Etiket: Tüm

  • Çocukluk çağı tümörleri

    NÖROBLASTOM
    Nöroblastom periferal sempatik sinir sisteminin embriyonel tümörüdür. Çocuklarda üçüncü en sık görülen kanser tipidir. Tüm çocukluk çağı tümörlerinin %8ini oluşturur.Bir yaş altı bebeklerde en sık tanı alan tümördür.Hastaların %90 ‘ı beş yaş öncesinde tanı alır.Görülme sıklığı erkek çocuklarda ve beyaz ırkta daha yüksektir.Tümör sempatik ganglion zincirinin bulunduğu boyundan pelvise kadar her yerden ve adrenal medulladan gelişebilir. İleri derecede habaset gösterir ve hasabet derecesi önceden kestirilemiyecek kadar farklı olabilir,dokusal yapısı malignden iyi huylu
    tümör görünümüne dek farklılık gösterebilir. Kendiliğinden gerileyerek yok olabildiğini gösteren yayınlar da vardır.
    Genelde 0-10 yaş gurubunun hastalığıdır. En sık 18 ay-2 yaşları arasında görülür.Hastaların %90'ı 7-8 yaşına kadar tanı almaktadır.
    Yenidoğanda en sık görülen karın içi habis tümörüdür.Bu tümörler rabdomyosakom Ewing sarkom ve Hodgkin dışı lenfomalar gibi diğer küçük hücreli tümörlere benzer.
    Prognoz doku yapısının tanımına göre değişir. Prognozu; tümördeki bağ dokusu miktarı, tümör hücrelerinin farklılaşma derecesi ve tümör hücrelerindeki mitoz (çoğalma) sayısı belirler.
    Nöroblastomu başlatan genetik bozukluk bilinmemektedir.
    Tümör çoğunlukla karın içi arka duvarında yer alır(%75).Bunun yaklaşık%50 si adrenal bezin medulla kesiminde ve %25 i omurilikten çıkan spinal ganglionlardan gelişir.Hastaların %20 sinde göğüs arka duvarında ve %5inden azında ise boyun ve pelvisteki leğen kemiği boşluğunda oluştuğu görülür.
    Belirti ve Bulguları:
    Hastalar tümörün yerine, yayılımına bazende salgıladıkları hormonun oluşturduğu belirtilere bağlı olarak çeşitli şikayetlerle hekime başvurabilirler. Hastaların büyük çoğunluğu karında kitle şikayeti ile hekime başvururlar.
    Karın ağrısı, kilo kaybı, karında şişlik, ateş ve kansızlık tabloya eşlik edebilir. Tümörden salgılanan hormonlarla yüksek tansiyon olguların %25 inde gözlenir.Direkt karın grafisinde tümöral kitlede kanamaya bağlı kalsifikasyon görülür.Çocuklarda sık görülen ve karında kitle ile müracat eden Wilms (böbrek kökenli)tümörde ise genelde kalsifikasyon görülmez.
    Göğüs arka ve üst boşluğu veya boyundaki tümörler Horner Sendromu bulguları (göz kapağı düşüklüğü,gözde kanama) gösterirler.
    Göğüs arka duvarında görülen tümörlerde, solunum sıkıntısı, yutma güçlüğü gibi bulgular görülebilir.
    Nöroblastomlar, çevre dokulara, doğrudan yayılabilrler. Lenf ve kan yolu ile yakın ve uzak bölgelere yayılım görülebilir. Tümör; Lenf bezelerini, karaciğeri, kemik iliği ve kemiğin korteksini tutabilir. Kemik metastasları sıklık sırasına göre uzun ve yassı kemikler (kafa tası kemikleri, omurga, leğen kemiği, kaburga ve iman tahtası kemiğidir). Yaygın kemik iliği tutulumlarında, trombosit azalması ve pıhtılaşma faktörlerinin bozulmasına bağlı kanamalar görülebilir.
    Tanı
    Karın grafisi, bilgisayarlı tomoğrafi(BT) ve ultrasonografi, hekimi kolaylıkla tanıya ve tümörün ne denli yayılmış olduğu bulgusuna götürür.
    Kanda adrenalin, noradrenalin, DOPA ve 24 saatlik idrarda VMA düzeyi tespit edilmelidir.
    Kemik iliği biyopsilerinde nöroblastoma has rozet formasyonu gözükebilirse de kesin tanı tümör dokusundan alınan parçanın mikroskopik incelemesi sonucu konulabilir.
    Tedavi
    Nöroblastomun tedavi şekil ve sonuçları tanı konulduğunda tümörün yaygınlık derecesi ile ilgilidir.
    Tanı sırasında bazı ölçütlere göre yapılan tümörün hangi klinik evrede olduğu tespit edilir.Çeşitli evreleme yöntemlerinden en sık kullanılan Evans'in evrelemesidir.
    Evans Evrelemesi:
    1.EVRE: Tümör yalnız bir organ veya yapıdadır. Tümüyle cerrahi olarak çıkartılabilir.
    2.EVRE: Tümör köken aldığı organın dışına taşmış ancak vücut orta çizgisini geçmemiştir. Komşu lenf bezleri tutulmuş olabilir. Tümör, komşu lenf bezleri ile birlikte çıkartılabilir.
    3.EVRE: Tümör büyük, genellikle orta çizgiyi geçmiştir. Çoğu kez tam olarak çıkartılamaz. Geride tümör dokusu kalır. Karşı yandaki lenf bezleride tümörle tutulmuş olabilir.
    4.EVRE: Uzak yayılım vardır. Kemik, çevre dokular, diğer organlar ve uzak lenf bezleri tutulmuş olabilir.
    4-S EVRESİ: Bir yaşından küçük çocuklardaki uzak yayılımlı hastalığı belirtir. Karaciğer, deri, kemik iliği yayılımları vardır. Kemiğin korteksi (sert kısmı) tutulmamıştır.
    Tedavi:
    Tümörün evresine göre planlanır.
    EVRE-1de tümör bütünü ile çıkartılmalıdır. Nöroblastom kolayca zedelenebilen yalancı bir kapsül ile sarıldığından cerrahi girişim sırasında titiz davranılarak tümör dokusunun çevreye dağılmasına neden olunmamalıdır.
    EVRE-2 aşamasındaki kitlelerin çoğunluğu tamamen çıkartılabildiği gibi, bir kısmı geride kalabilir. Bu hastalarda tedavi kemoterapi ile sürdürülmelidir. Birçok habis urda kemoterapi ile iyi sonuçlar alınırken, nöroblastomalarda istenilen sonuca ulaşılamamıştır. Metastazlı hastaların % 40'ı kemoterapiye tam yanıt verirken, % 30'u ise hiç yanıt vermemektedir.
    EVRE-2 de ilaçlı tedavi sonucu tümörde gerileme olursa, kalanının cerrahi olarak çıkartılması uygun olur. Bu esnada çevredeki lenf bezlerinden de örnekler alınarak tedavinin başarısı değerlendirilir.
    EVRE-3 Nöroblastomlarda cerrahi girişimin yanısıra, kemoterapi ve radyoterapi gerekir.
    EVRE-4 tümörlerde yoğun kemoterapi verilmelidir. Etkili kemoterapinin ardından küçülen tümöral kitlenin çıkartılmasına çalışılmalıdır. Gerektiğinde tümör yatağına radyoterapi uygulanabilir.
    EVRE 4-S olan durumlarda yaygın karaciğer yayılımı olsa dahi asıl tümöral odağın çıkartılmasına gayret edilmelidir. Tümoral kitle ne kadar çok çıkartılırsa, kemoterapi ve radyoterapinin etkisi o kadar çok olacaktır. Kemik iliği tutulumu bulunan EVRE 4 S vakalarının EVRE 4 ‘e dönüşüm olasılığı bulundurduğundan kemoterapi verilmesi uygun olur.
    Sonuçları: Nörolastomlu bir yaşından küçük çocuklarda EVRE 1, 2, 4-S aşamasındaki tümörlerde hastalığın gidişi belirgin olarak iyi, büyük çocuklarda Evre 3 ve 4 de kötüdür.
    Tümörün köken aldığı bölgede önemlidir. Servikal, mediastinal ve pelvik yerleşimli nöroblastomların klinik seyri retroperitoneal, paraspinal veya adrenal yerleşimlilerden daha iyidir.
    Histopatolojik olarak matür olanlarda seyir daha iyidir. Yaşam oranı %90 nın üzerindedir.
    Kemoterapi ve radyoterapiye iyi cevap vermeyen, yüksek riskli Nöroblastomlu olgularda; genelde indüksiyon kemoterapisini takiben, yüksek doz kemoterapi ve otolog kemik iliği veya kök hücre nakli ile iyi sonuçlar bildirilmektedir.
    Nöroblastom birçok gelişmeye karşın silinip atılması güç bir tümör olma özelliğini sürdürmektedir. Buna karşın Nöroblastom ile ilgili yapılan biyolojik çalışmaların da tedavi için yeni genetik hedefler belirleyeceği ümit edilmektedir.

