Etiket: Trombosit

  • Prp tedavisi!!

    Anti-ageing amaçlı PRP tedavisi

    PRP deri yenileme tedavisi, hastanın kendi kanındaki trombosit denen elemanların deriyi yenilemek amacıyla kullanılması işlemidir.Doğuştan gelen yara iyileştirme yeteneğine dayanılarak geliştirilmiş bir yöntemdir. Kandan toplanan elemanların deriye enjeksiyonu ile işlem uygulanır. Allerji veenfeksiyon riski yoktur. Bu yöntem, travma ve yanıklarda ortopedi ve plastik cerrahide, implant tedavisinde ise diş hekimliğinde kullanılmaktadır.

    Kozmetik tıpta kullanım alanları

    Yüz ve boyun kırışıklıkları

    Sivilce izleri

    Sarkmalar

    Saç dökülmesi

    PRP deri yenileme tedavisinin etki mekanizması

    PRP tedavisinde kandaki trombositler kullanılır. Bunların görevi, kanamayı durdurmak, hasar gören kan damarlarını ve hücreleri tamir etmektir. Bu trombositler çeşitli büyüme faktörlerini içerirler. Bu büyüme faktörleri, vücut hücrelerini uyarır ve yenilerler.Bunlar trombositlerden salgılandıkları zaman kollajen yapımını uyarırlar ve yeni kılcal damarlar geliştirerek derinin yenilenmesini sağlarlar.

    PRP ile deri yenilenmesi

    Trombosit içeriğinin enjeksiyonu ( PRP ):

    Yaşlanan deride kollajen daha azdır, elastikiyeti azalmıştır. Hiyaluronik asit miktarı da azaldığından nem tutma kapasitesi de azalmıştır.

    Trombositlerden büyüme faktörlerinin salınımı:

    Hücre gelişimi ve kollajen oluşumu başlamıştır.

    Deri dokusunun yenilenmesi:

    Kollajen oluşmuş, derinin elastikiyeti artmıştır. Nem tutma kapasitesi artmıştır.

    Tedavi işlemi

    Kan alınır.

    Santrüfüj edilerek trombositten zengin serum elde edilir.

    Trombositten zengin serum deriye enjekte edilir.

    Kan alımı ve enjeksiyon yapımı arasındaki süre yaklaşık 30-40 dakikadır. Enjeksiyon sonucu, trombositlerden çeşitli büyüme faktörleri salgılanır. Kollajen ve hiyaluronik asit üretimiyle birlikte yara iyileşmesi başlar. Kırışıklık ve sivilce gibi belirtilerin düzeltilmesi yoluna gidilir.

    Bu tedavi sonucunda, uygulanan bölgede doğal bir değişim olur. İyi etkiler, yaklaşık 2 ay içinde yavaşça ortaya çıkar.

  • Prp nedir?

    “Platelet rich plasma” platelet (trombosit) yönünden zenginleştirilmiş plazmanın kısaltılmışıdır. Kişiden alınan küçük miktardaki kan özel bir tüpe konularak bir dizi işlemden geçirildikten sonra elde edilen ‘trombositten zengin plazma’ aynı kişiye yapılmak istenilen işleme göre, istenilen bölgeye enjeksiyon yoluyla geri verilir. Tüpe alınan kan uygulama yapılacak kişiye geri uygulanacağı için her tüp P.R.P işlemine özel olmalıdır. Trombosit denilen kan hücreleri, vücudumuzda bulunan deforme olmuş dokuların onarımı ve naturel haline dönüşmelerini sağlamak için gerekli “büyüme faktörlerini” yapısında barındırmaktadır.

    *- PRP medikal bir uygulamadır ve sadece doktorlar tarafından yapılmalıdır.

    PRP bir kök hücre tedavisi değildir ancak dolaylı yoldan kök hücreler üzerinde çalışır. Trombositler aktiflenince çeşitli proteinler ve büyüme faktörleri salgılar ki bu proteinler; kollajen oluşumunu, cildin sıkılaşmasını, hyaluronik asit oluşumunu ve bunlar sayesinde yenilenmeyi sağlar. Trombositler enjekte edildiği bölgelerde kök hücrelerini uyarıp, aktif hale geçirirerek dokuların yenilenmesine yardımcı olur. Estetik dışında spor yaralanmalarında, diabetik ülser tedavisinde ve ortopedi gibi diğer tıp alanlarında da kullanımı vardır. Kullanım alanlarıyla ilgili çalışmalar sürekli devam etmektedir.

    Cerrahi uygulamalardan kaçınan ve kendi vücudunun yenilenme gücünden yararlanmak isteyen kişilerin tercihi haline gelmiştir. Çalışmalar yapılan kişilerin cildinin daha genç ve canlı göründüğünü göstermiştir. Ayrıca tüm yüzde yenilenme isteyen kişiler için oldukça uygundur. Bu uygulamayla birlikte kırışıklıklarda azalma, ciltte yenilenme, akne izlerinde azalma, kimyasal peeling sonrası ciltte iyileşme elde edilebilir. PRP’nin etkileri uygulama yapılan bölgenin çevresinde de görülür.

    PRP Nasıl Uygulanır ?

    Enjeksiyonlar küçük miktarlarda tüm yüz, saçlı deri, boyun ve dekolte bölgesine uygulanabilir. P.R.P. işlem süresi en fazla yarım saattir ve mezoterapi tekniği kullanılır. Son zamanlarda lazer, roller gibi uygulamalarla birleştirilerek de yapılabilmektedir. Bazı çalışmalarda botoksla birlikte uygulandığında botoksun etkisini azalttığı gösterildiğinden botoksla aynı zamanlarda uygulanmaması önerilmektedir.

    Steril ortamlarda yapıldığı takdirde steril ve güvenilir bir yöntemdir. Aksi takdirde lokal enfeksiyon, alerji gibi istenmeyen yan etkilerin oluşma riski yüksektir. P.R.P. uygulama seansları için önerilen ortalama 3 – 4 seanstır. 2 veya 3 hafta ara ile seans uygulanır. İlk uygulamadan sonra cildin aydınlanması ve parlaklığı hemen gözlenir. Sonuçlar 2-3 ayda net bir şekilde görülebilir hale gelir. Uygulamalar sonrasında ortaya çıkan yapılanmanın kalıcılığının sağlanması için idame seansları yıl içinde 1 veya 2 seans olarak önerilir. PRP işleminin dolgu veya botoks gibi bir süresi yoktur. Zamanın ve çevrenin etkilerine karşı savaşan bölgeye destek gönderilir fakat zaman ve çevre etkisi de diğer yandan devam edecektir.

    P.R.P. Dermatolojide Hangi Durumlarda Uygulanabilir ?

    -Saç dökülmesi, saç problemleri ve saç ekimi sonrasında

    -Cildin sağlıklı ve parlak görünmesi için, oluşmuş kırışıklıkların azaltılması için

    -Tüm vücut bölgelerinde daha estetik bir görünüm elde etmek amacıyla

    -Yaraların ve yara izlerinin iyileşmesine katkıda bulunmak amacıyla

    -Cilt lekeleri, göz altı torbalanma ve morlukların azaltılması amacıyla

    -Kimyasal peeling ve lazer gibi işlemlerin sonrasında cildin yapılanmasına yardımcı olmak için uygulanabilir.

  • Prp nedir nasıl uygulanır?

    PRP yani Platelet Rich Plazma (Platelet/Trombosit Yönünden Zenginleştirilmiş Plazma) trombositlerden zenginleştirilmiş plasma anlamına gelir.

    PRP medikal bir uygulamadır. Sadece doktorlar tarafından yapılmalıdır.

    PRP işlemine karar verildiğinde içinde pıhtılaşmayı engelleyen özel bir solüsyon bulunan tüpe kişinin kanı alınır. Santrifüj denilen alet içinde belirli bir devirde çevrilerek kanın elemanlarının ayrıştırılması sağlanır. böylece tüp içinde eritrosit denilen kırmızı hücreler tüpün dibinde, lökosit denilen beyaz hücreler ortada ve trombosit denilen kan pulcukları da üstteki plazma bölümünde toplanmış olur, plazmanın alttaki kısmı ise trombositlerden zengindir ve trombositten zengin plasma denilen uygulamada kullanılan bu bölüm PRP adını alır, plasmanın üst kısmı ise trombositten fakirdir ve PPP adını alır.

    Trombositlerin vücutta kanın pıhtılaşması ile ilgili görevi vardır fakat aynı zamanda bir doku hasarının iyileşmesini sağlayıcı özellikteki büyüme faktörlerini de salgılar.

    Dolayısıyla santrifüj işlemi uygulanan kandan elde edilen PRP, yani trombositi bol olan kısım ya mezoterapi yöntemiyle ya da maske haline getirilerek yüz, boyun, saç, vs istenen bölgeye uygulanır. Böylece dokulardaki hasarın ya da yaşlanmanın etkilerini geriye çevirecek doğal büyüme faktörleri istenen bölgeye verilmiş olur.

