Etiket: Tümör

  • Böbrek tümörlerinde bir ilk; adjuvan tedaviye fda’den onay

    FDA bir ilk olarak, böbrek tümörlerinde bir ilaca adjuvan tedavi olarak onay verdi. Metastatik hastalığın tedavisinde en önemli köşe taşlarından biri olan Sunitinib, FDA tarafından Böbrek tümörü hastalarında (yüksek riskli olanlar) adjuvan tedavide onaylandı.

    Böbrek tümörlerinde diğer tümörlerde olduğu gibi adjuvan (başka organlara yayılmamış hastalarda, tümörün cerrahi olarak alınması sonrası hastalıksız durumda iken belirli bir süre zarfında verilen tedavi) tedavi çalışmaları yapılmakta idi, ancak istenen başarı 6000’e ulaşan hasta sayısında yapılan birçok çalışmada elde edilemedi. Büyük ölçekli faz III ASSURE çalışmasında (2016) sunitinib ve sorafenib, PROTECT çalışmasında (2017) Pazopanib, ARISER çalışmasında (2016) Girentixumab (Karbonik anhidraz IX inhibitörü MAB) adjuvan tedavide araştırıldı ama istenen faydanın oluşmadığı görülmüştü. Bu arada axitinib ve everolimus adlı metastatik hastalıkta faydalandığımız ilaçların, adjuvan potadaki çalışmaları ise devam etmekte, sonuçları beklenmekte.

    2016 da yayınlanan S-TRAC çalışmasında, sunitinib, yüksek riskli (Evre III (T3 veya lenf nodu metastazı mevcut) Clear Cell Renal Hücreli Karsinom ) hastalarda adjuvan tedavide 1 yıl süre ile verilmiş ve 5 yıllık takipte, amaçlanan primer sonlanım noktası olan hastalıksız süre açısından anlamlı fayda elde edilmişti. Çalışmada görülen yan etkilere rağmen, hastalıksız sürede gösterdiği katkının anlamlı olması nedeni ile FDA tarafından onay verildi.

    Kasım 2017 önemli bir dönüm noktası oldu böbrek tümörleri açısından. Farklı bir çerçeveden bakarsak, farklı tümör gruplarında bir çok çalışma olmasına rağmen, imatinib’ten uzun bir süre sonra bir tirozin kinaz inhibitörü adjuvan tedavide onay aldı. Kanser tedavisindeki devrimlerin, en son, en önemli baş aktörlerinden olan immünoterapi ajanları elbet böbrek tümörlerinde de irdelenecektir. Ve umuyorum ki hastalarımızı ve onkologları güzel sonuçlar beklemekte.

  • Akciğer kanserinde tedavi yöntemleri!

    Son yıllarda, akciğer kanseri tedavisinde oldukça umut vadedici gelişmeler olmuştur. Moleküler patoloji ve özellikle görüntüleme tekniklerinde yaşanan gelişmeler, akciğer kanserini ve seyrini çok daha iyi anlamamızı sağlamıştır. Özellikle son 15 yılda kullanıma giren yeni kemoterapi ilaçları, hedefe yönelik akıllı moleküller, cerrahi tekniklerde gelişme, radyoterapi cihazlarında modernizasyon, 3-4 boyutlu tümör dokusuna odaklanan radyoterapi uygulamaları, küçük boyutlu ve ameliyat edilmesi uygun olmayan tümörler için cyber-knife gibi nokta atışı yapan yeni teknolojiler, girişimsel radyolojide tümörü yakan, donduran, atar damardan yoğun tedaviyi doğrudan tümöre ulaştıran baş döndürücü yöntemler, akciğer kanserini çok daha iyi yönetilebilir duruma getirmiştir. Tüm bu gelişmeler hastaya son derece olumlu katkılar sağlarken, aynı zamanda doğru tedavi planlaması ve yönetim organizasyonu ile tedavi sıralamalarındaki karmaşaları ortadan kaldıracaktır. Tedavi planlarken hastalığınızla ve sizin özellikleriniz ile ilgili bir dizi faktörü göz önünde bulundururuz.

    -Akciğer kanserinizin türü

    -Tümörün akciğerde bulunduğu yer

    -Hastanın genel sağlık durumu

    -Kanserin yayılım düzeyi ve kritik organlar ile ilişkisi (kanserin evresi)

    -Görüntüleme ve kan testlerinin sonuçları

    -Tedavi alternatifleri konusunda kapsamlı bilgi edindikten sonra sizin tercihiniz tedavi planlamada oldukça önemlidir.

    Akciğer kanseri tedavisinde kanser türünün önemi var mıdır?

    Akciğer kanseri başlıca iki grupta incelenir ve tedavi seçimi iki alt grupta ayrı ayrı değerlendirilir. Akciğer kanserleri küçük hücreli akciğer kanseri ve küçük hücreli olmayan akciğer kanseri olarak ayrılır. Küçük hücreli olmayan akciğer kanserinde uygulanan tedavi, küçük hücreli akciğer kanseri tedavisinden farklıdır.

    Küçük hücreli akciğer kanseri, çoğunlukla kemoterapi ve radyoterapi ile tedavi edilir. Cerrahi, nadiren kanserin göğüs merkezindeki lenf bezlerine (mediyastinal lenf bezleri) yayılım göstermediği ve çok küçük boyutta olduğu durumlarda tercih edilebilir. Küçük hücreli akciğer kanseri teşhis edildiğinde genellikle kanserin yayılmış olduğu gözlenir. Bu sebeple de, çoğunlukla kemoterapi ana tedavi olarak kullanılır. Bu tür akciğer kanseri tedavisinde radyoterapi de kemoterapiye yardımcı tedavi olarak uygulanır.

    Küçük hücreli olmayan akciğer kanseri tedavisi hastalık teşhis edildiğinde evresine bağlı olarak cerrahi, kemoterapi, radyoterapi ardışık veya eş zamanlı uygulanarak gerçekleştirilir. İleri evre akciğer kanseri olan bazı hastalarda, biyolojik tedavi de uygulanabilir. Toplumda önemli yanlış bilgilerden birisi küçük hücreli olmayan akciğer kanseri denince akla sadece büyük hücreli akciğer kanserinin gelmesidir. Küçük hücreli olmayan akciğer kanseri ifadesi küçük hücreliden farklı özellik taşıyan ve özellikle erken evrede (evre 1-3 arası) benzer tedavi stratejisi ile tedavi edilen 4 ana grubu içerir. Bunlar sıklık sırasına göre adenokanserler, yassı hücreli kanserler, büyük hücreli ve karma tip kanserler olarak alt gruplara ayrılır. İleri evre yani metastatik (sıçrama yapmış) hastalarda bu grupların tedavisinde de gerek kemoterapi seçiminde gerekse hedefe yönelik akıllı tedavilerin seçiminde ayrışırlar.