  • Hayat – ölüm – volvox – empati

    Babamızın bolca yediği portakallardan annemizin rahminde şekilleniyoruz. Bunu biraz da kişisel BİG-BANG’ımız gibi görün…

    Kuantum kuramının şekillenmesi sırasında en ciddi sorunlardan biri bu patlama öncesinin ZAMAN kavramı idi… Benzer şekilde insanın özel Big Bang’inde de zaman konusu önem taşımaktadır.

    Anne karnındaki çocukta zaman kavramı yoktur. Zira dış dünyanın tüm uyaranları ve onlara verilecek zorunlu cevaplar çocuk ve anne arasındaki damarsal bağlarla yapılır. Geride amniyorik bir sıvı vardır o kadar…

    Çocuk beslenme, soluma ve benzeri tüm gereksinimleri bu şekilde edinir. Zamanın dolmuş olduğunu düşünebileceğimiz bu hal aslında nörofizyolojik yapısı gereği bize bir çok soğaltım / tedavi yolu açabilir.

    Zor, sıkıntılı, fiziki saldırı aldığımız ya da psikolojik çöküş yaşadığımız çoğu durumda fetüs pozisyonu alırız. Bunun anlamı amniyotik sıvı içine yine girip geçmişin tüm pislik / kötülükleri ve geleceğin belirsizliklerinden kendimizi annemizin biz istemeden, talep etmeden tüm isteklerimizi karşıladığı zamansızlığa sığınmamız olabilir mi?

    NASA’nın uzay mekiklerindeki çalışmalarda sıfır elektromanyetik alan etkisi ile astronotların EEG’lerinde alfa ritminin tamamen düştüğü saptanmış. LSD gibi halisülasyonlar da benzer etki yaratmaktadır. Şizofren hastalarda zaman algısının bozukluğu uzun zamandır biliniyor.

    Bu nedenle bu tür psikolojik hastalıklar da KATATONİ (Donma) denen zaman /uzay boyutunda hareketsiz kalma bir tedavi yöntemi olarak kullanılabilinir.

    Holistik Nöroterapi çalışmalarımızda Andilasyon sistemi ve AVE (Avdio visual entraintment) sistemini birlikte kullanmamız biraz da bununla bağlantılı… Ancak sistemin elektromanyetik tüm uyaranların elemine edildiği bir özel odada yapılması halinde sonuçların daha pozitif olabileceğini düşünüyoruz.

    Bu arada siz okurlarımızdan Volvox hakkındaki yazımızı okumanızı rica edeceğiz.

    Volvox’un doğuşu ölümün doğuşudur. Volvox’da aslında tek bir hücrenin ölümsüzlük potansiyelini taşıyan hücre, bütün için bir çok özelliğinden feragat etmiştir. Beslenme, bölünme, gibi… Ancak oluşan bütün artık evrimsel açıdan çok daha güçlü hale gelmiştir.

    Bunu şununla karşılaştırınız; tünün geleceği için kendimi feda eden bir işçi karınca… Darwin’in evrim ilkelerine tam uyum… “kendi olmamak” , bütünün bir parçası olmak… Pek de hoş gelmiyor değil mi? Bunu bir çeşit intihar olarak düşünebiliriz. Ama bu kez de yine Darwin ilkelerine bir ters düşüş söz konusudur. Tüm canlılar esas itibari ile dış dünyayı bir düşman olarak kabul edip kendini korumaya meyillidir.

    Bu iki uçlu olayı 2 farklı yorumla inceleyelim;

    İntihar eğilimli DEPRESYON hastalarında seratonin (nörotransmitter) düzeyi sıkıntılı… Seratonin’in işlevini bitirdikten sonra sinapslarda kalması depresyonu tetikliyor. Bu işi ise 5_HIAA(5_Hidroksi İndol Asetik Asit) üstlenmiş. Depresyon hastalarında yapılan araştırmada 5_HIAA seviyesi düşük ! (sosyobiyolojik bir açıdan intaharların çözümü bulundu diye düşünmek ciddi bir yanlıştır, bu sadece önemli bir buluştur ve uzun dönemli araştırılmaya muhtaçtır)

    Gelelim 2. yoruma. Voluox’dan yola çıkarsak, insandaki temel ve güçlü eğilimden biri de ilişki kurma, bir türe dahil olmadır.

    Ancak anksiyete, depresyon, paranoya, şizofreni gibi psikotik vakalarda ciddi bir “YALNIZ KALMA” eğilimi gözlenmektedir. Buna içe çökme de denebilirBu durum bize az yukarda bahsettiğimiz fetüsün amniyotik sıvıdaki yalnızlığına ulaşma güdüsünü çağrıştırıyor.

    Kadın spikere, Evlilik Program’ında şunu söylüyor;

    “Beyefendi ile EMPATİ kuramadım, elektriğimiz uyuşmadı!”

    Herkes birbiri ile empati kurma çabasında yani… ancak yukarıda bir şeyden daha bahsettik. Empati kavramı aslında biyolojik korunma sistemine ters! Vücudun tüm savunma mekanizmasına aykırı…

    Sanırız bu konuda en mutlu olanlar otistik çocuklar… Zira otizmin en belirli ayracı empati eksikliği… Bunun sebebinin ise kişinin çevreye tutumunu şekillendiren, dış giderleri alıp, değerlendirme yapacak bölgelere çıktı olarak yollayan AMİGDALA’daki sorunlar olduğu düşünülmekte…

    Empati’de sıfır çıktı yapan otistik çocuk zamanda da sıfır pozisyonundadır, yani aslında rahimden hiç kopmamıştır. Dış dünya ile iletişimin bazen düşünülmesi (sıfırlanma değil!) konusuna bir başka açıdan bakalım. Depresyon ve bipolar bozuklukta elektrofizyolofik bozukluklar epilepsiyi andırır. Ancak nöbetler fizyolojik değil psikolojik şekil alıyor.

    Epilepsi’de zorunlu bir nöbet uyarmaya kalkın, epileptik odağa bir elektrot koyun ; uyarın. Nöbet için gereken elektrik düzeyi giderek düşecektir. O denli ki hasta elektrik uyarısı verilmese bile nöbet geçirmeye başlar.

    O nedenle depresyon ve bipolar bozuklukta psikoterapide kullanılan UYARAN düzeyini düşürme (örneğin ;pastan dolayı tetenoz kapacağını sürekli düşünen, bu nedenle herşeyi yıkayan hastaya seviyeyi düşürmesini istemek çok mantıklı olmayabilir. Tıpkı epilepside olduğu gibi bu hafif stres durumu da uyaran görevi yapabilir.)

    Birey-tür çatışması ile ilgili en ilgi çekici konulardan birisi KOKU duyusudur. Koku salgısı mes….FEROMON denir. Feromonlar türe özgüdür. Cinsel olgunluğa ulaşma, herhangi bir alana el koyma gibi davranışlarda etkilidir.( Saçlı deri, meme, …, anüs, skrotum, penis kökü, vajina çevresi ve koltuk altında androsten hormonları üretilir)

    İnsanda, bunun, bir milyon hava molekülünü fırından yeni çıkmış taze ekmek kokusunu saptayacak denli tanımayabildiğimiz halde diğer canlılardaki gibi etkili olmaması konusunda yapılan bazı çalışmalarda insanın yerleşik düzene geçmesi sonrası bu durumun bir fazlalık haline gelip (soyun korunması için) silindiği ileri sürülse de bu çok da kabuk etmediğimiz bir teoridir.

    O denli ki Poliosekeli (çocuk felci) , Alzheimer ve Parkinson hastalıklarında virüslerin beyne koku yolu ile iletildiği konusunda ciddi çalışmalar yapılmaktadır.

    Bir sonraki yazımız ise iletişim ve konuşma bozuklukları(DİSLEKSİ ve diğerleri) üzerine olacaktır.

    Nörofiz Duru Hakan KARABACAK

    Biyolog / 13.08.2019

  • Grade 4 tümör için beyin biyopsisi nedir ve robotik cerrahi nasıl yapılır?

