Psikolojik travmalar için genel bir tanım yapmak gerekirse “bireyin kişiliği ve ruhsal yapısı üzerinde şu
veya bu ölçüde kalıcı bir etki bırakan olağandışı, felaket niteliğinde bir yaşantının anılarından
kaynaklanan bir rahatsızlık ve bunaltı durumu” kapsayıcı tanımlardan birisidir.
Travmalar doğal olaylar aracılığı ile olabileceği gibi (deprem, yangın, sel vb.), insan eli ile de olabilir
(savaş, ölüm, boşanma, istismar vb.) ve kişilerin etkilenme oranları da aynı şekilde değişiklik
gösterebilir. Hızla ilerleyen kentleşme süreci doğal ve insan eli ile travma arasındaki çizgiyi gittikçe
soluklaştırmaktadır. Aynı zamanda bahsettiğim iki kümenin de ortak yanı kontrol dışı ve ani
gelişmesidir.
Travmanın en genel etkileri uyum mekanizmalarını ve işlevselliği (gündelik hayattaki olağan süreci)
etkilemesidir diyebiliriz. Bu etki; anıların bunaltıcı şekilde canlanması, tetiklenmesi şeklinde
olabileceği gibi uyku süreçlerinde de kâbus, karabasan olarak görülebilir.
Etkilenilen noktada önemli olan “neden beni etkiledi de x kişisini etkilemedi” sorusunun cevabını
bulmaya çalışmak değildir. Çünkü etkilenme, geçmiş öykü, fizyolojik, psikolojik yapı ve bu etkenlere
bağlı birçok dinamiği içermektedir. Aynı sebeple bir kişi için çok yaralayıcı olan travma başka bir kişi
için çok daha olağan karşılanabilmektedir. Ek olarak bu süreçte kontrol odağı kavramı, benlik algısı
öğeleri etkilidir.
Travma ve travmaya bağlı ortaya çıkan durumlar kişiyi bir kısır döngüye sokacağı gibi günlük
hayatındaki işlevlerinden de alıkoyar. Bu kendini besleyen bir sistemdir. Şunu bilmek gerekir ki
kişilikler, yapılar biricik ve görecelidir. Kişiyi ve işlevini travmatik etkilerin gölgesinden çıkartabilmek
adına yapılacak sağlıklı çerçeve ve işbirliği içinde yürütülecek profesyonel ruh sağlığı hizmetlerinin
(Psikoterapi uygulamalarının dâhil edildiği psikolog, psikolojik danışman, psikiyatrist) etkililiği
başarılıdır. Bu çalışmalar ise yaşantılara dayalı yapılmış yanlış kodlamaların düzeltilmesine yöneliktir.
Etiket: Travma
-

PSİKOLOJİK TRAVMA
-

Travama Sonrası Stres Bozukluğu
Tüm dünya ile birlikte ülkemizde de travma ve ilişkili bozukluklar hızla artıyor.
Ülkemiz gerek deprem kuşağında yer alması, gerek bölgesindeki savaş ve göçler, gerekse tırmanışta olan terör ve şiddet ( kadına, çocuklara vb.) olaylarıyla birlikte düşünüldüğünde özellikle ana belirtisi kaygı ve korku olan Travama Sonrası Stres Bozukluğu açısından riskli bir coğrafya üzerindedir.
Travma hayatımızın normal akışını bozan, şok edici, sarsıcı, yoğun stres ve kaygıya yol açan, yaşamımızı sekteye uğratan olaylardır.
Travmatik durumlarda aşırı uyarılma, ani tepkiler verme, olayı hatırlatan durumlardan kaçınma, olayları tekrar tekrar yaşantılama, kabuslar görme, donakalma, tepki verememe, uyuşukluk hali, kontrolü kaybetme hissi, terleme, titreme, olayın belli kısımlarını hatırlayamama gibi belirtiler görülebilir.
Travma güvende olma duygusunu zedeler. Ancak herkesin travmadan etkilenme derecesi ve verdiği tepkiler farklıdır. Bizi çok etkileyen bir olaydan bir başkası hiç etkilenmeyebilir.
Her üç kişiden biri, hayatlarının belli bir evresinde, travmatik bir olaya maruz kalır. Travma Sonrası Stres Bozukluğu olaya maruz kalanların % 10-15’ini etkilemektedir. Bununla birlikte çoğu kişi Travma Sonrası Stres Bozukluğu TSSB yaşasa bile, bu konuda bir yardım almamıştır. Oysaki son derece etkin tedaviler ile rahatlamak mümkündür.
Travmatik anılar normal anılardan farklı olarak istemediğimiz anlarda ve istemediğimiz yoğunlukta ve istemediğimiz duygular ile birlikte gelerek hayatı kabusa çevirirler. Beynimiz travmatik anıyı normal anıya çevirmek için tekrar tekrar uğraşır. Buda yeniden yaşantılama dediğimiz olayı tekrar tekrar ortaya çıkartır. Bu noktada bir uzmanın yardımı şarttır.
