Etiket: Tüketimi

  • Kanserde risk faktörleri

    ABD 2016 verilerine göre erkeklerde en sık görülen kanser prostat kanseri, kadınlarda ise meme kanseridir. En sık ölüme sebep olan kanser ise hem erkeklerde hem kadınlarda akciğer kanseridir. Türkiye istatistiklerine göre tek fark, erkeklerde en sık akciğer kanseri görülmektedir.

    Peki en sık görülen bu kanserlerin ve hatta diğer kanser alt tiplerinin risk faktörleri nelerdir? Hangi durumda hangi kanser riski artmaktadır? Bu yazımda size bu soruların cevaplarını aktaracağım.

    AACR (American Association for Cancer Research)’nin 2015’de yayınladığı rapora göre kanser riskini artıran faktörler içerisinde sıklık sırasına göre

    Sigara

    Obezite

    Bakteri ve virüsler yer almaktadır.

    AACR raporuna göre kanser riskini artıran diğer sebepler; fiziksel inaktivite (hareketsizlik), diyetsel faktörler, alkol tüketimi, endüstriyel maruziyetler, hormonal faktörler, UV ışın (güneş ışığı), radyasyon maruziyeti, çevresel kirliliktir.

    SİGARA

    Gelişmiş ülkelerde tüm kanserlerden ölümlerin %21’inin, ABD’de ise %33’ünün sebebi sigara kullanımıdır.

    Sigara kullanımı sonucu görülme riski artan kanserler: Akciğer kanseri, larinks (gırtlak) kanseri, özefagus (yemek borusu) kanseri, ağız içi kanserler, mesane kanseri, böbrek kanseri, karaciğer kanseri, mide kanseri, kolon ve rektum (kalın barsak) kanseri, pankreas kanseri, akut lösemi, serviks (rahim ağzı) kanseri

    YAŞ

    Birçok kanser için önemli bir risk faktörüdür. Tüm kanserler için ortalama tanı yaşı 66’dır. Meme kanseri, kolorektal kanserler, akciğer kanserini ileri yaşta görürken, lösemi – lenfoma gibi bazı maligniteleri daha genç yaşta görmekteyiz.

    45 yaşından sonra kanser görülme riski önemli ölçüde artmaktadır. Özellikle meme kanseri ülkemizde diğer ülkelere göre daha genç yaşta görülmektedir.

    ÇEVRESEL (Endüstriyel) MARUZİYET

    Bazı kimyasal maddelere uzun süre maruziyet kansere sebep olmaktadır. Kansere sebep olan kimyasal maddeler ve sebep oldukları kanserler aşağıdaki tabloda verilmiştir.

    Karsinojen Kanser Tipi
    Arsenik Akciğer kanseri
    Asbest Akciğer kanseri ve mezotelyoma
    Aromatik aminler Mesane kanseri
    Benzen Lösemi
    Dizel egzoz gazı Akciğer kanseri
    İyonize radyasyon Lösemi
    Nikel Akciğer ve nazal sinüs kanserleri
    Pestisid Akciğer kanseri
    Radon Akciğer kanseri
    UV radyasyon Cilt kanseri
    Vinyl choloride Karaciğer kanseri

    Güneş ışığına maruziyet, cilt kanserine özellikle melanom adı verilen cilt kanseri gelişme riskini artırmaktadır.

    KRONİK İNFLAMASYON

    Kronik inflamasyon (uzun süreli iltihap, yangı), DNA hasarına yol açarak kansere neden olabilmektedir. Bu sebeple kronik inflamasyon durumlarına dikkat edilmelidir.

    Bu durumlara örnek olarak;

    Güneş yanığı üzerinde cilt kanseri gelişebilir.

    Reflü özefajit dediğimiz reflünün özefagusta inflamasyona sebep olması sonucu Barret’s özefagus adı verilen bir tablo ortaya çıkar. Bu durum özefagus kanser gelişme riskini artırır.

    Karaciğer sirozu, karaciğer kanseri gelişme riskini artırır.

