Etiket: Tüp

  • HSG ÇEKİMİ

    HSG ÇEKİMİ

    Histerosalpingografi (HSG) veya Türkçe deyişle rahim filmi jinekolojide rahim içinin ve kanalların yapısal ve işlevsel özelliklerini incelemede kullanılan bir yöntemdir.
    İnfertilite (kısırlık) değerlendirmesinde istenen temel testlerden birisidir. Ayrıca rahim ağzına veya rahme uygulanan bir müdahale sonrasında (kürtaj gibi) adet kanamalarının kesilmesi ya da çok azalması durumunda rahim ağzı kanalındaki muhtemel bir tıkanıklığın veya rahim içerisindeki muhtemel bir yapışıklığın (Asherman sendromu) değerlendirilmesinde, tekrarlayan düşüklerde rahimde doğumsal bir gelişim kusuru bulunup bulunmadığının (aşağıda soldaki resim – bölmeli rahim) belirlenmesinde de yaygın olarak kullanılır.

    Rahim filmi ne zaman çekilir?
    HSG uygulanması öncesinde detaylı bir jinekolojik değerlendirme yapılır. Bu değerlendirmede enfeksiyon (iltihap) bulguları saptanması durumunda ise enfeksiyon tedavi edilene kadar işlem ertelenir. HSG prensip olarak adet kanamasının bitmesini takip eden birkaç gün içerisinde uygulanır. Bunun nedeni bir yandan adet kanamasının rahim içinden tüplere ve buradan da karın boşluğu içine dolmasının yaratacağı sorunlara engel olmak, öte yandan rahim içindeki muhtemel bir gebeliğe zarar vermemektir. Çünkü çok nadiren de olsa gebe kalamama nedeniyle değerlendirilen bir kadında da tesadüfen o ay gebelik var olabilir.

    Rahim filimi nasıl çekilir?
    Rahim filmi bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı ve Radyoloji Uzmanı veya Teknisyeni tarafından beraberce uygulanır. Jinekolojik muayene pozisyonundayken rahim ağzını görüntülemek için vajinaya alet yerleştirilir. Daha sonra rahme kanül adı verilen bir diğer alet yerleştirilir. Kanüle tutturulan enjektörden birkaç aşamada basınç uygulanarak kontrast madde (ilaçlı madde) verilir. Bu sıvı röntgen filminde bulunduğu yerlerde ışını geçirmediğinden beyaz bir görünüm kazandırır. Sıvı verilmesi esnasında ya belli aralıklarla röntgen filmleri alınır veya floroskopi adı verilen yöntem kullanılarak ekrandan sıvının geçişi sürekli olarak izlenir ve kaydedilir. Böylelikle rahmin içyapısı, kanalların açık olup olmadığı ve yapıları değerlendirilir. HSG, röntgen ışınları yardımıyla gerçekleştirilen bir teknik olmasına karşın verilen ışın dozu yüksek değildir.

    Rahim filmi çekilmesi ağrılı bir işlem midir?
    Kadınlar arasında genellikle rahim filminin çok ağrılı olduğuna dair yaygın bir kanı vardır. Ancak kibar ve dikkatli bir uygulamayla yapıldığında aslında HSG karında biraz batma ve gerilme hissi yaratan ve dayanılacak kadar az ağrı veren bir işlemdir. Bu nedenle genellikle işlem genel anestezi altında uygulanmaz. Ancak normal jinekolojik muayeneyi bile zor tolere eden, ağrı eşiği düşük ve çok hassas bayanlarda anestezili olarak da çekilebilir. Hastaların çok büyük bir kısmında işlemden 30-60 dakika önce alınacak olan basit bir ağrı kesici işlemin rahat ve sorunsuz geçmesini sağlar. HSG çekilmesi sonrası kendiliğinden oluşan gebeliklerde bir miktar artış gözlenmektedir. Bunun nedeni olarak ise tüplerdeki hafif yapışıklıkların basınçla verilen ilaç nedeni ile açılması şeklinde açıklanmaktadır. Bir de eğer kısırlığa bir sebep olarak mikrobik bir olay varsa verilen ilacın antimikrobial özellikleri de tedavi edici olabilir. Uzun süredir kısırlık problemi çeken bir çiftin HSG çekimi sonrası kendiliğinden gebe kalması bu yüzden şaşırtıcı değildir.

