Etiket: Tümörler

  • Çocuklarda kanser ne zaman?

    Çocukluk çağı kanserlerinde uyarıcı belirtiler nelerdir?

    Çocukluk çağında kanserin erken tanısı için, erişkinlerde kullanılan tarama testleri mevcut değildir. En sık raslanan bulgu ve belirtiler şunlardır:

    – Boyun, koltuk altı ve kasık bölgesinde lenf bezelerinde şişlikler,

    – Vücudun herhangi bir bölgesinde şişlik

    – Solukluk, halsizlik.- Sık ateşlenme

    – Ciltte morluklar, çürükler

    – Burun, dişeti kanamaları

    – Baş ağrısı, kusma

    – Ateşsiz havale geçirme

    – Dengesizlik, yürüme bozukluğu, görme bozukluğu

    – Kemik, eklem ağrıları

    – Enfeksiyon tedavisine rağmen sebat eden öksürük, nefes darlığı,

    – Gelişme geriliği, aşırı kilo kaybı

    – İdrarda kan, idrar ve dışkılamada zorlanma

    – Göz bebeğinde parlaklık, gözde kayma

    Çocukluk çağında görülen kanserlerin sıklık sırasına göre dağılımı şöyledir:

    – Lösemiler(kan kanseri) %30

    – Santral sinir sistemi tümörleri(Beyin tümörleri) %19

    – Lenfomalar(Lenf bezesinden kaynaklanan kanserler) %13

    – Nöroblastom (İlkel sinir hücrelerinden köken alan kanserler) %8

    – Yumuşak doku sarkomları (en sık rabdomiyosarkom görülür) %7

    – Wilms’ tümörü (böbrek tümörü) %6

    – Kemik tümörleri (Osteosarkom, Ewing sarkomu) %5

    – Diğer tümörler %12 (Retinoblastom (Göz tümörü), Germ hücreli tümörler, Karaciğer kanserleri ve diğer kanserler)…..Ülkemizde lenfomalar ikinci sıklıkta görülmektedir.

    kanserin nedeni kesin bilinmemekle birlikte, kanser oluşumunda rol oynayan bazı yapısal ve çevresel risk faktörleri vardır. Bunlar şöyle sıralanabilir:

    – Bazı doğumsal/kalıtsal bozukluklar ve hastalıklar,

    – Bağışıklık yetersizliği sendromları

    – Çeşitli virüs enfeksiyonları,

    – Radyasyona maruz kalma, güneşe uygunsuz saatlerde çıkma

    – Bazı kimyasal maddeler(benzen, pestisidler gibi)çevre kirliliği,gıda kirliliği,teknolojik kirlilik

    – Hamilelikte kullanılan bazı ilaçlar

    – Ailesel .genetik kanser sendromları…Çocukluk çağı kanserlerinin tedavi şansları çok yüksektir. Tüm çocukların, gerek büyüme gelişmelerinin takibi, gerekse genel muayeneleri açısından düzenli doktor kontrolune gitmeleri önemlidir. Çocukluk çağı kanserlerine ilişkin bulgu ve belirtiler gözlendiğinde ise , derhal hekime ve kanser şüphesi varsa tam teşekküllü sağlık kurumlarına başvurmak gerekir. Unutulmamalıdır ki, erken tanı ile başarı daha da artmaktadır. Günümüzde kansere yakalanan çocukların yaklaşık % 70’i tamamen iyileşebilmektedir. Bu çocukların toplumun sağlıklı birer bireyi olarak uzun bir hayat yaşayabilmeleri için hem etkin tedaviyle çocukları kanserden iyileştirmek, iyi ve doğru beslemek,psikolojik tam destek vermek ,çevre düzenlemesine dikkat etmek ,hem de tedaviyi geç yan etkilerin en az olacağı şekilde planlamak gereklidir

  • Kanserli çocuklarda beslenme

    Kanserli çocuklarda beslenme

    Kanser günümüzde, çocuklarda ölüme neden olan hastalıkların üst sıralarında yer almaktadır. Kanser ve kanser tedavisi gıda alımını, emilimini ve metabolizmayı etkileyerek beslenme bozukluklarına neden olmaktadır. Çocukluk çağı tümörlerinde aşırı zayıflık (malnütrisyon) sık görülmekte, özellikle nöroblastom, Wilms tümörü ve Ewing sarkom gibi tümörlerin ileri evrelerinde ve metastaz varlığında görülme oranı artmaktadır. Malnütrisyon varlığında enfeksiyonlara direnç azalmakta, kemoterapide aksamalar olmakta, hastanede yatış süresi uzamakta, sekel oluşumu ve ölüm oranları yükselmektedir.

    Kanserli Çocukta Malnütrisyon Gelişmesinde Rol Oynayan Faktörler

    Sindirim sistemine radyasyon tedavisi uygulanması, sık aralıklarla kemoterapi verilmesi, büyük karın ameliyatları, hastalık evresinin ilerlemiş olması ve çocuğun aile ve sağlık kurumu desteğinden yoksun olması malnütrisyon gelişiminde risk faktörlerini oluşturur. Bunların yanı sıra, psikolojik nedenlerle ya da kemoterapötik ajanların veya eşlik eden enfeksiyonların etkisiyle gelişen iştahsızlık besin alımını azaltır. Yine ağızda yaralar ve iltihaplar, ağızda tat ve koku değişikliği ve bulantı hissi ağızdan beslenmeyi azaltırken, kusma ve ishalle olan kayıplar da enerji açığını belirgin hale getirir. Kanser hastalarında diyetle alınan şekerin yanı sıra glukoneogenezisle aminoasitlerden glukoz yapımına da ihtiyaç vardır.