    İnflamatuvar barsak hastalıkları (ülseratif kolit, Chron hastalığı) durumlarında kolon kanseri görülme riski artar.

    Uzun süren sistit ( idrar torbası iltihaplanması) mesane kanseri gelişme riskini artırır.

    Yukarda bahsettiğim durumlarda panik yaşamaya veye tedirgin olmaya gerek yoktur, doktorunuz tarafınca bu durumlar takip edilmektedir.

    DİYETSEL FAKTÖRLER

    Alkol tüketimi, meyve – sebze tüketiminin az olması, kırmızı et tüketimi, işlenmiş et tüketimi (sucuk, salam, sosis) kanser riskini artıran faktörlerdendir.

    Alkol tüketimi; karaciğer, özefagus, farenks, oral kavite (ağız), larinks, meme ve kolorektal kansergelişme riskini artırmaktadır.

    Düzenli kırmızı et ve işlenmiş et tüketimi kolorektal kanser gelişme riskini artırmaktadır.

    Alkol tüketimi ile birlikte sigara kullanılması ağız, larinks (gırtlak) ve özefagus (yemek borusu) kanseri riskini sadece sigara içenlere göre riski daha da fazla artırmaktadır

    ENFEKSİYÖZ ETKENLER (BAKTERİ ve VİRÜSLER)

    Enfeksiyonlara sebep olan bazı bakteri ve virüsler kansere de sebep olabilmektedir. Örnek olarak önemli bazı virüs ve bakterilerin ilişkili oldukları kanserler aşağıda verilmiştir.

    Human Papilloma Virüs (HPV): Serviks (rahim ağzı) kanseri, anal kanser, orofarengeal, vulvar, vajinal ve penil kanser

    Hepatit B ve C virüsü: Hepatosellüler kanser (karaciğer kanseri)

    Human Immunodeficiency Virus (HIV): Kaposi sarkomu, lenfoma (lenf kanseri) ve serviks, karaciğer, akciğer ve anal kanser

    Epstein-Barr virüsü (EBV): Lenfoma, mide, nazofarenks

    Helikobakter pylori (H. pylori): Mide kanseri

    OBEZİTE (KİLO ALIMI)

    Kilo artışı, obezite kanser riskini artıran en önemli faktörlerdendir. Obezite, aşağıda sıralanmış kanserlerin gelişme riskini artırmaktadır.

    Kolon

    Rektum

    Endometrium

    Özefagus

    Böbrek

    Karaciğer

    Pankreas

    Safra kesesi

    Meme kanseri (postmenapozal)

    GENETİK MUTASYONLAR

    Genetik mutasyonlar, ailesel geçiş kanser nedenleri içerisinde %10’luk bir kısmı oluşturmaktadır. Özellikle birinci ve ikinci derece yakınlarında meme ve kolon kanseri olanların mutlaka bu kanserler için tarama yaptırması gerekmektedir.

    Bu yazımda bahsettiğim önemli risk faktörlerinden uzak durmak ve erken tanı için önerilen tarama testlerinin yapılması kanseri sorun olmaktan çıkartacaktır. Kanser gelişimini önlemek için mutlaka sigara bırakılmalı, kilo alımından kaçınılmalı ve sağlıklı beslenme mümkün olduğunca yaşam içerisinde uygulanmalıdır.

  • Çocuğunuzun böbrek sağlığını korumak için 10 altın öneri

    Ağrı, sık tuvalete gitme, bulantı ve kusma gibi şikayetlerle çocuklarda kendini gösterebilen böbrek hastalıkları bazen hiç belirti vermeyerek sessizce ilerleyebiliyor. Çocuklarda büyüdükçe böbrek yetmezliğine kadar gidebilecek ciddi böbrek sorunlarının önüne geçilmesi için anne babaların erken dönemde koruyucu önlemler alması büyük önem taşıyor.