    PRP bir tür kök hücre tedavisi midir ?

    PRP bir kök hücre tedavisi değildir. Ancak dolaylı yoldan kök hücreler üzerinde çalışır. Trombositlerin içindeki büyüme faktörleri, deri hücrelerinde fibroblastları üretme mesajını ileten birer uyarandır. Fibroblastlar da kolajen ve elastin üretmek için anahtar niteliğindeki yapılardır.

    PRP’nin herhangi bir yan etkisi ya da enfeksiyon riski var mı ?

    Hijyenik şartlara uyulur, doğru süre ve doğru devirde santrifüj edilirse hiçbir riski ve yan etkisi yoktur. Her seans için tek kullanımlık enjeksiyon ve tüp gerekir. Son derece güvenlidir. Uygulama sonrası iğne yerlerinde morarma görülebilir.

    PRP’nin gözle görülen sonuçları nelerdir ?

    Cilt daha parlak ve canlı görünür. Özellikle yüz bölgesinde karşılaştığımız güneş ve yaşlılık lekeleri yumuşar, göz altı bölgesi torbalanmalar ve mor renk değişikliklerinde düzelme olur. İnce çizgiler yumuşar. Oysaki son derece doğal bir yöntem olan PRP sadece zaten sizde olanı size daha güçlü bir şekilde geri verir. Bu da cildinizin savunma mekanizmasıdır.

    PRP Kimlere yapılmaz?

    Trombosit sayısı düşük olanlara

    Kan hastalığı olanlara

    Kan yoluyla bulaşıcı bir hastalığı olanlara

    Hamile ve emziren annelere

    Otoimmün hastalığı olanlara

    Kanser hastalarına

    65 yaş üstüne uygulanmamalıdır.

  • Cilde gençlik iksiri; prp

    İlerleyen yaşla birlikte ciltte oluşan kırışıklıklar birçok kişi için ciddi sorun olabiliyor. Cilt gençleştirme konusunda pek çok kozmetik ürün ve çeşitli tedavi yöntemi uygulanıyor. PRP (Trombositten Zengin Plazma) ile yaşlanma belirtileri, ciltteki lekeler sorun olmaktan çıkıyor. PRP ile ciltteki leke ve akne izlerinden kurtulabilir, daha parlak, sıkı ve canlı bir cilde sahip olabilirsiniz. Kişinin kendi kanından elde edilen plazmanın, cilde enjekte edilmesiyle yapılan PRP ile cilt daha parlak ve genç bir görünüme kavuşuyor. PRP, yaşlanma ile oluşan hasarlı dokuları onararak daha genç bir görünümün elde edilmesini sağlar ve yüz, boyun, dekolte ve ellerin dış yüzüne uygulamalar yapılabilir.

    PRP, trombositten zenginleştirilmiş plazma tedavisinin kısaltılmış ismidir. Bu yöntem, kişiden alınan küçük miktardaki kanın özel bir tüpe konularak bir dizi işlemden geçirildikten sonra elde edilen trombositten zengin plazmanın, yine aynı kişiye enjeksiyon yoluyla geri verilmesi şeklinde uygulanır. Trombosit denilen kan hücreleri, vücudumuzdaki hasarlı dokuların onarımı ve doğal haline dönüşmelerini sağlamak için gerekli “büyüme faktörlerini” yapısında barındırmaktadır. Eğer dokularımızda herhangi bir hasar olursa bu kan hücreleri, hasarlı dokuya gelerek onarım sürecini başlatırlar. PRP tedavisinde ise normal şartlar altında toplanan trombositlerden daha çok miktarda hücre hasarlı dokuda birikmektedir ve böylece onarım süreci hızlı ve güçlü bir şekilde başlamaktadır.

    PRP tedavisi nasıl uygulanır?

    Tedavi için hastadan yaklaşık 10 CC kan alınır. Özel bir tüpte santrifüj edilir. Bu işlem sonucu plazma içinde normalden daha fazla miktarda trombosit birikmiş olur. Trombositten zenginleştirilmiş bu plazma, aynı kişiye enjeksiyon yoluyla verilir. Kişinin kendi kan ürünü kullanıldığı için herhangi bir alerjik reaksiyon görülmez. Uygulama 4-6 hafta arayla 3-4 seans yapılmaktadır. Cilt gençleştirme tedavisinde lazer sistemleri, peeling, dermaroller yöntemleri ile birlikte kullanılabilir.

    Hangi durumlarda PRP uygulanmaz?

    Kişinin trombosit sayısı yetersiz olan hastalar

    Kanser hastaları

    Kan sulandırıcı ilaç alanlar

    Aktif enfeksiyonu olan hastalar

    Dermatolojide PRP’nin kullanıldığı alanlar

    Cilt gençleştirme: Yapılan çalışmalar PRP tedavisi ile ciltte yaşlanma ile azalan kollajen yapısının yenilendiğini göstermektedir. PRP, yaşlanma ile oluşan hasarlı dokuları onararak daha genç bir görünümün elde edilmesine olanak sağlar. Bu amaçla yüz, boyun, dekolte ve ellerin dış yüzüne uygulamalar yapılabilir.

    Saç dökülmesi: PRP, genetik olmayan saç dökülmelerinde tek başına etkili bir tedavidir. Genetik saç dökülmelerinde ise tek başına ya da saç ekimi yöntemleriyle birlikte kullanılmaktadır.

    Yara iyileşmesi: Vücutta iyileşmeyen uzun süreli yaralar, yatağa bağlı olan hastalarda görülen yatak yaraları, damar hastalığı sonucu oluşan bacak yaralarında iyileştirici etkileri bulunmaktadır.

    Sivilce izi ve ameliyat izi tedavisi

  • Trombositten zengin plazma

    TROMBOSİTTEN ZENGİN PLAZMA(TZP)

    Trombositten Zengin Plazma (Platelet rich plasma:PRP)1970'lerin başında çok bileşimli kan ürünlerinin bir yan ürünü olarak geliştirilmiştir. O yıllardan beri özellikle ortopedik,1 periodontik,2 maksillofasiyal,3 plastik,4 torakal,5 damar cerrahisi6-7 ve oftalmolojide8 kullanıldığı bilinmekle birlikte, son zamanlarda dermatoloji pratiğinde de yeni endikasyonlarda kullanımı dikkat çekmektedir .

    Otolog trombositten zengin plazma; santrifüj kullanılarak kişinin kendi kanından elde edilen, büyüme faktörlerinden zengin trombosit konsantrasyonu yüksek olan plazmayı ifade eder. TZP'deki trombosit yoğunluğu ve aktivitesi tam kandakinden 4 kat daha fazladır9.Trombositler; hemostazdaki rolü yanında, doku hasarında α-granüllerinden büyüme faktörleri salgılayarak doku onarımında da önemli role sahiptir10. Alfa granülleri; trombosit kaynaklı büyüme faktörü (platelet-derived growth factor: PDGF), dönüştürücü büyüme faktörü α ve β (transforming growth factor : TGF- α ve TGF- β), epidermal büyüme faktör (epidermal growth factor: EGF) ve damarsal endotelyal büyüme faktörü (vascular endothelial growth factor: VEGF) gibi çeşitli büyüme faktörleri ayrıca sitokinler ve kemokinler içermektedir 11-14.Büyüme faktörleri, sitokin, kemokin ve integrin olarak bilinen diğer sekretuar moleküller genç trombositlerde fazladır, trombositlerin 7-10 günlük yaşam süreleri boyunca az miktarda salgılanmaya devam eder. PDGF; endotel hücrelerinin büyümesini uyararak hasarlı bölgedeki fibroblastların sayısını arttırır, nötrofil ve monositlerin farklılaşmasını sağlar. Böylece kapiller damar oluşumu, kolajen üretiminin arttırılması ve granülasyon oluşumu desteklenir. TGF- β derinin yeniden yapılandırılmasında hayati önem taşımaktadır: Örneğin yara iyileşme sürecinde bizzat kolajen sentezini uyarmasının yanında, PDGF ile birlikte inflamatuvar yanıta da katılır ve ekstrasellüler matriks sentezini uyarır12. EGF kemotaksiste rol alır, keratinosit ve fibroblastların çoğalmasını uyarır. Çoğalan fibroblastlar kolajen üretimini arttırır. VEGF endotel hücrelerin çoğalmasını uyarır, böylece yeni damar oluşumunu arttırır, mevcut kapiller damar geçirgenliğini arttırır ve hücre büyümesi ve anjiogenez için gerekli mikroçevreye katkıda bulunur. İnsülin benzeri büyüme faktörü (Insulin like growth factor: IGF), IGF-1 ve IGF-2 dahil, vasküler endotel hücreleri için kemotaktik role sahiptir. Böylece vasküler endotel hücrelerinin hasarlı alana migrasyonunu uyarır, anjiogenezi destekler ve PDGF ile birlikte endotel ve epidermis yenilenme oranını arttırır 12-16.

