Etiket: Tüm

  • Beyincik tümörleri (kistik serebellar astrositomlar)

    Beyincik tümörlerini erişkinler ve çocukluk yaşı olarak iki ayrı başlıkta incelemek gerekir. Erişkin beyin tümörlerinin yaklaşık % 70-75 beyinde yerleşirken, çocucukluk çağı beyin tümörlerinin % 60-70 ise beyincikte yerleşmektedir. Bir başka deyişle tüm erişkin beyin tümörlerinin 2/3’si beyinde görülürken çocukluk yaş beyin tümörlerinin 2/3’si ise beyincikte görülmektedir. Erişkinlerde ensık beyin tümörü glial tümörlerlerden (astrositomlar) görülürken buna karşılık ensık beyincik tümörü ise genetik geçişi iyi bilinen hemanjioblatomlardır. Çocukluk çağı lösemilerden sonra ensık görülen tümör beyincik tümörleridir. Çocukluk çağı beyincik tümörleri arasında en sık görülenleri ( medulloblastom, astrositom, epandiom, beyin sapı gliomları dermoidve epidermoid kistler v.b). Erişkin beyincik tümörleri içerisinde özellikle erişkinlerde pontoserbellar köşe bölgesisinde en sık görülenler ise (Schwannoma, meningioma, araknoid ve epidermoid kistler,plazmasitomlar, glomus jugulare tümörleri, metastazlar v.b)

    KİSTİK SEREBELLAR ASTROSİTOM

    Bu beyincik tümörü çocukluk çağı beyin tümörlerinin ortalama % 10-20 sini teşkil ederler. En sık hayatın ilk 5 yaşlarında görülür. Erkek ve kadınlar görülme oranları arasında bir fark yoktur. Çocuklardaki kistik serebellar astrositomların iyi bir prognozu var. Kesinlikle bu çocuklar diğer beyincik tümörleri olan medulloblastoma, epandimomlar ve beyin sapı gliomalı lezyonlardan daha iyi sonuçları vardır. Bu tümörlerin tamamı alındığında uzun süreli yaşam oranları vardır. Çünkü bu lezyonların sadece % 5-20’i histolojik olarak habis seyirlidirler.

    Hastalığın Hikayesi

    Bu çocukların çoğu birkaç haftalık süreli sabahları baş ağrısı ve kusma şikayetleri başlangıçlıdır. Bu şikayetler başlangıçta hiç bir zaman beyincik tümörü düşünülmeden başka hastalıklar ön tanısı ile tedavi edilmeye çalışılır. Bu öncü şikayetler zamanla devamlı ve inataçı hale gelir.

    Şikayet ve Bulgular

    Bu çocuklar da öncelikle kişilik değişikleri anormal yürüyüşler, çift görme ve şuur seviyesinde değişiklikler olur. Ense ağrısı, kalp hızında yavaşlama (bradikardi), nefes alma sıklığında azalma (bradipne), hipertansion şikayetler ve bulgular beyin sapında basınc artmasına bağlı gelişir. Şuur bulanıklığı ve kapanması daima kötü prognozu gösterir. Gözlerde basınç artması (papil ödemi) ve bazende optik atrofi görülür. Kafa içi basınç artmasına ( KİBA) bağlı 6. kranial sinir felci takriben bu hastaların % 15’de görülmektedir. Bundan farklı olarak baş dönmesi ve diğer kranial sinir felçleri nadiren görülür. Trunkal ataksi sıktır. Daha büyük çocuklarda ise şüpheli olmakla beraber tandem yürüyüş vardır. Büyük çocuklarda dismetri sıktır. Nistagmus daha az sıklıkla görülür. Serebeller fits daha nadir görülen bir tablodur.

    Teşhis

    Tüm beyincik tümörlerinde olduğu gibi beyin görüntüleme yöntemlerinden ilaçlı beyin Magnetig Rezonans (MR) tekniği bu lezyonların teşhisinde oldukça önemli güvenilir noninvazif bir test yöntemidir. Bunun dışında ilaçlı beyin Bilgisayarlı Tomografi (BT) tekniği bazı beyincik tümörlerinde (örneğin epandimom, kistik serebellar astrositomlar) gibi tümörlerde lezyonda kalsifikasyonların olup olmadığını gösterilmesinde MR tekniğine nazaran ilave ek bilgiler sunmaktadır. Beyin damar anjiografi test yöntemi bu lezyonların tanısında yeri yoktur.Ancak von-Hippel Lindou hastalığı düşünülenlerde beyin damar anjiografisi yapılmalıdır. Bu test ile tümörün etrafıdaki damarsal patolojileri göstermektedir. Sonuç olarak bir beyincik tümörü düşünüldüğünde teşhis günümüzün ileri teşhis yöntemleriyle çok çabuk, hızlı, güvenilir bir şekilde konulmaktadır. Beyincikteki kistik serebellar astrositomların teşhisinde kandan tümör belirleyici testleri malesef yoktur.

    Ayıcı tanıda özellikle kistik komponentli olan von-Hippel lindau hastalığı akılda bulundurulmalıdır.

    Tedavi

    Tüm beyincik tümörleri olduğu gibi eğer doktor ameliyat öncesi dönemde beyincikteki lezyonun kistik serebellar astrositom olduğunu düşünürse sadece von-Hippel lindou hastalığı olup olmadığını ekarte etmelidir. Kistik serebellar astrositomları tedavi stratejisinde öncelikle lezyonun mümkünse cerrahi olarak tamamı çıkarılmalıdır. Tecrübeli bir cerrah beyincik ameliyatı esnasında böyle bir lezyonun nereden orijinlendiğini ve nerelere doğru büyüdüğünü bilerek cerrahiyi yönetir. Çünkü beyincik tümörleri ameliyatı esnasında tüm anatomik dokuların hayatı fonksiyonları önem arzetmektedir. Kistik serebellar astrositomlarda özellikle kist içerisinde sarı renkli kistik mayi bu tümörlerin özelliğidir. Ayrıca kistik kısma eşlik eden soliter tümör genellikle kanamasız, yumuşak kıvamda lezyonlardır. Soliter tümörün tamamı alındıktan sonra histopatalojik rapor atrositom düşük evreli olarak olarak teyid edildirse tedaviye ilave adjuvan radyoterapi veya kemoterapi gerek yoktur. Ancak histopatalojik astrositomun malign tipi rapor edilirse postoperetif dönemede adjuvan radyoterapi ve kemoterapi gerekir.

    Sonuç

    Bu tümörler eğer kistik serebellar astrositom ise ve total olarak çıkartıldı ise sonuçları mükemmeldir. Çünkü bu lezyonların sadece % 5-20 histopatolojik olarak habis niteliktedirler.

  • menenjiyomlar (meningiomlar) nedir? Nasıl tedavi edilirler?

    Tanım ve Genel Bilgiler: Menenjiyomlar, beynin araknoid zarından köken alan, genelde selim davranışlı beyin tümörleridir. Tüm beyin tümörlerinin yaklaşık dörtte birini oluşturan meninjiyomlar, her yaşta görülmekle birlikte, orta yaşlı kadınlarda erkeklere oranla iki kat fazla görülür.

    Nedenleri: Yakın zamanda yapılan araştırmalarda, tümör gelişimini baskılayıcı nitelikte olan NF2 geninin DNA içindeki her iki kopyasının da işlev dışı kalmasının meninjiyomların oluşumunda merkezi bir rol oynadığı ortaya konmuştur. Bununla birlikte, bu tip tümörlerin oluşumundan sorumlu olabilecek tümör kök hücrelerinin elde edilmesine yönelik araştırmalar halen devam etmektedir (Serdar Baki Albayrak, Peter Black, The Origin of Meningiomas, Chapter 3, MENINGIOMAS, A Comprehensive Text). Dışarıdan alınan kadınlık hormonu takviyesi ve gebeliğin, meninjiyomların büyüme hızını arttırdığına dair yayınlar vardır. Kafa travmalarının, kafatasına ve beyne uygulanan radyasyonun da menenjiyom oluşumuyla ilişkisi gösterilmiştir.

    Tipleri ve Tümör Davranışı: Dünya Sağlık Örgütünün 2000 yılındaki düzenlenmesine göre, menenjiyomlar, histopatolojik olarak 1. Derece (selim, %80), 2. Derece (atipik, 15%) ve 3. Derece (habis, 3-5%) olmak üzere üç gruba ayrılırlar. Selim olan grup içerisinde başlıca; meningotelyal, fibröz ve bu ikisinin karışımı olan tiple birlikte, mikrokistik, lenfositik, metaplastik, sekretuvar, psammomatöz ve anjiyomatöz alttipler bulunur. Selim olan bu grupta cerrahi sonrası hayat boyu nüks oranı %5 ila 25 arasında değişmekte olup, çıkarılamayan tümör doku hacmi ile nüks oranı arasında ilişki vardır. 2. Derece ise kordoid, berrak hücreli ve atipik menenjiyomlardan oluşur. Bu gruptaki tümörlerin uzun dönem nüks oranları %30-50 arasındadır. Papiller, rabdoid ve anaplastik menenjiyomlar ise 3. Derece grup içerisinde yer alan ve daima nüks eden habis tümörlerdir. Menenjiyom tümör dokusunda kadınlık hormonu progesteronun bağlanma yerinin olmaması, tümör bölünme hızının yüksek olması (Mikroskop altındaki 10'luk büyütmede her 16 mm2'lik alanda 6'dan fazla bölünen hücre olması) ve anaplastik tipte meninjiyom varlığı yaşam süresini olumsuz yönde etkileyen faktörlerdir.

    Tedavi: Menenjiyomlarda ilk tedavi yöntem, mikrocerrahi yaklaşımdır ve hastada hiç veya minimal işlevsel-yapısal kayba neden olan radikal total tümör çıkarımı planlanır. İlk cerrahide, mümkünse menenjiyomun yapıştığı beyin dış zarı olan duranın da tamamen çıkarılması amaçlanmalıdır. Atipik ve habis menenjiyomlarda, tedavi şemasına, cerrahi sonrası radyoterapi ve/veya kemo-hormonal tedaviler de eklenmektedir.

  • Konjenital merkezi sinir sistemi anomalileri

    ARAKNOİD KİSTLER

    Leptomeningeal kistler olarakta bilinirler. Konjenital olarak araknoidin gelişimi esnasında ortaya çıkarlar ve otopsi serilerinde 5/1000 sıklıktadırlar. En sık olarak orta fossada yer alarak temporal lobda değişik derecelerde atrofilere neden olurlar. Daha sonra cerebellopontin köşe, retroserebellar, suprasellar lokalizasyonda görülebilirler
    Genellikle asemptomatiktirler. Çok az bir bölümü semptomatik olabilir ve erken çocukluk döneminde semptom verirler.

    Semptomatik olduğunda epilepsi, baş ağrısı en sık ortaya çıkan bulgulardır. Ayrıca kist likör dolanım yollarına baskı yaparak hidrosefaliye neden olabilr.

    TANI: BT ve MR da likör yoğunluğunda sıvı ile dolu çeper boyanması görülmeyen kistlerdir.

    TEDAVİ: Genellikle asemptomatik olan bu kistler klinik bulgu vermediği sürece ameliyat söz konusu değildir.Semptomatik olan kistlerde ise kistin boşaltılarak çeperinin bütünlüğünün bozulması uygulanır.

