Etiket: Tutum

  • Anne Baba Tutumlarının Çocuk Üzerindeki Etkisi

    Anne Baba Tutumlarının Çocuk Üzerindeki Etkisi

    Her ne kadar kişilik gelişiminin insanın hayatı boyunca devam ettiği gerçeği bilinse de kişilik gelişiminin ve yapılanmasının temelleri ilk 5-6 yılda atılmaktadır. Çocuğun uyumlu ve dengeli olabilmesi, tamamıyla gelişim basamaklarının doğru ve başarılı bir şekilde aşılmasına bağlıdır. Bu basamakların başarılı bir şekilde aşılmasında en büyük görev ise anne-babanındır.

    Anne-babalarımız için çocuklarına sevgiyi tutarlı, sürekli ve dengeli bir biçimde vermeleri, çocuğun yaşamını sürdürebilmesi için gerekli besini vermeleri kadar önemlidir.

    Yapılan araştırmalara baktığımızda; günümüz koşullarında çalışan annelerin artmış olması, çocukların ihmal edileceği, gelişiminin geri kalacağı gibi korkular yaratsa da, kişilik özelliklerinde, ilgi alanlarının gelişiminde, özerklik ve özgüven oluşumunda annesi çalışan çocuklarla çalışmayan çocuklar arasında fark gözlenmemiştir. Çocukları etkileyen şey annenin çalışması değil, anneyle arada kurulan ilişkinin niteliği, sürekliliği ve güvene dayalı olup olmadığıdır.

    Araştırma sonuçları babalarıyla güvenli bir ilişki kuran çocukların daha sosyal, akademik olarak daha başarılı, kendilerine daha güvenli çocuklar olduklarını göstermektedir (Yörükoğlu, 1996)

    Aile bireyleri, çocuklarınmodel alarak öğrendiğini unutmamalıdır. Bu yüzden söylenilenlerden çok yapılanlar önemlidir. Örneğin; ebeveynin sigara içerken; sigaranın ne kadar zararlı olduğu ve içilmemesi gerektiğini anlatması çocukta istenilen etkiyi yaratmayacaktır.

    Aile bireyleri çocuğun da bir birey olduğunu unutmamalı, ona da söz hakkı verip, fikirlerini öğrenmelidir. Çocuğa karşı uygulanan her tutumun çocuğun kişiliği üzerinde oldukça etkili olduğu unutulmamalıdır. Her ailenin kendine göre uyguladığı bir çok tutum vardır. Bunlar;

    Aşırı Koruyucu Tutum

    Aşırı koruyucu tutum, ailenin çocuğu gereğinden fazla koruması, üzerine gereğinden fazla düşmesi olarak tanımlanmaktadır. Genellikle geç kavuşulmuş çocuklarda, tek kız ya da tek erkek çocuklarda ve ilk çocuklarda görülmektedir. Bu tür çocuklarda kendi kararlarını verme ve kendi sorumluluğunu alma konusunda sıkıntılar görülür çünkü çocuk ailesi tarafından korunmaya, kollanmaya ve ihtiyaçlarının giderilmesine alışmıştır. Çocuğun tehlikelerle karşılaşmasına izin vermediği için yenetekleri ve sorunla başa çıkma becerileri gelişmez. Unutulmamalıdır ki, yemeğini kendi yiyebildiği halde çocuğu beslemek, çantasını taşıyabildiği halde elinden almak, odasını ve oyuncaklarını toplamak bir sevgi göstergesi değil, çocuğun gelişimine ve sorumluluk alma bilincine bir engeldir. Günlük yaşamdaki değişiklikleri kaygı ve tehdit olarak algılar hayatları boyunca bir koruyucuya ihtiyaç duyarlar.

    Dengesiz Tutum

    Dengesiz tutum evde disiplinin olmaması değil, verilen tepkiler arasındaki kararsızlıktır. Ebeveyn aşırı hoşgörülü tavırla sert, cezalandırıcı tavır arasında gidip gelmektedir. Bu durum çocukta bir karmaşaya yol açarak hangi tutum ve davranışın ne zaman istenmediğini, nerde ne yapıp, ne yapmaması gerektiğini kestiremez. Bu durum ebeveynin zaman zaman değişen tutumu olabildiği gibi anne ve babanın birbirinden farklı tutumları olarak da görülebilir. Ebeveynler kimi zaman normal olarak karşıladıkları bir durumu kimi zaman cezalandırabilirler. Bu durum genellikle ebeveynin ruh hali ve psikolojisiyle alakalıdır. Aileler yorgun ya da sinirli olduklarında daha tahammülsüz olup genellikle normal olarak algıladıkları bir davranışı bile yapılmaması gereken bir tutum olarak algılayıp cezalandırabilirler. Bu gibi tutarsız tutumla büyüyen çocuklar gelecek yaşantılarında; tutarsız ve güvensiz kişiler olup, değer yargıları konusunda kararlı olamazlar. Dengesiz ilişkiler yaşar, karar vermede güçlük çekerler.

    Otoriter Tutum

    Bu tutumu sergileyen ebeveynlerde çocuğun üzerinde ki baskı oldukça yoğundur. Çocuğun hata yapmasına izin verilmez. Toplum tarafından doğru ve iyi sayılan davranışların sergilenmesi, tüm çevrenin takdirini kazanması beklenir. Bu aileler sevgilerini fazla göstermezler. Yalnızca takdir edilen, onay görülen ve istenilen davranış sergilendiğinde sevgi gösterilir. Bu aileler çoğu zaman çocuklarıyla fikir alışverişinde bulunmazlar. Onların ne istediği ya da ne düşündüğü önemsizdir. Aile, taleplerinin koşulsuz kabulünü bekler. Sosyal ilişkiler boyutuna baktığımızda ise anne-baba, çocuklarının yalnızca kendilerinin seçtiği ve onay verdiği kişilerle arkadaşlık etmesine izin verir. Çocuğun hangi yemeği yiyeceği ve o yemekten ne kadar yiyeceğine anne-baba karar verir. Hiçbir arkadaşının evine gitmesine izin vermemekle beraber çocuğun hayatını plan, program ve aşırı düzene oturtma taraftarıdırlar. Bu tutum sergileyen ebeveynlerin çocukları devamlı eleştiriye maruz kaldıkları için ileride aşağılık kompleksi yaşamaya yatkın bireyler haline gelebilirler. Zamanla bu durum saldırganlığa dönüşebileceği gibi baskı ve aşırı disiplin çocuktaki kendini kabul ettirmeyi zorlaştırmakla beraber uyumsuzluk gibi sonuçlar doğurur. Araştırmalara baktığımızda bu tutumla büyüyen çocuklarda yüksek öfke düzeyine rastlanmıştır.

    Aşırı hoşgörülü Tutum

    Bu tutum daha çok çocuğu kırmamak üzmemek için her isteğinin yapıldığı, çocuğa çok fazla özgürlük verilen, hiç kontrol etmemeyi hatta bazen ihmale kadar varan hoşgörüyü gösteren tutumdur. Bu çocukların aşırı hareket ve davranış serbestliği vardır. Yemek yeme, uyku saatleri ve dışarı çıkma gibi konulardaki kararı çocuk verir. Çocuğun istek ve talepleri koşulsuz şartsız kabul edilir.Hiç sınır koyulmayan çocuklarda da neyin doğru neyin yanlış olduğu bilinmediği için çocuklar ait olmayı hissedemezler, benmerkezcidirler, asi ve saldırgan davranışlar gözlenebildiği gibi sınırları olmadığı için iş birliği de yapamazlar. Sosyalleşme ve ikili ilişkiler konusunda başarısızdırlar. En büyük sıkıntıyı okula başladıklarında kurallarla karşılaştıklarında yaşarlar. Doğduklarından beri istediklerine kolaylıkla ulaştıkları için doyumsuz çocuklar haline gelmektedirler.

    İhmalkar Tutum

    Bu tutumu sergileyen aileler genellikle çocuklarını denetlemezler, onların sorumluluklarını almazlar, hastalıklarıyla yeterince ilgilenmez, yol göstermezler, ilgi ve sevgiden mahrum bırakırlar, beslenme ve eğitimlerine önem vermezler. Çocuk aileyi rahatsız etmediği sürece çocukla alakalı bir gündem yoktur, ancak çocuk aileyi rahatsız ederse ailenin gündemine gelebilir. Bu tutum genellikle çocuklu, kalabalık ailelerde; anne-baba olmanın gerektirdiği sorumlulukları tam olarak benimseyemeyen ya da genellikle ben-merkezci tutum sergileyen ailelerde görülmektedir. Bu tutumla büyüyen çocuklar yaşamları boyunca ilgiden yoksun kaldıklarından ötürü dikkat çekmek için çevreye zarar verebilirler. Aileleyle kuramadığı sözlü iletişimden ötürü, dil-bilişsel gelişiminde gerilik, geç konuşma ya da konuşma bozuklukları görülebilir. Gelecek hedeflerinden yoksun kişiler olarak, anlık doyum için uğraşırlar. Genellikle sosyalleşemeyerek içe dönük kişiler haline gelirler.