    TZP'nin dermatolojik kullanım alanları

    Trombositten zengin plazmanın tedavide kullanılması fikri çok miktarda büyüme faktörü içermesinden kaynaklanmıştır. Büyüme faktörleri klinik olarak kronik yaraların tedavisinde, yumuşak doku hasarında, kemik bozukluklarında, kırışıklık giderilmesinde ve akut travmalarda kullanılmaktadır.Dermatokozmetolojik uygulamalarda çeşitli endikasyonlarda yer bulmaktadır13-20. Tablo 1.'de sunulan bu kullanım alanlarında sonuçlar klinik gözlemlere dayanmakta olup, kontrollü çalışmalara gereksinim vardır.

    Eppley ve ark.13 tarafından yapılan bir araştırmada kronik, iyileşmeyen kutanöz ülserlerin tedavisinde granülasyon dokusunun epitelizasyonunu hızlandırmak için otolog trombosit faktörlerinin kullanılabileceği ileri sürülmüştür. Bu çalışmanın, kronik deri ülserlerinin iyileşmesini hızlandıran, otolog kandan elde edilen aktive edici faktörlerin kullanıldığı ilk klinik uygulama olduğu bildirilmiştir. Başka bir çalışmada, TZP derideki ülserlerde kullanılmış, dokuda granülasyon dokusu oluşumu ve epitelizasyonun hızlanmasında etkili olduğu gösterilmiştir12.

    Trombositten zengin plazma, derinin destek dokuların zaman içinde azalmasıyla ortaya çıkan yüz ve boyun kırışıklıklarında, deri sarkması ve pigmentasyon sorunlarında oldukça etkili bulunmaktadır. Deri yaşlanması; kronolojik yaşlanma sonucu derinin koruyucu fonksiyonlarında düşüş olması yanında sigara, güneşe maruziyet(fotoyaşlanma) ve çeşitli kimyasallara maruziyet gibi çevresel faktörlerin etkileşiminin doğal bir sonucudur. Fotoyaşlanmanın en önemli sebebi olan UVB'nin, dermal fibroblastlardan kolajenaz üretimini arttırdığı ve kolajenaz gen ekspresyonunu uyardığı gösterilmiştir21,22. Sürekli UVB'ye maruz kalan deride, kolajen dejenerasyonu, dermal ekstrasellüler matriks bütünlüğünün bozulması ve elastik dokudaki değişiklikler deri direncinde azalmaya neden olarak kırışıklıklara yol açar. Topikal büyüme faktörlerinin uygulanması; yeni kolajen sentezinin arttırılmasını sağlayarak foto yaşlanmış yüz derisinin gençleştirilmesi ve klinik görünümün iyileştirilmesini sağlar17. Na JI ve ark.14 kırışıklık azaltılması ve skar tedavisinde kullanılan fraksiyonel karbondioksit lazer uygulamalarından sonra hastalara TZP uygulanmasıyla, yara iyileşmesinde hızlanma, eritem gibi geçici istenmeyen etkilerde azalma ve deri sıkılığında artma olduğunu bildirmişlerdir. TZP aşırı damar oluşumuna neden olmaksızın yeterli düzeyde vaskülarizasyon sağlar. Böylece fraksiyonel yüzey yenileyici CO2 lazerden sonra gelişebilen eritem süresi kısalır14.

    TZP uygulaması üst yüz bölgesinde alın, göz kenarı kırışıklıklarında, zigomatik bölge sarkmalarında başarı ile uygulanmaktadır. Orta ve alt yüz bölgesinde burun kenarı kırışıklıklarında, çene köşeleri sarkmalarında, çene altı sarkmalarında, boyun ve dekolte kırışıklık ve sarkmalarında TZP uygulaması sonucunda etkin sonuçlar alınmaktadır23.

    Lee ve ark.15akne skarı tedavisinde ablatif karbondioksit fraksiyonel lazer uygulamasına TZP enjeksiyonunun eklenmesi sonucunda, istatistiksel olarak anlamlı olmasa da iyileşmenin daha hızlanmış olduğunu gözlemlemişlerdir. Bu çalışmada fraksiyonel lazer uyguladıktan sonra yüzün bir yanına 20 noktaya, 1.5-2 cm arayla, 0.3ml TZP intradermal olarak uygulanmış, 4 ay sonraki sonuçlar serum fizyolojik uygulanan diğer yüz yarısıyla karşılaştırılmıştır. 1 ay sonra işlem tekrarlanmıştır15.

    Jeong ve ark.24 ise tedaviye dirençli lipodermatosklerozlu bir vakada yapılan intralezyonel TZP uygulaması ile yüz güldürücü sonuç aldıklarını bildirmişlerdir.

    TZP'deki TGF-β; laminin, kolajen IV ve tenascin gibi bazal membran protein sekresyonunu uyarmaktadır. Bazal membranın hızlı onarılması sayesinde inkontinensia pigmenti gibi lezyonlar için uygulanan fraksiyonel CO2 lazerden sonra pigmentasyon gelişmediği bildirilmektedir. Öte yandan TGF- β'nın da melanogenezi azalttığı bilinmektedir25. Böylece hamilelik, yaşlılık, güneş hasarı nedeni ile oluşmuş pigmentasyon bozuklukları ve derideki skarlar ile strialarda da uygulanabilmektedir.

    TZP uygulaması ile saçlı deride, saç dökülmesi, saçlarda kırıklık, cansızlık mat görünüş şikayeti olan kişilerde başarılı sonuçlar alınmaktadır. Saç dökülmesini durdurması yanında, saç köklerini uyararak saç büyümesini aktive eder. İnce olan saçların büyümeleri aktive edildiğinde daha kalın, sağlıklı görünüme kavuşurlar. TZP uygulaması zaman içerisinde tamamen dökülmüş olan saçların yeniden çıkmasını sağlamaz, mevcut saçların daha sağlıklı olması, dökülmenin durması, saçların daha sağlıklı hale gelmesi sağlanır. Takikawa M ve ark.26 da TZP uygulamaları ile saç büyümesinde olumlu sonuçlar bildirmişlerdir.

    TZP hazırlanması ve uygulama

    Çeşitli TZP hazırlama yöntemi olsa da bunların çok azı FDA tarafından onaylanmıştır(Örn:Smart PReP ve trombosit konsantrasyon toplama sistemi:PCCS). Farklı sistemlerle elde edilen plazmadaki trombosit konsantrasyonları 2-8 kat artmış olur, dolayısıyla içerdikleri büyüme faktörleri farklıdır27,28. Uygulayıcılar FDA'nın onayladığı ve daha fazla büyüme faktörü elde edilebilen sistemleri tercih etmelidir. TZP hazırlamak için hastadan asit sitrat dekstroz(ACD) içeren antikoagülanlı tüplere venöz kan(antikoagülan/kan oranı: 1/10 olacak) alınır, 10 saniye birbiriyle karışması sağlanacak şekilde çalkalanır. Düşük devirde (3000rpm, 3 dakika) santrifüje edildiğinde tüpte üç kısım ayırt edilir. Alt kısımda eritrositler, orta kısımda buffy coat adı verilen trombosit-lökosit karışımı, en üstte ise plazma bulunur. Buffy coat dikkatlice çekilerek konsantre TZP kullanılabilir veya buffycoat ve üstteki trombositten fakir plazma yeniden 4000 rpm de 3 dakika santrifüje edilince konsantre TZP elde edilmiş olur15. Elde edilen plazma alınan kanın sadece %10'udur.Buna trombin, kalsiyum glukonat veya kalsiyum klorid gibi trombosit agonistleri eklenerek aktive edilir. Böylece trombositler degranüle olur ve büyüme faktörleri ortama verilir. Bu faktörlerin salınması kanın pıhtılaşmasından 10 dakika sonra başlar ve %95'i ilk bir saat içinde salgılanmış olur. Trombositlerin in vivo ömrü yaklaşık 9–10 gündür, oda sıcaklığında belli şartlarla 5 gün saklanabilir ama büyüme faktörü salınmı zaten çok azdır. Santrifüj sırasında, trombositlerin membran stabilizasyonunun korunması ve işlem öncesinde trombosit degranülasyonunun olmaması için düşük G gücü kullanılması çok önemlidir15, 29,30.

    Trombositten zengin plazma topikal veya enjeksiyonla uygulanabilir. Enjeksiyonlar enellikle intradermal veya subdermal olarak yapılmaktadır. Dolgu enjeksiyonu veya mezoterapide uygulanan enjeksiyon teknikleri kullanılabilir. Uygulama tekniği hakkında belli protokoller olmamakla birlikte saçlı deri için; nokta tekniği, deri yenilemede nappaj ve nokta tekniği birlikte, dolgu için de tünel tekniği kullanılabilir. Akne skarlarının tedavisinde önce subcisionyapılıp o alana TZP verilebilir. TZP uygulamalarından sonra belirgin klinik iyileşme 1-2 haftada gözlenir. Maksimum etki için 2-3 hafta ara ile 3-4 uygulama yapılması gerekmektedir18,31.

