla tercih ettikleri sitildir. Sıklıkla yapısal olarak dudakları ince yada yaşlanma sürecinde dudak volümünü kaybetmiş kadınlar tarafında tercih edilmektedir. Alt ve üst dudak arasında ideal ölçüler korunacak şekilde 5 noktada volüm uygulaması yapılmaktadır.
Klasik sitil dudakta uygulama alanları
2. Rubina sitil dudak uygulaması; aşırı ve estetik olarak hoşa gitmeyen bir görünüm olmadan dudaklarını daha dolgun sevenler için kullanılan bir sitildir. Klasik sitile çok benzer ancak klasik formdan daha fazla volüm olarak fazladır. Bu sitilde dudak uygulamadan önce hastanın yüz yapısı son derece önemlidir. Örneğin burun-çene mesafesi kısa olan kadınlarda “Rubina” stili çok hoş olmayan bir stil olabilir. Uygulama dudaklarda yine 5 uygulama alanına yapılmaktadır.
3. Eve(Havva) sitil dudak uygulaması; Diğer sitil uygulamalardan farklıdır. Alt dudağın ağız köşesinde fazla kaybolduğu durumlarda kullanılmaktadır. Buraya yapılacak volüm uygulaması alt dudağın gerçek volüm ve yapısını ortaya çıkaracaktır.
Eve sitil dudakta doğu uygulama alanları
4. “Pearlique” sitil dudak uygulaması; Bu dudak sitili sadece alt dudakta iki inci tanesi gibi duran bir dudak sitilidir. Cupid dudak sitilinin tam tersidir. Dudaklara verilen daha çekici ve seksi bir formdur. Daha dikkat çekmek isteyen bir görünüm isteyen hanımların tercihi olmaktadır. Uygulama dudakta sadece 3 ve 4 alanlara yapılmaktadır. Bazen uygulama üst dudak vermilion kenarının belirginleşmesi ile kombine kullanılabilmektedir.
Pearlique dudak sitilinde dolgu uygulama alanları
5. Cupid Lip from sitil dudak uygulaması; Bu sitil dudaklar çok genç bir ifade sağlamaktadır. Kadınlarda dudakların doğal dolgunlaşma süreci ergenlik döneminde cupid bowda-üst dudağın tam ortasında başlamakta daha sonra dudağın dolgunluğu tüm dudağa estetik orantılarda dağılmaktadır. Bu nedenle Cupid lip sitili dudakları ergenlik dönemi öncesinde kadınlarda doğal olarak görmekteyiz. Bu sitil uygulamlarda dikkatli olunmalıdır. Buraya yapılacak biraz aşırı bir volüm uygulaması doğal görünümden hastayı uzaklaştırabilmektedir.
Cupid sitil dolgu uygulama alanları
6. Angelic-Melek kanadı sitil dudak uygulaması; Bu uygulama tamamen üst dudakta yapılmaktadır. Üst dudak vermilion belirginleştirilmekte ve sadece 1 ve 2 alanlara volüm yapılmaktadır. Kadınlar tarafından sade ancak gösterişli olması nedeni ile tercih edilmektedir. Uygulama sonrası görünüm melek kanadına benzerliği ile bu ismi almıştır.
Angel sitil dudak uygulamasında üst dudak vermilion çizgisi belirginleştirilir ve yukardaki resimdeki alanlara volüm uygulaması yapılmaktadır.
7. Hollywood sitil dudak uygulaması; Bu dudak sitili alt ve üst dudaklarında aşırı dolgu istemeyen ancak tüm dikkatleri dudaklarına çekmek isteyen kadınlar tarafından istenmektedir. Daha sıklıkla sineme ve tv sanatçılarının tercihi olarak seçildiğini görmekteyiz. Üst dudak kenarları diğer dudak sitillerinde olduğu gibi ağız köşesinde keskin bir silinme göstermemektedir. Normalde alt dudağın üst dudağa göre volüm fazlalığı tersine dönmüştür. Burada volüm uygulaması 1,2 ve 5 alanlara yapılmaktadır.
Hollywood sitili dudak dolgusunda 1,2 ve 5 alanlara dolgu uygulanmaktadır.
8.Erkek sitil dudak uygulaması; erkeklerde dudak dolgu uygulamalarında tercih edilmektedir. Burada uygulama dudakların ağız köşelerine yakın yapılmakta böylece erkek dudak formu bozulmamaktadır.
Fibroblast kök hücre tedavisi, kişinin kendi deri hücrelerinden elde edilen, zamanın etkilerini geri çeviren, otolog fibroblast hücresel tedavi yöntemidir. Hücresel tedaviler, doku mühendisliğinin parçalarından biridir. Kök hücreler, bozulan bir dokunun rejenerasyonundan sorumludur.
Otolog tedavi nedir?
Otolog tedavi kavramı, kişinin kendi doku hücrelerinin çoğaltılarak, sorun olan bölgeye yerleştirilmesini tanımlar. Örneğin geniş yanıkları olan hastalarda , sağlam deri alanından alınan dokular doku mühendisliği ile çoğaltılarak yanık alana nakledilmektedir. Buna karşılık heterolog tedavi , kişiden kişiye nakil demek olup daha çok organ naklinde tercih edilir.
Kök hücre tedavisi hangi alanlarda kullanılır?
Özellikle savaş, kaza ya da doğumda meydana gelen doku kayıpları, kronik ülserlere bağlı kapanmayan yaralar, akne skarları, suçiçeği izleri, dişhekimliğinde periodontolojik uygulamalar, kellik tedavisi , dudak dolgunlaştırma ve kırışık giderme amaçlı estetik uygulamalarda kültürde çoğaltılmış fibroblast tedavisi Avrupa ve Amerika’da sıklıkla kullanılan bir yöntemdir.
Kök hücre tedavisinin avantajları nelerdir?
· Kendi dokunuzdan üretildiği için doku reddi, alerji veya enfeksiyon gibi riskleri yoktur.
· Hayvansal hastalık oluşturma riski yoktur.
· Kalıcı ve uzun etkilidir.
· Enjekte edildiği yerden başka yerlere kaymaz.
Fibroblast kök hücre tedavisi nasıl uygulanır?
Hazırlık aşaması:
Cildin dış etkenlere en az maruz kalmış bölgesinden (genellikle kulak arkası veya kol içi) lokal anestezi altında steril şartlarda mercimek tanesi büyüklüğünde biyopsi alınır. Biyopsi taşıma solüsyonuna aktarılıp aseptik koşullarda soğuk zincir ile , hücre üretimi için Sağlık Bakanlığı’nca ruhsatlı laboratuara gönderilir.
Herhangi bir alerjik reaksiyonu önlemek için , fibroblast üretimi hastanın kendi serumu ile yapılır. Bu nedenle biyopsi sırasında hastadan bir miktar kan da alınarak laboratuara gönderilir.
Fibroblast üretim aşaması:
Bu süreç, kişinin doku kalitesine bağlı olarak yaklaşık 4-6 hafta sürer.
Uygulama aşaması:
Kültüre edilen fibroblastlar yeterli sayıya ulaştığında hastaya klinikte randevu verilir. Mercimek tanesi büyüklüğünde deri parçasından 5-10 ml hacminde, 1 ml’de 10 milyon hücre olacak şekilde implant üretmek mümkündür. Bunun 1-2 ml’si ilk enjeksiyonda kullanılır. Geri kalan hücreler ise kademeli dondurma tekniği ile sıvı azot buharında saklanır.
Hazır fibroblast kültürü, hekim tarafından cilt altına ince iğnelerle enjeksiyon yapılarak verilir. Uygulama , 3-6 hafta ara ile 3 kez tekrarlanır.
Uygulama sonrası ilk etkiler ne zaman görülür?
Kişiden kişiye değişmekle birlikte ilk etkiler, 2. Enjeksiyondan sonra, 4-6 haftada belirginleşmeye başlar.
Uygulamanın etki süresi ne kadardır?
