Etiket: Travma

  • Santral sinir sistemi travmaları

    Ülkemizde oldukça sık rastlanan trafik kazalarının pek çoğunda ciddi santral sinir sistemi travmaları meydana gelmektedir. Dünyanın pek çok ülkesinde de travma, çocuklarda, adölesanlarda ve genç erişkinlerde ölümlere ve sakatlıklara yolaçan sebeplerin başında gelir. Kazaların büyük bölümünü oluşturan motorlu araç kazaları, düşmeler ve darplar sonucunda beyin, omurilik ve bunların destekleyici yapılarında ciddi yaralanmalar ortaya çıkabilir.

    Kafa Travmaları

    Kafa Derisi Yaralanması:

    Kafa derisi yaralanması hemen tedavi edilmezse, kanamaya ve sonrasında şoka neden olabilir. Kanama genellikle kafa derisine basınçlı pansuman ya da klemp konulmasıyla kontrol altına alınabilir. Kafa derisindeki kesiler, mümkün olan en kısa zamanda kapatılmalıdır. Çökme kırıklarını veya delici kafatası yaralanmalarını örten kafa derisi laserasyonları ameliyathanede temizlenmeli ve kapatılmalıdır. Basit kafa derisi kesileri, galea ve cilt tabakalarının yaklaştırılmasına özen gösterilerek, temizlenmeli bolca yıkanmalı ve primer olarak kapatılmalıdır. Galea tabakası iyi kapatılırsa, mükemmel bir kanama kontrolu sağlanır. Kafa derisi avülziyonları tipik olarak periost dışındaki diğer tüm tabakaları kapsar. Eğer avülziyon küçük çaptaysa, yara kenarlarını primer olarak kapatmak genellikle başarıyla sonuçlanır. Büyük skalp avülzyonlarında kopan dokular doğru şekilde muhafaza edildiği ve ameliyat gecikmediği takdirde mikroşirürjikal teknik uygulayarak, kopan parçanın dikilmesi, tercih edilen metodtur.
    Yaralı kafa derisi canlılığını kaybettiği ancak periost tabakasının intakt olduğu olgularda greftler ile defekt kapatılabilir. Bu gibi durumlarda periost ameliyat öncesi nemli tutulmalıdır. Dış kemik tabula kanlanmasını periosteal tabaka vasıtasıyla karşıladığından, periostun bulunmadığı veya disseke olduğu bir durumda, onarım daha güçtür. Her türlü kafa derisi kesilerinin bir beyin cerahı tarafından değerlendirilmesi uygundur.

    Kafatası Kırıkları

    Kafatası kırıkları; kırığın üzerindeki derinin sağlam olmasına (kapalı kırık) veya yırtılmış olmasına (açık veya compound kırık), tek bir kırık hatttının olmasına (lineer kırık), tek bir odaktan yayılan birçok kırık hattı bulunmasına (stellate kırık), ya da parçalı (comminuted kırık) ve/veya kırık hattı kenarlarının çevre sağlam kemiklerin seviyesinin altına inmiş olmasına (çökme-depresse kırık) veya olmamasına (non-depresse kırık) göre sınıflandırılır.
    Basit kafatası kırıkları (lineer, stellate veya parçalı non depresse) hiçbir özel tedavi gerektirmezler. Buna karşın, bunlar arteria meningia media veya dural venöz sinüsler gibi kafatası içindeki vasküler kanalları çaprazlarlarsa potansiyel tehlike oluştururlar. Bu yapılar yırtılırlarsa, epidural veya subdural bir hematom oluşabilir. Havayla temas halinde olması nedeniyle nazal sinüsler ya da mastoid hava hücrelerine uzanmış olan basit kafatası kırıkları da “açık kırık” olarak tanımlanır.
    Çökme kırıkları, içeri doğru batan kemik parçaların kaldırılması için çoğunlukla cerrahi müdahale gerekir. Hiçbir nörolojik bulgu yoksa ve kırık kapalıysa, elektif şartlarda cerrahi uygulanabilir. Ameliyat sırasında dura incelenmeli ve gerekirse tamir edilmelidir.
    Açık kafatası kırıkları da cerrahi müdahale gerektirir. Lineer ya da stellate non-depresse açık kırıklar tamamen temizlendikten sonra basitçe kapatılarak tedavi edilebilir. Alttaki kemikte ciddi biçimde yaralanma olan birleşik açık kırıklar etkili bir debridmanın gerçekleştirilebileceği ameliyathanede onarılmalıdır. Dura yırtıklarının gözden kaçmaması için dura dikkatlice incelenmelidir. Dura yırtıkları, enfeksiyon riskini azaltmak ve BOS sızıntısını önlemek için primer olarak veya fascia greftleriyle kapatılmalıdır. Alttaki dura ve/veya beyin dokusunun daha iyi görülmesinin gerekli olabileceği göz önüne alınarak, açık çökme kırıkları ameliyathanede kraniotomi için hazırlıklar tamamlandıktan sonra temizlenmeli ve kaldırılmalıdır.
    Kaide kırıklarında göz çevresinde (rakun gözleri belirtisi) veya kulak arkasında (yarasa belirtisi) morarma görülebilir. Bu klinik belirtiler daha sıklıkla ön fossa ve orta fossa kırıklarında izlenir. Bu tip kırıklarda, kranial sinirlerin çıkış delikleri kafa tabanında yer aldığı için izole kranial sinir lezyonları görülebilir. Fasial sinir sıklıkla laserasyon veya ödeme bağlı olarak kafa kaidesi kırıklarından en çok etkilenen sinirdir. Fasial sinir lezyonlarının büyük bölümü kendiliğinden düzelir ve herhangi bir tedavi gerektirmez. Diğer yandan, fasial sinirin tam kesileri genellikle cerrahi olarak explore edilirler, ancak cerrahinin zamanlaması tartışmalıdır.
    Rinore veya otorenin yani burundan ve kulaktan beyin sıvısı gelmesi eşlik ettiği olguların tedavi edilmesi beklenir. Travmatik BOS sızıntıları, tipik olarak ilk 7 ile 10 gün içinde durur. Ancak bu tedavinin mutlaka beyin cerrahi kliniğinde gözetim altında yapılması gerekmektedir.