    TZP kontrendikasyonları

    Trombositopenik, hipofibrinojenemisi, karaciğer hastalığı, malignitesi olan hastalar; akut ve kronik enfeksiyonlarda, hamile ve emzirenlerde, otoimmün hastalığı olanlarda, kan ve kan ürünlerine karşı hassasiyeti olduğu bilinen kişilerde TZP kullanımından kaçınılmalıdır32.

    TZP yan etkileri

    TZP uygulamasında yan etki görülme riski hastanın kendi trombositleri kullanıldığı için oldukça düşüktür. Uygulama enjeksiyon yolu ile yapıldığı için; enjektörün deriye giriş tekniğine bağlı olarak bazı lokal yan etkiler görülebilir. Enjeksiyon yerinde oluşabilen ekimozlar, küçük çaplı olup birkaç gün içersinde tedaviye gerek olmadan iyileşir. Uygulama sırasında oluşan kızarıklık da tedavi gerekmeksizin 30-40 dk'da kendiliğinden kaybolur. Uygulama sonrasında deride hissedilen gerilme hissi 1-2 saat içersinde kaybolur. TZP uygulamasında hastanın kendi kanı kullanıldığı için herhangi bir alerjik reaksiyon görülmesi söz konusu değildir.

    Sonuç olarak TZP pratik bir yöntem olup ciddi yan etkilerinin olmaması, yaygın skar dokusu oluşturmaması, malign transformasyonlara sebep olmaması, kolay bulunabilir ve ucuz elde edilebilir olması alternatif tedavi yöntemi olarak ilgi çekmektedir. Bununla birlikte geniş serili klinik ve fibroblastlar üzerindeki etkilerini doğrulayan deneysel çalışmalarla bu bulguların desteklenmesine ihtiyaç vardır.

    KAYNAKLAR:

    1. Savarino L, Cenni E, Tarabusi C, Dallari D, Stagni C, Cenacchi A, Fornasari PM, Giunti A, Baldini N. Evaluation of bone healing enhancement by lyophilized bone grafts supplemented with platelet gel: a standardized methodology in patients with tibial osteotomy for genu varus. J Biomed Mater Res B Appl Biomater 2006;76:364-72.

    2. Hanna R, Trejo PM, Weltman RL. Treatment of intrabony defects with bovine-derived xenograft alone and in combination with platelet-rich plasma: a randomized clinical trial. J Periodontol 2004;75:1668-77.

    3. Marx RE, Carlson ER, Eichstaedt RM, Schimmele SR, Strauss JE, Georgeff KR. Platelet-rich plasma: growth factor enhancement for bone grafts. Oral Surg Oral Med Oral Pathol Oral Radiol Endod 1998;85:638-46.

    4. Powell DM, Chang E, Farrior EH. Recovery from deep-plane rhytidectomy following unilateral wound treatment with autologous platelet gel: a pilot study. Arch Facial Plast Surg 2001;3:245-50.

    5. Englert SJ, Estep TH, Ellis-Stoll CC. Autologous platelet gel applications during cardiovascular surgery: effect on wound healing. J Extra Corpor Technol 2005;37:148-52.

    6. Knighton DR, Doucette M, Fiegel VD, Ciresi K, Butler E, Austin L. The use of platelet derived wound healing formula in human clinical trials. Prog Clin Biol Res 1988;266:319-29.

    7. Crovetti G, Martinelli G, Issi M, Barone M, Guizzardi M, Campanati B, Moroni M, Englert SJ, Estep TH, Ellis-Stoll CC. Autologous platelet gel applications during cardiovascular surgery: effect on wound healing. J Extra Corpor Technol 2005;37:148-52.

    8. Korobelnik JF, Hannouche D, Belayachi N, Branger M, Guez JE, Hoang-Xuan T. Autologous platelet concentrate as an adjunct in macular hole healing: a pilot study. Ophthalmology 1996;103:590-4.

    9. Marx RE, Carlson ER, Eichstaedt RM, et al. Platelet-rich plasma: growth factor enhancement for bone grafts. Oral Surg Oral Med Oral Pathol Oral Radiol Endod 1998;85:638-646.

    10. Eppley BL, Pietrzak WS, Blanton M. Platelet- rich plasma:a review of biology and applications in plastic surgery. Plast Reconstr Surg 2006;118:147-159.

    11. Weibrich G, Hansen T, Kleis W, et al. Effect of platelet concentration in platelet-rich plasma on peri-implant bone regeneration. Bone 2004;34:665-671

    12. Tamariz-Dominque E, Castro-Munozledo F, Kuri-Harcuch W. Growth factors and extracellular matrix proteins during wound healing promoted with frozen cultured sheets of human epidermal keratinocytes. Cell Tissue Res 2002;307:79-89.

    13. Eppley BL, Woodell JE, Higgins J. Platelet quantification and growth factor analysis from platelet-rich plasma: implications for wound healing. Plast Reconstr Surg 2004;114:1502-1508.

    14. Na JI, Choi JW, Choi HR, Jeong JB, Park KC, Youn SW, Huh,CH. Rapid healing and reduced erythema after ablative fractional carbon dioxide laser resurfacing combined with the application of autologous platelet-rich plasma. Dermatol Surg 2011;37:463–468.

    15. Lee JW, Kım BJ, Kım MN, Mun S K. The Efficacy of autologous platelet rich plasma combined with ablative carbon dioxide fractional resurfacing for acne scars: A simultaneous split-face trial. Dermatol Surg 2011;37:931–938.

    16. Crovetti G, Martinelli G, Issi M, Barone M, Guizzardi M, Campanati B, Carabelli A. Platelet gel for healing cutaneous chronic wounds. Tranfusion and Apheresis Sci 2004;30:145-151.

    17. Kakudo N, Minakata T, Mitsui T, Kushida S, Notodihardjo FZ, Kusumoto K. Proliferation-promoting effect of platelet rich plasma on human adipose-derived stem cells and human dermal fibroblasts. Plast Reconstr Surg 2008;122:1352-1360.

    18. Sclafani AP.Platelet -rich fibrin matrix for improvement of deep nasolabial folds.J Cosmet Dermatol 2010;9:66-71.

    19.Lemperle G, Holmes RE, Cohen SR et al.A classification of facial wrinkles.Plast Reconstr Surg 2001;108:1735-1750.

    20. Redaelli A, Romano D, Marciano A. Face and neck revitalization with platelet –rich plasma (PRP):clinical outcome in a series of 23 consecutively treated patients. J Drugs Dermatol 2010; 9:466-472.

    21. Bernstein EF, Chen YQ, Kopp JB, Fisher L, Brown DB, Hahn PJ, et al. Long-term sun exposure alters the collagen of the papillary dermis. Comparison of sun-protected and photoaged skin by northern analysis, immunohistochemical staining, and confocal laser scanning microscopy. J Am Acad Dermatol 1996;34:209-218.

    22. Fitzpatrick RE, Rostan EF. Reversal of photodamage with topical growth factors: a pilot study. J Cosmet Laser Ther 2003;5:25-34.

    23. Kım DH, Je YJ , Kim CD, Lee YH, et al. Can platelet- rich plasma be used for skin rejuvenation?EEvaluation of effects of platelet- rich plasma on human dermal fibroblast. Ann Dermatol 2011;23:424-431.

    24. Jeong KH, Shin MK, Kim N. Refractory lipodermatosclerosis treated with intralesional platelet-rich plasma. J Am Acad Dermatol. 2011.06.040

    25. E.Burd A, Zhu N, Poon VK. A study of Q-switched Nd:YAG laser irradiation and paracrine function in human skin cells. Photodermatol Photoimmunol Photomed 2005; 21:131-7.

    26. Takıkawa M, Nakamura S, Nakamura S, Ishırara YM, Kıshımoto ZS, SasakıYK, Yanagıbayashı S, Azuma R, Yamamoto N, Kıyosawa T. Enhanced effect of platelet-rich plasma containing a new carrier on hair growth. Dermatol Surg 2011;37:1721–1729.

    27. Zimmermann R, Jakubietz R, Strasser E, et al. Different preparation methods to obtain platelet component as a source of growth factors for local application .Transfusion 2001;41:1217-1224.

    28. Marx RE. Platelet rich plasma :Evidence to support its use. J Oral Maxillofac Surg2004;62:489-496.

    29. Robiony M, Polini F, Costa F, Politi M. Osteogenesis distraction and platelet- rich

    plasma for bone restoration of the severely atrophic mandible:Preliminary results. J Oral Maxillofac Surg. 2002; 60: 630-635.

    30. Gonshor A. Technique for producing platelet-rich plasma and platelet concentrate :background and process. Int J Periodontics Restorative Dent 2002;22:547-57.

    31. Anthony P, Sclafani M.D. Applications of platelet-rich fibrin matrix in facial plastic surgery. Facial Plast Surg 2009;25:270–276.