    1.Bol su içmesine özen gösterin

    Ülkemizde anne babalar yeterince su tüketmedikleri ve çocuklarının beslenmelerinde sarf ettikleri özeni sıvı tüketimi konusunda yeterince göstermedikleri için, çocuklar yeterli oranda sıvı tüketmemektedir. Oysaki su, besinleri ve oksijeni organlara taşır, vücut ısısını dengeler, metabolizmayı düzenler, vücuttaki toksik maddelerin atılmasını sağlar ve enfeksiyonlarla savaşmaya yardımcıdır. Bebeklere; katı gıdalara başlanılan 6. aydan itibaren her yemek sonrası 30-100 ml arası su içirilmelidir. 1-5 yaş arasında da bu alışkanlığa devam edilmeli, ayrıca mevsim koşulları ve çocuğun aktivitesine göre yemek dışı saatlerde de su içirilmelidir. Çocuğunuzun yeterli su tüketip tüketmediğini anlamanın en pratik yolu, tuvalete gitme sıklığını takip etmektir. Yaşa göre değişmekle birlikte çocuklar ortalama 2-3 saatte bir tuvalete gidiyor olmalıdırlar.

    2.Tuz tüketimini sınırlandırın

    Aşırı tuz tüketimi, hipertansiyon ve kalp damar hastalıkları başta olmak üzere birçok hastalığa neden olabilir. Fazla tüketilen tuz, sağlıklı böbreklerden atılırken belirgin bir iş yükü oluşturarak böbreklere zarar verir. Herhangi bir böbrek hastalığında ise, hastalığın daha da ilerlemesine neden olur. Bu nedenle günümüzde, süt çocukluğu döneminde bir yaşından önce bebeklerin tuz ile tanıştırılmaması, 1-18 yaş arasında günlük tüketilen tuz miktarının günde 2-3 gr’ı (yarım çay kaşığı) aşmaması önerilmektedir. Bilinçli tuz tüketimi konusunda farkındalık çocukluk dönemlerinden itibaren kazandırılmalı, anne ve babalar çocuklarına rol model olmalı ve yemek masasına tuzluk konulmaması bir yaşam biçimi olmalıdır.

    3.Doğru ve dengeli besleyin

    Ebeveynlerin beslenme konusundaki yanlış tutum ve davranışları ile çocukların hareketsiz yaşam tarzları obezitenin en önemli nedenleridir. Çocuklarda besinin bir ödül ve hedef olarak görülmesinden vazgeçilmesi gerekir. Çocukların gün boyu okulda olmaları, okul dışı zamanlarda çoğunlukla evde dört duvar arasında olup bilgisayar veya televizyon başında oturarak sürekli bir şeyler atıştırmaları obezitenin giderek yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Normalin üzerinde kilolu olma böbrek sağlığı açısından önemli riskler taşır. Obezitenin kalp ve damarlar üzerine olan olumsuz etkileri, böbrek dokusu ve damarları açısından da benzer olumsuzlukları doğurur. Özellikle ayaküstü beslenme (pizza, hamburger, vs), abur cubur alışkanlığı ve gıda koruyucuları içeren işlenmiş gıdalar (cips, salam, sosis, sucuk, turşu, salça, konserve) tüketimi sınırlandırılmalıdır.

    4. Bilinçsiz ilaç tüketiminden uzak durun

    İlaçlar, kimyasal maddelerdir. Ağrı kesiciler başta olmak üzere böbrekle atılan ilaçların doktor kontrolü olmaksızın tüketilmesinin ciddi sakıncaları vardır. Uzun süreli ve kontrolsüz ilaç kullanımı, çocuklarda kronik böbrek hastalıklarına neden olabilir.

    5. Böbreklerde taş yapan etkenlerden uzak durmasını sağlayın

    Böbrek taşları daha çok erişkin hastalığı gibi algılanmasına rağmen, bebeklik dönemi dahil tüm çocuklarda rastlanan ve görülme sıklığı giderek artan bir hastalıktır. Böbrek taşlarının oluşumunu engellemek için; bol su içilmesi ve tuz tüketiminin azaltılması bir yaşam biçimi olarak benimsenmeli, çocukların televizyon ve bilgisayar başında uzun zaman geçirerek hareketsiz kalmalarının önüne geçilmelidir. Potasyum içeriği zengin sebze ve meyve tüketilmeli, aşırı hayvansal proteinin alımına dikkat edilmeli ve vitamin ilaçları kontrolsüz kullanılmamalıdır.