Cilt dokusunda iyileşme süreci dereceli olarak 12 aya kadar artarak devam eder. Bu iyileşme uzun sürelidir ve 4-5 yıl kadar kendini korur. Hasta istediği takdirde saklanan kök hücreler tekrardan çoğaltılarak bu süre sonunda yeniden nakledilebilir.
Uygulama sonrasında görülebilecek yan etkiler nelerdir?
Geçici olarak yüzde şişlik, enjeksiyon noktalarında morluk , kızarıklık görülebilir.
Fibroblast kök hücre tedavisi kimlere uygulanamaz?
Hamileler üzerinde bir çalışma yapılmadığından , hamileler bu çalışmanın dışında tutulmalıdır. Ayrıca , önceden kanser tedavisi geçirmiş olanlar da bu çalışmaya uygun değildir.
Fibroblast kök hücre tedavisinin diğer yöntemlere üstünlüğü nedir?
· Dolgu maddeleri özellikle cilt kırışıklarında kısa vadede geçici bir dolgunluk sağlarken, otolog fibroblast kültürü, daha yavaş etki göstermekle birlikte nakledilen fbroblastların ürettiği kollajenin kalıcılığı uzun sürelidir, cilt dokusunu yeniden yapılandırır, daha doğal bir gençleşme etkisi yaratır.
· Kişinin kendi dokusundan üretildiği için doku reddi, alerji, enfeksiyon gibi yan etki riski yoktur, güvenlidir.
Kök hücre tedavisi ile PRP tedavisi aynı mıdır?
Hayır, her iki uygulamada da kişinin kendi vücudundan alınan doğal malzeme kullanılmakla birlikte, iki yöntem birbirinden farklıdır. PRP tedavisinde, toplardamardan alınan kanın içindeki trombosit denilen pıhtılaşma hücreleri kullanılır. Bunların esas görevi akan kanı durdurmak ve sonrasında yarayı onarmaktır. Bu onarım için gereken uyarıcı faktörler, trombositlerde bulunur ve dolaylı şekilde kök hücreler üzerine etki ederek onların daha fazla kollajen üretmesini destekler. Fibroblast kök hücre tedavisi ise doğrudan doğruya belli bir alandaki kök hücre miktarının artırılması prensibine dayanır. İki yöntem farklı olmakla birlikte, her ikisinin bir arada kullanılmasında sakınca yoktur.
Kök hücre tedavisinin mezoterapiden farkı nedir?
Mezoterapi, rejuvenasyon amaçlı kullanıldığında vitaminler, hyaluronik asit ve doku toparlayıcı ürünler cilt altına zerk edilir. Bu ürünler doğal doku ürünü değildir, ancak deriyi besleyen maddelerdir. Klasikleşmiş bir yöntem olmakla birlikte, en önemli dezavantajı, alerji yapabilmesi ve etkinliğinin kısa sürmesidir. Kalıcı etki sağlamak için enjeksiyonların düzenli aralıklarla tekrarı gerekir.
Günümüzde Psoriasis Sedef, Vitiligo-Ala, Alopesi Saç kıran, egzama ve birçok cilt hastalıklarında Lazer ve Işık sistemleri etkin klinik sonuçları ve geniş güvenlikleri ile başarıyla kullanılmaktadır.
Cilt hastalıklarında güneş ve yapay güneş ışık kaynakları geçmişten beri kullanılmaktadır. Bu tedaviler Foto-tedavi başlığı altında sınıflandırılmıştır. Foto-tedaviler dalga boyları belirlenmiş özel lambalar ile gerçekleştirilmektedir. Klasik UVB fototerapisi, PUVA, Dar bant UVB fototerapisi gibi. Ancak bu tedavilerde hastalıklara spesifik bir ışınım dalga boyunun olmaması ve tüm vücudun ışınıma maruz kalması temel sıkıntılardı. Bu tedavileri gören hastaların uzun sureli takiplerinde deride erken yaşlanma, cilt kanserleri gelişme riskinde atışlar gözlenmiştir. Bu sonuçlardan yola çıkılarak Hedefe Yönelik Fototerapi geliştirilmiştir. Hedefe Yönelik Fototerapi mikro-fototerapi veya seçici fototerapi olarak da isimlendirilmektedir. Bu yöntemle klasik fototerapilerde verilebilenden çok daha yüksek ultra viole-UV dozları kısa süre içinde, sadece tedavi edilmek istenen hastalıklı alana uygulanabilmektedir.
Hedefe Yönelik Foto-tedaviler içerisinde yer alan 308 nm monokromatik-tek dalga boyu son dönemde ön plana çıkmaktadır. Bunlara 308 nm MEI sistemleri denilmektedir. (MEI; monokromatik yani tek dalga boyu içeren ışık anlamına gelmektedir.) Yapılan çok sayıda klinik çalışmada, başta psoriasis ve vitiligo olmak üzere birçok dermatolojik hastalıklarda oldukça başarılı sonuçlar bildirilmektedir.
MEI Tedavi sistemlerinin Lazer ve Lazer dışı MEI olmak üzere iki farklı tipi geliştirilmiştir.
Lazer MEI tedavi sistemleri; lazer tedavilerde kullanılabilecek ideal ve tutarlı bir enerji kaynağıdır. Fiber optik bir kablo ile hastalıklı alana uygulanmaktadır. Lazer ışınımın uygulama alan boyutu kullanılan lazer modellerine göre 14 mm ile 30 mm arasında değişmektedir. Ancak bu uygulama boyutları geniş alan tutulumlu cilt hastalıkları için düşük uygulama alanı ve uzun tedavi süresi anlamına gelmektedir. Bir diğer dezavantajı ise uygulama alanının merkezindeki enerji yoğunluğunun, çevreden yaklaşık 1.3-1.8 kat fazla olmasıdır. Bu uygulama merkezinde ve atımlarla çakışan alanlarda fazla doz birikimi ile yanık ve su toplaması gibi yan etkiler anlamına gelmektedir. Lazer sistemleri pahalı sistemlerdir.
Lazer olmayan MEI tedavi sistemleri; tek dalga boyuna sahip- monokromatik ışık kaynakları kullanılarak hastalıklara spesifik ve tutarlı bu sistemler geliştirilmiştir. 308 nm dalga boyu en sık kullanılanıdır. Fleksible bir kablo ile hastalıklı alana uygulanır. Uygulama alanı 30 cm2, 2 cm2 ve 1 cm2 arasında değişmektedir. Böylece tedavilerde daha geniş alanlara hızlı uygulama kolaylığı sağlanmaktadır. Klinik karşılaştırmalı çalışmalar hastalıklardaki etkinliğinin lazere eşdeğer olduğunu göstermektedir. Tedavi maliyetleri lazer sistemlerinden daha ucuzdur.
MEI tedavi sistemlerinin klinik kullanım alanları;
* Psoriais- Sedef Hastalığı
* Vitiligo- Ala Hastalığı
* Alopesi- Saç kıran Hastalığı
* Atopik Dermatitis-Kronik egzama
* Seborek Detaititis-Yağlı egzama
* Tedavilere dirençli lokal egzamalar; özellikle el içi ve ayak tabanı egzamaları
* Cilt gençleştirme
* Güneş hasarına bağlı gelişen lentigo gibi lekeler
* Aktinik Keratozis, Seboreik Karatozis gibi prekanseröz cilt hastalıkları
* Mikozis fungoides ve lenfomatoid papilozis olarak adlandırılan cilt lenfomaları
* Oral liken planus
* Hipopigmentasyon(deri rengi azalması); Stria alba ve Guttate hipomelanosis, skar-iz, yara ve yanık sonrası deri renk azalmalarında.
* Lökoderma(deride renk kaybı); Yaralanma, travma, lazer epilasyon yada diğer lazer tedavileri sonrası deri renk kayıplarında
MEI tedavi sistemlerinin kullanılabilmesi için;
* Hasta yaş sınır bulunmamaktadır.Çocuklarda güvenle kullanılabilmektedir.