    Beyin Laserasyonu ( ezilmesi):

    Beyin laserasyonu, kafaya alınan bir darbeye bağlı olarak deceleration, acceleration, rotasyon ya da bunların birleşimi sonucunda meydana gelir. İlk darbe sırasında, primer hasarı oluşturan nöronal ve aksonal yırtıklar meydana gelebilir. İntrakranial hematom, beyin ödemi, hipoksi, hipotansiyon, hidrosefalus ya da endokrin bozukluklar gibi, daha sonra ortaya çıkan herhangi bir komplikasyon, sekonder hasarı oluşturur.
    Hafif şiddetteki kafa travmasına genellikle primer beyin hasarı eşlik etmez ve nörolojik defisitler genellikle geçici bilinç kaybıyla sınırlıdır (concussion). Diğer taraftan orta ve ciddi kafa travmalarında, tipik olarak reversible ya da irreversible nörolojik defisitler görülebilir. Dahası, bu derecedeki bir travmaya genellikle sekonder beyin hasarı da eşlik eder.
    Birincil hasara yol açan darbeler intraparankimal kapillerleri, yüzeyel subdural köprü venlerini, veya epidural arter ve venleri yırtacak kadar şiddetli olabilir ve sonuçta kan extravaze olarak hematom oluşabilir. Vazodilatasyon ve kan-beyin bariyerinin bozulması sonucunda beyin ödemi görülebilir. Hipotansiyon ve hipoksiden kaynaklanan iskemi, hücre ölümü ve sitotoksik ödeme yol açabilir. BOS’un kanla karışması, BOS emiliminin bozulmasına ve hidrosefaliye neden olabilir. Uygunsuz Antidiuretik hormonun salınımı veya diabetes insipidius, sıvı ve elektrolit dengesini bozarak serebral ödemi daha da ağırlaştırabilir. Ayrı ayrı ya da birlikte, bu değişiklikler, ICP’nin yükselmesiyle sonuçlanabilir.
    Yükselen ICP serebral perfüzyon basıncını (CPP) azaltarak ikincil bir beyin hasarında rol oynar..
    Intrakranial hipertansiyon kafa travmalarında prognozu etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Bu nedenle, serebral perfüzyon basıncı düştüğü zaman beyinde sekonder yaralanmayı önlemek için agresif tedavi uygulanması zorunludur. Eğer mümkünse kaza yerinde, hava yolu kontrolü ve hiperventilasyon kullanılarak erken müdahale yapılmalıdır.
    Hızlı klinik değerlendirme esastır. Her ne kadar tepki vermeyen ve koopere olmayan hastalarda kapsamlı bir nörolojik değerlendirme zor olsada travmalı hastalarda belli bazı özellikler kritik önem taşır.
    Başağrısı, letarji, ya da fokal nörolojik defisit görülmeyen hastalarda kafa travması sonucu sekonder bir komplikasyon gelişmesi pek olası değildir. Asemptomatik hastada görüntüleme incelemeleri genelde uygulanmaz. Buna karşı fokal nörolojik defisit olsun veya olmasın semptomatik hastalarda BT (bilgisayarlı tomografi) tetkiki yapılmalıdır.