    KRANİOSYNOSTOZ

    Prenatal dönemde ortaya çıkan bir gelişimsel anomalidir.0.6/1000 doğumda görülür. Kranial sütür ve fonatanellerin zamanından önce kapanması ile ortaya çıkan kafa ve/veya yüz şekil anomalileri ile az bir bölümüde ise kafa içi basınç artması ile seyreden bir klinik tablodur. Normalde anterior fontanel doğumda eşkenar dörtgen şeklinde ve 4X2.5cm boyutlarında olup 2.5 yaşında kapanır. Posterior fontanel ise üçgen şeklinde olup 2-3. aylarda kapanır. Kraniosynostoz genellikle bir sütürü ilgilendirir ve kafatası kapalı sütür istikametinda büyür. Örneğin sagital sütür sinostozunda kafa ön arka istikamette uzar.

    TANI:

    -Fontaneller zamanından önce kapanmıştır

    -Erken kapanan sütürün olduğu bölgede kabarıklık

    -İleri dönemlerde yüz ve kafa şekil anomalileri.

    -Kraniografide sütür hattında yoğunluk opasite

    -Şüpheli durumlarda kemik sintigrafisi yapılır. Erken kapanan sütürlerde diğer sütürlere göre artmış aktivite gözlenir.

    Kraniosynostoz tipleri:

    Sagital sütür synostozu: En çok görülen tiptir. Erkek çocuklarında kızlara oranla daha sıktır. Kafanın Ön arka uzunluğu artmıştır. Bunun yanında biparietal çap azalmıştır. Bu kafa tipi dolikosefali yada skafosefali olarakta adlandırılır. Frontal kemik öne doğru çıkık oksipital kemik ise geriye doğru belirginleşmiştir.

    Koronal sütür synostozu: Kraniosinostozların %18 ini oluştururlar. Kızlarda daha sıktır. Bilateral koronal sütür sinostozunda brakisefalik kafa tipi ortaya çıkar, yani kafa ön arka çapı azaldığı için alın basık yanlara doğru ise genişlemiştir. Gözlerde proptozis mevcuttur. Bir tür koronal sütür sinostozu olan Crouzon Hastalığında ilaveten orbita ve fasial kemiklerde anomali vardır. Midfasial hipoplazi, hipertelorizim (orbital çukurların arasındaki mesafenin artması)mevcuttur.:

    Apert Sendromunda ise Crouzon Hastalığındaki bulgulara ilaveten bilateral simetrik sindaktili (yapışık parmak anomalisi), kısa üst ekstremite ve hidrosefali mevcuttur. Unilateral koronal sütür sinostozu daha az sıklıkta görülür. Plagiosefali olarak adlandırılır. Kapalı sütür tarafında alın düzleşmiş veya konkav, supraorbital kenar normal tarafa göre yukardadır ve dışa doğru dönmüştür.

    Metopik sütür sinostozu: Metopik sütür frontal kemiği yukardan aşşağı ikiye bölen ve doğumdan sonra 15 gün içinde kapanan sütürdür. İntrauterin erken kapanma sonrası trigonosefali denen ve frontal kemiğin öne doğru orta hatta keskin bir kenar oluşturacak şekilde çıkıntı oluşmuştur. Hastaların çoğunda 19p kromozom anomalisi birliktedir ve mental retardasyon mevcuttur.

    Lambdoid sütür sinostozu: Nadir. Tüm kraniosinostozların %19 unu oluşturur. Erkeklerde daha sıktır. Unilateral veya bilateral oksipital kemikte düzleşme mevcuttur. Unilateral olduğunda kulaklar asimetrik yerleşimlidir.

    Multipl sütür sinostozu: Oxysefali denen kafanın genel olarak küçük olması ile karekterizedir. Kafa içi basınç yüksektir. Mikrosefali farklı bir tablo olup beyin gelişme bozukluğuna bağlı olarak kafanın büyümememsi söz konusudur. Kafa içi basınç oxysefalinin tersine yüksek değildir ayrıca hastalar mental retardedir.

    TEDAVİ: Cerrahidir. Olguların çoğunda cerrahinin amacı kozmetiktir. Kafa şekil anomalisini ve yüzdeki şekil bozukluklarını düzelmeye yönelik rekonstrüktif cerrahi uygulanır. İntrakranial basınç artışı daha çok multipl sütür sinostozunda görülür. Kapanan sütür böümünde lineer olarak kemik bantlar çıkartılarak sütür açıklığı sağlanır.

    ENSEFALOSEL

    Kanium bifidumda denen bu anomalide kranial kemiklerin kaynama defekti mevcuttur.Genellikle orta hatta ve en sıkta oksipital bölgede ortaya çıkar. Nazal bölgede polipoid bir kitle aksi kanıtlanana kadar ensefalosel olarak kabul edilmelidir. Bu kemik defektinden meninks içi likör dolu bir kese şeklinde dışarı doğru büyümüşse meningosel olarak adlandırılı. Meninksler serebral dokuyu çevreleyen kese şeklinde ise ensefalosel yada sefalosel olarak adlandırılır. Meningoselde prognoz ensefalosele oranla daha iyidir. Eğer büyük miktarda serebral doku kese içersinde ise prognoz kötüdür. Ensefaloselli çocukların %5den daha azı normal olarak gelişebilir.

    Tedavi:Kesenin eksizyonu ve duranın tamiri.

    CHİARİ MALFORMASYONU

    Chiari malformasyonları 4 ayrı posterior fossa oluşumlarının anomalisi şeklinde ortaya çıkar, ensık 1 ve 2. Tipler görülür.

    Tip I Malformasyonu: primer serebellar ektopide denir. Serebellar tonsillerin foramen magnum seviyesinin altına 3mmden fazla inmesidir. Kordda siringomyeli ve hidromyeli ile birlikte olabilir. Edinsel olarak tekrarlayan lomber ponksiyonlar yada lumbo-peritoneal şantlardan sonra ortaya çıkabilir. Hastalığın doğal seyri pek bilnmemekle beraber. Bir bölüm olguda asemptomatiktir. En sık karşılaşılan semptom sub oksipital bölgede ortaya çıkan baş ağrısıdır. Daha nadir olarakta foramen magnum düzeyinde spinal kord basısı sendromu görülür.

    Tanı: Kesin tanı MRI da serebellar tonsillerin foramen maagnum 3mm altında yer alması.

    Tedavi: Belirgin klinik bulgular ortaya çıktığında posterior fossa dekompresyonu yuapılmalı: Bu işlemde Oksipital kemik alt bölümü, foramen magnumun arka kısmı, C1 ve C2 laminaları alınarak dural yama ile dekompresyon sağlanır.

    Tip II Malformassyonu: Genellikle meningomyeloselle birlikte ortaya çıkar. Serviko-medüller bileşkenin, pons, 4. Ventrikül ve medullanın kaudale yer değiştirmesidir.

    Yeni doğan çocukta ortaya çıkan klinik bulgular alt kranial sinir basısına bağlıdır ve yutma güçlüğü, stridor, apne, aspirasyon, ağlama azlığı ortaya çıkar.

    Tedavi: Hidrosefali mevcutsa shunt takılmalı, alt kranial sinirlere ait bulgularda posterior fossa dekompresyonu yapılmalı.

    Tip III Malformasyon:Nadirdir. Serebellum servikal vertebralara doğru hernie olmuştur. Yaşamla sıklıkla bağdaşmaz.

    Tip IV Malformasyonu: Serebellar herniasyon olmaksızın serebellar hipoplazi mevcuttur.

    DANDY WALKER MALFORMASYONU

    Konjenitaldir, hidrosefali sebeplrinin %2 sini oluştururlar. Magendi ve Luschka deliklerinin atrezisi ile ortaya çıkan serebellar vermis agenezisi, 4. Ventrikülle iştirakli posterior fossa kisti, olguların yarısından çoğunda hidrosefali vardır. Retroserebellar araknoid kist ile karışabilir ancak bunda vermis agenezisi yoktur ve 4. Ventrikülle iştirakli değildir. Olguların %50 sinde IQ normaldir. Klinik olarak hidrosefali mevcutsa yeni doğanda kafanın büyüdüğü saptanır ve bulgular buna aittir.

    Tedavi: hidrosefali yoksa beklenebilir. Hidrosefali tespit edildiğinde hem kiste ve hemde posterior fossadaki kistik genişlemeye shunt konur.

    AQUADUCT STENOZU

    Konjenital veya edinsel olabilir. 4. Ventrikül normal yada küçük olmasına rağmen tüm ventriküler sistem (lateral ventriküller ve 3. Ventrikül) genişlemiştir. Konjenital tipi Chiari ve nörofibromatozis ile birlikte olabilir.

    Konjenitall hidrosefalilerin %70 ini oluşturur. Doğumdan 2-3 ay sonra ortaya çıkan hidrosefali kliniği mevcuttur.

    SPİNAL DİSRAFİZM (SPİNA BİFİDA)

    Spina bifida occulta: Konjenital olarak spinoz proses ve arcus vertebraların bir yada nadiren birden fazla vertebrada oluşmamasıdır. Sıklıkla L5 ve S 1 vertebralarında görülmekle beraber nadiren tüm vertebra boyunca herhangi bir yerde görülebilirOldukça sık ortaya çıkan bir anomalidir. Tüm popülasyonda görülme sıklığı %10 dur. Büyük bir bölümü asemptomatiktir. Ancak nadiren diastematomyeli, tethered kord, lipoma, dermoid tümörle birlikte olduğunda yürüme bozukluğu, bacakta zayıflık ve atrofi, üriner semptomlar, ayak deformitelerine yol açabilir.

    Spina bifida aperta =(spina bifida cystica): 1-2/1000 sıklıkta ortaya çıkar. Sıklıkla lubosakral daha saonra dorsal bölgede ortaya çıkar. Ancak tüm vertebral kolonda görülebilir.

    a)Meningosel: Vertebral arkuslar ve spioz prosesteki defektten meninkslerin kistik bir yapı şeklinde dışarı çıkmasıdır. Kist içi likör serebrospinalis ile dolu olup nöral elemanlar (medulla spinalis, sinir lifleri) bulunmaz. Kese genellikle sağlam bir ciltle az bir bölümünde ise ince şeffaf bir epidermis ile kaplıdır. Olguların 1/3 ünde nörolojik defisitler ortaya çıkar. Defistlerin bir bölümü doğumdan hemen sonra ortaya çıktığı gibi bir bölümüde çocuk büyüdükçe belirir. Doğumda pes equino varus deformitesi, bacak atrofisi, bacakta pareziler, ileri yaşlarda üriner semptomlar, kifoz ve skolyoz görülür.

    b) Meningomyelosel: Meningoseldeki gibi bir arkus defekti ve bu defektten dışarı çıkan kese mevcuttur ancak farklı olarak kese içersinde nöral elemanlar mevcuttur. Hastaların büyük bir bölümünde(%80) hidrosefali vardır. Yine çoğunda Chiari Tip II malformasyonu birlikte ortaya çıkar. Hastaların tümünde nörolojik semptomlar mevcuttur. Hastalar genellikle paraplejiktir, üriner semptomlar görülür. Chiari II Malformasyonuna bağlı solunum, beslenme problemleri olabilir.

    Tedavi:Kese perfore olmuşsa menenjit riski nedeni ile acil operasyon endikasyonu mevcuttur. Hidrosefali mevcutsa önce ventrikülo-peritoneal shunt sonra kesenin çıkartılarak nöral elemanların disseksiyonu ve spinal kanala redüksüyonu daha sonrada cildin onarılması gerekir. Her iki operasyon aynı anda yapılabilir.

    TETHERED KORD SENDROMU (GERGİN KORD)

    Konus medullarisin; kısa, bir kalın filum terminale, intradural lipoma, diastematomyeli yada myelomeningosel anormal olarak aşşağıda yer almasıdır. Klinik bulgular çocuğun boyunun uzaması ile paralel olarak kordun gerilmesine bağlıdır. Klinik olarak sırt ve bel ağrısı, ayak deformiteleri, bacakta atrofi, yürüme bozukluğu, üriner semptomlar, kifoz, skolyoz görülür.