    Demokratik Tutum
    Bu tutumu sergileyen aileler, genellikle çocuklarını destekler, aynı zamanda onlara sınırlama da getirirler. Onlar istek ve taleplerini dinlerken aynı zamanda onlara kurallar koyarak bu kurallara uyumu da beklerler. Karşılıklı sözlü iletişim kuvvetlidir. Bu ailelerde çocuk da bireydir ve söz hakkı vardır. Çocuğun hakları daima göz önündedir. Çocuğun karar vermesine izin verilerek sorumluluk alması konusunda teşvik edilir. Bu ailelerde çocuklarının bağımsız birer birey olması öncelik konusudur. Çocuk sevgi ve saygıyla büyür ve bunu göstermeyi öğrenir. Susmaya değil, konuşmaya, hakkını arayıp, istek ve taleplerini dile getirmeye teşvik edilir. Çocuğa yol gösterilir ancak, alabileceği kararlar konusundaki sorumluluk ona verilir. Bu tutumla büyüyen çocuklar, yardımsever, arkadaş canlısı, sosyal, karşısındakinin haklarına saygı duyan ve onların gereksinimlerine duyarlı, düşüncelerini rahatlıkla dile getirebilen, özgüvenli, sorumluluklarının bilincinde bireyler haline gelirler.

  • FARKLI ANNE BABA TUTUMLARI VE TUTUMLARIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

    FARKLI ANNE BABA TUTUMLARI VE TUTUMLARIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

    Çocuğun kişilik özellikleri ve davranış örüntüleri anne babanın çocuk yetiştirme tutumlarıyla şekillenir. Çocuk öğretilen davranışları gösterdiğinde onaylanmazsa olumlu ve olumsuz davranış ayrımını yapmakta zorlanır. Fakat öğretilen davranışı gösterdiğinde anne babanın onayını alırsa çocuk olumlu davranışları öğrenmeye başlar. Anne babaların farklı tutumları çocuğun kişilik gelişiminin temelini oluşturur.

    Çocuk yetiştirmede karşılaşılan farklı anne baba tutumları ve bu tutumların çocuklar üzerindeki etkisi aşağıda kısaca belirtilmiştir.

    Baskıcı/Otoriter Tutum

    Sıkı disiplin ve baskının olduğu, kuralların hiç esnemediği cezanın ön planda olduğu, çocuğun, söz ve karar hakkının en aza indirildiği ortamdır. Böyle bir ortamda büyüyen çocukların iletişim becerileri ve sosyal yeteneklerinin zayıf olduğu gözlemlenir. Bu tarz sağlıksız aile koşullarında çocuk, nasıl düşünüp nasıl davranması gerektiğini belirleyen katı kurallarla büyür. Disiplinin iletişimin önüne geçtiği bu ailelerde sevgi, kabul ve anlayış yeterince sunulmaz. Küçük bir yanlış davranışta dahi anne babanın eleştiri ve abartılı cezasına maruz kalan çocuk anne babaya karşı yoğun korku duygusu yaşar. Bu durum çocuğun doğru davranış kalıbını öğrenmesine engel olur.

    • Baskıcı tutumla büyüyen çocuklarda şu problemler sıkça yaşanır;
    • Düşüncelerini ifade etmede zorluk
    • Güven duygusunda eksiklik,
    • Düşük benlik saygısı ve çekingenlik
    • Başkalarının etkisinde kolaylıkla kalabilme, diğer insanlara bağımlı olma

    İlgisiz Tutum

    Çocuğun sosyal ve duygusal ihtiyaçlarının önemsenmediği, yeterli sevgi ve ilgiyi görmediği tutumdur. Çocuk temel ihtiyaçlarından olan disiplinden mahrum kalır. İlgisiz ve kayıtsız aile, saldırganlığı körükler, çocuğun çevresindeki kişi ve eşyaya zarar vermesine sebep olabilir.

    • İlgisiz tutumla büyüyen çocuklarda şu problemler gözlemlenebilir;
    • Otorite ve disiplin kuralları öğretilmediği için kurallı ortamlara uyum problemleri
    • Duygusal yönden yeterince desteklenmediği için iletişim problemleri
    • Diğerlerine çabuk bağlanma, zararlı alışkanlık edinme
    • Değersizlik duygusu, özgüven eksikliği
    • Duygusal olarak kendisini yalnız hissetme, sağlıklı ilişkiler kuramama.
    • Aileden yeterince destek göremediği için akademik başarısızlık.

    Aşırı Hoşgörülü Tutum

    Günümüz kafası karışık anne babalarının en çok gösterdiği davranış ve duygu modelidir. Bu tarz yaklaşımda olan anne babalar çocuklarının isteklerine teslim olur, onların ısrarlı isteklerini yerine getirir, onları şımartır, onlar fazlasıyla özgürlük tanır ve disiplin kuralları öğretilmez. Aslında dertleri çocuğuyla çok ilgilenmek olan bu anne babalar çocuklarına ‘hayır’ demek ve çocukları üzerinde kontrol sağlamakta zorlanırlar. Bunun sonucu olarak bu çocuklar kendi davranışlarını kontrol etmeyi öğrenemezler.

    Disiplinin çok düşük, hoşgörünün abartılı olduğu bu ailelerde çocuklarda şu özellikler gözlemlenebilir;

    • Toplumsal kurallara uymakta zorlanma
    • Her zaman kendi isteklerinin yerine getirilmesini istedikleri için arkadaş ilişkilerinde kabul görmeme
    • Ben merkezli olma ve diğerlerine karşı saygısız davranışlar sergileme
    • Davranışlarını kontrol etmekte zorlanma, dürtüsel davranma
    • Anaokulu ve ilkokul uyum sağlamakta zorlanma, okula gitmek istememe
    • Ağlayarak bütün isteklerini yerine getirme, anne babayı yönetmeye çalışma

    Aşırı Koruyucu Tutum

    Anne babanın aşırı koruması çocuğa gereğinden fazla kontrol ve özen gösterilesi anlamına gelir. Çocuğun büyümesine izin verilmemesi bu tutumun temel özelliğidir. Okulda kendi ihtiyaçlarını gideren çocuğun evde yemeğinin anne tarafından yedirilmesi, anne babayla aynı yatağı paylaşması sıkça rastlanan örneklerdir. Sosyal, duygusal ve davranışsal anlamda korunan çocuğun toplumsal gelişiminde gecikme yaşanır. Bu durum çocuğun arkadaş ilişkilerini olumsuz etkiler.

    • Büyümeye izin verilmeyen bu ailelerde yetişen çocuklarda şu özelikler gözlemlenebilir.
    • Anneyle ayrışmayan çocukla, aşırı bağımlı kişilik yapısı geliştirir.
    • Bütün ihtiyaçları anne –baba tarafından yerine getirilen çocuklarda sorumluluk duygusu gelişmez, kendi kararlarını vermekte zorlanır.
    • Ailede ilginin merkezi olan çocuk akranlarının da aynı ilgiyi göstermesini bekler, bu beklenti arkadaşlık ilişkilerinde sorun yaşatır.
    • Aşırı korunma özgüven eksikliğine neden olur.

    Kararsız ve Tutarsız Tutum

    Anne babanın kararsız tutumu neyin doğru neyin yanlış davranış olduğu konusunda çocuğu şüpheye düşürür. Kararsızlık iki şekilde görülebilir. Anne babanın bir davranışı kimi zaman normal olarak değerlendirip kimi zaman cezalandırması ya da bir davranışın anne tarafından farklı baba tarafından farklı değerlendirilmesi kararsız tutuma örnektir.

    • Kararsız tutum gösteren ailelerin çocuklarında şu özellikler gözlemlenebilir.
    • Tutarsız bir kişilik yapısı
    • Karar vermede zorluk yaşaması
    • Doğru ve yanlış davranışı anlamakta zorlanması
    • Okul fobisi yaşayabilir

    Destekleyici Aile Tutumu

    Anne babanın çocuğu hem desteklediği hem de sınırlar koyduğu, kontrolü ve disiplini öğrettiği aile tutumudur. Çocuk anne babayla iletişim kurmakta zorlanmaz, ihtiyaçlarını rahat bir şekilde ifade edebilir. Anne –baba çocuğa kendi başına karar vermeyi ve bu kararın sorumluluğunu yüklenmesi gerektiğini öğretir. Çocuğun temel ve duygusal ihtiyaçları en uygun şekilde karşılanır. Anne baban tutarlı davranışlar gösterir, olumlu ve olumsuz davranışlar çocuğa öğretilir. Çocuk yetiştirmenin temel dinamiği olan koşulsuz sevgi, yeterli hoşgörü ve yaşa uygun disiplin güvenli bir ortamda sunulur. Çocuğun kendini tanıması; kendine özgü anlayış geliştirmesine ve görüşlerini ifade etmesine olanak sağlanır.

    • Destekleyici tutumun çocuk üzerinde şu etkileri oluşabilir.
    • Sağlıklı sosyal ilişkiler geliştirir.
    • Özgüven ve özdenetimi geliştirir
    • Toplumsal kurallara uyum sağlar
    • Sorumluluklarının farkında olur
    • Anaokuluna ve ilkokula uyum sağlamakta zorlanmaz.
  • EBEVEYN OLMAK

    EBEVEYN OLMAK

    Hiçbir yeni doğan canlı insan yavrusu kadar bakıma muhtaç değildir. Yeni doğan bir bebeğin, ebeveynleri tarafından hem fiziksel hem de duygusal olarak doyurulmaya ihtiyacı vardır. İhtiyaçlarının karşılanması bebek için hayati derecede önemli ve zaruridir.