    Omurilik Yaralanması

    Travmatik omurilik hasarı, omurga kırıkları, kırıklı çıkıkları, önceden dar kanalı olan olgularda hiperekstansiyon, intervertebral disk materyalinin kanal içine herniasyonu, ve ateşli silah ya da bıçaklanma gibi delici yaralanmalardan kaynaklanabilir. Nörolojik defisitler hafif ve geçici olabileceği gibi ciddi ve kalıcı da olabilir. Koma gelişsin veya gelişmesin, kafa travmalı ve multiple travmalı tüm olgularda omurga kırığından ve omurilik yaralanmasından şüphelenilmelidir. Başlangıçta omurganın stabil olmadığını varsayarak, dikkatli bir muayene ve tanısal incelemeler yapılıncaya dek hastayı düz bir yerde, sert bir boyunlukla immobil tutmak en iyisidir.
    Omurga veya omurilik zedelenmelerinde klinik bulgular; omurlarda hassaslık, ekstremitelerde kuvvet kaybı, uyuşma veya parestezi, solunum bozukluğu ve hipotansiyonu içerir. Spinal sinir köklerinin tutulumu ise ilgili myotom ve dermatomda motor ve duyu kaybı ile karakterize radikulopati şeklinde kendini gösterir .Omurilik tutulumu ise gelişen myelopatiye bağlı değişik ve çeşitli klinik bulgular verebilir.
    Tam bir lezyon tipik olarak motor ve duyu fonksiyonlarının yaralanma seviyesinin altında tamamen kaybedilmesi şeklinde görülür ve, omuriliğin anatomik ya da fizyolojik tam kesisinin bir göstergesidir. Akut kesiler lezyon seviyesinin altında arefleksia, flaksidite, anestezi ve otonomik paralizi ile karakterizedir. T5’in üzerindeki kesilerin hepsinde, sempatik vasküler tonusun kaybına bağlı gelişen arterial hipotansiyon değişmez bir bulgudur.
    Omuriliğin inkomplet lezyonları yaralanma seviyesinin altında ipsilateral motor fonksiyon ve pozisyon/vibrasyon duyusunun kaybıyla beraber, karşı vücut yarısında ağrı ve ısı duyusunun kaybı şeklinde kendini açıkça belli eden Brown Sequard sendromuna neden olabilir. Anatomik olarak bu durum, cordun yarı kesisi ile açıklanır. Santral cord sendromu üst ekstremitelerde iki taraflı motor fonksiyon ve ağrı ve ısı duyusunun kaybı ile alt ekstremitelerde bu fonksiyonların göreceli olarak korunması ile karakterizedir. Tipik olarak üst ekstremitelerin distali daha ciddi şekilde etkilenir, çünkü kortikospinal ve spinotalamik sistemlerin en medial kısımları bu bölgelerin liflerini taşır. Santral cord sendromu, kırık olsun olmasın, servikal hiperekstansiyon yaralanmasını takiben sıkça görülür. Anterior spinal arter sendromu; lezyon seviyesinin altında, pozisyon vibrasyon yüzeyel dokunma duyuları korunurken, iki taraflı motor fonksiyon ve ağrı ve ısı duyusunun kaybını içerir. Bu inkomplet lezyon, anterior spinal arterin zedelenmesi sonucu bu arterinin beslediği spinal kord bölgesindeki iskemiye bağlı olarak çift taraflı anterior ve lateral kolonları etkiler. Anterior spinal arter sendromunun en yaygın nedeni akut gelişen servikal disk hernisidir.
    Lomber spinal travma sonucunda cauda equina basısı belirtileri ve bulguları ortaya çıkabilir. Çeşitli şiddetlerde birçok lumbosakral radiokulopatiler kendini gösterebilir. Alt ekstremitelerde motor, duyu ve refleks fonksiyonları etkilenebilir. Çeşitli derecelerde kuvvet kaybı, duyu kaybı (tutulan köklerin spesifik dağlımındaki alanlarda bütün modaliteler) ve reflekslerde kayıp ya da azalma ortaya çıkar. Ciddi hasarlarda detrusor adalesi paralizisinden kaynaklanan mesane distansiyonu, anal sifinkterde flaksidite ve perineal duyu kaybı yaygındır.
    Gastrik distansiyon ile birlikte ileus yaygın olarak görülür, nasogastrik drenaj gerektirir. Benzer olarak, mesane distansiyonu, mesane ve pelvis tabanındaki kasların flaks olması nedeniyle görülür. Mesanenin boşaltılması, kalbe venöz dönüşü bozarak sistemik hipotansiyonun artmasına neden olabilecek inferior vena cava ve pelvik venlerde ciddi basınç oluşturan aşırı distansiyonu engelleyecektir.
    Omurilik yaralanması T5 seviyesinin üzerindeyse, kan basıncı genellikle düşüktür. Bu venöz göllenmenin artmasına ve venöz dönüşün azalmasına yol açan sempatetik sinir sisteminin denervasyonuna neden olur.
    Taşikardi, hipotansiyona karşı telafi edici yaygın bir cevaptır, fakat servikal spinal kord hasar gördüğü ve kalbin sempatik inputu kaybolduğunda bradikarda kaçınılmazdır. Hasta semptomatik olmadıkça ya da myokardial enfarktüs ya da yaşı veya diğer zayıf düşürücü hastalıklar nedeniyle felç riski taşımadıkça bu tip bradikardiye tedavi gerekmez.
    Hasta birkez hemodinamik dengeyi sağladığında omurga grafileri şarttır, fakat hasta sırt tahtası üzerinde sert boyun yakalığı içinde hareketsiz durmalıdır. Servikotorasik bağlantının iyi görüntülendiğinden emin olarak, standart grafiler çekilir .Koma halinde ve/veya birden fazla travması olan ciddi şekilde yaralanmış hastaların omurgasının tamamını gösteren iyi, net bir filmi çekilmelidir. Kırık bölgeleri BT ile hem aksial hem de sagittal görüntülerin ikisi de kullanılarak daha ayrıntılı incelenebilir. BT veya düz grafiler sonucunda hiçbir anormallik bulunmazsa ve nörolojik defisit spinal kordda seviye gösterir biçimde mevcutsa, travmatik intervertebral disk hernisi ya da spinal epidural hematom gibi diğer nedenleri belirlemede BT sonrası myelografi veya MRG kullanılmalıdır.

    Tedavinin amaçları omur dizilimini düzeltmek, hasar görmemiş nöral dokuyu korumak, hasar görmüş sinirsel dokuyu onarmak ve omurlarda kalıcı bir stabilizasyon sağlamaktır. Herhangi bir kırığın veya kaymanın düzeltilmesi ve sabitlenmesi bu amaçlarda önceliği almak zorundadır.
    Servikal bölgede dizilim bozukluğu nötral pozisyonda iskelet traksiyonu ile hemen hemen her zaman düzeltilebilir. Doğru dizilimden emin olmak için sık sık grafiler çekilir.