    Tanı: Radyolojik olarak MR da konus medulllarisin L2 atında yeralması, filum terminalenin 2mm den kalın olduğunun tespiti iledir.

    Tedavi: Alt lomber kısıtlı laminektomi ile kısa, kalın filum terminalenin kesilmesi, eğer gerginlik bir lipoma bağlı ise lipom nöral elemanlardan disseke edilerek çıkartılmalı.

    SPLİT KORD MALFORMASYONU (AYRIK KORD)

    Tip I split kord malformasyonu: Diastematomyeli: Medulla spinaliste bir yada iki segment boyunca ayrı dural kılıf ile sarılı iki yarım kord mevcuttur. İki kord arasında kemik septum mevcuttur.

    Tip II split kord malformasyonu: diplomyelia: Medulla spinaliste bir yada iki segment boyunca tek bir dural kılıf içersinde iki yarım kordun mevcut olmasıdır. Kordlar arasında sert olmayan fibröz bir septum vardır. Her iki tipte kalın filum teminale ile birlikte olabilir.

    Tedavi: Kordda gerginliğe sebep olan bu kemik yada fibröz septalaşma ve mevcutsa kalın fium terminae cerrahi olarak ortadan kadırılır.

    HİDROSEFALİ

    Beyin omurilik sıvısının ventriküler sistemde basınçlı bir şekilde patolojik olarak birikmesidir. Konjenital olarak ortaya çıkan hidrosefali 1/1000 sıklıktadır.

    Hidrosefalli Tipleri:

    1-Komunikan= (non-obstrüktif): Beyin omurilik sıvısının emiliminin bozulması ie ortaya çıkar. Araknoidit (post hemorajik yada post menenjitik), venöz tromboz, postoperatuar, serebral yada spinal tümörlerde(Tümörlerin BOS a salgıladığı proteinlerin yada kanamaların likör emilim yataklarını bloke etmesi ile ortaya çıkar ve genellikle tetraventriküler hidrosefali=lateral ventriküller, 3 ve 4. Ventrikülün geniş olması) ile karşımıza çıkar.

    2-Nonkomunikan= (obstrüktif) :Beyin omurilik sıvısının dolaşım yollarını tıkayan nedenlerle ortaya çıkar:Pinea böge tümörleri, Chiari malformasyonu, 4. Ventrikül tümörleri, Dandy-Walker Malformasyonu, 3. Ventrikül tümörleri, aquaduct stenozu.

    Klinik: Kranial sütürlerin kapanması öncesi ortaya çıkan hidrosefalide klinik bulgular ileri yaşlarda ortaya çıkan hidrosefaliden farklıdır.

    -Kranial sütürlerin kapanması öncesi:

    Kafa çevresinde büyüme, ileri dönemlerde kranial-fasial orantısızlık (çok iri kafa-küçük yüz): Normalde yeni doğanda kafa çevresi 33-36cm dir . İlk 3 ay 2cm/ay, 2. 3 ay 1cm/ay ve 3. 3 ayda ise 0.5cm/ay hızla büyür. Hidrosefalide ise 1cm/hafta hıza ulaşmıştır.

    Kranial sütürlerde açılma, fontanellerde kabarıklık

    Kafa içi basıncın yükselmesi nedeni ile venöz drenajın yön değiştirmesine bağlı ollarak skalp ve yüzdeki venalarda genişleme

    Macewen Bulgusu: bebeğin kafasına hafifçe vurulduğunda içi su dolu balon vurmaya benzer titreşim hissedilmesidir.

    Parinoud Sendromu:Yukarı bakış parezisi mevcuttur. Hastanın gözleri aşşağı deviedir.

    Bebek hipo aktif olup başını tutamama, emmeme, ağlamama mevcuttur.

    RADYOLOJİ:

    Direk grafi: büyük kafa, sütür ve fontanellerin açık olduğu görüntülenir.

    BT ve MR da büyük kafa ve genişlemiş ventriküler sistem görüntülenir.

    Kranial sütürlerin kapanması sonrası: Kafa içi basınç artması bulguları ile ortaya çıkar

    Baş ağrısı

    Kusma

    Papilla ödemi

    Dalgınlık, genel yavaşlama

    Ataksi ve yürüme bozukluğu

    Hafıza kaybı

    İdrar enkontinansı

    RADYOLOJİ:

    Direk grafi: Kafa normal büyüklükte olup, dorsum sellada erozyon, kalvarial kemiklerde dövülmüş bakır manzarası (impressio digitata) görülür.

    BT ve MR: Geniş ventriküler sistem mevcuttur.

    TEDAVİ: Hidrosefali nedeni bir tümör basısına bağlı ise tümörün çıkartılması sonrası hastaların büyük bir bölümünde hidrosefali ortadan kalkacaktır. Devam eden hidrosefalide ventriküler sistemi peritona yada sağ atriuma birleştiren bir shunt sistemi ile ventrikülde biriken likörün bu boşluklara devamlı olarak drene olması sağlanır. En çok tercih edilen shunt sistemi ventrikülo-peritonealdir. Bu sistemde; kraniumda sağ posterior parietale açılan bir delik sonrası oksipital boynuzdan lateral ventrikül içersine ponksiyonla girilir. Ventriküler sistem böylece ince silikon bir hortumla kateterize edilir. Silikon hortumun ucu basınç ayarlı bir valfden geçirdikten sonra ince ciltaltı tünelle peritoneal boşluğa ulaştırılır.

  • Kraniyotomi neden gereklidir ?

    Bazı problemler beynin doğru çalışmasını engeller. Bu problemleri düzeltebilmek için beyine ulaşmak gereklidir. Kraniyotomi oraya ulaşmamızı sağlar. Aşağıda tartışılan problemler bir kraniyotomi yapılmasına gerek duyulan en sık görülen problemleri ortaya koymaktadır.

    Beyin Yaralanması:
    Beyin yaralanması başa gelen doğrudan bir patlama ve hatta ani bir darbe ile dahi oluşabilir. Bu beyinde yırtılmaya, kanamaya ve şişmesine neden olabilir. Tedavinin hedefi herhangi bir kanamayı durdurmak ve kafatası içerisindeki basıncı azaltmaktır. Kan ve hasarlı dokular çıkarılabilir.

    Beyin Tümörü:
    Tümör, anormal hücrelerden oluşmuş bir kitledir. Beyinde büyüyen metastatik tümörler vücudun diğer bölgelerinden yayılan tümörlerden gelen yapılardır. Hedef bunlardan mümkün olan en fazla miktarda çıkarmaktır. Tümöre tipine göre diğer tedavi yöntemlerinin de uygulanması gerekli olabilir.

    Anevrizma:
    Anevrizma bir arter duvarındaki balon benzeri bir kusurdur. Bu kanın dışarı sızmasına neden olur. Sızan kan beyine hasar verebilir. Hedef hasarı kontrol altına almak ve ileriki kanamaları önlemektir.

    Arteriovenöz Malformasyon:
    Arteriyövenöz malformasyon (AVM) kan damarlarının anormal bir yumağıdır. Bir AVM beyinin bir bölgesinde normal kan akımını önleyebilir. Aynı zamnda beyin dokusu içerisine kanama riskini de artırmaktadır.Tedavideki hedef AVM içerisinden olan kan akımını önlemek ve akımı normal yola döndürmektir.

    Durumunuzun Teşhis Edilmesi:
    Doktorunuz birtakım muayene ve teslter yaparak durumunuza yol açan nedeni bulmaya çalışır. Sonuçlar doktorunuzun probleminizin tam olarak yerini ve boyutunu da anlamasına yardımcı olur.

    Tıbbi Muayeneniz:
    Doktorunuz sizin sinir sisteminizin ne kadar iyi çalıştığını aşağıdakileri kontrol ederek öğrenir:
    •Ÿ Görme, işitme, yürüme ve yutkunma kapasiteniz
    •Ÿ Düşünme ve hafıza becerileriniz
    •Ÿ Kas gücünüz, koordinasyonunuz, refleksleriniz ve adımlamanız
    •Ÿ Dokunmayı hissetme ve algılama yetenekleriniz.

    Görüntüleme Testleri:
    Bu testler beynin ve ona kan götüren atardamarların görüntülerini verir. Daha keskin görüntüler için bu testlerle birlikte kontrast maddeler kullanılabilir. Riskler ve komplikasyonlar sizinle konuşulacaktır.

    Ÿ BT: (Bilgisayarlı Tomografi):
    Bu yöntem x ışınlarını ve bilgisayar kesitlerini birleştiren bir yöntemdir. Siz bir tüp içerisinde kayan bir platform üzerinde yatarsınız.

    Ÿ MRG (Manyetik Rezonans Görüntüleme):
    Bu test güçlü mıknatıslar ve radyo dalgaları kullanarak görüntüler oluşturur. Bir tünel içine kayan bir masada yatarsınız.

    Cerrahi İçin Hazırlık
    Ameliyat zamanınız yaklaştıkça ilerideki sağlık gereksinimlerinizle ilgili düşünceleriniz olabilir. Aynı zamanda kraniyotominiz için kendinizi nasıl hazırlamanız gerekeceği hakkında sorularınız olabilir. Aşağıdaki bilgiler yardımcı olabilir.

    Cerrahi Tedavinizden Önce:
    Pek çok durumda kraniyotomi planlanmış bir işlemdir. Cerrahiden önce yeterli zaman varsa aşağıdakileri yapmanız size söylenebilir:
    Ameliyatınızdan haftalar önce ameliyatınızda kullanılmak üzere kan vermeniz istenebilir. Ayrıca kanı incelten aspirin gibi ilaçları almamanız istenebilir. Eğer sigara içiyorsanız şimdi kesmelisiniz.
    Kraniyotominizden kısa bir süre önce bir muayeneden geçeceksiniz. Bu cerrahi işlem için yeteri kadar sağlıklı olduğunuzu teyit etmek için yapılacaktır. Eğer günlük kullandığınız ilaçlarınız varsa bunların ameliyat gününde de kullanılıp kullanılamayacağını sorunuz.

    Ameliyattan en az 8 saat önce veya size iletilecek süre kadar herhangi bir şey yemeyiniz ve içmeyiniz.

    Kraniyotominizin Yapılacağı Gün:
    Kraniyotominizin yapılacağı gün hastaneye zamanında geliniz. Buraya ulaştığınızda hala daha devam eden endişeleriniz olabilir. Hatta biraz da ürkek ve sinirli olabilirsiniz. Sağlık ekibiniz tüm sorulara yanıt vermeye çalışcaktır. Ayrıca rahatlamanız için ellerinden geleni yapacaklardır.

    Ameliyattan Hemen Önce:
    Anestezinizden sorumlu olacak olan görevli sağlık personeli cerrahi öncesinde sizinle konuşacaktır.Ameliyatınız boyunca «uyumanız» için size genel anestezi verilecektir. Kolunuza i.v. (intra venöz) damar yolu için kateter konulacaktır. Bu yol ihtiyacınız oldukça ilaçlar ve sıvıların size verilmesini sağlayacaktır. Pek çok durumda başın bir kısmı veya tamamı traş edilecektir.

    Aile ve Arkadaşlara Notlar:
    Ameliyat sırasında yakında bekleyebileceğiniz bir oda size gösterilecektir. Kraniyotomi sıklıkla 3-5 veya daha fazla sürebilir. Eğer mümkünse haber alabilmeniz için en az bir kişinin bekleme odasında olduğundan emin olunuz. Ameliyat biter bitmez doktor gelip sizinle görüşecektir. Ayrıca sevdiğiniz kişiyi ne zaman görebileceğiniz de size iletilecektir.