Tedavide İlaç tedavileri ve psikoterapi seçenekleri söz konusudur. Farklı tedavi seçenekleri olmakla birlikte travma denince akla ilk gelen en etkin tedavi EMDR dir. EMDR ( Eye movement desensitization and reprocesing) Göz hareketleri ile duyarsızlaştırma ve yeniden yapılandırma tedavisidir. Ehil kişilerce uygulandığında son derce etkili ve yüz güldürücüdür. En güzel tarafı hasta hiç fark etmeden, kendi kendine, beyninin her iki lobunun aynı anda uyarılması prensibi ile iyileşir. Terapist bir rehber, yol gösterici ve refakatçidir.
-

EMDR
Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (Eye Movement Desensitization and Reprocessing: EMDR); savaş stresi, taciz, doğal afetler veya çocukluk döneminde yaşanan örseleyici olaylar gibi rahatsız edici yaşam deneyimlerinin neden olduğu duygusal sorunların yanı sıra, fobi, performans kaygısı, panik bozukluk, beden algısının bozukluğu, çocuklarda travma belirtileri, yas, kronik ağrı, taciz, tecavüz ve başka sorunların tedavisinde kullanılan psikodinamik, bilişsel, davranışsal ve danışan merkezli yaklaşımlar gibi çok iyi bilinen farklı yaklaşımların öğelerini bir araya getiren bütüncül bir psikoterapi yöntemidir.
EMDR’nin TSSB’de etkili olduğu kanıtlanmıştır . EMDR’nin belirtilerde bir çok tedaviden daha hızlı düzelme sağladığı ve daha az tedavi seansı gerektirdiği ve travma odaklı kognitif bilişsel terapi ile eşit etkili olduğu bildirilmiştir.
Yaklaşık 2 milyon kişinin farklı tiplerde psikolojik rahatsızlıklarının başarıyla tedavi edilmesini sağlamıştır. EMDR’nin gelişimi 1987 senesinde, Dr. Francine Shapiro’nun göz hareketlerinin rahatsız edici düşüncelerin şiddetini azaltabildiğini tesadüfen keşfetmesiyle başlamıştır. Sonrasında EMDR, tüm dünyadan terapistlerin ve araştırmacıların katkılarıyla hızla gelişmiştir.
EMDR terapi literatüründe ‘kısa süreli terapiler’ grubunda yer alır. EMDR tedavisinin ne kadar süreceği sorunun tipi, danışanın bugünkü yaşam koşulları, önceki travmaların sayısı ve etkisi ile bağlantılıdır. Her kişinin bilgileri kendi değerleri ve deneyimleri doğrultusunda kendine has bir biçimde işlemesi de süreyi etkiler. Ancak genel olarak 6-8 seans tek travma için yeterli olmaktadır.
EMDR teorisinin altyapısını oluşturan Adaptif Bilgi İşleme Modeline göre beyin, fizyolojik temelli bir sistemle, her yeni deneyim aracılığı ile kendisine ulaşan bilgiyi işler ve işlevsel hale getirir. Duygu, düşünce, duyum, imge, ses, koku gibi bilgiler işlenip ilişkili anı ağlarına bağlanarak bütünleşir. Böylece o deneyimle ilgili öğrenme gerçekleşir. Edindiğimiz bilgiler gelecekte tepkilerimizi uygun bir şekilde yönlendirmek üzere depolanmış olur.
Bu sistem normal çalıştığında ruh sağlığını ve insan gelişimini öğrenme yoluyla desteklediği için adaptif, uyumlu bir mekanizma olarak kabul edilir.
Travmatik veya çok fazla rahatsız eden olaylar yaşandığında bu sistem bozuluyor gibi gözükmektedir. Yeni bilgi işlenip mevcut anı ağına entegre olmaz. Deneyimi anlamlandırabilmek için anı ağlarındaki işlevsel bilgilerle bağlantı kurulamaz ve akıl sağlığına uygun sonuçlar çıkarılamaz. Sonuç olarak öğrenme gerçekleşmez. Duygular, düşünceler, imgeler, sesler, beden duyumları yaşandığı haliyle depolanır. Bu nedenle bugün yaşanan bazı durumlar bu izole kalmış anıları tetiklerse, kişi o anının bir kısmını ya da bütününü yeniden yaşar gibi etkilenir.
EMDR’ye göre rahatsızlıkların, olumsuz duygu, düşünce, davranış ve kişilik özelliklerinin arkasında uyum bozucu, işlev bozucu, işlenmeden ve izole bir şekilde depolanmış bu tür anılar yatar. Kişinin kendisi ile ilgili olumsuz inançları (örn: Ben aptalım), olumsuz duygusal tepkileri (başaramamaktan korkma) ve olumsuz somatik tepkileri (sınavdan önceki gece karın ağrısı) problemin kendisi değil, semptomları, bugünkü dışavurumlarıdır. Bu olumsuz inanç ve duygulara yol açan işlenmemiş anılar şimdiki zamandaki olaylar tarafından tetiklenmektedir.
Doğal afetler, büyük kazalar, kayıplar, savaş, taciz, tecavüz gibi önemli travmaların yanı sıra, başta çocukluk çağı olmak üzere her yaşta yaşanan ve etkisi travmatik olan her tür yaşantı; günlük hayatta aile, okul, iş çevresinde yaşanan olumsuz olaylar, şiddete maruz kalmalar, aşağılanmalar, reddedilmeler, ihmal ve başarısızlıklar işlenememiş anılar arasında yer alabilirler.