* Tedavilerin başlanabilmesi için hastalıkların stabil olması, yani yeni lezyonların çıkmaması ve eski lezyonlarda şikayetlerin artış göstermiyor olması gerekmektedir. Bu dönemdeki hastalara öncelikle medikal tedaviler başlanır. Hastalık stabil olduktan sonra MEI tedavilerine geçilmektedir.
* Hastalarda güneş ve yapay ışık kaynaklarına karşı aşırı duyarlılığının olmaması gerekmektedir.
* Hastada daha önce Maling Melanoma, BCC ve SCC gibi cilt kanserlerinin olmaması yada bu kanserler yönünde riskler taşımıyor olması gerekmektedir.
* Güneş ve ışığa karşı duyarlılığı arttıran; ACE inhibötörü, NSAI, amodarone, fenotiazid, ciproflaxacine, protriptilin, nalidic asit, sulfonamidler, tetrasiklin, nifedipine, thiazid, katran, psoralene, griseofulvin, halojenli salisikanilid, bazı besin boyaları ve besin katkıları kullanılmamalıdır.
* MEI tedavi sistemleri diğer lazer tedavilerinde olduğu gibi yaz döneminde kısıtlanmaz ve hastadan güneşten korunması istenmez. Tam tersine tedaviler güneş döneminde daha başarıldır.
* Gebelerde ve emziren annelerde rahat ve güvenli kullanılabilmektedir.
Tedavi nasıl uygulanmaktadır;
* Tedavi uygulamaları ve hasta değerlendirmeleri tamamen doktor tarafından yapılmaktadır.
* Hastanın tüm vücut sistemi ve tam dermatolojik değerlendirmesi ile hastalıklar yönünde muayenesi son derece önemlidir. Hastalıklı alanlar dermatolojik skorlama yöntemleri ile ölçülerek vücut yaygınlık indeksleri ve hastalık şiddeti ölçülmektedir. Hastalıklı alanlar tedavi öncesi fotoğraflanmaktadır. Tüm bilgi ve veriler bilgisayar ortamında arşivlenmektedir.
* Tedaviye başlamadan önce hastanın cilt tipi belirlenir. Başlangıç uygun dozun hesaplanması için MED (minimal erythem dose=minimal kızarıklık oluşturan doz) testi yapılmaktadır. Bunun için hastanın sağlam derisine 3 farklı noktaya cilt tipine gore uygulama yapılmaktadır. Bu uygulamadan 1-2 gün sonra test alanları değerlendirilerek hastaya spesifik dozlar ve uygulama süresi belirlenmektedir.
* Her hasta ve hastalık için spesifik değerler ve uygulanacak tedavi protokolleri belirlenmektedir.
* Kullanılan sistemin ergonomik yapısı ve uygulama başlık çaplarının çeşitliliği vücudun zor (koltuk altı, saçlı deri, genital bölge ve parmak arası gibi) ve küçük bölgelerinde bile uygulamanın kolay, konforlu ve hızlı yapılabilmesini sağlamaktadır.
* Hastalıklara spesifik dalga boyu hastalıklı tüm alanlara tek tek uygulanır.
* Uygulama sırasında hastalıksız sağlam deri özel yöntemlerle korunur.
* Tedavi sırasında hasta sadece uygulama yerinde hafif bir ısı artışı hissedebilmektedir. Yanma ve ağrı kesinlikle oluşmamaktadır.
* Hastalıklara, başlanan dozlara, hastanın sosyal konuuna gore hastaya spesifik tedavi programı çıkarılmaktadır.
* Hasta her seansta tekrar değerlendirilmekte ve fotoğraflanmaktadır.
* Uygulama süresi 30 cm2 bir anatomik alanda en fazla 1.5 dakikadır.
* Seans aralıkları haftada 1-3 arasında değişmektedir. Hastalıklarda klinik cevap alındıktan sonra seans aralıkları 1-2 ayda bir olacak şekilde uzmakatadır.
* Tedavi uygulaması sonrası hastanın günlük ve sosyal hayatında kısıtlamalar yapılmamaktadır.
* MEI tedavi sistemleri diğer medikal tedaviler ile birlikte kullanılabilmektedir.
Yan etkiler nelerdir?
* Eritem-kızarma; uygulama yerinde seanstan 12-24 saat içerisinde kızarma oluşmaktadır. Bu güneş yanığına çok benzemektedir. Bu hastalığa ve uygulamanın dozuna bağlıdır. (Örneğin vitiligo hastalarında daha fazla eritem gelişmektedir.) Bir kaç gün sonra kızarma hafif deri kuruması ve kepeklenme ile kaybolmaktadır.
* Blister(su toplaması); uygulama yerinde yanık olabilmektedir. Bu tamamen uygulamanın yanlış yapılmasından yada doktorun klinik etkinlik için yüksek dozlar seçmesinden kaynaklanmaktadır. Gelişen bu yanık iz bırakmaz ve basit tedaviler ile düzelmektedir.
* Renk koyulaşması (hipepigmentasyon); özellikle koyu tenlilerde uygulama yerinde ve çevresindeki normal deride daha belirgin olmak üzere renk koyulaşması gelişmektedir. (Bronzlaşma gibi.)
* El içi ve ayak tabanına yerleşen hastalıkların tedavisinde daha uzun süren kırmızılık, ödem ve kuruluk gelişmektedir. Bazı hastalarda bu yan etkiye kaşıntıda eklenmektedir. Nemlendirici kullanımı ile bu yan etkiler rahatlamakta ve 2-3 gün içerisinde kaybolmaktadır.
* Bu tedavilerin takiplerinde hastaların deri ve genel sistemlerin başka ciddi yan etkilere rastlanmamıştır.
Vitiligo hastalığında cerrahi tedavilerin amacı azalan ve/veya kaybolan melanositlerin hastadan alınarak cerrahi yöntemlerle hastalıklı alanlara konulması ve yeniden renklenmenin sağlanmasıdır. Bu tedaviler hastalık için uygulanan radikal bir tedaviden çok estetik yada kamuflaj amaçlı yapılan uygulamalardır. Cerrahi tedaviler vitiligoda tek başına yada diğer tedaviler ile kombine kullanılmaktadır.
Cerrahi uygulamalarda 3 yöntem kullanılmaktadır
1.Cerrahi eksizyon yöntemi; Vitiligoda cerrahi yöntemlerin ilk ve basit olanı; hastalıklı alanın basit cerrahi yöntemlerle çıkarılmasıdır. Özel bir enstrüman ve laboratuvar gerektirmemesi en büyük avantajıdır. Bu yöntemin vitilogo boyutları küçük ve yapılacak cerrahi işlem sonrası görünür iz kalma riski düşük olan vücut alanlarında yapılabilmesi dezavantajıdır.
2.Deri doku greftleri(yamaları) ile yapılan uygulamalar; Vitiligoda hastanın kendisinden ve hastalık olmayan vücut bölgesinden alınan ve içerisinde melanositleride içeren deri dokusunun vitiligo alanına nakledilmesidir. Cerrahi eksizyon yöntemi kadar basit değildir. Uygulama sonrası klinik başarının yüksek olması avantajıdır. Özel enstrüman gerektirmektedir. Dezavantajı uygulamanın küçük vitiligo alanlarına uygulanabilmesidir.
3.Deri hücre greftleri ile yapılan uygulamalar; Vitiligoda hastanın kendisinden ve hastalık olmayan vücut bölgesinden alınan deriden epidermis ile melanositlerin ayrılarak ve çoğaltılarak tekrar aynı hastanın vitiligo alanına nakledilmesidir. Özel bir yöntemdir. Özel laboratuvar, ekip ve enstrüman gerektirmektedir. Ancak hastaya bir seansta geniş vitiligo plaklarına uygulama yapılabilmesi en büyük avantajıdır. Hatta hastanın melanosit alınacak normal derisi az bile olsa melanositler kültüre edilerek çoğaltılmakta böylece uygulanmaktadır.