    Beyine Ulaşmak
    Cerrah kafa derinizde bir kesi yapar. Daha sonra kafatasında 1-2 cm. büyüklüğünde burr hole denilen delikler açılır. Delikler arasındaki kemik kesilir ve kaldırılır. Cerrah daha sonra dura denilen beyni saran zarı açarak beyine ulaşır. Bir sonraki basamak sizin özellikle bulunan rahatsızlığınıza göre devam eder. Bazı durumlarda beyninizin cevaplarını mönitörize edbilmek için bazı sinirler uyarılır. Bu normal beyin dokusunun cerrahi işlem sırasında zarar görmediğinin teyidi için uygulanır.

    Cerrahinin Riskleri:
    Tüm ameliyatlarda olduğu gibi kraniyotominin de belli riskleri vardır. Bunlar arasında şunlar sayılabilir:
    •Nöbetler
    •İnfeksiyon
    •Hafıza kaybı veya bulanıklığı
    •Beyinde şişme veya kanama
    •Kan pıhtıları
    •Görme dahil his kaybı,
    •Güç kaybı veya paralizi
    •Ölüm

    Probleminizin Düzeltilmesi:
    Beyine ulaşılmıştır. Cerrah bir sonraki aşamada yapacaklarına sizin probleminize göre karar verir. Fakat ne olursa olsun normal dokuya zarar vermemek için her türlü önlem alınmıştır.

    Beyin Yaralanması
    Kanamanın kaynağı kontrol altına alınmıştır ve kan uzaklaştırılmıştır. Hasarlı doku da muzaklaştırılmış olabilir.

    Beyin Tümörü:
    Mümkün olan en fazla beyin tümörü çıkarılmıştır.

    Anevrizma:
    Atardamar kaçak yerinde bağlanmış veya muhafaza altına alınmıştır.

    AVM:
    Anormal atardamarlar ve venler klipslenmiştir. Bu kan akımını normal damarlara yönlendirir ve AVM’nin sızdırmasını engeller.

    Kraniyotominin Bitirilmesi:
    Ameliyat hedeflerine ulaşıldığında, beyni örten dura kapatılır. Hemen hemen tüm vakalarda kafatası kemiği geri yerine yerleştirilir. Yerinde kalması için tel bir örgü veya vidalı plakalar kullanılabilir. Bazen beyinde kalan kan veya sıvıların tahliyesi gerekebilir. Böyle durumlarda bir dren burr hole denen deliklerden geçirilerek birkaç gün burada kalması sağlanır. Aslında pek çok durumda bu delikler vakadan hemen sonra doldurulur veya kapatılır. Daha sonra dikiş veya zımba ile kafa derisi dikilir.

    Beyinle İlgili Diğer Uygulamalar
    Aşağıdaki uygulamalar tek başlarına veya kraniyotomi ile birlikte yapılabilirler. Şantların takılabilmesi veya stereotaktik ameliyatların yapılabilmesi için kafatasında burr hole denilen delikler açılır. Bu işlemlerden sonra hastane deneyimleriniz kraniyotomideki gibi olacaktır.

    Şantlar:
    Şant özel bir tip drendir. Fazla omurilik sıvısını boşaltmak suretiyle beyin üzerindeki basıncı azaltmak için kullanılır. Sıvı beyinden karın boşluğuna boşaltılır. Bu cilt altına yerleştirilen bir tünel içerisindeki tüp aracılığıyla yapılır. Sıvı karın boşluğuna ulaştığında vücut tarafından emilir.

    Stereotaktik Cerrahi:
    Sereotaktik cerrahi beynin hassas veya ulaşılması zor alanlarındaki problemlere ulaşmada kolaylık sağlar. Stereotaktik cerrahi bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme taramalarını kullanarak problemin yerini tam olarak lokalize eder ve bir yaklaşım haritası oluşturur. Bu işlem sırasında özel bir kafes başı yerinde tutmak için kullanılbilir.

    Hastanede İyileşme:
    Kraniyotomi tamamlandıktan sonra doktor aileniz ve arkadaşlarınızla konuşacaktır. Bir uyanma odasında kendinize geleceksiniz. Daha sonra özel bir üniteye, sıklıkla da bir yoğun bakım ünitesine transfer edileceksiniz ve burada yakından takip edileceksiniz.

    Ameliyattan Hemen Sonra:
    Uyanırken baş ve vücut ağrılarınız olabilir. Bu ağrıları hfifletmek için hemşire size ilaç verebilir. Kafatasınız içindeki basıncı veya kalp atışlarınızı görebilmek amacıyla monitörler kullanılıyor olabilr. Kan pıhtılaşmalarını önlemek amacıyla özel çoraplar giyiyor olabilirsiniz. Ve kısa bir süre bir solunum cihazına bağlanabilirsiniz. Bu makine nefes alıp vermenize yardımcı olur.

    Hastane Odanızda:
    Birkaç saat içerisinde yoğun bakım ünitesinden bir hastane odasına alınabilirsiniz. Bazen bu iki gün veya daha uzun sürebilir. Odanıza geldiğinizde akciğerlerinizin açık kalması için size solunum egzersizleri verilebilir. Sağlık ekibimiz sizin bir an önce yemek yemeniz ve yürümeniz için ellerinden geleni yapacaklardır.

    Rehabilitasyon:
    Eğer belli egzersizleri yapmakta zorlanıyorsanız terapi verilebilir. İhtiyaçlarınıza göre terapist dengenizi bulmanızda, gücünüzü toplamanızda, konuşma ve günlük yaşam melekelerinizin geliştirilmesinde yardımcı olacaktır.

    Başka Bir Tedaviye İhtiyacınız Olursa
    Kraniyotomiden sonra sıklıkla yan etkileri azaltmak ve kendinizi daha iyi hissetmeniz için size ilaçlar reçete edilebilir. Eğer beyin tümöründen dolayı ameliyat geçirmişseniz kemoterapi veya radyasyon da alabilirsiniz.

    İlaçlar
    Eğer size ilaç reçete edilirse doktorunuza veya eczacınıza, eğer varsa, almak zorunda olduğunuz diğer ilaçlardan mutlaka söz edin.

    Steroidler
    Steroidler beyin şişmesini azaltırlar. Doktorunuzun onayını almadan bunları kesmeyiniz. Steroidler kan basıncında değişikliklere neden olabilirler, kilo aldırabilirler, mide ülserlerine neden olabilirler, infeksiyon riskini artırabilirler ve duygusal halde değişiklik oluşturabilirler.

    Antikonvülzanlar
    Antikonvülzan ilaçlar nöbetlerin oluşmasını engellerler. Onları her zaman tarif edildikleri şekilde kullanın. Doğru dozu aldığınızdan emin olunabilmesi amacıyla kan testlerine gereksinim olabilir. Eğer bir döküntü, denge problemleri veya sersemlik gibi bulgular olursa doğrudan doktorunuzu arayınız.

    Diğer İlaçlar
    Semptomları ve yan etkileri ortadan kaldırabilmek amacıyla başka ilaçlara da gerek duyulabilir. Eğer bulantı, mide asiditesi veya ağrınız varsa doktorunuzla görüşün.

    Kemoterapi:
    Kemoterapinin hedefi kanser hücrelerini öldürmektir. Bu ilaçlar kan damarlarınız boyunca dolaşır ve kanserli hücrelerin yaşam döngülerine son verir. Sonuçta kanserli hücreler ölürler.

    Radyasyon Terapisi:
    Radyasyonun hedefi tümör büyümesini durdurmak veya kontrol altına almaktır. Tedavide ağrısı olmayan x ışınları kullanılır. Radyasyon tek başına veya diğer tedvi yöntemleriyle birlikte kullanılabilir.

    Hastaneden Sonra:
    Ameliyattan sonra normal bir şekilde yer, içer ve yürüyebilir hale gelir gelmez evinize gidebilirsiniz. Evde aileniz ve arkadaşlarınız yardım ve destek önerisinde bulunabilirler. İhtiyacınız olduğunda kabul edin. Fakat dengenizi korumanızın çok önemli olduğunu unutmayın. Aklınızdan çıkarmayın ki yeniden bağımsız olmak için bir uğraş veriyorsunuz.

    Kontrol Muayenelerine Katılın:
    Kraniyotomiden 7-10 gün sonra bir hastane ziyaretiniz olabilir. Bu aşamada kalan dikiş veya zımba sütürler alınabilir. İlk birkaç ay boyunca doktorunuzu 4 haftada bir görebilirsiniz. Aynı zamanda durumunuzun kararlı olduğunu teyit etmek amacıyla bazı görüntüleme testleri yapılabilir.

    Yürümeyle Başlayın:
    Yürüme gücünüzü yeniden kazanmak için en iyi araçtır. Başlangıçta kısa ancak sık yürüyüşleri tercih edin. İster bir bardak su almak için, isterse televizyon kanalını değiştirmek için olsun her gün ayağa kalkın ve yürüyün. Basamaklı olarak daha uzun mesafelere yürümeye gayret edin, örneğin köşedeki posta kutusunu kontrol edin.

    Günlük Yaşama Geri Dönme
    Aşağıdaki ipuçları iyileşme için size yardımcı olabilir:
    Fazla zorlamayın. Aktivite sınırlarınızı küçük küçük artırınız.
    Yemek yapmak, bahçe işleri yapmak gibi ev işlerinde yardım öneerisinde bulunanların tekliflerini kabul edin.
    Eğer bir süre araç kullanmamanız önerilmişse sizi birilerinin götürmesine hayır demeyin.
    İşvereninize işe geri dönmek için yapacağınız görüşmede daha az saat için gelip gelemeyeceğinizi veya evden çalışabilip çalışamayacağınızı sorun.

    Ameliyattan Sonra Başarmak
    Size olanları kabul etmek gerek sizin gerekse aileniz için zor olabilir. İyileşmeniz zaman alacaktır. Birkaç ay, hatta bir yıl kadar süreyle her zamankinden daha yorgun hissedebilirsiniz. Duygularınıza hakim olmak olayı hafifletmeye yardımcı olacaktır.
    Bazı günler diğerlerinden biraz daha zor olabilir. Kendinizle ilgili biraz sabırlı olun. Eğer üzgün veya depresif hissediyorsanız sağlık ekiplerinizden biri ile görüşün. Depresyon sık görülen ancak tedavi edilebilen bir durumdur.
    Korkuların olması veya sinirli olmak normal bir durumdur. Bir danışmana başvurmak veya bir destek grubuna katılmak duygularla başa çıkmakta ve devam etmekte olan tedavilerin gereksinimlerini karşılamakta yardımcı olabilir.

    Doktoru Ne Zaman Aramalısınız
    Aşağıdakilrden birinin varlığında zaman geçirmeden cerrahınızla görüşün:
    •Giderek artan uyku hali
    •Geçmeyen bulantı ve kusma
    •Aşırı baş ağrısı
    •Nöbet
    •Artan kas güçsüzlüğü
    •Nefes darlığı, bacakta ağrı veya şişme
    •38 C’nin üzerinde ateş olması
    •Kesi yerinde veya herhangi bir damar yolu yerinde kızarıklık veya akıntı olması
    •İdrar yaparken yanma olması

  • Beyin, omurilik ve sinirlerin spesifik hastalıklarında ..