    Beyin tümörleri de, vücuttaki bütün tümörler gibi iyi huylu olanlardan kötü huylu olanlara doğru; genellikle de birden dörde kadar artan numaralarla sınıflandırılırlar. Bu sınıflandırma bazen çeşitli MR görüntülerine bakılarak yapılabilse de, genellikle en sağlıklı olarak ameliyatla çıkarılan tümörün veya beyin biyopsisi ile alınan parçaların; patoloji hocalarınca yapılan mikroskop incelemesi ile gerçekleştirilir. Tümörün iyi huylu mu yoksa kötü huylu mu olduğunun bilinmesi ise, hastanın gelecekte başına gelecekler konusunda aydınlatabilmesini sağlaması yanı sıra; daha önemli olarak tümörün tedavisi için tekrarlayan cerrahiler, radyoterapi yani ışın tedavisi ve kemoterapi yani ilaç tedavisi gibi seçeneklerin hangi sıra ile ve hangi dozda uygulanacağını saptamaya yarar.

    Beyin tümörü tespit edilen hastalarda çoğu zaman, yapılan tüm çağdaş görüntüleme tetkiklerine rağmen; tümörün cinsi hakkında güvenilir bir bilgi sahibi olunamamaktadır. Oysa bu bilgi; ameliyat mı yapılacak, yapılacak ameliyatın boyutları ve dolayısı ile riski ne olacak, ışın tedavisi verilecek mi, ilaç tedavisi yani kemoterapi verilecek mi gibi pek çok hayati soruyu cevaplayabilmek için mutlaka gereklidir. İşte bu tip hastalarda, tümörün cinsini ve özellikle de iyi huylu mu yoksa kötü huylu mu olduğunu anlayabilmek için; nispeten basit, az tehlikeli ve hastanın yaşam kalitesini etkilemeyecek cerrahi bir girişim ile beyindeki tümörden küçük bir parça almak gerekebilir. Bu parçanın patoloji hocaları tarafından incelenmesi sonucunda alınacak olan rapor, tedaviyi planlayan doktorların daha sağlıklı bir plan yapmasını sağlayacaktır.

    Robotik cerrahi ile kastedilen ise, robotlar tarafından yapılan ameliyat demek değildir. Burada cerrah, sayısı kimi zaman altıya ulaşabilen robotik kolları; kendi ellerine ek olarak kullanarak, ameliyatı daha büyük bir hassasiyetle yapabilmektedir. Yani robotun arkasında, robotun kollarını yönlendiren yine deneyimli bir cerrahtır. Beyin cerrahisinde ve omurga cerrahisinde ameliyat robotlarının kullanımı henüz çok sınırlıdır, robotların hantal yapısı ancak sınırlı birkaç ameliyatta kullanılabilmelerine izin vermektedir; ki bunlar beyin cerrahisinin ve omurga cerrahisinin yüzde birinden azını oluşturur. Ancak şunu hatırlatmakta da yarar görüyorum: Beyin ve omurga ameliyatlarında cerraha yol gösteren en çağdaş yöntemlerden biri olan Nöronavigasyon cihazları kullanılarak yapılan ameliyatlar da, kimi zaman hastalar tarafından yanlışlıkla; robotik cerrahi olarak ta isimlendirilebilmektedir.

  • Beyin tümörlerini inceleyelim!

    Beyin tümörlerini inceleyelim!

    Beyindeki normal hücrelerin anormalleşerek büyümesi sonucunda kötü huylu ve iyi huylu olarak kitleleşen yapılar beyin tümörleri olarak nitelendirilirler. Beyin tümörleri yeni doğan çocuklar dahil olmak üzere tüm yaş dönemlerinde görülürler.

    Orta yaş sonrası özellikle kanserli hastaların büyük bir bölümünde kanserin yayılması ile beyinde tümör ortaya çıkabilir. Meydana gelen kitle kafatası içi basıncının artmasına sebep olarak beyin üzerine baskı yapmaya başlar ve birtakım olumsuz belirtiler gösterir.

    Beyin tümörlerinin erkenden teşhis edilebilmesi çoğu kez hastanın hayatını ve yaşam kalitesini etkilemektedir.

    Beyin baskı altında normal yapısını kaybederek işlevlerini yerine getiremez hale gelir ve başlıca aşağıdaki belirtiler söz konusu olur:

    1- Baş ağrısı

    2- Epilepsi benzeri bayılmalar

    3- Vücudun bazı bölgelerinde kısmi felçler

    4- Şiddetli kusmalar

    5- Bazı fiziksel yeteneklerimizin kaybı

    6- Kişilik bozuklukları

    Baş ağrısı, beyninde tümör olan hastaların ancak %60 ında baş ağrısı görülür. Hastalarımız ağrının son bir kaç ayda ortaya çıktığını ve gittikçe şiddetlendiğini ifade eder.

    Bulantı kusma, Baş ağrısı ile birlikte bulunması ve özellikle birkaç gün ya da haftadır mevcut olması önemlidir. Ancak burada baş ağrısı ve kusmanın uzun süredir mevcut olması migren düşündürür.

    Çift görme ve görme bulanıklığı, Baş ağrısı ile birlikte veya baş ağrısı olmaksızın ortaya çıkan çift görme, bulanık görme, görmenin azalması beyin tümörlerinin ilk belirtisidir.

    Kol ve bacakta kuvvetsizlik, beceriksizlik, dengesizlik, Son zamanlarda ortaya çıkan vücudun sağ yada sol yarısında uyuşmalar, ellerde güçsüzlük, uyuşukluk , beceriksizlik görülebilir . Yürürken “sarhoşvari yürüme” ve “dengesizlik” bir beyincik tümörünün belirtisi olabilir.

    Konuşma bozukluğu, Konuşamama, anlama güçlüğü, konuşurken yanlış kelime ifadeleri yada sarhoşvari konuşma keza beyin tümörlerinin ilk bulgusu olabilir.

    Sara nöbetleri (epilepsi), Bilinç kaybı olarak ya da olmaksızın istem dışı kasılmalar, panik atak tarzında kendini kötü hissetmeler bir epilepsi çeşidi olabilir. Özellikle 20 yaş sonrası ortaya çıkan bu tarz nöbetler aksi ispatlanana kadar beyin tümörüne bağlı olduğu düşünülerek araştırılmalıdır.

    Beyin tümörlerini ana hatları ile ikiye ayırmak mümkündür…

    Beyin tümörleri genellikle birincil ya da ikincil olarak sınıflandırılırlar ve bunlar (genellikle) vücudun herhangi bir yerinde başlayıp beyine metastaz yapanlar ve beyinde oluşanlardır. 9 yaş altı ve 55 yaş üstü daha sıklıkla görülen beyin kanserlerine, beyaz ırkta ve erkeklerde daha çok rastlanır.

    1- İyi huylu tümörler: Yavas üreme hızına sahiptirler. Ayrıca beyin dokusundan kolaylıkla ayrılabilirler ve tümü veya tümüne yakın kısmı çıkarılabilir. Bu nedenle ameliyat sonrası sonuçları çok iyidir. Ancak, tümör iyi huylu olsa dahi, beyinde hayati önem taşiyan, hassas bölgelere yerleşmiş ise sonuçlar maalesef yüz güldürücü olmaz.

    2- Kötü huylu tümörler: Çok hızlı ürerler. Çamur kıvamındadırlar. Bu nedenle ameliyatla tamamen alınamazlar. Ameliyat sonrası belli bir zaman süresi içinde tekrar büyüyerek beyine baskı yapmaya devam ederler. Kötü huylu tümörleri de üreme hızlarına göre sınıflara ayırmak mümkündür. Ameliyattan sonra 5-6 yıl yaşama şansı veren tümörler oldugu gibi 5-6 ayda yenilenerek hastanın ölümüne neden olan tümörlerde vardır.

    Beyin tümörlerinin tedavisi cerrahidir. İster iyi huylu, ister kötü huylu olsun, tüm tümörler cerrahi olarak tedavi edilirler. Ancak bazı durumlarda cerrahi uygulamak mümkün olmayabilir. Şayet tümör beynin çok hassas olan bazı hayati bölgelerine yerleşmişse bu bölgelere dokunmak hayati tehlike yarattığından tümör yerinde bırakılabilir. Bu durumda sadece ışın tedavisi ve ilaç tedavisi (kemoterapi) uygulamasi yapılabilir.