    Thorakal ve lomber omur kırığı olan hastalarda ilk olarak stabilizasyon ile tedaviye başlanır. Stabilizasyon servikal fraktürlere kıyasla çok sıkı değildir, fakat prensip olarak aynıdır. Bükme, germe, yana eğme ve rotasyonal hareketlerden sakınılırken hastalar hareket ettirilmeden yatakta düz bir halde tutulur. Tipik olarak nörolojik hasarlarıyla ilgili daha az sistemik komplikasyonları vardır ama yine de nörolojik iyileşmeyi sağlamak için uyanık olunması gereklidir.
    Omurilik hasarı olan hastalarda erken cerrahi uygulama endikasyonları şunlardır: kapalı yöntemlerle yeterli oranda düzeltilemeyen kırıklı/çıkık olguları; inkomplet lezyonu olan hastada nörolojik bozulma; myelografi ya da MRG ile gösterilen kanal içi kitle lezyonunun neden olduğu ciddi omurilik basısı ve BOS sızıntısı olan veya olmayan penetre bir yaralanma. Açık yaralanma, örneğin bıçaklanmalar ve ateşli silah yaralanmalarında tam bir kord hasarı olsa da olmasa da yara temizlenmeli ve kapatılmalıdır. Omurgayı stabilize etmek için erken ameliyat yapılması haklı bir nedendir. Çünkü bu, erken hareket ve rehabilitasyon imkanı sağlar. Omurga hasarının tabiatına ve instabilitenin derecesine bağlı olarak ya anterior ya da posterior yaklaşım uygulanabilir.
    Kapalı redüksiyon başarılıysa ve kırık stabil ise yeterli iyileşmeden emin olmak için en az 3 ay eksternal immobilizasyon gereklidir.
    Cerrahi redüksiyon ve/veya stabilizasyonun zorunlu olduğu durumlarda da yine eksternal immobilizasyon endikedir. Anterior ve posterior metal plaklama uygulamalarından sonra, sert boyun yakalığının yeterli olabilir .Thorakal ve Lomber bölgede ise yine en az 3 ay boyunca genellikle plastik vücut ceketi ya da plastik alçı tespiti gereklidir. Düz grafiler iyileşme süresi boyunca omurga dizilimi ve füzyon derecesini takipte kullanılır.
    Kazadan hemen sonra spinal kordun herhangi bir fonksiyonu korunmuş durumdaysa kord ve omurga ikincil hasardan etkilenmediği takdirde genellikle bazı fonksiyonlar geri kazanılır. Komplet kord lezyonu olan olgularda nadiren lezyon seviyesinin altındaki fonksiyonlar geri döner. Bu olgular için rehabilitasyon kendi bakımları ve mesleki uyumları doğrultusunda uygulanmaktadır Cilt bakımı ve tekrarlayan idrar yolları enfeksiyonlarıyla ilgili uzun vadeli problemler erken ölüm sebepleridir.

  • Kafa travmalarında tedavi yaklaşımları

    Beyin yerleşim olarak sıvı bir boşluk içerisinde etrafında oldukça güçlü ve sağlam bir zar tabakasıyla çevrilidir. Bu güçlü ve sağlam zar tabakasının dışında yine kafa kemikleriyle daha korunaklı halde bulunur. Yani beyin kapalı bir kutunun içerisinde sabit basınçlı dengeli halde bulunur. Günlük her insanda beyin omurilik sıvısı dediğimiz bu sıvı ortalama 400-500 cc. yapılır ve emilir. Yani bu sıvı kendi içerisinde devir-daim yapar. Bu dengeli boşlukta beyin beyincik beyin sapı omurilik organlarımız birbiriyle ilişkili olarak sabit durur. Kafa travmalarında her ne şekilde olursa olsun örneğin sert bir cisimle vurma, çarpışma, düşme, trafik kazası, kesici delici aletle yaralanma, ateşli silahla yaralanma gibi durumlarda kafa içerisinde beyin ve ilişkili organlarda ve beyin omurilik sıvısındaki bu denge bozulur. Bu denge travmanın şekline şiddetine travmanın yerine göre farklılıklar gösterir. Örneğin basit bir kafa travmasından sonra sadece birkaç gün devam eden başağrısı dışında bulgu görülmezken ciddi bir kafa travmasından sonra ölümler olabilir.

    1. Kafa travmalarını üç şekilde basit orta ve ağır düzeyde olmak üzere sınıflandırabiliriz. Bize başvuran kafa travmalı her hastaya mutlaka görüntüleme yöntemlerine başvuruyoruz. İlk etapta bilgisayarlı beyin tomografi çekip sonucunu hemen değerlendirebiliyoruz. Tomografi sonucuna göre normal olarak gördüğümüz durumlarda önerilerde bulunarak hastalarımızın ilk müdahalelerini yaptıktan sonra evlerine yollayabiliriz. Özellikle çocuklarda ve yaşlılarda kafa travmalarından sonra daha tedbirli olmak gerekir. Takipleri hastanede olması daha uygun olur. Kafa kemiklerinde kırık çatlak olduğu durumlarda eğer beyine bası yapan parçalı yoksa yine takip ediyoruz. Bazı küçük kanamalar eğer kişinin nörolojik durumu iyiyse ve beyine bası yapmıyorsa yine takip ediyoruz.Cerrahi müdahale yaptığımız durumlar; kafa içerisinde beyine bası oluşturan parçalı kırıklar, beyin zarının üstünde kafa kemiği ile beyin zarı arasındaki bası yapan kanamalar, beyin zarı altındaki kanamalar beyin içerisindeki kanamalar ve delici kesici alet yaralanmalarındaki beyin hasarları ,ateşli silahla oluşan yaralanmalardır.