    Beyin ve Omurilik Tümörleri

    Bir hücrenin kromozomları üzerindeki özel genler zarar gördüğünde ve bu genler artık düzgün işleyemediğinde beyin tümörünün ortaya çıktığı görülmektedir. Tümörlerin, ailesinde beyin tümörü olan kişilerde görülme olasılığı artmıştır. Merkezimizde beynin tüm bölgelerine uygulanan cerrahi yöntemler mikroskop kullanılarak, normal beyin dokusu maksimum korunmak koşulu ile gerçekleştirilmekte ve tümör dokusu tamamen ya da büyük çoğunlukta çıkarılabilmektedir. Gereğinde tanı koymak amacı ile derin yerleşimli kitlelere stereotaksik biyopsi yapılabilmektedir

    Anevrizmalar (Baloncuk)

    Anevrizmalar, kan damarlarının çapındaki anormal genişlemelerdir. İntrakranyal anevrizmaların yırtılması beyin etrafındaki boşluklar ya da beyin içerisinde, ciddi fonksiyon kayıpları ya da ölümle sonuçlanabilecek kanamalara yol açar. Merkezimizde beyin baloncukları cerrahi ya da girişimsel radyolojik yöntemlerle dünya standartlarında takip ve tedavi edilmektedir.

    Karotid Arter Hastalığı

    Baş ve boyuna kan taşıyan ana damarları etkileyen bir hastalıktır. Plak denilen bir doku bu ana damarların duvarlarında birikerek damarlarda daralmaya, dolayısı ile beyne giden kan akımında azalmaya yol açar. Ana damarlardaki darlıklar stent uygulaması yada lokal carotid endarderektomi ile başarı ile tedavi edilmekte ve böylece beyin enfarktüsleri önlenebilmektedir.

    Karpal Tünel Sendromu

    Ellerde ve bileklerde özellikle geceleri ortaya çıkan uyuşukluk, yanıcı bir ağrı veya karıncalanma ile kendini gösteren, en sık görülen periferik sinir sistemi hastalığıdır. Özellikle 40-60 yaşlarındaki kadınlarda, piyanistler, kuaförler, bilgisayar operatörleri, bankacılar, dişçiler, heykeltıraşlar, ev hanımları gibi ellerini fazla kullanan meslek gruplarında sıklıkla izlenen bu sorun, merkezimizde mini açık yaklaşım adı verilen bir cerrahi yöntemle 5 dk. içinde lokal anestezi ile ve %97 başarı oranında çözülmekte, hastalarımız 1 hafta sonra işlerine geri dönebilmektedirler.

    Omurgada Çökme Kırığı

    Omurgada osteoporotik veya metastatik çökme kırıkları sonrası ortaya çıkan ağrılar, vertebroplasti-kifoplasti denilen perkütan (ciltten) lokal anestezi ile yapılan işlem sayesinde 30 dk.’da giderilebilmektedir.

    Servikal (Boyun) Omurga Problemleri

    Boyunda veya omuzlarda devamlı bir ağrı, kollarda karıncalanma ve uyuşukluk veya kolları ve elleri kullanırken güçsüzlüğe yol açan durumlar.

    Epilepsi

    Beyinde anormal elektrik sinyallerinin yayılması sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Normalde beyin hücreleri arasında milyonlarca elektriksel uyaranlar geçer ve gönderdikleri mesajlar ile hareket, konuşma ve düşünce kontrol edilir. Epilepside bu elektriksel uyaranlar nöbet ile sonuçlanan ani aktivite sorunları ile bozulur. Epilepsi ilaçlar ve/veya cerrahi müdahale ile tedavi edilir. Epilepsi cerrahi olarak ileri ön araştırmalardan sonra Vagal sinir stimülatörleri ya da amigdalohipokampektomi yöntemleri ile tedavi edilmektedir.

    Bel Fıtığı

    Omurgada diski çevreleyen kartilajdaki yırtılma neticesinde bacaklarda aşağı doğru inen ağrı ile sonuçlanan, sinirlere bası durumudur. Sıklıkla öncesinde bir bel ağrısı atağı ya da aralıklı uzun süredir devam eden bir bel ağrısı öyküsü bulunur. Merkezimizde bel fıtığı ameliyatları klasik mikrodiskektomi yanında, yeni bir teknoloji olan Metryx sistem ile yapılmakta ve hastalar aynı gün evlerine gidebilmektedir.

    Hidrosefali

    Beyin kaviteleri içinde sıklıkla yüksek basınç altında fazla miktarda beyin omurilik sıvısının biriktiği bir hastalıktır. Bu bir doğumsal sorun, beyin tümörü, enfeksiyon, kanama veya beyin travması neticesinde görülebilir. İleri yaşlarda görülen Demansiyel hastalıklar içerisinde olan unutkanlık, yürüme bozukluğu ve ileri aşamada idrar kaçırma yakınmalarına yol açan Adams Hakim Sendromu shunt yada endoskopik yollar ile tedavi edilir. Op. Dr. Kerem Bıkmaz Amerikan Hidrosefali Derneği üyesidir.

    Bel Ağrısı

    Baş ağrısından sonra en sık karşılaşılan 2. kronik ağrı nedenidir. Mekanik nedenler, bel fıtığı, lomber dar kanal, tümörler ve enfeksiyon hastalıklara neden olabilir. Multimodal yaklaşım ile fizyoterapi, epiduroskopi, omurga enjeksiyonları, psikoterapi ve minimal invazif cerrahileri içeren tedavi alternatifleri uygulanmaktadır.

    Lomber Dar Kanal

    Sinir basısına sebep olan omurilik kanalındaki daralmadır. Omurilikten bacaklara doğru gezen bir ağrı ile sonuçlanır. Hastaların yol yürüme mesafelerinin azalması çok tipiktir. Cerrahi tedavi gerekir ise mümkün olduğunca mikrocerrahi yöntemler ile kısa sürede hastayı mobil hale getirmek planlanmıştır. Tedavi konservatif ya da cerrahi olabilir. Konservatif tedavi ağrı giderici ilaçlar, fizik tedavi ve epidural enjeksiyonları içerir.

    Parkinson Hastalığı

    Beyin hücrelerinde hasar neticesinde ortaya çıkan yavaş seyirli, ilerleyici bir hastalıktır. Semptomları; tremor veya ellerin, kolların, bacakların ve çenenin istemsiz, ritmik kasılmaları, kolların ve bacakların sertliği, spontan hareketlerde azalma, hareketlerde yavaşlama ve dengesiz kısa adımlar ile yürüyüştür. İleri olgularda beyin pili ile hastaların yaşam kalitesi arttırılabilinir.

    Hipofiz Bezi Tümörleri

    Beyin tabanında oturan hipofiz bezindeki büyümedir. Büyüklükleri ve seyirleri farklılık arz eder. Tedavi, seri görüntülemeler ile gözlem, ilaç tedavisi ve tümörün cerrahi olarak çıkarılmasını içerir. Sıklıkla iyi huylu olan bu tümörlerin cerrahisi burundan girilerek yapılır. Kafatasının açılması gerekmez.

    Siyatik Ağrısı

    Uyluk ve bacakta ağrı ve uyuşukluğun sıklıkla eşlik ettiği siyatik sinirinin enflamasyonudur. Sıklıkla medikal tedavi ve fizyoterapi ile giderilir. İleri sinir basısının olduğu durumlarda minimal invazif cerrahi yöntemler gerekebilir.

    Spina Bifida

    Hamileliğin 3. ve 4. haftasında fetüs omuriliğinin bir kısmının tam kapanmaması neticesinde görülür. Sonuç olarak bebek bir kısım spinal sinir kökleri sırttan dışarı taşmış olarak doğar. Erken tedavi ile çocuk aktif ve verimli bir yaşam sürebilir.

    Omurilik Yaralanmaları

    Boyun veya bel omurgasında meydana gelen bir kırık neticesinde omuriliğin hasar görmesi sonucu kollarda ve/veya bacaklarda kuvvet kaybı gelişebilir. Problemin giderilmesi fonksiyon kayıplarında düzelmeyi sağlayabilir.

    Trigeminal Nevralji

    Yüzde, ağrılı spazmlara yol açan bir sinir hastalığıdır. Medikal tedaviye dirençli olgularda mikrovasküler dekompresyon uygulaması yapılmalıdır.

    Stroke

    Beyini besleyen normal kan akımında bozulma neticesinde ortaya çıkar. Bu bir kan pıhtısı neticesinde (tıkayıcı inme) veya beyinde kanama sonrasında (kanamalı inme) olabilir. Anormal, çok şiddetli bir baş ağrısı, hafıza kaybı, kollarda uyuşukluk, konuşmada, görmede bozulma, denge ve koordinasyonda bozulma uyarıcı bulgulardır. Başarılı bir tedavi için erken tanı esastır. Tanı ve tedavide nöroloji, fizyoterapi ve gerekir ise psikoterapi uygulanmalıdır.

  • Omurga ve omurilik tümörleri

    Omurga ve omurilik tümörleri birincil ve ikincil olmak üzere iki grupta incelenebilir. Birincil tümörler omurgayı oluşturan yapıların hücrelerinden kaynaklanan tümörlerdir.İkincil tümörler ise akciğer, meme, prostat, böbrek,lenfoma, mide barsak sistemi rahim gibi organlardan omurgaya yayılan metastatik tümörler denilen tümörlerden oluşurlar.Bir diğer sınıflandırma ise omurilik zarının dışında olanlar (ekstradural), omurilik zarı ile omurilik arasında olanlar (intradural ekstrameduller) ve omuriliğin içinde olan tümörler (intrameduller) şeklindedir.

    Tüm santral sinir sistemi tümörlerinin yaklaşık %10 ile %25’i arasındaki bölümü omurga ve omurilik yerleşimlidir. Omurga ve omurilik tümörlerinin, toplumda görülme sıklığı yüzbin kişide 2 ila 10 arasında değişir.Omurilik zarının dışında olan tümörler, içinde olan tümörlere oranla daha fazla görülür. Tüm omurga ve omurilik tümörlerinin %60 ını omurilik zarınının dışındakiler, %35 ini zarın içindekiler ve %5 ini omuriliğin içindeki tümörler oluşturur.

    Omurilik zarının dışındaki tümörlerin %90 ını metastatik tümörler oluşturur. Metastatik tümörler en çok 45-65 yaşları arasında ve erkeklerde daha sık görülür. Birçok kanser tipi omurgaya yayılır ve kanserli hastaların %5-10’unda bulgu veren omurga metastazlarına rastlanır ve bu hastaların yaklaşık yarısında bacaklarda kuvvet kaybı geliştiği bildirilmiştir. Omurilik zarının içindeki tümörlerin büyük çoğunluğunu menengiom ve nörinom denilen iyi huylu tümörler oluşturur. Omuriliğin içindeki tümörlerin %90 ‘ını ependimom, astrositom denilen tümörler oluşturur.
    Bununla beraber çocuklarda omurilik zarı içindeki tümörlerin %55’ini omurilik içindeki tümörler oluştururken, %45’ini zar içi omurilik dışı tümörler oluşturur.