    Vücudun diğer bölümlerinde oluşan tümörler beyine yayilabilir. Buna metastaz denilmektedir. Özellikle akciğer kanserleri beyine yayılabilirler ve kötü huylu tümörlerdendir. Cerrahi müdahale yapılsa bile sonuçlar yüz güldürücü degildir. Hatta bazi vakalarda bir kaç tane odak halinde yayilma varsa cerrahi bile uygulanmayabilir. Hasta kemoterapi ve ışın tedavisine alınır.

    BEYİN TÜMÖRLERİNDE SINIFLAMA

    HİPOFİZ ADENOMLARI

    Hipofiz adenomları hormon salgılayanlar ve hormon salgılamayanlar olarak iki ana gruba ayrılır. Hormon salgılayanlar genelde salgıladıkları hormona bağlı olarak belirti verirler. Hormon salgılamayan adenomlar ise uzun zaman belirti vermezler. Ancak optik sinire (Görme ile ilgili sinir) baskı yaparak görme bozukluklarına neden olurlar. Hormon bozuklukları, adet düzensizlikleri veya olmaması, memeden süt gelmesi, aşırı şişmanlama, hızlı boy uzaması, ellerde, ayaklarda ve çenede büyüme hormon bozukluklarının belirtilerindendir ve doktora başvurulması gerekir. Tümör boyutları çok artarsa kafa içi basıncı arttırır ve baş ağrısı, bulantı ve kusma şeklindeki genel belirtilere neden olur.

    MENENGİAL (BEYİN ZARINA AİT) TÜMÖRLER

    Menengiomlar genelde büyüyerek kafa içi basıncının artmasına ve baş ağrısı, bulantı, kusmaya neden olurlar. Epilepsi (Sara ) nöbeti de görülebilir. Ayrıca bu tümörler yerleştikleri yerlere göre de belirti verirler. Optik sinir (Görme siniri) yakınında yer alanlar görme bozukluğuna neden olur iken hareketle ilgili beyin bölgesine yakın olanlar felçlere neden olabilirler. Bu nedenle beyin fonksiyonlarındaki bozukluklarda gerekli tetkikler yapılmalıdır

    METASTATIK TÜMÖRLER

    Metastatik tümörler vücudun diğer bölgelerindeki tümörlerin beyin dokusuna sıçraması nedeniyle oluşan tümörlerdir. Bu tümörler kafa içi basıncını arttırarak ve/ veya yerleşim yerine göre sinir sistemi hasarı oluşturarak belirti verirler. Genelde bu tip sıçramalar tümörlerin ilk belirtisi olabilir. Bu tümörler radyolojik olarak da görüntülenebilen geniş ödem oluştururlar.

    KÖŞE (PONTOSEREBELLAR) TÜMÖRLERİ

    Bu tümörler beyin dokusunun bir bölgesine yerleşmiş tümörlerdir. İşitme siniri tümörü ( Akustik nörinom) sık olarak görülen tümördür. Ayrıca menengiom ( Beyin Zarı Tümörü ) ve epidermoid tümörlere de rastlanır. Beyin tümörlerinin genel belirtilerine ilaveten bu bölge tümörlerinde işitme ve denge bozuklukları da görülmektedir. Bu tümörler küçük boyutta yakalandığında işitme korunabilir. Tümör çok büyük ise işitme korunamadığı gibi Fasial (Yüz) Siniri de etkilenebilir.

    GLİAL (BEYİN DOKUSUNA AİT) TÜMÖRLER

    Bu tümörler genelde kötü huylu olup beyin dokusu içinde büyürler. Belirtileri genel belirtilerdir. Yine yerleştikleri bölgelere bağlı olarak belirtiler verirler. Epilepsi ( Sara nöbeti) bazı hastalarda ilk belirti olarak ortaya çıkabilir.

  • Beyin tümörü nedir, ameliyatı nasıl yapılır ?

    Beyinde yerleşen tümörlerin çoğu kanser değildir, yani vücudun başka bir yerine atlamazlar, yani tıbbi tabiri ile “beyin tümörü” metastaz yapmaz. Ancak ilginçtir, beyinde görülen tümörlerin çoğu aslında kanserdir, çünkü vücudun başka bir yerinden gelmişlerdir; yani metastazdırlar. Vücudun diğer bölgelerinden farklı olarak, beyin tümörlerinin ilk tedavisi daima cerrahidir. Çünkü beyin tümörü kapalı bir kemik kutu olan kafatasının içinde büyüdüğünden beyni ezmeye başlar. Yani tümör sadece saldığı kimyasal maddeler nedeni ile değil, sadece fiziksel itme etkisi ile de ölümcüldür. Tabii ki beyin cerrahı, yapılacak ameliyatın riskleri ile elde edilecek yararı tartarak bir karar verecektir; ancak nöroşirürji uzmanı ameliyat kararı verdikten sonra olacak zaman kayıpları, hastanın geri kalan kaliteli ömründen çalınacaktır. Üstelik beyin tümörlerinin huyu, yani ne denli tehlikeli oldukları sadece MR tetkikleri ile anlaşılamamaktadır; bu yüzden de tümörün detaylı olarak incelenebilmesi için ameliyatla çıkarılması zorunludur. Tüm beyin tümörleri kötüdür ama bunların kendi arasında, daha da kötü huylu olanları vardır. Şöyle ki, beyni oluşturan sinir dokusu hücrelerinin, doktorların “nörom” dediği tümörleri ile; sinir hücrelerini taşıyan-besleyen destek dokusu hücrelerinin, doktorların “gliom” dediği tümörlerinin daha kötü huylu olduklarını biliyoruz.

    Kötü huylu beyin tümörü derken, söz konusu tümörlerin ameliyatla çıkarılsalar bile asla tümünün çıkarılamadığını ve kalan hücrelerin yeniden tümör oluşturduğunu; yani hastanın tekrar tekrar beyin tümörü ameliyatı olmak zorunda kaldığını kastediyoruz. Peki o halde hastayı niye ameliyat ediyoruz? Birincisi, tümörün daha da büyüyerek hastayı öldürmesini engellemek, yani hastaya zaman kazandırmak için. İkincisi, tümörü çıkarıp daha ileri incelemelere tabi tutarak hastaya faydası olabilecek ilaç ve ışın tedavilerini belirlemek; yani hastanın tedavi şansını artırmak için. Kimi zaman ameliyattan önce kötü huylu olduğunu düşündüğümüz bir tümörün aslında iyi huylu olduğu ameliyattan sonraki incelemelerde ortaya çıktığında; hastanın hayatı kurtuldu diye çok seviniyoruz.

  • Beyin cerrahisi

    Beynin ya da omurilik dokusunun içinden kaynaklanan veya ona dışarıdan basarak sorun oluşturan tümörlerin,beyin dokusunu ya da omuriliği besleyen damarların anevrizma (balonlaşma), arteriovenöz malformasyon, kavernom gibi rahatsızlıklarının, karotis stenozu dediğimiz boyun damarlarındaki darlıkların,doğumla birlikte olan meningomyelosel gibi sinir sisteminin oluşumu sırasında gelişen rahatsızlıkların,hidrosefali adı verilen ve kabaca beyin boşluklarındaki sıvının miktarının artışının,bel fıtığı başta olmak üzere her türlü omurga hastalıklarının,kafa ve omurilik yaralanmalarının,beyin damarlarının tıkanıklıklarının,beyin kanamalarının cerrahi tedavisi ile ilgilenir.

    Beyin Tümörleri

    Genel sınıflandırma

    Nöroşirurjinin önemli bir hastalık grubunu beyin tümörleri oluşturmaktadır. Genel olarak beyin tümörlerini malin (kötü huylu) ve benin (iyi huylu) olarak sınıflandırabiliriz.

    I-Malign Tümörler

    A-Glial Tümörler: Beynin en sık görülen tümörleridir. Beyin kanserlerinin çoğunu bunlar yapar. Kontrolsuz çoğalma özelliği olan hücreleri içerir. Hızla büyüyüp çevrelerindeki sağlıklı dokunun içine uzanır, çok nadir de olsa omuriliğe, hatta vücudun diğer organlarına da yayılabilirler. Evrelendirmesi dört grupta yapılır. Evre I ve Evre II “düşük evreli” olarak adlandırılırken, Evre III (anaplastik astrositom) ve Evre IV (glioblastoma multiforme) ise “yüksek evreli” kabul edilir. Bu gruptaki bazı diğer tümörler; ependimom, medulloblastom, oligodendrogliomdur. Sağkalım süreleri, patolojık evreleme, radyoterapi, kemoterapi alıp almama durumu, yaş ile ilişkilidir. Düşük evreli glial tümörlerde sağkalım süresi uzundur. Düşük evreli tümörler yüksek evreli tümörlere dönüşebilir. Yüksek evreli gliomlar için ortalama hayatta kalma şansı çok daha kısadır.