Vitiligoda Cerrahi Yöntemi Kimlere Uygulanabilir?
Cerrahi tedavi öncesi hasta seçiminde kullanılan kriterler şunlarıdır;
Cerrahi tedavi uygulamaları vitiligoda ilk tedavi seçeneği değildir. Daha once uygulanmış diğer tedavilere cevap alınamadığında cerrahi tedavi yapılabilmektedir.
1. Vitiligonun tipi önmelidir. Cerrahi tedavilerde en iyi sonuçlar segmental yani fokal vitiligo tipinden alınmaktadır. Nonsegmental ve yaygın vitiligoda da başarılı sonuçlar alınmaktadır.
2. Vitiligoda hastalıklı alanlarda kılların rengi son derece önemlidir. Leukotrichia yani kılların beyazlaşması tedavi öncesi değerldirmede önemlidir. Kılların beyazlaşması hastalık alanında
melanositlerin çok azaldığını göstermektedir. Bu hastalarda ilk tedavi seçeneği olarak cerrahi uygulamalar düşünülebilir.
3. Daha önce yapılan tedavilerden sonra yada tedavi yapılmaksızın vitiligo alanlarında repigmentasyon(tekrar rengin normale dönmesi) olması cerrahi uygulamalarından iyi cevap alınacağını desteklemektedir.
4. Vitiligo hastalığının stabilitesi; Cerrahi tedaviler stabil vitiligoda çok daha başarılıdır. Stabil vitiligo tanımı ile ilgili tam bir uzlaşma olmamakla birlikte hastaların 1 yıllık süre boyunca yeni vitiligo lezyonları çıkarmaması, olan vitiligo lezyonlarının büyümemesi hastalığın stabil olduğunu göstermektedir.
Hastalığın stabilitesinin anlaşılmasında daha önceki yıllarda çekilmiş hasta fotoğraflarının kaşılaştırılması son derece önemlidir.
1999 yılından beri vitiligo stabilite skoru kullanılmaktadır. Buna VIDA denilmektedir. Cerrahi uygulamalarda en iyi sonuçlar 0 ve -1 VIDA skorlarında alınmaktadır.
6. Hastada Köbnerizasyonun(Köbnerizasyon sağlam deride düşme, ameliyat, kesi hatta kaşıntı vb gibi travmalar sonrası yeni vitiligo plaklarının olmuşmasına denilmektedir.) olmaması gerekmektedir.
7. Tedavi uygulanacak hastalıklı alanın genişliği; ne kadar küçük alanda tedavi yapılacak ise başarı şansı o kadar yüksektir.
8. Vitiligoda lezyonların vücutta yerleşim yerleri; cerrahi tedavilerde en iyi sonuçlar boyun ve göğüs ön duvarında alınmaktadır. Eklem üzerlerinde(el parmak ekleri üzeri gibi), göz kapakları, dudaklar, genital organlar, katlantı yerlerindeki vitiligonun cerrahi yöntemlere cevabı daha zayıftır.
9.Hastanın motivasyonu son derece önemlidir.
10.Hastanın yaşı; Direkt bir ilişki olmamakla birlikte çocuklarda tedavi uyumu iyi değildir.
11.Cerrahi uygulamalar öncesinde hastanın iyi sonuçlar alıp alamyacağından emin olunamıyor ise Mini Punch Greft(MPG) uygulanmaktadır. Bu test uygulamasının sonuçlarının yeterli olası pozitif anlam taşımaktadır.
Mini Punch Greft(MPG) nedir ve nasıl yapılmaktadır ?
Bunun için hastanın vitiligolu küçük bir alanına punch deri gerftleri az sayıda uygulanmaktadır. 1.5- 2 ay sonrasında cevaba göre asıl cerrahi tedaviye geçilmektedir.
Hastanın normal derisinden 4-6 adet 1-1.2 mm çaplı doku greftleri alınmaktadır. Bunlar aynı hastanın vitiligo alanına ekilmektedir. Tedavi alanları steril pansumanla 1 hafta 10 gün kapatılmaktadır. Tedavi yapılan vitiligo alanına günlük 10 dakika güneş banyoları önerilmektedir. 3 ay takip sonrası cevaba bakılmaktadır. Greft çevresinde 1 mm ve 1 mm den fazla bir repigmentasyon pozitif anlamına gelmektedir.
Test sonucu bazen beklentiler dışında da gelişebilmektedir. Örneğin mikro greft test sonucu iyi ancak sonraki işlemler başarılı olmayabilir. Test yapılan alanda sonuçlar alınırken çevrede depigmente plaklar gelişebilmektedir.
Vitiligoda Cerrahi Tedaviler kimlere yapılamaz;
* Hipertrofik skar(kötü ve iz bırakan yara iyileşmesi) ve keloidal yapısı olan hastalarda daha dikkatli olunmalıdır.
* Kanama yatkınlığı olan yada kan sulandırıcı kullanan hastalarda
* Yara iyileşmesi sonrası deri renk koyulaşması (postinflamatuar hiperpigmentasyon) gelişim öyküsünün varlığı bir çok cilt hastalığının tedavisi öncesi olumsuz bir kriterdir. Ancak bunun varlığı vitilgo carrahi tedavilerinde daha iyi sonuç alınacağını destekleyebilmektedir.
* Hepatitis C ve HIV taşıyıcılığı
Vitiligoda Cerrahi tedaviler nelerdir?
Vitiligoda cerrahi tedaviler;
1. Otolog(hastanın kendisinden alınan) doku ve hücrelerle yapılan greftleme(yamalanması) yöntemleri;
2. Greftleme yapılmaksızın uygulanan diğer cerrahi yöntemler; Otolog doku ve hücre greftlerinin vitiligo tedavisinde her ikisi içinde sonuçlar iyi olmakla birlikte doku greftleri basit uygulanması ve çok özel laboratuvar koşulu ve enstrüman gerektirmemesi ile daha fazla tercih edilmektedir.
Vitiligo cerrahi tedavisinde kullanılan doku greftleri nelerdir ve nasıl uygulanmaktadır?
Doku greftleri deriden alınma ve hazırlanma yöntemi ile deriden alınma kalınlıklarına göre şu şekilde sınıflandırılmaktadır;
1. Split thickness(ayrılmış ve farklı kalınlıklarda) deri greftleri.
2. Negatif basınçla oluşturulan bül epidermal greftler
3. Tam kalınlıkta deri greftleri
4. Mikroskin greftler
5. Flip top greftler
Split thickness deri greftleri nedir ve nasıl uygulanmaktadır?
Alınma kalınlıklarına göre aşağıda listelenmiş alt gurupları bulunmaktadır.
* Split-thickness deri greft-ultra ince (STSG-UT) (0.080.15 mm kalınlığında)
* Split-thickness skin greft-ince (STSG-T) (0.20.3 mm kalınlığında)
* Split-thickness skin greft-orta (STSG-M) (0.30.45 mm kalınlığında)
* Split-thickness skin greft-kalın (STSG-THK) (0.450.75 mm kalınlığında)
Hastalık olmayan normal deri bölgesinden dermatom ismi verilen özel cerrahi aletler ile farklı kalınlıklarda deri greftleri alınmaktadır. Bu alana donor yani verici alan denilmektedir. Sıklıkla deri greftleri alımında kalça, uyluk ve kolların iç kısımları tercih edilmektedir.
Sıklıkla greft alınacak alanın boyutu vitiligo alan boyutu ile 1 e 1 oranında olmaktadır. Bazen vitiligo alanı geniş ise Mesh greft expander denilen bir yöntemle alınan greftin alanı genişletilebilmektedir. Bu yöntemle greft 4 katı daha geniş vitiligo alanını kaplayabilmektedir.
Greftin alındığı donor alanda 1-2 hafta sonra yara iyileşmesi ile derinin normal rengi oluşmaya başlamakta 6 ay içerisinde renk tamamen normale dönmektedir. Bazen hafif milia gelişimi dışında hiçbir iz kalmamaktadır.