    Bebekle Kurulan İlk İlişki ve Annenin Rolü

    Ebeveynler ya da bakım veren kişi bebek üzerinde çok önemli kalıcı izler bırakabilir. Özellikle anne ile bebek arasındaki ilişki bebeğin geleceğindeki ilişkileri üzerinde de etkili olacaktır.

    Yeni doğan bir bebek ilk ve en önemli ilişkisini annesiyle kurar. Anne bebeğinin tüm fiziksel ihtiyaçlarını giderebilen kişidir. Bebeklerde ortalama 1 yaşına kadar güven duygusu şekillenmektedir. Bireyin kendine güvenebilmesi, çocuklukta çevresine duyduğu güvenle paraleldir. Güven duygusunu çocuklukta kazanamayan birisinin bunu sonradan kazanabilmesi çok zordur. Temeldeki güven duygusunu kazanabilmek için annenin çocuğuna karşı davranış ve tutumlarında tutarlı olması çok önemlidir. Bebeğin ihtiyaçları karşılanırken bunun belli bir düzen içinde yapılması gerekir. Bu önemlidir çünkü annesinin düzenli olarak kendisiyle ilgileneceğini bilen bir çocuk ileriye yani yetişkinliğine bu güven duygusunu taşıyacaktır. Aksi bir durumda yetişkinlikte kişi belirsiz durumlar karşısında panikleyebilir ve aşırı duyarlı hale gelebilir.

    Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin, çocuklarının duygusal ihtiyaçlarına yeterli şekilde karşılık verebilmesi için duygusal anlamda olgunlaşmaları gerekmektedir. Duygusal olgunlaşmasını sağlayamayan bireylerin anne babalığı benimsemesi de güç olmaktadır.

    Gelişim Dönemindeki Takılmalar

    İnsanlarda kimi zaman kişiliğin bazı yönleri belli bir aşamada takılabiliyor. Bu aşama yaşamındaki belirli bir gelişim dönemini ve bu dönemdeki ihtiyaçlarını içeren bir aşamadır. Bu durumda birey yeterli bir bütünlük kuramaz. Kişilik yapısında olgunluğa ulaşamamış bir kişi ise bulunduğu gelişim dönemine uymayan davranışlar sergileyebilir. Belirli bir gelişim döneminde çok doyum sağlanmış ya da tam tersi bir şekilde hiç doyum sağlanamamışsa benzer davranışlar ortaya çıkacaktır. İhtiyacın aşırı karşılanması kadar zararlı bir durum da hiç karşılanmamasıdır çünkü bu iki durum da aynı oranda zarar verebilir.

    Problem Dinamikleri

    Çocuklarla ebeveynleri arasındaki sorunların çıkış noktası, anne baba ve onların çocukla kurduğu ilişkiyi kapsamaktadır. Duygusal olarak olgunlaşamamış anne ve babalar çocuklarının problemlerinden yine onları sorumlu tutarlar ve bunun sonucunda da çocuklarına karşı öfke ve kızgınlık yaşarlar.

    Bir annenin çocuklarına gösterdiği davranış şekli çoğunlukla kendi çocukluğunda annesiyle olan ilişkisinden etkilenir. Anne sevgisinden mahrum kalmış çocukların yetişkinlikte öfkeli ve hırçın bireyler olması muhtemeldir. Bu sevgiyi sonradan verebilmek ise çok güçtür.

    Sınırlar

    Bazı aileler çocuklarına sınır koyma konusunda fazla rahat davranmaktadır. Özellikle çocukluğunda otorite figüründen yoksun olarak büyüyenler yetişkinlikte de kendi çocuklarına karşı otorite oluşturmakta güçlük çekerler. Ya da çocukluğunda çok katı bir baskıyla yetişmişse kişi, çocuğunun aynı şeyleri yaşamasını istemediği için sınırları çok gevşek bırakabilmektedir. Sonuç olarak sınırlar konusunda aşırı baskıcı olmak ya da tam tersi davranmak da aynı derecede çocuklara zarar verebilir. Sınırların iyi çizilemediği çocuklarda topluma aykırı davranışlar görülebilir. Çok baskıcı bir tutum ise ebeveyne karşı öfkenin oluşmasına ve benzer şekilde diğer insanlara karşı da olumlu yaklaşamamaya neden olabilir.

    Ebeveyn Tutumu

    Ebeveynlerin ya da bakım veren kişilerin çocuğa karşı tutumu öylesine önemlidir ki çocuk bu tutum doğrultusunda benlik kavramını şekillendirir. Anne baba doğrudan ya da dolaylı bir şekilde itici bir tutum sergiliyorsa çocuk da kendisini değersiz olarak algılayabilir, kendisi hakkında uzun süreli negatif düşünceler geliştirebilir. Çocuklar itici ya da kabul edici her türlü davranışı rahatlıkla ayırt edebilirler. Bebekler annelerinin kendilerine gösterdiği ilgi, sevgi ve her türlü tutumun gerçekçi ya da zorlama olup olmadığını kolayca algılayabilirler.

    Ebeveyn tutumları ve bunların çocuk üzerindeki etkileriyle ilgili daha detaylı bilgi almak isterseniz web sitemizdeki bu konuyla ilgili yazılarımızı inceleyebilirsiniz.

    Unutulmamalıdır ki bilinçli anne babalar ancak bilinçli çocuklar yetiştirebilir. Ebeveynler eğitilirse çocuklar da eğitimli doğacaktır.

  • FARKLI ANNE-BABA TUTUMLARI VE BU TUTUMLARIN ÇOCUKLARA OLAN ETKİSİ

    FARKLI ANNE-BABA TUTUMLARI VE BU TUTUMLARIN ÇOCUKLARA OLAN ETKİSİ

    Çocuk eğitiminde en temel noktalardan birisi, ebeveynlerin çocuklarından beklediği davranışlar ne ise, onların da o davranışlar içinde bulunup onlara model olması gerektiğidir. Çocukların çeşitli olaylar karşısında ortaya koyduğu davranışların temelinde anne babasından gördükleri rol oynamaktadır.

    Anne baba tutumları, çocukların yetişkinlik döneminde diğer kişilerle olan ilişkilerini, mesleki ve okulda yaşamındaki davranışlarını, uyum yeteneklerini ve seçimlerini etkiler. Yine, çocukların karakter özelliklerini etkileyen unsurlardan biri, ebeveynin özellikle 0-6 yaş döneminde çocuğa olan tutumudur. Bu nedenle anne babaların çocukları ile kurdukları iletişimin yapısı, davranış stilleri, gösterdikleri tutumlar çok büyük önem taşımaktadır.

    Yavuzer(1998), farklı anne baba tutumlarının 6 başlık altında toplanabileceğini söyler. Bu tutumlar şu şekildedir;

    BASKICI VE OTORİTER TUTUM

    Aşırı baskıcı ve otoriter bir tutuma sahip anne babalar, genellikle çocuklarını sürekli eleştiren, cezalandıran, yargılayan bir davranış stili gösterirler. Çocuklarının çabalarını görmez ancak en ufak bir hatasında, yanlışında eleştirel ve suçlayan bir tavır alırlar. Onlar için uyulması gereken bir sürü kural vardır ve çocuğun bu kurallara itaat etmesi gerekmektedir. Hakim olan ve karar verici mercii her daim anne babadır. Böyle yetişen bir çocuk, dıştan denetimli bir kişilik oluşturur. Aşağılık duygusu geliştirebilir. Sürekli ağlayan, isyan eden çocuklar haline gelebilirler. Bu tarz baskıcı bir ortamda yetişen çocuklar, aşırı isyankar ya da aşırı boyun eğici bir yapı geliştirebilirler. Davranış ve uyum problemleri meydana gelebilir, duygu ve düşüncelerini kolaylıkla ifade edemeyebilirler.

    GEVŞEK TUTUM(ÇOCUK MERKEZCİ AİLE)

    Çocuk merkezci aileye, genellikle orta yaşın üzerinde çocuk sahibi olan ailelerde ya da çocuğun kalabalık yetişkinler grubu içinde yetişen tek çocuk olması halinde sıklıkla rastlanır.(Yavuzer, 1998) Böyle bir ortamda, hakimiyet çocuktadır. Onun istekleri en önde gelir ve ailedeki diğer bireyler bu isteklere kayıtsız şartsız uyarlar.

    Çocuk merkezci aile ortamında büyüyen bir çocuk, zaman içinde doyumsuzluk geliştirecektir. Her istediği yapılan, “hayır” kelimesinin anlamını öğrenmeyen bir çocuk isteklerini arttırarak devam ettirecektir. Çünkü çocuk, yaşamının erken dönemlerinden itibaren, her isteğinin karşılanacağı ve isteklerinin emir niteliğinde olduğu beklentisi geliştirmiştir. Bu durumda, anne babasına saygı duymaz ve isteklerinin yerine getirilmemesi durumunda yaş arttıkça olumsuz tepkilerinin dozajı da artar. Her isteğini yaptırmayı alışkanlık haline getiren çocuğun, yaşamının ilerleyen dönemlerinde sorunlar yaşaması kaçınılmaz hale gelir. Toplumsal kurallara uyum sağlamakta zorlanır, yasakları delmek için kendinde hak görür. Okul, iş gibi yaşam alanlarında var olan kurallar onun için bir külfet haline gelir ve bu nedenle başarısızlık yaşayabilir.