    Çocuklar, erişkinlere göre vücutlarındaki yağ oranlarının az olması, dolayısıyla kalori depolarının azlığı nedeniyle daha kısa sürede malnütrisyona girerler. Bu nedenlerle, kanserli çocuk hastalarda malnütrisyon sık gelişmekte, özellikle kemoterapi süresince daha belirgin hale gelmektedir.

    Beslenme Desteği Gerektirme Kriterleri

    Özellikle çocuğun ağızdan alımını etkileyen ağız boşluğu, geniz ve yemek borusu tümörleri, sindirim sistemini ilgilendiren tümörler ve ileri evre tümörler yüksek malnütrisyon geliştirme riskine sahiptirler. Bu hastalar daha yakından izlenmeli, hem ilk başvuru anında hem de ilerleyen tedavi dönemlerinde iştah ve günlük tükettikleri kalori açısından sorgulanmalı ve ölçümler ve biyokimyasal testlerle beslenme durumları değerlendirilmelidir. Bu değerlendirmeler sonunda hastanın beslenme desteğine ihtiyacı olup olmadığı ve varsa desteğin ne şekilde yapılacağına karar verilir.

    Tedavi Planı

    Beslenme desteğine ihtiyaç olduğu belirlenen hastaya, beslenme bozukluğunun derecesine, siindirim sistemi kullanıp kullanamamasına göre bir tedavi planı çizilir ve aşağıdaki yollardan biri seçilir.

    1) Ağızdan alım isteğini arttırma

    2) Enteral (nazogastrik veya PEG) ile beslenme desteği

    3) Damardan beslenme desteği

    4) Kombinasyon seçenekleri

    Ağızdan Beslenme Desteği

    Kanser tedavisi sırasında iştah kaybı, bulantı-kusma ve ağız iltihapları gibi hastanın ağızdan alımını engelleyen birçok yan etki ortaya çıkmaktadır. Bu yan etkilerin sonuçlarını en aza indirgeyecek bir destek tedavisi yapılmalı ve ailenin de işbirliği sağlanmalıdır. Hastanede yatan hastalarda, kemoterapinin neden olduğu iştah kaybını azaltmak için tedavi saatleriyle yemek dağıtım saatlerinin çakışmamasına özen gösterilmelidir. Ayrıca hastanın refakatçisiyle birlikte yemek yemesinin, hastanın ve hasta ailesinin memnuniyetini arttırdığı gösterilmiştir. Hastanın diyeti, beslenme öyküsü ve kalori-protein ihtiyacına göre besin değeri yüksek, sevilen gıdalarla zenginleştirmeye çalışılmalıdır. Hazır tıbbi sıvı ürünler diyete eklenebilir, ancak bunlar da çocuğun öğünlerdeki alımını azalttığı için öğün aralarında ve öğün öncesi değil, öğünlerden sonra verilmesi önerilmektedir.

    Çocuk kanser hastalarının kemoterapi dönemlerinde günlük kalori alımları ve beslenme alışkanlıklarını araştıran bir çalışmada, çocukların hastanede kaldıkları sürece ağızdan alımlarının daha az olduğu, bunda da hastane yemeklerini sevmemelerinin rolü olduğu, hastanede yatarken evden getirilen yemekleri hastane yemeklerine göre daha iyi tükettikleri gösterilmiştir. Her şeye rağmen bu hastaların kemoterapi dönemlerinde oral alımlarının günlük alınması gereken kalori ihtiyacının çok altında kaldığı, hastanede kalınan günlerde bu kalorinin ancak %63’ünün karşılandığı, eve çıkılan günlerde bile bu oranın %77’yi aşmadığı gösterilmiştir (3).

    Tüm bu önlemlere rağmen alınması gereken enerjiye ulaşılamıyorsa enteral ve/veya damardan destek yapılmalıdır.

    Enteral Beslenme Desteği (nazogastrik veya PEG)

    Sindirim sistemi sağlam olan hastalarda, aynı zamanda barsak bütünlüğünü de koruduğu için enteral beslenme ilk tercih edilecek yoldur. Ağızdan beslenmeye göre birçok avantajı vardır;

    1) Bazı spesifik besinler tadları kötü olduğu için ağızdan tolere edilemediğinde enteral yolla verilebilir.

    2) Enteral ürün istenilen miktarda ve zamanda verilerek bağırsaktan emilim için en uygun ortam sağlanabilir. Bu özellikle kısa barsak sendromunda ya da kemoterapi veya radyoterapi nedeniyle intestinal mukozada hasar oluştuğunda önem kazanır.

    3) Baş-boyun veya yemek borusu tümörlerinde tıkanıklığa neden olan bölge pas geçilerek PEG ile enteral beslenmeye devam edilebilir.

    Enteral beslenmenin, damardan beslenmeye göre de bazı avantajları vardır;

    1) Kullanımı daha kolay ve pratiktir.

    2) Daha ucuzdur.

    3) Komplikasyonları daha azdır.

    4) Çok daha fizyolojiktir.

    Eğer beslenme desteği 3 aydan uzun sürmeyecekse nazogastrik (burundan mideye) tüp ile daha uzun sürecekse gastrostomi (PEG) (endoskopik olarak karın duvarından mideye tüple beslenme) açılarak enteral beslenme yapılabilir. Özellikle baş-boyun tümörleri ve genizdeki tümörler oral ve nazogastrik yoldan beslenmesi zor olan hasta grubunu oluştururlar ve malnütrisyon açısından yüksek risk taşırlar. Alt gastrointestinal sistemi sağlam olan bu hastalarda erken yerleştirilen gastrostomi tüpü ile yapılan enteral beslenmenin parenterale göre daha üstün olduğu gösterilmiştir.