    Rahim filmi çekilmesinin zararlı yan etkileri var mıdır?
    Rahim filmi çekilirken nadiren alerjik reaksiyon gelişebilir. Bu nedenle eski tip ilaçlar yerine alerji yapma potansiyeli son derece düşük olan yeni tür ilaçlar tercih edilmelidir. En sık görülen komplikasyon enfeksiyondur ve her 100 hastadan birinde görülür. Enfeksiyonu önlemek için işlem öncesi ya da sonrası mutlaka antibiyotik kullanımına gerek yoktur. Sadece kalp kapakçık hastalığı olanlarda önlem olarak işlem öncesinde antibiyotik profilaksisi yapılır.

    Rahim Filmi çekimi sonrasında;
    Lekelenme tarzında ya da az miktarda vajinal kanama olabilir. Eğer kanama fazlaysa ya da birkaç günden uzun sürerse mutlaka doktorunuzu aramanız gerekir. Ayrıca hafif ya da orta şiddette bel ve kasık ağrısı da çekim sonrasında olabilir. Ağrı artar ise veya ateş ortaya çıkar ise bu da erken bir enfeksiyonun belirtisi olabilir yine mutlaka doktorunuzu arayın. İşlem sırasında rahim ağzı az miktarda da olsa zorlandığından HSG sonrası 48 saat süre ile banyo yapmak, cinsel ilişkide bulunmak ve vajinal tampon kullanmak sakıncalıdır, bunlardan kaçınmalısınız.

    Rahim filminde tüplerden birisi ya da ikisi kapalı çıkarsa ne olacak?
    Öncelikle şunu bilmek gerekir ki HSG oldukça faydalı ve temel bir tetkik olmasına rağmen her zaman tam olarak gerçeği yansıtmayabilir. Yani tüplerin rahim filminde kapalı olarak görülmeleri her zaman gerçekten de kapalı oldukları anlamına gelmez. Ağrı eşiği düşük bazı bayanların işlem anında duydukları rahatsızlık ve ağrı nedeniyle ve verilen ilaca bir reaksiyon olarak bazen kanallarda spazm olması ilacın tüplerden geçmemesine ve hatalı olarak tüplerin birinin veya ikisinin birden kapalı olarak yorumlanmasına neden olabilir. Ancak tecrübeli bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı rahim filmi değerlendirirken spazm nedeniyle tüplerden ilacın geçmemesini gerçekten tıkalı olan bir rahim filminden çoğunlukla ayırabilir. Bu nedenle rahim filminden önce mutlaka bir antispazmodik adı verilen kas gevşetici ilacın yapılmasını önermekteyiz. Bazen filmde kapalı olarak değerlendirilen tüplerin Laparoskopi esnasında açık olduğu da görülebilir. Dolayısıyla eğer tüplerin kapalı olduğu düşünülüp tüp bebek kararı verilecekse öncesinde Laparoskopi işlemi yapmak daha mantıklı olabilir. Çünkü Laparoskopik değerlendirmede tüplerin aslında açık oldukları da ortaya çıkabilir ve aşılama yönteminden çiftin fayda göreceği anlaşılabilir. Ayrıca Laparoskopi anında tüplerdeki sorun daha net olarak ortaya konup anında tedavisi de yapılabilir ve gerekli müdahaleyle kanalların açılması da sağlanabilir. Elbette bu her olguda geçerli olmayabilir ve Laparoskopi sonrasında çiftin ancak tüp bebek tedavisinden fayda göreceği de ortaya çıkabilir.

  • TÜPLERİN TIKALI OLMASI

    TÜPLERİN TIKALI OLMASI

    Tüplerin tıkalı olması, en sık rastlanılan infertilite nedenlerinden biridir. Fallop tüpleri

    vücudun her iki tarafında yumurtalıklardan rahme doğru uzanır ve tüplerin her ikisinin de tıkalı

    olması gebe kalmaya engel teşkil eder.

    Fallop tüplerinin infundibular kısmı yumurtalıklara en yakın kısım olup buradan fimbria

    denilen uzantılar ovaryum yüzeyine kadar uzanır. Fimbria üzeri saç kılı gibi ince tüylerle (cilia

    hücreleri) kaplıdır. Yumurtlama döneminde hormonların etkisi ile fimbria yumurtalıklar üzerinde

    yumuşak hareketlerle süpürme işlemi yaparak atılan ovumu yakalar. Fimbria ve cilia aracılığıyla

    yakalanan ovum Fallop tüpüne doğru sürüklenirken ovum bazen burada sperm ile karşılaşarak

    döllenir, zigot halinde beslenerek tüba içinde yoluna devam eder ve rahim içine düşer.

    Tüpün en geniş kısmı ampuller bölgesidir, en dar kısmı ise utero­ tubal birleşim yerinde

    olan isthmus parçasıdır.