    DENGESİZ VE KARARSIZ TUTUM

    Dengesizlik ve tutarsızlık, anne-baba arasındaki görüş ayrılığında olabildiği gibi, anne veya babanın gösterdikleri değişken davranışlar biçiminde de görülebilir.(Yavuzer, 1998)

    Anne babanın çocuğun yanında, çocuk konusunda birbirlerini eleştirmeleri, çocuğun bir istek ya da bir davranışına bir ebeveynin hayır derken diğer ebeveynin evet demesi dengesiz ve kararsız tutum örneklerindendir. Çocuk için konulan bir kurala tek bir ebeveynin özen göstermesi, kararların tek bir ebeveyn tarafından konulması, ebeveynler arasında iyi polis-kötü polis ayrımı, çocuğun gelişimini olumsuz yönde etkiler.

    Anne ya da babanın şahsından kaynaklı yaşanabilecek dengesizlik ve kararsızlık, ebeveynin çocuğun bir davranışına kendi istek ve ihtiyacına göre evet ya da hayır demesi ya da izin vermesi-vermemesi şeklinde görülebilir. Örneğin, ebeveyn kendini iyi hissederken çocuğun gürültülü bir müzik aleti çalmasını desteklerken, kendini yorgun/kötü hissederken aynı müzik aletini çalmasına kızar. Ya da sözünü dinletemeyen bir anne/babanın çocuğuna giderek yükselen bir sesle bağırması, vurması, hemen ardından özür dileyerek ona sarılması dengesiz ve kararsız tutuma örnek verilebilir.

    Böyle bir tutumla yetişen çocuklar, hangi koşulda nasıl davranacağını bilemez hale gelirler. Hangi davranışın uygun hangi davranışın uygunsuz olduğunu kestiremezler. Çünkü bir davranışın uygun olması ya da olmaması, davranışın kendisinden ziyade ebeveynlerinin ruh haline bağlıdır. Bu durumda çocuk, içsel olarak huzursuz olur, ileride dengesiz ve kararsız bir yapı geliştirebilir.

    İLGİSİZ VE KAYITSIZ TUTUM

    İlgisiz ve kayıtsız tutum, anne babanın çocuğun istek ve ihtiyaçlarını göz ardı etmesi, çocuğun duygusal doyum almasını engellemesi, çocuğu ve yaptıklarını görmezlikten gelerek dışlaması anlamına gelmektedir. Duygusal istismar olarak sayılan bu tür davranışlar, çocuğun sosyo-duygusal gelişimine çok büyük zararlar verir.

    Bu tür tutumların süregeldiği bir aile ortamında çocuk ile ebeveynleri arasında bir iletişim kopukluğu söz konusudur. Çocuk, kendini ifade etmek, ilgi görmek için sürekli çabalar ancak karşılık bulamaz. Yapılan araştırmalar, ilgisiz ve kayıtsız anne-baba tutumunun çocuğun saldırganlık eğilimini güçlendirdiğini ortaya koymuştur. Anne babanın ilgisizliği nedeni ile çocuk çevresindeki nesne ve insanlara zarar verebilmektedir.

    AŞIRI KORUYUCU TUTUM

    Aşırı koruyucu tutum, ebeveynin çocuğa gereğinden fazla özen göstermesi ve kontrol etmesi anlamına gelir. Daha çok anne-çocuk ilişkisinde ortaya çıkan bu aşırı koruyuculuğun ardında, annenin duygusal yalnızlığı yatmaktadır (Yavuzer, 1998). Bu tutuma sahip bir anne, çocuğun gelişimi ile paralel giden öz bakım becerilerini geliştirmesini engeller. Öyle ki çocuk 10 yaşında dahi annesinin elinden yemek yiyen bir çocuğa dönüşebilir, ergenlik çağında annesi ile uyumak isteyebilir.

    Böyle bir tutuma maruz kalarak yetişen çocuklar, yetişkinlik hayatlarında diğer insanlara bağımlı, kendi kararlarını kendileri veremeyen, bağımsızlığını kazanamamış bireylere dönüşme tehlikesi taşırlar. Kendi kararlarını vermesine, öz bakım becerilerini yerine getirmesine imkan tanınmayan çocuklarda özgüven duygusu, sosyal gelişim zedelenir. Sorumluluk duygusu ve bilinci gelişemez.

    GÜVEN VERİCİ, DESTEKLEYİCİ VE DEMOKRATİK TUTUM

    Güven verici, destekleyici ve demokratik tutum, ebeveynlerin çocuklarına karşı hoşgörü sahibi olmaları, onları desteklemeleri, çocukların bazı kısıtlamalar dışında, arzuladıklarını diledikleri biçimde gerçekleştirmelerine izin vermeleri anlamına gelir. (Yavuzer, 1998)

    Demokratik bir tutuma sahip anne babalar, çocuklarının duygu ve düşüncelerini rahatlıkla ifade edebilecekleri bir ortam sağlarlar. Aile ortamının çocuğa kendi benliğini tanımlama fırsatı vermesi, çocuğun sağlıklı bir biçimde olgunlaşmasını sağlar.

    Yapılan araştırmalar sonucunda, anne-babaların çocuklarını denetlemek için ikna etme yolunu kullanmaları ve destekleyici tutum içinde olmaları halinde, çocukların sağlıklı bir psikososyal gelişim yaşadıkları ve ebeveynin beklentilerine daha olumlu cevap verdikleri görülmüştür. (Yavuzer, 1995)

    Bu tutuma sahip ebeveynler, kabul edilen ve edilmeyen davranışları net bir biçimde betimler ve bunlar konusunda istikrarlı davranırlar. Gereken sınırları çizer ve bu sınırlar içinde çocuğu özgür bırakırlar. Çocuğun söz hakkı vardır, duygu ve görüşlerini ifade etmesi desteklenir. Sevgi ve teşvik görür. Bu sayede çocuğun özgüveni gelişir ve çocuk ileride sorumluluk sahibi, başkalarının hak ve özgürlüklerine saygılı, kendi duygu ve düşüncelerini tanımlayabilen ve bunları ifade etmek konusunda zorluk yaşamayan bir yetişkin haline gelir.