EMDR, bu tür izole anıların işlenmesini sağlayan fizyolojik temelli bir terapidir. Beynin zamanında yapamadığı işlemi yapmasını sağlar. Kilitli kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin sağlanarak bilginin adaptif bir şekilde depolanması mümkün olur. Danışan artık rahatsız olmaz ve anıyı yeni ve sağlıklı bir perspektiften görür.
EMDR terapisi ile sadece semptomlar ortadan kalkmaz. Yeni bakış açısının kazandırdığı pozitif inançlar ve olumlu duygular kişinin kendisine, ilişkilerine, dünyaya bakışını da olumlu yönde değiştirip kişisel gelişim sağlar.
-

EMDR TERAPİSİ (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme Terapisi) NEDİR VE NASIL UYGULANIR?
EMDR Terapisi’ne, göz hareketlerinin rahatsız edici düşüncelerin şiddetini azaltabildiğinin tesadüfen
keşfedilmesi ile başlandı. EMDR, güçlü bir psikoterapi yaklaşımıdır. Travmatik deneyimlerle ilişkili olduğu
bilinen beynimizdeki limbik sistem ve amigdalaya etki ettiği öne sürülmektedir. Travmatik anılar, uzun
süre boyunca beynimizin epizodik hafıza bölümünde sıkışık kalır. Terapi sırasında göz hareketleri ile
beynimizin sağ ve sol yarımküreleri uyarılarak beynimizde kilitli kalmış anıların diğer anılarımızla ilişki
kurması sağlanır. EMDR’nin iki yönlü uyarımı içeren tedavi prosedüründe, nörobiyolojik
mekanizmalarımızı uyararak epizodik hafızamızda kilitli kalan, anlatmak istemediğimiz anılarımızın
harekete geçerek semantik hafızamıza geçmesini sağlanır.Her türlü psikolojik problemin kaynağı olarak kişilerin yaşadıkları anıların, geçmiş yaşantılarında
hissettikleri duygu ve düşüncelerin bugün ve yarınlarını yönettiği düşünülmektedir. EMDR Tedavisi ile
travmanın yarattığı duygusal kilitlenmişliği açar, kişilerin geçmişlerinin izlerinden kurtularak hayatlarına
devam etmesi ve bugün ki problemleri ile daha güçlü kaynaklarla baş edebilmeleri amaçlanır. EMDR
terapisi ilk görüşme ve problemin tanımı 50 dakika, devam eden tedavi seansları 90 dakika olarak
uygulanmaktadır. Bu terapi hızlı ve etkili bir yöntemdir.Tedavi sonrasında kişi, problemlerini anlatmaktan artık rahatsızlık duymaz. Anılarını yeni ve sağlıklı bir
bakış açısıyla görür. Önceden yaşadığı olayların geçmişte kaldığına gerçekten inanır ve artık onu olumsuz
etkilemediğini bildirir.EMDR TERAPİSİ (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme Terapisi) HANGİ ALANLARDA
KULLANILIR?Herkesin geçmişte yaşadığı büyük veya küçük travmalar olabilir. Kişinin küçüklüğünde yaşadığı olumsuz
durum onun üzerinde travmatik etki bırakmış ve o kişinin geleceğini etkilemiştir. EMDR Terapisi; travma
sonrası stres bozukluğu, yas, depresyon, bağımlılıklar, cinsel istismar,depresyon, özgüven problemleri,
sınav kaygısı, doğal afetler, çocukluk döneminde yaşanan üzücü olayların neden olduğu duygusal
sorunların yanı sıra fobi, kaygı ve panik bozukluklarını gidermek için de kullanılan bir tedavi yöntemidir. -

ACI HATIRA TRAVMA
İçinde bulunduğumuz son yüzyılda ve özellikle son yıllarda insanların hayatını
kolaylaştıracak birçok önemli gelişmenin yanında savaşlar doğal afetler gibi olumsuz etkileri
olan olaylarda yaşanmıştır. Bu olumsuz olaylar insanlar üzerinde psikolojik travmaya yol
açmıştır. APA ’nın tanımına göre psikolojik travma, travmatik yaşantılar, ölün tehdidi ya da
gerçek bir ölüm durumu oluşturan, insanların vücut bütünlüğüne yönelik bir tehdit oluşturan,
kişinin kendi yaşantısı veya tanık olduğu olaylardır (1994). Pearlman & saakvitne ‘nin
tanımına baktığımızda travma insanların fiziksel bütünlüğünü, yaşamsal faaliyetlerini tehdit
eden ve duygusal anlamda bu durumla baş etmekte zorlandığı yaşanmış olaylar ve durulardır
(1995).
Psikolojik travma oluşumlarına göre ikiye ayrılır. Bunlardan ilki doğal yollarla oluşan
insan etkisinin olmadığı deprem, sel vb. doğal afetlerdir. İkincisi ise insanların oluşturduğu
travmalardır. Bu ikinci kısımda kendi arasında ikiye ayrılır. Bunlardan ilki kaza yoluyla
oluşan trafik, nükleer, uçak tren gibi kazalardır. İkincisi ise bilerek ve belli bir amaç
doğrultusunda yapılan tecavüz, soykırım, savaşlar, işkence ve terör olayları gibi olaylardır.