    Fallop tüplerinde infundibular ve ampuller bölgede östrojen etkisi ile fazla miktarda olan

    ciliar hücreler ile bunların arasında tübüler sıvı üreten progesteron hormonu etkisi ile artan peg

    hücreleri bulunur. Bu hücrelerin ürettiği sıvı spermlerin kapasitasyonunu da artırıcı yönde etki eder

    ve spem, oosit ve zigot için oldukça besleyicidir. Estrojen ve progesteron hormonları tübüler

    fonksiyonlar için çok önemli hormonlardır.

    Fallop Tüplerinin Tıkanması

    Fallop tüpleri tıkandığı bölgeye göre sınıflandırılır:

    Distal Tubal Tıkanıklık: Fallop tüpleri yumurtalığa yakın ucundan tıkanacak olursa

    hidrosalpinx adı verilir. En sık klamidya adı verilen cinsel yolla bulaşan hastalıklar nedeniyle

    tıkanabilir. Eğer tadavi edilmezse hem tüplerde hem de pelviste yapışıklıklar ortaya çıkar. Fimbria

    da hasar görür, yapışırsa yumurtlama zamanında atılan ovumun yakalanması fonksiyonu ortadan

    kalkar ve infertilite problemleri görülür.

    Tübanın Orta Segmentinin Tıkanması: Daha çok tüplerin bağlanması sırasında orta

    segmentte tıkanıklık olabilir. Tüplerin açılması için yapılan operasyonda %75 başarı sağlanır.

    Proksimal Tübal Tıkanıklık: Tüplerin uterusa yakın olan kısmında tıkanıklık olması

    anlamına gelir. Düşükler, pelvik enfeksiyonlar, ölü gebelik ve bu kısmı ilgilendiren doğum kontrol

    yöntemleri proksimal tubal tıkanıklığa en çok neden olan durumlardır.

    Fallop Tüplerinde En Sık Tıkanıklık Yapan Nedenler:

    ­Sezaryen gibi pelvik operasyonlar

    ­Pelvik inflamatuar hastalıklar

    ­Endometriozis

    ­Dış gebelik

    ­Myomlar

    ­Tüplerin bağlanması

    ­En çok az gelişmiş ülkelerde rastlanan genital tüberküloz

    Fallop Tüpü Tıkanıklığı Tanısı

    Histerosalpingografi (HSG): Bir x­ray testidir. Fallop tüplerinde tıkanıklık olup

    olmadığını anlamak için vajinadan uygulanan bir kanül vasıtasıyla kontras boya maddesi

    (radyopak madde) ile önce rahim içi doldurulur sonra da tüplerden geçmesi sağlanır ve çoğu

    zaman skopi altında gözlenerek kontras madde uygulanır ve sonra rontgen filmi çekilir. Eğer

    tüplerde tıkanıklık varsa kontras madde tüplerden geçemez.

    Kromotübasyon: HSG işlemine benzer bir işlem olmakla beraber, kromotübasyon

    mutlaka cerrahi bir işlem (laparoskopi işlemi) sırasında gerçekleştirilir. Laparoskopik gözlem

    altında boya (çok zaman metilen mavisi) vajinal yoldan uygulanan bir kanül vasıtasıyla rahme

    verilir, eğer tübalar açıksa daha sonra bu boyanın tüplerden geçtiği ve peritona yayıldığı direk

    izlenebilir.

    Sonohisterografi: Tüplerin geçirgenliğini belirlemek için ultrason eşliğinde yapılan

    noninvasif bir işlemdir. Rahim içine steril şartlarda bir kanül ile serum fizyolojik verilerek rahim

    içi doldurulurken tübaların içinden sıvının geçmesi sağlanır ve aynı anda ultrasonda rahim içinde

    myom, polip ya da tüplerde tıkanıklık, hidrosalpinx vs. var mı gözlenebilir.

    Fallop Tüplerini Açmak:

    Fallop tüplerinin tıkanma nedenine ve tıkanan segmentine bağlı olarak eğer uygunsa

    çeşitli tıbbı ve cerrahi işlemler ile Fallop tüplerindeki tıkanıklık tedavi edilmeye çalışılır. İnfertil

    olan hastalarda tüpler tıkalı olduğunda çoğu zaman cerrahi tedavi yerine tüp bebek tedavisi tercih

    Makale Yazım Tarihi: 08.08.2016

    Op. Dr. Kutlugül Yüksel

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

    Eskişehir yolu, 9. Km, No: 266, Tepe Prime

    C Blok No: 45 Ankara

    Tel: 0312 4258530

    Cep: 0532 6121783

    www.kutlugulyuksel.com.tr

    www.ankarakadindogumcu.com

  • Tüp Bebek Ne Kadar Sürer?