  • Benlik Kavramının Gelişiminde Ailenin Yeri

    Benlik Kavramının Gelişiminde Ailenin Yeri

    Benlik kavramı ve benlik saygısı, benlik psikolojisi ve sosyal psikoloji literatüründe önemli yere sahip olan kavramlardan biridir. Yetiştirilme biçimi, sosyo-ekonomik düzey, anne-baba tutumları, fiziksel sağlık, okul başarısı ve arkadaşlık ilişkileri başta olmak üzere bireylerin benlik saygısı düzeylerini etkileyen ve bundan etkilenen pek çok faktörden söz etmek mümkündür.
    Benlik, tüm insanların gelişimsel süreçleri içinde ebeveynleri ve diğer insanlarla etkileşim ve deneyimlerinin bir sonucu olarak geliştirdiği örgütlenmiş bir düşünce, duygu ve davranış ağıdır.
    Benlik saygısı; çocuğun kendi değer, yetenek ve başarılarına bağlı olarak kendisi hakkında oluşturduğu doğal  duygular sonucu ortaya çıkar. Çocuğun benlik imajı ilk olarak aile içinde  gelişir. Çocuklar, ebeveynlerinin kendilerine ilişkin duygularından ve algılamalarından büyük ölçüde etkilenirler. Benlik saygısının gelişimi anne veya anne yerine geçen kişinin çocuğa gösterdiği ilgi ve uygun yansımalı ilişkiye bağlıdır. Çocuklar, ebeveynlerinin kendilerine  ilişkin duygularından ve algılamalarından büyük ölçüde etkilenirler. Başkalarının saygısı ve olumlu duygusal etkileşimi kişide kendini sevmeyi geliştirir. Bu sayede duygusal kendilik ve egemenlik oluşur. 
    Bireyin gelişiminde önemli etkiye sahip en önemli değişken anne-babaların çocuklarına ilişkin tutumlarıdır. Çocuk dünyaya geldiği anda  ilk etkileşimde bulunduğu kişiler aile bireyleri ve özellikle anne-babasıdır. Bu etkileşim çocuğun tüm yaşamı boyunca devam eder. Çocuğun kişilik yapısının oluşmasında anne-baba etkisinin önemli bir yeri ve değeri vardır. Uyumlu ve özgür bir ailede, tutarlı ve sağlıklı ilişkiler içinde yetişen çocuk, özerk bir birey olarak yetişkin yaşamına ulaşabilir. Özerklik gereksinimi kişinin eylemlerinin kontrol edildiği ya da o eylemlerde bulunmaya zorlandığını hissetmesi yerine, eylemlerinde, kendi adına karar verebildiğini duyumsamasıyla ilgilidir. Aile, sağlıklı gelişim üzerinde en önemli etkiyi gösteren sosyal çevredir. Bu sürecin en önemli adımını ise anne-baba desteği ve katkısı ile aile içerisinde değerlerin ve inançların içselleştirilmesi oluşturmaktadır.
    Ergenlik süresince, anne-babanın çocukları ile kurdukları olumlu ilişkilerin; ergenlerin, iyi oluş düzeyleri, benlik saygısı, uyum becerileri ve özerk-benlik gelişimleri, sosyal beceri ve çevresine uyum sağlama düzeyleri üzerinde etkili olduğu belirtilmektedir. Bununla birlikte bir çok araştırma bulgusu anne-baba iletişiminin ve katılımının yüksek düzeyde yaşandığı aile ortamlarında yetişen çocukların olumlu davranışlar sergiledikleri ve kişilik gelişiminde avantajlı olduklarını ortaya koymaktadır. 
    Günümüzde benlik saygısını etkileyen birçok faktör araştırılmaktadır. Yüksek düzeyde benlik saygısı aile ile olumlu iletişim, kişinin kendi hayatı üzerinde kontrole sahip olduğu duygusu, orta derecede risk alma isteği ve etkili bir kişi olduğunu hissetmesi gibi faktörlerle ilişkilidir.  En alt düzeyde benlik saygısı ise çoğunlukla ebeveyn baskısı gibi faktörlerle ilişkilidir Ebeveyn tutumu; anne, baba ve çocuk arasındaki etkileşimin türüne denir.  Çocuğa karşı takınılan anne-baba tutumlarını etkileyen birçok faktör vardır, bu faktörler arasında; anne babanın beklentileri, toplumun değer yargıları, anne ve baba olmaya hazır olma, anne ve babanın kendi çocukluk deneyimleri, anne ve baba arasındaki ilişki, çocukların sayısı vb. sayılabilir. Farklı ebeveyn tutumlarını ayırt etmeye yönelik çalışmalar arasında Baumrind (1966) tarafından ileri sürülen ve “otoriter”, “açıklayıcı/otoriter” ve “izin verici” olarak adlandırılan üç stil geniş kabul görmüştür.
    Otoriter tutum sergileyen ebeveyn tutumunda anne babanın kabul ve ilgisi düşük iken çocuk üzerindeki kontrol çok yüksektir. Otoriter anne-baba sevgisini, çocuk onların istediği gibi davrandıkça, şartlı gösterir. Sevgiyi bir pekiştireç olarak kullanır. İstenen davranışlar da çoğunlukla gelenek ve daha üst otoritelerce saptanmış kurallara uygun davranışlardır. Anne baba, kendisini toplumsal otoritenin temsilcisi olarak görür. Mutlak itaat bekler. Çocuğun davranışları katı standartlarla değerlendirilir, hata ve yanlış yapma hakkı tanınmaz. Baskı ve katı disiplin çocuğun kendini kabul ettirmesini zorlaştırır, uyumsuzluk görülür. Çocuk evde anne-babasında gördüğü olumsuz tutumları, diğer yetişkinlerle ve yaşıtları ile olan iletişiminde de uygular. Bu tip ailelerde yetişen gençlerle yapılan araştırmalarda, karar verme ve düşüncelerini ifade etme de güçlük yaşandığı ve öfke düzeyinin yüksek olduğu bulunmuştur. (Yavuzer, 2005)
    Açıklayıcı/otoriter anne babalar, çocukları kısıtlayıcı yasaklayıcı olmaksızın denetlerken, aynı zamanda onları bir birey olarak kabul eder, onlara sevgi ve ilgi gösterir. Ebeveyn ile çocuk arasında sözel iletişim kanalları açıktır. Bu tutum içinde yetişen çocuklarda genellikle sosyal yeterlilik, beceri, yardımseverlik, bağımsızlık, düşüncelerini serbestçe söyleyebilen, arkadaş canlısı, diğer insanların gereksinimlerine duyarlı, kendine ve diğer insanlara saygılı, özgüven ve sosyal sorumluluk görülmektedir. (Sprinthall ve Collins’ten aktaran Tunç ve Tezer 2012) 
    Açıklayıcı/otoriter çocuk yetiştirme stilinin çocuklarda “sağlıklı” ve “normal” davranışlarla ilişkili olduğunu belirtmektedirler. Bu konuda yapılan araştırmalar, genel olarak, anne babalarını açıklayıcı/otoriter olarak algılayan çocukların, diğer stillere kıyasla, psikososyal yeterlik ve olgunluk ölçümlerinde en yüksek; psikolojik ve davranışsal bozukluklarda en düşük puanları aldıklarını göstermektedir. 
    İzin verici/şımartan anne babalar, çocuklarıyla çok ilgili, yani tepki verici olan ama onlardan çok az talep eden ve onları çok az kontrol eden anne babalardır. İzin verici/ihmalkar anne babalar ise ne talep edici ne de tepki vericidirler. Bu stile sahip anne babalar çocuklarını bir birey olarak kabul etme, onlara sevgi ve ilgi gösterme ve bir birey olarak olgunlaşmaları yönünde bir çaba göstermezler. 
    Bütün bu çalışmaların ortaya koyduğu ortak bulgunun, çocuklarında özerklik ve psikolojik olgunluğu teşvik eden, iki yönlü iletişimi sürdüren, kontrolü şefkat ve kabul ile birleştirebilen, yani açıklayıcı/otoriter çocuk yetiştirme stillerine sahip anne babaların çocuklarında bütüncül bir olumlu benlik imajı ve daha yüksek bir kendilik değeri ve benlik saygısı geliştirmeyi destekler nitelikte olduğu söylenebilir. (Tunç, 2012)
    Sonuç olarak bütün bu bulguların ışığında, otoriter stilin kabul ve ilgiden yoksun oluşunun çocuğun benlik saygısını olumsuz yönde etkilediği söylenebilir. Açıklayıcı/otoriter stil ile benlik saygısı arasındaki olumlu ilişkinin varlığı netleşirken, diğer stillerin benlik saygısıyla ilişkilerini irdelemeye yönelik çalışmalara gereksinim duyulduğu görülmektedir.

    Kaynakça
    Yavuzer H. (2005) Çocuğu Tanımak ve Anlamak 
    Tunç, A. Tezer, E. (2012) Çocuk Yetiştirme Stilleri ve Benlik Saygısı Arasındaki İlişki, Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi (2012) Cilt 3, Sayı 25

  • ANNE-BABA TUTUMLARI

    ANNE-BABA TUTUMLARI

    AŞIRI KORUYUCU ANNE-BABA TUTUMU

    * Aşırı sevgi

    * Çocuğun her istediği anında olur

    * Aşırı koruyucu, kollayıcı tutum

    * Denetim ve sınırlama yok

    Bu tarz aile içinde yetişen çocuklarda özgüven eksikliği ve anne-babaya bağımlılık gösterirler

    MÜKEMMELLİYETÇİ ANNE-BABA TUTUMU

    * Sıkı disiplin

    * Aşırı sevgi

    * Aşırı koruyucu ve kollayıcı tutum

    * Çocuktan yaşının üzerinden bir davranış beklemek

    Bu tutumdaki anne-babalar her alanda çocuğun kapasitesini zorlayıp, yanlış yapmasını kabul edemezler. Yanlış yapmaktan korkan, kendine güveni olmayan bireyler yetiştirirler.

    OTORİTER VE REDDEDİCİ ANNE-BABA TUTUMU

    * Sevgi, şefkat yok

    * Sıkı disiplin

    * Çocuk hata yaptığında şiddet ve dayakla cezalandırılır

    Korkuya dayalı bir ilişki söz konusudur. Bu tutumda büyüyen çocuk güvensiz, saldırgan ve tutarsız yetişir.

    İLGİSİZ VE KAYITSIZ ANNE-BABA TUTUMU

    * Başı boş çocuk

    * Kural yok

    Çocuk duygusal ve fiziksel yalnızlık içindedir ve anne-baba-çocuk arasında iletişim kopukluğu vardır. Genellikle pasif ve donuk oldukları görülür. Aile içinde ilgi görmeyen çocuk, dikkat çekmek için zararlı alışkanlıklar edinmeye meyillidir. Sözlü iletişimin yetersizliğinden dolayı dil gelişiminde gecikme ya da konuşma bozuklukları ortaya çıkabilir

    TUTARSIZ ANNE-BABA TUTUMU

    Bu tarz ailelerde genellikle anne-babanın o anki psikolojik durumu ile ilintili olarak çocuğa karşı sergilenen tutum değişkenlik gösterir.

    Anne babalar kimi zaman bir davranışı olumlu karşılarken, kimi zaman cezalandırabilirler. Dolayısıyla ne zaman nerede ne yapacaklarını bilemezler

    Tutarsız tutum sergilenen çocuklar çevrelerine karşı güvensiz, şüpheci ve karasız bir kişilik yapısı geliştirirler.