    Evrelerine göre küçük hücreli akciğer kanseri tedavisi

    Erken evre küçük hücreli akciğer kanseri teşhisi koyulan hastalara çoğunlukla kemoterapi eş zamanlı veya sonrasında akciğere radyoterapi uygulanır. Sağlık koşulları, kanserin yayılımı, evresi ve test sonuçları uygun olan hastalara kemoterapi ve radyoterapi aynı anda verilebilir (kemoradyoterapi). Bu kanser türünde beyine yayılım oldukça sık rastlanır. Bu nedenle, kemoterapi tedavisi ile tümörü küçültülen hastalarda genellikle ana tümörün bulunduğu akciğer alanına ve beyine radyoterapi önerilir. Bu radyoterapi genellikle kemoterapi tedavisi tamamlandıktan sonra verilir ve beyine yayılım göstermiş ve görüntüleme testlerinde görülemeyecek kadar küçük olası kanser hücrelerini öldürme hedeflenir. Bu yönteme, profilaktik kranial ışınlama veya PKI denir.

    Göğsün ortasındaki lenf bezlerine (mediyastinal lenf bezleri) yayılım göstermemiş çok erken evre küçük hücreli akciğer kanserinde, tümörle birlikte tümörün bulunduğu bölgede akciğerin bir kısmı alınabilir (lobektomi). Cerrahiyi takiben hastaya kemoterapi ve zaman zaman radyoterapi uygulanır. Ancak, küçük hücreli akciğer kanseri teşhis edildiğinde genellikle yayılım göstermiş olur ve cerrahinin tedavide uygulanması pek mümkün olmaz.

    Lenf bezlerine veya vücudun diğer bölgelerine yayılım göstermiş küçük hücreli akciğer kanserinde kemoterapi, radyoterapi veya belirtileri hafifletmek için palyatif tedavi uygulanabilir. Kemoterapi, akciğerdeki tümörü küçültmeyi başarırsa, yüksek ihtimalle beyine yayılmış olan kanser hücrelerinin öldürülmesi için beyine radyoterapi uygulanabilir demektir.

    Neredeyse 30 yılı aşkın süredir küçük hücreli akciğer kanserinin yaşam süresinde ve tedavi seçeneklerinde anlamlı gelişmeler elde edilememiştir. Çok sayıda akıllı molekül bu hastalıkta araştırılsa da yaşam süresine katkı sağlamamıştır. Bu yıl Amerika (ASCO) ve Avrupa Onkoloji (ESMO) kongrelerinde sunulan tedavi stratejileri, bu türde tercih ettiğimiz tedavi stratejilerimizde küçük de olsa değişikliklere yol açmıştır. Özellikle yeni nesil immünoterapi ilaçları (pembrolizumab) küçük hücreli akciğer kanserli hastalar için umut olmuştur, fakat henüz klinik pratikte kullanılmaya başlanmamıştır. Bunu yanında metastaz yapmış küçük hücreli akciğer kanserinde daha önce sadece kemoterapi ve iyi yanıt sonrası beyine koruyucu ışınlama yapılırken, yeni çalışmalar sonrası kemoterapiye iyi yanıt veren hastalarda kanserin kaynaklandığı alana ışın uygulamak bu hastaların yaşam sürelerini uzatmıştır. Beyine uygulanan ışın tedavisinin yararı ise son yıllarda sorgulanmaya ve yakın incelemeye alınmıştır. Bu konudaki yeni gelişmeleri takipte olacağız ve sizleri bilgilendirmeye devam edeceğiz.

    Evrelerine göre küçük hücreli olmayan akciğer kanseri tedavisi

    Evre I

    Küçük hücreli olmayan akciğer kanserinde I.evreye nadir rastlanır. Bu evrede, akciğerin bir kısmı (lobektomi) veya tamamı (pnömonektomi) alınarak cerrahi müdahale gerçekleştirilir. Başka sağlık problemleri yüzünden ameliyat olamayan hastalara, kanserin iyileştirilmesine çalışmak yerine hedefe yönelik radyoterapi önerilebilir. Ameliyat olamayan küçük tümörü olan hastalar için başka bir seçenek, radyofrekans ablasyonudur (RFA).

    Evre II

    Evre II küçük hücreli olmayan akciğer kanserinde, cerrahi önerilebilir. Tümörün bulunduğu yere göre, akciğerin bir kısmı (lobektomi) veya (pnömonektomi) tamamı alınabilir. Kanser tamamen alınırsa, hastaya koruyucu amaçlı kemoterapi önerilebilir. Kemoterapide kanserin tekrarlama riskinin azaltılması hedeflenir. Bu kemoterapi uygulamasına, adjuvan kemoterapi adı verilir. Tedavi öncesinde doktorun kemoterapinin yan etkileri ve faydaları hakkında hastaya bilgi vermesi önemlidir. Tümörün tamamı alınamazsa, hastanın cerrahi sonrası radyoterapi görmesi mümkündür.

    Başka sağlık problemleri nedeniyle ameliyat edilemeyen hastalara radyoterapi veya kemoterapi ve radyoterapi kombine tedavisi (kemoradyoterapi) önerilebilir. Bu tedavi, kanserin tamamen yok edilmesini hedefler.

    Evre III

    Üçüncü evre hastalığın evrelendirilmesi iki grupta incelenir. 3A ve 3B olarak iki gruba ayrılırken bu her iki grupta son derece hayati öneme haiz ve tedavi stratejisi belirleyen ikişer alt gruba ayrılır. 3A evresi mediasten olarak anılan göğüs boşluğu lenf bezi tutulum şekline göre minimal tutulum (minimal N2) ve ciddi tutulum (bulky N2) olarak iki grupta incelenir. Göğüs boşluğu lenf bezlerinde minimal tutulum filmlerde saptanmazken tesadüfi örnekleme ile saptanması anlamına gelir. Bu evrede, göğüs boşluğu lenf bezlerinde çoklu metastaz saptanmaz. Evre 3A minimal tutulumu olan uygun hastalarda kemoterapi sonrası ameliyat önemli bir seçenektir. Bununla birlikte cerrahiye uygun olmayan hastalarda radyoterapi eş zamanlı kemoterapi en etkin yöntemdir. Bu evrede kliniğimizde yenilikçi tedavi uygulamalarından olan intra-arteryel kemoterapi seçeneği hastalarımıza sunulmaktadır. Atar damardan uygulanan tedavi ile tümöre yoğun kemoterapi uygulanabilmekte ve tedavi yanıt oranı belirgin düzeyde artırılırken, cerrahi başarı şansıda aynı paralelde artmaktadır. IIIA evresinde Bulky N2 diye adlandırdığımız grupta göğüs boşluğu lenf bezlerine çoklu metastaz yapmıştır. Bu grupta cerrahi dünyada tercih edilen bir yöntem değildir. Genel durumu uygun fit hastalarda, radyoterapi eş zamanlı kemoterapi tek tercih edilecek yöntemdir.

