Etiket: Tutum

  • Ebeveyn Tutumlarının Çocuğun Kişiliğine Etkisi

    Ebeveyn Tutumlarının Çocuğun Kişiliğine Etkisi

    Kişilik kalıtımla getirilen özellikler olmakla birlikte, aynı zamanda çevrenin kişiye kazandırdığı özelliklerin tümüdür. Bireyin ilk çevresi ailesidir, dolayısıyla kişilik gelişimi ilk olarak ailede başlar. Davranış şekillerini çocuk burada yaşayarak öğrenir. Doğru-yanlış, günah-sevap, sevgi, saygı ve diğer toplumsal değerleri çocuk burada kazanır. Aile çocuğun psikolojik, sosyolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarını karşılar. Bağımsızlık, aidiyet, sorumluluk, paylaşma gibi hayat boyu gereksinimi olan şeyleri de burada görür. (‘’Kişiliğin sağlıklı temelleri de bu ortamda atılmaktadır. Sevgiyle büyüyen çocuk güvenmeyi ve diğer insanlara sevgiyle yaklaşmayı öğrenir. Temel güven duygusu böyle bir ortamda gelişir, olgunlaşır ve hayat boyu devam eder. Aile içindeki bireylerin etkileşimi çocuğun aile içindeki konumunu belirler. Çocuk toplumsal bir birey olarak kendine bir model arar ve bunu ailesinde bulur. İlk modeller ana babalarıdır. Çocuğun kişilik gelişimde aile en önemli basamaktır’’.)(Kırkıncıoğlu,2003) Anne-babayı taklit etme bu dönemde başlar. Bebeklikten çocukluğa geçtiği dönemlerde yeni beceriler öğrenmeye ve davranışlarını kontrol etmeye başlar. Bu dönemde ailenin hatalı yönlendirmesi çocuğun gelişimini olumsuz etkileyebilir. Ebeveynler bazen çocuğa çok şey vermenin onu daha çok geliştirdiğini düşünebilir, aksine bu çocuğun gelişimini engeller. Bazen de gerekenden az şey vererek uygunsuz davranış geliştirmesine sebep olurlar. Bireyin kişiliğinin gelişmesinde en önemli etmeni ailesi oluşturur. Anne-baba- çocuk arasındaki iletişim çocuğun davranışlarını etkilerken, gelecek davranışlarını da biçimlendirir. Yeşilyaprak (1989)’a göre anne-baba tutumlarının kişilikte etkisi çocuğa uygulanan ödül ve cezalar yoluyla netleşir. Ailedeki ilişki temelde anne-babanın birbirlerine ve çocuğa olan tutumlarına bağlıdır.

    1.Anne-çocuk ilişkisi

    Çocuğun anneyle ilişkisi daha anne karnındayken başlar. Bebek tekme attığı zaman anne elini karnının üzerine koyduğunda bebek sakinleşir, bu da anne çocuk ilişkisinde fiziksel temasın ne denli önemli olduğunu gösterir. Çocuk annenin kokusunu, ısısını tanır, aslında konuşamayan bebeğin anneyle iletişim şeklidir bu durum. Günalp (2007)’e göre bu dönemde iletişimin olmaması ya da eksik olması çocuğun ileriki yaşlarda davranış bozuklukları göstermesine neden olabilir. Anneyle bu dönemde yeterince vakit geçiremeyen çocuklarda zihinsel ve sosyal gelişim gecikmeleri ya da gerilikleri olabilir. Annenin bebeğin ağlandığında acıktığını ya da altına yaptığını anlaması ve onun gereken ihtiyacını gerektiğinde karşılaması bebekte güven duygusu oluşturur.

    2.Baba-çocuk ilişkisi

    Günümüzde annelerin çalışma hayatına daha fazla katılımıyla birlikte babanın rolü ve etkinliği daha fazla artmıştır. Bu durum baba-çocuk ve anne-çocuk etkileşimi açısından ne gibi farkların olabileceği sorununu gündeme getirmiştir. Anne ve babanın çocuk gelişimindeki rolleri birbirini tamamlayan durumdadır. Ebeveynler kişiliğin farklı yönlerini etkilemektedir. İlk çocukluk döneminde kız çocuğunun babaya, erkek çocuğunun anneye hayranlığı vardır fakat erkek çocuk babası, kız çocuk annesi gibi olmak ister. Anne ve baba rol model olduğu için erkek çocuk babası gibi traş olmak isterken kız çocuk annesi gibi yemek yapmayı isteyebilir. O dönemde baba güç ile simgeleştirilir, ‘’benim babam en güçlü, benim babam herkesi dövebilir’’ düşüncesi vardır. Çocuğun güç timsali bir babayla o dönemde kendini özdeşleştirmesi çocukta güven duygusu oluşturur. Günalp (2007)’e göre baba yoksunluğu çocuğun psiko-seksüel gelişim dönemini olumsuz etkiler. Babası olan ve olmayan erkek çocuklar karşılaştırıldığında babasız çocukların akran ilişkilerinin zayıf, okul başarılarının düşük olduğu ve daha az erkeksi davranışlarda bulundukları gözlemlenmiştir. Çocuğun her türlü gelişiminde anne- baba tutumu önemlidir. Kişilik gelişimi yaşam boyu devam etse de, kişiliğin temeli çocuklukta atılır. Anne-babanın ve diğer aile bireylerinin çocukla etkileşimi çocuğun kişiliğini ve davranışlarını etkiler. Ebeveynlerin çocuğa karşı tutumları ‘’demokratik, otoriter, aşırı koruyucu ve ilgisiz’’ olmak üzere dört başlık altında ele alınır.

    Demokratik anne-baba tutumu: Ebeveyn tutumları arasında en ideal olanıdır, burada önemli olan şey sevgi ve disiplindir. Bu tür ebeveynler çocuklarını desteklerler ama sınırda koyarak onları kontrol etmeye çalışırlar. Çocuklarıyla ilgilenirler, onları dinlerler ve herhangi bir karar verilmesi halinde onlarında fikirlerine başvururlar. Evin sınırları açıkça belirtilir ve onunda duygularını ifade etmesine olanak sağlanır. Ailenin de sınırları bellidir, çocuğa sevgi ve destek verilir. Bu tür tutuma sahip olan ailelerin çocukları ailesini seven, sayan ve aynı zamanda ailesinden bağımsız olan fertlerdir. Çocuk kendi duygularını ve düşüncelerini açıklar ve saygı duyulmasını bekler. Aile sadece çocuğa yol gösterir, çocuğun kendi fikirlerini uygulamasına karışılmaz. Bu tutum içerisine yetişen bireyler, bağımsız, becerikli ve kendi başına ayakta duran, özverili, arkadaşçıl ve saygılı kişilerdir.

    Otoriter anne-baba tutumu: Bu tutumu gösteren ebeveynlerde sevgi ve şefkat eksiktir, aynı zamanda eğitim konusunda da baskı vardır. Çocuk bir kabahat işlediğinde şiddet göstererek cezalandırılır. Korkuya dayalı bir ilişki vardır, çocuğa söz hakkı tanınmaz. Bu durumu yaşayan çocuklar ebeveynlerine uysal görünerek içlerinde nefret ve öfke besleyebilirler. Öfke duygularını şiddet görürüz diye ebeveynlerine yansıtmazlar ve kendilerine yöneltirler. Bu tür tutumla yetişen çocuklar suça meyilli, güvensiz ve güvenilmez, kendisine ve çevresine sevgi göstermeyen kaygılı bireyler olurlar.

    Aşırı koruyucu anne-baba tutumu: Çocuklarını çok severler ve disiplin çok azdır. Çocuk istediğini anında yapar, sınırlama ve denetim yoktur, bu yüzden aileler bu çocuklar üzerinde otorite sağlayamazlar. Bu tür tutuma sahip aileler çocuklarına ‘’ ayy çocuğum sen yapamazsın, sen yorulma ben yaparım’’ tavırları sergiledikleri için çocuklar kendileri yapamaz ve ne yapıp yapmayacağını bilemezler. Aileye bağımlı ve kurallara bağlı bireyler olurlar. Aileleri bireyselleşmelerine izin vermediği için dış dünyadaki sorunları abartılı algılayabilirler.

    İlgisiz anne-baba tutumu: Çocuğun varlığının yokluğunun belli olmadığı, sevginin ve ilginin az olduğu ebeveyn tutumudur. Çocukla kurulan ilişkiler sadece yüzeyseldir, ebeveyn disiplini zayıftır fakat bu disiplinsizlik ebeveynlerin çocuğu umursamadıklarından kaynaklanır. Çocuk anne-babanın ilgisini ve dikkatini çekmek için farklı davranışlar sergileyebilir. Hasta taklidi yaparak ailesinin onunla sürekli ilgileneceğini düşünebilir. Çocuk ilgi istediğinde aileler sert, sevgisiz ve ilgiden uzak tavırlar gösterdiği için çocuk içine kapanan, konuşmadığı için dil gelişimi problemleri yaşayan bir birey haline gelebilir. Aileler açısından baktığımızda bu tutumu sergileyen ailelerin evlilik hayatı kötü gidiyor olabilir ya da yoğun iş temposunda çalışıyor olabilirler. Çocuk açısından incelediğimizde ise bu tür ailelerde yetişen çocuklarda ilgi ve sevgiyi dışarıda arama, evden kaçma, madde bağımlısı olma ya da arkadaş gruplarına aşırı bağlılık davranışları görülebilir. Bu çocuklar yalnızlık hisseden, depresif ve saldırgan, sosyal ilişkileri olmayan insanlar haline gelebilirler.

  • Ergenim, Ergensin, Ergen…

    Ergenim, Ergensin, Ergen…

    Sizlere ergenlik ile ilgili psikoloji dünyasına ait yaklaşımlardan söz edeceğim. Öyleyse ergenlik dediğimiz bu muhteşem ama bir o kadar da fırtınalı dünyada sizlerle bir yolculuğa çıkalım.

    Çevremizde ya da aile içerisinde çocukluktan yetişkinliğe doğru adım atmaya çalışan bireylerle karşılaşırız. Kendi kimliklerini oluşturmaya çalışan bu bireylerin olaylar karşısındaki tepkilerine, çözüm sürecindeki denemelerine ve yanılmalarına, problem çözme stratejilerine ve zorlandıkları durumlara zaman zaman şahitlik ederiz. Şahitlik ederken belki de kendi kendinize bir zamanlar ergen olduğunuzu fısıldamışsınızdır. “Aman biz de ergen olduk. Bizim zamanımızda ergenlik mi vardı? Öyle böyle büyüdük işte…” şeklindeki söylemleri çevremdeki ebeveynlerden epeyce duydum. Ebeveynleri dinlediğimde onlara, her bireyin kendi dönemi içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini genellikle hatırlatıyorum. Değişen çevresel şartlar, teknolojik gelişmeler, beklentiler, bakış açılarımız her dönem aynı olmayabiliyor. Öyleyse tüm bu farklılıkları, bilimsel bakış açısını da işin içine katarak incelemeye başlayalım ve ergenlerin dünyasına giriş yaparken, psikoloji biliminin ergenliğe nasıl baktığına kısaca bir göz atalım.