    6. Düzenli kan basıncı ölçümü yaptırın

    Sağlıksız beslenme, stres ve obezite çocuklarda hipertansiyona neden olur. Erişkinlerde olduğu gibi baş ağrısıyla belirti verebilen hastalık, özellikle küçük çocuklarda hiçbir belirti vermeksizin de ortaya çıkabilir ve çoğu zaman sinsice ilerler. Tedavi edilmediği takdirde kalp ve böbrek yetmezlikleri ile görme kaybı ve beyin kanamasına varan sonuçlar doğurabilir. Hiçbir rahatsızlığı olmayan çocukların, rutin kontrollerinde üç yaşından itibaren tüm muayenelerde tansiyon ölçümü yapılmalıdır.

    7. Çocuğunuza düzenli tuvalet alışkanlığı kazandırın

    Oyun çağındaki çocuklar evlerinde iken, oyuna dalma ve oyunu bırakamama gibi sebeplerle tuvalete gitmeyi erteleyebilir. Özellikle de yuva ve anaokulu çağındaki çocuklar birçok nedenle okulda tuvalete gitmeye çekinir, idrarını tutar. Bu da idrar yolu enfeksiyonlarına yol açar. Okul öncesi çocukların idrarını düzenli aralıklarla yapmayı alışkanlık haline getirebilmesi için; evde ve okulda 2-3 saat aralıklarla tuvalete götürülmesi gerekir.

    8. Genital bölge temizliğini doğru yapın ve çocuğunuza öğretin

    Bebek cildi biz yetişkinlere oranla daha ince ve hassastır. Cilt yüzeyini kaplayan koruyucu tabaka henüz gelişmemiştir. Yanlış ve yetersiz yapılan alt temizliğinin bebeklerde ve küçük çocuklarda, idrar yolu enfeksiyonlarına ve iyileşmeyen pişiklere neden olabilir. Bu yüzden bebeklerin alt temizliğinde normal pamuk ve su kullanılmalı, zorunlu haller dışında sabun, şampuan ve ıslak mendiller kullanılmamalıdır. Bu tür ürünlerin, ağır metal ve kimyasal içermesi nedeniyle genital bölgenin ph dengesini bozmaktadır. Ph dengesinin bozulması, bu bölgedeki yararlı bakterilerin azalıp zararlı bakterilerin çoğalmasına neden olur. Çocuklarda genital bölge temizliği yukarıdan aşağı (genital bölgeden anüse) doğru ve çok bastırılmadan yapılmalıdır.

    9. Ailede böbrek hastalığı öyküsü varsa, çocuğunuzun düzenli kontrollerini yaptırın

    Böbrek yetmezliği erken evrelerde herhangi bir belirti göstermeyebilir. Bunun için hastalığı saptamanın en etkin yolu, kan ve idrar tahlillerinin belirli aralıklarla yapılmasıdır. Erken teşhis ile böbrek yetmezliğini yavaşlatmak ve tedavi etmek mümkündür. Diyabet, yüksek tansiyon, fazla kilo ve anne, baba ya da yakın akrabalarda böbrek yetmezliği hikayesi gibi bu risk faktörlerinden biri veya bir kaçı varsa böbrek fonksiyonlarının 6-12 ayda bir kontrolü gereklidir.

    10. Çocuğunuzun düzenli egzersiz yapmasını sağlayın

    Egzersiz insanlara daha sağlıklı bir yaşam sunar. Özellikle böbrek hastalığında kalp sağlığını korumak ve hastalık riskini azaltmak için egzersiz çok önemlidir. Spor yapmak aynı zamanda depresyon üzerine olumlu etkiler gösterir ve kişiyi mutlu hissettirir. Ömür boyu sürecek hareketli yaşam tarzı alışkanlığı, çocukluk yaşlarında başlayan düzenli egzersizle mümkündür. Bu nedenle, çocuğun tüm beden sağlığının yanı sıra böbrek sağlığının korunması amacıyla, çocuklarla birlikte düzenli egzersiz yapılması önemlidir.