    Tüp Bebek Ne Kadar Sürer?

    Kısırlık, çiftlerin bir sene boyunca cinsel ilişkide bulunması ancak hamileliğin gerçekleşmemesi durumudur. Gebelik sağlansa dahi, düşük ile sonuçlanma söz konusu olabilir. Bu gibi durumlar da kısırlık olarak kabul edilmektedir. Her yüz çiftten 15’i kısırlık sorunu yaşamaktadır. Bu %15’lik oranının %25’inde herhangi bir sorun tespit edilemese dahi kısırlık söz konusudur. 
    Kısırlık sorunu yaşayan çiftlerde erkek kaynaklı kısırlıklar %45’lik bir oranı kapsarken, kadın kaynaklı kısırlıklar da %45 oranında yaşanmaktadır. Geriye kalan %10’luk kısımda ise açıklanamayan kısırlık problemi mevcuttur. 
    Kısırlık Sebepleri
    Anne adayının kısırlık sebepleri:

    -Yumurtlama bozuklukları
    Düzenli olarak adet görmeyen kadınlarda yumurtlama bozuklukları akla gelmelidir. Yumurtlama bozuklukları, gebe kalmayı zorlaştıran bir faktördür.

    -Tüp (kanal) tıkanıklığı ya da hasarı:
    Tüplerin ikisinin de kapalı olması durumunda çift, doğal yollarla gebe kalamaz. 

    -Endometriozis:
    Rahim içi dokusu, rahim dışında gelişim gösterebilmektedir. Bu sorun çeşitli durumlarda kısırlığa yol açabilmektedir.

    -Anne adayının yaşı:
    Anne adayının yaşının ilerlemesiyle yumurtalık rezervleri azalmaktadır. Yumurtalık rezervlerinin azalması 35 yaşından sonra hızlanmaktadır. Bu sebeple de ilerleyen yaşlarda çocuk sahibi olma şansı azalmaktadır.

    -Çevresel koşullar:
    Stres, sigara kullanımı, alkol alışkanlığı, iyi olmayan beslenme düzeni, çeşitli ilaçların sürekli kullanımı gebeliğin oluşma olasılığını düşüren hususlardır.

    Baba adayının kısırlık sebepleri:
    Sperm sayısı, sperm hareketliliği ve morfolojisiyle ilgili problemler, kısırlık konusunda en yaygın şekilde karşılaşılan faktörler arasındadır. Bu durumu belirleyebilmek için semen analizi yani spermiogram yapılmaktadır. Semen analizinin neticelerinin doğru bir şekilde değerlendirilebilmesi için erkek adayın 3 gün cinsel perhize girmesi gerekmektedir. Sperm analizi neticesinde şayet sperm hücre sayısı yeterli çıkmaz ise tüp bebek yöntemlerine başvurulabilmektedir.

    Tüp bebek tedavisi ne kadar sürer?
    Tüp bebek tedavisinin ne kadar süreceği kısırlık sebebine göre değişkenlik göstermektedir. Bu tedavi yöntemi; uzun ve kısa protokol olarak ikiye ayrılmaktadır. Uzun protokol yaklaşık olarak 45 günde tamamlanmaktadır. Bu sürecin ilk aşaması, hastanın ilaç kullandığı bölümü kapsamaktadır. Bu aşamadan sonra ise yumurtalıkların uyarılması aşamasına geçilir, ardından ise yumurtaların toplanması ve embriyo transferi ile tedavi sona erer.
    Transfer ardından 12 gün sonra kanda hamilelik testi uygulanır. Kısa protokolde ise ön hazırlık dönemi yoktur. Bu protokolde direkt olarak yumurtalıkların uyarımı aşamasına geçilir. Bundan sonraki aşamalar uzun protokolle aynıdır. Kısa protokol ise ortalama olarak 18 gün sürer.

  • Enteral beslenme

    Enteral beslenme

    Enteral Beslenme Nedir?

    Enteral beslenme, işlev­sel sindirim sistemine sahip olduğu halde günlük alması gereken besin miktarını ağız yoluyla alamayan hastalarda alternatif beslenme çeşidi ile besinlerin bir tüp aracılığıyla mideye veya ince bağırsağa verilmesidir. Son 20 yılda uzun süre kulla­nılabilen poliüretan ve silikon tüplerin kul­lanıma girmesi, küçük taşınabilir pompalar ve yeni enteral beslenme ürünlerinin geliş­tirilmesiyle birlikte enteral beslenme gide­rek artan bir sıklıkta kullanılmaya başlan­mıştır.