    Belirtileri nelerdir ?
    Omurga ve omurilik tümörleri boyun sırt ve belde yerleşim yerine göre bulgular verirler. En sık rastlanan bulgu ağrıdır ve genelde sırt ağrısı şeklinde başlayabilir.Bu ağrılar özellikle istirahat halinde dinlenmekle geçmez ve geceleri daha fazladır.Ağrı genelikle yaygın olup nadiren bölgeseldir. Bazı hastalarda karın ağrısı şeklinde başlayabilir.Ağrıyla beraber yerleşim yerine göre; boyun bölgesinde tümöre bağlı bası varsa, hem kollarda hem bacaklarda güç kayıpları, uyuşma hissi görülebilir. Sırt ve bel bölgesinde tümör varsa sadece bacaklarda güçsüzlük,uyuşma, yürüyememe gibi durumlar görülebilir. Yine omurilik ve omurga tümörlerinde mesane ve barsak sistemi kontrolü bozulabilir. İdrar kaçırma, dışkı kontrolünü sağlayamama, cinsel fonksiyon kaybı ortaya çıkabilir.Reflekslerde bozulmalar, tama yakın hissizlik, yatağa bağımlılık durumu görülebilir. Bazı tümörlerde basının derecesine bağlı olarak güçsüzlük bir iki gün içerisinde çok hızlı ilerleyebilir. Bazı tümörlerde güçsüzlük yavaş ilerler çok sinsi seyreder. Çocuklarda beceriksizlik, güçsüzlük, düşme atakları, şeklinde kuvvet kayıpları sıktır. Çocuklardaki bir diğer yakınma ise omurgada meydana gelen skolyoz dediğimiz eğriliktir.
    Risk faktörleri nelerdir?
    Omurga ve omurilik tümörlerinin de diğer tümörlerin çoğunda olduğu gibi tam olarak nedeni bilinmemektedir. Genetik faktörler, bazı kimyasal ajanlar, radyasyon ışınları, virüsler bu tümörlerin oluşumunda risk faktörleridir. Özellikle ikincil başka organlardan yayılan kanserler omurgayı çok severler.
    Nasıl tanı konur?
    Omurilik ve omurga tümörlerinin en sık belirtisi ağrı olduğundan ilk olarak hasta bu şikayetle hekime başvurabilir. Hastalığın öyküsü ve iyi bir nörolojik muayene bu tanıdan şüphelenmek için yol göstericidir. Yine radyolojik görüntüleme yöntemleri tanıda esastır. Muayene sonuçlarına göre omuriliğin ve omurganın hangi seviyesinden şüpheleniliyorsa buraya yönelik radyolojik tetkikler yapılır. Direk grafiler, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme, anjiografi, kemik sintigrafisi tanıda kullanılan yöntemlerdir.

    Özellikle kanser olduğu bilinen hastaların omurga üzerinde ağrı olması, kol ve bacaklarda güçsüzlük gelişmesi durumunda mutlaka omurga tümörü yönünden tetkik edilmesi gerekmektedir.
    Nasıl tedavi edilir?
    Omurilik ve omurga tümörleri tedavisi beyin ve sinir cerrahisi, nöroloji, radyasyon onkolojisi, medikal onkoloji, patoloji gibi branşların birlikte karar vererek tedavi ettikleri tümörlerdir. Tanıya yönelik gerekli işlemler tamamlandıktan sonra tümörün yeri ve muhtemel tipi tespit edilir ve tedavi seçenekleri sunulur. Tedavide cerrahi girişim, radyoterapi, kemoterapi, immunoterapi gibi yöntemler tek veya bir arada kullanılabilir.
    Cerrahi :Omurilik ve omurga tümörlerin çoğunda cerrahi tedavi esastır. Son yıllarda teknolojideki artış ile bu tümörlerin tanısının kolaylaşması özellikle cerrahide mikroskobun kullanılması ile yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır. Özel tekniklerle radyolojik girişim altında bu tümörlerin çoğundan biyopsi alınabilmekte ve patolojisi belirlenmektedir. Omurilik zarı içerisindeki iyi huylu tümörler bütün olarak mikrocerrahi tekniklerle kolayca çıkarılmaktadır. Omuriliğin içerisindeki tümörler eğer yaygın değilse yine mikrocerrahi yöntemlerle çıkarılabilir. Omurilik zarı dışındaki tümörler; bunların çoğu metastatik tümörlerdir ve bunlar omurgada kırıklara yol açabilirler. Omurganın yük taşıma kapasitesini azaltabilirler. Ciddi derecede kuvvetsizlik ve ağrılara yol açabilirler. Bu metastatik tümörlerde özellikle radyasyon onkolojisi ve medikal onkoloji beyin cerrahisi branşlarının ortak karar vermesi gereklidir. Özellikle omurga tutulumu olan kanserli hastalarda cerrahi girişimin amacı tümörü tamamen çıkarmaktan ziyade hastanın konforlu yaşamını sürdürmesini sağlamaktır. Bu hastalarda omurilikteki baskıyı kaldırdıktan sonra omurgayı destekleyici çeşitli implantlar takılmakta ve hastanın rahat yaşamasına olanak sağlanmaktadır.

    Radyoterapi:Omurilik ve omurga tümörlerinin hemen hemen hepsi radyasyona duyarlıdır. Cerrahi girişim öncesi ve sonrası dönemde bu tümörlere radyoterapi verilmektedir.Özellikle tanısı konulan ve patolojik tiplenmesi yapılan tümörlerde ameliyat sonrası erken dönemde radyoterapi yapılabilmektedir. Radyoterapide tümöre yönelik tümör hücrelerinin öldürülmesi ile normal dokulara zarar vermeyecek şekilde planlanmaktadır.

    Son yıllarda radyoterapide büyük bir gelişim gözlenmiştir. Cyberknife yöntemi ağrıyı kontrol altına alabilmekte ve yaşam kalitesinin artırılmasını sağlamaktadır.Cyberknife ile tedavi süresi kısalmış, hızlı iyileşme sağlanmış ve tedaviye olumlu yanıtlar alınmıştır. Bu teknik esas olarak omurilik ve omurga tümörlerinde birincil olarak kullanılabileceği gibi; ameliyat yapılamayan hastalarda, daha önce radyoterapi almış hastalarda ve ameliyat yapılmış hastalarda destek tedavisi olarak da kullanılabilir.

    Stereotaktik radyocerrahi ve radyoterapi omurilik ve omurga tümörlerinde yüksek doza imkan sağlarken; omurilik dozu tolerans seviyesi ile sınırlandırılmalıdır.

    Kemoterapi:Bu yöntem diğer tedavi yöntemlerine destek olarak omurilik ve omurga tümörlerinde tümöre yönelik kimyasal maddeler verilerek tümörün küçültülmesi esasına dayanır. Medikal onkolog ve beyin cerrahının işbirliğinde verilir.

  • Spinal tümörler

    Spinal tümörler

    Spinal tümörler (omurilik tümörleri), ağır morbite ve mortalite oranlarıyla (hastalık ve ölüm); erken tanı ve uygun tedavi metotları uygulandığında olumlu sonuçlar alınması nedeniyle nöroşirürjinin ilgi odağı olmuştur. Teknolojik ilerlemeye paralel olarak tanı olanaklarının artması, cerrahi tekniklerin özellikle mikrocerrahinin gelişimi ile tedavi başarısının oranları artmıştır.

    Santral sinir sistemi tümörlerinin yaklaşık %10 ile %25’i arasındaki bölümü spinal yerleşimlidir. Spinal tümörlerin, toplumda görülme sıklığı 2-10/100,000 oranları arasında değişmektedir. Yerleşim yerlerine göre spinal tümörleri ayırmak, tanı ve tedavide kolaylık sağlamaktadır. Bu nedenle sınıflandırmada duramater (omurilik zarının dış katmanı) ilişkisi dikkate alınmaktadır . Spinal tümörler buna göre ekstradural, intradural extramedüller ve ekstramdüller olarak gruplandırılır. İntradurallerin ekstradurale oranı 2/3’dür. Tüm spinal tümörlerin %55‘ini ekstradural, %40‘nı intradural ekstramedüller, %5’ini intradural intramedüller yerleşimli tümörler oluşturmaktadır .

    Ekstradural tümörler tümörlerin büyük bölümünü, metastatik tümörler geri kalanını ise primer spinal tümörler oluştururken; ekstrameduller spinal tümörlerin ise büyük bölümünü nörofibroma ve menengioma oluşturur. İntramedüller spinal tümörlerin ise %90’ınını epandimom, astrositom ve hemanjioblastom oluşturur .

    Spinal tümörler çoğunlukla bening karakterli tümörlerden oluşmaktadır. Erken tanı ve tedavi olanaklarının gelişmesine paralel olarak, daha iyi sonuçların alındığı görülmüştür.

    Son yıllarda radiyocerrahi büyük bir gelişim gözlenmiştir. CyberKnife radiyocerrahi ağrı kontrolünde ve yaşam kalitesinin gelişiminde faydalı olmuştur. Tedavi süresinin kısalığı, hızlı iyileşme ve tedaviye olumlu yanıt verilmesi CyberKnife radiyocerrahinin temel faydaları olarak değerlendirilebilir. Bu teknik esas olarak spinal lezyonlarda primer olarak kullanılabileceği gibi; inopere olgularda, daha önce radyoterapi almış olgularda ya da cerahi tekniğe destek olarak da kullanılabilir.

    Stereotaktik radiyocerrahi ve radyoterapi spinal lezyonlar da yüksek doza imkan sağlarken; spinal kord dozu tolerans seviyesi ile sınırlandırılmalıdır. Radiyocerrahi uygulanan, başlangıçta nörodefisiti olan postoperatif olguların büyük bölümde, tablo ya stabil seyretmiş yada gelişim göstermiştir.

    I.I. İntradural – Ekstrameduller Spinal Tümörler

    İntradural ekstramedüller tümörler, spinal tümörlerin %40’ını oluşturdukları ve yaklaşık olarak %70’nin menengioma ve schwannoma tarafından oluşturulduğu ; %90’nın benign karakterli (iyi huylu) olup tam olarak çıkartılabildiği ve % 0-10 oranında nörolojik durumda kötüleşme görüldüğü belirtilmektedir. Mikrocerrahi ile bu bölgedeki tümörlerde güvenli ve başarı sonuçlar alınmaktadır. Ancak neurofibromatosisli olgularda, rekürren tümörler, multipl lezyonlar ve cerrahi riski yüksek olgularda alternatif teknikler gözardı edilmemelidir. Bening İntradural ekstramedüller tümorler de CyberKnife Radyocerrahi, güvenli ve düşük morbidite sağlayan bir tekniktir.

    I.I.A. Menengiomalar:

    Spinal menengiomalar, intrakranial olanlara göre daha azdır; tüm menengiomaların yaklaşık olarak %7,5-12,7’sini oluşturmaktadır. Tüm İntradural-extramedüller tümörlerin yaklaşık olarak %25-46’sını oluşturur. Bening bir tümördür. 50 ve 60’lı yaşlarda sık görülmektedir. Kadın erkek oranı 4-5/1 şeklindedir .

    %67-84 torakal (sırt), %14-27 servikal(boyun), %2-14 lomber(bel) bölgeye yerleşmektedir. Lokalizasyonda cinsiyetin önemi vurgulanmıştır. Kadınlarda özellikle torakal bölgede yoğunluk saptanmıştır .

    Genellikle intradural ekstramedüller (%83-94) yerleşimlidir; ancak %3-9 oranında ekstradural, % 5-14 oranında ise intadural/ekstradural komponenti olan kitleler olarak da görülebilir. Tamamen ekstradural yerleşim gösterenlerde malign (kötü huylu) transformasyon riski yüksektir .

    Ağrı en sık ve erken görülen semptomdur. Magnetik Rezonans Görüntüleme (MRG)‘nin rutin kullanıma girmesiyle, tanıya kadar olan süre kısalmış ve şiddetli nörolojik defisitler oluşmadan cerrahi uygulanmasına olanak sağlamıştır.

    %82-99 oranında tam olarak çıkartılabilir. Ameliyat sonrası, birkaç aylık dönemde sürekli bir iyileşme görülmektedir. İyi prognozludur. Rekürren(tekrarlayan) menengiomalar nadir olmakla birlikte değişik serilerde %1,3-6,4 arasında görülmüştür. Benign ise genellikle radyoterapi ve kemoterapi gerekmemektedir. Subtotal rezeksiyondan (kısmi çıkarım) sonraki radyoterapi (ışın) verilmesi ise tartışmalıdır. Rekürren menengiomalarda radyoterapi uygulanabilir Mortalite ve morbite oranları düşüktür (% 0-3).