Travma Kişisel Bir Olgudur
Aynı olayı yaşayan farklı bireyler bu olaydan farklı duygular ve etkiler yaşayabilir. Bu
olayı yaşayan bazı bireyler için bu durum travma iken bazıları için olmayabilir. Olayın
travmatik olup olmaması kişinin algılayışına, duygu ve düşüncelerini ne kadar olumsuz
etkilediğine kişinin o olaya yüklediği anlama bağlıdır.
Olayın kişi tarafından algılanışı farklı olsa da eğer bir travma yaratıyorsa bu kişinin dili,
dini, ırkı, cinsiyeti ne olursa olsun gösterdiği davranış, mimik, hisler, döngü ve tepki aynı
olur. Bu aynı tepkiler psikolojinin uluslararası bir dili olduğunun göstergesidir.
Travmaya Yönelik Tepkiler
Duygusal tepkiler: Kişi travmatik bir olaya maruz kalmışsa yoğun stres altında
olduğundan ortaya çıkan korku, üzüntü, karamsarlık, şok hali, suçluluk, çaresizlik, endişe,
değersizlik, yabancılık, yalnızlık gibi duygusal durumların ilk iki hafta içinde görülmesi
normaldir. Bu durum iki haftadan fazla devam ederse psikolojik bir soruna işaret edebilir.
Fiziksel tepkiler: Kişi yoğun stres altında bulunduğunda vücudunun sempatik ve
parasempatik sistemine bağlı olarak baş ağrısı, mide bulantısı, kalpta ve boğazda sıkışmalar,
iştahın artması veya azalması buna bağlı kilo kaybı/artışı, uyku problemleri, titreme vb.
durumlar ortaya çıkar.
Zihinsel tepkiler: Kişi yoğun stres altında zihnini büyük kısmının olaya
odaklanmasından dolayı zihnini etkin kullanamamasına bağlı olarak zaman/ mekan algısında
düşüklük, hafıza problemleri, kafa karışıklığı, şaşkınlık, dalgınlık vb. tepkiler gözlemlenir.
Davranışşal tepkiler: Olaya bağlı yoğun stres durumlarında kişi evde, okulda, işteki
arkadaşlık, eş, ebeveyn gibi rol ilişkilerinde güvensizlik, tedirginlik, içe kapanma, kendini
yalnız ve reddedilmiş hissetme, ön yargılı davranışlarda artış ve bunu sürekli kontrol etme
ihtiyacı olarak özetlenebilir.
Travma Sonrası Bireyin Yaşadığı Duygular
Travmatik olay sonrasında kişide üç ana duygu yaşanmaktadır. Bunlar :
1) Bir kısmı sorumlulara ancak büyük bir kısmı hedefe yönlendirilmiş yoğun öfke
duygusu,
2) Eğer olayda bir kayıp yaşanmışsa buna ilişkin yoğun üzüntü durumu,
3) Olayın tekrar yaşanabileceğine ilişkin yoğun korku hissi.
Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)
Travmanın tanımına tekrar bakacak olursak kişi ölüm ya da ölüm tehdidi, vücut
bütünlüğüne yönelik bir tehdit olaylarını kendisi yaşamış ya da böyle bir olaya şahit olmuştur.
Kişi bu duruma karşı aşırı korku, çaresizlik veya dehşete düşme duygularıyla tepki vermiştir.
Yapılan araştırmalara göre travmatik olaydan sonra TSSB ‘ye yakalanma oranı bazı
farklılıklar gösteriyor: kadınlar erkelerden 2-3 kat daha fazla, geçmişte psikolojik sorunlar
yaşayanlar yaşamayanlara göre, yakınlarında psikolojik sorun yaşamış ya da yaşayanlar
olmayanlara göre daha fazla risk altındadır.
TSSSB Belirtileri
Travmatik olaylara maruz kalan her üç kişiden ikisi bu olayı hafif düzeyde bir stresle
atlatabilmesine rağmen bu üç kişiden biri TSSB habercisi olabilecek daha yoğun stres
tepkileri yaşamaktadır. TSSB belirtilerini maddeler halinde verecek olursak:
1) Olayla ilgili hatıralar sık sık göz önüne gelir,
2) Olayla ilgili sık tekrar eden kabuslar görülür,
3) Bazen olayı yeniden yaşıyormuş hissine kapılır ve o şekilde davranışlar gösterir.
4) Olayı hatırlatan en ufak ayrıntıda bile aşırı tepkiler verilir,
5) Olay anının önemli bir bölümü unutulur,
6) Olaydan önceki hayatında yaptığı, ilgi duyduğu ve zevk aldığı herşeye karşı önemli
bir şekilde ilgi azalır,
7) Etrafındaki insanlardan uzaklaşma ve yabancılaşma hissedilir.
Bu belirtilerin 1 aya kadar yaşanması normal sayılırken bu süreden fazla devam etmesi bunun
yanında kişinin sosyal ve mesleki hayatında bozulmalar ve uyku problemleri birkaç geceden
fazla devam ederse psikolojik desteğe ihtiyaç vardır.