    B-Metastatik beyin tümörleri: Vücudun başka yerindeki bir tümörün beyne yayılması sonucu gelen tümörlerdir. En fazla akciğer, meme, kalın bağırsak, mide, cilt ya da prostattan kaynaklanırlar. Ancak bazen köken aldığı organ saptanamayabilir. Onkoloji kliniklerinde tanı konup, tedavi amacıyla yatırılmış hastaların %20-40’ında beyin metastazları görülmektedir. Bu oran tüm beyin tümörlerinin %10’unu oluşturur. Olanak varsa önce lokal anestezi ile yapılabilen stereotaksik cerrahi ile biyopsi alınarak kesin tanı konması tedavi seçimini kolaylaştırır.

    Kötü huylu beyin tümörlerinde tedavi seçenekleri; cerrahi girişim, biyopsi, ışın tedavisi, ilaç tedavisi ve radyo-cerrahidir. Tedaviye yanıt, tümörün köken aldığı odak, yayıldığı organ sayısı, metastatik lezyon sayısı, hastanın yaşı, ek hastalık bulunup bulunmaması gibi faktörlerle ilişkilidir. Bu nedenle sağkalım süreleri farklıdır.

    II-Benin Tümörler

    Bunlar genellikle kafatası içinde ama beyin dokusu dışında gelişen tümörlerdir. Meningiomalar, hipofiz adenomları, kraniofaringiomalar, dermoid ve epidermoid tümörler, hemanjioblastom, kolloid kist, subependimal dev hücreli astrositom, nörinomlar bu grubun en sık karşılaşılan lezyonlarıdır. Menengiomalar bu grubun önemli bir kısmını olusturur. Diğer organlardaki iyi huylu tümörlerin aksine, iyi huylu beyin tümörleri bazen hayatı tehdit edecek durumlara neden olabilirler. Bazıları (örneğin menengiomalar) nadir de olsa kötü huylu tümöre dönüşebilirler. Genellikle çevrelerindeki beyin dokusuna yayılım göstermedikleri için ameliyatla tam çıkarılabilme şansları yüksektir. Ancak az oranda da olsa yeniden ortaya çıkabilirler. Meningiomaların tümüyle çıkarılma durumunda bile 10 yılda %20’sinin tekrarlayabildiği, özellikle önemli bölgelere yapışık olanlarda cerrahi sonrası komplikasyonların olabileceği bilinmektedir.

    Belirtiler

    Beyin tümörü olan hastalar baş ağrısı, kusma, bulantı, görme bozukluğu, bilinç bozulması, havale geçirme, kol ve bacaklarda güçsüzlük, sinirlilik, iştahsızlık, işitmede azalma, unutkanlık, konuşma ve anlamada yetersizlik, yazamama, dengesizlik, el ve ayaklarda büyüme gibi yakınmalardan biri ya da bir kaçı ile başvurabilirler. Baş ağrısı (genellikle sabahları daha şiddetlidir) ve nöbet en sık görülen bulgulardır.

    Tanı Yöntemleri

    Klinik değerlendirme, bilgisayarlı beyin tomografisi (BT) ya da manyetik rezonans görüntüleme (MRG) tetkikleri ile genellikle tanı konur. Tümör sınırlarının ve özelliklerinin daha iyi tanımlanması amacıyla bu tetkikler kontrast madde verilerek te tekrarlanabilir. Kesin tanı, patolojik incelemeler sonrası konur. Tanıda yardımcı bazı tetkikler arasında doğrudan kafa grafileri, EEG, tüm vücut kemik sintigrafisi, hormon incelemeleri sayılabilir.

    Tedavi Yöntemleri

    Genellikle cerrahi olarak tümörün çıkarılması, beyin tümörlerinin neredeyse tamamı için ilk seçenek olarak düşünülmektedir. Az bir kısmında ise komplikasyon oranının yüksek olması nedeniyle kısmi çıkarım ya da radyoterapi ve takip önerilmektedir. Özellikle yüksek evreli glial tümörlerde tanı biyopsi ile kesinleştikten sonra tümör çıkarımı yerine radyo-cerrahi ya da kemoterapi (ilaç tedavisi) uygulanabilir. Beyin sapı yerleşimli benin lezyonların bir kısmı cerrahi olarak çıkarılabilir, bir kısmında ise radyo-cerrahi (Gamma knife, linear accelator=linac) uygulanabilir. Kısaca tümörün malinite derecesi ve yerleşim yeri, hastanın yaşı, genel durumu ve ek sistemik problemlerin varlığı, cerrahi karar vermeyi ve cerrahi olarak tümör çıkarımının sınırlarını belirler.

    Özetle; günümüzde beyin tümörlerinin tedavisinde genel olarak tümörün patolojik tanısına göre cerrahi, radyoterapi (ışın tedavisi), radyo-cerrahi ve kemoterapi (ilaç tedavisi) yöntemleri ayrı ayrı ya da birleşik olarak kullanılmaktadır.

    Cerrahi Sonrası Olası Komplikasyonlar

    Cerrahi sonrası olabilecek komplikasyonlar tümörün cinsi, yerleşim bölgesi, hastanın yaşı ve genel durumundan bağımsız değildir. Nöbet, şiddetli baş ağrısı, bulantı, kusma, kanama, mevcut nörolojik durumun daha da kötüleşmesi, görme, konuşma ve algılamada bozulma, hidrosefali, ekstremitelerde şişlik, kızarıklık, yara yerinin geç iyileşmesi, enfeksiyon, tromboemboli, bazı psikiyatrik sorunlar, olası ameliyat komplikasyonlarından bazılarıdır. Bu komplikasyonların çoğunluğu ameliyat sonrası tıbbi bakım ile düzelebileceği gibi bazıları (örneğin nörolojik durumun kötüleşmesi) kalıcı olabilir. Bu komplikasyonların bir veya daha fazlası aynı hastada gelişebilir. Ancak unutulmaması gereken en önemli nokta; beyinde bir tümör varlığında bu tümörün yarattığı sistemik problemler sıklıkla hayatı tehdit etmektedir.

    Takip ve Öneriler

    Tümör benin (iyi huylu) ise ve tamamı çıkarılmışsa genellikle ilk ve altı aylık kontrollardan sonra yılda bir kez kontrol yapılır. Malin (kötü huylu) tümörlerde ise beyin cerrahı, tıbbi onkolog (kanser ilaçları ile tedavi konusunda uzman), radyasyon onkoloğu (kanserin ışın tedavisi konusunda uzman), fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümlerinin de takipleri göz önünde tutularak kontrol zamanlarının belirlenmesi uygun olur. Kontrolda gerekli tetkiklerin taburcu olunduğu sırada yazılması, hastanın randevularını denkleştirmesini kolaylaştırır. Hastanın takip döneminde herhangi bir sorunu (baş ağrısı, nöbet, bilinç bozukluğu, kol bacakta güçsüzlük v.b.) olması durumunda tedavi olduğu kliniğe, acil servis ya da tedavi oldukları hekime başvurması gerekir.

    Bazı Tanımlar

    Benin: Kanser özelliği olmayan, tipik olarak yavaş büyüyen tümör.

    Biyopsi: Patolojik incelemede tümör tipini belirlemek amacıyla tümör dokusundan alınan küçük parça. Mümkünse açık cerrahi yerine stereotaksik cerrahi ile yapılması, daha az komplikasyona yol açabilir.

    Burr hole: Kafatasına açılan delik. Kemiği kaldırmak, kanama, abse boşaltmak ya da biyopsi amacıyla yapılmaktadır.

    ‘Grade’: Tümörlerin derecelendirmesinde ve bazı özelliklerinin belirlenmesinde kullanılan özel bir tanımlamadır. Örneğin ‘grade’ I, yavaş büyürken, ‘grade’ IV tümör ise en hızlı büyüme göstermektedir.

    Kemoterapi: İlaçların kanser tedavisinde kullanımı. Ağızdan ya da damar yolu ile verilirler =İlaç tedavisi

    Kraniyotomi: Kafatasında bir parça kemiğin çıkarılıp ameliyat sonunda tekrar yerine konması.

    Malin: Hücreleri kontrolsuz çoğalan tümörler (kanserler) için yapılan tanımlamadır.