    Enteral beslenme çocuğun durumuna ve ihtiyacına göre ayarlanır. Ağızdan alımı var ama yetersiz ise gece devamlı enteral beslenme pompası ile verilerek desteklenebilir. Hiç ağızdan alımı yoksa total alması gereken miktar devamlı veya aralıklı olarak verilebilir. Ürün seçimi de hastaya göre ayarlanır. Sindirim ve emilim fonksiyonları normal olan hastalarda tam protein, karbonhidrat ve uzun zincirli yağ asidi içeren ürünler kullanılır, kabızlık varlığında lif içeren ürünler tercih edilebilir. Kronik ishal durumlarında ya da ince barsaktan beslenme gereken durumlarda özel enteral ürünler kullanılır.

    Damardan Beslenme

    Sindirim sisteminin çalışmadığı durumlarda damardan beslenme beslenme desteği sağlanır.

  • Çocuklarda yumuşak doku tümörleri

    Çocuklarda yumuşak doku tümörleri

    RABDOMYOSARKOM: Çocukluk çağında en sık rastlanan yumuşak doku tümörü olan rabdomyosarkom bu çağdaki kanserlerin %5 – 8’ini oluşturur. Herhangi bir anatomik bölgede bulunabilirler. En sık baş ve boyunda (%40), genito üriner sistemde (%20), ekstemitelerde (%20) ve gövdede (%10) bulunurlar. Retroperitoneal bölge (karın arka duvarı) ve diğer bölgeler (%10)’unu oluşturur. Ekstremite lezyonları ileri yaş çocuklarda daha sıktır ve alveolar histolojik yapıya sahiptirler.

    Rabdomyosarkom nörofibromatozlu hastalarda daha sık görülmesi genetik bir etkiyi düşündürür. Rabdomyosarkomun çizgili kaslarla aynı embriyonik yapraktan geliştiği düşünülmektedir. Işık mikroskobu görüntülerine göre Ewing sarkomu, nöroblastom ve Hodgkin dışı lanfomalarıda içeren küçük yuvarlak hücreli tümörler grubuna dahildir. Patolojik örneğin kesin tanısı için iskelet kasına özel antikor kullanılarak yapılan immün-histo kimyasal çalışmalar ve elektron mikroskopisi gerekebilir. Spesifik histolojilk tipin belirlenmesi tedavi planlamada ve prognozu belirlemede önemlidir.

    Rabdomyosarkom’ların bilinen 4 histolojik tipi vardır:

    a- Embriyonel tip: Tüm olguların %60’ını oluşturur. Orta derecede bir prognoza sahiptir.

    b- Botroid tip: Embriyonel formun bir varyantıdır. Tümör hücreleri vücut boşluğuna üzüm salkımı şeklinde uzantılar yapar. Bu tip olguların %6’sını oluşturur ve sıklıkla vajina, uterus, mesane, nozofarenks ve orta kulakta görülür.

    c- Alveolar tip: Tüm olguların %15’ini oluştururlar. Tümör hücreleri alveole benzeyen yapılar oluşturacak şekilde gelişmeye eğilimlidirler. En sık olarak gövdede ve ekstemitelerde görülür ve prognozu en kötü olanıdır.

    d- Pleomorfik tip (Erişkin formu): Çocuklarda nadirdir. Olguların ancak %1’ini oluşturur. Rabdomyosarkomlar en sık, ağrılı ve ağrısız bir kitle ile kendini gösterirler. Bulgular normal yapıların yer değiştirmesinden veya tıkanıklığından kaynaklanır. Nazofarenks kökenli bir tümör burada ödeme, solunum bozukluğuna, burun kanamasına, yutmada ve çiğnemede güçlüğe sebep olabilir. Tümörün kafa içine yayılımı kranial sinir paralizisi, körlük ve artan kafa içi basıncı nedeni ile baş ağrısı ve bulantıya sebep olabilir.

    Primer göz tabanındaki tümörler göz etrafında ödeme, pitoza ve görme bozukluğuna bağlı olarak erken tanı alırlar. Orta kulaktaki tümörler kronik otite, işitme kaybına ve etkilenen tarafta kafa içi bulgular gelişir. Gövde ve ekstremite rabdomyosarkom’u çoğu kez ilk olarak bir travma sonrası fark edilir ve başlangıçta hematom zannedilebilir. Şişlik azalmıyor yada artıyorsa maliğniteden şüphelenilmelidir. Genito-üriner sistem tutulumu sonucu, hematüri, alt üriner sistem tıkanıklığı, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, inkontinans (idrar tutamama) görülebilir. Paratestiküler tümörler genelde skrotum da ağrısız, hızlı büyüyen bir kitle şeklinde kendini gösterebilir.

    Vajinal rabdomyosarkomlar vajina ağzında üzüm salkımına benzer bir kitle halinde sarkmasıyla ortaya çıkabilir (Botroid Sarkom) ve idrar yolu ile kalın bağırsak septomlarına sebep olabilirler. Herhangi bir bölgede oluşan tümör erken yayılım ve akciğer metastazları ile solunum sıkıntısı yapabilirler. Yaygın kemik tutulumu semptomatik hiperkalsemiye neden olabilir, böyle hastalarda primer lezyonun tespiti zorlaşabilir. Hastalarda kesin tanı biyopsi, mikroskopik görüntü ve immünohistokimyasal boyama ile mümkündür. Maalesef hastalığın başlangıç semptomları ile biyopsi arasında çoğu kez aylar geçmektedir. Tanısal işlemler temelde hastalığın tuttuğu bölgeye göre belirlenir. MR, BT ve ultrasonografi tanıda ve uzak metastazların belirlenmesinde önemli yer tutar.