TSSB Riski Oluşturan Faktörler
Yapılan araştırmalara göre kişinin travmatik olaydan önce yaşamış olduğu benzer
olayların olması ya da farklı stres oluşturan durumların içinde bulunması TSSB riskini
arttırıyor. Bunun nedeni geçmişte olan olayların tekrar alevlenmesidir. Bunun haricinde
belirlenen risk faktörleri ise şunlardır:
Olayı doğrudan kendisinin yaşamış olması,
Oluşumuna göre ikinci grupta yer alan insan eliyle yapılan travmatik olaya maruz kalınması,
Kadın, bekar, dul, çocuk ve yaşlı gibi daha mücadele imkanı az olan gruplar,
Tıbbi, psikolojik ve sosyal yardım ve destek kuluşlarına ulaşamamak ,
Düşük sosyo-ekonomik düzey,
Kişinin kendisinin ya da ailesinin geçmişinde psikolojik ya da psikiyatrik sorunlar bulunması
vb. TSSB’ye yakalanma riskini arttırmaktadır.
Yapılan ilginç bir araştırma ise travmatik bir olay yaşayan kişinin beklenenin aksine aynı
travmatik olay oluşturacak olayları ve durumları oluşturacak ya da oluşması ihtimal yer,
zaman, kişi gibi ögelerin olduğu bir döngü içine girer. Bu bilinçli olarak yapılan bir durum
olmamasına karşın kişinin bilinç altında buna iten nedenin hikayenin sonunu değiştirme
isteğin duymasıdır. Geçmişte kontrol edemediği durumu kontrol altına alma gayretiyle aynı
travmatik olayın içine girerek sürekli bir döngü oluşturur.
Bireylerin TSSB İle Mücadele Etmek İçin Başvurdukları Sağlıksız Yollar
1) Alkol ve madde gibi bağımlılıklar
2) Tehlike oluşturacak cinsel ilişki
3) Şiddet
4) Kendine ve çevresine zarar verici davranışlar
5) Aşırı ya da hiç yemek yememe davranışları
TSSB İçin Öneriler
Birey olaydan sonra yaşanan ve uzun süren, rahatsızlık veren duygu ve düşüncelerden
kurtulmak istemektedir. Ancak unutulmamalıdır ki bu süreç öyle hemen olacak bir süreç
değildir. Uzun zor ve acılı bir dönemdir. Bu dönemin aşamaları şöyledir:
1) Kabul: Kişi yaşananları inkar eder ya da düşünceleri bloke ederse iyileşme olmaz.
Bunun için bireyin öncelikle TSSB ‘yi ve olayı kabul etmesidir.
2) Terapi: Öncelikten sonra önem sırasına gelirsek atılması gereken en önemli adım bir
psikolojik danışmaya/ terapiye gitmektir. Bu süreçte danışman/terapist bireyle tam
anlamıyla empatik bir bağ kurabilirse kişin tüm hayatı olumlu yönde değişebilir.
3) Hassasiyet azaltma: Terapiye başladıktan sonra çok duygusal ve acılı bir süreç
fakat yaşanması gereken yüzleşmeye başlanır.
4) Yeniden işleme: terapistin yardımıyla yeniden canlandırma aşamasıyla beyin
yeniden işlenerek olumsuz düşünce şekli değiştirilmeye çalışılır.
5) Yeniden yapılandırma: Kişi bu dönemde yalnızlaşma içine girmiştir ve bu
şekilde yaşamak doğru olmadığından hayatına ona iyi gelecek aktiviteler eklenir.
6) Stresi azaltma: Stresi azaltmak için meditasyon, yoga, nefes egzersizleri gibi
teknikler kullanılır.
7) Kokularla yüzleşme: Yeniden yapılandırma süreciyle birlikte tekrarlayan
korkular gözlemlenebilir.
8) Zamana bırakma: En başta da belirtildiği gibi bu bir süreçtir. Bir gecede iyileşme
beklenmemelidir.
-

Bunu hangi sen yapıyor?
Hiç benliğinizin birden fazla parçadan oluştuğunu düşündünüz mü?
Noam Shpancer “İyi Psikolog” adlı romanında bir psikoterapistin öyküsünü anlatıyor. Babası tarafından erken yaşta tacize uğramış bir danışan ile yaptığı seansta terapist şöyle bir müdahalede bulunuyor:
“-Babanız yanıldı…Size karşı davranışları sizi değil onu yansıtır.
-Ben ondan geldim.