Vitiligo alanı ise greftin yamalanması ve tutması için hazırlanmaktadır. Vitiligo hastalıklı deriden epidermis ve dermisin üst tabakları alınmaktadır. Bunun için dermabrazyon, Fraksiyonel CO 2 lazer gibi yöntemler kullanılmaktadır.Başarı şansı %95 lere kadar çıkmaktadır.
Bu greftleme yöntemi uygulanmış hastalara 2-4 hafta sonra Excimer lazer ve 308nm@MEI sistemi kullanılmaktadır. Bu tedavide cevabın daha hızlı ve başarılı olmasını sağlamaktadır.
Negatif basınçla oluşturulan Bül Epidermal Greft nedir ve nasıl uygulanmaktadır?
Ultra ince kalınlıkta deri gerftlerine benzemektedir. Hastalık olmayan normal deri bölgesinden dermatom kullanılmadan deri greftleri alınmaktadır. Sıklıkla deri greftleri alımında kalça, uyluk ve kollarn iç kısımları tercih edilmektedir. Bu yöntemde deriye özel enstrümanlar ile negatif emme basıncı uygulanmakta derinin epidermis ve dermisinin ayrılması sağlanmaktadır. Deri yüzeyinde su toplaması şeklinde büller oluşmaktadır. Normal deride emme büllerinin oluşması için özel enstrümanlarla deriye 1-2 saat boyunca 200-500 mmHg basınç uygulamaktadır.
Daha sonra oluşan bu büller üzerinden epidermis kesilerek alınmaktadır.
Bu alan steril pansumanlar ile 1 hafta 10 gün kapatılmaktadır.
Vitiligo alanı ise greftin yamalanması ve tutması için hazırlanmaktadır. Vitiligo hastalıklı deriden epidermis ve yüzeyel dermis tabakaları alınmaktadır. Bunun için dermabrazyon, Fraksiyonel CO 2 lazer gibi yöntemler kullanılmaktadır. Büllerden alınan epidermis greftleri bu alanlara ekilmektedir. Bu alanlarında üzeri steril pansumanlarla kapatılmaktadır.
Uygulamadan 2 hafta sonra ekilen epidermal yapıla dökülmekte ancak altlarında repigmentasyon alanları gelişmektedir.
Başarı şansı %25-65 oranlarında daha düşüktür. İnce kalınlıktaki gerftlere göre uygulama süresi, klinik sonuçları hemde yan etkileri karşılaştırıldığında daha az tercih edilmektedir.
Tam kalınlıkta deri greftleri nedir ve nasıl uygulanmaktadır?
Tam kalınlıklta deri gerftleri 2 türlüdür;
1. MPG(Mikro punch greftler); Bu yöntemde lokal anestezi altında kalça, kulak arkası ve üst kolu iç kısmından punch isimli enstrümanlar ile 1-1.2 mm çaplı greftler alınmaktadır.
Vitiligo hastalıklı alana ise 1 mm lik punchlar ile ekim alanları açılmakta. (donor alanda kullanılan punch çapı ile ekim alanda kullanılan punch çapı arasında 0.2 mm fark olmalıdır) Greft ekimi vitiligo alanına 5-10 mm aralıklarla yapılmaktadır. Greft alınan ve ekim yapılan alan ekim sonrası steril pansumanlar ile 1 hafta kapatılmaktadır. 2-4 haftada vitiligo alanlarında greftler çevresinde repigmentasyon başlamakta 3-6 ay sonra repigmentasyon maksimum olmaktadır. Başarı % 60-90 arasında değişmektedir.
Yüzde, boyunda sonuçlar maksimum iken büyük ve geniş vitiligolarda, el içi, dudaklar ve göz kapağında uygulam zor ve sonuçlar daha zayıftır.
Donor alanda iz kalabilmektedir. Vitiligo greft ekim alanlarında ise cobblestone=kaldırım taşı görünümü ortaya çıkmaktadır.
Ekim sonrası 308 nm@MEI uygulanması sonuçları daha faza arttırmaktadır. Normal ekim sonrasında greftlerin çevresinde repigmentasyon 3 mm olarak ölçülürken Excimer lazer ve 308 nm@MEI sonrası 9 repigmentasyon 9mm üzerine çıkmaktadır.
2 . HFG(kıl follikül greftler); saç ekimine benzemektedir. Özellikle kılların olduğu vitiligo alanlarında kullanılmıştır. Kaş, kirpik, saçlı deri ve sakal alanı gibi. Saçlı deri arka kısmı ve kulak arkası donor alan olarak seçilmektedir. Uygulamadan 2-8 hafta sonra kıl follikül çevresinde repigmentasyon başlamakta. 2-10 mm kadar yayılmaktadır.
Mikroskin deri greftleri nedir ve nasıl uygulanmaktadır?
Mikroskin deri gerftleri merkezimzde en sık tercih edilen kullanılan uygulamadır.
Bu uygulamada hastanın vitiligo olmayan deri bölgesinden dermatom ismi verilen özel bir alet ile 0.08-0.15 mm kalınlığında ultra ince greftler alınmaktadır.
Sıklıkla deri greftleri alımında kalça, uyluk ve kolların iç kısımları tercih edilmektedir.
Bu kalınlıkta bir greftin alınması donor alanın daha hızlı ve sorunsuz(renk düzensizlikleri oluşmadan estetik olarak daha iyisonuçlarla) iyileşmesini sağlamaktadır.
Alınan ultra ince kalınlıkta deri gerfatleri 1 mm2 den daha küçük parçalara ayrılmaktadır. Bu parçalara Mikroskin Greft denilmektedir. Bu küçük parçaların yapılması için özel makaslar kullanılmakta idi. Ancak son yıllarda makas yerine Mincer denilen bir enstrüman kullanılmaktadır. Bu grefti 0.8 mm x 0.8 mm çapında daha küçük parçalara ayırmaktadır.
Vitiligo alanı mikrogreft ekimine hazırlanmaktadır. Bu hazırlamada amaç vitiligo üzerindeki derinin dermisin üst tabakasına kadar kaldırılması(ablazyon) ve greftlerin yerleşmesine uygun hale gelmesidir.
Bu amaçla;
* Dermabrazyon; Mekanik frezler veya ultrasonic dermabrazyon kullanılmaktadır.
* Sıvı nitrojen ile ablazyon yapılmaktadır.
* Lazer ile ablazyon yapılmaktadır. Erbium YAG yada CO2 lazer kullanılmaktadır. Merkezimizde DEKA Fraksiyonel CO2 lazer bu amaçla kullanılmaktadır.
Bu yöntem ile donor alan/vitiligo alanı oranı 1/15 olmakta yani alınan donor alanının çapnın 15 katı vitiligo alanı tedavi edilebilmektedir.
Mikrogreftin vitiligo alanına yerleştirilmesinde farlı yöntemler kullanılmaktadır.
1. Spatula ile yerleştirme; Donor alan ve vitiligo alanı boyutları aynı ise yani 1:1 ise bu yöntem tercih edilmektedir. Yerleştirme sonrası vitiligo alanı özel muslin vazelin kompreslere konularak bandajlarla kapatılmaktadır. 7-10 gün sonra bandajlar açılmaktadır.
2. Sprey aparatları ile yerleştirme; Donor alanı vitiligo alanından çok küçük ise tercih edilmektedir. 1:5-1:15 gibi. Mikrogreftler vitiligo alanı hazırlandıktan sonra özel sprey aparatlar ile ya vitiligo alanına direkt sıkılır yada muslin-vazelin üzerine sıkılarak vitiligo alanına uygulanır.
Flip-top deri greftleri nedir ve nasıl uygulanmaktadır?
Donor alandan 2-4 mm derinlikte greft alınmakta ve bu greftler mikroskin greftdeki gibi 1-2 mm lik küçük parçalara ayrılmaktadır. Vitiligo alanında ablazyon yapılmadan 4-5 mm derinlikte dermatomla flap kaldırılmaktadır. Bu flep altına bu parçalar konulmaktadır. İyileşme daha hızlıdır.