    Psikoloji dünyasında ergenlik dediğimizde; konuya Jean-Jacques Rousseau’nun ergenliğe dair görüşleri ile giriş yapmak istedim. Jean-Jacques Rousseau 12-15 yaş arasındaki evreyi ergenlik öncesi dönem olarak ifade eder. Bu dönem akıl yürütme ve ben bilincini kapsayan rasyonel işlevlerdeki bir uyanışı dile getirir. Gençlerin sahip oldukları güç ve enerji fazlalığının onlarda merak duygusunu harekete geçirdiğini, sosyal bilinç ve duygusallığın ise henüz gelişmediğini vurgular. Stanley Hall ise; bu dönemi fırtına ve stres olarak adlandırır. Fırtına ve stres kişisel duyguları, tutkuları, acı çekmeyi ifade eder. Hall’a göre ergenlik bir geçiş dönemidir ve yeniden doğuştur. Anna Freud ise; 1936’larda genç kavramını şöyle tanımlar: “Genç hem son derece bencildir, ilginin ve dünyanın merkezi gibi görür kendini, hem son derece fedakardır, bir an düşünmeden kendini feda edebilir. Hem insanlardan kaçar, yalnızlığı sever, hem de büyük bir istekle kendini topluma atar.” Yani ergenlik dönemindeki gençlerin duygu ve düşüncelerinin değişken olabileceğinden ve zıt uçlarda gidip gelmeler yaşayabileceklerinden bahseder. Psikoloji bilimi ergenliği arkadaşlık ve akran grupları içerisindeki ve aile içerisindeki tutumları açısından da ele almıştır. Bu yazımda ergenlikten bahsederken konuya ergen ve aile ilişkilerine dikkat çekerek başlamak istedim.

    Aile ve Ergen

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ergenliği bireyin biyolojik, psikolojik ve sosyal değişimlerle çocukluktan yetişkinliğe geçişi olarak tanımlar.

    Aile kavramına baktığımızda ise; evlilik ve kan bağına dayanan, karı, koca, çocuklar, kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu toplum içindeki en küçük birlik olarak ifade edilmektedir. Bu birlik içerisinde 15- 16 yaşlarına gelen bir birey kim olduğu sorusunu kendine sormaya başlar. Hem fiziksel hem de ruhsal bir değişimin içerisinde kendisini kanıtlama çabası, kendi değer yargılarını oluşturma kaygısı yaşar. Ergenler bedenen büyürken, davranışlarında aynı olgunluk olmayabilir. Yetişkinlere özenme ve onlar gibi davranmaya çalışırken diğer taraftan çocuksu davranışlar sergileyebilirler. Bir yandan bağımsızlıklarını ilan etmek diğer yandan ise ailelerinin desteğini hissetmek isterler. Ergenlikte isyan duygusu otorite olarak gördüklerine yönelebilir. Bu bazen evin büyükleri bazen de toplumdaki diğer otorite figürleri olabilir. Bu isyanlarını söylenenlerin tam tersini yaparak ya da otorite olarak gördüklerini eleştirerek, aileden ya da kendilerine bakım verenlerden uzaklaşarak, aile dışında farklı sevgi kaynakları arayarak gösterebilirler. İşte tam bu dönemlerde arkadaşlık ilişkileri daha da önem kazanmaya başlar. Ve bir gruba ait olma duygusu güçlenir. Gruba dahil olmak adına riskli davranışlar sergileyebilirler. Ailedeki çocuk sayısı, sosyokültürel çevre ve ekonomik durum, anne baba yaşı ve eğitim düzeyleri, aile içerisindeki etkileşimler ve ailede görülen tutum ve davranışlar ergenin dünyasında büyük bir önem teşkil eder.

    Sağlıklı ilişkilerin kurulduğu ailelerde yani bireylerin kendi duygu ve düşüncelerini rahatça ifade edebildikleri ortamlarda, ergenlerde görülen yalnızlık duyguları ve aileden kopmalarda azalmalar gözlenebilmektedir. Aile içi tutumlara baktığımızda ise; reddedici, aşırı koruyucu, aşırı otoriter ve baskıcı, demokratik anne baba tutumları ergenin psikolojik ve sosyal gelişiminde olumlu ya da olumsuz etkiler ortaya çıkartabilmektedir.

    Reddedici tutum ve davranış sergileyen ailelerde çocuklar sevgi ve ilgiden mahrum kalabiliyorlar. Gül Şendil’e göre (2003) böyle yetişen çocuklar sevgi ve ilgiden mahrum oldukları için kendileri de sevmeyen ve diğer insanlara karşı güvensiz olan bireyler olabiliyorlar.

    Aşırı koruyucu anne baba tutumlarında ise; çocuğun kendi sorumluluğunda olan tüm görevler çocuk yorulmasın ya da üzülmesin düşüncesi ile ebeveynler tarafından yapılıyor. Ancak bu tutum çocuğun başarı duygusunda, kendine olan güveninde ve ilerleyen dönemlerdeki yaşantısında sorumluluk alabilme kapasitesinde olumsuzluklara yol açabiliyor. Çocuk bireyselleşme sürecinde aileden bağımsız olarak bir iş yapmak istediğinde kaygı ve korku yaşayabiliyor ve sürekli bir başkası tarafından korunma arzusu içerisinde olabiliyor.

    Otoriter ailelerde ise; demokratik bir tutum söz konusu değildir. Ailede kesin kurallar vardır ve bu kurallara uyulması yönünde katı bir tutum sergilenir. Bu kuralların dışına çıkıldığında ise ceza sistemi devreye girer. Sözel hakaretler, küçümsemeler, aşağılamalar ve fiziksel şiddet ebeveynler tarafından sergilenen davranışlar içerisinde olabilmektedir. Öyleyse çocuklarımızla iletişim kurarken daha demokratik bir tutum sergilemekte fayda var. Demokratik tutum sergileyen ailelerde ebeveynler çocuklarının görüşlerine değer verirler. Hoşgörüye dayanan ve güven duygusunun yer aldığı tutum ve davranışlar sergilerler. Unutmayalım ki her çocuk özeldir. Sevgiyi, fikirlerine saygıyı, ilgiyi, anlayışı hak eder.

    Değerli okurlarımız, bugün sizlere ergenliğe dair farklı bakış açılarını ve ailelerin ergenlik üzerinde ne denli önemli olabileceklerini anlatmaya çalıştım.

    Çocuğunuzun size anlatmak istediği her şeyi can kulağı ile dinleyin. Küçükken anlattığı küçük şeyleri dinlemezseniz, büyüdüğünde yaşadığı büyük şeyleri anlatmayacaktır. Çünkü o küçük korkuların, heyecanların , olayların hepsi onlar için büyüktür.

  • Ebeveyn Tutumları

    Ebeveyn Tutumları

    Ebeveyn-ergen arasındaki ilişki, ergenlik döneminin nasıl geçeceğini belirleyen en önemli dinamiklerden birisidir. Bu dönemde yaşanılan sıkıntılardan çoğunluğu bu ilişkiden kaynaklanmaktadır.

    Yapılan bir çalışma; ebeveyn-ergen çatışmalarının en çok erken ergenlik döneminde yaşandığını ve ilerleyen süreçte azaldığını gösterir. Ebeveynin, çocuğundaki değişimlere ani tepki vermesi, onu anlamaya çalışmadan önce otorite mücadelesine girmesi çocuğu ailesinden daha da uzaklaştırır. Ve kendisini tek anlayan kişilerin arkadaşları olduğu görüşüne daha da inanarak ailesiyle arasına koyduğu mesafeyi arttırabilir.

    Yaşanan çatışmaların doğuşunda ve çözümünde ebeveynlerin tutumlarının önemi:

    • Otoriter-Baskıcı( Dediğim Dedik) Tutum:

    “Ben ne dersem o olur tavrı”, sen ne dersen de benim için hiçbir önemi yok düşüncesini çocuğa aşılar ve kendisinin ailesi tarafından değersiz bir insan olarak görüldüğünü düşünür.

    Bu tip ebeveynler, temelde kendilerince çocuklarını zararlı çevreden korumak amacıyla sıkı bir kural düzeneği oluştururlar ve çocuğunda bu duruma karşılıksız itaatini beklerler. Ancak bu tavır çocuğa hem sosyal hem de psikolojik anlamda zarar verir.

    • Aşırı Müsamahakâr Tutum:

    Bu tür ailelerde egemen çocuktur. Hiçbir kural-kısıtlama yoktur. Çocuğun her istediği yerine gelir. Çocuğun nereye gittiğini, kiminle görüştüğünü bilmezler. Tüm odakları kendi işlerine yönelmiş olup “biz çocuğumuzu özgüvenli, bağımsız yetiştiriyoruz ve tüm kararları kendisi verir.” ifadelerini kullanırlar.

    Ancak burada beklenen etki görülmez çünkü bu tarz davranış çocukta tam ters etki yapar ve “ben ailemin hayatında yok gibiyim, eve hiç gelmesem neredesin diyen yok” düşüncelerine sahip olmasına neden olur. Ergenin her daim hissetmek istediği (pek belli etmek istemese de) bir içten ilgiye ihtiyacı vardır.

    • Sevgiye Dayalı, Hoşgörülü Tutum:

    Ne ihmalkâr ne de otoriter dediğimiz doğru tutum şeklidir. Çocuğunun omzuna elini atarak konuşabildiği gibi sınırları ihlal ettiğinde de çocuğunu uyarabilen, aşağılamadan, saygılı bir şekilde “ burada yanlış yapıyor gibisin. Bence bunu yapmanın daha doğru yolu var ve istersen gel birlikte biraz daha düşünelim.” diyebilen aileler en az sorun yaşayan ailelerdir. Birlikte çözüm üretmek, ergenle anne babanın yapabileceği en doğru şeydir.

    Ergenin ailesiyle girdiği tartışmalarda kullandığı dil, genelde sivri ve saygısız olsa da, bunun olgun davranışa doğru adım atma çabası olduğu bilinmelidir.

    Değerli Tavsiyeler:

    • Her zaman örnek anne-baba olamazsınız, zaman zaman gerçekleşen dramatik olaylardan çok, süreklilik arz eden durumlar daha önemlidir.

    • Çocuğunuza dokunun. Dokunma fiziksel büyümeyi uyarır, stresi azaltır, bağışıklık sisteminin daha iyi çalışmasını sağlar.

    • Çocuğunuzu takdir ederken, elde ettiği başarıyı değil, böyle bir başarıya ulaşmış olmasının ve çabasının önemini vurgulayın.

    • Çocuğunuzun akıl sağlığın, uyum ve mutluluğunun en güçlü ve tutarlı belirleyicisi, sizin onun hayatına katılım derecesinizdir.

    • Gelişimsel geçiş dönemlerinde sabırlı olun. Çocuklar için birçok yaş dönemi, “ iki adım ileri, bir adım geri” dönemleridir. Tutarsız olduğunu düşünmeyin ve geçici dönemler olduğunu unutmayın.

    • Çocuğunuzun planları hakkında ön bilginiz olsun. Gece veya gündüz nerede ve kiminle olduğunu, ne yaptığını bilin. O da bu soruları şüphecilikten ötürü değil, onun için endişelendiğinizden ötürü sorduğunuzu bilsin.

    • Çocuğunuz olgunlaştıkça kuralları esnetin.

    • Her zaman onun adına karar vermek yerine, seçenekleri sunarak kendi kararlarını almasını sağlayın ve hatalarından öğrenmesine izin verin.

    • “Odanı temiz tut” yeterince net bir ifade değildir. “Elbiselerini katla, yatağını topla, çöpünü boşalt…” gibi açık ve net cümleler kullanmalıyız.

    • Size göstereceği saygı sizden gördüğü saygıyla sınırlı olacaktır.