-…Ondan geliyorsunuz ama ne osunuz ne de onunsunuz. Babanızın sözleri artık hayatınızda bir etki yaratamaz. Çocukken başka şansınız yoktu. Ona inanmak zorundaydınız. Artık çocuk değilsiniz. Bir şeyler biliyorsunuz. Kötü ve değersiz olmadığınızı biliyorsunuz…Babanız burada değil ve siz de artık çaresiz bir çocuk değilsiniz. Biliyorsunuz ki acınız çocukluk döneminden geliyor ama artık siz çocuk değilsiniz. Yetişkin bir kadınsınız. Olgun,güçlü, bağımsız bir kadın…”
Terapistin burada yapmaya çalıştığı şey travmaya uğramış tarafın danışanın geçmişteki çocukluğuna dair parçasının olduğu ama içinde bulunduğu yaşta benliğin hepsinin travmatize olmadığı, bir de yetişkin tarafının da olduğunu danışana hatırlatmaya çalışmak; çünkü travmalarda Prof. Dr. Franz Ruppert’in de aşağıda belirttiği gibi ruh yani benlik bölünür:
” Travma kavramının özünde ruhun bölünmesi vardır. İnsanoğlunun travmatik deneyimlerle baş etmede kullandığı doğal yol, kişinin duygusal ve ruhsal yapısının bölünmesine dayanır. Bu, travmanın yarattığı koşullar altında, algı, düşünce ve anıların bütünselliğinden oluşan bir sisteme artık ait olmadığımız anlamına gelir…Ruhun bir parçası, olabildiğince travma durumundan korunur. Bu ruhun sağlıklı parçasıdır. Travmaya rağmen sonradan gelişebilmeyi başarır (kendisini kurban olarak görmeyen dayanıklı insan tavrı ile). Travma deneyiminin kaydını tutan diğer parça ise ruhun travmatik parçası olarak kalır. Bir parça daha yaratılır ki bu da travma parçasının ayna imgesidir ve sadece travmatik deneyimin üstesinden gelmekle meşguldür. Bu da hayatta kalma parçasıdır. Hayatta kalma parçası büyürken ruhun travmatize parçası o olayın olduğu zamanın dışında kalır. Çünkü bölünme olayı olduktan sonra travmanın şiddetine göre yeni deneyimler yaşayamaz. Geri kalan yaşamında travmanın oluştuğu dönemdeki gelişim düzeyinde kalır. Sadece travmanın anısını yaşatmakla ilgilenir. Gerçeklikle bağı kopar.”
Ruppert’in de belirttiği gibi ruhumuz her travmada travmatize taraf, hayatta kalan taraf ve sağlıklı taraf olarak üçe bölünür ve bu taraflardan her birinin yaşamın farklı anlarında aktive olur. Çoğunlukla travmanın oluştuğu gelişim düzeyinde takılı kalan travmatize taraf, travmayı kendisine hatırlatan bir olay yaşadığımızda aşırı tepki vermemize neden olur; çünkü canı o kadar yanar ki gerçeklikle bağı kopar. Bu nedenle siz babası ile çocuklukta çok sorun yaşamış bir kişinin yöneticisine karşı aşırı öfkeli olduğunu görebilirsiniz. “Siz ne var ki bunda bu kadar kızacak?” derken o kişinin öfkesine hakim olamadığını gözlemleyebilirsiniz; çünkü o öfke geçmişte onları yaşamış içindeki o çocuksu tarafın, travmatize olmuş parçasının öfkesidir…gösterilen öfke yöneticiye değil aslında hala babasınadır…
Ben bu ruhsal bölünmelerle sürdürdüğümüz yaşamımızı bir arabayı sürmeye benzetirim. Herkes kendi ruhundaki farklı parçaları ile kendi arabasını sürdürüyordur yaşamda… Ve danışanım bir olaya aşırı bir tepki verdiğinde ona hep aynı soruyu sorarım “Şimdi hangi sen direksiyonda? Şimdi arabanı hangi parçan kullanıyor?” Bu durum, yukarıdaki terapistin yaptığı gibi benliğin hepsinin travmatize olmuş içimizdeki çocuktan ibaret olmadığını, onu bu zamana kadar getirmiş başka güçlü tarafları da olduğunu hatırlatır danışanıma. Ayrıca bu durum danışanımım yaptığı davranışların benliğinin hangi parçasına ait olduğunu düşünmesini ve ben yanında olmasam da içinde bulunduğu çocuksu üzgün tarafın kontrolünden çıkıp sağlıklı tarafın yardımı ile yetişkince bir tutum sergilemesini sağlar. -

Çocuklara terörü nasıl anlatmalıyız?
ÇOCUK PSİKOLOJİSİ, TERÖR ve DARBE
Ülkemizde olup bitenleri yetişkin olarak bizlerin dahi anlaması son derece güçken, çocuklarımızın neden iki insanın birbirini öldürdüğünü, neden bu vatan için canını vermeye hazır olduğunu söyleyen asker ve polisin birbirine kurşun sıkıp öldürebileceğini, gecenin geç vakitlerinde sokağa çıkarak kendimizi kime karşı ve neden savunduğumuzu anlamaları oldukça zordur. Tarih boyunca “İYİ” ve “KÖTÜ” kavramı iki kutuplaşmayı yaratmış ve iki kutup da kendi anlayışları çerçevesinde toplumun sulh ve refahı için birbiriyle çatışmış, hatta öldürmek zorunda kalmıştır.
Benim bir uzman olarak özellikle terör konusunu değerlendirirken ön plana aldığım ve kendi hayatımda da uygulamaya çalıştığım şey şudur; Kontrolümüzde olmayan gelişmelerde güven, sevgi, inanç, cesaret, iyimserlik, umut konusundaki değerlerimizi kaybetmeden korumak ve yaşanan olumsuzlukları bağışıklığımızı geliştirebilme fırsatı olarak görüp soğukkanlılığımızı yitirmeden önümüze bakmamız gerekir.
Her Travma Bir İz Bırakır ve Bu İz Kalıcı Olursa Buna “Travma Sonrası Stres Bozukluğu” Denir.
Eğer siz de aşağıdaki konulardan bir veya birkaçının etkisine girdiyseniz ve STRES yaşıyorsanız muhtemelen “travmatik bir durumun stresini” alışkanlığa dönüştürmüşsünüz demektir.
-
Tekrar eden düşünceler zihninizi işgal ediyorsa. (Anılar)
-
O anlara dair hatırlamak istemediğiniz anılarınız zihninize sık sık geliyor ve beyninizde kendini yenileyerek izini pekiştiriyorsa.