    Enteral beslenmeye karar verme ve uygulama aşamasında bazı sorulara yanıt ara­nır;
    Hastada enteral beslenme uygulaması gerekli midir?
    Ağızdan yeterli besin alamayan kişiler 2 şe­kilde beslenebilirler; damar yoluyla (İV: intra venöz) beslen­me ve enteral (tüple) beslenme. İşlevsel bir sindirim sistemi varsa enteral beslenme her zaman damar yoluyla beslenmeye ter­cih edilir. Damar yoluyla beslenmeyle kar­şılaştırıldığında enteral beslenme bir çok avantaja sahiptir; daha ucuzdur, daha kolay uygulanır, enfeksiyon daha nadirdir, bağır­sak hücreleri için daha fizyolojik ve besle­yicidir, beslenmeye bağlı karaciğer hastalı­ğı daha nadirdir.
    Enteral beslenme önerilmesi için temel kri­ter hastanın alması gereken günlük besini ağız yoluyla alamamasıdır. Bunun nedenle­ri yaşa göre değişir;

    Yenidoğan döneminde zamanından erken doğma (prematürelik) ve doğuştan sindirim sistemi yapısal bozuk­lukları en sık neden iken,

    çocuklarda do­ğuştan veya sonradan yeterli bağırsak uzunluğunun olmaması (kısa bağırsak sen­dromu),

    beyin felci,

    kalp ve solunum yolla­rı hastalıkları,

    erişkinlerde ise inme, yemek borusu ve ağız bölgesi kanserleri, yanık ve travmalar