  • Ebeveyn Çocuk İlişkisi

    Ebeveyn Çocuk İlişkisi

    Annelik, babalık dünyanın en önemli ve de en zor işidir. Çocuk yetiştirmek geri dönüşü olmayan bir süreçtir. Bu nedenle çok büyük bir sorumluluktur. Anne baba olmak tüm hayatınız boyunca size beraberinde duyguların en yoğun şekillerini getirir. Mutlulukların en büyüğü, büyük üzüntüler, gibi.
    Her anne baba çocuklarına iyi imkanlar ve güzel bir gelecek sunmak ister, bunun için çaba sarf eder, çalışır, başarılı ve iyi çocuklar yetiştirmek ister. Çocuğun ileride psikolojik yönden ve kişilik yönünden sağlıklı bir birey olmasının önemi maalesef genellikle fark edilmez. Aslında öncelikli hedef sağlıklı psikolojik ve kişilik özelliklerine sahip kişiler yetiştirmek olmalıdır. Bu konuda doğru aile içi iletişim ve ilişkiler temel niteliğindedir.    Anne ve babaların kişilik özellikleri, psikolojik durumları, geçmişlerinde yaşadıkları olaylar, kendi çocukluk yıllarındaki deneyimler, çocuk yetiştirmede belirleyici etkenlerdir. 

    Her çocuğun doğuştan getirdiği bireysel özellikler vardır. Onlar anne babalarından farklı kişilerdir. İletişimde ve sergilenen tutumlarda çocuğun düşünce biçimleri, duyguları, kişilik özellikleri, yetenekleri mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Yani ilk aşama çocuğunuzu tanımaktır. Çocuğunuzun karakter özellikleri neler, neleri sever, neler onu mutlu eder, neler üzer, öfkelendirir, neleri iyi yapar, neleri yapamaz, yetenekleri neler gibi sorulara kolaylıkla cevap verebilmelisiniz. 

        Çocuğun davranışları sizin hangi tip anne-baba tutumunu sergilediğinize göre değişebilir. Anne-baba tutumlarının neler olduğunu inceleyelim. Bu tutumlardan hangisine sahipsiniz ve bu tutum çocuğunuzda nasıl bir etki bırakır?

    Baskıcı, egemen ve otoriter anne baba: Katı, baskıcı, disiplinli ve kuralcıdırlar. Çocuklarının üzerinde egemenlik kurmak ve çocuğu kontrol altında tutmak isterler, Anne babanın sözünden çıkmayan çocuk isterler. Çocuklara sevgilerini göstermezler, sürekli kural koyarlar. Böyle anne babaların çocukları asi, öfkeli, saldırgan, kurallara uymayı reddeden kişiler ya da ürkek, çekingen, kendine güveni olmayan, başkalarının etkisi altında kalabilen kişiler olurlar. Çocuğa karşı çok sert tutumlar çocuğu olumsuz yönde etkiler.

    İlgisiz, çocuğu ihmal eden anne baba: Çocuklarına sevgi ve ilgi göstermezler, sabırsızdırlar, kural koymazlar,   kendi işleri ile ilgilenirler, çok çalıştıklarını, yorgun olduklarını söylerler. Çocuğun kendisini rahatsız etmemesini, sorun çıkaramamasını isterler, çocuğa zaman ayırmazlar. Genellikle çocukla başkası ilgilenir ya da çocuk kendi kendine büyür. Genellikle çocuk sayısının fazla olduğu, anne babalığa hazır olunmaması ya da anne baba arasında sorun olması durumlarında görülür. Bu anne babanın yetiştirdiği çocuklar, başarısız, kendine güvenmeyen ya da öfkeli ve asi kişiler olarak yetişirler, suça yönelebilirler, sevgiyi başkalarında ararlar. Çocuğa karşı ilgisiz olmak da çocuğu olumsuz yönde etkiler.

    Yumuşak ve aşırı koruyucu anne baba: Sakin ancak kurallar konusunda yetersiz anne babalardır.  Çocuğu aşırı koruyup kollarlar. Sürekli zarar gelebilir endişesi duyarlar.  Aşırı ilgi, her istediğinin yapılması, her şeyin alınması söz konusudur. Çocuğa hep bebekmiş gibi davranılır, sorumluluk verilmez, aile onun yerine her şeyi yapar. Genellikle tek çocuğa sahip ailelerde veya uzun süre sonra çocuk sahibi olunduğunda görülür.  Tüm ipler çocuğun eline geçer. Bu anne babayla yetişen çocuklar toplumsal kurallara uymakta güçlük çeker, aileye aşırı bağımlı, özgüveni olmayan, duygusal açıdan zayıf, kaygılı kişiler olurlar ve ilişkilerinde problemler yaşar. Tırnak yeme, kekemelik ve altını ıslatma yaşama riski yüksektir. Bu tutuma sahip anne babalar çocuğuna yarar sağlamak yerine zarar verir.

    Kuralları öğreten, hoşgörülü, demokratik, güven veren anne baba: Çocuklarına sevgi ve ilgi gösteren, zaman ayıran,  nelerin yapılması nelerin yapılmaması gerektiğini anlatan anne babalardır. Temel kural ve kısıtlamalar vardır. Çocuklar özgürdür ancak sorumluluklarının da bilincindedir. Çocuklar özgüvenli ve başarılı, mutlu, sosyal ilişkileri kuvvetli kişiler olur.İdeal olan tutum budur. 

    Mükemmeliyetçi anne baba: Mükemmeli isteyen, düzenli, titiz, katı kuralcı, kendilerinin yapamadıklarını, yaşayamadıklarını çocuklarından bekleyen, benmerkezci anne babalardır. Bu anne babayı memnun etmek zordur. Çocuklarda tırnak yeme, kekemelik, alt ıslatma, yoğun kaygı, yalan söyleme, yetersizlik hissine sahip olma, sürekli başkalarını mutlu etmeye çalışma görülür. 

    Reddeden anne baba: Çocuğun istenmeyen hamilelik sonucu dünyaya gelmiş olması,   istenen özelliklere sahip olmaması, bir engelinin olması, anne-babanın eğitimini ya da kariyerini sekteye uğratmış olması, sevilmeyen birine benzemesi gibi durumların sonucunda ayrıca yetersiz maddi-manevi koşullar, eşlerden birinin diğerini ihmal edecek kadar çocuğa düşkünlük göstermesi, boşanma, ikinci evlilikteki eşin çocuğu istememesi gibi nedenlerle anne babanın çocuğa istenmediğini hissettirmesi, ihtiyaçlarını aksatması, düşmanca davranması, çocuğu sürekli suçlaması, eleştirmesi, eksiğini aramasıdır. Reddedilen çocuklarda kendisinden zayıf olanı ezme, çevresine nefret besleme, düşmanca tavırlar, kimseye güvenememe, yanlış kişilerle arkadaşlık kurma oluşur. Evden uzaklaşma, intihar, yasa dışı işler görülebilir.

        Anne baba birlikte aynı tutuma sahip olabilir. Ancak farklı tutumlara sahip olmaları durumunda çocuğun hangi tutumdan ne kadar etkileneceği öngörülemez. Kesin olan şudur ki çocuk kaç tane tutuma maruz kalırsa kalsın hepsinin etkisi olacaktır. Anne babalar her çocuğuna aynı tutumu sergilemiyor olabilir. Yapılan araştırmalarla şu sonuca varılmıştır: Anne babalar ilk çocuklarda daha kuralcı ve otoriter olabiliyorlar, daha fazla sorumluluk yükleyebiliyorlar. Anne baba daha acemi oluyor. Ortanca çocuklara  biraz daha yumuşak davranılıp esnek olunabilmekte, küçük çocuklarını ise daha fazla koruyup kolluyorlar ve daha sevecen yaklaşıyorlar.

  • Sınav Başarısızlığı

    Sınav Başarısızlığı

    Ailelerin tutum ve davranışları çocukların eğitim hayatını olumlu ya da olumsuz yönde etkileyebilir. Ülkemizde iyi bir eğitim için zorlu sınav süreçleri yaşanmaktadır. Bu sınav süreçlerinde, özellikle ailelerin, çocuklarına destek olmaları gerekmektedir.  Çocukların davranış ve duygularında sağlıklı bir gelişim süreci sağlamak için ailelere büyük görev düşmektedir. Özellikle sınav dönemleri sadece çocuklar için değil aileler için de zorlu bir süreçtir. Sınav kaygısının yarattığı sınav başarısızlığı ile aile tutumları arasında ilişkilendirme yapılabilinir. Aileler, çocuklarına sevgi ve saygılı tutumlar gösterdiklerinde çocuklarının gelişimlerini olumlu yönde etkileyebilirler. Bu durum sonucunda ise çocuklar sorumluluk almakta zorluk çekmedikleri gibi amaç ve hedeflerini kendileri yönetebilirler. Ailelerin bu tutumu çocukların özgüven kazanımı ve ifade becerisini geliştirmekte, yaşanabilecek çatışmaları azaltmaktadır.   Aileler çocuklarına kendilerini daha iyi ifade edebilecekleri özgür ortamlar sağlamalılardır. Özellikle ders çalışmasını olumlu yönde etkileyecek faktörlerden biri olan çalışma odası, çocuğun dikkatini dağıtmayacak şekilde olmalıdır. Ayrıca aileler, çocuklarının okul ortamlarında yaşadığı sorunlara çözüm odaklı yöntemler bulmalılardır. Bu durumun daha etkili ve yeterli olması için aileler Danışma Merkezlerinden veya Rehberlik Merkezlerinden yardım alabilirler. 

    Aileler çocuklarının çalışma isteklerini arttırıp onları cesaretlendirererek kaygılarını giderebilirler. Ailelere düşen en büyük görevlerden biri, çocuklarından beklenti içine girerken onlara olan güven duygularını kaybetmemeleridir. Bununla birlikte çocuklarının kapasitelerini farkında olup beklentilerini bu kapasiteye göre oluşturmalılardır. Çünkü birçok aile kendi amaç ve isteklerini çocuklarına yükleyerek onlardan beklenti içine girebilir ve bu durum çocukların kaygılarını arttırabilir. Aileler,  bir uzman yardımıyla çocuklarının kapasitelerini anlayabilirler. Bir başka deyişle bu durum beklentileri kontrol altına alarak çocuklarını zorlamamakla ilişkilendirilebilir. Aile tutumları olumsuz olduğunda, sınav kaygılarında artış görülebilmektedir. Aynı zamanda, çocukların sınavlardan başarısız olma korkuları, bireysel ve ruhsal sorunlar sonucunda da ortaya çıkabilir. Bu psikolojik gelişim döneminin olumlu geçebilmesi için ailelerin çocuklarına psikolojik destek sağlamaları oldukça önemlidir. Özellikle ailelerin çocuklarını olumlu yönlendirmeleri ve onlara inanıp teşvik etmeleri, çocukların kaygı ve stres düzeylerini azaltabilir. Her çocukta belli bir düzeye kadar olması gereken kaygı durumu bulunmaktadır. Olması gerekenden yüksek kaygı durumunun nedeni aslında çocukların kendilerine olan özgüvensizlikleriyle ilişkilendirilebilir. Bu özgüvensiz durum ailelerin tutumları sonucu oluşabilir. Bu yüzden diyebiliriz ki, yüksek kaygı durumu başarıyı olumsuz yönde etkilediği gibi sınav başarısızlığına da sebep olabilir. Çocuklar ailelerinin beklentilerini karşılayamamaktan ve eleştirilmekten korkabilirler. Bu gibi durumlar çocuklarda özgüvensizliğin artışına sebep olabilir. 