    Evre IIIB’de kendi içinde iki grupta incelenir. Bunlardan ilki tümör kritik organlara ciddi düzeyde temas etmiştir, ancak agressif mediastinal lenf nodu tutulumu (karşı tarafta lenf bezleri tutulumu) yoktur; bu grupta yer alan hastaların bir kısmı doğrudan yetkin cerrahlarca ameliyat edilebileceği gibi kimi zaman da kemoterapi ile tümörde makul düzeyde bir gerileme elde edilirse ameliyat şansı sunulabilir. Ancak, 3B grubunun yaygın yani agresif göğüs boşluğu lenf bezi tutulumu var ise ameliyat mümkün olmaz ve en doğru tedavi, hastanın genel durumu iyi ise radyoterapi eş zamanlı kemoterapi uygulamasıdır.

    Evre IV

    Dördüncü evrede nadiren cerrahi yöntem tercih edilir. Nadiren cerrahiye uygun olan durumlarda, hastalar kapsamlı tetkik edilerek hata oranı en aza indirilmeye çalışılır. Dördüncü evre akciğer kanserinde üç durumda cerrahi tercih edilebilir. Akciğer kanserinde ana tümör çok büyük değil ve kritik organ tutulumu yapmamış bununla birlikte göğüs boşluğu lenf bezlerine yayılmamış aynı zamanda karşı akciğere tek, beyine tek veya tek bir böbrek üstü bezine metastaz yapmış ise her iki tümöre yönelik cerrahi uygulanabilir. Bu grup hastalarda alınacak kararlar, multidsipliner çalışan yetkin onkoloji grupları tarafından detaylı incelenerek gerçekleştirilmelidir. Bu tür kararlar, tek bir hekimin kendi başına vereceği kararlar olamayacak kadar cididi ve farklı bakışlar gerektirir.

    Evre IV küçük hücreli olmayan akciğer kanseri tedavisinde, kanserin mümkün olduğu kadar uzun süre kontrol edilmesi ve belirtilerin azaltılması için tümörü küçültme hedeflenir. Birçok araştırmada, bu durumda kemoterapi kullanılmış ve hastanın yaşam süresinin uzadığı ayrıca belirtilerin hafiflediği görülmüştür.

    Belli başlı proteinleri (reseptör) olan kanser hücrelerine sahip hastalar, erlotinib( Tarceva), gefitinib (Iressa) veya krizotinib (Xalkori) olarak adlandırılan biyolojik ilaçlarla tedavi edilebilir.

    Kemoterapi tedavisi gören ve kanserin yayılımı kontrol edilemeyen hastalar, durumları uygun görülürse tekrar kemoterapi tedavisine alınır. Kanserde EGFR reseptöründe mutasyon (değişme) varsa erlotinib tedavisi önerilebilir. ALK geninde değişiklik varsa Xalkori ismli hedeflenmiş ilaç tercih edilir.

    Öksürük veya ağrı gibi bazı belirtilerin kontrol altına alınması için radyoterapi uygulanabilir. Tümör ana havayollarından birindeyse (sağ veya sol bronş), radyoterapi kadar diğer tedavilerde belirtileri hafifletebilir veya önleyebilir. Bu tedaviler şöyle sıralanabilir:

    -İçten radyoterapi (brakiterapi)

    -Tümörü dondurma (kriyoterapi)

    -Hava yolunu açık tutmak için sert bir tüp (stent) kullanmak

    -Işık tedavisi (fotodinamik tedavi)

    Akciğer kanserinde immünoterapi

    Opdivo (nivolumab)

    4 Mart 2014 tarihinde ileri evre yassı hücreli akciğer kanserli hastalarda, 9 Ekim 2015 tarihinde adenokanser türünde küçük hücreli dışı akciğer kanserinde ikinci basamak tedavi olarak FDA onayı almıştır. Opdivo, immun sistem hücrelerimizi baskılayan PD-1 proteininin aktivitesine engel olmaktadır ve böylece immün sistem hücrelerimiz çalışmasını sürdürebilmektedir. Opdivo, daha önce melanom tedavisinde de onay alan bir immünoterapi ilacıdır. En önemli yan etkisi isilik olarak gösterilmiştir.

    Keytruda (pembrolizumab)

    Pembrolizumab etken maddeli Keytruda adlı ilaç, 2 Ekim 2015 tarihinde küçük hücreli dışı akciğer kanserinde kullanım onayı almıştır. Henüz ülkemizde onay almamıştır. Gelişmeleri yakından takip edip sizlerle paylaşıyor olacağız.

  • Çocuklarda kanser belirtileri nelerdir? Çocuk kanserlerinde erken tanı!

    Çocuklardaki birçok kanser, çocuğun doktoru veya ailesi tarafından erken teşhis edilir. Ancak, çocuklarda sık rastlanan hastalıklar ve yaralanmalarla benzerlik gösterdiği için çocuklarda gelişen kanserlerin hemen anlaşılması güç olabilir. Çocuklar sık hastalanır ya da vücutlarında morluklar ve şişlikler görülebilir. Buda, erken evre kanser belirtisini gizleyebilir. Aileler çocuklarına düzenli tıbbi çekap yaptırmalı, düzelmeyen olağandışı belirtiler veya işaretleri kontrol etmelidir.

    Olağandışı sayılabilecek belirtiler ya da işaretler şunlardır:

    – Olağandışı bir yumru veya şişlik
    – Açıklanamayan bir solgunluk ve halsizlik
    – Vücutta kolay oluşan morluk ve çürükler
    – Vücudun belli bir yerinde devam eden ağrı
    – Topallama
    – Açıklanamayan ateş veya tedavi uygulandığı halde iyileşmeyen hastalık
    – Çoğunlukla kusma ile sonuçlanan sık baş ağrıları
    – Görmede ani değişiklikler
    – Açıklanamayan ani kilo kaybı

    Kanserin türüne göre başka belirtilerin görülmesi de mümkündür. Bu belirtilerin çoğu, kanserden çok yaralanma veya enfeksiyona bağlı nedenlerden oluşabilir. Yine de, çocuğunuzda bu belirtilerden herhangi biri varsa vakit kaybetmeden çocuk doktorunuza başvurarak gerekli tedaviyi almasını sağlamalısınız.