  • Bayram çocuklarına şeker ve çikolata sınırsız olmamalı

    Ramazan Bayramı’nda, tatlı, şeker ve çikolata tüketiminin artması, özellikle çocukların sağlığını olumsuz etkilemektedir. Çocuklar için psikolojik anlamda çok büyük bir önemi olan bayramların, tatlı ve özellikle de şeker tüketimi anlamına gelmesi, mide ve bağırsak hastalıklarının yanı sıra, ağız ve diş sorunlarına da neden olmaktadır.

    Aileler, çocuklarının sağlıklı bir bayram geçirmesi için şeker ve çikolata tüketimlerine sınırlama getirmeli, tercihlerini çocukları için de sütlü tatlılardan yana kullanmalı, çocukların yeterli miktarda sıvı tüketmelerini ve dişlerini fırçalamalarını sağlamalıdır.

    Şeker ve çikolata bağımlılık yapar

    Özellikle bayram ziyaretleri sırasında tüketilen şeker, çikolata ve gazlı içecekler, çocukların beslenme düzenini ve sağlığını olumsuz etkilemektedir. Bayram ziyaretleri sırasında sürekli çikolata tüketimi, çocuklarda huzursuzluk, sinirlilik ve bağımlılığa neden olarak obezite riskini artırır. Toplumun ısrarcı ikram tutumu, çocuklara karşı aileleri de zor durumda bırakmakta ve çocukları aşırı yeme eğilimine sürüklemektedir. Şeker ve çikolatanın çocuklar için tamamen yasaklanması doğru bir davranış değildir. Bu nedenle iki ya da üç küçük parça çikolata ve yine az sayıda şeker ile çocukların günlük ihtiyaçları sınırlandırılmalıdır.

    Bayram şekerleri dişleri çürütebilir

    Tatlı yiyecek ve içeceklerin tüketimi sonrası dişler mutlaka fırçalanmalıdır. Ancak çocukların özellikle bayram gibi özel günlerde bu tür alışkanlıklarını düzenli olarak sürdürmedikleri bilinen bir gerçektir. Özellikle şeker tüketimi sonrası dişler fırçalanmadığında ağızda kalan yiyecek artıkları bakteri üremesine yol açarak diş çürümesini hızlandırmaktadır. Bu durumda çocukların tükettiği tatlı ve şekerlerden sonra su içmelerini sağlanarak ağızdaki artıklar giderilmelidir. Çocukların azı dişlerinin yetişkinlere oranla girinti ve olukları çok daha derindir. Bu özellikleri nedeniyle dişler zor temizlenir. Özellikle lokum gibi yapışkan içerikli şekerlemeler çocuklar tarafından tüketildikten sonra mutlaka dişin fırçalanması sağlanmalıdır. Anne babalar çocuklarına diş fırçalamada yardımcı olmalıdır.

    Bayramda sütlü tatlı ve sebze tercih edilmeli

    Bayramın hem psikolojik hem de fiziksel anlamda iyi geçmesi için bayram boyunca yapılan ziyaretlerde, çocukların dengeli ve kurallı besin tüketilmesini sağlamak çok önemlidir. Şeker tüketimi sınırlandırılmalı, çocukların büyüme ve gelişmesi için kalsiyum yönünden zengin içerikli besinlerin tüketimine önem verilmelidir. Bu nedenle; baklava ve kadayıf gibi yağ ve şeker oranı yüksek olan tatlılar yerine, ev yapımı sütlaç, muhallebi ve dondurma gibi sütlü tatlıları yemeleri daha sağlıklıdır. Aşırı miktarda şekerli ve beyaz undun yapılmış hamurlu yiyecekler de mide ve bağırsak hastalıkları riskini artırmaktadır. Bu tür yiyecekler kabızlık gibi sorunlara yol açabileceğinden, çocukların bayramda da bol sebze ve meyve tüketmeleri sağlanmalıdır.