    Bununla birlikte, ailelerin çocuklarını başka çocuklarla karşılaştırmamaları gerekir. Karşılaştırma sadece çocuğun kendisiyle yapılmalıdır. Çocukların suçlanarak eleştirilmesi de sınav başarısızlığına sebep olabilir. Özellikle, aşırı koruyucu, mükemmeliyetçi, baskıcı tutarsız ve ilgisiz aileler çocukların sınavda başarısız olmasına sebep olabilir. Bu yüzden,  Demokratik aile tipi çocukların psikolojik gelişimi için en önerilen aile tipidir. Bu aileler, çocuklarından beklentilerini yüksek tutmalarına rağmen çocuklarına karşı sıcak ve duyarlı davranış sergilerler. Hem çocuklarına kurallar koyar hem de çocuklarının fikirlerine değer vererek onlarla fikir alışverişi yapabilirler. Demokratik aileler, çocuklarına destekleyici tutum gösterirler ve yakın ilişkiler kurarlar. Bu sayede çocukların öz yeterliliği ve özgüveninde artış gözlemlenebilir. Çocukların sınav sürecinde başarısızlık kaygısını azaltmak için temel gereklilik mutluluklarıdır.  Bu yüzden aileler çocuklarıyla ilgilenerek onları sorgulamaktan kaçınmalıdır. Çocukların zamanı etkin kullanmaları, konsantrasyon sağlamaları, doğru planlamalar yapmaları, rekabet kontrolü sağlamaları ve dikkat eksikliğini engellemeleri sınav başarısızlıklarını azaltabilir. Kaygının dengeli hale getirilmesi durumunda da başarıda artış gözlemlenebilir. Çocukların motivasyonunu arttıracak bir diğer etken ise sınavda başarısız olmaları durumunda da ailelerinden herhangi bir sevgi eksikliği görmeyeceklerini biliyor olmalarıdır. Çocuklara, aileleri tarafından gösterilen empati ve inanç, sınav kaygı durumunu engelleyebilen başka bir sebep olarak gösterilebilir. Bu yüzden diyebiliriz ki, çocukları dinleyerek onlara anlayış göstermek sınav kaygısını azaltabilir.  Son olarak ailelerin çocuklarına olan yapıcı konuşma tarzları ve sınavların bir ‘’son’’ olmadığını belirtmeleri de sınavda başarıyı yükseltebilecek bir faktör olarak gösterilebilir. Özetle, ailelerin çocuklarına bu zorlu sınav süreçlerinde uyguladıkları her türlü psikolojik destek, güven, sevgi, saygı ve anlayış tutumları çocukların sınavda daha büyük başarı göstermesini sağladığı gibi sınav kaygı durumlarını da azaltabilir.

  • Çocuğun ruhsal gelişiminde anne-baba tutumlarının etkisi

    Anne babaların ilk görevleri çocuğun bakımını sağlamak, onu korumaktır. Çocuk büyüdükçe ana-babaların işlevi çocuğun davranışı denetleme, yönlendirme, cesaretlendirme etrafında yoğunlaşır. Çocuğun gelişimi, sağlıklı bir insan olabilmesi için duygusal gereksinmelerinin de karşılanması çok önemlidir. Toplumsal gereksinmeler, duygusal gereksinmelerle sıkı sıkıya bağlıdır. Çocukların gerek yaşıtlarıyla gerekse aile içinde bireylerle iyi ilişkiler kurabilmeleri için fırsatların sağlanması ve bunların geliştirilmesi de ana babaların görevidir. Ana babaların işlevi çocuklarına en geniş anlamda bilgi sağlamayı ve beceri kazanmayı öğretmektir. Sonuç olarak denilebilir ki tüm bu gereksinmeleri yeterli olarak karşılanabilirse sağlıklı nesiller yetiştirmek mümkün olacaktır.

    İnsanın en önemli gelişim dönemleri sırasında birlikte olduğu ve sürekli etkileşim içerisinde bulunduğu anne ve babanın tutumlarının önemi kişiliğin sağlıklı oluşmasındaki önemi yadsınamaz. Anne-baba-çocuk ilişkisi, temelde anne ve babanın tutumuna bağlıdır. Tutum doğrudan gözlenebilen bir özellik değil, davranışa hazırlayıcı bir eğilimdir.

    Ancak ana babaların veya onların yerine geçen kişilerin çoğu kez açık olmayan, hatta kendilerinin bile farkında olmadıkları hatalı tutumlar sergiledikleri bilinmektedir. Bu hatalı tutumlar ve ortaya çıkardıkları sorunlar aşağıda özetlenmiştir.

    Aşırı Koruyucu Tutum:

    Koruma ve himaye etme normal bir annelik ve babalık davranışıdır. Ancak koruma ve kollama davranışının çocuğun kendini gerçekleştireceği faliyetleri engelleyecek şekilde yaygınlaştırmak aşırı koruyucu ebeveyn davranışı olarak değerlendirilmektedir. Bu tutumla çocuklara aile içinde devamlı korunmaya muhtaçmış gibi davranılır, ana-baba çok müdahelecidir, çocuğa kendi kararlarını vermesi için yeterli zemin hazırlanmaz. Adler’e göre aşırı korunup şımartılan çocukların hiçbir engelle karşılaşmalarına izin verilmemiş ve yetenekleri gereğince gelişmemiştir. Yetişkin yaşama yeterince hazırlık yapma olanağı bulamamıştır. Aile dışındaki kişilerle ilişki kurmazlar. Bu çocukların bir diğer özelliği de başkalarından çok kendilerini düşünmeleridir ve bu da sosyal duyguların gelişmediğinin belirtisidir. Çocuğa gösterilen sürekli koruyuculuk onun dünyayı düşman bir çevre olarak algılamasına, çocukta her zaman güçlüklerden korkma gibi bir duygu belirmesine, sadece hayatın olumlu yönleriyle karşılaşacak şekilde yetiştirildiğinden güçlükler karşısında beceriksiz tavırlar almasına, herhangi bir işi yalnız başına yapmaları gerektiğinde başarı gösterememelerine, günlük yaşamdaki değişikliklerden kaygı duyup, ilerideki yaşamda sürekli bir koruyucu aramalarına neden olur. Bu çocuklar yetişkin yaşama ulaştıklarında kendilerinin katkıları olmasa da toplumun kendisine bir yaşam sağlamakla yükümlü olduğuna inanırlar. Dolayısıyla toplumun vermediği hakları kendilerine tanımaya kalkışırlar, sonuçta pek çok hatalar ve başarısızlıklar yaşarlar.

    Aşırı Baskılı –Otoriter Tutum :

    Otoriter ana-babalık etme, çocuklarla tartışmadan, anlaşmadan, onların isteklerini hiçbir şekilde kabul etmeksizin ana babalar tarafından kararlaştırılan kural ve emirlerin çok sıkı uygulanmasıdır. Otoriter ailelerde iletişim boyutundaki davranışlara bakıldığında:

    İletişim konuları sınırlıdır, çocuk ebeveynin konuşmalarına katılmaz, babayla iletişimde çoğu kez anne tampon olur, sürpriz/kritik sorulara anne veya baba genellikle kaçamak cevap verir, çocuğun öğretmeni hakkında kötü söz söylemesine izin verilmez, çocuğun anne babaya kızmasına izin verilmez , çocuğa karşı ebeveyn tarafından sıcak hitaplar kullanılır ve fazla yakınlık gösterilirse çocuk haddini aşar veya zayıf karakterli olur diye düşünülür , kararların çocuk tarafından sorgulanmasına izin verilmez. Sosyal ilişkiler boyutunda ise çocuk ebeveynin uygun görmediği bir kimseyle arkadaşlık edemez, çocuk bu ilişkide ısrarcı olursa ceza uygulanır, hiçbir arkadaşının evine gidemez, fazla oyun ve spor çocuğun derslerindeki başarısını etkiler diye düşünür ve bu konuda kısıtlama getirir, çocuğun değil kendisinin uygun gördüğü mesleğe girmesine çalışır, çocuğun nerede olduğunu ve ne yaptığını bilmesi şarttır, çocuğun ne yediği ne kadar yediği ile yakından ilgilenir, çocuğa duygularını her zaman kontrol etmesini öğretir çocuğun ana-babanın bilmediği sırları olmamalıdır diye düşünür, çocuk ‘’ben’’ in uzantısıdır, ‘’ben’’i iyi yansıtmazsa beni karalar inancındadır. Fiziksel ceza en iyi disiplin şeklidir diye düşünür, çocuğa karşı sözel saldırganlığa sık sık ve en ufak bir istenmedik davranış karşısında başvurur, kullandığı ceza türlerinden birisi de sevgisini kısmaktır, en büyük suç büyüklere karşı gelme, onların ısrar ettikleri konuda onlara itaatsizlik diye düşünür azarlama ve negatif eleştirilerin çocuğu daha iyiye götürdüğüne inanır.

    Böyle bir ortamda yetişen çocukta ise otoriteye tam itaat, yabancı olan herşeye karşı güvensizlik, dünyayı ve hayatı tehtid edici olarak görme düşüncede katılık ( siyah-beyaz düşünce ), kudrete aşırı hayranlık ve zayıflığı aşırı hoş görme, kendi bastırılmış dürtülerini başkalarına yansıtma gibi otoriteryen kişilik yapısına uygun özellikler gelişir.

    Aşırı baskı ve sıkı disiplin anlayışıyla yetiştirilen çocuklarda genel olarak üç tür tepki görülür :

    1 . Çocuğun sinmesi , aşırı derecede uysal ve söz dinler görünmesi,

    2. Açıkça karşı koymak ve her türlü otoriteye başkaldırmak ,

    3. Baskı , korku ve tehtidin olduğu yerde tamamen sinmek, kendini rahat hissettiği, kendisine yumuşak ve ılımlı davrananların yanında başkaldırmak .

    Bunun yanında otoriter tutumun fazlaca uygulanmasının, çocukta dışsal denetim odağına neden olarak aşağılık duygusunu arttırdığını, zengin bir toplumsal ilginin gelişmesini engellediğini, çocukta bağımsızca bir girişimde bulunmada kendisine güven duymama hissine sebep olduğu ve bu yüzden olumsuz benlik kavramına yol açtığı bilinmektedir (Maccoby-Martin 1983)

    İhmal Eden Ana –Baba Tutumu :

    İhmal, ana-babanın çocuğa bakma ve koruma yükümlülüklerini gereğince yerine getirmemeleri biçiminde tanımlanabilir. Zuravin ve Grief (1989), geniş ve dar anlamda, aile davranışını içine alacak şekilde ihmal tiplerini sıralamışlardır. Bunlar çocuğun sağlığına önem vermemek, 7 günlük bakımını reddetmek veya geciktirmek, yol göstermemek, terk etmek, uygun bir ev ortamı sağlamamak, evdeki risklerden ve hastalıklardan korumamak, beslenmesine dikkat etmemek, eğitimine önem vermemek, sorun davranışlar gösterdiğinde aldırmamak, duygusal açıdan çocuğun istendiğini, sevildiğini hissettirmemek, bir anlamda onu reddetmek şeklindedir. İhmalin dolaylı ve dolaysız belirtilerinden söz edilebilir. Dolaysız belirtiler pislik ve bakımsızlık şeklinde kendini gösterebilir. Dolaylı belirtiler ise büyüme geriliği. sık hasta olma, beslenme bozukluğu şeklinde ortaya çıkar. Buna fiziksel ve zihinsel gelişme geriliği de eşlki edebilir. Alen ve Oliver ihmal edilen çocukların dil gelişiminin geri kaldığını bulmuşlar, ihmalin dil gelişiminde çevreye güvensizlikten daha çok rol oynadığı üzerinde durmuşlardır. İhmal edilen çocuklarda alkol ve madde bağımlılığı, agresyon, kendine saygı ve kendini denetim azlığı, kabul edilmez sosyal davranışlarda bulunma yüksek oranlarda gözlenir.