    ‘Survey’: Hayatta kalma süresi =Sağkalım

    Radyoterapi: Radyasyon ışınları ile tümörün tedavi edilmesi =Işın tedavisi

  • Beyin tümörleri nedir

    Genel sınıflandırma

    Nöroşirurjinin önemli bir hastalık grubunu beyin tümörleri oluşturmaktadır. Genel olarak beyin tümörlerini malin (kötü huylu) ve benin (iyi huylu) olarak sınıflandırabiliriz.

    I-Malign Tümörler

    A-Glial Tümörler: Beynin en sık görülen tümörleridir. Beyin kanserlerinin çoğunu bunlar yapar. Kontrolsuz çoğalma özelliği olan hücreleri içerir. Hızla büyüyüp çevrelerindeki sağlıklı dokunun içine uzanır, çok nadir de olsa omuriliğe, hatta vücudun diğer organlarına da yayılabilirler. Evrelendirmesi dört grupta yapılır. Evre I ve Evre II “düşük evreli” olarak adlandırılırken, Evre III (anaplastik astrositom) ve Evre IV (glioblastoma multiforme) ise “yüksek evreli” kabul edilir. Bu gruptaki bazı diğer tümörler; ependimom, medulloblastom, oligodendrogliomdur. Sağkalım süreleri, patolojık evreleme, radyoterapi, kemoterapi alıp almama durumu, yaş ile ilişkilidir. Düşük evreli glial tümörlerde sağkalım süresi uzundur. Düşük evreli tümörler yüksek evreli tümörlere dönüşebilir. Yüksek evreli gliomlar için ortalama hayatta kalma şansı çok daha kısadır.

    B-Metastatik beyin tümörleri: Vücudun başka yerindeki bir tümörün beyne yayılması sonucu gelen tümörlerdir. En fazla akciğer, meme, kalın bağırsak, mide, cilt ya da prostattan kaynaklanırlar. Ancak bazen köken aldığı organ saptanamayabilir. Onkoloji kliniklerinde tanı konup, tedavi amacıyla yatırılmış hastaların %20-40’ında beyin metastazları görülmektedir. Bu oran tüm beyin tümörlerinin %10’unu oluşturur. Olanak varsa önce lokal anestezi ile yapılabilen stereotaksik cerrahi ile biyopsi alınarak kesin tanı konması tedavi seçimini kolaylaştırır.

    Kötü huylu beyin tümörlerinde tedavi seçenekleri; cerrahi girişim, biyopsi, ışın tedavisi, ilaç tedavisi ve radyo-cerrahidir. Tedaviye yanıt, tümörün köken aldığı odak, yayıldığı organ sayısı, metastatik lezyon sayısı, hastanın yaşı, ek hastalık bulunup bulunmaması gibi faktörlerle ilişkilidir. Bu nedenle sağkalım süreleri farklıdır.

    II-Benin Tümörler

    Bunlar genellikle kafatası içinde ama beyin dokusu dışında gelişen tümörlerdir. Meningiomalar, hipofiz adenomları, kraniofaringiomalar, dermoid ve epidermoid tümörler, hemanjioblastom, kolloid kist, subependimal dev hücreli astrositom, nörinomlar bu grubun en sık karşılaşılan lezyonlarıdır. Menengiomalar bu grubun önemli bir kısmını olusturur. Diğer organlardaki iyi huylu tümörlerin aksine, iyi huylu beyin tümörleri bazen hayatı tehdit edecek durumlara neden olabilirler. Bazıları (örneğin menengiomalar) nadir de olsa kötü huylu tümöre dönüşebilirler. Genellikle çevrelerindeki beyin dokusuna yayılım göstermedikleri için ameliyatla tam çıkarılabilme şansları yüksektir. Ancak az oranda da olsa yeniden ortaya çıkabilirler. Meningiomaların tümüyle çıkarılma durumunda bile 10 yılda %20’sinin tekrarlayabildiği, özellikle önemli bölgelere yapışık olanlarda cerrahi sonrası komplikasyonların olabileceği bilinmektedir.

    Belirtiler

    Beyin tümörü olan hastalar baş ağrısı, kusma, bulantı, görme bozukluğu, bilinç bozulması, havale geçirme, kol ve bacaklarda güçsüzlük, sinirlilik, iştahsızlık, işitmede azalma, unutkanlık, konuşma ve anlamada yetersizlik, yazamama, dengesizlik, el ve ayaklarda büyüme gibi yakınmalardan biri ya da bir kaçı ile başvurabilirler. Baş ağrısı (genellikle sabahları daha şiddetlidir) ve nöbet en sık görülen bulgulardır.

    Tanı Yöntemleri

    Klinik değerlendirme, bilgisayarlı beyin tomografisi (BT) ya da manyetik rezonans görüntüleme (MRG) tetkikleri ile genellikle tanı konur. Tümör sınırlarının ve özelliklerinin daha iyi tanımlanması amacıyla bu tetkikler kontrast madde verilerek te tekrarlanabilir. Kesin tanı, patolojik incelemeler sonrası konur. Tanıda yardımcı bazı tetkikler arasında doğrudan kafa grafileri, EEG, tüm vücut kemik sintigrafisi, hormon incelemeleri sayılabilir.

    Tedavi Yöntemleri

    Genellikle cerrahi olarak tümörün çıkarılması, beyin tümörlerinin neredeyse tamamı için ilk seçenek olarak düşünülmektedir. Az bir kısmında ise komplikasyon oranının yüksek olması nedeniyle kısmi çıkarım ya da radyoterapi ve takip önerilmektedir. Özellikle yüksek evreli glial tümörlerde tanı biyopsi ile kesinleştikten sonra tümör çıkarımı yerine radyo-cerrahi ya da kemoterapi (ilaç tedavisi) uygulanabilir. Beyin sapı yerleşimli benin lezyonların bir kısmı cerrahi olarak çıkarılabilir, bir kısmında ise radyo-cerrahi (Gamma knife, linear accelator=linac) uygulanabilir. Kısaca tümörün malinite derecesi ve yerleşim yeri, hastanın yaşı, genel durumu ve ek sistemik problemlerin varlığı, cerrahi karar vermeyi ve cerrahi olarak tümör çıkarımının sınırlarını belirler.

    Özetle; günümüzde beyin tümörlerinin tedavisinde genel olarak tümörün patolojik tanısına göre cerrahi, radyoterapi (ışın tedavisi), radyo-cerrahi ve kemoterapi (ilaç tedavisi) yöntemleri ayrı ayrı ya da birleşik olarak kullanılmaktadır.

    Cerrahi Sonrası Olası Komplikasyonlar

    Cerrahi sonrası olabilecek komplikasyonlar tümörün cinsi, yerleşim bölgesi, hastanın yaşı ve genel durumundan bağımsız değildir. Nöbet, şiddetli baş ağrısı, bulantı, kusma, kanama, mevcut nörolojik durumun daha da kötüleşmesi, görme, konuşma ve algılamada bozulma, hidrosefali, ekstremitelerde şişlik, kızarıklık, yara yerinin geç iyileşmesi, enfeksiyon, tromboemboli, bazı psikiyatrik sorunlar, olası ameliyat komplikasyonlarından bazılarıdır. Bu komplikasyonların çoğunluğu ameliyat sonrası tıbbi bakım ile düzelebileceği gibi bazıları (örneğin nörolojik durumun kötüleşmesi) kalıcı olabilir. Bu komplikasyonların bir veya daha fazlası aynı hastada gelişebilir. Ancak unutulmaması gereken en önemli nokta; beyinde bir tümör varlığında bu tümörün yarattığı sistemik problemler sıklıkla hayatı tehdit etmektedir.

    Takip ve Öneriler

    Tümör benin (iyi huylu) ise ve tamamı çıkarılmışsa genellikle ilk ve altı aylık kontrollardan sonra yılda bir kez kontrol yapılır. Malin (kötü huylu) tümörlerde ise beyin cerrahı, tıbbi onkolog (kanser ilaçları ile tedavi konusunda uzman), radyasyon onkoloğu (kanserin ışın tedavisi konusunda uzman), fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümlerinin de takipleri göz önünde tutularak kontrol zamanlarının belirlenmesi uygun olur. Kontrolda gerekli tetkiklerin taburcu olunduğu sırada yazılması, hastanın randevularını denkleştirmesini kolaylaştırır. Hastanın takip döneminde herhangi bir sorunu (baş ağrısı, nöbet, bilinç bozukluğu, kol bacakta güçsüzlük v.b.) olması durumunda tedavi olduğu kliniğe, acil servis ya da tedavi oldukları hekime başvurması gerekir.