    I.I.B.Schwannoma / Nörofibroma:

    Sinir kılıfı tümörleri (nörinoma, nörofibroma, nörolemmamo ve schwannoma) schwan hücrelerinden köken alan ve genel populasyonda sık rastlanan tümörlerdir (0,3-0,5/100,000). 30-50’li yaşlarda sık olup; cinsiyet baskınlığı görülmemekle birlikte değişik serilerde; kadınlarda, erkeklerden biraz daha fazla görüldüğü bildirilmiştir .

    Sırasıyla en çok torakal bölgede olmak üzere servikal ve lomber bölgede yerleşmektedir. %90’dan fazlası benign karakterlidir. Yavaş büyüyen tümörlerdir. %80’inde ağrı , %10’unda ise güçsüzlük, sfinkter problemleri ve duyu bozuklukları vardır .

    Amaç tam olarak tümörün çıkartılmasıdır. Bu durumda prognoz son derecede iyidir. Sinir kökü orjinli oldukları için diseke edilip, gerekiyorsa kökün kesilmesi gerekir, hemen hemen hiçbir zaman ciddi fonksiyonel sorun oluşturmaz. Rekürrensler genelde subtotal rezeksiyon sonrası oluşur. Cerrahi sonrası radyoterapi endikasyonu yoktur.

    Post operatif (ameliyat sonrası) uzun dönem sonuçların incelendiği bir çalışmada; olguların % 76.59’u iyileşme, %17.02’si kısmi iyileşme gösterirken, % 4.25’i değişiklik göstermemiş, %0.7 ‘sinde kötüleşme görülüp, % 1.41’de yaşamlarını kaybetmişlerdir.

    I.II. İntradural İntramedüller Spinal Tümörler

    Bunların da %45’ini astrositom, %35’ni epandimom oluşturmaktadır. İntramedüller spinal tümörler, yetişkinlerde tüm intradural spinal tümörlerin yaklaşık %20-30’unu oluştururken, çocuklarda ise bu oran %40-%50 arasında değişmektedir. Hemangioblastoma ise 3. en sık görülen intamedüller tümördür. Bu grubtaki diğer tümörler ise; embriyojenik tümörler (dermoid, epidermoid, teratoma), nöronal tümörler (oligodendrioglioma, ganglioglioma) ve lipomlardır.

    Preoperatif (ameliyat öncesi) nörolojik durumun, sonuç açısından önemini vurgularken; torakal(sırt) bölgedeki tümörlerin de postoperatif (ameliyat sonrası) morbidite riskini artırdığını belirtmiştir.

    I.II.A. Astrositomlar:

    Çocuklarda ve gençlerde daha sıktır. Erkeklerde kadınlara göre daha sık rastlanmaktadır. Yerleşim yeri açısından torakal bölge ve servikal bölge çoğunluğu oluşturmaktadır. Genelde çok bölge tutulumu vardır. Yaklaşık yarısı kistik alanlar içerir.

    En sık başlangıç semptomu ağrıdır; ağrı tümörün yerleşim yerine genelde uyar, Hareketle ve geceleri artma eğilimi gösterir. Benign malign (iyi kötü) oranı 3/1 şeklindedir .

    Tümörün tam olarak çıkartılması amaçlanmakla beraber, genelde mümkün değildir. Ultrasonik aspiratörle normal nöral dokuya zarar vermeden boşaltmak önerilir. Yüksek dereceli ve rekürren tümörlerde cerrahi sonrası radyoterapi önerilir .

    I.II.B. Ependimomalar:

    Ependimomalar erişkinlerde en sık görülen intramedüller tümörler olup; çocuklarda ikinci sıklıktadır. 30 ve 40 yaşlarda sık görülürler. Erkek kadın oranı 2/1 şeklindedir. %90’nı lumbosakral bölgede yerleşmiş olup bunu servikal bölge izler.

    En sık rastlanılan yakınma ağrı ve bir ekstremitedeki kuvvet kaybıdır. Sıklıkla boyun ve sırt ağrısı şeklinde ortaya çıkar. Nörolojik defisitler genellikle hastalığın son aşamalarında ve gecikmiş tanı durumunda karşımıza çıkar.

    Total rezeksiyonlarda sonuçlar iyi olup subtotalde(kısmi) çıkarmalarda ise rekürrens (tekrarlama) olasılığı vardır. Prognozu oldukça iyidir Ependimomlar ışın tedavisine duyarlı olup bu şekildeki ek bir tedavi ile lokal rekürrens ve metastazlara karşı başarı sağlanmıştır Kemoterapi ise sadece radyoterapi ve cerrahinin uygulanamadğı rekürren olgular ile sınırlandırılmıştır.

    I.II.C. Diğerleri

    Hemanjioblastom:

    Bu benign karakterli tümörün %60’ı intramedüllerdir; torakal ve servikal bölgede daha sıktır. Ortalama yaş 35 olup olguların çoğu genellikle 40 yaşın altındadır. Cinsiyet farkı görülmemektedir. İyi sınırlı olması cerrahi çıkarıma olanak sağlar.

    II. Ekstradural Spinal Tümörler

    II.I. Metastatik Ekstradural Tümörler

    İskelet sistemi metastazları(yayılımlar) ise en sık omurgada görülür. En sık primer kaynaklar: akciğer, meme, prostat, böbrek, tiroid, gastrointestinal sistem ve lenfomadır. Erkeklerde, akciğer ve prostat; kadınlarda meme ve akciğer daha sık karşılaşılan primer kaynaktır.

    Bu tümörlerin %60’ı erkeklerde, %40’ı kadınlarda görülmekte olup 40-65 yaşları arasında pik yapmaktadır (10,40). Metastazlar en sık olarak lumbar bölgede, daha az olmak üzere torakal bölgede ve en az servikal bölgede görülmektedir.

    Yakınma sürelerinin ortalama 2 ay olduğu, sıklıkla torakal ve lomber bölgede yerleştiği, en sık ilk yakınmanın ağrı olup, %10-15 oranında parapleji (felç) gelişebileceği ve genellikle en sık primer odağın akciğer olduğu bildirilmektedir.

    Spinal metastazlar; %95‘i ekstradural, geri kalanın büyük bölümü intradural ekstramedüller (%4) ve nadiren de intramedüller metastazlardan (%1) oluşmaktadır .

    Olguların yarısından fazlasında motor kayıp(kuvvetizlik), yaklaşık yarısında ise sfinkter probemleri ve duyu bozuklukları vardır .

    Semptomatik spinal metastazlı olguların, %90’ında direkt grafilerde bulguya rastlanılır. Kemik sintigrafisi ise multipl lezyonların ve uzak metastazların tanımlanmasında kullanılmaktadır. Bilgisayarlı Tomografi ve MRG’de metastazı saptamada, ayırıcı tanıda, cerrahiyi planlamada çok önemlidir.

    Radyoterapi ve cerrahi rezeksiyon birlikte uygulandığında, olumlu sonuçlar %44-%68’lere kadar yükselmektedir. Cerrahinin, başarısı tümörün lokalizasyonunu göre değişiklik göstermektedir. Hızla ilerleyen parapleji durumlarında acil cerrahi uygulanmalı, aksi takdirde geri dönüşümsüz ve tam omurilik yaralanmaları oluşabileceği bilinmelidir. Metastatik spinal tümörlerin tedavisinde cerrahi dekompresyonu izleyen stabilizasyon ve radyoterapi en seçkin tedavi yöntemidir.

    II.II. Primer Spinal Tümörler:

    Primer spinal tümörler, metastatik ekstradural tümörler kadar sık değildir. Tüm primer iskelet sistemi tümörlerinin, yaklaşık olarak %11’i spinal bölgededir. Primer spinal tümörler komşu dokulara invazyon ve omuriliğe bası ile etkinlik gösterirler. Yaş ile benign ya da malign oluşu arasında ilişki vardır; 21 yaş altındakiler genelde benigndir .

    Radyolojik tanıda, ilk olarak direkt radyografıler kullanılır. MRG tümörün sınıflandırılmasında ve karakterinin ayrımında çok büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Kemik yapının değerlendirilmesinde BT’de önemlidir .

    Cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi tedavi seçenekleri arasındadır. Cerrahide amaç, stabilizasyonu bozmadan, tümörün tam çıkartılmasıdır .

  • Akupunktur ; 5000 yıllık mucize

    Akupunktur ; 5000 yıllık mucize

    Tarih boyunca dünyanın farklı yerlerinde farklı tıbbî sistemler ortaya atılmıştır. Bugün çağdaş Batı tıbbı, büyük oranda dünyanın her yerinde etkin olan sistem olarak gözükse de, Bilim otoriteleri, tedavi için farklı alternatiflerin olabileceğinden söz etmektedir. Çok eski kökene sahip, Geleneksel Çin Tıbbı ve benzeri kompleks tıbbi sistemlerin yanı sıra, kabilelerde rastlanan daha basit tıbbi sistemler de bugün varlığını, Batı tıbbı ile birlikte, sürdürmektedir. (Wikipedia)

    Geleneksel Çin Tıbbının ana ögelerinden biri olan Akupunktur , 5000 yıllık bir geçmişe dayanan bir tedavi etme sanatıdır. Kapalı Çin toplumunun içinde Uygur Türkleri’nin bulduğu ve sonrasında gelişmesinde içlerinde İbni Sina’nın da bulunduğu birçok bilim insanının emeği olan sağlık bilimidir. Aku :İğne, Punktur: Delmek anlamına gelir ki bu da Akupunkturun tedavi yönteminin vücudun belli noktalarına uygulanan, iğnelerle gerçekleştiğinin ifadesidir.

    Bugün tüm dünyada yaygın olarak kullanılan ve kabul edilen Tıp Bilimi, “Batı Tıbbı” olarak bilinir ; Kendine ait yöntemlerle kişinin rahatsızlıklarını dinler, gözlem yapar, kendine has muayene usulleri ile muayene eder, teknolojinin imkanlarını kullanarak testler yapar, tanı koyar ve düşündüğü hastalık ile ilgili kabul edilmiş tedaviyi uygular.

    Bu süreç “Doğu Tıbbı” olarak adlandırılan ve ana temelini Akupunkturun oluşturduğu diğer bilim için de geçerlidir. Aynı süreci Akupunktur tedavisinde de görmekteyiz.

    Peki bu iki farklı Tıp biliminin birbirinden farkları nelerdir?

    Günümüzde en büyük farkın uzmanlaşma olduğunu söylemeliyim. Şöyle ki; Batı Tıbbında, insan değerlendirilirken insanlar yaşlarına, Cinsiyetlerine ve vücut bölgelerine göre parçalara ayrılmıştır, Hemen hergün de yeni uzmanlıklar, yeni “bölünmeler” devam etmektedir. Yakın bir dönemde sağ göz uzmanlığı ve sol göz uzmanlığına kadar gidecek bir bölünme yolundayız. Oysa Akupunktur bölümlere ayrılmaz. İnsanı ruhuyla, bedeni ile, tüm organ ve sistemleri ile bir bütün olarak görür. Tüm bu sistemlerin DENGE içinde uyumlu bir şekilde çalışmasını sağlamaya çalışır. Bu noktada tespit ettiği uyumsuzlukları ve dengesizlikleri düzeltme amacını güder.

    DOĞU TIBBI : Tıp Sanattır – Binlerce yılın gözlemlerine dayanır – Tıp Bütüncüldür – Dairesel Mantıklıdır Enerjetiktir HİÇBİR YAN ETKİSİ YOKTUR.

    BATI TIBBI : Tıp Teknolojidir İstatiksel çalışmalar, metodlar kullanır – Vakaya dayalıdır – Sistem ve organlara ayrılmıştır Çizgisel Mantıklıdır Mekanik tir. Her İlacın Mutlaka vücuda zararlı bir yan etkisi vardır. Bu tabloya onlarca daha farklı özellikler eklenebilir.