Deri hücre greftleri nedir ve nasıl uygulanmaktadır?
Özel çalışma laboratuvarı ve enstrüman gerektiren yöntemlerdir. Maliyetleri oldukça yüksektir. Ancak başarı şansı estetik sonuçları çok daha yüksektir.
Hücre greftleri; 2 yöntem kullanılmaktadır.
1. Kültüre epidermal hücre greft süspansiyonları; bu yöntemde 2 ye ayrılmaktadır.
* Kültüre saf melanosit greftleri (CM); Melanositeler normal deriden alınan greftlerden ayrılarak kültür ortamında çoğaltılmaktadır. (mm2 de 1000-2000 melanosit olacak şekilde) Bunlar vitiligolu alana aktarılmaktadır.
* Kültüre epitel greftleri (CE); Yöntem melanosit kültürlerine benzemektedir. Ancak burada deride alınan örnekte melanositler ayrıştırılmaz. Alınan derinin tamamı kültüre edilerek uygulanmaktadır.
2. Kültür yapılmaksızın epidermal hücre greft süspansisyonları(NCES);
Hastanın vitiligo olmayan alanından alınan deri özel enzimlere maruz bırakılmakta. Bu enzimler deriyi epidermis ve dermis seviyesinde ayırmaktadır. Daha sonra mekanik olarak dermo-epidermal hücreler kazınmaktadır. Bu kazıma sonucu elde edilen hücreler epidermal- melanosit hücreleri içermektedir. Bunlardan süspansiyonlar hazırlanmaktadır. Vitiligo alanı ablazyon için dermabrazyon yada CO2 lazer ile hazırlanmakta. Bu alanlara bu süspansiyon uygulanmaktadır. Uygulama sonrası kapalı pansuman uygulanmaktadır. 7-10 gün sonra kapalı pansuman açılmakta 3 hafta sonrada Excimer lazer yada 308 nm@MEI tedavileri başlanmaktadır. 2-4 hafta içerisinde vitiligo alanlarında repigmentasyon başlamakta 3 ay sonunda %100 yakın cevaplar alınmaktadır. Bu yöntem özellikle yaygın vitiligolarda iyi sonuçlar vermektedir. Hazırlanan süspansiyon geniş alanlarda kullanılabilmektedir. Donor alandan alınan deri örneğinin 10 katı bir vitiligo alanını tedavi edebilmektedir
Son zamanlarda bu sisteme hücre spreyi uygulamasıda denilmektedir. ReCell son yıllarda kullanılmaya başlanan 30 dakikada uygulamayı hazırlayan bir sistemdir. Ancak bu sistemler halen oldukça pahallı sistemlerdir.
Vitiligoda greft kullanmaksızın yapılan cerrahi tedaviler nelerdir?
Bunlar iki tanedir.
1. Lazer ve ışık tedavileri;
Excimer lazer
Holmium lazer
308 nm@MEI dar bant UVB tedavileri
2. Mikropigmentasyon;
Tattoo yani dövmenin vitiligoda kamuflaj amaçlı kullanımıdır.
6 mikron çapında pigment içeren partiküllerin (nonallerjen, dokuda stabil) dermis içerisine yerleştirilmesidir.
Pigment partikülleri hücre içinde yada hücre dışında durmaktadır. Hücre dışında sıklıkla kollajen fiberleri arasında hücre içide dermal mononüklear hücrelerde bulunmaktadır.
Boyalar pigment içeren pastlar şeklinde bulunmaktadır. Bunlar tek başına yada mix yapılarak renkler elde edilmektedir. Pastların içerisine 1-2 damla %80 alkol yada su konularak dilüe edilmektedir. Gliserinde damlatılabilir.
Mukozal ve mukokutanöz lezyonlarda çok tercih edilmektedir.
Vitiligo tedavisinde cerrahi uygulamaların yan etkileri nelerdir?
2 ye ayrılmaktadır.
1. Vitiligo alanında yan etkiler;
* Uygulama alanı kenarında hypopigmentation
* Gecikmiş hiperpigmentasyon
* Milia
* Inklüzyon deri kistleri
* Akromik fissür
* Kenarlarda kalınlaşma
* Sıkışmış görüntüsü
* Cobblestone; daha çok Punch greftlerde gözlenmektedir.
* Kontatk dermatitis
* İnfeksiyon
* Skar gelişimi
* Kozmetik iyi olmayan görüntü
1. Donor alanda;
Yüzeysel skar
* Hipopigmentasyon
* Hiperpigmentasyon
* Kobner gelişimi
* İnfeksiyon
Vitiligoda dışında cerrahi tedavilerin diğer kullanım alanları nelerdir?
Piebaldism; Parsiyel albinizim yada vitiligo sanılabilir. Ancak bunlarda kullanılan hiç bir tedavideb cevap alınamamkatdır. Piebaldism AD geçişli genetic bir hastalık. 14000 doğumda 1 gözlenmektedir. Kadın erkek eşit. Embriyonal gelişim sırasında melanositlerin deriye olan göçlerin problem olmakta. Vitiligoya benzer maküller. Alında forelock ile birlikte%90, gövde ön yüzde, ayaklar ve kolların orta ksımında bilateral olmaktadır. Maküller çevresinde hiperpigmente sınır var ve hiperpigmente adacıklar maküllerin içerisinde var
Waardenburg's syndrome; AD geçişli 42 000 doğumda bir. Yine melanositlerin deriye olan göçünde problem var.
4 tipi bilinmektedir. Hastada piebaldisime benzer maküller var ancak forelock yok.
Yanık sonrası leukoderma(deride renk azalması)
Lazer sonrası leukoderma; epilasyon lazerleri ve diğer medikal lazerler sonrası
Kimyasal madde leukoderma Phenol-ve hydroquinone deriveleri
Gebelikten korunmak için organize ve bilinçli tedbir almak gerekir aksi halde en beklenmedik anda istenmeyen sürpriz bir gebelik başınıza gelebilir.
A-Kontrasepsiyon yöntemleri (yöntem kullanıldığı sürece gebeliğe karşı korur, kullanım bırakıldığında gebe kalma yeteneği geri döner)
Doğum kontrol yöntemlerinde aranan özellikler şöyle sıralanabilir; Uygulaması kolay ve ucuz olmalıdır, Geri dönüşü olan bir yöntem olmalıdır, yani yöntemin kullanımı bırakıldığında gebe kalma yeteneği tekrar başlamalıdır, Yan etkileri olmamalıdır, Güvenilir olmalıdır.
1-Hormonal kontrasepsiyon: OK’ler (doğum kontrol hapları) enjeksiyon uygulamaları, cilt altına yerleştirilen implantlar, vajen içine yerleştirilen hormon salgılayan maddeler sayılabilir.
Ağız yolu ile alına doğum kontrol hapları düzenli kullanılmak koşulu ile en güvenli yöntemlerden biridi. Kullanıma başlanılan ilk aydan sonraki sürede koruyuculuğu en yüksek noktaya çıkar ve kullanıldığı sürece devam eder. Bugün dünyada en yaygın olarak kullanılan kontrasepsiyon yöntemi budur. Modern oral kontraseptifler yan etkilerden oldukça arınmış olsa bile uzun süreli kullanımlarında yine de göz önünde bulundurulması gereken bazı durumlar vardır. Bunlardan en önemlisi kardiyovasküler (kalp ve damarlar üzerine olan yan etkileri) yan etkileridir. Bu ilaçlarda aynı şeker hastalığı, hipertansiyon ve sigara kullanımı gibi arteriosklerotik yan etkilere sahiptir. Vücuttan atılımları ise karaciğer yoluyla olmaktadır. Dolayısı ile kadında yukarıda sayılan arteriosklerotik faktörlerden herhangibiri varsa veya karaciğer problemi olanlarda kullanımı sınırlandırılmalıdır. Bu konuda doktorunuz yol gösterici olacaktır.