-
Günlük yaşamınızdaki rutinlerinizi gerçekleştirirken isteksizlik, unutkanlık, güvensizlik, insanlardan uzaklaşma gibi normalde size yabancı olan duygular yaşıyorsanız.
-
Uyku düzensizlikleri, öfke, duygusal karmaşa, hep bulunduğunuz ortamlardan kaçma isteği, fiziksel ağrı, madde kullanımına yönelme, alkol ve sigara tüketiminde artış veya sinir boşalmalarından bir veya birkaçını bir arada yaşıyorsanız “Travmatik Stres Bozukluğu”nun belirtilerini yaşıyorsunuz demektir.
Yetişkinlerde görülen “Stres Bozukluğu” çocuk ve ergenlerde kendini biraz daha farklı belirtilerle ortaya koyar;
-
Anne-babayı kaybetme veya ayrılma korkusu
-
Kabus görme, uyku ritminin bozulması
-
Yatak ıslatma ve çığlık atarak yataktan kalkma
-
Nedeni belirsiz sıkıntı halini uzun süre devam etmesi
-
Olumsuz tasvirleri sürekli tekrar ederek oyunlaştırma
-
Eskiden normal karşılanan şeylere yönelik korku ve kaygı hali geliştirmek
-
Aşırı mutsuzluk ve bedensel ağrılar
Geçmişte yaşanmış bir travmatik öykünün varlığı ( şiddet, taciz, ölüm vb) yaşanan travmanın etkilerini arttırabilir. Bütün psikolojik rahatsızlıkların temelinde duyguların sağlıklı bir şekilde açığa çıkamaması yatar. Bu nedenle biz duygularımızı gizlemek, bastırmak veya yok saymaya dayalı bir yöntemi sağlıklı bulmuyoruz. Yüzleşmek duygulardan kaçmaktan daha zor gelse de, uzun vadede bunun yaratacağı olumsuz anıları genelleyerek geleceğin ipotek altına alınmasını önlemiş olur.
Bir travmanın en iyi yönü; onun geçmişte kaldığını ve geçmişi tekrar etmeden geleceğimizi onun etkisinden özgürleştirebileceğimizi bilmektir. Çocuklarımızı travmalardan koruyabilmek için önce kendimizi onların etkilerinden sağlıklı bir şekilde arındırabilmeyi öğrenmemiz gerekir.
İşte çocuklarınızı terör ve darbe hakkında bilgilendirmenize yardımcı olacak 10 yöntem;
Çocuklara terörü anlatmanın 10 yolu;
-
Okul çağına gelmemiş bir çocuğa çok fazla bir şey anlatmanıza gerek kalmaz. Daha oyun çağından çıkmamış ve her şeyi bir oyun olarak algılayan bu çocuğun yanında mümkün olduğu kadar olup bitenleri konuşmayın. Çocuk uyanıkken TV izlemeyin, eve gazete getirmeyin ve çocuğunuzu bir süre bu olayların yaşandığı ortamlardan uzaklaştırın.
-
Kelime dağarcığı gelişmemiş ve zengin bir duygusal potansiyeli olan çocuklara sembollerle, resim ve çizimlerle anlatımlarda bulunmak onların anlam dünyasında daha kolay kabul görecektir.
-
Çocukların terör ve benzeri ciddi olaylardan ne kadar etkilendiklerini ilk bakışta anlayamayabilirsiniz. Bu durumda çocuğun ne bildiğini, ne düşündüğünü ve içinde neler yaşadığını anlayabilmek için onu konuşturma yoluna gitmelisiniz. Hiç konuşmaması, düşüncelerini içine atması veya bu konuların konuşulmaması gerektiği düşüncesi onları hem yalnızlaştırır, hem de kontrolünüzden uzaklaştırabilir.
-
Bilgileri detaylarıyla anlatmak yerine mevcut bilgilerinden yola çıkarak anlatmakta yarar var. Çocuğun yaşı, ilgi ve merak düzeyini göz önünde bulundurarak en çok merak ettiği şeyler konusunda açıklama yapın ancak gereksiz detaylandırmalardan kaçının. Bu arada endişe içinde, kaygıları tavan yapmış ve çok korkmuş bir ebeveyn konumunda size söylediklerimizi sakince yapamayabilirsiniz; bu durumda çocuğunuzla konuşmadan önce mutlaka kendinizi sakinleştirmelisiniz.
-
Çocuğun sorularını anlayacağı dilde ve sakince yanıtlamaya çalışın. Bilgilerin tüm açıklığıyla paylaşılması çocuk için duygusal açıdan zorlayıcı olabilir.
-
Bilgi gizlemek ve yasaklar koymak işe yaramaz. Özellikle akıllı telefonu olan çocuk pek çok veriye sizden önce ulaşabilir. Bu durumda çocuğun merak ve ilgisini başka yöne çekmeye çalışın. Bilgileri gizleyen veya yalan söyleyen bir durumda olmanız ilişkinize zarar verebilir.
-
İnsanlar pek çok şeyi korkutularak ve bu korkunun etkisiyle yeterince düşünemeden yapabilirler. Çocuğunuza korkularının anlamsızlığını anlatmanız, ona güven duygusunu aşılamanız ve sizin yanınızda her zaman güvende olduğu hissini ona yaşatmanız gerekir.