    Tanısal çalışmada en önemli basamak tümör dokusunun değerlendirilmesidir. Bunun için özel histokimyasal ve immün boyaları kullanılır. Tedavi; cerrahi olarak tamamen çıkarılabilen tümörü olan hastalar en iyi prognoza sahiptir. Maalesef rabdomyosarkom’ların çoğu tamamen rezeke edilememektedir. Cerrahi tedavi öncesi bölgesel lenf bezleri, metastazlar ve çevre dokular araştırılarak hastalığın klinik evresi tespit edilmelidir.

    Cerrahi alanı küçültmek için cerrahi öncesi kemoterapi gerekebilir.

    Klinik olarak;

    Grup-1: tümörlerde lezyonun tamamen çıkartılmasını takiben ileride metastaz oluşumunu önlemek için kemoterapi uygulanır.

    Grup-2 : Tümörün çıkartılmasını takiben rezidüel tümör hücrelerini yok etmek için lokal radyoterapi ve sistemik kemoterapi uygulanır.

    Grup-3: Tümörlerde cerrahi sonrası makroskopik olarak geride kalan tümör için, kemoterapi, radyoterapi uygulanır ve takiben kalan tümörlü doku için cerrahi uygulanır.

    Grup-4: Metastatik tümörlü olgularda sistemik kemoterapi ve radyoterapi uygulanır. Cerrahi girişim ile tamamen çıkarılan tümörlü hastalarda %80 – 90 sağkalım, tümörden kurtulma sağlanabilir. Cerrahi ile tamamen çıkartılamayan olgularda cerrahiyi takiben uygulanan radyoterapi ve kemoterapi ile %70’e varan oranlarda uzun dönem hastalıksız kür sağlanabilmektedir. Yaygın hastalığı olan çocuklarda prognoz kötüdür, bunların ancak %50’sinde remisyon sağlanabilir. Remisyon sağlanabilen olguların da yarısından azında kür sağlanabilmektedir. İleri yaş çocuklarda prognoz küçük yaş grubuna göre daha kötüdür.

    DİĞER YUMUŞAK DOKU SARKOMLARI

    Rabdomyosarkom dışı diğer yumuşak doku sarkomları çocuklarda oldukça nadirdir. En sık görülenler histolojik yapılarına göre; Sinovial sarkom, fibrosarkom, maliğn fibröz histositom, leiyomiyosarkom ve nörojenik orjinli tümörlerdir. Bunlar sıklıkla gövde ve alt ekstremitelerde oluşur. Cerrahi, tedavinin temelini oluşturur. Cerrahi girişimden önce tümörün klinik evresi dikkatli bir şekilde araştırılmalıdır. Lenf bezlerine yayılım nadirdir. Ancak kemik ve akciğer yayılımı olup olmadığı araştırılmalıdır. Büyük ve tamamen çıkarılamayan tümörlerde kemoterapi ve radyoterapi düşünülmelidir. Nadir olduklarından prognoz rabdomyosarkom’lar kadar iyi tanımlanamamıştır. Metastatik olgularda, cerrahiye ek olarak, kemoterapi ve radyoterapi uygulanmalıdır. Anahtar Kelimeler : Çocuklarda Yumuşak Doku Tümörleri Rabdomyosarkom Sinovial Sarkom Fibrosarkom Maliğn fibroz histiositom Leiyomyosarkom Nörojenik orjinli tümörler

  • Omurga ve omurilik tümörleri hakkında

    Omurga tümörleri iyi huylu yada kötü huylu olabillir.
    İyi huylu omurga tümörler içinde menenjiom, nöronibrom yada schwanomlar yer alır. Spinal kanal içinde yer asabileceği gibi spinal kanalın dışında da yer alabilir. Bu tür tümörlerin tedavisinde tümörün çıkarılması genelde yeterlidir. Ek olarak bazı durumlarda radyoterapi yada kemoterapi vermek gerekebilir.
    Kötü huylu tümörler ise kemiğin kendisinden kaynaklanabileceği gibi başka bir organdan kaynaklanan metastazlara bağlı tümörler olabilir.

    (Akciğer, meme, prostat ve kolon tümörleri gibi) Bu tür tümörler birden fazla birimin beraber takip ve tedavi etmesi gerektiği hastalıklardır.

    Omurilik Tümörleri

    Omuriliğin kendisinden kaynaklanan tümörler astrositom, glioblastom, ependimom vs. Seçilmiş vakalarda tümörün cerrahi olarak çıkarılması gerekir. Kötü huylu tümörlerin birden fazla klinik tarafından takibi önemlidir.

    Omurga ve Omurilik Tümörlerinin Belirtileri Nelerdir?

    Ortaya çıkan belirtiler omurga veya omuriliğin tutulduğu bölgeye göre değişiklik gösterir. Boyun, sırt yada bel ağrısı, kollarda ve bacaklarda ağrı ve uyuşukluk olabillir. Bunun dışında kollarda, bacaklarda kuvvetsizlik ve idrar kontrolünde sorun olabilir.

    Tanı Nasıl Konulur?

    Bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans (MR) tanı koymada etkili görüntüleme yöntemleridir.

    Tedavi Seçenekleri Nelerdir?

    Ayrıntılı bilgi için doktorunuza başvurun.