    başta gelir.
    Enteral beslenmenin kesinlikle uygulanma­ması gereken hastalar ise bağırsak tıkanma­sı ve besinler bir şekilde verilse bile sindi­rim sisteminden emilimin mümkün olma­yacağı durumlardır.
    Veriliş yolu:
    Besinlerin tüple (sondayla) verilebileceği iki bölge vardır; mide veya ince bağırsak.
    Bu bölgelere beslenme tüpü­nün yerleştirilmesi ise iki yöntemle olabi­lir;
    1- Burun ya da ağız yoluyla (küçük be­beklerde) tüpün mide ya da ince bağırsağa yerleştirilmesi (nazogastrik -NG- beslenme),
    2- Değişik yöntemlerle (endoskopi yoluyla, radyolojik olarak ya da ameliyatla) mide (gastrostomi) veya ince bağırsağa (jejunostomi) karın ön duvarın­dan tüp yerleştirilmesi.
    Enteral beslenme­nin kısa (4-6 hafta) süreceği düşünülen has­talarda burun yoluyla tüp yerleştirilmesi tercih edilirken, daha uzun süre enteral beslenme gerekeceği düşünülen hastalarda ise ikinci yöntem tercih edilir. Ayrıca psikososyal faktörler, hasta ve ailesinin uyu­mu, deneyim ve maliyet de seçimi etkile­yen faktörler arasındadır. Çoğunlukla tüpün mideye yerleştirilmesi tercih edilir; daha fizyolojiktir, mide asidi mikroplara karşı koruyucudur, bakımı ve yerleştirmesi daha kolaydır, sindirime ya­rarlı bazı kimyasalları içerir ve yüksek ha­cimde besini kısa sürede vermeye uygun­dur. Kusma ve dolayısıyla akciğerlere besin kaçma riskinin yüksek olduğu veya mide­nin kullanılamadığı durumlarda ise ince ba­ğırsağa yerleştirilmiş tüpler tercih edilir.
    Verilecek ürünün seçimi:
    En uygun ürünü seçmek için hastanın yaşı (bebek, çocuk, erişkin gibi), hastalığı (kısa bağırsak sen­dromu, sarılık, felç, v.b.) ve hastalığının ak-tivasyonu, beslenme sorununun özelliği, alerjisinin olup olmadığı, besin ve sıvı ge­reksinimi ve sindirim sisteminin anato­mik/işlevsel durumu göz önünde bulundu­rulmalıdır. Bugün her yaş için uygun ürün­ler ticari olarak vardır. On yaşından sonra erişkinler için kullanılan ürünler çocuklar­da da kullanılabilir. Ayrıca hastalığa özel (akciğer hastaları, şeker hastaları gibi) for­müller de bulunur. Verilecek mama ne ka­dar özel ise fiyatı o kadar fazladır. Bu neden­le gerekmedikçe özel mamalar kullanılma­malıdır.
    Ekonomik koşulların iyi olmadığı durum­larda blendırdan geçirilmiş diyetler de kul­lanılabilir. Ancak hazırlanmaları zaman alı­cıdır, formülalara (mamalara) göre daha az akışkan ol­duklarından tüpün tıkanma riskini artırır­lar, standartlara uygun hazırlamak müm­kün olmaz, bir çok besin maddesini içer­mez ya da yeterli miktarda içermez, mik­rop bulaşma riski yüksektir ve hastanın ih­tiyacına göre uyarlama yapmak güçtür.
    Verilecek besin miktarı ve öğeleri:
    Hasta­nın sıvı, enerji, protein, elektrolit ve mine­ral, vitamin ve eser element gereksinimleri hesaplanmalı ve seçtiğimiz üründen gün­lük verdiğimiz miktarın gereksinimleri kar­şılayıp karşılamadığı hesaplanmalıdır. Has­taların yaş, cinsiyet, şikayet, fiziksel aktivi­te ve sağlık durumuna göre bireysel ihti­yaçlarında farklılık gözlenir.
    Örneğin, yata­ğa bağımlı az hareketli bir hastanın enerji gereksinimi düşük olacaktır. Bu enerji ge­reksinimini karşılayacak besin miktarı gün­lük sıvı gereksinimini karşılamayabilir. Ay­nı şekilde verilen miktar hastanın elektro­lit, kalsiyum, eser element, vitamin gibi di­ğer gereksinimlerini de karşılayamayabilir. Alınması önerilen günlük miktarlara göre bunlar tek tek hesaplanıp açıkları ayrıca vermelidir. Hastaların günlük gereksinimle­rinin hesaplanmasında yaşa ve cinse göre belirlenmiş tablolardan yararlanılır.
    Günlük kalorinin, özel bir nedeni olmadık­ça, %50 kadarı karbohidrat, %35 kadarı yağ ve %15 kadarı proteinden sağlanmalıdır.
    Veriliş şekli:
    Enteral beslenme ürünleri 2 şekilde verilebilir;
    1-Bolus şeklinde: Bir öğünde verilmesi planlanan miktar normal beslenmeye benzer şekilde 10-20 dakika içinde verilir. Basit, genellikle alet gerektir­meyen, evde beslenmeye daha uygun bir yöntemdir. Daha fizyolojiktir ve sindirim sisteminin gelişmesini, trofik faktörlerin sa­lınmasını ve normal bağırsak hareketlerini daha iyi uyarır.
    2- Devamlı infüzyon şeklin­de (uzun sürede damla damla vermek): İn­ce bağırsağa besin verildiği durumlarda bolus beslenme iyi tolere edilemez ve devam­lı infüzyon tercih edilir. Bağırsakların sindi­rim ve emilim işlevlerinin azaldığı kronik ishal, malabsorpsiyon (emilim bozukluğu) ve kısa bağırsak sendromu olan hastalarda da devamlı infüzyon daha iyi tolere edilir.
    Enteral beslenmenin komplikasyonları (istenmeyen olumsuz etkileri):
    Sindirim sistemiyle ilgili olarak ishal, bulantı, kus­ma, karında kramp ve şişkinlik olabilir. Bu sorunlar görüldüğünde mutlaka tüpün yeri ve devamlılığı, mamanın veriliş hızı ve oz-molalitesi (yoğunluğu) kontrol edilmelidir. Devamlı in­füzyon ve pompa ile vermek, ozmolalitesi düşük bir mamayı daha az hacimde vermek alınabilecek önlemler arasındadır. Mama veya beslenme için kullanılan araç ve ge­reçlerin temizliği ve hazırlama aşamaları gözden geçirilmeli, hazırlanan mamalar oda ısısında 4-8 saatten fazla bekletilmeme­lidir.
    Solunum sistemi ile ilgili olarak mide içeri­ğinin akciğerlere kaçması ve buna bağlı zatürre (pnömoni), tüpün yanlış yerleştirilmesi veya tü­pün hava yoluna kaçması ölümcül sonuçlar doğurabilir. Yüksek riskli hastalarda ince bağırsağa yerleştirilmiş tüplerin kullanılma­sı tercih edilmelidir.
    Tüplerin yarattığı mekanik travma veya de­ri/mukozanın mide ve bağırsak salgılarıyla teması sonucu enfeksiyonlara yatkınlık var­dır. Besinlerin hazırlanması veya verilmesi sırasında olabilecek bulaşma da önemlidir. Mekanik komplikasyon olarak beslenme tüpünün yeri değişebilir, tamamen çıkabi­lir veya tıkanabilir. Tüpün tıkanmasını ön­lemek için tüp düzenli aralıklarla (devamlı infüzyon için 8 saatte bir, bolus beslenme­de her beslenme sonrası) suyla yıkanmalı­dır.
    Bunların dışında, damar yoluyla beslenme­ye göre daha nadir olsa da, metabolik komplikasyonlar gelişebilir. Sıvı ve elektro­lit dengesizlikleri, kan şekeri yükselmesi veya düşmesi başlıca oanlarıdır.
    Enteral beslenmeden ağızdan beslenme­ye geçiş:
    Çocuklar için ağızdan beslenme öğrenilen bir işlevdir. Çiğneme, yutma gibi işlevler ancak zamanında uygulama olanağı sağlanmasıyla elde edilebilir. Bu nedenle, enteral beslenen çocuklar kesin kontrendikasyon (yapılmaması gereken durum) olmadıkça çok az da olsa mutlaka ağızdan almaya teşvik edilmelidir. Enteral beslenmeden oral beslenmeye geçişte ağız yolu ile alınan miktarlar yeterli enerji sağla­yacak düzeye ulaştığında enteral beslenme­ye son verilir. Hastalığı nedeniyle ağızdan beslenmesi mümkün olmayan hastalara en­teral beslenmeye devam edilir ve bu hasta­lar/yakınları evde bu işlemi yürütecek şe­kilde eğitilirler.
    Evde enteral beslenme:
    Son yıllarda kulla­nılan malzeme ve yöntemlerdeki gelişme­lerle beraber evde enteral beslenme uygu­lanan hasta sayısında büyük bir artış olmuş­tur. Evde enteral beslenme ucuzluğu yanın­da hastanede kalmaya göre yaşam süresi ve kalitesine de olumlu etki eder. Uzun süreli enteral beslenme alacağı düşünülen her hastada evde enteral beslenme planlanır ve aile/hasta eğitilir.