    Aşırı Hoşgörülü Tutum :

    Ana-baba çocuğun isteklerini hiçbir denetim ve sınırlama getirmeksizin daima kabul ederler.

    Baumrind’in bir çalışmasında bu tutumda ebeveynlerin çocuklarının cinsel ve saldırgan dürtülerini de içeren tüm dürtülerine karşı kabul edici ve toleranslı davrandıkları, daha az ceza uyguladıkları, otoritelerini kullanmaları gerektiğinde dahi bundan kaçındıkları, yaşına uygun görevleri konusunda bile çok az istekte bulundukları, çocuklarına bütün durumlarda kendi davranışlarını ayarlama ve kendi kararlarını almada izin verdikleri bulunmuştur. Bu tutumun sürekliliği, çocuğun gereğinde duygu, istek ve dürtülerini denetleyebilme yeteneğinin gelişimini olumsuz etkiler, agresif davranışların artmasına neden olur.

    İkili Çıkmaz:

    Bateson ve ark. İlk kez 1956’da tanımladıkları hatalı ana-baba tutumudur. Burada, ana-babanın aynı anda iki veya daha çok , birbirleriyle çatışan va uyuşmayan mesajlar vermesi ve çocuktan da bu mesajlar doğrultusunda hareket etmesinin beklenmesidir.

    Demokratik Tutum:

    Bu tutuma sahip ana-babalar çocuklarını ayrı bir kişi olarak kbul edip değer vermekte ve bağımsız bir kişilik geliştirmelerini teşvik etmektedirler . hem çocuğun hem de ebeveynin doğruları tanınmaktadır . Bu ailede iletişim konusunda sınır yoktur , çocuk ebeveyninin konuşması sırasında kendi fikrini söyleyebilir , çocuk düşüncelerini evde ebeveynini baskı korkusu olmadan rahatça açabilir , çocuk cinsellikle ilgili, tanrı ile ilgili sorularını , ülke ve okuldaki düzen ile ilgili eleştirilerini evde dile getirebilir . Anne baba çocuğun görüşlerine saygı duyar , onu görüşlerini ifade etmek için teşvik eder , aile için planlar yaparken genellikle çocukların tercihini öğrenir ve bunu göz önünde tutar , çocuk arkadaşlarını kendisi seçer , ebeveynce uygun olmayan bir ilişki söz konusu olduğunda çocukla konuşulur , uygun görülmeyen bir ilişkide çocuk ısrarcı olursa bu ısrarın nedenleri birlikte araştırılır , ebeveyn çocuğun arkadaşlarını tanımaya çalışır , çocuk ve arkadaşlarıyla birlikte faliyette bulunur . çocuk çalışma ve oyun temposunu kendisi belirler . Aile çocuğun kendi eğitimi ile ilgili girişimlerini destekler çocuğa görevler ve aile sorumlulukları verir, başı derde girdiğinde sorunu , yapabildiğince kendisinin çözmesini bekler , meraklı olması , araştırması , soru sorması için teşvik eder , başına gelebilecek kötü şeyler için çocuğu uyararak kontrol eder , çocuk kendisine yakışan konusunda kendisi karar verir, çocuğun birçok kararı kendisinin vermesine izin verir , çocuğun denediği ya da başardığı şeyler için onu taktir ettiğini bilmesini sağlar , iyi olduğu zaman çocuğu ödüllendirmenin , kötü olduğu zaman onu cezalandırmaktan daha iyi olduğunu bilir.

    Hatalı Ana –Baba Tutumlarının Nedenleri :

    Evlilikte Anlaşma:

    Yapılan araştırmalar ;karı-koca ilişkisinin doyuruculuğu ve eşlerin kendi yaşamlarından memnun olup olmamalarının , çocuklarından beklentilerini ve çocuğa dönük davranışlarını etkilediğini göstermektedir Evliliklerinden mutlu olan annelerin , mutsuz olanlara kıyasla çocukları ile daha çok konuştukları , onlara daha aydınlatıcı ve olumlu yanıtlar verdikleri , çocuklarına daha az karıştıkları görülmüştür . Eşler arasında anlaşmazlık varsa bu birlikteliğin ürünü olan çocuğa da olumsuz duyguların beslenmesi olasıdır . Bazen ilişkileri düzene sokmak amacıyla dünyaya getirilen çocuk bunu başaramamışsa düşmanca duygulara hedef olabilir . Çocuğunu reddeden mutsuz anneye sahip bir çocuk en azından ihmal ediliyor demektir . Ayrıca yaşamlarında eşleri çok az yer alan anneler , kocası ile özlediği ilişkiyi çocuğu ile giderme yoluna giderek aşırı koruyucu bir tutum içine girebilirler .

    Anne –Babanın Geçmiş Deneyimleri :

    Çocukluğunda karşılıklı saygı ve sevgi ortamında yetişen ebeveyn bu özellikleri öğrenerek gelecek hayatına taşır .Ana babalar kendi çocukluğunda edindiği tutum,inanç, duygy ve davranışları ,kendi çocuğu ile olan ilişkisine taşır . Bu tutum ve inançlar her ana-babanın kendi çocukluğundaki gelişiminin , aile yapısının , ailesinde nasıl geliştiğinin ve gelişirken kendi uyumsuzluklarının nasıl yorumlandığının sonucudur .

    Steele çalışmasında kendi beklentileri doğrultusunda davranmayan çocuğunu , her davranışında cezalandıran , tutarsız davranışlar gösteren anneleri incelemişler ve bu annelerin çoğunun kendi anneleri tarafından da aynı şekilde muamele gördüklerini dolayısı ile kendine saygısı düşük , hayal kırıklığına uğramış , kızgın bir kişilik geliştirdiklerini bulmuşlardır . Anne geçmişteki olumsuz deneyimlerini hatırlamasa bile , bu deneyimler bilinç altına işleyerek onun bugünkü davranışlarına etkili olabilmektedir . Sevgi ve sıcaklıktan yoksun ailelerde büyüyen bazı anneler ise kendi çocukluklarında yoksun oldukları sevgiyi çocuklarına verirlerken aşırı şekilde davranabilmektedirler .

    Çocuğun Özellikleri :

    Anne babanın nasıl bir çocuk istediklerini konusunda daha doğumdan önce hayali bir çocuk kavramı oluşur . Dünyaya gelen çocuk beklentilere uygun olmadığı taktirde reddetme davranışı gelişebilir . prematüre doğanlar , hasta ve sakat olanlar bu gruba öncelikle girerler . Ayrıca çocuklarının sayı , cinsiyet ve kişilik özelliklerinden memnun olan anne baba daha uygun tavırlar içinde olabilirler . Çocuğun olumlu veya olumsuz davranışlarının annenin tepkilerinde önemli rolü vardır . Her konuda olumsuz davranan , reddeden , ağlayan çocuğun özellikleri bireysel özelliklerinden kaynaklanabilir . Ancak bu durumda annenin olumsuz davranışı çocuğun olumsuz davranışlarını artırır.

    Ayrıca annelerin ilk çocuklarının ölümü , uzun zaman hiç çocuklarının olmaması , çok güç bir doğum , çok güç bir hamilelikten sonra çocuğa sahip olma aşırı hoş görülü ya da koruyucu tutum geliştirlmesine de neden olabilir .

    Dış ve İç Stres Faktörleri :

    Ekonomik yetersizlik, yoksulluk , işsizlik , borçlanma , iyi beslenememe , yetersiz ev koşulları,

    anne babanın sosyal çevreden kopmuş olmaları , erken ana babalık ve duygusal olarak yetişkinliğe ulaşmamış olmak , çiftlerden birinin alkol veya uyuşturucu bağımlısı olması , hapse girmesi , aile fertlerinden birisinin kronik rahatsızlığı veya ölümü aile içinde kriz yaratarak anne babayı aşırı duyarlı hale getirip , dayanıklılığını azaltırlar .

    Toplumun Kültürel Değerleri :

    Çeşitli toplumlarda farklı inanışlar yüzyıllardır ana babanın çocuklarına olan tutumlarını etkilemiştir . Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de ataerkil , geniş ve geleneksel aile yapısı yaygındır . Baba diğer aile üyelerini idaresi altına alan ailenin başıdır , ve anne gereğinden fazla koruyucudur . Bu şartlarda erkeğin karar alması yaygındır . Erkek dış dünya ile ilgili iken kadının yeri ev , çocuk bakımı , eve ait işlerdir .Türkiye’de disiplinin yaygın anlamı utandırma iz bırakma , çocuktan doğa üstü olmasını bekleme , dövmedir . Tükiye’de yapılan çalışmalar özellikle geleneksel aile yapılarında fiziksel cezalandırma yöntemlerinin sıklıkla uygulandığını ve bunun toplumun büyük kısmı tarafından geleneksel olarak getirildiğini göstermektedir . fakat diğer taraftan Türk ailesi genellikle çocuğa karşı sıcak ve sevecendir , sevgi ve kontrol birliktedir. Ayrıca son yapılan çeşitli çalışmalarda alt , orta ve üst sınıf ebeveynler arasında fiziksel cezadan kaçınma ve disipline bakışta demokratik eşitlikçi olmaya eğilimin arttığı bulunmuştur .

    Ana-Baba Tutumları ve Çocuğun Ruhsal Sorunları Arasındaki İlişki :

    Model alma gibi öğrenme teorileri davranım bozukluğunun gelişimini ve temelini açıklamada önemli bir ilgi görmüştür . Saldırgan çocukların ana babalarının da saldırgan olduğunun bulunmasıyla bu hipotez kuvvetlenmiştir. Bandura ve Walters antisosyal ergenlerin ailelerinin normal grup ergenlerin ailelerine göre daha çok fiziksel cezayı kullandıklarını ve saldırgan davranışlara daha çok meyilli olduklarını bulmuşlardır . Saldırgan ve antisosyal davranış gösteren ergenlerin kendileri gibi saldırgan ve suçlu kardeşleri ve babaları olduğu saptanmıştır .davranım bozukluğu olan çocukların evlerinde yapılan doğal gözlemlerde bu çocukların ana –babalaının açıklamasız ve belirsiz istemleri tehtitkar ve sinirli bir tavırla ifade ettikleri ve bunun son derece fazla olduğu görülmüştür .davranışlarında tutarlılık da yoktur ayrıca çocukların agresif ve uygunsuz davranışlarına genelde izin verdikleri görülür .Bu ebeveynler normal gruplardan çok daha fazla eleştirici ve negatiftirler .Araştırmaların büyük bir kısmı güç kullanma ve cezalandırıcı ebeveyn tutumu ile çocukta ortalamanın üzerinde bir saldırganlık arasındaki ilişkiye dikkat çekmektedir .Anne babanın hem kendi içlerinde hem de biribirleri arasındaki tutarsızlıkları çocukların sınırlarını tanımamalarına olur . Bu tutarsızlık çocuğun davranışlarına da yansıyarak değer yargılarının sağlıklı oluşumunu güçleştirir.