Enjeksiyon uygulamaları da ağızdan alınan haplar ile aynı mekanizma ile doğum kontrolü yaparlar. Çok uzun yıllardan beri piyasada bulunmalarına rağmen dünyanın hiçbiryerinde yaygın olarak kullanılmamışlardır. Bunun en önemli sebebi uygulamadan sonra vücutta sertbestleşmesindeki düzensizlik nedeniyle sıklıkla adet düzensizliklerine yol açması ve daha önemlisi uygulamadan ilaç etkisi kendiliğinden ortadan kalkana kadar vazgeçme şansının bulunmamasıdır.
Cilt alına konulan implantlar da kontraseptif tabletler yada enjektable ilaçlar gibi hormonal yol ile yumurtalıklardan yumurta çıkışını önleyerek kontraseptif etki oluştururlar. Bunlarda da durum enjektable preparatlarda olduğu gibidir. Tedaviden vazgeçmek için küçük te olsa bir cerrahi girişim ile implantın çıkartılması gerekir kullanımı süresince adet düzensizliğine sık rastlanır. Gerek implantlar gerek enjektable preparatlar düzenli olarak ilaç alamıyacak olan hastalarda düşünülen yöntemlerdir.
Son zamanlarda vajen içine konulan ve vücutta kaldığı sürece belli dozda hormon salgılayarak yumurtalık fonksiyonlarını geçici olarak durduran maddeler de kullanıma sunulmuştur. Bunlar kısa bir eğitim ile hastanın kendisi tarafından her ay vajen içine yerleştirilir ve bir ay süre ile vajende bırakılır. Henüz kullanımı yaygınlaşmamıştır.
2-Rahim içi araçlar.
Klasik olarak “spiral” olarak bilinen bu araçlar da uzun yıllardır kullanımdadır. Güvenilirlikleri doğum kontrol ilaçlarına göre daha az olmasına rağmen kullanımındaki kolaylık nedenyile yaygın olarak kullanılrler. Mantığı rahim içine yabancı cisim etkisi oluşturarak bölgede vücut savunmasında yer alan birçok hücrenin bulunmasını sağlamak ve bu hücreler tarafından spermlerin yok edilmesini temin etmektir. 7 yıla kadar rahim içinde bırakılabilir. Koruyucu etkisinin yok olması aracın rahim içi dokusu ile kaplanıp yabancı cisim etkisi oluşturamaması veya uygulanan hastanın bünyesel özellikleri gereği cihazı yabancı cisim gibi algılamamasından dolayıdır. Toplumda rahim içi araçlar ile ilgili birçok spekülasyon mevcuttur. Bunlardan birisi az öncede sözettiğim gibi güvenilirliğinin %100 olmamasıdır. Hastalar genellikle bunun uygulama hatasından yada spiralin kalitesinden olduğunu düşünür ama gerçek mekanizma yukarıda bahsettiğim gibidir. Yani ne uygulama yöntemi, ne uygulayıcının kim olduğu ne de RIA nın kalitesi direkt olarak koruyuculuğunu etkilemez. Kullanımın sınırlandıran bir başka spekülatif faktör toplumun inanışları dır. Özellikle anadoluda birtakım din adamları halkı “RIA ile ölürsen cenabet sayılırsın” şeklinde düşüncelerle etkilemektedirler, uygulamadaki bir aşka sorun halk hala rahim içi araçların (RIA) sadece adet zamanında takılabildiğini düşünmektedir. Halbuki RIA nın adet zamnında takılmasının en büyük espirisi kadının gebe olmadığının en önemli göstergelerinden birinin adet görüyor olması olduğundandır. Günümüzde gebe olmadığı başka yöntemlerle de kolayca tespit edilen kadınlara her zaman RIA uygulanabilir. Uygulamayı sınırlandıran bir diğer faktör işlemin hastalara korkutucu bir işlem olarak gelmesindendir ki bu kesinlikle doğru değildir bu konuda eğitim almış ebe ve doktorlar istisnai birkaç durumu göz ardı edersek çok kolaylıkla ve hastanın canını acıtmadan cihazı rahim içine yerleştirebilirler.
Yan etkileri arasında zaman zaman görülen adet dışı kanamalar veya adet kanamalarının şiddetli olması ve kasık ağrıları, dış gebelik görülme ihtimalinin RIA kullananlarda biraz daha yüksek olması sayılabilir. Özellikle dış gebelik kadın doğum biliminin önemli sorunlarından birini teşkil ettiği için RIA uygulanan hastalrın mutlaka bu konuda uyarılması gerekmektedir. Olası bir adet gecikmesinde “nasıl olsa bende RIA var” düşüncesiyle doktora gitmemezlik etmemeliler tam tersine bu konuda daha bir hassas olmalıdırlar.
3-Bariyer yöntemleri
Spermlerin rahim içine ve oradan da yumurtaya ulaşmasını engelleyecek yöntemlerdir. Bu amaç ile en yaygın kullanılan condom (prezervatif) dir. Aynı amaç ile vejen içine yerleştirilen diyaframlarda vardır ama uygulama zorlukları nedeniyle yaygınlaşamamıştır. Condom istenmeyen gebeliklerden korunma dışında daha yaygın olarak cinsel ilişki ile bulaşan hastalıklardan kaçınmak amacıyla da kullanılmaktadır.
4-Takvim yöntemi ve dışarıya çekme.
Güvenilirliği en az olan yöntemlerdir. Takvim yöntemi muhtemel ovulasyon tarihinden 3-4 gün önce ve 3-4 gün sonrasındaki periyodlarda ilişkiden kaçınmak olarak özetlenebilir. Ovulasyon gününün yanlış veya tam olarak hesaplanamaması nedeniyle güvenilirliği oldukça zayıf bir yöntemdir. Aynı şekilde dışarıya çekme yada dışarıya boşalma denilen uygulamalar da toplumdan çok yaygın kullanılmasına rağmen analitik bir yöntem olmaktan çok uzaktır.
5-“Ertesi gün hapları”
Halk arasında “ertesi gün hapı” olarak bilinen ilaçlar uygun bir kontraseptif yönteminin kullanılmadığı vakalarda gebelik olasılığı açısından şüpheli bir ilişki sonrasında ilişkiyi takip eden 24 saat içinde alınan ilaçlardır. Hormonal etki ile kadının endometriumunu yani rahim içi dokusunu adeti taklit edercesine bir kanama ile dökerek olası gebelikten kaçınmayı sağlar. Düzenli olarak bu yöntem ile korunmak mümkün değildir. Kanama bozukluklarına da sebep olabilir. Ancak olağanüstü durumlarda bir adet döneminde sadece bir kez başvurulabilecek tali yöntemlerden biridir.
6-Küretaj (Karmen Aspirasyonu) :
İstenmeyen gebeliklerden kurtulabilmenin son çaresidir. Hiçbir klasik kitapta Korunma Yöntemleri arasında yer almaz çünkü gerçekten korunmanın uygun olmayan yollarından biridir. Karmen aspirasyonu denilen uygulama rahim içine plastik bir kanül ile girilerek rahim içeriğinin bir vakum sistemi ile çekilerek boşaltılmasıdır. Kolayca birkaç cümle ile anlatılabilmesine rağmen uygulama invaziv bir uygulamadır. Yani küçücük te olsa cerrahi bir işlemdir. Cerrahi işlemlerin hepsinde olduğu gibi bunda da bazı riskler vardır (kısaca ve anlaşılabilir şekilde özetlemeye çalışırsak yapılan işleme rağmen gebeliğin bozulmadan devam etmesi, gebelik mahsulünün bir bölümünün uterus içinde kalması, enfeksiyonlar, işlem surasında rahimin delinmesi, yapılan işleme bağlı olarak rahim duvarının birbirine yapışması vs sayılabilir.) Bunun dışında kadında yaptığı olumsuz psikolojik etkiyi de unutmamak gerekir. Hiçbirzaman düzenli korunma amacıyla kullanılamaz olağanüstü durumlarda sık olmayarak başvurulabilecek son çare olarak akılda tutulmasında yarar vardır. Yasalara göre 10 haftaya kadar olan gebeliklerin bu yöntemle uzaklaştırılması mümkündür. Yasal sınırlama olmasa bile daha büyük gebeliklerin bu ve benzeri yöntemlerle yok edilebilmesi daha ciddi tıbbi riskler yaratır.