  • Çocuk ve bebeklerde kulak tüpü

    ORTA KULAKTA SIVI TOPLANMASINDA ERKEN VEYA GEÇ TÜP KONULMASININ GELİŞİME ETKİSİ

    Lokal enfeksiyon bulguları olmadan ,sağlam kulak zarı arkasında sıvı toplanması Seröz otit veya sekretuvar otitis media olarak bilinir. Her ne kadar tedavine antibiyotikler, kortizon vb ilaçlar önerilmekte isede ,son yıllarda kabul gören tedavi biçimi beklemek (çünkü olguların %85 i kendiliğinden iyileşebilmektedir). Ek olarak kulağa tüp konulmasınin, antibiyotikler, antihistaminikler, dekonjestanların bir yarar olmadığı açıktır.

    Daha önceden kulak tüpü yerleştirilmeyen çocuklarda gelişimsel bozukluklara yol açabileceği iddialari nedeniyle bir çok çocuk kendiliğnden iyileşme şansı varken operasyona gidiyordu.

    Pitsburg Üniversitesinden Paradise JL ve arkadaşlarının yaptığı ve 2007 de yayınlanan bir çalışma, 9 aya kadar uzayan sürelerde beklenildiği halde iyileşmeyince tüp konulan hastalar da dil,konuşma psikolojik ve kavrama alanında bir gelişme geriliği olmadığını göstermektedir.Daha önce 3,4 ve 6 yaşlarında bu farkın olmadığını gösteren araştırmacılar,yeni olarak 9-11 yaş arasındada çocukları sosyal,akademik ve dikkat becerileri yönündende izleyip şu sonuca varmışlardır:

    Diğer açılardan sağlıklı olan bir çocuğa beklemek yerine çabucak tüp takılması gelişimi hızlandırmamaktadır.

    Son söz doktorunuzundur, ancak beklemenin ( hem de 9 aya kadar) kendiliğnden iyileşme şansı yaratabileceğini unutmayınız.

  • Yeni doğan bebeğiniz beslenemiyorsa dikkat

    Yemek Borusu Tıkanıklığı ( Özofagus Atrezisi )

    Özofagus (yemek borusu) yutakla mide arasında geçişi sağlayan tüp şeklindeki organdır. “Özofagus atrezisi” ise özofagusun bir kısmının oluşmamasıdır. 2000-3000 doğumda bir görülür. Hastaların çoğunda ek hastalıklar (özellikle kalp hastalıkları) ve kromozom anomalileri de görülebilir. Birkaç tipi vardır; yemek borusu tek başına kapalı olabilir, yemek borusu kapalı olup soluk borusuyla arasında ince bağlantılar olabilir veya yemek borusu iyi gelişmiş olup soluk borusuyla arasında köprü gibi bağlantı olabilir.

    ANNE KARNINDA TANI KONABİLİR Mİ?