  • Sinsice ilerleyen sorun: “omurga tümörleri

    OMURGA TÜMÖRLERİ İKİ NEDENDEN OLUŞABİLİR

    Hastada omurga tümörü belirtileri varsa öncelikle tanı netleştirilmelidir. Çünkü tümörler iki farklı türde olabilir. Birincisi direkt olarak omurganın kendisinden kaynaklanan tümörler, ikincisi ise vücudun başka bir yerinde oluşup kan yolu ile omurgaya gelerek yerleşmiş olan tümörlerdir. Bulgular. Bu nedenle omurgada tümör teşhis edildiği zaman, hemen diğer hastalıkların varlığı sorgulanmalı, tüm vücut taraması yapılmalıdır. En sık prostat, meme veya akciğeri kanseri nedeni ile omurgaya sıçramış olan kötü huylu tümörler görmekteyiz.

    “AĞRI” EN SIK RASTLANILAN BELİRTİSİ

    Hasta durmadan omurilik bölgesinde ağrı şikayetleri duyuyorsa, mutlaka hekim kontrolünden geçmesi gerekir. Ağrının en önemli karakteri erken dönemde gece ortaya çıkmasıdır. Ancak hastalık ilerlemişse gece gündüz ağrı olur. Güç gerektiren fiziksel aktiviteler ağrının artış göstermesini tetikleyebilir. Kol ve bacaklarda hissedilen uyuşukluklar, halsizlik ve güç kaybı ise görülebilecek diğer belirtiler arasındadır.

    FİZİKSEL MUAYENE İLE TANI SÜRECİNİ BAŞLATIYORUZ!

    Omurga tümörleri söz konusu olduğunda cerrahi operasyonlar kadar yapılacak tanılar da oldukça önemli. Öncelikle hastanın geçmişte geçirmiş olduğu veya halen devam eden bir hastalığın varlığının tespit edilmesi şart. Tümörün oluşabileceğinden şüphe duyulduğu zaman MR ve grafi gibi yöntemlerle hastanın omurilik ve omurgası görüntüleniyor. Tümör kesin olarak tespit edilmişse, ardından iyi veya kötü huylu olup olmadığını algılamak adına biyopsiye başvurulur. Biyopsi sonuçlarına göre tümörün büyük olduğu tespit edilmişse tek yöntem cerrahi operasyon işlemi uygulamaktır. Ancak burada hastanın yaşı, radioterapi ve kemoterapiye olan duyarlılığı, tümörün iyi veya kötü huylu olup olmaması gibi hususları da göz önünde bulundurulmalı. Hastada ağrı şikayetleri çok fazla ise belirtilerin türüne göre Kordotomi, Ağrı Pompası, Spinal Kort Stimülasyonu gibi cerrahi operasyonlar da yapılabiliyor. Ayrıca tedavi sonrası da oldukça riskli. Çünkü tümörler kendini yenilebiliyor. O nedenle omurga sağlığı açısından hastanın belirli dönemlerde doktoruna giderek MRG ve Radyografi teknikleri, PET gibi tümör taramasından geçmesi önerilir.

  • Tümör

    BEYİN TÜMÖRLERİ
    Hiç bir görüntüsel yöntem bir kitlenin türünü bize kesin olarak gösteremez.
    Kitlenin natürünün tespitinde en önemli yöntem cerrahi müdahale ile alınacak
    parçanın patolojik incelemesidir.

    Beyin Tümörleri iyi huylu ve kötü huylu Beyin tümörleri olarak ayrılırken beyin
    yapısına ait ve beyin yapısı dışına ait tümörler olarak ayrılırlar.
    Beynin iyi huyu tümörleri büyüme potansiyeline sahip ancak kafatasında yer
    kaplayarak tehlike oluşturan tümörlerdir.Beynin kötü huylu tümörleri ise hem
    hızlı büyümeleri hem de yayılmaları dikkate alındığında tehlikeli tümörlerdir.
    Beyin yapısına ait tümörler direkt beyni oluşturan hücrelerden
    kaynaklanmaktadır. Beyin yapısına ait tümörler iyi huylu ve kötü huylu tümörler
    olabilir. Beyin yapısı dışındaki tümörlerden en sık görüleni beyni saran zarın
    tümörleridir. Ve bu tümörler daha çok iyi huylu karakter sergilerler. Beyin
    yapısı dışındaki tümörlerin diğer bir önemli çoğunluğunu ise vücudun
    diğer bölgelerindeki tümörlerin beyine yayılmaları oluşturur.
    Untulmaması gereken nokta tanı için yapılan görüntüleme yöntemlerinin hiç
    birisi tümörlerin iyi huylu kötü huylu olduklarını gösteremez. Sadece yorum
    yapılmasını sağlayabilir. Kesin tanı tümörden alınacak parçanın
    incelenmesidir.
    HİPOFİZ ADENOMLARI
    Hipofiz bezinden kaynaklanan benign yani iyi huylu tümörlerdir. Hipofiz bezi
    hormon merkezi olarak görev yapmaktadır. Hipofiz adenomları bu hormon
    salgılayan hücrelerin kontrolsüz büyümeleridir. Bu hormonlardan en fazla
    görüleni prolaktin salgılayan hücrelerin büyüme göstermesidir.Prolaktin
    hormonunun fazla salgılanması sonucu bayanlarda ve erkeklerde farklı
    semptomlar ortaya çıkmaktadır.Bayanlarda en önemli semptomlar göğüsten
    süt kesilmesi,adet düzensizleri ve adetten kesilme olurken erkeklerde en
    önemli sorun cinsel fonksiyon bozuklukları ile ortaya çıkabilmektedir.
    Erkeklerdeki cinsel fonksiyon bozukluklarının giderilmesinde prolaktin
    hormonunu bloke eden ilaçların yanısıra cinsel
    güçlendiriciler kullanılabilmektedir. Hipofiz adenomları büyüklüklerine göre
    değerlendirilirler. Mikro adenom ,makroadenom gibi. Mikroadenomlar geellikle
    cerrahiye ihtiyaç duymazlarken makroadenomlar göz sinirlerine,yüz sinirlerine,
    ve damarlara yapmış olduğu baskıya bağlı cerrahiye ihtiyaç duyabilirler. İster
    mikroadenom olsun,isterse makroadenom olsun kanama eğilimine sahip
    olabilirler ve ani gelişen görme kayıplarıyla karakterizedirler. Bu nedenle acil
    cerrahiye ihtiyaç duyarlar.
    MENENGİOMLAR
    Genellikle iyi huylu beyin tümörleridir. Kitle ve ödem etkisine bağlı olarak bulgu
    verirler. Genellikle dura denilen beyin zarı kaynaklıdırlar. Nörolojik defisit
    oluşturdukalrında cerrahiye aday olabilirler. Cerrahi ile total olarak çıkarılmaları
    mümkündür.