    Bazı Tanımlar

    Benin: Kanser özelliği olmayan, tipik olarak yavaş büyüyen tümör.

    Biyopsi: Patolojik incelemede tümör tipini belirlemek amacıyla tümör dokusundan alınan küçük parça. Mümkünse açık cerrahi yerine stereotaksik cerrahi ile yapılması, daha az komplikasyona yol açabilir.

    Burr hole: Kafatasına açılan delik. Kemiği kaldırmak, kanama, abse boşaltmak ya da biyopsi amacıyla yapılmaktadır.

    ‘Grade’: Tümörlerin derecelendirmesinde ve bazı özelliklerinin belirlenmesinde kullanılan özel bir tanımlamadır. Örneğin ‘grade’ I, yavaş büyürken, ‘grade’ IV tümör ise en hızlı büyüme göstermektedir.

    Kemoterapi: İlaçların kanser tedavisinde kullanımı. Ağızdan ya da damar yolu ile verilirler =İlaç tedavisi

    Kraniyotomi: Kafatasında bir parça kemiğin çıkarılıp ameliyat sonunda tekrar yerine konması.

    Malin: Hücreleri kontrolsuz çoğalan tümörler (kanserler) için yapılan tanımlamadır.

    ‘Survey’: Hayatta kalma süresi =Sağkalım

    Radyoterapi: Radyasyon ışınları ile tümörün tedavi edilmesi =Işın tedavisi

  • Bel ağrısı nedir, tedavisi nasıldır?

    Belimiz 5 adet omurgadan ve omurga aralarında disk denilen yastıklardan oluşan bir yapıya sahiptir. Gövdemizden gelen yükü kalçaya bacaklara aktarma ve postürümüzü (duruşumuzu) sağlama görevleri vardır. Gövdemize destek olarak dik durmamızı sağlarken, aynı zamanda her yöne eğilme hareketleri yapmamıza izin verir. Omurlar birbirine disk yastıkları ve faset eklemi denilen eklemler ile bağlıdır. Bu ana bağlantıların yanı sıra omurların çevresinde destek bağ ve kas dokusu sayesinde omurlar birbirine sıkıca bağlı halde durur. Tüm bu yapılar uyum içerisinde gövdenin yükünü taşıyıp, dik pozisyonda durmamızı sağlarken belirli hareketlerimize izin verir. Tüm yapıları sağlıklı bir bel, ağrıya yol açmaz.

    Bel ağrısı erişkinlerde çok yaygın görülen bir hastalıktır. Tüm erişkinlerin yaklaşık % 80′ i yaşamları boyunca en az bir kez bel ağrısı atağı geçirirler. Yaşamın belirli bir kesitinde tüm erişkinler aynı anda sorgulanabilse %15′ in bel ağrısı olduğu görülür. Bel ağrısı travma, ağırlık kaldırma veya yapılan ters bir harekete bağlı oluşabilirken, bilinen bir neden olmadan da meydana gelebilir. Ağrı aniden veya şiddeti giderek artan bir şekilde başlayabilir. Bel ağrısı derinden gelen bir sızı, yanma şeklinde olabilir. Bel ağrısına tek taraflı veya çift taraflı kalçaya veya uyluğa yansıyan ağrı eşlik edebilir.
    Bel Ağrısının Nedeni Nedir?
    Bel ağrısının gerçek kaynağını bulmak zordur. Diskin kendisi, çevredeki bağ ve kas dokusu, faset eklemleri ve ligamentleri, kıkırdak yapılar ağrı kaynağı olabilir.

    Bel ve Bacak Ağrısı Nedenleri:

    1.Omurilik kökenli

    · Multipl skleroz
    · Omurilik tümörleri (epandimom, astrositom)

    2.Sinir kökü basısı kökenli

    · Disk hernisi, lomber stenoz, spondilolistezis
    · Spondiloartropati
    · Metabolik (osteoporoz, paget hastalığı)
    · Omurga tümörleri (metastaz, primer)
    · Omurga dışı tümörler (nörofibrom, meningiom, epandimom)
    · İnfeksiyonlar (brusella, osteomyelit, diskit, tüberküloz)
    · Travma
    · Konjenital (perinöral kist, gergin omurilik sendromu)

    3.Alt karın içi kökenli

    · Abdominal tümör
    · Retroperitoneal hematom / infeksiyon
    · Pelviste kırık

    4. Bacağa giden sinir kökenli

    · Diabetus mellitus
    · Travma
    · Tuzak nöropatileri
    · Tümör

    En sık bel ağrısı nedeni disk kökenli ağrılardır. Yaşlanma ile beraber diskin içeriğinde su oranı azalır. Yapı değişikliğine bağlı çevreye yansıttığı yüklerin dağılımı değişir. Sonuç olarak küçük travmalar ile zayıflayan anulus fibrosus tabakasında yırtık oluşur. Tüm bu değişikler disk kaynaklı ağrıya yol açar. Diskin yapısındaki bozukluk bir bütün yapı olan omurga segmentinin diğer yapılarında da bozulmaya yol açabilir. Bu durumda diğer yapılardan kaynaklı ağrı da gelişebilir. Bu süreç diskin kendini onarması ile sonuçlanabileceği gibi, iç tabakanın sinirlere doğru taşması şeklinde tanımlanabilecek disk hernisine ya da kemik yapının kuvvet dağılımındaki bozulmaya bağlı olarak yapı değişikliği göstermesinden dolayı lomber dar kanal veya bel kayması olarak tanımlanan hastalıklara yol açabilir.

    Bel Ağrısı Ne Kadar Sürer?

    Bel ağrısı atağı, ağrı kaynağı neresi olursa olsun, belli bir süre sonra, dokunun kendisini onarmasına bağlı olarak kendiliğinden geçer. Bel ağrılarının yaklaşık %50 ‘si 2 hafta, %80′ i 6 hafta içerinde azalarak geçer. Bir kez bel ağrısı atağı geçiren kişilerin %30’ unda bel ağrısı tekrarlayabilir ve kronikleşebilir. Altı hafta geçmesine rağmen geçmeyen bel ağrısı kronikleşmiş sayılır.

    Ne Yapmalı?

    Nadir de olsa bel ağrısı başka bir hastalık belirtisi olarak başlayabileceği için, bel ağrısı atağı geçiren kişinin bir hekime başvurmasında yarar vardır. Ağrıyla beraber seyreden ateş, terleme, kilo kaybı gibi belirtilerin olup olmadığı hekim tarafından değerlendirilir.

    Bel ağrısının doğal seyri kendiliğinden iyileşmektir. Fakat bu ağrılı dönemin daha rahat geçirilmesi için hekim bazı önerilerde bulunabilir. Kısa süreli (4 gün) yatak istirahatı, ağrı kesici ve adale gevşetici ilaçlar bu önerilerden bazılarıdır. Bu süreçte hekimin saptadığı başka hastalık belirtisi yoksa direk grafi, manyetik rezonans görüntüleme gibi radyolojik incelemelere gerek yoktur. Altı hafta geçmesine rağmen bel ağrısı devam ederse radyolojik inceleme yapılır.

    Akut ağrı atağında kısa süreli yatak istirahatı, belin üzerine binen yükü azaltacağı için yararlıdır. Ancak yatak istirahatı 4 günü geçerse, omurganın etrafında bulunan destek kasları zayıflayacağından, yaradan çok zarar verebilir. Sanılanın aksine sert bir zeminde yatak istirahatı uygun değildir. Önemli olan yatağın konduğu zeminin sert olmasıdır.

    Günümüzde kullandığımız hemen hemen bütün yatak modelleri bu özelliği taşımaktadır.

    Bel ağrı tedavisinde önerilen ağrı kesici ilaçlar genellikle yangı giderici, yani ağrı hissine neden olan bazı kimyasal mekanizmaları engellemeye yönelik ilaçlardır. Bu ilaçları doktor önerisi dışında kullanmak, özellikle sindirim sistemi üzerinde oluşturabileceği yan etkilerinden dolayı uygun değildir. Bu ilaçları doktorunuzun önerdiği sürede ve dozda kullanmakta yarar vardır. Unutulmaması gereken en önemli nokta, bel ağrısı için yapılan bütün tıbbi tedavi yöntemleri ağrı kaynağını ortadan kaldırmaz, ağrının hissediliş derecesini azaltır. Vücudumuzun tamir mekanizmaları 6 haftaya kadar ağrı kaynağı olan dokuyu onarabilirse bel ağrısı geçer.

    BEL AĞRISI

    Ne Zaman Durum Ciddidir ve Ne Zaman Mutlaka Doktora Gitmek Gerekir?