    Gebelik sırasında yapılan ultrasonografiler ile bazen bu tanıdan şüphelenilebilir. Ultrasonografide midenin görülmemesi akla öncelikle özofagus atrezisini getirir. Ancak özofagus atrezilerinin büyük bölümünde soluk borusu ile özofagusun alt bölümü arasında fistül dediğimiz ince bir bağlantı olduğundan ve bu fistül sayesinde soluk borusundan yemek borusuna ve dolayısıyla mide ve barsaklara hava geçişi olduğundan midede hava/sıvı görülebilir. Dolayısıyla tanı gebelik sırasında koyulamayabilir.

    Anne karnında özofagus atrezisi öntanısı koyulmuşsa, doğum mümkünse yenidoğan yoğun bakım imkanı olan, çocuk cerrahisi uzmanının bulunduğu ve yenidoğan cerrahisinin yapılmasına uygun olan merkezlerde yapılmalıdır.

    ÖZOFAGUS ATREZİSİ NASIL ANLAŞILIR?

    Yenidoğan bebek tükrüğünü yutamaz ve beslenemez. Tükrükleri hem ağzından dışarı akar, hem de soluk borusuna kaçtığından bebeğin soluk almasını güçleştirir. Böyle bir bebeğin ağzından ince bir plastik tüp (sonda) yerleştirmeye çalıştığımızda sondanın ilerlemediğini farkederiz, röntgende de bu sondanın ucu kapalı olan gelişmemiş yemek borusunun içinde kıvrıldığını görürüz.

    TEDAVİSİ NASILDIR ?

    Bebeğin yaşamını devam ettirmesi için cerrahi müdahale gereklidir. Ancak anomalinin tipine göre ameliyatın şekli ve zamanı farklı olabilir. Bebeğin ameliyata alınmasını engelleyecek ek bir problem yoksa (akciğer enfeksiyonu, ağır kalp hastalığı) bebek birkaç günlükken ameliyata alınabilir.

    AMELİYAT NASIL YAPILIR ?

    Cerrahın deneyimi ve merkezin imkanları doğrultusunda; açık veya laparoskopik olarak göğüs boşluğuna girilir. Yemek borusunun üst ve alt uçları bulunur. Soluk borusuyla arasında fistül varsa önce bu ayrılır ve soluk borusu tamir edilir. Daha sonra yemek borusunun uçları birbirine dikilir. Bu uçlar arasında çap farkı olduğundan onarım sonrası yemek borusu kabaca bir kadehe benzer. Yemek borusunun içinde ince bir beslenme sondası bırakılabilir. Ayrıca oluşabilecek kaçağı boşaltmak için göğüs boşluğuna da bir tüp yerleştirilebilir.

    AMELİYATTAN SONRAKİ SÜREÇ NEDİR?

    Ameliyattan sonra hasta yenidoğan yoğun bakım servisinde izleme alınır. Yapılan ameliyatın durumuna göre birkaç gün solunum cihazına bağlı olarak takip edilebilir ve kendi solunumunun yeterli olduğunun görülünce makine desteği sonlandırılır. Yemek borusuna takılı tüpten beslenebilir. Yemek borusunun ucuca eklenen yerinden tükürük kaçağının olup olmadığı takılı olan tüpten takip edilir. 1 hafta sonra bebeğe ilaçlı bir film çekilir; ağzından verilen ilacın göğüs kafesine kaçmadığı ve mideye geçebildiği görülür ve yemek borusundaki beslenme sondası çekilir. Daha sonra göğüs tüpü de çekilir ve taburcu edilir.

    AMELİYAT SONRASI SORUNLAR NELERDİR ?

    Bu bebekler için anne sütü veya sıvı mamayla beslendikleri döenmde pek bir sorun oluşmaz. Ancak ek gıdalara başlandıktan sonra tüm yiyecekler püre haline getirilmelidir. 1,5-2 yaşından sonra da sert gıdalar çatalla ezilerek verilmeli, çocuk 4-5 yaşına gelince de iyice çiğneyerek yemek yemesi öğretilmelidir.

    Ek anomalisi olmayan özofagus atrezilerinde yaşama oranı yüksektir. Ancak bu çocuklar hayatlarının sonraki dönemlerinde özofagus motilite bozukluğu, gastroözofageal reflü (mideden yemek borusuna kaçak), aspirasyon, yemek borusundaki dikiş hattında daralma ve yutmada güçlük, tekrarlayan trakeoözofagus fistülü gibi sorunlarla karşılaşabilirler.

    Reflü için medikal tedavi çoğu zaman yeterli olurken, dikiş hattında daralmalar bir veya birçok kez endoskopiyi ve balonla genişletme ameliyatlarını gerekli kılabilir.