  • Yaz aylarında çocuk beslenmesi

    Yaz ayları sıcak olması nedeniyle bedende metabolizma yönünden farklılık gösteren, özel beslenme gerektiren zaman dilimidir. Sıcaklara karşı vücudu dayanıklı tutmak ve zarara uğramamak için çok dikkat edilmesi gerekir.

    Özellikle çocuk beslenmesi, önemle üzerinde durulması gereken bir husustur. SU alımı, vücudun terle kaybettiği suyu yerine koymak açısından önemlidir. Su ihtiyacı şekerli ve gazlı içeceklerle karşılanmamalı, suyun severek tüketimi için aile destek olmalıdır. Taze meyvelerden minik kesilmiş parçalarla cazip hale getirilebilir. İçine meyve suları ilave edilebilir. Tabiiki bolca marketlerde, pazarlarda yerlerini alan meyveler kullanılmalıdır.

    Ayrıca şeftali, kayısı, vişne, kavun, karpuz, üzüm çocuklarla birlikte alınarak cazip hale getirilmelidir. Genellikle meyveler sulu oldukları için hazırlanması ve tüketilmesi güç gelmektedir. Hazırlama sırasında da ailece bir arada olunup, işbirliği yapılmalı, çocukların becerilerini ortaya koymalarına fırsatlar tanınmalıdır.

    Yaz tatilinde beslenme bulunulan yerlere göre değişiklikler gösterir. Tatil köylerinde, yazlıklarda, akraba ziyaretlerinde, yaylalarda, deniz kenarlarında, köy ve kasabalarda, yurtdışında, beşyıldızlı otellerde, tek yıldızlı otellerde, tatil turlarında vb. Hepsinde farklı özellikler gösterir.

    Tatil köylerinde, özellikle herşey dahil programlarında aşırı beslenme çocuklarımızı tehdit etmekte, israfa yönlendirme yapılmaktadır. Çocuklar, dünyanın yalnızca kendisi gibi yaşayanlardan ibaret olduğunu düşünmekte, bencil duygular ön plana çıkmaktadır.

    Burada dikkat edilecek hususlardan bir taneside günlük rutinin bozulması, sindirim sistemi rahatsızlıklarına sıkça rastlanmasıdır. Ne kadar dikkat edilirse edilsin beklemiş yiyecekler hassas bünyelerde sorunlara yol açmaktadır. Yaz aylarında bakteri üremesi, hijyen kuralları daha fazla dikkat gerektirmektedir.

    Yazlıklarda beslenmede olumsuz pişirme yöntemleri öne çıkmakta, mangalda et pişirme sağlıksız olarak çocukları etkilemektedir. Deniz kenarında gün boyu, simit, açma, mısır, midye gibi hazır ve geçiştirmelik yiyecekler tüketilmekte, tek yönlü beslenme yapılmaktadır. Akşam saatlerinde ise yüklü bir tüketim göze çarpmaktadır.

    Yurdun değişik yörelerine gidip, farklı beslenme tarzları, değişik yiyecek hazırlama şekilleri ile de tanışma olabilir. Ancak, yine hassas bünyeler sorun yaşayabilir. Az miktarda, alışarak beslenme, sorunu aza indirir.

    Yaz aylarında dondurma tüketimi yüksek boyutlarda olmakta, ihtiyaç dışı kalori yüklenilmekte, kilo artışına sebebiyet vermektedir.

    Bazen sıcaklardan dolayı iştahsızlık durumlarıda yaşanabilir. Çocuğun iştahsız olması geçici olarak düşünülmeli, eğer uzun sürerse ve gelişimde gerilik görülürse önlem alınmalıdır. Çocuğun her zaman, diğer zamanlardaki gibi beslenmesi beklenmemeli, yetişkinlerde olduğu gibi zaman zaman iştah değişikleri olabileceği akıldan çıkmamalıdır. Bu nedenle çocuklara yemeleri için baskı uygulanmamalıdır.