    OLUMLU VE SAĞLIKLI ANNE-BABA TUTUMU

    * Sevgi ve disiplini dengeli bir şekilde barındırır

    * Tutarlı, esnek, ceza ile ödül barındıran disiplinle, çocuğa istenilen davranış ve alışkanlıkları öğretir

    * Disiplin yeteri kadar ve çocuğun yaşına uygun olmalıdır

    * Bu çocuklar, yapıcı, yaratıcı, özgüveni yüksek, sosyal ilişkilerinde başarılı ve davranışlarının sorumluluğunu alabilen bir kişilik geliştirirler

  • Ergen anne babası olmak

    Ergenlik dönemi (buluğ çağı) 10-11 yaşlarında arasında başlayaran dalgalanmaların yoğun görüldüğü zor bir dönemdir. Bu dönem hem ergen için hem de ergenin ailesi için zorlu bir süreçtir. Aile ergeni anlamakta güçlük çekerken, ergen anlaşılma duygusunu tam olarak yaşayamadığını düşünür. Ebeveyn bu dönemde, çocuğunu iyi tanır ve bu dönem özelliklerini bilirse ebeveyn-ergen çatışmaları o denli az olacaktır.

    ERGENLİK NEDİR?(Adolescence)

    ERGENLİK DÖNEMİ: Erinlik ile başlayıp yetişkinliğe kadar süren hızlı bedensel, zihinsel, sosyal değişiklikleri kapsayan, çocuklukla yetişkinlik arasında bir geçiş dönemidir. Bu dönem, doğduğu andan itibaren sürekli gelişim içinde olan bireyin en önemli ve en uzun gelişim dönemidir.

    Gençliğe adım atan bireyler ne isterler?

    * Fark edilmek
    * Özel olmak
    * Takdir edilmek
    * Saygı duyulmak
    * Hatırlanmak isterler.

    Ergenlerde hangi kaygılar görülür?

    * Sağlıkla ilgili kaygılar
    * Kişilik-benlik oluşumu ile ilgili kaygılar
    * Aile ve ev yaşamı ile ilgili kaygılar
    * Sosyal ilişkilere yönelik kaygılar
    * Okulla ilgili kaygılar
    * Meslek seçimi ile ilgili kaygılar

    Ergenlik döneminde ne gibi değişiklikler oluyor?

    * Fiziksel Değişimler
    * Zihinsel Değişimler
    * Duygusal ve Sosyal Değişimler

    Ben Merkezci Düşünce Biçimi

    * Dünyaya kendileri açısından bakar ve tepki verirler. (“Ben her şeyle başaçıkabilirim, bana bir şey olmaz” vb.)

    * Bazı yaşantıların sadece kendilerine ait olduğunu düşünürler. (“Anne, sen aşık olmanın ne demek olduğunu bilemezsin” vb.)

    * Ben merkezci düşünce özellikleri 11 yaşında başlar, 13-14 yaşlarında doruk noktasına ulaşır, 20-21 yaşlarında kaybolur.

    Kimlik Gelişimi

    * Ben kimim?
    * Nasıl bir yetişkin olacağım?
    * Toplum içindeki yerim nedir?
    * Hangi mesleği seçmeliyim?
    * Politik, dini, cinsel tercihim ne? vb. sorular sorarlar

    Ergen bu süreç boyunca, içinde bulunduğu çevre koşullarından, ailesinden, arkadaşlarından, öğretmenlerinden ve genel olarak toplumdan etkilenir. Kimliğini kazanması için ergenin başlangıçta bir yetişkin modele ihtiyacı vardır. …

    Arkadaşlık ve karşı cins arkadaşlığı

    * Arkadaşlık kurma, arkadaşlığı sürdürme
    * Gruba ait olma, kabul görme
    * İletişim becerilerini kazanma
    * Kendini tanıma, farkındalık kazanma
    * Olumlu benlik algısı
    * Empati
    * Sosyal onay
    * Bağlanma

    Ergen bu dönemde ailesinden yavaş yavaş kopar ve kendisi gibi düşünen ve kendisini anlayabilen arkadaşlarına yönelir. Arkadaşlık ve karşı cins arkadaşlığı sürecini yaşarken de yukarıda belirtilen kazanımları elde etmeye başlar….

    Duygusal ve Sosyal Gelişimde Hangi Özellikler Görülür?

    * Bağımsızlaşma, özerklik kurma. Topluma, özellikle yetişkinlere baş kaldırma isteği
    * Statü sahibi olmak
    * Risk alma, gizlilik, uçları yaşama, yasak olana özenme
    * Rest çekme
    * Aşırı hassasiyet ve alınganlık
    * Asabi davranışlar, çabuk sinirlenme, inatçılık, sabırsızlık
    * Aldırmazlık, boş vermişlik, dağınıklık, unutkanlık

    * Güvensizlik ve yetersizlik duyguları, kararsızlık, huzursuzluk
    * Hayal kurma, gündüz rüyaları
    * Argo konuşmalar
    * İlgilerde çeşitlenme
    * Eğer genç anne-babası, öğretmeni ve yakın çevresindeki diğer yetişkinler tarafından sürekli eleştiriliyor ve yargılanıyorsa, “anlaşılmadığına” dair inancı pekişir ve onlardan uzaklaşır.
    * Kendini anlayış ve hoşgörü bulabileceği, kendini yakın hissettiği en yakın gruba yönelir

    Ergenliğin sonlanması

    Ergenliğin sonlarına gelinen bu dönemde, ergenin gelişim görevlerini tamamlayarak bu davranışları göstermesi beklenebilir.

    * Dengeliliğin artması
    * Problemleri karşılama yöntemleri
    * Yetişkinlerin müdahalelerinde azalma
    * Duygusal sakinliğin artması

    * Gerçekçiliğin artması
    * Topluma karşı sorumlu bir davranış kazanmayı istemek ve buna ulaşmak
    * Kişinin kendi fizik yapısını, erkek ya da kadın cinsel rolünü kabul etmesi bu role uygun davranış geliştirmesi
    * Ana babasından ve diğer yetişkinlerden duygusal olarak kopup bağımsızlığını kazanması
    * Bir meslek seçebilmesi

    * Toplumsal yetişkin bir birey olabilmek için gerekli bilgi ve yetenekleri kazanması
    * Duygusal bağımsızlığı kazanma ve kendisi ile ilgili önemli kararları kendi başına verebilmesi

    “DÜNYADA ERGEN OLMAKTAN DAHA ZOR BİRŞEY VARSA O DA ERGENİN ANNE BABASI OLMAKTIR.”

    Anne baba – ergen çatışması

    “Fırtına ve stres” kavramlarıyla karakterize edilen ergenlik, kaçınılmaz duygusal çatışma ve çelişkiler dönemi olarak değerlendirilmektedir. Bağımsızlık kazanma duygusal anlamda evden ve aileden bağımsızlıktır. “Bana küçük bir çocukmuşum gibi davranıyorsunuz” cümlesi ergenlerden sık sık işitilen yakınmadır.

    Genç gücü ele geçirmeye, ebeveyn de denetimi yitirmemeye çabaladıkça çatışma ve gerginlikler kaçınılmaz olarak yaşanmaktadır. Ergenlerin bağımsızlaşma amacıyla yaptıkları girişimler sıkıntı (stres) yaratabilir ve aileye üzüntü yaşatabilir.

    Ancak bağımsızlık ergenlik döneminde kazanılması gereken önemli yetkinliklerden biridir. Gencin yaşantısını bir yetişkin olarak sürdürebilmesi gerekli yaşam becerilerini kazanıp kendini gerçekleştirmesi için gereklidir. Ebeveynler ve ergenler için engebeli, duygu, düşünce ve davranışlar açısından iniş-çıkışlı geçen bu dönemde sıkıntılar yaşanması normaldir. Bu durum aileler için bir alarm niteliğinde olmamalıdır.

    Ergenlik döneminde genç sosyal çevrenin arkadaş gruplarının etkisi altında olsa da aile en temel ve güvenilir kaynaktır. Bu sürecin sonunda gencin kendi ayakları üzerinde durabilen sağlıklı bir yetişkin olmasında anne baba tutumları önem taşımaktadır.

    BASKICI TUTUM

    Anne baba, çocuk üzerinde güç kullanarak istediğini zorla yaptırır.

    Baskıcı tutum yöntemleri:

    * Aşırı koruma
    * Kontrol etme
    * Sürekli akıl verme
    * Bağırma
    * Tehdit etme
    * Sevgiyi esirgeme
    * Ceza
    Baskıcı tutumlar ergende korku çekinme sorumsuzluk ve bencillik gibi duygulara yol açabilir.

    TAVİZKAR TUTUM

    Çocuk, anne baba üzerinde güç kullanarak istediğini zorla yaptırmak ister.

    Çocukların kullandığı yöntemler:
    * Tutturma
    * Duygu sömürüsü
    * Şantaj
    * Anne-baba çaresiz kalıp çocuğun isteklerine boyun eğer.

    Tavizkar tutum da ergende bencillik, sorumsuzluk, doyumsuzluk gibi davranışlara yol açabilir.

    İLGİSİZ TUTUM

    Anne baba çocuğun ilgi ve ihtiyaçlarını yok sayar, ihtiyaçlarıyla yeterince ilgilenmez.
    İlgisiz tutum yöntemleri:
    * Anne baba çocukla yeterli ve kaliteli iletişim kurmaz.
    * Çocuğu yetiştirirken neredeyse hiç yöntem kullanmaz.