  • Kötü huylu beyin tümörleri

    Kötü huylu beyin tümörleri

    Çok hızlı ürerler. Çamur kıvamındadırlar. Bu nedenle ameliyatla tamamen alınamazlar. Ameliyat sonrası belli bir zaman süresi içinde tekrar büyüyerek beyine baskı yapmaya devam ederler. Kötü huylu tümörleri de üreme hızlarına göre sınıflara ayırmak mümkündür. Ameliyattan sonra 5-6 yıl yaşama şansı veren tümörler olduğu gibi 5-6 ayda yenilenerek hastanın ölümüne neden olan tümörlerde vardır.

    Beyin tümörlerinin tedavisi cerrahidir (Cerrahi girişim veya radyocerrahi). İster iyi huylu,ister kötü huylu olsun,tüm tümörler cerrahi olarak tedavi edilirler. Ancak bazı durumlarda cerrahi uygulamak mümkün olmayabilir. Şayet tümör beynin çok hassas olan bazı hayati bölgelerine yerleşmişse bu bölgelere dokunmak hayati tehlike yarattığından tümör yerinde bırakılabilir. Bu durumda sadece ışın tedavisi ve ilaç tedavisi (kemoterapi) uygulaması yapılabilir.

    Vücudun diğer bölümlerinde oluşan tümörler beyine yayılabilir. Buna metastaz denilmektedir. Özellikle akciğer kanserleri beyine yayılabilirler ve kötü huylu tümörlerdendir. Cerrahi müdahale yapılsa bile sonuçlar yüz güldürücü değildir. Hatta bazı vakalarda bir kaç tane odak halinde yayılma varsa cerrahi bile uygulanmayabilir. Hasta kemoterapi ve ışın tedavisine alınır.

    Glial Tümörler

    Bu tümörler genelde kötü huylu olup beyin dokusu içinde büyürler. Belirtileri genel belirtilerdir. Yine yerleştikleri bölgelere bağlı olarak belirtiler verirler. Epilepsi (Sara nöbeti) bâzı hastalarda ilk belirti olarak ortaya çıkabilir.

    Metastatik Tümörler

    Metestatik tümörler vücudun diğer bölgelerindeki tümörlerin beyin dokusuna sıçraması nedeniyle oluşan tümörlerdir. Bu tümörler kafa içi basıncını arttırarak ve/veya yerleşim yerine göre sinir sistemi hasarı oluşturarak belirti verirler. Genelde bu tip sıçramalar tümörlerin ilk belirtisi olabilir. Bu tümörler radyolojik olarak da görüntülenebilen geniş ödem oluştururlar.

  • İyi huylu beyin tümörleri hakkında

    İyi huylu beyin tümörleri hakkında

    Genel olarak beyin tümörlerini malin (kötü huylu) ve benin (iyi huylu) olarak sınıflandırabiliriz.

    I-Malign Tümörler
    II-Benin Tümörler

    Bunlar genellikle kafatası içinde ama beyin dokusu dışında gelişen tümörlerdir. Meningiomalar, hipofiz adenomları, kraniofaringiomalar, dermoid ve epidermoid tümörler, hemanjioblastom, kolloid kist, subependimal dev hücreli astrositom, nörinomlar bu grubun en sık karşılaşılan lezyonlarıdır. Menengiomalar bu grubun önemli bir kısmını olusturur. Diğer organlardaki iyi huylu tümörlerin aksine, iyi huylu beyin tümörleri bazen hayatı tehdit edecek durumlara neden olabilirler. Bazıları (örneğin menengiomalar) nadir de olsa kötü huylu tümöre dönüşebilirler. Genellikle çevrelerindeki beyin dokusuna yayılım göstermedikleri için ameliyatla tam çıkarılabilme şansları yüksektir. Ancak az oranda da olsa yeniden ortaya çıkabilirler. Meningiomaların tümüyle çıkarılma durumunda bile 10 yılda %20’sinin tekrarlayabildiği, özellikle önemli bölgelere yapışık olanlarda cerrahi sonrası komplikasyonların olabileceği bilinmektedir.