    Posa tüketimine aşırıya gitmemek kaydı ile önem verilmeli, yaz aylarında taze sebze ve meyve tüketimi desteklenmeli, yeteri kadar protein alımına dikkat edilmelidir. Kepekli ekmekle beslenme, çocuk beslenmesinde bazı mineral kayıplarına yol açabileceği için arada çeşit olarak tercih edilebilir.

    Yaz aylarında çocuklarda günlük program daha esnek hale gelmekte, bu nedenle öğün sayısı genellikle ikiye inmekte ve arada abur cubur tüketimi artmaktadır. Bu da metabolizmanın yavaşlayıp, enerji tüketiminin azalması sebebiyle fazla kilolara neden olmaktadır.

    En önemli öğünün ‘’kahvaltı’’ olduğu yaz ayları için de önemini korumaktadır. Güne yine fazla gecikmeden başlanmalı ve kahvaltıya gereken önem verilmelidir.

    ÇOCUKLARINIZLA MUTLU VE HUZURLU TATİLLER…

    ÖZNUR SİMAV-PEDAGOG
    AİLE VE İLETİŞİM DANIŞMANI-KURUCU-ÖĞRENCİ KOÇU

  • Akupunktur ile obezite (zayıflama) tedavisi

    Yaşamın kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olup yüzyılımızın en önemli sağlık sorunlarındandır.
    Akupunkturiste başvuran hastalara genellikle şu tavsilerde bulunulur;
    Öğünlerinizi düzenli ve zamanında yemelisiniz, lokmalarınızı küçültmeli ve çok çiğnemelisiniz, öğünlerde yediğiniz yemeğin miktarına dikkat etmelisiniz.

    Akupunktur’un bu durumda size sağlayacağı yarar; akupunktur, her şeyden önce sindirim sisteminizin daha düzenli çalışmasını sağlayacak örneğin kabızlık probleminiz varsa bunu giderecek, midenizde ekşime yanma veya hazımsızlık varsa bunları giderecek.
    Akupunktur, yaşamınızda halen var olan ve böyle ciddi bir davranış değişikliği sırasında oluşacak olan stresi giderecek, kendinizi her zaman olduğundan daha sakin ve rahat hissedeceksiniz. Bu da size bazı davranışlarınızı yeniden gözden geçirip değiştirebilmeniz için imkan verecek. Akupunktur, bu süreçte doğal olarak aldığınız gıda miktarı düşeceğinden beklenen açlık duygusu, mide kazıntısı ve halsizlik şikayetlerini giderecektir.
    Akupunktur, sıkça rastlanılan hekim kontrolü dışında yapılan sıkı diyetlerle kilo alıp vermeler sonucunda veya bir başka nedenle yavaşlayan metabolizmanın hızlanmasını sağlayacaktır.
    Akupunktur bu problemleri giderirken hastanın yapacağı; haftada bir sefer akupunktur tedavisine düzenli gitmek ve hekiminin önerilerine uyarak sağlıklı bir şekilde zayıflarken beslenme ile ilgili yanlış davranışlarını kalıcı bir şekilde değiştirerek yaşam boyu sürecek doğru alışkanlıkları edinmekten başka bir şey olmayacaktır.

    KİLO KAYBININ YARARLARI:
    Kilo vermek fiziksel,metabolik,endokrinolojik ve psikolojik komplikasyonları düzeltmektir.
    5-10 kiloluk kilo kaybı;
    -Sırt ve eklem ağrılarını azaltır.
    -Akciğer fonksiyonlarındaki bozuklukları düzeltir.
    -Hipertansiyonda düzelme sağlar.
    -İnsulin duyarlılığında ve glikoz toleransında düzelme sağlar.
    -Kan lipidleri ve kolesterolde düşmeye neden olur.
    -Over fonksiyonlarına yararlı etki sağlar.
    -Diabetes mellitusda düzelmeye neden olur.