    Akupunturun Felsefesi

    Yumurta ile sperm ana rahminde biraraya geldiklerinde bir gözyaşı misali bir damla sıvıyı andırır. Bu sıvının içinde neler vardır sizce?

    Bacaklarımız, kollarımız, ağzımız, gözümüz, hormonlarımız, ruhumuz, temel psikolojimiz… Evet hepsi bu sıvının içinde olgunlaşmaya başlar, hücrelere, organlara ve sistemlere dönüşürler ve bir bebek olarak dünyaya geliriz, Hepsi birbiri içinde karışık olarak yani bir bütün olarak duran tüm yapılarımız ayrışarak bildiğimiz şekillerini alırlar. Öyleyse ayağınıza batırılan bir iğnenin neden baş ağrınıza iyi geldiğine şaşırmamamız gerekir.

    Akupunktur Etki Mekanizması; Vücudumuz ağlarla örülmüştür.

    Damar ağı, Lenf ağı, Sinir ağı , bunlar bildiğimiz ağlardır, yeni öğrendiğimiz ve artık batı tıbbının da kabul ettiği diğer bir ağ ise Enerji Ağımızdır. Nasıl diğer ağlar birbirine karışmadan bulunuyorsa Enerji ağımız da diğer ağlardan farklı bir ağ olup diğerleri ile karışmazlar. İşte Akupunktur bu enerji ağımız üzerinde yaptığı uyarılar ile tedavilerini oluşturmaktadır. Vücudumuzda 14 adet farklı enerji ağı bulunmaktadır. Bu kanallarda akan enerjiye Çince “Qi” deniyor. Ve bu enerji sayesinde tüm dengemizi koruyor, doğada varlığımızı sürdürebiliyoruz. Doğuştan aldığımız bu enerji hayat boyu sabit kalıyor, bu enerjiyi kaybettiğimizde ise ölüm ile tanışıyoruz.

    Tüm canlılarda durum aynı, bu nedenle akupunktur sadece insanlara değil tüm hayvanlara da uygulanıyor. Hangi sistemimizde hastalık olursa olsun bunun sebebi ilgili enerji kanallarında oluşan darlık, tıkanıklık, veya aşırılık olarak gösteriliyor. Akupunkturun 5000 yıldır yaptığı tedavi bu enerji kanallarını dengeye getirmek, ve yaşam düzenini sağlamak. Burada vücuda yaptığı uyarılar ile vücudun kendi kendini tedavi etmesini de sağlıyor.

    Akupunktur şunu iddia ediyor; “Ağrı için ağrı kesici kesin bir çözüm olamaz. Ağrıyı ortaya çıkaran ana sebebi ortadan kaldırmadığınız sürece ağrı tekrar oluşacaktır.”

    Batı tıbbının en üst düzey organizasyonu, tüm tanıları , tedavileri ve yöntemleri oluşturan, kabul eden ve kullanılmasına izin veren sağlık örgütü. WHO ( Dünya Sağlık Örgütü)’dür. 1979 yılında Akupunkturu bilimsel bir tedavi metodu olarak kabul etmiş ve ilk kez Akupunktur Kongresi düzenlemiştir. Şu anda 150 den fazla hastalık için Akupunktur tedavisini önermektedir.

    Akupunktur Tedavisinin başarılı olduğu hastalıklar içinde birçok vücut sistemini ilgilendiren hastalıklar mevcuttur ; Çoğu kişinin aklına ilk gelen Obesite (aşırı kilolu olma)’nın tedavisinden başka, Her türlü vücut ağrıları , Migren ve benzeri tanılardaki baş ağrıları, Eklem ağrıları, Ciddi kas ağrıları, Bel Boyun Fıtıkları, Psikolojik rahatsızlıklar, Kanser Hastalıklarının belirli dönemleri, Batı tıbbının çözümsüz kaldığı bazı göz hastalıkları, Hormon bozuklukları, Bazı kalp hastalıkları, Kadın hastalıkları, ve bunun gibi birçok tedavisi güç hastalıklar.Alerjiler , Genetik Hastalıklar ve Kesin Ameliyat gerektiren tedaviler dışındaki tüm hastalıklar için Akupunktur tedavisinden yararlanılabilinir.

    Bunların içinde beni en heyecanlandıranlardan biri de Kısırlık ve Tüp Bebek tedavisi görenlerde çocuk oluşmasının oranını ciddi oranda arttırmasıdır. Tüm bu hastalıklar için Modern Batı Tıbbının kurallarına uygun sayısız çalışma yapılmış ve başarılı sonuçlar alınmıştır. Bilimsel çalışmalar büyük bir hızla artmaya da devam etmektedir.

    Bugün, Fransa, Avusturya, Almanya, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri’nde çoğu sigortalar Akupunktur tedavisi ödeme kapsamlarına almışlardır. Avrupa’da 100.000 in üzerinde Akupunkturist, 250 den fazla Akupunktur eğitimi veren kurum bulunmaktadır.

    Son Söz; Doğu ve Batı Tıbbının bir uzman Hekimi olarak her rahatsızlığın Dünya Sağlık Örgütü’nün öngördüğü şekilde tedavi edilmesi, bilimin yolundan ayrılınmaması gereğini hatırlatmak isterim.

    5000 yıllık bir geçmişe ,geleneğe ve felsefeye sahip olan bir bilim dalı için sayfalar dolusu yazılsa da anlatılmaya çalışılsa da yeterli gelmeyecektir.

    Cevaplayabileceğimiz sorular olursa hizmetinizdeyim.

    Uzman Dr Ahmet Volkan ARPACI

  • Holistik tıp

    Doktorluk, çocukluk yılları otuz beş kırk yıl geride kalanlarımızın zihninde, ateşler içinde yanan minik kızı, hasta yatağında muayene ettikten sonra, çantasından çıkardıgı bir ilaç ya da yaptığı enjeksiyonla, ölümün karanlığından yaşamın kıyısına çekip çıkaran, sonra da aileyi teskin eden babacan bir figürle özdeşleşmisti. Doktorun, minik kızın başina dokunan eli bile, tek başına şifa vermeye yeter gibi görünürdü bize. Ne E-mar raporları vardı ortada, ne de ileri laboratuar analizleri. Sadece şefkatli bir doktor, bir dinleme aleti, rahatlatan sözcükler ve bir de o mucizevî iğne ve tabletler. Adeta büyülü bir durumdu bu…

    Ben de o büyünün peşine takılıp gidenlerdenim. Çok küçük yaşlardan beri, ateşler içinde yanan küçük çocuklari, evlatları başucunda ağlaşan hasta anneleri hayata döndüren o doktorlardan olmayı düşledim. Kader, emek ve zaman bana bu imkânı verdi, ne mutlu !

    O yıllardan bu günlere çok şey değişti. Ben de, pratisyen zorunlu hizmet yılları, çocuk cerrahisi asistanlığı, bilimsel araştırıcılık gibi, tıbbın hemen her alanında, üstelik dünyanın hemen her tarafında eğitim görür ve çalışırken, bu değişimin, hiçbir kültür ayırımı gözetmeksizin tüm kurumları ve insanları etkilediğini gözlemledim.

    Önce, pek çok yeni tanı yöntemi ortaya çikti. Çok hızlı, çok detaylı bilgiler veren bu yöntemler giderek biz doktorlarda, özenli hasta öyküsü almanın, dikkatli bir muayenenin, hasta ve yakınlarıyla, güven ve şefkate dayalı ilişkiler kurmanın pek demode, pek ciddi bir zaman kaybı ve gereksizlik olduğu kanısını yaratmaya başladı. Üstelik hastalar da bu değişimden nasiplerini alıyorlardı. Dönemin en moda cihazlarıyla yapılan tetkiklerden istemeyen hekimlerin, hastaları tarafından, yeniliklerden habersiz ve yetersiz olarak algılanmaları işten bile değildi.

    Hastaneler artık tanıtımlarını, sahip oldukları yeni cihazlarla yapıyorlardı. İlaç sanayi giderek gelişiyor, şık ambalajlı ilaçlar eczane raflarında dizilirken, eczacının terazisi, havanı ve boy boy şişeleri, antikacı dükkânlarını süslemeye başlıyordu. Her şey çok teknik, çok göz alıcı ve bir o kadar da yabancıydı. Uzay aracı kumanda odalarına benzeyen görüntüleme merkezlerinde, bırakın şefkatli bir elin rahatlatmasını, üsümemeyi umabiliyordunuz en çok. Hekim ve hasta arasındaki dinleme aleti köprüsü, ne kadar direnebilirdi ki bu bilgisayarlı metal heyulalara!

    Elbette dinleme aletinin yakalayamayacağı kalp üfürümlerini, akciğer kanseri bulgularını, beyin tümörlerini yakalayabilmek, insanlık ve tıp adına muhteşem gelişmelerdi. Elbette, daha önce ölümcül olan enfeksiyonları silip süpüren antibiyotikler, kanserli hastaları hayata döndüren kemoterapi ilaçları ve cerrahi teknikler, havai fişeklerle kutlanası buluşlardı.

    Ama hem hastalar, hem de hekimlerin bir kısmı, tüm bunlara rağmen bir şeylerin eksik olduğunu, hatta bu eksikliğin, eskiden var olup da, zamanla yitip giden bir şey olduğunu sezinliyorlardı. O köprü müydü yoksa kopan, hasta ve hekim arasında? Ve zamanla insanlar, yeni arayışlara girdiler; o köprüyü tekrar kurabilmek için…

    İşte ‘’Holistik Tıp’’, o köprünün adıdır. Hastayla hekim, ruhla beden, teknolojiyle doğa ve teknisyen hekimlikle şifacılık arasındaki o köprünün adı. Kırk yıl öncesinin düşlenen mesleğini, bugünün bilimsel gelişmeleriyle tanıştıran, buluşturan akıl ve gönül yoludur. Tıp bilim ve sanatının bileşkesidir. Şimdi, soru ve cevaplarla, holistik tıbbın ne olduğuna biraz daha yakından bakalım:

    Holistik Tıp nedir?

    ‘’Holistik’’, tümü kapsayan, bütüncül anlamına gelen bir sözcüktür. Tıp sözcüğüyle birlikte kullanıldığında ise, arzulanır düzeyde bir sağlıklılık durumu için, fiziksel, duygusal, sosyal ve manevi boyutların tümünün dikkate alındığı bir modeli tanımlar.

    Düşünce ve duygularımız, nörolojik sistem ve dolaşım sistemi aracılığıyla bedenimizi doğrudan etkiler. Aynı yolla, bedensel sağlık da beyne gönderdiği sinyallerle duygu ve ruh durumumuzu şekillendirir. Milyarlar ve milyarlarca nörotransmitter, peptid, hormon gibi kimyasal molekül, beyni bedene, bedeni beyne bağlar. Yani, beyin ve beden birbirinden bağımsız çalışan organ ve sistemler değildir. Holistik Tıp bu nedenle, kullandığı metotlarla, tüm sistemi birlikte ele alır.

    Hekimlerin yeminini ederek mesleğe başladığı Hipokrat, ‘’İçimizdeki doğal iyileşme gücü, şifa için en önemli kaynaktır’’ der. Holistik hekimin görevi, dışarıdan tedavi edici bir madde vermeden önce, bu iyileşme gücünü harekete geçirmektir.

    Tedavide, bilimsel dayanağa sahip ve yan etkisiz geleneksel doğal tedavi modellerine de yer verir. Hastaya zarar vermemek en temel ilkedir. Hastanın eğitilmesi ve tedavi sürecinde sorumluluk alması, holistik tıbbın ana ilkelerindendir