    Doktorunuz ilk olarak belirtiler konusunda sorular soracaktır. Ardından çocuğunuzu muayene eder. Muayene sonunda kanser olası bir nedense, bazı görüntüleme testleri ya da diğer testlerin yaptırılmasını isteyebilir. Bazı vakalarda anormal bir şişlik ya da tümör tespit edilirse, tümörün bir kısmı veya tamamının alınması gerekebilir. Bu sayede, olası kanser hücreleri mikroskop altında incelenir. Bu işleme, biyopsi adı verilir.

    Çocuk kanserlerinde erken tanı;

    Düşük ve orta gelirli ülkelerde her yıl yaklaşık 175.000 çocuğa kanser teşhisi koyulmaktadır. Pediatrik onkoloji bölümü olmayan birçok ülke olduğu ve kayıtlara geçirilmeyen vakalar göz önüne alınmadığından bu rakam hafife alınmaktadır. Çocuklarda görülen kanser vakası yetişkinlere göre daha az sayıda olsa da, çocuk hastaların yaklaşık 90.000 inin yaşam kaybına neden olmaktadır. Gelir seviyesi yüksek ülkelerde kanser, kaza ve yaralanma sonrası 5-14 yaşları arası çocuklarda ikinci yaşam kaybı nedeni olarak görülmektedir.

    Türk Pediatrik Onkoloji ve Türk Pediatrik Hematoloji Derneği nin 2002 yılından bu yana yürüttükleri kanser kayıt sistemine göre, Türkiye de her yıl yaklaşık 3.000, dünyada ise yaklaşık 175.000 çocuk kansere yakalanmaktadır. Dünya genelinde çocuklarda en sık görülen kanser türleri lösemi, beyin tümörleri, lenfoma ve nöroblastom (sinir hücrelerinde gelişen bir tümör) ve böbrek kanserleridir. Kanserin türü ve dağılımına bakıldığında, batı ülkelerinden farklı olarak Türkiye de birinci sırada lösemi, ikinci sırada lenfoma, üçüncü sırada ise beyin tümörleri görülmektedir. Tek tek tümor tiplerine bakıldığı zaman Wilms tümörü, Hodgkin hastalığı, retinoblastoma gibi tümörlerde tedavi başarısının yüzde 90 lar civarında olduğu söylenmektedir. Kan kanseri türü olan lösemilerde tedavi başarısının yüzde 80 leri aştığı belirtilmiştir. Diğer çocuk kanserleri de erken evrede tespit edildiğinde tedavi başarısı oldukça iyidir.

    Son yıllarda, çocuk kanserlerinin tedavisinde yaşanan gelişme ile iyileşme oranları %10 lardan %80 lere çıktığı ifade edilmiştir. Ancak, iyileşme oranları ülke düzeyine göre değişkenlik gösterebilir. Gelişmiş ülkelerde çocuk kanserlerinde iyileşme oranı %80 lerde seyrederken bu oran az gelişmiş ülkelerde %10-40 civarındadır. Türkiye de ise, çocuk kanserlerinde iyileşme oranı %65-70 dir.

    Tedavi şansının artmasında, ailelerin çocuk kanserlerinin belirtileri konusunda bilinçlendirilmesi çok önemlidir. Kanserde erken teşhis sayesinde erken başlatılan tedaviden daha hızlı ve daha olumlu yanıt alınmaktadır. Çocuklarda yaşam süresi daha uzun olduğu için çocuk kanserlerinin tedavi başarısı daha fazladır denilebilir.

    Ülkemizde çocuk kanserlerinin tedavisindeki başarı oranlarına bakıldığında, bu alanda oldukça yol kat edildiği görülmektedir. Bu da, biz onkoloji hekimleri için oldukça sevindirici ve gurur verici bir tablodur.

  • Bacaktaki tümörün tedavisi nasıl olmalı?

    Soru: Kardeşim 24 yaşında. Bacağında bir tümör bulundu. Buradan alınan biyopsinin sonucu yumuşak doku sarkomu olarak geldi. Yapılan taramalarda kanserin sağ akciğerde üç, sol akciğerde iki yere sıçramış olduğu tespit edildi. Başka yerde metastaz yokmuş. Doktorlar tedavi konusunda çelişkili tavsiyelerde bulunuyorlar. Kimisi hemen kemoterapi önerirken kimi doktorlar da babamın ameliyat olması gerektiğini söylüyorlar. Şaşırmış durumdayız. Siz nasıl bir yol önerirsiniz?
    Yanıt: Onkolojide metastaz yapmış kanserlerde uygulanan tedavi genellikle kemoterapi olmakla birlikte bunun istisnası olan durumlar da vardır. Kalın barsak kanseri, erkek ve kadın yumurtalık kanserleri, böbrek kanseri, kemik tümörleri bunlar arasında sayılabilir. Bu tür kanserleri olan uygun hastalarda kemoterapi ile birlikte metastazların cerrahi olarak çıkarılması da düşünülebilir. Yumuşak dokulardan kaynaklanan kötü huylu tümörler de bu grup içinde değerlendirilmelidir. Cerrahiye, genellikle az sayıda metastazın olduğu, çıkarılmaları sonucu organ fonksiyonlarında bozulma beklenmeyen durumlarda başvurulur. Yumuşak doku sarkomlarında, özellikle akciğer metastazlarının olduğu hastalarda bunların cerrahi olarak çıkarılması önde gelen tedavi seçenekleri arasındadır. Hatta çok sayıda akciğer metastazının olduğu hastalarda bile cerrahi düşünülebilir.
    Kardeşinizin tümöründe farklı yaklaşımlar olmakla birlikte benim düşüncem, hem kemoterapi hem de cerrahinin birlikte uygulanmasıdır. Çünkü kardeşiniz gibi genç bir hastada ancak böylesine agresif bir tedavi ile sarkomun tamamen yok edilmesi ihtimal dâhiline girebilir. Bunun için bacaktaki tümör büyük ise öncelikle birkaç kür kemoterapi uygulanmalıdır. Orijinal tümör küçüldükten sonra ameliyatla alınmalıdır. Verilen kemoterapilerin yalnızca bacaktaki tümöre değil akciğerdeki metastazlara da etkili olması beklenir. Tedavinin ne denli etki ettiğini anlamak için tomografi ya da PET-BT ile akciğer metastazları yeniden değerlendirilmelidir. Kaybolmayan metastaz tespit edilirse bunlar da cerrahi olarak çıkarılmalıdır. Tüm bu tedavilerin yanısıra bacaktaki orijinal tümör yatağına ışın tedavisi de gündeme gelebilir.
    Kardeşinizin hastalığı tıbbi onkolog, radyasyon onkoloğu ve cerrahların birlikte karar vermesi gereken bir durumdur. Bu vaka bile onkolojide değişik branşlardan doktorların bulunduğu tümör kurullarının ne denli önemli olduğunu göstermektedir.