    Ameliyat etmemizin birinci amacı beyin üzerindeki ve içerideki basıncı azaltmak, baskıyı kaldırmak ve oluşan hasarı en aza indirgemeye çalışmaktır. Özellikle ateşli silahla yaralanmalarda travma şekli çok farklı olabilir. Yakın atış, uzak atış, silahın cinsi, kafatasına giriş yeri çıkışı varsa çıkış yeri çok önemlidir. Oluşturduğu hasar bunlara göre değişir. Tanjansiyel değimiz çarplazlayan ateşli silah yaralanmalarında yaşam şansı yok denecek kadar azdır. Merminin beyin tabanındaki damar yapısını parçalaması durumunda beyin sapı dediğimiz hayati organı hasara uğratması durumunda yaşamla bağdaşmaz. Diğer durumlarda mermi aynı taraftan girip çıktıysa örneğin kafatasının sağ yarısından girip aynı yerden yakın bir yerden çıktıysa yaşam şansı daha yüksektir. Beynin sol yarımküresi baskın yarımküredir. Sol yarımküre konuşma ve anlama merkezinin kontrolünü sağ kol ve bacağımızın kontrolünü sağlar. Bu yüzden sol yarımkürede oluşan hasarlarda daha ciddi sekeller bırakır. Beynin sağ yarımküresi de sol kol ve bacağımızın kontrolünü sağlar. Bu bölgede oluşan hasarlarda konuşma ve anlama genelde etkilenmez ama sol kol ve bacak felç olabilir.

    Hasarın şiddetine yerine göre yaptığımız cerrahi müdahale değişir.Ateşli silahla yaralanmalarda oluşan beyin hasarı merminin trasesi boyunca oluşan kanamadır. Genelde girişi deliğindeki tüm kemik parçaları beyinin içerisine sürüklenir beyin zarı yırtılır ve bir yanma etkisiyle birlikte parçalıyıcı etki oluşturarak hasar oluşturur. Öncelikle mermi giriş deliğinin etrafı geniş bir şekilde kemiklerle beraber açılır. Basıncı düşürmek için çoğu zaman hayati tehdit eden durumlarda bu kemiği yerine koymadan karın boşluğuna ciltaltına koyup hayati tehlikeyi atlattıktan sonra tekrar kemiği yerine koyabiliyoruz. Beyin zarı açıldıktan sonra hasarlı beyin dokusu kanama ile birlikte temizlenir. Basıncı azaltmak için bazen beyin zarı da açık bırakılabilinir veya sentetik yamalarla geniş kapatılır. Oluşan hasarı normal beyin dokusuna zarar vermeden onardıktan sonra kafa içerisindeki basıncı düşürmeye yönelik işlemler yaparız.

    2. Ateşli silah yaralanması veya başka sebeplerle oluşan travmalarda hasarın şiddetine göre farklı bulgular ortaya çıkabilir. Hekimler arasında bu nörolojik durumlarda kullanılan çeşitli skalalar vardır. Derecelendirmeler yapılır. Muayene sırasında hastanın göz açmasına konuşup konuşmamasına ve komutlara uyup uymamasına göre ağır koma durumundan normal her işlevi yapan hastaya kadar sınıflandırılır. Hastanın hastaneye başvurduğu sıradaki durumu ilerisi için yol göstericidir. Ağır komadaki ve solunumu yeterli olmayan, koma halinde olup kısmen solunumu olan, orta ağır durumda olan hastalar yoğun bakım ünitelerinde takip edilir. Hastaya ameliyat yapılsın veya yapılmasın nörolojik tablo ile birlikte bilgisayarlı beyin tomografisi beyin MRG ile birlikte kafa içi basıncı normal seviyelerde tutmak önemlidir. Bu basıncı düşürmek için cerrahi dışı yollarla ilaçlarla kontrol sağlanmaya çalışılır. Beyin fonksiyonlarını en aza indirmek için uyutucu ilaçlar vermek de bu basıncı düşürmeye yöneliktir. Çünkü dışarıdan uyarı alan beyin daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar ve kafa içi basıncı yüksebilir. Bu yüzden kontrollü uyutup kontrollü uyandırarak basınç dengesi sağlanmaya çalışılır. Bu süreçte ağır komadaki hastalar zaten dışarıya tepki veremeyeceği için uyutucu ilaçlar verilmez. Ama hafif komadaki hastalar kademeli olarak uyandırılırlar.

    3.Ameliyatın başarısını etkileyen faktörlerin ilki travmanın beyin üzerinde yaratmış olduğu tahribatın şiddeti ve yeridir. Tahribat çok yüksekse cerrahi müdahale yapılsa bile hastanın fayda görmesi zordur.Hafif ve orta şiddetteki yaralanmalar ameliyattan ciddi fayda görürler. Beyinde hasar oluşturduğu yer de çok önemlidir. Biz cerrahların ilk yaptığı işlem beyin üzerindeki baskıyı kaldırmaktır. Hasarlı beyin dokusunu düzeltme gibi bir şansımız yoktur. Bazı yaralanmalarda kalıcı veya geçici felçler, konuşma bozuklukları, anlama bozuklukları, duyusal kusurlar(görme, işitme,tat alma vb.) ortaya çıkabilir. Özellikle ateşli silah yaralanmlarında bu tahribatlar çok yüksek düzeyde olabilir. Örneğin mermi kol ve bacak kontrolünü sağlayan beyin dokusundan geçmişse ve hasara uğratmışsa bizim ameliyatla bu beyin dokusunu canlandırma gibi şansımız yoktur.