    Depresif çocukların ailelerinde ise ebeveyn-çocuk çatışması , aile içi çatışma , evliliğe ait çatışma vardır . Depresif çocukları anneleri , çocukları ile ilgili düşük etkileşimleri olduğunu belirtmektedirler . Bu çocukların ebeveynleri dominant ve kontrol edicidirler ve çocuklarına alınan kararlarda daha az söz verirler . Çocuklarına karşı eleştirel ve negatif tarzda bir iletişimde bulunurlar . Depresif çocukların ana-babalarının çocuklarını daha az ödüllendirdiği daha fazla cezalandırdığı ve çocuklarının başarıları için daha yüksek standartlar koydukları belirtilmiştir . Ayrıca depresif ebevynlerin çocukların duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarına daha az dikkatli ,daha negatif duygulu oldukları , çocukları ile daha az aktivitede bulundukları , çocuklarıyla iletişimde güçlük çektikleri ve bunların etkisiyle çocuklarında da depresyon görülme riskinin daha yüksek olduğu bulunmuştur .İntihar eğilimli hemen hemen tüm gençlerde ailede problem olduğu bulunmuştur. Bütün araştırmalar intihar düşüncesi ve girişimi , gerek intiharla ölüm olaylarında en önemli anahtarı en önemli suçluyu aile olarak işaretlemektedirler. Bu gençlerin aileleriyle ilgili olarak üç tutum üzerinde özellikle durulmaktadır .

    Ailede ilişki yokluğu: Bu aile içinde izolasyon, aile bireylerinin birbirleriyle ilişkilerinin kopukluğu veya hiç yokluğu anlamına gelir. Böyle bir ailede yetişen çocuk büyük bir olasılıkla utangaçtır, içine kapanıktır, yalnızdır sonuç olarak da tpoluma uyumsuzdur .

    Ailede olumsuz ilişkiler :Ana baba arasında uzun süreli vurucu kırıcı tahrip edici ilişkilre söz konusudur. Ailede sürekli dayak, dövme, dövüşme, temel eğitim ve iletişim aracıdır. Alkolizm sıktır. Böyle ailelerde yetişen çocuklarda depresyon ve kendine dönen bir saldırganlıkla intihar çok sıktır .

    Ailede krizler: Bazı ailelerde gençlerden yeteneklerinin ve zekalarının üzerinde başarı beklenmesi ve bu gerçekleşmeyince anne baba sevgisinin kaybedildiği korkusu genci intihara itebilir.

    Ana-baba tutumları ile ruhsal sorunlar arasındaki ilişkilerle ilgili bir başka çalışma demokratik-otoriter ve ilgisiz olarak algılanan ana-baba tutumlarının çocuğun kaygı düzeyi ile ilgisinin araştırılmasıdır. Araştırma sonuçlarına göre demokratik ana-baba tutumu i hem durumluk hem de sürekli kaygı durumu arasında olumsuz bir ilişki varken, ilgisiz ana –baba tutumları ile olumlu yönde ilişki vardır. Ayrıca aşırı destek gören bireylerde nevrotik savunma mekanizmalarının daha çok kullanıldığı belirtilmiştir.

    Hatalı ana baba tutumları gencin kendinin ,ailesinin, yakın çevrenin, giderek toplumun ondan beklediklerine tümüyle ters düşen, herkesin kendisine yönelik umutlarını boşa çıkaran karanlık bir geleceğe yönelmesine yani ters kimlik geliştirmesine neden olabilir.

    Ergenlik dönemi yaşanırken bütün gençler temelde şu savaşımı vermektedirler: Kişiliğindeki güçlü ya da sağlıklı yanları ön plana kendisini olabilecek en olumlu biçimde var etmek ve toplum tarafından da öyle tanınmak. Gencin geleceği konusunda büyüklerin fazlasıyla kaygılı ve kuşkulu oldukları bir ev ortamında, gencin de kendi geleceği ve kim olacağı konusunda kuşkuya kapılması beklenir bir şeydir. Böyle ailelerde gence yerli yersiz yöneltilen sert ve giderek acımasız uyarılarsa çok zaman ters teper. Hastalıklı ölçüde hırslı ebeveynlerin gencin önüne koydukları hedeflerin onun gözünde ulaşılmaz olması durumunda da, ayrıca aile içinde tanınmanın, farkedilmenin, özel bir yer edinmenin tek yolunun ters kimlik edinmekten geçiyormuş gibi görünmesi durumunda da böyle bir seçim gündeme gelebilir.

  • Ebeveyn tutumlarının çocuğun davranışlarına etkisi

    Uzmanlar, çocuklarda davranış sorunlarına yol açan faktörlerin genellikle biyolojik etmenler ve psiko-sosyal etmenler şeklinde ele alındığını ifade etmektedir.

    Biyolojik etmenler; genetik yapı, hormonlar, sinir sisteminde işlev bozuklukları, doğum öncesinde toksine maruz kalma gibi faktörleri içermektedir.

    Psiko-sosyal etmenler ise; ebeveynlik uygulamaları ve aile içi çatışma ve şiddet ortamı, akran ilişkileri ile geniş sosyal çevre ve sosyo-ekonomik durum gibi faktörleri içermektedir

    Çocuğun Davranışlarında Tutumların Etkisi

    Annenin, olumsuz -baskıcı tutumları, aşırı gevşek tutum ve saldırgan tutuma oranla daha olumsuz bir etkisi olduğunu söylemek mümkündür. Konuyla ilgili yapılan ir araştırmanın sonuçlarına göre, annelerin otoriter, yetkeci ve izin verici tutumları ile 5-6 yaşındaki çocuklarının sosyal beceri ve okula uyum düzeyleri arasında anlamlı düzeyde ilişki olduğu araştırma sonuçlarına yansımıştır.

    Otoriter ve izin verici tutumlar, sosyal beceri ve okula uyum değişkenleri ile olumsuz yönde anlamlı ilişki içindeyken; demokratik tutum ise sosyal beceri ve okula uyum düzeyleri ile olumlu yönde anlamlı ilişki içindedir.

    Tutum Türleri

    Otoriter Tutum: Otoriter tutumda, ebeveynler çocuk üzerinde kontrol sahibi olmaya, sözünü dinletmeye önem verirler. Otoritenin, kuralların kabulü, saygının her şekilde gösterilmesi gereklidir. Çocuğa karşı gösterilen ilgi az iken ona yönelik beklentiler üst düzeydedir. Otoriter tutum sonucunda, çocukların saldırgan, baskıcı olabildiği, akran ilişkilerinde şiddete, zorbalığa başvurabildikleri, düşük düzeyde empati, düşük düzeyde yardımlaşma ve düşük düzeyde işbirliği gösterdikleri görülmektedir. Otoriter tutum, çocukların utangaçlık, çekingenlik gibi tavırların yanı sıra saldırganlık, baskıcı davranışlar sergilemesine yol açabilmektedir. Bu çocukların sosyal açıdan daha az uyumlu, düşük öz-güven sahibi olabildikleri dikkat çekmektedir. Anne-babaların, duygularını uygun olmayan şekillerde göstermelerinin, çocuklarının öfke, kızgınlık gibi durumlarda akranlarına sert tepkiler gösterebildikleri belirtilmektedir. Benzer şekilde ebeveynlerin çocuklarına yönelik genel olarak olumlu duygularını ifade etmeleri onları da sosyal ilişkilerinde duygusal kontrole sahip olabildiklerini ortaya koymaktadır.

    Demokratik Tutum: Demokrasi, saygı, mantık ile şekillenmektedir. Çocuğun bireyselliği kabul edilir ve buna saygı duyulur. Bireyselliğin kabulü, evle ilgili kararlarda onun da fikrinin alınmasını beraberinde getirmektedir. Anne-baba-çocuk arasında karşılıklı ve açık iletişim kurulur. Demokratik tutumla yetiştirilen çocukların, otoriter ve izin verici tutumlarla yetişenlere göre daha sosyal açıdan uyumlu, sorumluluk sahibi, yaratıcı, bağımsız, okulda başarılı, arkadaş canlısı, yetişkinler ve akranlarıyla işbirliği yapabilen ve genellikle mutlu çocuklar oldukları görülmektedir.

    İzin Verici Tutum: Yüksek düzeyde çocuk bakımı, açık iletişim, düşük düzeyde kontrol söz konusudur. Kurallar ve sınırlar net olmamakla birlikte son derece esnektir. Çocuktan olgun davranışa yönelik beklentiler düşük düzeydedir. Saldırganlık gibi olumsuz unsurlar içerse dahi çocuğun davranışlarına yönelik yüksek hoşgörü içeren tutumlar sergilenir. İzin verici tutumda da kuralların, sınırların net olmayışı ve/veya çok esnek oluşu çocukların sosyal becerileri öğrenmesini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu nedenle çocuklar akran gruplarında ve genel olarak okul düzeninde, evde olduğu gibi kurallara uyma, uygun biçimde davranma, sosyal ilişkileri başarılı biçimde devam ettirme konusunda beklenilen özeni göstermekte güçlük çekmektedir.

  • Ebeveyn Tutum ve Davranışları

    Ebeveyn Tutum ve Davranışları

    ANNE BABALARIN TEMEL GÖREV VE SORUMLULUKLARI

    • Çocuklara doğru örnek olmak,

    • Çocukları korumak ve desteklemek,

    • Kuralları ve sınırları öğretmek,

    • Sürekli ve tutarlı bir anne babalık tutumu göstermek,

    • Hem kendi isteklerini hem de çocuğun isteklerini dikkate alan bir ilişki geliştirmek

    Anne Baba Tutumlarını Etkileyen Faktörler

    • Eğitim durumu

    • Anne babanın beklentileri

    • Toplumun değer yargıları

    • Anne ve baba olmaya hazır olma

    • Anne ve babanın kendi çocukluk deneyimleri

    • Anne ve baba arasındaki ilişki

    • Çocukların sayısı

    EBEVEYN TUTUMLARI;

    1-AŞIRI BASKICI-OTORİTER TUTUM

    • Anne baba tutumlarının aşırı baskıcı ve otoriter olduğu bir ailede;

    • Çocuğun ilgi ve ihtiyaçları dikkate alınmaz. Çocuğa söz hakkı tanınmaz.

    • Çocuğa nedenleri açıklanmayan kurallar koyulur, bu kurallara uymadığı takdirde ceza verilir.

    • Kurallara sorgulamadan uyması beklenir. Eleştiri ve aşağılama çok sık görülür.

    • Sürekli eleştiren, yargılayan, emir veren, gözdağı veren, suçlayan anne-babalardır.

    • “Çocuğumu eğitiyorum” mantığıyla şiddet uygulanabilir.
       

      OTORİTER VE BASKICI TUTUM ÇOCUĞUN GELİŞİMİNİ NASIL ETKİLER?

    • Otoriter-baskıcı ana-baba tutumu ile büyüyen çocuklar, içine kapanık, çekingen, itaatkar olabileceği   gibi aşırı saldırgan ve zorba da olabilirler.

    • Değersizlik duygusu yaşar ve kendilerine saygı ve güven duymazlar.

    • Çocukta daima güçlü olma ve kendinden zayıfları ezme isteği vardır.

    • Çocuk alacağı ağır cezalardan kaçmak için yalan söyleyebilir.

    • Akademik başarılarının düşük olma ihtimali yüksektir.

       

      2-AŞIRI HOŞGÖRÜLÜ TUTUM

    • Anne baba tutumlarının aşırı hoşgörülü olduğu bir ailede;

    • Çocukların her istedikleri sorgulanmadan yerine getirilir.