B-Sterilizasyon yöntemleri (yöntem bir kez uygulandıktan sonra etki kalıcı şekilde devam eder çift ancak özel yöntemler kullanılarak yapılan tedaviler ile gebelik elde edebilir) Bu kapsamda kadınlarda “Tüp ligasyonu” denilen tüplerin bağlanması işlemi yapılabildiği gibi erkeklerde de “vasektomi” denilen cerrahi bir işlem yapılabilir. Gördüğünüz gibi elimizde erkekte de uygulanabilen bir yöntem olmasına rağmen maalesef ülkemizde “korunmak” kadının sorumluluğunda olan bir uygulama gibi algılandığından genel olarak ülkemiz erkekleri kendilerinde yapılacak olan bu uygulamaya izin vermeme eğilimindedir. Kadınlarda uygulanan tüp ligasyonu yaygın olarak ailenin çocuk sayısını tamamlayacak olduğu son gebeliğinde sezeryan ameliyatının bir parçası olarak yapılmaktaysa da gebelik dışında herhangibir zamanda laparoskopik olarak yani karın duvarına her biri 0,5 cm çaplı iki delik açılarak hastanın karnında büyük bir kesi olmadan da yapılabilir. Hastanede kalmayı gerektirmez aynı gün içinde hasta evine gönderilebilir. Unutulmaması gereken bu yöntemin geri dönüşünün olmadığıdır. Zorunlu hallerde yeni bir gebelik ancak IVF (tüp bebek) yöntemi ile elde edilebilir. İstenmeyen gebeliklerin önlenmesi temel olarak iki başlık altında incelenir
Dolgu maddesi enjeksiyonu minimal estetik uygulamaları arasında yer almaktadır. Kırışıklıkları giderme amaçlı uygulamalar genellikle 30’lu yaşlardan itibaren yapılmakla birlikte, kontur bozukluklarını düzeltmek ve dolgunluk vermek amaçlı uygulamalar 20′ li yaşların ortasından itibaren yapılabilir.
2) Genellikle hangi bölgelere dolgu maddesi yapılmaktadır?
Kalınlaştırılarak dolgun görünmesinin sağlanması için dudaklara, ince çizgiler ve derin kırışıklıkların tedavisi için yüzün pek çok bölgesine, boyun kırışıklıklarının azaltılması ve dekolte çizgilerinin giderilmesi için boyun ve göğüs duvarının üst tarafına, yaşlanmanın en önemli ip uçlarından olan el sırtındaki kırışıklıkların giderilmesi ve ellere daha genç bir görünüm sağlamak için ele dolgu maddesi uygulanabilir.
3) En çok hangi bölgeye dolgu maddesi enjeksiyonu yapılmaktadır?
Burun kanatlarının yanından dudak kenarlarına doğru uzanan bölgeye Nazolabial bölge’ adı verilmektedir. Yüzdeki sarkmaya bağlı olarak en çabuk çöken ve kırışıklık görülen bölge burasıdır, dolayısı ile dolgu maddeleri de en çok nazolabial bölgeye yapılmaktadır. Daha sonra sırayla dudak dolgunlaştırmak , göz kenarındaki kaz ayağı kırışıklıklarının giderilmesi, alın ve dudak kenarındaki mimik aktiviteye bağlı kırışıklıkları tedavi etmek amacıyla doku maddesi enjeksiyonları yapılmaktadır.
4) Dolgu maddeleri sağlıklımıdır?
Hayvansal madde içermeyen hyalüronik asit türevleri vücutta zaten bulunan maddelerdir ve ağırlığının yaklaşık 100 katı kadar su çekerek dolgunluk sağlamaktadır, ayrışabilen bir ürün olduğu için zamanla vücudu terk etmekte ve herhangi bir yan etki bırakmamakta ve insan sağlığına herhangi bir zararı olmamaktadır. Yine Kalsiyum Hidroksiapatit ana maddesi içeren dolgu maddeleri de; vücutta uygun yerlere ve uygun derinlikte enjekte edildiğinde sağlığa zararlı değildir ve biraz daha uzun süreli dolgunluk etkisi yaratmaktadır.
5) Dolgu işlemi yapıldıktan sonra ne kadar zamanda günlük yaşama dönülebilir?
Dolgu maddesi uygulaması yaklaşık 20 dk ile yarım saat gibi kısa süreli bir işlemdir, uygulandığı yerde hafif kızarıklık ve çok az miktarda morarma görülebilir. İşlem tamamlandıktan sonra işinize dönüp günlük yaşantınıza dönebilirsiniz, işinizden geri kalmanızı gerektirecek bir durum oluşmaz.
6) En çok hangi dolgu maddeleri kullanılmaktadır?
Dudak kalınlaştırma ve ince kırışıklıklar için hyalüronik asit içeren dolgu maddeleri ve yağ enjeksiyonları, nazolabial bölgedeki oluklanmalar ve elmacık kemiği ve çene konturlarının belirginleştirilmesinde ise kalsiyum hidroksiapatit içerikli maddeler, hyalüronik asit içerikli dolgu maddeleri ve yağ enjeksiyonları en çok yapılan uygulamalardır.
7) Dolgu işlemi yapılacak dönemde kullanılmaması gereken ilaç var mıdır?
Dolgu maddesi enjeksiyonu yaptırmayı düşünen kişiler kesinlikle aspirin ve benzeri ilaçları kullanmamalıdır. Eğer kullanıyorsa 1 hafta öncesinden aspirini kesmeli, uygulama yapıldıktan sonra da birkaç gün kullanmamalıdır. Çünkü aspirin kanı sulandırıcı etkisi nedeniyle uygulama yapılan yerlerde morlukların oluşmasına ve artmasına neden olabilir.
8) Kullanıldığı zaman problem yaratabilecek dolgu maddeleri var mı?
Hayvansal içerikli ve silikon içerikli dolgu maddelerinin kalıcılığı daha uzun süreli olabilir. Ancak bu maddeler alerjiye, kist ve granülom (sert kitle) oluşumuna neden olabilir, doğal görünümü bozabilirler. Bu nedenle karar verirken dikkatli davranmak gerekmektedir.
9) Dolgu maddeleri ile kazanılan görünüm ne kadar süre ile kalıcıdır?
Uygulama yapılan bölgeye göre değişmekle birlikte Hyalüronik asit türevleri yaklaşık 8 ila 12 aya kadar kalıcı olabilmektedir. Kalsiyum hidroksiapatit türevleri ise uygulandığı bölgede etkisini 18 aya kadar koruyabilmekte ancak spesifik bölgelere uygulanabilmektedir.
10) Dolgu maddesi uygulamasında ücretlendirme nasıl yapılmaktadır?
Dolgu maddelerinin ücretleri içerdiği maddeye ve markaya göre değişmektedir. Genelde yapılan uygulama; dolgu maddesinin fiyatı kadar uygulama ücreti alınıp toplam maliyetin belirlenmesi şeklindedir.
11) Dolgu maddesi enjekte edilmesinden sonra neler yapılmalıdır?
Dolgu maddesi uygulanmasından sonra kısa süreli buz uygulanması morlukların oluşumunu engeller veya azaltır. İlk 2 gün bol miktarda su içilirse özellikle hyalüronik asit içeren dolgular su çekerek etkisini daha iyi göstermektedir. Yine dolgu maddesi uygulanan bölgeye aşırı masaj yapmamak gerekir.