    YETKİN TUTUM

    Bu tutumlar içinde en sağlıklı tutum yetkin tutumdur. Anne baba olumlu ve uygun iletişim ve disiplin yöntemlerini kullanarak çocuğu yetiştirir.

    Yetkin tutum yöntemleri:
    * Anne-baba-çocuk birbirleri üzerinde güç kullanmazlar.
    * Birbirlerinin istek ve ihtiyaçlarına ilgisiz kalmazlar.
    * Anne baba gücünü çocuğu güçlendirmek ve desteklemek için kullanır.
    * Ailedeki herkesin duygu, düşünceleri dinlenir.
    * Çocuğun bir birey olduğu kabul edilir.
    * Çocuğun sorumluluk alabileceğine güvenilir.
    * Çocuk sorun çözmeyi öğrenir.
    * Kendine ve çevresine güvenir.
    * Anne-baba çocuğa uygun sınırlar koyarak çocuğu korur.
    * Çocuğa güven ve destek vererek onun kendine olan güvenini artırır.

    Ergenle iletişim

    * İletişim karşılıklı bilgi üretme aktarma ve anlamlandırma sürecidir.
    * Ergenlik döneminde ebeveyn–ergen ilişkisinde iletişimi koparmamak ön koşuldur.

    İYİ BİR İLETİŞİM İÇİN…..

    Etkin dinleyin:
    * Dikkatli dinleyin, dinlediğinizi belli edin. Bu şekilde kendisini önemli hissedip kabul edildiği duygusunu yaşayacaktır.
    * Empati kurmaya çalışın.
    * Açık ve net cümlelerle sorunu dile getirin ne yapması gerektiğini söylemeyin.
    * Uzun nutuklar yerine kısa konuşmaları tercih edin.
    * Dinlerken başka şeylerle ilgilenmeyin göz teması kurun.

    İletişimde etkin dinlemenin önemi:
    * Ergenin olumsuz duygularının kabulünü sağlar.
    * Ergenin duygularını ifade etmesine yardımcı olur.
    * Yetişkin ile ergen arasında sıcak bir ilişki kurulmasını sağlar.
    * Sorunların çözümlenmesini sağlar.
    * Ergenlerin anne babaların düşüncelerine değer vermelerine yardımcı olur.
    * Ergenin bireysel farkındalık sağlamasına yardımcı olur.

    AİLELER ERGENİ NASIL DESTEKLEYEBİLİR?

    Çocuklarının yetişkinliğe sağlıklı bir geçiş yapabilmeleri için, ailelerin dikkat etmeleri gereken bazı hususlar önem taşımaktadır:
    * Çocuklara sevgi ve güven dolu bir ev ortamı sunmak,
    * Çocuklara yaşlarına uygun bağımsızlıklar vermek, özgürlükler tanımak,
    * Çocukların kendilerine güven duyabileceği fırsatlar yaratmak,
    * Kazanılması istenen davranışlar için çocuklara örnek ve rehber olmak,
    * Sınırlar ve özgürlükleri hakkında çocuğa bilgi vererek, disiplin anlayışı kazandırmak,
    * Çocukları ergenlik dönemi özellikleri hakkında bilgilendirmek,
    * Hazırlıklara erken başlamak, çocuklarını ve kendilerini ergenlik dönemine hazırlamada aileler için en iyi yoldur.

    BU DÖNEMDE ERGENE YAPILABİLECEK EN ETKİN YARDIM…….

    Onun sevildiğini,anlaşıldığını,kabul edildiğini,fark edildiğini,gerekli olduğunu,önemli olduğunu,ona bağımsızlık ve sorumluluk verildiğini fark ettirebilmektir.

  • Ana BabaTutumları

    Ana BabaTutumları

    Baskılı Otoriter Tutum

    Geleneksel Türk Aile yapısında sık rastlanan bir tutumdur. Aşırı baskılı otoriter tutum; çocuğun kişiliğine önem vermeyen bir tutumdur. Anne babanın uyguladığı katı disiplin yüzünden çocuk her kurala uymak zorunda bırakılmaktadır.

    Bu tutumu benimseyen anne babalar, çocuklarının kendilerinden farklı bir birey olduğu düşüncesinde değildir. Bu tutumun temel niteliği çocuğa karşı gösterilen baskıdır. Anne baba çocuklarına kesin olarak hâkim olduklarına inanırlar. Hiçbir açıklama yapmaksızın konulan kurallar vardır. Çocuklar anne babalarının koydukları bu kurallara koşulsuz uymalı ve itaat etmelidir.

    Otoriter ana-baba, sevgisini, çocukta istenilen davranışların oluşması için bir pekiştireç olarak kullanır. Eğer çocuk ana-babanın istediği şekilde davranırsa sevgilerini gösterirler. Kendilerini toplumsal otoritenin temsilcisi olarak görürler ve çocuktan mutlak uyum beklerler. Aile içinde otoriteyi elinde tutan kişi bağımsız benlik geliştirilmesine karşıdır; herkesin boyun eğmesi, itaatkâr olması istenir.

    Bu tür baskıcı ve otoriter eşler arasında da problemler mevcuttur. Anne ve baba iyi ve sağlıklı biçimde iletişime geçmezler ve aralarında sorunlar mevcuttur. Bu sorunlar anne ve baba iletişimini ve etkileşimini olduğu kadar çocuk ile olan ilişkilerini de etkilemektedir.

    Otoriter davranan ana ve baba için esas olan çocuklarının onlara itaat etmesidir. Burada çocuğun isteklerinin bir önemi yoktur. Anne ve baba çocuğu dinlemezler ve onu anlamaya çalışmazlar; bunun yerine ise onu eleştirir ve baskı yolu ile kontrole çalışırlar. Önemli olan anne ve babanın isteklerinin yerine getirilmesidir. Çeşitli emir ve katı kurallar yolu ile çocuğa istediklerini yaptırmaya ve ona istedikleri biçimi vermeye çalışırlar. Bu tür anne ve babalar sıcaklıktan yoksundurlar. Onlar için esas olan kendi istekleridir. Ceza gibi disiplin yöntemleri çok sık olarak kullanılır. Bu tür anne ve babaya göre çocuk için en önemli meziyet anne ve babaya itaat ve onların dediklerinin yapılmasıdır

    Bu tür anne ve babalar çocuklarını baskı altında tutmak ve onları itaat ettirmek için çocuğa karşı utandırma, ayıplama, aşağılama ve dalga geçme gibi yöntemleri sık olarak kullanırlar

    Aşırı Koruyucu Tutum

    Koruyucu tutum ülkemizde baskılı ve otoriter tutum kadar sık rastlanan bir yaklaşım biçimidir. Anne babanın aşırı koruması, çocuğa gereğinden fazla kontrol ve özen göstermesi anlamına gelir. Bunun sonucu olarak çocuk, diğer kimselere aşırı bağımlı, kendine güveni olmayan ve duygusal kırıklıkları olan bir kişi olabilir. Bu bağımlılık, çocuğun yaşamı boyunca sürebilir ve aynı koruma duygusunu eşinden de bekleyebilir.

    Koruma güdüsü ana babanın çocukları için taşıdıkları önemli güdülerden biridir. Anne ve babanın temel görevlerinden biri öncelikle çocuklarının temek ihtiyaçlarını karşılamak ve daha sonra da onları çevreden gelecek olan tehlikelerden korumaktır. Ancak bazı anne ve babalar bu durumu biraz abartmaktadırlar ve çocuklarına sürekli himayeye muhtaçmış gibi davranırlar. Çocukları ergenlik çapına gelmiş olsa dahi bu tür anne ve babalar müdahaleci ve korumacı tutumlarından vazgeçmezler. Bu tip aileler çocukları hep düşman bir çevre içindeymiş gibi davranırlar ya da çocuklarının kendi başına bişey beceremeyeceklerinden endişe ederler ve bu sebepten dolayı da çocuklarına karşı aşırı düşkünlük gösterirler.

    Anne babanın aşırı koruyucu yaklaşımı çocuğun kendi kendine güven duymasını engelleyerek psikososyal gelişiminide etkilemektedir. Çocuğun sosyal gelişiminde büyük rolü olan anne ve babanın yanlış ve aşırı koruyucu tutumuyla çocuk kendine güvenini sağlayamamakta, birey olarak girişimci ve sosyal bir kişi olmasına fırsat verilmemektedir.

    Gevşek Tutum

    Çoğunlukla orta yaşın üzerinde çocuk sahibi olan aileler ile çocuğun kalabalık yetişkinler grubu içerisinde tek çocuk olarak yetiştiren ailelerde çocuk merkezci tutuma rastlanmaktadır. Böyle bir ortamda çocuğun isteklerine diğer tüm aile bireyleri kayıtsız kalmaktadır. Çünkü çocuk aile ortamında tek söz sahibi kişi durumuna gelmiştir. Ebeveyn ile çocuk arasında sağlıklı bir iletişimin olmaması, çocuğun abartılan bir sevgi ortamında büyümesi ve şımartılması, onun doyumsuz bir kişi haline gelmesine neden olmaktadır. Böyle çocuklar hayatları boyunca her isteklerinin karşılanacağını zannederken, yetişkin olduklarında toplumun kendilerine vermediği hakları tanımaya kalkışmaktadırlar. Aile bireylerinin rollerine uygun davranmaları gerekirken çocuğun tüm egemenliği eline alması, anne babasına hükmetmesine ve çok az saygı göstermesine sebep olmaktadır.