    Prof. Dr. Coşkun Tecimer

  • Yaşlı insanlara kemoterapi verilmeli mi?

    Yaşlı insanlara kemoterapi verilmeli mi?

    YAŞLI İNSANLARA KEMOTERAPİ VERMELİ Mİ?

    Soru 1. Babam 85 yaşında. Karaciğerde iki kitle bulundu. Doktorlar biyopsi yapılmasını öneriyorlar. Bu yaştaki bir insana bunu yapmak doğru mu? Bu durumdaki bir hasta kemoterapiyi kaldırabilir mi?

    Yanıt 1. Kitlelerin tabiatı hakkında ayrıntılı bilgi vermemişsiniz. Vücudun başka yerinde kitle olup olmadığı belli değil. Oysa ki karaciğerdeki kitlelerin birçok nedeni olabilir. Bunların her zaman kanser olması da gerekmez. Bazen iyi huylu hastalıklar da kendisini kitlelerle gösterebilir. Bunlar içinde hemanjiyom denilen damarsal yapılar, tübeküloz, sarkoidoz gibi iyi huylu, iltihapla seyreden hastalıklar sayılabilir. Kaldı ki tanı kanser olsa bile hepsinde aynı tedavi uygulanmamaktadır. Bazen cerrahi yeterli olabilir. Kemoterapi de tek tip olmayıp kanserler arasında farklılıklar gösterir. Yan etkisi fazla olan kemoterapilerin yanısıra daha kolay tolere edilen tedaviler de vardır.
    Bu nedenle ben biyopsi yapılmasını öneririm. Biyopsi, ultrasonografi altında lokal anestezi vererek iğne ile dokuyu çekerek yapılır. Sonuç kanser çıkarsa vücut taramalarının yapılması gerekir. Bunun için PET-BT kullanılabilir.
    Tümör karaciğer orijinli ise, yani primer karaciğer kanseri ise ve başka yerde metastaz yoksa cerrahi de dahil olmak üzere tümöre yönelik lokal tedaviler uygulanabilir. Bu durumda kemoterapiye gerek yoktur. Lokal tedaviden başka ağızdan alınan ve kanserin büyümesini yavaşlatan haplar da kullanılabilir.
    Karaciğere metastaz yapan tümörler en çok, kalın barsak, mide, akciğer ve pankreastan kaynaklanır. Orijinal tümörün yeri PET-BT ile saptanamamışsa kalın barsak ve mide kanserlerini araştırmak için kolonoskopi ve gastroskopi yapılmalıdır. Kanda bakılan tümör belirteçleri de orijini saptamada katkı sağlayabilir.
    Tanı kalın barsak kanseri gelirse hem orijinal tümöre, hem de metastazlara cerrahi yapılabilir. Antikor ve hatta hastanızın durumuna göre hafif kemoterapiler uygulanabilir. Bu tedavilerle hastalıktan tamamen kurtulma olasılığı göz ardı edilmemelidir.
    Bir hastaya kemoterapi uygulama kararında yaştan çok hastanın genel durumu önem taşır. Öyle kişiler vardır ki 85 yaşında olduğu halde 70 yaşındaki bir insanın performansına sahip olabilir. Bazen de tersi olur. 70 yaşında olduğu halde kalp, böbrek ve karaciğer gibi yaşamsal organların işlevi beklenenin altındadır.
    Lenfoma gibi kemoterapiyle tamamen düzelen hastalıkları atlamamak için de biyopsi yapılarak kesin tanı konulmasında yarar vardır.

    Prof. Dr. Coşkun Tecimer

  • Melanomların tedavisinde cerrahinin şekli önemlidir.

    MELANOMLARIN TEDAVİSİNDE CERRAHİNİN ŞEKLİ ÖNEMLİDİR.

    Soru 1. Ben açık tenli bir bayanım. Boynumda siyah bir ben oluştu. Ameliyatla alındı. Melanom denilen bir cilt kanseriymiş. İnternetten öğrendiğime göre bu benin derinliği önemliymiş. Benim boynumdan çıkarılan tümörün derinliği 1,3 milimetre. Bundan sonra ek bir işlem veya tedaviye gerek var mı? Takipte ne yapılmasını tavsiye edersiniz?

    Yanıt 1. Malin melanom olarak bilinen cilt kanserlerinin tedavisi cerrahi olarak yapılır. Cerrahide dikkat edilmesi gereken husus tümörün çevresindeki temiz dokuyla birlikte çıkarılmasıdır. 1 mm'ye kadar derinliği olan tümörlerde çevredeki temiz dokunun 1 cm olması arzu edilir. 1 mm'lik derinliğin üstündeki tümörlerde istenen doku genişliği artar. Sizin tümörünüz 1,3 mm olduğuna göre çevresinde en az 1,5 cm'lik temiz doku ile çıkarılmış olması istenir.

    Malin melanomlar komşu lenf düğümlerine gitme eğilimindedir. O nedenle benin alındığı bölgeye en yakın lenf düğümünün incelenmesi gerekir. Bunun için tümörün alındığı yere boyalı madde verilir. Bu maddenin ilk gittiği yer, tıpkı tümör hücresinin gidebildiği ilk yer olan komşu lenf düğümüdür. Bu lenf düğümü çıkarılıp tümör yönünden araştırılmalıdır. Burada tümör varsa daha geniş olarak bölgesel tüm lenf düğümlerinin ameliyatla alınması gerekir. Lenf düğümlerinde tutulum olduğunda interferon denilen bağışıklık sistemini düzenleyici ilacın 1 yıl süreyle kullanılmasının yararlı olduğu bilinmektedir. Lenf düğümünde tümör yoksa ek bir tedaviye de gerek yoktur.