    32. Azzena B, Mazzoleni F, Abatangelo G et al.Autologous platelet-rich plasma as an adipocyte in vivo delivery system:case report . Aesthetic Plast Surg 2008;32:155-8.

    Tablo 1. TZP'nin Dermatolojik Kullanım Alanları

    Kronik deri ülseri

    Kırışıklık giderilmesi, deri gençleştirme

    Akne skarları

    Alopesi

    Melasma

    Ablatif lazer, kimyasal peeling, roller uygulamalarında yara

    iyileşmesini arttırmak ve hızlandırmak için

    ___________________________________________________

  • Saç prp tedavisi (platelet rich plazma)

    Saç prp tedavisi (platelet rich plazma)

    PRP Tedavisinin Gelişimi

    PRP tedavisi, dünyada sürekli gelişme gösteren, merak edilen ve modern tıbbın gelişmesinde devrim yaratan bir tedavi yöntemidir.

    Ülkemizde çok fazla bilinmeyen PRP, deri tabakasının gençleşmesi, yaraların iyileşmesi, akne izleri ve saç dökülmesinde uygulanan alternatif bir yöntemdir.

    PRP (Platelet Rich Plazma) trombosit zengin plazmadır. Ayrıca otolog kan konsantrasyonu olarak da bilinir. Trombositler, dokuların iyileşmesinde ve kanın pıhtılaşmasında önemli bir rolü olan özel bir kan hücresidir.

    P.R.P Saç Tedavisi Nedir? (Platelet Rich Plazma)

    PRP tedavisi ile zayıflayan, ölmeye başlayan saç kökleriniz ve tüy haline gelen saç telleriniz canlanarak saçlarınız eski sağlığına kavuşur.

    P.R.P. tedavisi (Platelet Rich Plazma) kendi kanınızın özel işlemlerden geçirilerek akyuvarları ile trombositlerinin ayrılması sonucunda elde edilen iksirin seyrelmiş ya da saçsız olan bölgeye enjekte edilmesi işlemidir. PRP Uygulamaları hastane ortamında gerçekleştirilir.

    P.R.P. tedavi yöntemi uzun yıllardır Avrupa ve Uzakdoğu’da uygulanan bir tedavi yöntemidir. Uzmanlar saç dökülmesi sorunu yaşayan ve saçlarında incelme ya da seyrelmeler başlamış kişilere PRP tedavisini önermektedirler. Türkiye’de yeni uygulanmaya başlanan PRP tedavisi sayesinde saç yenilenmesinde çok ciddi etkileri gözlenmiştir.

    P.R.P. Tedavisinin Saça Uygulanması İşlemi

    Önce saç sorunu yaşayan hastanın venöz kanından 10 cc alınır. Yani 1 çay bardağının 1/10′u kadar. Daha sonra santrifüj edilen kan beyaz ve kırmızı kan olmak üzere iki kısma ayrılır. Kırmızı kanda akyuvar, trombosit, pıhtılaşma faktörleri ve PGF’ler (Trombosit Büyüme Faktörü) bulunur. Kırmızı kan özel bir işleme tabi tutulur ve seyrelmiş ya da saçsız bölgeye napaj yöntemiyle enjekte edilir.

    Bu uygulamanın temeli doku yenilenmesine dayanmaktadır ve toplam 30 dakika sürmektedir. Bu süre içerisinde herhangi bir acı ya da iz oluşmamaktadır.

    PRP Tedavisinin Süreci

    • Toplam 3 ayda ve her ay bir kez olmak üzere prp tedavisi işlemi hastane ortamında uygulanır.
    • Uygulamanın daha kalıcı olması için prp saç tedavisi sonrasında her yıl bir defa uygulanması yeterlidir.

  • Kanımda trombositler yüksek ama kanamalarım da var. Nedeni ne olabilir?

    Kanımda trombositler yüksek ama kanamalarım da var. Nedeni ne olabilir?

    Soru 1.Eşimde adetler bir süredir çok uzun süreli kanamalara neden oluyor. Bu nedenle araştırmalara başlandı. Sonuçta kanımda trombositler yüksek bulundu. Buna bağlı olabileceği söylendi. Araştırmalar devam ediyor. İnternetten öğrendiğime göre trombositler kanda pıhtılaşmayı sağlayan hücrelermiş. Öyleyse eşimin kanamaları neden artıyor? Sizce eşimdeki problemin nedeni ne olabilir?

    Yanıt 1.Kanda trombasit ya da platelet olarak bilinen hücreler sizin de değindiğiniz gibi kanda pıhtılaşmayı sağlayan hücrelerdir. Örneğin bir yerimiz kesildiğinde ilk müdahaleyi yapan hücreler bunlardır. Bu hücreler bir araya gelerek pıhtılaşmayı başlatırlar. Sonra diğer kan proteinleri devreye girerek pıhtılaşmanın devamını sağlarlar.

    Trombositler çok çeşitli nedenlerle artabilir. İnfeksiyonlarda, romatizmal hastalıklarda, demir eksikliğine bağlı kansızlıkta, kanserlerde hastalığa reaksiyon olarak arttıklarını biliyoruz. Bu hastalıklarda trombosit artışı kalıcı değildir. Altta yatan hastalık tedavi edildiğinde trombositler de normale döner. Trombosit fonksiyonlarında da bir bozukluk yoktur.

    Trombositlerin arttığı bir diğer grup ise kemik iliği hastalıklarıdır. Böyle bir durumdan şüphe duyuluyorsa, yapılması gereken kemik iliği biyopsisi olmalıdır. Buradan alınan hücre örneklerinde genetik testler de yapılır. Böylece hastalığın kemik iliğinden orijin alıp almadığı tespit edilebilir. Kemik iliğinden kaynaklanan trombosit artışı en çok “esansiyel trombositemi” olarak bilinen hastalıkta görülür. Sizin de sözünü ettiğiniz gibi trombositlerin artışına bağlı olarak pıhtılaşmaya eğilim artar. Ancak esansiyel trombositemi hastalığında trombosit sayısının çok arttığı durumlarda paradoksal olarak trombosit fonksiyonları azalabilir, o zaman da kanamalara eğilim artar. Trombosit fonksiyonlarının azaldığı bu durum “sonradan edinilmiş Von Willebrand hastalığı” olarak bilinir.

    Sonuçta eşinizdeki trombosit artışı kemik iliği orjinli bir hastalık olabilir. Kanamalar da bununla ilişkili olarak trombosit fonksiyon bozukluğuna bağlı görünüyor. Trombosit artışının ayırıcı tanısı için kemik iliği biyopsisi ve genetik inceleme yapılması uygun kanısındayım.

  • İtp (immün trombositopenik purpura)

    İTP, immün trombositopenik purpura hastalığının baş harflerinin kısaltmasıdır. Kanamaya yatkınlık oluşturan bir kan hastalığıdır. İmmün hastalıklar, bağışıklık sisteminde oluşan bozukluklar nedeniyle vücudun kendi yapılarına saldırdığı hastalıklardır. İTP de immün kökenli bir hastalık olup vücudun kendi kan pulcuklarına (trombositlerine) saldırması sonucu gelişir. Bilinmeyen bir nedenle bağışıklık sistemi trombositleri yabancı ve zararlı olarak algılar ve bu da trombositlerin başta dalak olmak üzere savunmada görev alan organlarda parçalanmasına yol açar. Sonuç olarak kanda trombosit sayısı düşer (trombositopeni) ve deride purpura denen kırmızı-mor renkli döküntüler oluşur.

    TROMBOSİTLER (KAN PULCUKLARI) NE İŞE YARAR?

    Trombositler kanın en küçük hücresel elemanlarıdır. Diğer kan hücreleri gibi kemik iliğinde üretilir ve oradan kana geçerler. Trombositler, kanamanın durdurulmasında rol oynarlar. Kanama sahasında birbirlerine yapışarak damarda bir tıkaç oluşturup kanamanın durmasını sağlarlar. Normalde kanda bir milimetreküpte 150.000-400.000 adet trombosit vardır. Trombosit sayısının 150.000/mm3’ün altına düşmesine trombositopeni denir. Trombosit sayısı azaldığında birbirlerine yapışmaları ve yeterli bir tıkaç oluşturmaları zorlaşır. Yaralanmalardan veya ameliyatlardan sonra kanamalar uzun sürer. Trombosit sayısı 50.000/mm3 altına düştüğünde küçük darbelerden sonra vücutta kolay morarmalar meydana gelebilir. Trombosit sayısı 30.000/mm3 altına indiğinde ise kendiliğinden oluşan morarmalar, durdurulamayan diş eti ve burun kanamaları ortaya çıkabilir. Kadın hastalarda uzamış adet kanamaları görülebilir. Hatta beyin kanaması ve iç kanama gibi hayatı tehdit eden önemli kanamalar olabileceği için bu durumda mutlaka doktorunuzla görüşmeniz gerekir.

    İTP HASTALIĞI NEDEN ORTAYA ÇIKAR?