    4- Ateşli silahla veya travmalarla oluşan beyin hasarlarında ilk müdahale yaşamsal fonksiyonları geri getirmeye yöneliktir. Yoğun bakım sürecinde enfeksiyon, araya giren başka sebebler ek hastalıklar da hastayı tehdit edebilir. Kafa içi basıncı normal seviyelere dönen hasta hayati tehlikeyi atlattıktan sonra ek sorunlar çıkmaz ise yoğun bakımdan çıkabilir. Bu süreç hastadan hastaya travmadan travmaya göre değişir. Bazı hastalar 3-5 gün bazı hastalar aylarca hatta yıllarca yoğun bakımda takip edilirler. Hastanın bilinci açık komutlara uyuyorsa bundan sonraki nörolojik tablonun durumuna göre tedavi yönlendirilir. Örneğin kol ve bacak kuvvetsizliği felç gelişen kişilerde bu süreç fizik tedavi rehabilitasyon sürecidir.

    5- Felç bazı kişilerde kalıcı olabilir bazı kişilerde düzelmesi aylar yıllar sürebilir. İki yıllık süreçte düzelme olmazsa artık düzelmeyeceği anlamına gelir. Konuşma ve anlamanın bozulması da aynı şekilde destek tedavisi ile kontrol altına almaya çalışılır. Ancak çoğu hastada kalıcı sekeller maalesef ömür boyu devam eder.

  • Kafa travmaları

    Kafa Travmaları

    İnsanoğlu yaşamı boyunca ve özellikle çocukluk çağında mutlaka hafif yada şiddetli kafa travmasına maruz kalır. Trafik ve iş kazalarının çok fazla sayıda yaşandığı ülkemizde her yıl binlerce kişi kafa travması sebebiyle ölmekte yada sakat kalmaktadır. Beyin sert bir kutu olan kafatası içersinde yer alır. Darbe etkisi ile kafatası içersinde çalkalanarak hafif derecede şişmeden (ödem), beyin dokusunda yırtılma ve kanamalara kadar değişik derecede hasarlar ortaya çıkar.

    Beyin sadece darbenin olduğu istikamette zedelenmez. Darbe şiddeti ile adeta beton zeminde zıplayan lastik bir top gibi kafa tası içersinde değişik istikametlere çarparak zedelenir. Ciddi bir kafa travmasına maruz kalındığında beyinde en azından bir ödem ve hiperemi(kızarıklık) ortaya çıkar. Sabit bir kapalı kutu olan kafatası içersinde şişen beyin gittikçe sıkışarak hastanın bilincinin kapanmasına, komaya hatta ölümlere yolaçabilir.

    Hafif derecedeki travmalarda hastada travma sonrası bilinç kaybı dahi olabilir. Baş ağrısı kusma ortaya çıkar. Kusma halk arasında beyin kanamasının en önemli bulgusu gibi sanıldığından gereksiz panik ve endişeler yaşanabilir. Özellikle küçük çocuklar hafif şiddetteki kafa travmalarında beyinde herhangi bir hasar yada kanama olmaksızın kusabilir. Kafa travmalarında kafatasında görülen kırık ve çatlaklar, travmanın şiddetli olduğunun bir göstergesi olup, kırık altında bir damarın yırtılarak kanama sebebi olma ihtimali mevcuttur. Bu nedenle kırık saptandığında hasta mutlaka hastanede gözlem altında bulundurulmalıdır.

    Yine ciddi travma sonrası kafa içi damarların yırtılması ile beyin dışına veya beyin içine kanamalar ortaya çıkar. Bu kanamalar kanama bölgelerine göre değişik isimde anılır ve her birinde farklı klinik ve radyolojik bulgular ortaya çıkar.

    1-Epidural Kanamalar: Kafatası ile beyin zarı arasına kanamalardır. Genellikle kafatasının kırıldığı travmalarda görülür. Beyin zarı ile kafatası arasına, kopan atardamar kanı birikerek beyni sıkıştımaya başlar. Hastanın travma sonrası bilinci açıkken dakikalar veya saatler içersinde kapanır ve koma hali gelişir. Derin koma hali oluşmadan yapılan müdahale ile kanın boşaltılması hastanın hayatını kurtaracaktır.

    2-Subdural Kanamalar: Beyin zarının hemen altına yani beynin dış yüzeyi ile beyin zarı arasına kanamalardır. Yine cerrahi olarak boşaltılmalıdır. Müdahaleler nekadar erken olursa okadar iyi sonuç alınır.

    3-Subaraknoid kanamalar: Beyin boşluklarına olan kanamalardır. Herhangi bir cerrahi tedavi gerekmez. Kanın zamanla vücut tarafından yok edilmesi söz konusudur.

    4-Beyin İçi Kanamalar: (İntraserebral kanamalar): Travmanın şiddeti ile beyin dokusunda yırtılmalar sırasında damarların kopması ile oluşur. Kanama belirli bir boyuta ulaşıp hastanın yaşamını tehdit edecek boyuta geldiğinde cerrahi müdahale ile boşaltılır. Aksi halde küçük kanamalar zamanla vücut tarafından yok edileceğinden ameliyat edilmez. Ciddi kafa travmaları sonrası hastada günler yada aylar sürebilen hatta nadiren kalıcıda olabilen baş ağrısı, baş dönmesi, dengesizlik, epilepsi (sara) nöbetleri ortaya çıkabilir. İlaçla tedavileri mümkündür. Nadiren kafa travmaları sonrası kafa tabanı kemiklerindeki kırıklardan beyin omurilik sıvısı (BOS) sızıntısı olabilir. Hasta burnundan bir sıvının sürekli aktığını ifade eder. Bu çok önemli bir durumdur. BOS kaçağı yoluyla bakterilerin beyne ulaşarak menenjite yolaçması söz konusu olabileceğinden bu sızıntının mutlaka tedavi edilerek giderilmesi gerekir.