    Malin melanomlar genetik eğilimi olan, güneşe maruz kalan, daha çok açık tenli kişilerde görülür. Bu nedenle özellikle güneşlenmenizi önermem. Denize güneş ışınlarının daha eğik geldiği sabah ve akşam saatlerinde girmeniz iyi olur. Güneşte kalma durumunuz olacaksa güneş koruyucu kremlerin kullanılması gerekir.

    Onkolojik kontrolleri ilk yıl 3 ayda bir, ikinci yıl 4 ayda daha sonra 6 ayda bir yaptırmanız uygun olur. 5 yıldan sonra yıllık kontrol yeterlidir. Tomografi çekilmesi kural değildir. Buna onkolog doktorun karar vermesi daha doğrudur. Ayrıca belli aralarla dermatoloji doktoru tarafından cilt muayenesinin yapılması da gerekir.

    Prof. Dr. Coşkun Tecimer

  • Çocuklarda nadir görülen tümörler

    TİROİD TÜMÖRLERİ :

    Yirmi yaşın altında tiroid kanseri insidansı milyonda 4 – 5’dir. Çoğunlukla adolesan yaş grubunda görülür ve kızlarda görülme oranı 4 kez daha fazladır. Tiroid kanserinde en büyük risk boyun bölgesine uygulanan radyasyondur. Hodgkin tipi tümörlerden sağ kalanlarda görülme sıklığı %10 kadar çıkar. Bunun nedeni uygulanan radyasyon ve kemoterapidir.

    Çocuklardaki tiroid kanserlerinin çoğunluğu diferansiye papiller veya follliküler tiplerdir.

    Hastalar tiroid bezinde kitle veya boyun lenf bezlerinde büyüme şikayeti ile hekime başvururlar. Çocuklardaki tiroid kitlelerinde adolesan yaş grubunda iğne biopsisi ile tanıya gidilebilir. Ancak daha küçük yaş grubundaki tiroid nodülleri için cerrahi rezeksiyon önerilmektedir. Ameliyat öncesi tiroid sintigrafisi, tiroid hormon seviyesi, göğüs radyografisi ve BT yapılmalıdır. Tek bir lobu tutan tiroid kanserlerinde tiroid bezinin tamamen çıkartılıp çıkartılmaması halen tartışmalıdır. Ancak boyun lenf bezlerini tutan olgularda total tiroidektomi önerilir. Buna boyun lenf bezi diseksiyonu eklenmelidir. Residüel tiroid tümörlerini ortadan kaldırmak için de radyoaktif iyot-131 kullanılır. Tiroid kanserinin boyun bölgesinin radyasyona maruz kalması sonucu oluştuğunun düşünüldüğü olgularda total tiroidektomi yapılmalıdır.

    MELANOM :

    Yirmi yaşın altındaki çocuklarda görülme sıklığı milyonda 4,2 kadardır ve bunların hemen hepsi adolesan yaş grubundadır. Erişkinlerde görülme sıklığı hızla artar. Erişkinlerde güneşe maruz kalma iyi bilinen bir risk faktörü olmasına rağmen çocukluk yaş grubunda güneşin etkisi belirsizdir. Buna rağmen çocukların uzun süre güneşte kalmamaları önerilmektedir. Açık renkli derisi olanlar ile ailesinde melanom bulunan çocuklara nispeten daha yüksek risk altındadırlar. Çocukluk yaş grubunda bilinen risk faktörleri üzeri kıllı 20 cm’den büyük benler ve kseroderma pigmentozumdur.

    Hızla büyüyen, rengi koyulaşan, sınırları düzensiz hale gelen ve kolaylıkla kanayan benler (nevüsler) melanomu akla getirmelidir. Tanı patolojik inceleme ile konulur.

    Tedavi bilgileri erişkin bilgilerine dayanmaktadır. Tanı ben’in total eksizyonu ve komşu lenf bezlerinden alınan örneklerle lenfatik tutulum olup olmadığı araştırılmalıdır. Lenfatik tutulum varsa komşu lenf dokularının cerrahi olarak çıkartılması gerekir. Cerrahi tedaviyi takiben biyolojik ajanlar ve aşı tedavisi ile birlikte kemoterapi muhtemel uzak metastazlar için kullanılmalıdır. Çocuklardaki tedavi sonuçlarının erişkinlerden daha iyi olup olmadığı bilinmemektedir.

    KALIN BARSAK VE REKTUMUN ADENOKARSİNOMLARI :

    Çocukluk yaş grubunda nadir görülürler. Erkek çocuklarda daha sıktır. Ailesel adenomatöz polipozis, Peutz – Jeghers sendromu gibi kansere eğilimin arttığı olgularda bile genellikle erişkin yaşa kadar yoktur, ancak olası kanser gelişimine karşı çocukluk çağında veya adölesan döneminden itibaren kontrol edilmeleri gerekir. Hastalık kendini, kanlı dışkı veya katran renginde kaka (melana), karın ağrısı ve kilo kaybı ile gösterebilir. Bulgular çoğunlukla belirsizdir ve tanıda gecikmeye neden olur. Cerrahi olarak tümör çıkartılır. Tamamen çıkartılamayan durumlarda kemoterapi uygulanır. Rektal karsinomların tedavisinde radyoterapide kullanılabilir.

    ADENOKORTİKAL KARSİNOM :

    Oldukça nadirdir. Böbreküstü bezinden köken alırlar, çocukluk döneminin ilk birkaç yılında daha sık görülür. Kız çocuklarında daha sıktır. Hastalar tipik olarak erkeksi semptomlarla kendini gösterir. Prognoz tümörün büyüklüğüne ve total olarak çıkartılıp çıkartılmamasına bağlı olarak değişir. Tamamen çıkartılamayan hastalarda veya metastazlı olgularda kemoterapi uygulanmalıdır, ancak böyle durumlarda prognoz kötüdür.

  • Çocuklarda karaciğer tümörü

    Çocuklarda karaciğer tümörü

    KARACİĞER TÜMÖRLERİ: Çocuklarda karaciğer tümörleri nadirdir. Karaciğerin primer tümörleri çocuklarda görülen habis urların yaklaşık %1 ini oluşturur. Çocuklardaki hepatik (karaciğer) tümörlerinin %50-60 ı habis karakterlidir ve geriye kalanların çoğu ise hepatosellüler karşinomlardır. Nadir görülen hepatik maliğn tümörler arasında anjiosarkom, germ hücre tümörleri ,rabdomyosarkom ve indiferansiye sarkomlar bulunur.Nöroblastom ve lenfoma gibi daha sık görülen çocukluk çağı maliğn tümörleri karaciğere metastaz yapabilirler. Çocuklarda karaciğer tümörlerinin üçte ikisi beniğn karakterli olup genellikle hayatın ilk 6 ayında ortaya çıkarlar.İyi huylu tümörler;damarsal anomaliler ,adenom,fokal nödüler hiperplazi,mezenkimal hamartom veya kistler olabilir.