    • Çocuğun her türlü davranışı hoşgörü ile karşılanır ve kabul edilir.

    • Birtakım kurallar belirlense de kurallara uyulmaz ya da hiç kural konulmaz. Aile içinde sınırlar çizilmez. (Eve geliş saati, uyku saati, oyun saati vb. konularda)

    • Anne babalar çocukların yanlış yaparak kendi kendilerine doğruya ulaşmaları gerektiği düşüncesiyle çocuğa müdahalede bulunmaz, öğretici yönlendirmelerde bulunmaz.

    • AŞIRI HOŞGÖRÜLÜ ANNE BABA TUTUMU ÇOCUĞUN GELİŞİMİNİ NASIL ETKİLER?

    • Aşırı hoşgörülü anne baba tutumları ile büyüyen çocuklar, kendilerini denetlemekte zorluk yaşarlar. Bencil ve şımarık olurlar. Eleştiriye tahammülsüzdürler.

    • Toplumsal kuralları öğrenmekte güçlük çekerler.

    • Vurucu, kırıcı ve saldırgan davranışlar sergilerler.

    • Doyumsuzdurlar ve paylaşmayı bilmezler. Kuralsız olduklarından uyum sorunu yaşarlar.

    • Bu çocuklar, anne ve babalarına hükmeder ve onlara çok az saygı gösterirler..

    • 3-AŞIRI KORUYUCU ANNE BABA TUTUMU

    • Bu anlayış, anne babanın çocuğu aşırı koruması, gerektiğinden fazla kontrol etmesi anlamına gelir.

    • Böyle bir ailede, çocuğun başına herhangi bir şey gelir endişesi ile hiçbir iş ve sorumluluk verilmez, her şeyi anne baba tarafından yapılır.

    • Çocuklara hayat tecrübesi yaşama fırsatı tanınmaz.

    • AŞIRI KORUYUCU ANNE BABA TUTUMU ÇOCUĞUN GELİŞİMİNİ NASIL ETKİLER?

    • Özgüven duygusu gelişemez. Aşırı derecede ürkek ve çekingen kalırlar.

    • Kendi başına hiçbir şey yapamaz, yapacağına inanmaz. Karar vermekte zorlanırlar.

    • Anne – babaya bağımlı olur.  Çevresindeki insanlarla iletişim  kurmakta zorlanırlar.

    • Sorumluluk duygusu, bilinci gelişemez.

    • İçe dönük ya da saldırgan olur.

    • Davranış bozukluğu (tırnak yeme, kekemelik, alt ıslatma, okul fobisi, yalan, …vb.) görülür.

    • Çocuk, kendini gruba kabul ettirmek için zaman zaman toplumdışı ve isyankar davranışlara başvurabilir..

    • ÇİÇEĞİN SUYA İHTİYACI VARDIR AMA ÇOK SULARSANIZ ÖLÜR GİDER.

    • 4-TUTARSIZ  TUTUM (Dengesiz ve Kararsız Tutum )

    • Anne babanın çocukları ile ilişkilerinde görüş ayrılığında olması veya çocuğun aynı davranışlarına farklı zamanlarda, farklı tepkiler göstermesi ile ortaya çıkan anne baba tutumudur.

    • Çocuğun bir davranışı anne tarafından cezalandırılırken, baba tarafından normal karşılanabilir.

    • Tüm çocuklara eşit davranmama, eşit sorumluluklar vermeme, kız ve erkek çocuğa cinsiyetine göre farklı davranma görülebilir.

    • Çocuğun yaptığı bir davranış bazen çok sert, bir tepki alabilirken, bazen de çok olumlu karşılanabilmektedir.

    • TUTARSIZ ANNE BABA TUTUMU ÇOCUĞUN GELİŞİMİNİ NASIL ETKİLER?

    • Dengesiz ve kararsız tutum ile büyüyen çocuklar, hangi davranışlarının uygun, hangilerinin uygunsuz olduğunu bilemezler. Davranışları ceza ve eleştiri almamaya yöneliktir.

    • Kendi görüş ve düşüncelerini açıklayamazlar.

    • Çocuk hangi davranışı, nerede, nasıl ve ne zaman yapacağı konusunda bocalar.

    • 5-MÜKEMMELLİYETÇİ TUTUM

    • Bu tutumu benimseyen anne babalar çocuklarını akademik, sosyal, sanatsal, sportif her alanda kusursuz olmasını beklerler.

    • Kendi  egolarını çocuklar üzerinden tatmin etmeye çalışırlar

    • Aile beklentilerini karşılaması için çocuk yoğun bir eğitim sürecine tabi tutar. Çocukta aşırı titizlik ve temizlik beklenir.

    • Çocuktan beklentiler yaşının ve kapasitesinin üzerindedir. Çocuk davranışlar yasaklanır, arkadaş seçimi de aileye aittir.

    • Anne baba çocuğuna karşı ilgi ve sevgilerini, çocuğun başarısı oranında gösterir.

    • Ne kadar başarı, o kadar sevgi.

    • MÜKEMMELİYETÇİ ANNE BABA TUTUMU ÇOCUĞUN GELİŞİMİNİ NASIL ETKİLER?

    • Bu anlayışla yetiştirilen çocuk aşırı kaygı, stres, tedirginlik, hayal kırıklığı gibi duyguları yaşamaya başlar. “Tırnak yeme, kekemelik, alt ıslatma, yalan, …gibi” davranış sorunlarıyla kendini ifade eder.
      Kendilerine güvenleri yoktur. Yanlış yapmaktan korktukları için girişim düzeyleri oldukça düşüktür.

    • Bu çocuklar, kendi doğal içgüdüleri ve kurallar arasına sıkışıp kaldıklarından, sürekli bir iç çatışma içindedir.

    • Fikirleri genellikle çok katıdır.

    • Her işte üstün olmak ister ve bunu başaramadığı noktada hayal kırıklığına uğrar. Çalışmayı tamamen bırakabilir ve aşağılık duygusu gelişir.

    • 6-GÜVEN VERİCİ ve DESTEKLEYİCİ TUTUM

    • Çocuğun yaşına ve gelişim özelliklerine uygun kurallar belirlenir. En önemlisi de bu kurallar çocukla birlikte belirlenir.

    • Anne baba ve çocuklar arası ilişkiler, sevgi dolu, saygılı ve güven vericidir.

    • Çocuklar ayrı bir birey olarak kabul edilir ve yaşına, durumuna uygun seçenekler sunarlar.

    • Anne baba davranışları ile çocuğa uygun birer modeldir. Anne ve babanın birbirlerine ve çocuklarına karşı tutum ve duyguları açık ve nettir.

    • Aile içinde güven ve şeffaflık vardır. Aileyi ilgilendiren kararlar birlikte alınır. Çocukların fikir ve düşünceleri dinlenir ve dikkate alınır.

    • Kuralların mantıklı açıklaması yapılır ve kurallar içselleştirilir,  sorumluluk duygusu ve problem çözme becerisi gelişir.

    • ANNE BABALARA ÖNERİLER

    • Çocuğunuzun davranışlarına kesin sınırlar koyun ve kesinlikle uyulması gereken kuralları belirleyin.

    • Çocuğunuza belli bir tutum belirleyip, istikrarlı davranmaya çalışın.

    • Çok özel günlerde ve durumlarda sınırlamalarda ve kurallarda geçici esneklikler gösterilebilir.

    • Çocuklarınıza sevgi ve ilginizi; bazı görev ve sorumlulukları eşit paylaştırmaya özen gösterin.

    • Çocuğunuzun haklarına, özgürlüğüne saygı duyun ve ona belli sorumluluklar verin. Bir taraftan da bunlara sınır koyun.

    • Çocuğunuzun başarılarını övün fakat aşırıya kaçmayın.

    • Merakını gidermek için yeterli kapasiteye sahip olduğu konusunda çocuğu teşvik edin.

    • Çocuğunuzun eğitiminde öyle bir çizgide durun ki çocuğunuz hem her an sizi yanında hissederek destek bulsun, hem de sizi hiç görmeyerek kendini özgür hissetsin.

    • Çocuğunuzun gelişimine göre yerine getirilmesi gereken davranışların çocuğunuz tarafından gerçekleştirilmesine izin verin.

    • BİR ÖYKÜ

      İyi niyetli ve yardımsever bir arkadaşımla bir gün doğada gezinirken kozasından çıkmaya çalışan bir kelebek gördük. Kelebek kozanın lifleri arasından sıyrılmaya çalışmaktaydı. Yardımsever arkadaşım hemen kelebeğin imdadına koştu. Dikkatlice kozanın liflerini sıyırdı, kozayı araladı ve kelebeğin çabalamadan kozadan çıkmasını sağladı. Ancak kelebek kozadan kolaylıkla çıktıysa da biraz çırpındı ve uçamadı. Yardımsever arkadaşımın göz ardı ettiği gerçek şuydu: kanatlar ancak kozadan çıkma çabalarıyla güçlenir ve uçuşa hazırlanır. Kelebek kendini kurtarma çabalarıyla aslında kaslarını geliştirmekte, kendini ayakta tutacak, güçlü kılacak, uçmaya hazırlayacak hareketleri çabalarıyla öğrenmekteydi. Yardımsever arkadaşım işini kolaylaştıracak kelebeğin güçlenmesine engel olmuştu.   Kelebek hiçbir zaman özgürlüğünü tanımadı, hiçbir zaman gerçekten yaşamadı.

    • Bu da zamanla çocukta bazı iç çatışmalara, huzursuzluklara dolayısı ile tutarsız bir yapının oluşumuna sebep olur.

    • Çocuk, ileriki yaşamında ilişkilerinde güvensiz, alıngan ve şüpheci bir yetişkin olur.

  • Ergenlik dönemi özellikleri

    Ergenlik sürecinde işe yarayabilecek öneriler.

    Ergenlik kişinin ne çocuk ne de yetişkin olduğu ara bir evredir. Bu süreç hem genç hem de anne babalar için zorluklar ile doludur. Bu dönemde doğru yaklaşımları kullanmak yaşanan sorunları azaltmakta işe yarayabilir.

    Değişim ve gelişime açık olun.

    Günümüzde birçok alanda hızlı ve köklü değişimler yaşanmakta. Gençler bu değişimlere doğaları gereği çok daha hızlı ayak uydurabilir iken ebeveynlerin davranışları daha eski yıllara ait. Eğer ergenlik dönemindeki çocuklarımız ile daha az sorun yaşamak, onları daha iyi anlamak istiyorsak değişimi yakalamamız ve onlara karşı olan tutumlarımızı geliştirmeyi kabul etmemiz şart.

    Saygı duyun.

    Ergenlik dönemindeki çocuklarımıza değeri hak eden ve büyüyebilen insanlar olarak bakmalıyız. Onlara karşı saygılı yaklaştığımız sürece bir etkimiz olabilir. Ailelerin çoğu zaten bizde bunu yapıyoruz diyebilirler ama genelde yapılan şey onlara çocuk gibi davranmak ve sadece yapmaları gerekenleri söylemektir. Onların tutum ve davranışları ile ilgili sorunların olduğunu düşündüğümüzde öncelikle bunun arkasında var olan düşünce ve duygularını anlamaya çalışmak gereklidir. Onların duygu ve düşüncelerini anlamadan yapılacak müdahaleler ‘beni anlamıyorsunuz’ tepkisine ya da suskunluğa sebep olacaktır. Siz ona saygı duyarsanız size karşı olan saygısı da gelişecektir.