    Serbest tutumda çocuğa sayısız haklar tanınmıştır. Çocuğa davranışlarında sınır çekilmez, çocuk da o kurallara uymaz ve kurallara yalan, yanlış gözü ile bakar. Çocuk anne ve babadan çekineceği yerde anne ve baba çocuktan çekinir. Bu tutumun çocuk merkezli olduğu görülür. Bu tutumla yetişen çocuklar itaatkâr değildir, sorumsuz, bencil ve şımarıktırlar.

    Tutarsız  (Dengesiz ve Kararsız) Tutum

    Bu tür tutumun en önemli özelliği ebeveynlerin çocuğun yaptıklarına hiç karışmamalarıdır. Çocuğun her yaptığı hoş karşılanır. Bu tür ailelerin çocukları ile olan ilişkileri zayıftır. Çocuğa karşı bazen ilgisizdirler ve duygusal bağları zayıftır ve bazen de sıcak ve yakındırlar. Çocuk hiçbir şekilde denetim altında değildir. Bu bakımdan çocuklar bir çeşit aile otoritesi eksikliği çekmektedirler. Çocuk evde ne isterse onu yapmaktadır. Ne zaman isterse o zaman yemek yer, ne zaman isterse o zaman ders çalışır ve ne zaman isterse o zaman uyur. Çocuğun her davranışı tamamı ile kendi isteklerine göredir. Bu tür çocuklar kendi arzu ve isteklerini denetlenmesini pek öğrenemezler ve bu bakımdan dış dünyada çeşitli problemlerle karşılaşırlar. Yani bu tür çocuklar evlerinden ayrıldıklarında ya da sosyal yaşama katıldıklarında çeşitli sorunlarla karşılaşırlar. En büyük sorun evdeki izin verici tutumun dış dünyada bulunamayışıdır. Bu bakımdan bu şekilde izin verici bir tutum ile yetişmiş olan bu çocuklar dış dünyada hayal kırıklığına uğrarlar. Bu tip çocuklar kendi arzularını ve isteklerini denetleme yeteneğinden yoksundurlar ve bu bakımdan özellikle sebat ve konsantrasyon gerektiren işlerde başarılı olamazlar. Onlar hep kendi isteklerine göre yaşamaya alışmışlardır ve bu bakımdan da okul hayatında ya da iş hayatında başarılı olamazlar.

    Çocuğun eğitim ve gelişimini olumsuz yönde etkileyen dengesiz ve kararsız tutum birçok şekilde çocuğun karşısına çıkmaktadır. Dengesizlik ve tutarsızlık, anne baba arasındaki fikir ayrılığından kaynaklanacağı gibi, anne babanın gösterdiği değişken davranış biçimlerinden de kaynaklanabilmektedir. 

    Mükemmeliyetçi Tutum

    Bu tutumdaki anne babaların çocuklarından çok başarılı olmaları ve etrafta parmakla gösterilmeleri gibi beklentileri vardır. Bu anne babalar genellikle kendi çocukluk dönemlerinde zor şartlar altında büyümüş veya sonradan iyi bir statü veya ekonomik düzeye gelmiş ya da rekabetçi ve kıyaslayıcı bir çevresi bulunan ebeveynlerdir. Bazıları kendileri isteyip de bazı engeller nedeniyle ulaşamadıkları hedeflere çocuklarının ulaşmasını isterler. Çocuklarını ihtiyaçları doğrultusunda değil, kendi istek ve beklentileri doğrultusunda yetiştirirler. Bu anne babaları memnun etmek zordur. Sıklıkla çocuklarını başka çocuklarla kıyaslarlar. Kendi önerdikleri faaliyetlere çocukları ilgi göstermeyince demoralize olurlar. Yiyeceği şeylere hatta kimlerle arkadaşlık edeceklerine eleştirel bir tarzda yaklaşırlar.

    Missildine (1963), çocuğun memnuniyet duygusunu hissetmeme ve davranışlarının ailelerinin onayı için yeterince iyi olmaması ile sonuçlanan, mükemmeliyetçi ailelerin, çocuklarının davranışlarını onaylamayıp, en iyisini yapmaları için onları zorlamalarını dile getirmiştir. Böylece çocuk asla memnuniyet duygusu hissetmemekte, davranışı ailelerinin onayı için asla yeterince iyi olmamaktadır. Mükemmeliyetçiliğin sınırlı ailesel kabul ve ısrarcı ailesel isteklere dayandığına inanır. Mükemmeliyetçi ailelerin sadece kendi başarısızlıklarını küçümsemekle kalmayıp aynı zamanda çocuklarının çabalarını kabul etme ve ödüllendirmeyi de zor bulduklarını belirtmiştir

    Bu tutumla yetişen çocuklar koşullu sevgiye odaklanırlar. İyi olduklarında anne babaları onları sevecek, başarısız olduklarında ise sevmeyecek sanırlar. Onlar da bu sevgi türünü benimserler. İnsanlara koşullu sevgiyle yaklaşırlar. Genellikle bu çocuklar da mükemmeliyetçi olurlar ve hata kabul etmezler. Okul ve iş hayatlarında başarıyı yakalasalar da insan ilişkilerinde zorlanırlar. Hayatın mükemmel olmasını isterler ama hayatın farklı yüzüyle karşılaştıklarında mutsuz olurlar

    Demokratik Tutum

    Demokratik tutumda, ailenin tutumu sevgi ve bağımsızlık temelleri üzerine oturmuştur. Anne- babalar çocuğa söz hakkı tanır, kararlarına saygı duyar, onunla işbirliğine girer, çocuklarını desteklerler ve bu çocukların daha bağımsız, dışa dönük, yaratıcı oldukları gözlenir. Demokratik anne ve babaların çocukların davranışlarını daha akıllıca yönlendirdikleri söylenmektedir. Demokratik anne ve babalar çocuklarını ayrı bir kişi olarak kabul etmektedirler. Çocuklarına değer verirler ve onların özerk ve bağımsız olarak kişilik geliştirmesine destek olurlar. Bu tip aileler çocuklarına karşı hoşgörü sahibidirler, ona insan olarak saygı gösterirler. Çocuklarını çok az kısıtlarlar. Çocukların arzularını diledikleri gibi gerçekleştirmelerine izin verirler. Çocuğun kabul edilme ve onaylanma isteklerini göz ardı etmezler. Çocuğun kendine has gelişimine destek olurlar. Bu tür aileler çocuklarının kendilerini gerçekleştirmesine izin verirler. Bunu yaparken her bireyin kendine has ve biricik olduğunu unutmaz ve göz ardı etmezler. Bu bakımdan çocuk anne babasından yeterince hoşgörü görmektedir. Bu da çocuğun kendine güvenen ve toplumsal bir birey olmasına büyük oranda yardım eder

    Çocuk belli sınırlar içinde özgürdür. Söz hakkı vardır ve duygu ve görüşlerine saygı duyulur. Çocuk ailesinden sevgi ve saygı görmektedir. Söyledikleri yetişkinler tarafından dinlenmektedir. İçinde yaşadığı bu ortamdan faydalanan çocuk girişimci özellikler sergiler, özgüveni tam olur ve kendi kararlarını kendi verip bu kararların sorumluluklarını almasını öğrenir.

    Reddedici Tutum

    Bu tip bir tutum daha çok çocuğun istenmediği durumlarda ortaya çıkmaktadır. Bu ise evlilik dışı bir ilişkide, istenmeyen bir gebelikte ortaya çıkmaktadır. Bundan başka anne ve baba kaynaklı başka sorunlarda bu tür reddedici bir tavrın ortaya çıkmasına sebebiyet verebilmektedir. Bu tür bir tutumla yetiştirilen çocuklar herhangi bir sevgi ve ilgiden yoksundurlar. Ana ve baba tarafından çocuğa sıklıkla istenmediği duygusu verilmektedir. Bu tür tavırlar çok farklı biçimlerde ortaya konabilmektedir. Çocuk hakarete maruz bırakılabilir ya da terk edilir. Bu durumda çocuk çok yoğun bir güvensizlik hisseder insanlara karşı güvensiz olur. Çocuk anne ve babasından herhangi bir şekilde sevgi görmediği için kendisi de sevemez. Bu tür çocuklar insanlarla ilişki kurarken güçlük çekerler ve çoğunlukla da iyi ilişkiler kuramazlar. Sürekli bir şeyi ya da sahip olduklarını kaybetme korkusu yaşarlar.

    Reddedilmiş çocuklar ilgi çekmek için olumlu davranışlarda bulunabilir ancak gerektiği ilgiyi bulamadığında bu davranışlarından vazgeçerek başka tepkiler de gösterebilir. Kendi içine kapanarak, ailesi ile olan iletişimini zayıflatır ya da ailesinin ilgisini çekebilmek için olumsuz ve saldırgan davranışlarda bulunmaya çalışabilir..