    İYİ HUYLU KARACİĞER TÜMÖRLERİ:

    Hemanjiom ve damarsal anomaliler: Hemanjiomlar endotel kaplı damarsal boşluklardır.Venöz ve kavernöz hemanjiomlarda damarsal boşluklar daha geniştir.Hemanjioendotelyomlar hebaset potansiyeli taşıyan,çoğalma özelliği bulunan hücresel tümörlerdir.Arteriovenöz malformasyonlar ise arter ve venler arasında ilişkiler içeren nadir anomalilerdir. Karaciğerin damarsal tümörleri şantlar nedeni ile konjestive kalp yetmezliğine neden olabilirler.

    Çocuklarda damarsal orjinli tümörlerin en sık bulgusu karında hissedilen kitledir.

    Tanıda;Ultrasonografi,Bilgisayarlı Tomografi(BT) ve MR(Manyetik görüntüleme) gerekebilir.

    Karaciğerdeki hemanjiomların çoğu ilk yaşı takiben küçülür.

    İyi huylu damarsal karaciğer tümörlerinin çoğunluğu cerrahi tedavi gerektirmezler ve prognozları iyidir.

    Fokal nodüler hiperplazi ve Hepatosellüler Adenom: Bunlar karaciğer tümörlerinin %2 sini oluştururlar.Olguların çoğu 5 yaş altında olup kızlarda daha sıktır.

    Tanıda ele gelen kitle çoğunlukla ilk bulgudur.Ultrasonografi,BT ve MR tanıda yardımcı olur.Fibroz nodüler hiperplazi fibröz septalar içerir ve görüntüleme yöntemleri ile adenomlardan ayırt edilebilir.Karaciğerdeki adenomatöz lezyonlar ,hepatosellüler adenoma ve hepatosellüler kasinoma dönüşebilme riski içerdiklerinden mutlaka çıkarılmalıdır.Fibröz nodüler hiperplazi olgularının asemptomatik olanlar ve çıkarılmayacak kadar büyük olanları izlenmelidir.

    Mezenkimal Hamartom: Genellikle bir yaş altındaki çocuklarda görülen soliter lezyonlardır.Çocukluk çağı karaciğer kitlelerinin %6 sını oluştururlar. Olguların çoğunda ağrısız ele gelen kitle ilk bulgudur.Tanıda ultrasonografi ,BT,MR yardımcı olur .Kesin tanı için açık biopsi gerekebilir. Tedavi de rezeksiyon tercih edilmelidir.Kitlenin tümünün çıkartılamadığı olgular takip altında tutulmalıdır.

    Soliter Karaciğer Kistleri: Soliter karaciğer kistleri çok nadirdir.Başka bir nedenle yapılan tetkiklerde görülebilir.Semptom vermeyen 5 cm den küçük çaplı kistlerde tedavi gerekmez. Ağrı, perforasyon yada torsiyon nedeni ile nadiren cerrahi tedavi gerekir.

    Kist Hidastik: Kedi –Köpek gibi hayvanların bulaştırdığı paraziter bir hastalıktır.Çoğunlukla karaciğer sağ lobunu tutar .Erken dönemde kitlenin çoğunluğu asemptomatiktir, ve albendazol tedavisi ile kaybolabilirler. Büyük kistler;karında kitle ,ağrı ve kusma nedeni olabilir. deriye,drenaj ve sklerozan madde enjeksiyonu çoğu olguda başarılıdır.Ancak bazı durumlarda cerrahi girişimde gerekebilir.

    HABİS KARACİĞER TÜMÖRLERİ

    Çocuklardaki karaciğer tümörlerinin %50-60 ı ,habis karakterlidir. Habis karakterli bu tümörlerin %65 inden fazlası Hepatoblastomlar geriye kalanların çoğu ise Hepatasellüler karsinomlardır.

    Hepatablastom: Ağırlıklı olarak 3 yaşın altındaki çocuklarda görülür. Hepatoblastomlar;Beckwith-Wiedman sendromu,hemihipertrofi,renal agenezi yada adrenal agenezi ile birlikte ve familiyal adenamatöz polizozisli olguların çoocuklarında görülür.Düşük doğum ağırlığı, artmış hepatoblastom insidansıyla ilişkilidir,risk doğum ağırlığı arttıkça azalmaktadır. Hepatoblastomlar genellikle büyük asemptomatik karında kitle ile kendini gösterir.

    Sol loba oranla üç kat daha fazla sağ lopta ortaya çıkar ve genellikle ünifokaldir. Hastalık ilerledikçe kilo kaybı ,anoreksi,kusma ve karın ağrısı ortaya çıkabilir.Tümörün yayılımı en sık olarak bölgesel lenf bezleri ve akciğerlerdir.

    Değerli bir serum tümör belirteci olan α- fetoprotein(AFP) tanıda ve hepatik tümörlerin izlenmesinde kullanılabilir.

    Tanıda ultrasonografi ,BT ve MR önemli, yöntemlerdir.

    Tedavi; Genelde çocukların hepatik maliğn tümörlerinde tümörün tamamı ile çıkartılması esasına dayanır. Karaciğerin %85 i bu nedenle çıkartılabilir. Kalan %15 3-4 ay içerisinde dejenere olarak kendini tamir eder. Tümörün redikal olarak çıkartılmasına takiben uygulanacak kemoterapi tümörün kür şansını artırır. Metastozların varlığı yaşam oranını kötü yönde etkilemekle birlikte ,primer tümörün tamamen çıkartılabilmesi durumunda tam regresyon sağlanabildiğide gösterilmiştir.

    Hepatosellüler Karsinom:Bu tip karaciğer tümörü daha çok adolesanlarda görülür. ve Hepatit B ve C enfeksiyonları ile ilişkilidir. Hepatit B nin yaygın olduğu bölgelerde ve Doğu Asya da sıktır.

    Hepatosallüler karsinom, genellikle altta yatan bir siroz olmaksızın,büyük pleomorfik hücrelerden oluşan multisentrik invaziv bir tümör olarak karşımıza çıkar.