    Belirtiler

    Beyin tümörü olan hastalar baş ağrısı, kusma, bulantı, görme bozukluğu, bilinç bozulması, havale geçirme, kol ve bacaklarda güçsüzlük, sinirlilik, iştahsızlık, işitmede azalma, unutkanlık, konuşma ve anlamada yetersizlik, yazamama, dengesizlik, el ve ayaklarda büyüme gibi yakınmalardan biri ya da bir kaçı ile başvurabilirler. Baş ağrısı (genellikle sabahları daha şiddetlidir) ve nöbet en sık görülen bulgulardır.

    Tanı Yöntemleri

    Klinik değerlendirme, bilgisayarlı beyin tomografisi (BT) ya da manyetik rezonans görüntüleme (MRG) tetkikleri ile genellikle tanı konur. Tümör sınırlarının ve özelliklerinin daha iyi tanımlanması amacıyla bu tetkikler kontrast madde verilerek te tekrarlanabilir. Kesin tanı, patolojik incelemeler sonrası konur. Tanıda yardımcı bazı tetkikler arasında doğrudan kafa grafileri, EEG, tüm vücut kemik sintigrafisi, hormon incelemeleri sayılabilir.

    Tedavi Yöntemleri

    Genellikle cerrahi olarak tümörün çıkarılması, beyin tümörlerinin neredeyse tamamı için ilk seçenek olarak düşünülmektedir. Az bir kısmında ise komplikasyon oranının yüksek olması nedeniyle kısmi çıkarım ya da radyoterapi ve takip önerilmektedir. Özellikle yüksek evreli glial tümörlerde tanı biyopsi ile kesinleştikten sonra tümör çıkarımı yerine radyo-cerrahi ya da kemoterapi (ilaç tedavisi) uygulanabilir. Beyin sapı yerleşimli benin lezyonların bir kısmı cerrahi olarak çıkarılabilir, bir kısmında ise radyo-cerrahi (Gamma knife, linear accelator=linac) uygulanabilir. Kısaca tümörün malinite derecesi ve yerleşim yeri, hastanın yaşı, genel durumu ve ek sistemik problemlerin varlığı, cerrahi karar vermeyi ve cerrahi olarak tümör çıkarımının sınırlarını belirler.

    Cerrahi Sonrası Olası Komplikasyonlar

    Cerrahi sonrası olabilecek komplikasyonlar tümörün cinsi, yerleşim bölgesi, hastanın yaşı ve genel durumundan bağımsız değildir. Nöbet, şiddetli baş ağrısı, bulantı, kusma, kanama, mevcut nörolojik durumun daha da kötüleşmesi, görme, konuşma ve algılamada bozulma, hidrosefali, ekstremitelerde şişlik, kızarıklık, yara yerinin geç iyileşmesi, enfeksiyon, tromboemboli, bazı psikiyatrik sorunlar, olası ameliyat komplikasyonlarından bazılarıdır. Bu komplikasyonların çoğunluğu ameliyat sonrası tıbbi bakım ile düzelebileceği gibi bazıları (örneğin nörolojik durumun kötüleşmesi) kalıcı olabilir. Bu komplikasyonların bir veya daha fazlası aynı hastada gelişebilir. Ancak unutulmaması gereken en önemli nokta; beyinde bir tümör varlığında bu tümörün yarattığı sistemik problemler sıklıkla hayatı tehdit etmektedir.

    Takip ve Öneriler

    Tümör benin (iyi huylu) ise ve tamamı çıkarılmışsa genellikle ilk ve altı aylık kontrollardan sonra yılda bir kez kontrol yapılır. Malin (kötü huylu) tümörlerde ise beyin cerrahı, tıbbi onkolog (kanser ilaçları ile tedavi konusunda uzman), radyasyon onkoloğu (kanserin ışın tedavisi konusunda uzman), fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümlerinin de takipleri göz önünde tutularak kontrol zamanlarının belirlenmesi uygun olur. Kontrolda gerekli tetkiklerin taburcu olunduğu sırada yazılması, hastanın randevularını denkleştirmesini kolaylaştırır. Hastanın takip döneminde herhangi bir sorunu (baş ağrısı, nöbet, bilinç bozukluğu, kol bacakta güçsüzlük v.b.) olması durumunda tedavi olduğu kliniğe, acil servis ya da tedavi oldukları hekime başvurması gerekir.

  • İyi huylu ve kötü huylu beyin tümörü ve ameliyatı

    İyi huylu ve kötü huylu beyin tümörü ve ameliyatı

    Küçük bir bebekten ileri yaştaki insanlara kadar herkeste görülebilen beyin tümörüen çok karşılaştığımız tümörlerden biridir. Birçok farklı türü ve sınıflandırması olduğu için çok fazla derinlere inmeden en önemli yerlerini aktarmaya çalışacağız. Bunun için de iyi huylu ve kötü huylu beyin tümörleri olarak ayırarak başlayalım.

    İyi Huylu Beyin Tümörü (Menenjiom)

    Öncelikle menenjiom, iyi huylu beyin tümörünün diğer adı değil, bir çeşididir. Ancak en çok görülen iyi huylu beyin tümörü çeşidi olduğu için eş anlamlıymış gibi anılır ve anlaşılır. Bunların da birçok türü ve yerleşim yeri mevcuttur. Genel olarak ele almak gerekirse baş ağrısı, sara nöbeti, konuşma bozukluğu, kol ve bacak güçsüzlüğü gibi semptomlarla seyreder. Bu yüzden “her baş ağrısıbeyin tümörünüz olduğu anlamına gelmez ama, başınız sürekli ağrıyorsa mutlaka doktora başvurun” diyoruz. Menenjiomlar beyni saran zarlardan gelişir. Bu yüzden büyümesi yavaştır. Küçük boyuttaki tümörler ameliyat edilmeden takip edilebilir. Büyük tümörler cerrahi yöntemle çıkartılır.