    Nedeni tam olarak bilinmemektedir. Trombositlere karşı bağışıklık sistemi tarafından antikor adı verilen işaretler yapılır. Antikorlar trombositlerin üzerine bağlanır ve trombositlerin parçalanmasına neden olur.
    Bu hastalık kadınlarda erkeklere kıyasla daha fazla görülür. Bebek ve çocuklarda gelişen İTP kısa süreli ve çoğunlukla geçicidir. Oysa erişkin hastalarda kronik (süreğen, uzun süreli) olma eğilimindedir.
    Bazen İTP, bazı önemli hastalıkların seyri sırasında (sistemik lupus eritematozus-SLE, lenf bezesi kanserleri-lenfoma, hepatit ve HIV virüsü ile oluşan enfeksiyonlar gibi) ortaya çıkabilir.

    İTP TANISI NASIL KONUR?

    Öykü, muayene bulguları, kan sayımı ve kan yaymasının incelenmesi ile İTP ön tanısı konulabilir. Kesin tanı için diğer trombosit düşüklüğü yapan hastalıkların olmadığının gösterilmesi gerekir. Bu amaçla bazı biyokimyasal testler, kemik iliği incelemesi ve karın ultrasonografisi yapılması gerekebilir. Şüphelenilen kişilerde virüs mikropları için kan testleri yapılabilir. Çocuk Hematoloji uzmanınca yapılan bu değerlendirmeler sonucunda İTP tanısı konur.

    İTP NASIL TEDAVİ EDİLİR?

    Çocuklarda görülen İTP hastalığı ilaç tedavisiyle büyük oranda iyileşir. Tedavinin amacı düşük trombosit sayısına bağlı kanamaların (özellikle beyin kanaması ve iç kanama gibi hayati kanamalar) engellenmesidir. Hastaların bir kısmında tedavi gerekmez. Trombosit sayısı 30.000-50.000/mm3 altında olup kanama bulguları olan hastalarda tedavi gereklidir. Tedavinin hedefi, bağışıklık sisteminin baskılanarak trombositlere karşı antikor gelişiminin engellenmesi ve dalakta trombositlerin parçalanmasının durdurulmasıdır. Bu amaçla kortikosteroid (kortizon), intravenöz immünglobulin, Anti-D ve hayatı tehdit eden kanama durumunda trombosit süspansiyonları kullanılır. Eğer bu ilaçlarla kalıcı bir etki elde edilemez ve hastalık süregen hale gelirse diğer bağışıklık baskılayıcı ilaçlar veya son yıllarda kullanıma giren trombosit yapımını arttırıcı ilaçlar kullanılabilir. Hastaların neredeyse tamamına yakını bu ilaçlarla düzelir. Bu ilaçlarla da yeterli düzelme olmazsa trombositlerin başlıca parçalandığı yer olan dalağın ameliyatla çıkarılması son seçenek olarak düşünülebilir.

    İTP’Lİ HASTALARIN DİKKAT ETMESİ GEREKEN DURUMLAR NELERDİR?

    Eğer trombosit sayısı normalden düşük ise aşağıdaki durumlara dikkat edilmelidir.

    Travmalardan korunma: Spor, bisiklete binme gibi aktiviteler kısıtlanmalıdır.

    Ağrı kesici kullanımı: Herhangi bir nedenle ağrı kesici kullanmanız gerektiğinde doktorunuza başvurunuz. Aspirin ve pek çok ağrı kesici, trombosit fonksiyonlarını bozarak tehlikeli kanamalara neden olabilir.

    Diş tedavisi: Dolgu, diş çekimi, diş taşı temizliği gibi işlemlerde aşırı kanama olabilir, mutlaka doktorunuza danışınız.

    Enfeksiyonlardan korunma: Bulaşıcı hastalığı olan kişiler ile yakın temastan kaçınınız.

    Cerrahi girişim: Herhangi bir cerrahi işlem yapılması gerekirse doktorunuza İTP hastası olduğunuzu mutlaka belirtiniz.

  • Çocuk hematolojisi nedir ve hangi hastalıklarla ilgilenir?

    Hematoloji kelimesinin kökeni yunanca olup ‘kan bilimi’ anlamına gelmektedir. Normal ve hastalık durumlarında kan ve kemik iliğinin yapısı ve işlevleri ile ilgilenen bilim dalıdır. Kan, doku ve organlara onlar için yaşamsal öneme sahip gereken her türlü maddeyi ulaştırırken, doku ve organlarda oluşan zararlı atıkları da vücuttan uzaklaştıracak organlara taşır. Bu taşıyıcılık görevinin yanında vücudumuzu mikroplara ve diğer çevresel zararlara karşı koruma gibi çok önemli işlevleri vardır. Kan, plazma denen bir sıvı ve bu sıvı içerisindeki 3 çeşit hücreden oluşmaktadır.

    Kırmızı kan hücreleri (alyuvarlar-eritrositler)

    Beyaz kan hücreleri (akyuvarlar-lökositler)

    Pıhtılaşma pulcukları (trombositler)

    Bu kan hücreleri kemik iliğindeki kök hücreler tarafından üretilirler ve belli bir sürenin sonunda parçalanırlar. İlik sürekli olarak üretim yaptığı için kan hücrelerinin sayıları belli sınırlar içerisinde sabit kalır. Lenf bezleri, timus bezi ve dalak vücudun mikroplara ve zararlı etkenlere karşı korunmasında kanın beyaz hücreleri ile birlikte işbirliği halinde çalışırlar (bağışıklık sistemi).

    ÇOCUK HEMATOLOJİSİ HANGİ HASTALIKLARLA İLGİLENİR?

    1) Kırmızı kan hücreleri ile ilişkili belirti ve hastalıklar:

    Halsizlik, iştahsızlık, yorgunluk ve çabuk yorulma, sarılık, solukluk, toprak kağıt anormal şeyler yeme, çarpıntı, katılma nöbeti, dalak büyümesi, karaciğer büyümesi, ağızda ve dilde kızarıklık ve yara, tırnaklarda bozukluklar, okul başarısızlığı, unutkanlık, sinirlilik, boy kısalığı, büyüme ve gelişme geriliği, anemi (kansızlık), demir eksikliği, B12 vitamin eksikliği, folik asit eksikliği, çinko eksikliği, hemolitik anemi, talasemi (akdeniz anemisi), orak hücre hastalığı, G6PD eksikliği, herediter sferositoz, fankoni anemisi, aplastik anemi (ilik kuruması), polisitemi (kan fazlalığı) vb..

    2) Beyaz kan hücreleri ve bağışıklık ile ilgili belirti ve hastalıklar:

    Sık hastalanma, sık ateşlenme ve bağışıklık yetersizliği, tekrarlayan enfeksiyonlar, ağızda pamukçuk, tekrarlayan kulak iltihabı-zatürre-ishal, kilo alamama ve kilo kaybı, ciltte iltihaplanma ve siğiller, lökositoz (beyaz küre fazlalığı), lökopeni (beyaz küre azlığı), nötropeni, konjenital nötropeni, siklik nötropeni, lökosit adezyon eksikliği, kronik granulomatöz hastalık vb..

    3) Kanama ile ilgili hastalıklar:

    Burun kanaması, göbek bağından kanama, vücutta morluklar, uzun süreli adet kanaması, ameliyat öncesi kanama tahlillerinde bozukluk, ameliyat ve sünnet sonrası uzun süreli kanama, mide ve barsak kanaması, idrar yollarından kanama, eklem içine kanama, trombositopeni (trombosit eksikliği), immün trombositopenik purpura (İTP), trombositlerin fonksiyon bozuklukları, hemofililer, von Willebrand hastalığı, Glanzman hastalığı, hemolitik üremik sendrom, vb.

    4) Pıhtılaşma ile ilgili hastalıklar:

    Vücudun herhangi bir yerindeki damar tıkanıklığı, inme (felç), akciğer damarlarında tıkanma (akciğer embolisi), karaciğer damarlarında tıkanma (Budd-Chiari sendromu), böbrek damarlarında tıkanma (renal ven trombozu), tromboflebit, pıhtılaşmaya meyil yapan kalıtsal durumlar, protein C eksikliği, trombosit fazlalığı, vb .

    5. Kanı üreten ilik hücrelerinin ve lenf bezi hücrelerinin hastalıkları:

    Lenf bezelerinde büyüme, kemik ağrısı, eklem ağrısı ve şişliği, karaciğer ve dalak büyümesi, uzun süreli ateşlenme, kilo kaybı, karında şişlik, enfeksiyöz mononükleoz (EBV enfeksiyonu), damar genişlemesi (hemanjiom), kan kanseri (lösemi), lenf kanseri (lenfoma), Hodgkin hastalığı, vb.

    6. Diğer sistemleri ilgilendiren hastalıklarda ve ilaç kullanımlarında meydana gelen kan bozuklukları

    Çocuk Hematoloji bölümü, tüm bu hastalıkların gelişmesinin engellenmesi, hastalık oluştuysa teşhisinin konması, tedavisinin yapılması ve tedavi sonrası takiplerin yapılması ile ilgilidir.