    Hepatatosellüler karsinoma genellikle hepatik kitle ,abdominal distansiyon ,anoreksi kilo kaybı ve karın ağrısı şikayetleri ile kendini gösterir.Hepatosellüler karsinomlu çocukların yaklaşık %60 ‘ ında AFP seviyesi yüksektir.Bilirubin genellikle normaldir fakat karaciğer enzimleri bozulmuş olabilir

    Karnın düz grafisi ve ultrasonografisi karaciğerde kitlenin varlığını ortaya koyar.BT ve MR tümörün rezeksiyon için uygun olup olmadığını göstermesi açısından önemlidir. Metastazların değerlendirilmesi göğüs BT ve kemik sintigrafisi ile yapılır.

    Hepatosellüler kanser multisentrik orjinli olduğu için ,tümörün tamamen çıkartılması vakaların ancak %30-40 kadarında mümkün olabilmektedir.Komplete cerrahi rezeksiyonlarda bile çocukların sadece %30 u uzun dönem yaşayabilir.Kemoterepotik ajanlarla uzun dönem iyi sonuçlar elde etmek zordur. Karaciğer transplantasyonu şimdilik yegane ümit olarak gözükmektedir.

  • Sinsice ilerleyen sorun: “omurga tümörleri

    OMURGA TÜMÖRLERİ İKİ NEDENDEN OLUŞABİLİR

    Hastada omurga tümörü belirtileri varsa öncelikle tanı netleştirilmelidir. Çünkü tümörler iki farklı türde olabilir. Birincisi direkt olarak omurganın kendisinden kaynaklanan tümörler, ikincisi ise vücudun başka bir yerinde oluşup kan yolu ile omurgaya gelerek yerleşmiş olan tümörlerdir. Bulgular. Bu nedenle omurgada tümör teşhis edildiği zaman, hemen diğer hastalıkların varlığı sorgulanmalı, tüm vücut taraması yapılmalıdır. En sık prostat, meme veya akciğeri kanseri nedeni ile omurgaya sıçramış olan kötü huylu tümörler görmekteyiz.

    “AĞRI” EN SIK RASTLANILAN BELİRTİSİ

    Hasta durmadan omurilik bölgesinde ağrı şikayetleri duyuyorsa, mutlaka hekim kontrolünden geçmesi gerekir. Ağrının en önemli karakteri erken dönemde gece ortaya çıkmasıdır. Ancak hastalık ilerlemişse gece gündüz ağrı olur. Güç gerektiren fiziksel aktiviteler ağrının artış göstermesini tetikleyebilir. Kol ve bacaklarda hissedilen uyuşukluklar, halsizlik ve güç kaybı ise görülebilecek diğer belirtiler arasındadır.

    FİZİKSEL MUAYENE İLE TANI SÜRECİNİ BAŞLATIYORUZ!

    Omurga tümörleri söz konusu olduğunda cerrahi operasyonlar kadar yapılacak tanılar da oldukça önemli. Öncelikle hastanın geçmişte geçirmiş olduğu veya halen devam eden bir hastalığın varlığının tespit edilmesi şart. Tümörün oluşabileceğinden şüphe duyulduğu zaman MR ve grafi gibi yöntemlerle hastanın omurilik ve omurgası görüntüleniyor. Tümör kesin olarak tespit edilmişse, ardından iyi veya kötü huylu olup olmadığını algılamak adına biyopsiye başvurulur. Biyopsi sonuçlarına göre tümörün büyük olduğu tespit edilmişse tek yöntem cerrahi operasyon işlemi uygulamaktır. Ancak burada hastanın yaşı, radioterapi ve kemoterapiye olan duyarlılığı, tümörün iyi veya kötü huylu olup olmaması gibi hususları da göz önünde bulundurulmalı. Hastada ağrı şikayetleri çok fazla ise belirtilerin türüne göre Kordotomi, Ağrı Pompası, Spinal Kort Stimülasyonu gibi cerrahi operasyonlar da yapılabiliyor. Ayrıca tedavi sonrası da oldukça riskli. Çünkü tümörler kendini yenilebiliyor. O nedenle omurga sağlığı açısından hastanın belirli dönemlerde doktoruna giderek MRG ve Radyografi teknikleri, PET gibi tümör taramasından geçmesi önerilir.

  • Beyin tümörleri ve belirtileri?

    Beyin tümörleri iki şekilde olabilir. Bunlardan biri beynin kendine ait tümörü diğeri ise vücudun başka bir yerinde oluşmuş olan kanserin beyne atlamasıdır (metastaz).

    Beynin kendine ait tümörleri iyi huylu ya da kötü huylu olabilir. İyi huylu beyin tümörleri beynin içerisinde giderek büyür, yer işgal eder, düzgün sınırlıdır ve genellikle kapsüllüdür. İyi huylu tümörler yerleşim yerine göre tamamen çıkarılabilir. Kötü huylu tümörler ise beynin içerisine parmak şeklinde girerek yayılmıştır. Bu nedenle sınırları pek belirgin değildir. Tamamen çıkarılmaları çoğu kez mümkün olmaz.

    Beyinde gördüğümüz diğer tümörler ise metastaz dediğimiz, vücudun başka bir yerinde başlamış olan kanserin beyine atlamasıdır. Aslında en sık gördüğümüz beyin tümörleri metastazlardır. Beyinde görünen tümörleri %80 i metastazıdır. Sıklıkla akciğer, meme, prostat kanserlerinde görülebilir.

    Beyin tümörlerinin belirtilerine gelince önce baş ağrısı olur. Baş ağrısı sabah kalkıldığında vardır. Sabah daha fazla olup gün içinde azalabilir. Tümör daha da ilerledikçe vücudunun bir tarafında uyuşma, karıncalanma, kuvvet kaybı başlayabilir. Hastada bayılma nöbetleri, sara hastalığı olabilir. Hastalık daha da ilerlerse davranış bozuklukları başlar, şuuru kapanır. Tanı hastayı dinleyerek, muayene ederek ve radyolojik tetkiklerle konulur.

    Tedavi öncelikle cerrahidir. Ancak hastanın durumuna göre bir süre beklenebilir, direkt ışın tedavisi (radioterapi) yapılabilir. Bir diğer tedavi şeklide kemoterapidir (ilaç). Genellikle bu üç tedavi şekli birlikte uygulanır. Çoğu kez önce ameliyat edilir. Böylelikle aynı zamanda tümörün patolojik tanısı da konmuş olur. Buna göre radyoterapi ve kemoterapi planlanır. Çünkü her türlü beyin tümörü ışın tedavisine ya da ilaç tedavisine duyarlı değildir. Tümörlerin ışın tedavisine ya da ilaç tedavisine ne kadar duyarlı olduğu patolojik tanıdan sonra anlaşılır. Daha sonra gerekirse rehabilitasyon da yapılabilir.