    ‘HATA’ bu dönemin en belirgin özelliğidir.

    Ergenlik döneminin en temel özelliklerinden biri ‘hata’ yapılmasıdır. Aileler çocuklarının hataları ile yüzleştiklerinde geleceklerinin etkileneceğinden ve zarar göreceklerinden korkmaya başlarlar. Bu korkular çok kısa sürede felaket senaryolarına dönüşür. Korkmaya ve zarar göreceğinden endişe etmeye başlayan aileler ise kontrol ve katı kurallara başvurur. Belki bu koruyucu ebeveyn tutumları kısa vadede işe yarayabilir fakat hata ve tecrübe fırsatı kaçırılmış olur. Bu tutumlar ile yaşamdaki problemi genç değil anne ve baba çözmüştür fakat yaşam sınavı ebeveynlerin değil ergenindir. Çocukların sorunlarla baş edebileceğine inanmak ve onlara güvenmek en temel davranış şeklimiz olmalıdır. Ailelerin hedefi mükemmel çocuklar değil ‘hata yapan, tecrübe kazanan ve GELİŞEN’ bireyler yetiştirmek olmalıdır.

    Küçük sorunları tartışma alanı haline getirmeyin.

    Ergenlik süresince farklı roller ve farklı davranışlar denenir. Bu tür denemeler çoğunlukla onların büyüme sürecinin bir parçasıdır ve kalıcı değildir. Farklı müzikler, garip saç kesimleri, tuhaf kıyafetler ve benimsemediğiniz arkadaşlar seçilmiş olabilir. Gençlerin kimliklerini oluşturma sürecindeki bu tür denemelere karşı çıkmak yaşanılan gerginliği gereksiz yere artırır ve ergenle iletişim şansı kaçırılmış olur.

    Denemek hiç yapmamaktan iyidir.

    Bu dönemindeki gencin hayalleri, arzuları vardır ve çok şey başarmak ister. Bu isteği hisseden çocuğunuz hiç beğenmediğiniz, hoşunuza gitmeyen bir denemeye kalkışsa bile bu girişimini destekleyin. Bu denemelerinde yaşayacakları başarısızlar onlara çok şey öğretecektir. Size göre yanlış olan bu davranışlar sonucunda hiç denememesinden çok daha fazla şey öğretir. Özgüvenin temelleri bu denemeler ile atılır. Ayrıca bu şekilde onun takdir edilme ihtiyaçları da karşılanmış olur. Bu ihtiyacını aile içinde gideremeyen ergen, farklı arkadaş gruplarına daha kolay yönelebilir.

    Onlara KOŞULSUZ sevgi verin.

    Ergenler tipik olarak anne ve babalarının ne dediklerini umursamaz bir tutum içerisinde olabilirler ve çoğunlukla ailelerini hayal kırıklığına uğratırlar. Çok hata yapan ve kuralları umursamayan, vurdumduymaz davranışları olan ergenleri bu sorunlu davranışlarına rağmen sevmek aileler için zor olabilir. Gençlerimizi sigara içseler de, suça karışsalar da ve çok ciddi hatalarda yapsalar da onları sevdiğimizi ve bu sevgimizin koşulsuz olduğunu ve yardıma ihtiyacı olduklarında yanlarında olduğunuzu belirtmeliyiz.

    Asla Kıyaslamayın.

    Ergenlik dönemi gibi zor bir süreçte sorunlar yaşayan ve bu sorunlarla baş etmeye çalışan çocuklarımızı asla kıyaslamayın. Başkalarını örnek göstermek, başkalarıyla karşılaştırmak da yalnızca ergenin tepki duymasına sebep olur. Bu tutum olumlu yanlarını görememelerine ve karşılaştırdığınız kişiye karşı kötü şeyler hissetmesine sebep olabilir.

    Dalgalanan ruhsal hallerini görmezden gelin.

    Çocuğunuzun duyguları daha yoğun ve değişken olamaya başlar. Ayrıca davranışları da geçmişten farklıdır, hoşgörülü ve uyumlu çocuğunuzun yerini daha saldırgan, umursamaz ve öfkeli birisi alabilir. Bu tip değişimlere karşı anlayışlı olun hemen tepki vermemeye çalışın. Sizin inadınıza ya da size karşı yapılan davranışlar olarak görüp alıngan olmayın.

    Kişiliklerini değil davranışlarını eleştirin.

    Anne-babalar çoğu zaman çocuğun davranışlarından hoşlanmazlarken bu durumu sanki çocuğun kendisinden hoşlanmıyormuş gibi ifade ederler. Amaç her zaman olumsuz davranışı dikkatli cümleler ile yorumlamak olmalıdır. Ders çalışama konusunda değişmesini istediğiniz çocuğunuza ‘tembelsin’ demek kişiliğine bu sıfatı takmak anlamında olacaktır. Bu tutum değişimi değil direnci ya da alınmayı doğurur.

    İzin almadan onların hayatına müdahale etmeyin.

    Onların artık birer yetişkin adayı olduğunu unutmadan izin almadan özel alanlarına müdale etmeyin. İzinsiz cep telefonlarını karıştırmak, odalarına baskın yapmak ve arkadaşları ile ne konuştuğunu takip etmek gibi davranışlar çocuğunuzun sizden gizli davranışlarda bulunmasına ve yalan söylemesine neden olacaktır.

    Saygılarımla

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvurulabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Başarısızlık Şemasının Kökenleri ve İlişkilere Yansıması

    Başarısızlık Şemasının Kökenleri ve İlişkilere Yansıması

    • Bu şemanın kökenleri ebeveyn tutumlarıyla son derece ilişkilidir. Anne-babanın çocuğu sürekli ya da sık sık eleştirmesi, “onu sen yapamazsın” “senin yapabileceğin bir şey değil” gibi güven kırıcı ya da denemesine izin vermeyen ve fırsat sunmayan bir tutum göstermesi bu şemanın oluşmasına neden olabilir. Aynı şekildeki öğretmen tutumlarının da bu şemayı oluşturması çok mümkündür. “Aptal mısın sen!” “Salak mısın sen!” “Beceriksiz” gibi yaklaşımlar bu şemanın oluşmasına zemin hazırlar. Yine aynı şekildeki arkadaş tutumları da bu şemanın doğrulanmasını sağlayabilir. …..kişisi için “O zaten iyi koşamaz” ya da “ O zaten hiç ders çalışmaz, o zaten hiç güzel resim yapamaz” gibi tutumlar da başarısızlık şemasını  oluşumuna neden olabilir.

    • Bunun yanı sıra anne-babanın, öğretmenin yaptığı kıyaslamalar, çocuğun da kendisini diğerleriyle kıyaslamasına ve kendi içerisinde nasıl olduğundan çok diğerlerine göre kendisini başarılı, başarısız, iyi veya kötü olarak nitelendirmesine neden olur. Bu durumda başarılı ya da başarısız olması kendisinin kontrolünde değil, maalesef başkalarının elindedir. Diğerlerine göre kendisinin nerde ve nasıl olduğunu belirler. Bu zaten eğitim ve öğretim sistemimizde temelde yaptığımız bir hata olduğu için düzeltilmesi de oldukça güçtür. Biz düzeltsek sistem bu şekilde çalışır.

    • Yine yapılan hatalardan biri de haksız yere yapılan kıyaslamalardır. Abla ya da abiyle ya da kendisinden daha büyük başkasıyla.Bu durumda da abla ya da abiyle o alanda boy ölçüşmek zor olacağı için denemekten vazgeçilmiş ve başarısızlık kabullenilmiş olabilir.

    • Anne-babanın çok başarılı olması veya yüksek standartlarının olması, mükemmelliyetçi yapıları da çocuğun hiç bire zaman onlar gibi başarılı olamayacağını ya da onların yüksek standartlarını yakalayamayacağını düşünmesine neden olup vazgeçmeye neden olabilir. Özellikle bugünkü eğitim sisteminde başarı için neredeyse aileleri tarafından yarıştırılan, birer yarış atına dönüşmüş çocukların kaygı ve anksiyeteleri gerçekten düşündürücüdür. Başarılı bireyler yetiştirelim derken psikolojik sorunları olan bireyler yetiştiriyor olabiliriz.

    • Anne-babanın  başarılı olduğunuzu umursamamış ve yeterli düzeyde takdir etmemiş olması da böyle bir şema oluşumuna neden olabilir. Anne-baba çocukla yarış içerisine girmiş ya da yine mükemmeliyetçi tutumunu sürdürüyor olabilir. Çocuğun başarıları karşısında “O da bir şey mi ben senin zamanın da şunları şunları yaptım” gibi, çocuğun başarısını küçümsemek, çocuğun başarılı olduğu zamanlarla ilgili kendisini tehdit altında hissetmesine neden olabilir.

    • Okulda, sporda veya diğer alanlarda herhangi bir öğrenme güçlüğü, kekemelik, artikülasyon sorunu, fonolojik bozukluk gibi çeşitli konuşma problemlerinin olması, dikkat eksikliği , koordinasyon sorunu veya motor becerilerle ilgili bir sorunun olması küçük düşürülmemek için vazgeçmeye neden olmuş ve başarısızlık şeması kabullenilmiş olabilir.

    • Bunların dışında farklı bir ülkeden, farklı bir yöreden gelmek, maddi durum ya da çeşitli olanaksızlıklar diğerleri tarafından yadırganabilir ya da kişi tarafından rahatsız hissettiren bir şey olarak algılanabilir. Bu durum da kişi kendisini diğerlerinden daha aşağıda görebilir. Bu nedenle de başarısızlık şeması oluşabilir.

    • Çocukken ebeveynimizin bizim için gerekli sınırları koymamış olması da bizim özdenetim ve sorumluluğu öğrenemememize, başarılı olmak için gerekli disiplin, düzen  ve çalışma alışkanlığı gibi becerileri kazanamamamıza neden olabilir. Bu durum da başarısızlık yaşantısını doğurur ve bu yaşantıyı kabullenebiliriz.

    • Başarısızlık şeması olan kişiler ilişkilerinde de kendilerini başarısız hissettirecek kişileri seçiyor  olabilirler. İlişki de bulundukları kişiler onları sık sık eleştiriyor, kendilerini kötü hissettirecek şeyler söylüyor ya da öyle davranıyor, ezici tutumlarda bulunuyor  olabilir. İşin garibi başarısızlık şeması olan kişiler bu tutumlara izin verir ve bu kişilerle olan ilişkilerine sınır koyamazlar. Başka şekilde başarısızlık şeması olan kişiler kendilerini aşırı öven, sürekli kendisinden bahseden kişilerle birlikte olmayı da seçebilirler. İçlerindeki başarısızlık duygusundan kurtulmak için birilerinin onlara başarılı olduklarını söylemelerine ihtiyaçları vardır. Yani hayatımıza bir şekilde kendimizi başarısız hissettirecek kişileri almamız ya da yanında kendini başarılı hissedeceğimiz aşırı bizi öven ya da kendimize göre kıyasladığımızda daha çok başarısız olduğunu düşündüğümüz kişileri alarak içimizdeki başarısızlık duygusundan kurtulmaya çalışmamız aslında başarısızlık şemamızın bir sonucu olabilir. Böyle durumlarda kişinin gerçekten başarılı olduğunu hissedebilmesi, özgüven ve beceri geliştirebilmesi, öz denetim sağlayabilmesi için öncelikle başarısızlık şemasının kökenlerine inip ondan kurtulması gerekir.