  • Okul öncesi çocukluk çağı düşmeleri ve kafa travmaları

    Beyin travmaları, önemli bir halk sağlığı problemidir. Genellikle trafik kazaları, düşmeler, darplar ve spor yaralanmaları sonucu gelişir. 45 yaş altı yetişkinlerde ve çocuklarda en sık hastaneye başvuru nedenleri arasındadır. Kafa travmaları, her zaman ağır travmalar tarzında olmamakta, bazen önemsiz gibi görülen veya çok kısa süreli bilinç kaybına neden olup düzelen, yapılan tetkiklerde ciddi bir birincil hasarın görülmediği hafif kafa travması olarak da sınıflandırılmaktadır. Son yıllarda bu konuda yapılan çalışmalarda; Tekrarlayan travmaların beyinin yüksek fonksiyonlarında hasar oluşturabileceği ve zeka fonksiyonlarını etkileyebileceği iddia edilmektedir. Burada dikkate edilmesi gereken tek tek ufak travmalar değil sürekli ve yenileyen travmalardır. Ayrıca hepimizin tecrübesi hiç bir çocuktan düşemeden büyümez. Burada ayrımı iyi yapmak gerekir. Okul öncesi dönem çocuklarında düşmeler ve kafa travmaları anne ve babaların sık karşılaştı sorunlardır. Bu dönemi 2 yaş öncesi ve 2-7 yaş arası olarak ikiye ayırarak incelemek doğru olur.

    İki yaş öncesi dönemde bebeğimiz daha yeni yürümeye başlamış, beyinin ve kasların fonksiyonları henüz oluşmuş ve olgunlaşma devam etmektedir. Yatarken, otururken ve yürürken kendini koruma, tehlikelerden uzak durma yetisine ve reflekslerine sahip değildirler. Yaşına uygun olarak, yattığı yerde dönebilir, emekleyebilir, oturabilir, destek alarak veya almadan yürüyebilir. Bunları yaparken yattığı, oturduğu yerden düşebilir, yürürken dengesini kaybedip yada ayağı takılıp düşebilir. Bu yaş grubunda baş yetişkinlere oranla çok büyük, kafatası kemikleri daha yeterince olgun ve sert değildir, travma direk olarak beyin dokusunda hasar oluşturabilir. Buna karşılık doğa bu zayıflığı, beyinin elastikiyet ve esnekliğini ileri derecede artırarak azaltmaya çalışmıştır. Bu yaş grubunda başa gelen darbelerde, kafatası sanki bir pinpon topu gibi davranıp çöker ve sonra hemen eski halini alır, alttaki beyin dokusuda son derece elastik olduğu için bunu en az hasarla atlatmaya çalışır. Ancak tüm bunlar belli snırlar içinde gerçekleşir. Eğer tavma yeterince şiddetli ise, savunma mekanizmaları yeterli gelmez, kemik ve beyin dokusunda çeşitli düzeylerde hasar ve kanamalar ortaya çıkabilir.

    Travma geçirmiş veya geçirdiğinden şüphe edilen bebekte, biz hekimler olarak bir takım işaretleri ararız. Çocuğun yaşı, düştüğü yükseklik, zemin, düşme hızı ilk planda travmanın ciddiyeti konusunda bir fikir oluşturur. İkinci aşamada bu olaydan sonra çocukta oluşan değişimler, bilinç kaybı, uyku hali, kusma veya normal olmayan her şey bizim dikkatimiz çeker. Üçüncü aşamada muayene ve gerekirse radyolojik bulgular bizi sonuca götürür. Her zaman ilk 24 ve 48 saat önemlidir ve başlangıçta çocuk tamamen normal olsa da sonradan yeni bulgular ortaya çıkabilir. Bu nedenle travma sonrası 24-48 saat çocuğun ya ailesi tarafından yada gereğinde hastanede hekim tarafından takibini ve bu süre sonunda tekrar kontrolü öneririz.

    Pratik olarak böyle bir olayla karşılaşıldığında, eğer çocukta normal dışı kusma, uyku hali veya bilinç kaybı varsa, gözle görülür bir şişlik, morarma mevcuttsa ve kasılma nöbeti olmuşsa, travmanı şiddetine bakılmaksızın hızla hekime götürülemesi gerekir. Bilinci kapanmış çocuklarda başın arkaya yatırılıp, dilin bir kaşık arkası ile bastırılması çok önemli olan hava yolunu açık tutacak son derece faydalı bir işlemdir. Şiş olan yere soğuk tatbiki hem kanamayı hemde şişliği azaltır. Bu sırada zaman en büyük düşmandır ve hızlı ama panik yapmadan davranmak gerekir.