    İyi Huylu Beyin Tümörü Ameliyatı

    Eğer tümörün boyutu cerrahiyi gerektiriyorsa tümörün tamamının çıkarılması hedeflenir. Bazen bu tümörler bazı önemli yerlere yapıştığı için tamamen temizlenemeyebilir. Böyle durumlarda sık takip edilmesi gerekir. Beyin tümörü ameliyatı kafa cildinin ve ardından kafa tası kemiğinin açılmasıyla yapılır. Kafanın içi görüldükten sonra beyin zarının da açılmasıyla tümör bulunduğu yerden çıkarılır.

    Kötü Huylu Beyin Tümörü

    Kötü huylu beyin tümörü demek kanser hücrelerinin var olması demektir. Hızlı yayılım gösterirler. Bunları da beynin kendi kötü huylu tümörlerive beyne başka yerden atlayan tümörler (metastaz) olarak ikiye ayırabiliriz. Beynin kendi kötü huylu tümörleri kendisini genellikle glioblastoma multiforme dediğimiz türüyle gösterir. Maalesef tedavi şansı oldukça düşük bir tümördür. Beyne başka yerden atlayan tümörler ise genellikle akciğer, meme, prostat, mide, bağırsak ve böbreklerde bulunan kanserlerin beyne sıçramasıyla oluşur. Buna ”metastaz” denir. Hatta akciğer kanseri beyne atladıktan sonra belirti verir. Şikayetleri iyi huylu tümörlerdeki gibidir. Ancak daha şiddetlidir ve çok hızlı ilerler. İlk amaç hastanın yaşam kalitesini arttırmaktır.

  • Beyin tümörleri teşhis ve tedavisi

    Beyin tümörü kelimesinin gündeme gelmesi hem hasta hem de doktor açısından sıkıntılı bir durumun başlangıcını göstermektedir. İnsanlığın varlığından bu yana görülen tümörler teknolojinin gelişmesi ile daha sık tanı konmasına sebep olmuştur. Teknoloji bu kadar erken teşhis ettiği tümörleri aynı performansta tedavi edememektedir. Hekimin buradaki en önemli işlevi yoğun duygusal ve maddi kaygıları hastası ile beraber eldeki olanakları maksimumda kullanarak fayda sağlamalıdır. Beyin tümörlerinin iyi ve kötü huylu tipleri bulunmaktadır. İyi huylu olan tipleri yıllar içinde büyürler. Kötü huylu olanlar aylar hatta haftalar içinde kişinin yaşam kapasitesini geriletirler. Beyin kapalı bir kutu olan kafatasının içine oturması nedeniyle her yer kaplayan oluşumda olduğu gibi öncelikle kafa içi basınç
    artışının genel işaretleri tespit edilir. Bu işaretler baş ağrısı, bulantı, kusma ve beyin faaliyetlerinde değişikliklerdir. Baş ağrısının tipi burada önem taşımaktadır. Toplumumuzun yarısında baş ağrısı yaşamlarının belli bir döneminde görülmektedir.

    Genelde görülen baş ağrıları uyuyunca hafifleyen baş ağrılarıdır. Kafa içi basıncına bağlı baş ağrıları devamlıdır ve sabahları kalkınca artan baş ağrılarıdır. Beyninde her tümör olanda baş ağrısı görülecek diye bir kuralda yoktur. Kişide metabolik bir denen yokken ısrar eden bulantı ve kusmaları da ciddiye almak gerekmektedir. Çocuklarda özellikle bulantısız fışkırır tarzda kusmalar erken tanı yönünden önem taşır. Beynin elektriksel faaliyetini etkileyen beyin tümörlerinin yarısında epileptik nöbet görülmektedir. Yirmi yaşından sonra ortaya çıkan nöbetleri iyi değerlendirmek gerekmektedir. Tanıda manyetik rezonans görüntülemenin (MR) yeri tartışmasızdır. Tümörün yeri, cinsi gibi bilgileri bize

    ulaştırmaktadır. Tedavide ana kural tümörden alınan parçanın mikroskopik incelemesi ve mümkün olan maksimum seviyede boşaltılmasıdır. İyi huylu olanlarda özellikle menenjiomlarda tümörün tamamen çıkarılması sonrasında yıllar içinde nüksü olup olmayacağının kontrolü yapılmaktadır. Cerrahi müdahale mikroşirürjikal yöntemle ve modern anestetikler ve anestezi ile çok düşük %1 gibi mortalite ile gerçekleştirmek mümkündür.Hücrelerinde hareketlenme görülenlerde tamamlayıcı tedavi yöntemlerinden radyoterapi ve kemoterapi önemlidir. Radyoterapinin tipine radyasyon onkologlarınca karar verilmektedir. Onkoloji bölümlerince kemoterapi yapılmaktadır.

    Beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde hasta, ailesi ve hastanedeki ekip bir bütün olarak olaya eğildiklerinde tedavide başarı şansı yükselmektedir. Devamlılık gerektiren bir tedavi şeklidir. Nükseden tümörlerde yine aynı kararlılıkla tedavi edilmektedir. Vücudun başka yerinden özellikle akciğer, meme gibi organlardan sıçrayan metastatik tümörler ve beynin vahşi tümörü olan glioblastomada başarı şansı hala kısıtlıdır. Son aylarda beyin tümörlerine karşı kök hücre ile aşılamalarda medyada parlak sonuçlar alındığı bilgisi sunulsa da malign tümörlerde kişiye bir iki aylık ömür ilave ettiği belirtilmektedir.