  • İtp immün trombositopenik purpura  hastalığı

    İtp immün trombositopenik purpura hastalığı

    Küçük çocuğunuzun vücudunda yaygın olarak morluklar görürseniz hemen kan sayımı yaptırın! Çünkü bu morluklar kandaki trombosit düşüklüğünün sebep olduğu İTP hastalığının habercisi olabilir.

    İTP Nedir?

    İTP, immün trombositopenik purpura dediğimiz ve çocuklarda çok yaygın görülen bir kanama hastalığı. Genellikle vücudun çeşitli yerlerinde oluşan kanamalarla belirti verir. Vücudumuzda bağışıklık sisteminde bir uyarı olduğu için immün, pıhtılaşmayı sağlayan trombosit dediğimiz hücrelerin azalmasına bağlı olduğu için trombopeni ve bunlara eşlik eden kanamalara da purpura denildiği için bu isim verilmiş.

    İTP çeşitleri?

    Akut İTP: Akut tip, ani ve hızlı ortaya çıkan ve çocuklarda % 85-90 oranında görülen bir çeşittir. Akut tipte görülme sıklığı açısından kız erkek farkı yoktur. Çocuklarda en çok 2 ile 6 yaşlar arasında ve en sık 3 yaş civarında görülür. Bu tipte trombosit sayısı bir anda 2.000’e ya da 0’a düşebilir.

    Kronik İTP:Bu tip ise daha çok büyük çocuklarda, -özellikle kızlarda- genç erişkinlerde ve orta yaşlarda görülür. Akut İTP’ye göre daha sinsi ilerler ve trombosit sayısı 40 bin ila 50 bin civarında olur bu yüzden aylarca fark edilmeyebilir.

    İTP’ ye sebep olan faktörler nedir?

    Bu hastalığın nedeni hâlâ bilinmiyor. Ama en çok ilkbahar ve sonbahar mevsiminde görülüyor. Bunun da sebebi muhtemelen o dönemde enfeksiyonların fazla olmasıyla ilgili. Çoğunlukla çocuklar bir enfeksiyon geçirdikten iki ilâ üç hafta sonra bu hastalık ortaya çıkabiliyor. En çok kızamık, suçiçeği gibi hastalıklar ve virüsler tetikleyebiliyor. İTP’de ayrıca aşılar, antibiyotikler ve ağrı kesiciler uyarıcı oluyor. Örneğin, bu teşhisin konulduğu çocukta Sefalosporin veya Sülfonamid grubu ilaçlar özellikle hastalığı uyarıcı nitelikte. Ama hastalığın durumuna ve ağırlığına göre gerekirse bu ilaçları kullanabiliyoruz. Çünkü ilaçla ilişkinin %100 bir kesinliği yok. Bunun için ne kadar az ilaç kullanırsak o kadar iyi olur.

    Virüsler ne yapıyor?

    Sebebini bilmiyoruz ama vücuda giren bu virüsler veya onlara ait partiküller bağışıklık sistemini uyararak trombositlerin üzerine gidip yapışıyor. Vücut artık kendi hücresini kendinden saymıyor ve bağışıklık sistemini uyararak kendi trombositlerini yabancı bir madde olarak algılayıp onlara karşı anti-madde (antikor) üretiyor ve kendi hücrelerini yok etmeye başlıyor.

    İTP’ ye sebeplerden biri virüsse bunu yok edecek bir şey yok mu?

    Dünyada bakteri veya mantar adını verdiğimizmikroplara karşı birçok antibiyotik var ama virüse karşı çok az sayıda ilacımız var. Onun için çocukları aşılamaya çalışıyoruz. Mesela suçiçeğinin bir virüs ilacı var. Ama kızamığın, kabakulağın ve öpücük hastalığının ilacı yok. Yani birçok virüsün bugün ilacı yok aslında. Grip için de aşılanıyoruz. Çünkü gribin ilacı yok. İlaçlı ya da ilaçsız grip bir hafta on gün sürer. Virüsler garip yaratıklar, yani birden yok gibi davranıp sonra -200 derecede canlılığını koruyor ve ölü gibi kalıp normal ısıya gelince de tekrar canlanabiliyor.

    Peki aşıları hiç yaptırmasak?

    Böyle bir şey söyleyemeyiz. Çünkü aşı olmayınca da ortaya çıkabilecek hastalıklar İTP’yi uyarabilir. Aşılar bizim için bir güvence aynı zamanda, ama uyaracak mekanizmanın ne olduğunu tam bilemediğimiz için şansa kalıyor. Sonuçta tekrarlama durumunda tedavisi mümkün.

    İTP’nin belirtileri nedir?

    Akut tip çok hızlı gelişebildiği için her şey normal giderken birdenbire çocuğun vücudunda kocaman morluklar, nokta kanamalar, şiddetli bir burun kanaması ya da ağız içinde kanamalar olur. Bazı çocuklarda bağırsakta ve idrarda da kanama görülür. İTP’li çocuklarda geçirilen virüs enfeksiyonuna bağlı geçici dalak büyümesi de olur. Bizim için en korkutucu olanı beyin içi kanamalardır. % 1den az sıklıkta görülen bu durumda çocukta uykuya aşırı bir meyil veya baş ağrısı kusma gibi belirtiler olur, bilinç giderek kapanır. Bunların dışında, çocukta hiçbir rahatsızlık olmaz ve gayet sağlıklıdır. Kronik İTP’deyse, vücutta ara ara morluklar olur ve trombositler çok hızlı bir düşme göstermez.

    Trombositlerin kanda olması gereken miktarı nedir ve hangi aşamada kanama olur?

    Olması gereken normal değer milimetre küpte 200 bin ile 400 yüz bin arasındadır. 150 binin altına trombopeni yani trombosit düşüklüğü diyoruz. Bu hastalarda trombosit değeri 30 binin altındayken morluklar ve kırmızı kanamalar çıkıyor. Ağız içindeki kanamalar genellikle trombositler 10 binin altına düştüğünde ortaya çıkıyor.

    Tedavi yöntemi nedir?

    Birkaç çeşit tedavi yöntemi var. Bunlardan en sık kullanılan kortikosteroid ilaçlarla yapılan tedavi. Ancak trombosit düşüklüğünün başka bir hastalığın belirtisi olmadığından emin olmak için kemik iliği incelemesi yapmak gerekir. Çünkü kortizon dediğimiz ilaç lösemi, kemik iliği yetersizliği gibi hastalıkları maskeleyebilir. Bu tedaviye başlamadan önce öncelikle kemik iliğine bakmak ve altta İTP dışında başka bir hastalık bulunmadığından emin olmak gerekir.Eğer lösemi, kemik iliği yetersizliği ya da başka bir rahatsızlık çıkmazsa kortizon kullanılır. Kortizon kullanımı çok başarılı bir tedavidir ve birkaç gün içinde trombositler yükselir. Damardan yüksek doz 3 gün verilebildiği gibi düşük dozda ağızdan ilaç tedavisi şeklinde de verilebilir. Genelde üç haftalık bir tedavi yeterlidir. İkinci seçenek daha pahalı ama kemik iliği yapmayı gerektirmeyen, iki gün üst üste damardan verilen yüksek doz Gamaglobülin (İVİG) tedavisidir. Üçüncü bir seçenek ise bir çeşit gamaglobülin olan son yıllarda da başarısından söz edilen Winro (anti-D-immünoglobülin) dediğimiz bir ilaç. Bunun dışında daha az kullandığımız Rituximab,Danazol, Dapson, İmüran veVinkristin gibi yeni ilaçlar da var. Kronik tipte bu ilaçlara ilaveten splenektomi dediğimiz dalak çıkarma ameliyatı yapıyoruz. Bazen kandan trombosite yönelik antikorları temizlemek amacı ile plazmaferez (plazma değişimi) adı verilen bir tedaviyi de deniyoruz. Ama bu ilaçlar daha çok hiç cevap alamadığımız riskli vakalarda kullanılıyor. Bu daha çok büyük yaş gruplarında denediğimiz bir uygulama, çünkü bu hastalar tansiyon yüksekliği sebebiyle kortizon alamıyorlar.

    Bu ilaçların yan etkileri var mı?

    Her ilacın bir bedeli var. Kortizon, vücutta tuzla birlikte olursa su tutar ve tansiyonu yükseltir. Şeker hastalığına meyil eder, kan şekerini yükseltir, iştahı açar ve kilo aldırır. Gamaglobülin ise genellikle toplumdaki insanların plazmalarından hazırlanmış bir ilaçtır. Bu ilaç protein yapısında olmasından dolayı ciddi alerjilere yol açabilir. Yüksek dozda verildiği için şiddetli baş ağrısı, kusma, menenjit benzeri belirtiler yapabilir. Bu nedenle bu tip ilaçlar mutlaka hastane ortamında verilmelidir. Bu ilacın diğer bir sakıncası da bilmediğimiz hastalıkları taşıma ihtimalinin olmasıdır. Ama genelde AIDS virüsü, Hepatit B ve C gibi bildiğimiz hastalıkların taramasını yapıyoruz. Ama 10 yıl sonra çıkabilecek bir hastalığın varlığını tarayamıyoruz. Yıllar önce AIDS diye bir hastalık bilinmiyordu ve taranmadığı için kan ürünleri ile insanlara bulaştı. İVİG tedavisi iki-üç gün içinde trombositleri yükseltir ve kanama riski açısından hayati tehlikeyi ortadan kaldırır, bizde bunu göze alarak ilaçları kullanıyoruz.