    Bu tür travmalardan korunmak için :

    1- Evde çocoğun başına kadar olan mesafedeki sert, keskin, sivri ve kenarları olan eşyaların uzaklaştırlması veya çevrelerinin yumuşak lastik veya sünger ile kaplanması,

    2- Zeminin yukşak ve kalın halı benzer malzemelerle örtülmesi,

    3- Çocuğun tırmanıp üzeriden düşebileceği eşayaların örneğin sandalyalerin kapatılması,

    4- Yatağının yanlarında koruma bariyerlerinin olması veya yatağın yere yakın yapılması

    5- Mümkün olduğu kadar çocukların gözetim altında kalması,

    6- Yürürken bilek dahil elinde tutulması

    gibi önlemler faydalı olacaktır. İki ve 7 yaş arası düşmeler çocukların daha hareketli, kas yapılarının daha güçlü olması nedeni ile bebeklik çağı düşmelerinden daha farklıdır. Bu dönemler de balkon, pencere, ağaç gibi yerlerden düşmeler daha sıktır ve iç organ hasarları ile eklem kırık ve çıkıklarıda olabileceği daha ciddi sonuçlanırlar. Kafatası kemikleri bu yaş grubunda artık sertleştiği ve esnekliğini kaybettiği için kırık, çatlak, çökme ve beyin dokusunda hasar riski artmıştır. Bebeklerden farklı olarak kendilerini daha iyi ifade ettikleri için takipleri daha rahattır. Travmanın şiddeti, travma sonrası dönem, klinik bulgular ve takip bebeklerde olduğu gibidir. Bu yaş grubunda yukarıda önlemlere ek olarak;

    1- Kapı ve pencelerin açık tutulmaması, önlerinde üzerine çıkabileceği eşya ve diğer malzemelerin uzaklaştırlması,

    2- Bisiklet ve benzeri araçları kullanırken kask, dizlik ve disrseklik kullanması, uygun olacaktır.

  • Ruhsal travma

    1. Travma nedir, Ne değildir?
    2. Travmaya sebep olan olaylar nelerdir
    3. Psikoterapistler ve psikanalistlerin Bu konuda görüşleri nelerdir(hanna Levenson James Masterson kenberg
    4. Kuramların travma hakkında yaklaşımları nelerdir
    5. Travma örnekleri
    6. Post travmatik stres bozukluğuı ve travmanın birbirinden farkları ortak özellikleri nelerdir
    7. Travmanın tedavi yaklaşımları nelerdir
    8. Travma ruha neler yapar?
    9. Tedavi metotları nelerdir?
    10. Travma tedavisinde dikkat edilmesi gereken hususlar?
    11. Travma tedavisinde süreç nasıl devam eder
    12. İyileşmenin belirtileri nelerdir?
    13. Ruhsal travmayı anlamak?
    14. Travma Beyni Nasıl etkiler?
    15. Günlük hayattaki travma örnekleri?
    16. Konu hakkındaki yayınlar yazarlar kitaplar belgeseller
    17. Aydınlatılan noktalar, Aydınlatılmayan yerler nelerdir?

    Travma ani beklenmedik Olaylardır.

    Travma dıştan gelir.

    İnsanlar Travmaya farklı tepkiler verirler. Verdikleri tepkiler Patolojinin kendisi değildir. İnsanlar travmaya Nasıl tepki verirler?

    İnsanlar travmadan nasıl etkilenirler?

    Travmayı kolaylaştırıcı faktörler nelerdir?

    Tüm canlılar doğarlar büyürler ve ölürler. Bu optimal Bir çizgidir. Doğal akışında herşey iyi gittiğinde kişi Abraham Maslow ‘un kendini olgun insan yapma potansiyeline sahiptir.

    Doğal akış insan yavrusunun güvende, sıcak, etkiye tepkinin olduğu, genetik olarak sağlam, annenin ve babanın insan yavrusunun ihtiyaçlarını karşıladığı güven duygusunun olduğu uygun ortam demektir. Bu uygun ortam içerisinde İnsan yavrusu hayal dünyasını ve gerçek dünyayı anlayabilecek Hissedebilecek düşünebilecek hareket edebilecektir. Hayal dünyası zengin gerçek dünya ile uyumlu bir sürecin devam ettiği bir hayat hikayesi yazacak kendiliği olacaktır.

    Kendi sınırlarını bilen, Kendini tanıyan, kendi duygularının ve kendi vücudunun her an farkında olarak hayatı coşkulu, meraklı, sorgulayan, güvende, yaratıcı, Kendini seven, kendine güvenen, insanları seven ,insanlara güvenen Ve kendi amaçları hayalleri idealleri için sonuna kadar çalışan azim eden bir hayat yaratacaktır. Hayattaki engeller ve kolaylıkları anlayabilecek ve bunlarla kendi istediği hayatı kurabilecektir. Böyle bir insanın kendi ile ilişkisi diğer insanlarla ilişkisi , diğer canlılar ile ilişkisi Ve Allahla ilgili ilişkisi sağlıklı olacaktır.

    Bu insanın çok zorlandığı ,yalnız kaldığı, yardıma ihtiyacı olduğunda kolaylıkla diğer insanlardan yardım alabilecek, kendi kendine yardım edebilecek ve yaşadığı zorlukların üstesinden geleceğine inanacaktır. Çaresizlik içinde kıvranıp başkalarından bu olayı çözmelerini istemek yerine kendisinin bunun üstesinden nasıl geleceğini araştıran sorgulayan bir Kendilik yapısı olacaktır.

    Kendi gerçeğini anlayabilen ve bunu anlatabilen bir beceriye sahip olacaktır. Kendisi dışındaki dünyayı anladığı, gördüğü, hissettiği, istediği şekilde değil, her insanın farklı olduğunu, özelliklerinin farklı olduğunu, kapasitesinin farklı olduğunu anlayabilecek, hayatın gerçekliğini öğrenmeye açık olacaktır. Bu ölünceye kadar devam eden bir zenginleşmeye gidecektir.