    6 hafta geçmesine rağmen geçmeyen bel ve/veya bacak ağrısı, bacakta güç kaybı hissedilmesi, idrar yapmakta veya tutmakta güçlük, makat bölgesini içeren uyuşukluk hissi, kısa mesafe yürüyüşlerde bile her iki veya tek bacakta gelişen uyuşukluk, yorgunluk hissi, özellikle idrar yapma güçlüğü veya makat bölgesinde uyuşukluk yakınmaları geliştiği zaman veya bacakta belirgin güç kaybı gelişirse, acil cerrahi girişim endikasyonu vardır.Bu durumlarda sinir dokusu basısı ciddi boyutlarda olduğu için, erken dönemde yapılacak cerrahi girişim yakınmaların düzelmesini sağlayabilir. Zaman geçtikçe yakınmaların kalıcı olma olasılığı yükselir.

    Geçmeyen bel ve bacak ağrısı yakınması ile başvurduğunuz hekiminiz yaptığı muayenesinde kuvvet kaybı bulmazsa, radyolojik incelemelerin ışığında size cerrahi girişim dahil olmak üzere çeşitli tedavi yöntemleri önerecektir. Ağrının şiddetine, yaşamınızı etkileme boyutuna göre bu tedavi seçeneklerinden karar verilecektir.

  • Baş ağrısına dikkat !

    Baş ağrısına dikkat !

    Kusma İle Kendisini Gösteren Şiddetli Baş Ağrısı, Ani Ölüm Getirebilir

    Şiddeti giderek artan, ilaçla geçmeyen, şiddetli kusma, görmede bozulma ve bayılma ile kendini gösteren baş ağrısı, beyin damarlarına bağlı sağlık sorunlarının habercisi olabilir.
    Beyin içi tümörleri, beyin içi damar bozuklukları, beyin içi baloncuklaşmalar ve beyin içi sıvı tankların genişlemesi ciddi baş ağrısına yol açar.

    Şiddeti giderek artan, daha önce hissedilen ağrıya benzemeyen, ilaçla geçmeyen ve şiddetli kusma, çift görme ya da görme alanının daralması gibi görmede bozulma ve bayılma ile kendini gösterebilen şuurda dalgalanma ile ortaya çıkan ağrı, ani ölüme yol açabilir.

    Beyin tümörleri, beyin damar bozuklukları, beyin damarı baloncuklaşmaları ve beyin içi sıvı tankların genişlemesi ciddi baş ağrısına neden olabilir ve bu hastaların % 50’si hastaneye yetişemeden beyin kanamasından yaşamını yitiriyor.

    İnsanı rahatsız eden her duyumsama ”ağrı” olarak tanımlanabilir.

    Ağrı, insanı hastalıklardaki tehlikeden koruyan ”kırmızı alarm” durumu olarak kabul edilebilir ve bir yerde ağrınız varsa ‘bir sıkıntı var’ demektir. Ağrı, oluşabilecek sorunlar için önceden haber vericidir. Bu durumu çok iyi anlatan ”İnsanın ağrısı neredeyse canı oradadır” atasözü önemli bir toplumsal bilgidir. Ağrı; kısa, uzun yada daha uzun olan kronik ağrılar şeklinde olabilir.

    12-13 yaşından itibaren yüz sinüsleri gelişimi tamamlanmış her kişinin (Kadınlarda biraz daha yüksek olmak kaydıyla) hayatının bir döneminde rahatsız edici baş ağrısından şikayet etmektedir.

    Baş ağrısının bir kısmı çok rahatsız edici olmazken, bir kısmı sürekli ilaç kullanımı, ciddi tedavi protokolü veya ameliyat gerektirebilir. Baş ağrısının yaklaşık 80 tane sebebi bulunabilir ve ”benim hep başım ağrıyor” şeklinde şikayet edenlerin sorunu büyük ölçüde migren türü kas veya beyin içi damar bozukluklarından kaynaklanmaktadır.

    Günlük hayatta gerginlik ve stres ciddi bir baş ağrısı nedenidir. Gün içinde kafa ve yüz bölgesindeki kaslar gerilip, gevşemekte ve zamanla yorulmaktadır. Sonuç olarak bu kas gruplarından salınan kimyasal maddeler baş ağrısına sebeb olmaktadır. Buna ‘gerginlik ağrısı’ denmekte ve yoğun çalışan kişiler arasında sıkça karşılaşılmaktadır.

    Baş ağrısının sebebleri arasında yüksek tansiyon gibi kronik hastalıklara bağlı baş ağrısı da sayılabilir. Bunların yanında beyin tümörleri, beyin içi damar bozuklukları(kireçlenmeler-tıkanmalar), beyin içi baloncuklaşmalar (anevrizma) ve yumaklaşmalar (AVM), beyin içi sıvı tankların genişlemesi (Hidrosefali) de ciddi baş ağrısı sebeblerindendir.

    Kafa travmasına bağlı baş ağrısının dışında, menenjit gibi enfeksiyon hastalığı, yüz sinüslerindeki bozukluklar, diş ve göz ile ilgili hastalıklarda da baş ağrısı görülebilir. Tüm bunlar genel baş ağrısı nedenleridir, ancak şiddeti giderek artan, daha önce hissedilen ağrıya benzemeyen, ilaçla geçmeyen ve şiddetli kusma, çift görme ve bayılma gibi şuurda dalgalanma ile ortaya çıkan ağrının çok ciddiye alınması gerekmektedir.

    Tüm bunların yanı sıra hafıza kaybının da eşlik ettiği baş ağrıları beyin damarlarındaki sorunlardan kaynaklanabilir. Bu gibi durumlarda damar baloncuklaşması, damar yumağı, hızlı gelişen bir tümör varlığı sorumlu olabilir. Bu nedenle hemen hekime başvurulmalıdır. Damar balonuna (Anevrizma) bağlı bir baş ağrısı söz konusu ise ani ölüm görülebilir. Anevrizma kanaması oluşan hastaların, yüzde 50’si hastaneye yetişemeden beyin kanamasından yaşamını yitirmektedir.

    Bu tip hastalıkta ortaya çıkan baş ağrısı “şiddetli ve genellikle beynin ön iç kısmında, daha once hiç yaşanmamış bir ağrı” şeklinde hissedilir ve şuur kaybı gibi çok önemli bulgular da oluşabilir.

    Bu gibi şiddetli ağrı durumunda sıcak duş alınmaması, hemen tansiyonun ölçülerek vakit kaybetmeden hastaneye gidilmesi gerekmektedir. Öncelikle acile yapılacak başvurunun ardından beyin cerrahisine muayene olunması gerekmektedir.

  • Hipofiz adenomu nedir?

    Hipofiz bezi vücudun en önemli hormon üretim merkezidir. Pitüiter (Hipofiz) bezi veya civarından kaynaklanan tümörler hayati önem taşıyan yapılara ve/veya görme yollarına baskı yaparak görme kaybına yol açabilir. Hormonsal bozukluklara yol açarak, ateş basması, şişmanlık, adet düzensizliği, göğüslerden süt gelmesi, el ve ayaklarda büyüme, seste kalınlaşma, cilt bozuklukları,….gibi birçok sorunları oluşturabilir.

    Cerrahi karar verilmeden önce hastaların tüm hormon değerleri araştırılır. Görme netlikleri, alanları değerlendirilir. Tüm MR, CT, anjiografi tetkikleri yapılır.

    Tüm bu araştırmalar sonucunda bazı tümörler sadece takip edilerek izlenir. Küçük 1 cm altındaki ciddi bir bozukluğa yol açmayan tümörlerde genelde takip önerilir.

    Bazı tümörler sadece ilaç kullanılarak tedavi edilir.

    İlerleyici görme bozuklukları olan ve ilaçla tedavisi mümkün olmayan tümörlerde cerrahi tedavi ile iyi sonuçlar almak mümkündür. Cerrahi seçenekte amaç tümörü tama yakın çıkararak tümörün etrafındaki hayati yapılara bası etkisini, ve hormonal etkisini yok etmek veya minimuma indirmektir.

    Ameliyat gereken durumlarda ameliyat genelde burundan girilerek (Transsfenoidal yaklaşım) yapılabilir. Bazı tümörler burundan yapılamayacaksa kafatası açılarak çıkarılır.

    Endoskopik olarak da burundan girilerek bu ameliyatı yapmak mümkündür.

    Bazı tümörlerde ise Gama ışını gibi sadece ışın tedavisi yönteminden faydalanılabilir