    İTP lösemi hastalığının habercisi olabilir mi?

    İTP hastalığı lösemiye dönüşmez. Ama birtakım başka kötü hastalıklarda İTP gibi kanama belirtileriyle ortaya çıktığı için lösemi, tümör veya kemik iliği iflası var mı diye şüphelenebiliriz. Lösemi ve kemik iliğinin hiç çalışmadığı aplastik anemide de trombosit düşüklüğü görülür. Mesela İTP’li çocukların çok az bir bölümünde dalak büyüklüğü olabilir ama bu virüs enfeksiyonuna bağlı geçici bir durumdur. Ama lösemide dalak kocamandır, karaciğer ve lenf bezleri büyümüştür, kemik ağrıları ve ateş vardır. Yani başka belirtiler de eşlik eder.

    Dalak niçin alınıyor?

    Çünkü vücut yabancı olarak algıladığı trombositleri dalakta yok eder.Dalağı aldığımızda ise yok etme yeri olmadığı için trombositlerin sayısı yükselir.

    Dalağı almak riskli değil mi?

    6 yaşından önce dalak vücudu mikroplara karşı koruyan bir organ. 5-6 yaşından önce dalağı almayı tavsiye etmiyoruz. Çünkü çocuk mikroplara karşı çok açık oluyor ama 6 yaşından sonra alındığında büyük bir sakıncası yok. Ameliyat öncesinde pnömokok, meningokok ve hemofilus influenza B gibi birtakım aşılar ve sonrasında da penisilin tedavisi yapılarak çocuk hastalıklara karşı korunabiliyor. Bu ameliyat sadece kronik vakalarda yapılıyor. Hayatı tehdit eden durdurulamayan kanama olur ise çok nadiren akut vakalarda da kullanılabilir.

    İTP’li bir çocukta hangi ilaçlar kullanılmıyor?

    Akut veya kronik durumda trombosit miktarı düşükse aspirin kanı sulandırdığı için yasak. Trombositlerin düşüşüyle kan sulanmış bir durumdayken bir de az sayıdaki trombositin pıhtı yapıcı özelliği de ortadan kalkarsa bu tip ilaçları kullanmak çok sakıncalı olur.

    Limon ve kiraz kanı sulandırır derler bunların bir sakıncası var mı?

    Tam tersine C vitamini veriyoruz. C vitamini pıhtılaşmayı destekler ve damar geçirgenliğini azaltır. Böylece kanama riski azalır.

    Isırgan otu, kan yapıcı karışımlar trombositlerin yükselmesinde etkili mi?

    Bunlar kesinlikle bir işe yaramıyor ve tam tersine biz bunları önermiyoruz. Çünkü neyin hastalığa sebep olduğunu tam bilemiyoruz. O kullanılan otların içinde de hastalığı tetikleyen maddeler olabilir. İlaçların birçoğu bitkilerden elde edildiğine göre kullanılan bitkilerin masum olduğunu nereden bileceğiz. Çok masum bir antibiyotik birçok hastaya yararlıyken bu tip hastalarda uyarıcı olabiliyor. Onun için hiçbir şekilde ilaçları ya da bitki karışımlarını bilinçsiz kullanmamak lazım.

    İTP’li çocuklarda besin kısıtlaması var mı?

    Hayır, istediklerini yiyebilirler. Sadece kortizon kullandıkları zaman tuzsuz ve az şekerli yemeye dikkat edilmeli. Bunun dışında besinlerde özel bir kısıtlama yok.

    İTP bulaşıcı mı?

    Hayır, bu hastalık hiçbir şekilde bulaşıcı değil. Bu vücudun hassaslaşması sonucu ortaya çıkan bir hastalık. Vücut bunu kendi kendine yapıyor ve bu anlamda bulaşıcılıkla bir ilgisi yok.

    Tamamen düzelme ne zaman olur?

    Akut tip çoğunlukla iki ile altı hafta içinde düzelir. Bazı çocuklarda bir iki tekrar yapar ama ilk altı ayda yok olur ve bir daha görülmez. İlk 6 ay aşı önermeyiz hatta ilk 2 yıl canlı aşılardan uzak durmayı tavsiye ederiz. Akut vakalarda ilk 4-6 haftada trombositler düzeldiyse çocukları ilk 6 ay kan sayımları ile izleriz ve her şey normal ise iki yıldan sonra kendi haline bırakırız.

    İki yıllık süre sonunda bu hastalık bir daha kapımızı çalmaz diyebilir miyiz?

    % 90 tekrarlamaz diyebiliriz ama tekrarlayan vakalar da var. Mesela ilk kez hastalığı hepatit B aşısından sonra ortaya çıkmış bir hastamızda 2 yıllık süre bittikten sonra hepatit B aşısı tekrarlandığında bu çocuğumuzda hastalık nüksetti.

    Akut İTP kronikleşir mi?

    Çocuklarda da akuttan kroniğe dönüşme oluyor. Eğer ilk altı ay içinde trombosit düşüklüğü düzelmediyse o zaman buna kronikleşmiş diyoruz. Artık altı ayı da bir yıla doğru kaydırmaya bir eğilim var. Bir yıldan sonra hala hastalık belirtileri devam ediyorsa İTP kronikleşmiştir demek daha uygun artık. Çünkü bazı vakalar altı ay ile bir yıl arasında da düzelebiliyor.

    İTP’den şüphelendiğimizde hangi testleri yaptırmalıyız?

    Böyle bir şüphe olduğunda öncelikle bir kan sayımı yaptırmak gerekiyor. Kan sayımında alyuvarlar ve akyuvarlar serisi normalse ve kötü bir hücreye rastlanmadıysa sadece trombositlerin sayısı 150 binin altındaysa trombopeniyle karşı karşıyayız demektir.

    İTP’li annelerin bebeklerinde de bu hastalık görülür mü?

    Evet, İTP’li annelerin çocuklarında bu hastalık görülüyor. Plasentadan çocuğa geçen bu madde trombositlere yapışarak çocuk doğar doğmaz birdenbire trombositleri düşürmeye başlar. Bu annenin İTP’li olduğunu bildiğimiz için bu çocukları yakın takibe alıyoruz. Çocuğun kanındaki trombosit düşüklüğü geçicidir ve bir iki hafta içinde hemen düzelir. İTP’li anneler bu yüzden dikkatli olmalılar. Bu genetik bir hastalık olmadığı için İTP’li annenin doğurmasında bir sakınca yoktur. Çocukta kalıcı bir hasar bırakmıyor. Tabii ki annenin tedbir alması ve doğumunu hastanede yapması gerekir. Çünkü bebekte beyin kanaması riski de olabilir.

    İTP’li çocuklar için tehlikeli unsurlar nedir?

    Trombositi düşük olan çocuklarda kalçadan iğne yapmak kas içinde kanamalara sebep olacağı için uygun değildir. Bunun yerine damardan iğne yapılması tercih edilir. Trombositler yükselince bu problem ortadan kalkar. Çocuğun düşmesine ya da kafasını çarpmasına sebep olabileceği için her türlü grup sporları, bisiklete ve motosiklete binmesi de yasaklananlar arasında. Ayrıca basınç değişiklikleri beyin içi damarlarda problem yaratabileceği için uçağa binmek de sakıncalı.

    Tansiyonu yükselteceği ve iç kanama riskini arttıracağı için güneş ışınlarının çok fazla olduğu saatlerde dolaşmamak gerekir. Atlayarak ya da kafasını bir yere çarpacak şekilde dalmadığı sürece yüzebilir; ayrıca yürüyüş yapabilir. Trombositler 100 binin üzerine çıktıktan sonra spor yapmakta ve yuvaya gitmekte sorun yoktur.

    İTP’li çocukların yaşadıkları evlerde mimari düzenlemeler yapılıyor mu?

    Çok zorlandığımız bazı vakalar olabiliyor. Mesela küçük bir çocuğun İTP’si % 10’luk gruba girip kronikleşti diyelim, biz bu çocuğun yaşından dolayı dalağını almıyoruz. Bu küçük çocuk yeni yürümeye başlamış olabilir, koşmak isterken düşebilir ve kafasını bir yere çarpabilir. O yüzden çocuğun yaşadığı yerde yumuşak konturlu eşyalar olması gerekir tabii. Yani evlerde çocuk düştüğü zaman yara bere almayacağı şekilde düzenlemeler yapılması gerekiyor.