    Obezite Nedenleri

    Genetik yatkınlık, hormonal metabolik bozukluklar, psikolojik çevresel etkenler, besinlerin tüketimi esnasında düşük enerji harcamak..
    Aşırı karbonhidrat ve yağ alanlar, hergeçen gün aldıkları günlük kalori miktarını arttıranlar, aldıkları fazla kaloriyi depolarlar.
    Yaşla beraber fiziksel aktivitenin azalması, hareketsiz yaşam, spor alışkanlığının bırakılması, sürekli evde oturma, TV seyretme, düzensiz gıda alınması, öğün arasında atıştırmalar,özellikle yağ içeriği zengin gıdalar, alkol alınması obeziteyle yol açmaktadır.
    Fizyolojik olarak gebelikte, ergenlik döneminde, menopozda kilo alma eğilimi olmaktadır.
    Hipotiroidizm, Tip2 Diabet, bazı depresyon ilaçları, bazı doğum kontrol ilaçları, kortikosteroidler obeziteye neden olurlar.
    Sigaranın bırakılması gerek metabolik hızın azalması gerekse fazla gıda alma eğilimi ile birlikte obeziteye neden olmaktadır.

    DOĞRU BESLENMEDE DİKKAT EDİLECEK KURALLAR:
    -Posadan zengin nişastalı yiyecekler : Çiğ sebze ve meyve, kepekli tahıl ürünleri, kurubaklagiller tüketilmelidir.
    -Beyaz ekmek yerine çavdar ekmeği, yulaf ekmeği, kepekli ekmek yenmelidir.
    -Her öğünde bir porsiyon pişmiş, bir porsiyon çiğ (salata) sebze tüketilmelidir.
    -Kurufasülye, nohut, mercimek gibi kuru baklagillere öğünlerde sıklıkla yer verilmelidir.
    -Meyve suyu yerine meyvenin kendisi yenilmelidir.
    -Günde 8-10 bardaktan çok çay kahve tüketiliyorsa yapay tatlandırıcılar kullanılmalıdır.
    YAĞ TÜKETİMİ AZALTILMALIDIR: Doymuş yağlar yerine doğmamış yağlar(bitkisel yağlar) tercih edilmelidir.
    Etin yağsız kısmı, tavuğun derisiz bölümü, balık tüketilmeli , makarna, pilav ve börek yapımında sıvı yağ kullanılmalıdır.
    Tam yağlı süt , yoğurt, peynir yerine yarım yağlı olanlar tercih edilmelidir.
    Kaymak ve krema tüketiminden kaçınılmalı yerine süttozu kullanılmalıdır.
    Sosis, salam, sucuk gibi yağlı şarküteri ürünleri yerine yağsız olanlar tercih edilmeli.
    ŞEKER TÜKETİMİ AZALTILMALIDIR; Şeker gereksinimini meyve ve sebzelerden karşılanmalıdır.
    Hazır konsantre meyve suları yerine, meyveler ve taze sıkılmış meyve sularını tercih edilmelidir.
    Günde 8-10 bardaktan fazla çay, kahve tüketiyorsanız yapay tatlandırıcılar kullanmalısınız.
    TUZ VE TUZLU YİYECEK TÜKETİMİ AZALTILMALIDIR; Yemekler pişirilirken kullanılan tuz miktarı azaltılmalıdır. Zeytin, turşu, pastırma, salamura yiyeceklerin tüketimi kısıtlanmalıdır.
    Günlük tuz tüketimi yaklaşık altı gramı(bir tatlı kaşığı) geçmemelidir.
    ALKOL TÜKETİMİ SINIRLANDIRILMALI; Alkolün enerji değeri yüksektir(1gr. alkol 7kkal).Ilımlı tüketimin tanımı kadınlar için günde bir alköllü içki, erkekler içinse iki alkollü içkidir. Bir ölçü alkol 360-400 ml bira 160 ml şarap olarak tanımlanır.