-
Çocuğunuzun belli bir rutini varsa bunu mümkün olduğunca engellemeye özen gösterin. “Şuraya gitmeyeceksin”, “Şurada bulunmayacaksın”, “Yalnız kalmayacaksın”, “Beni her saat başı arayacaksın” gibi koruma amaçlı telkinler çocuğun anksiyetesini harekete geçirerek dengesini bozabilir.
-
Çocuklara terörü anlatmak konusunda dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de, şiddet uygulayanlara kesinlikle aynı şekilde şiddet uygulayarak karşılık verilmemesi gerektiğini çocuğa açıklamaktır. Eğer çocuğunuzda halihazırda şiddet eğilimi varsa ya da stres düzeyi yüksekse aksi durumda hataları şiddet uygulayarak cezalandırmaya yönelebilir veya şiddet görme korkusuyla doğrularından taviz verebilir.
-
Kriz durumunda neler olabileceğini, dışardaysa tehlike geçinceye kadar nasıl güvende olabileceğini, aile olarak birlikte neler yapabileceğinizi bir tür tatbikat gibi ama bir yandan da bir oyun gibi kurgulayabilirsiniz. Çocuk güven duygusunu en çok ailesinden edinir ve güvensizliğin bedelini canıyla olmasa bile ömür taşıyacağı duygusal gerilimlerle öder.
Ne Zaman Bir Uzmandan Yardım Almalıyız?
Travmatik olayların etkisi gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda zaman içinde ortaya çıkar. Söz konusu süre haftalar, aylar ve hatta yıllar olabilir. Bu etkileri genelde şu konulardaki değişimlerle birlikte anlarız;
“Fobiler, aşırı isteksizlik, uyku rutinlerinin bozulması, çarpıntı, nefes darlığı, yalnız kalamamak, birilerini kaybetme korkusu, aşırı hareketlilik veya aşırı durgunluk, çocuklarda tuvaletini tutma, aile bireylerine aşırı yapışma”. Eğer çocuğunuz bunlardan birkaçını bir arada deneyimliyor ya da herhangi birini çok güçlü biçimde yaşıyorsa psikolojik destek almanın zamanı gelmiş demektir.
Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.
-
-
Genital bölge travmaları (perineal travmalar, skrotum, penis ve perine yaralanmaları):
Kız çocuklarında genital bölge yaralanmaları çocuğun genellikle sert bir yere bacakları açık bir şekilde düşmesi şeklindeki travmalar sonucu olabileceği gibi, trafik kazaları, seksüel saldırılar veya delici-kesici aletlerle oluşan penetran yaralanmalar sonucunda da oluşabilir. Yenidoğan bebeklerde doğum travması sonucu oluşabilir. Yaralanmanın derecesi aktif kanaması bile olmayan basit bir laserasyondan pelvik kemikler, üretra, vagen ve rektumunda yaralanmaya katıldığı geniş yaralanmalara kadar değişebilir. Bu tür travmalarda çocuğun korkusundan dolayı yaralanmanın derecesini anlamak genellikle zordur. Bu nedenle genel anestezi altında muayene en güvenilir yoldur. Mesane, rektum ve peritoneal kavite (karın içi) ile ilişkili bir perforasyondan şüphelenilirse vaginal muayene yapılmalıdır.
Sistoskopi, vaginoskopi veya rektoskopide gerekli olabilir. Basit laserasyon (yırtık) şeklindeki yaralanmaların emilebilen dikişlerle primer kapatılması genellikle yeterlidir. Ödem sonrası gelişebilecek bir işeme zorluğunun önüne geçmek için sonda takılabilir.
**Kızlarda genital yaralanmalar anatomik yerleşimlerine göre ele alınabilir.
Vulvada (vagina dış bölümü) görülen yaralanmalar: Hematomlar, yuvarlak, sert, ekimotik, hassas bir kitle olarak ortaya çıkar.
Vajinal yaralanmalar: Genellikle delici bir yaralanma sonucu görülür. Yaralanma mukozada yüzeyel bir zedelenmeden, pelvis derinliklerine ulaşan bir yırtılmaya kadar değişebilir. Mesane ve rektum gibi çevre dokuların bütünlüğü kontrol edildikten sonra, gerekli cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Vajina içine yerleşmiş bir hematom tespit edildiğinde, lezyonun büyüklüğüne göre karar verilir. Küçük hematomlarda kendiliğinden kaybolması için beklenebilirken, büyümekte olan bir hematom cerrahi yolla boşaltılmalı, kanamaya neden olan damarlar bağlanmalı ve hemostaz sağlandıktan sonra anatomiye uygun olarak onarılmalıdır. Cinsel taciz olguları genellikle yaşadıkları travmanın yarattığı etki nedeniyle durumu gizlemeyi tercih ederler. Hekim cinsel istismara uğramış bir çocukla karşılaştığında dikkatli olmalıdır. Dış muayene dikkatle yapılmalı, eritem, ödem, morluklar, soyulmaların varlığı, himenin (kızlık zarı) temas edilmiş olup olmadığı tespit edilmelidir. Sıvı veya kıl varlığı gibi nesnel delil niteliği taşıyan bulgular değerlendirilmelidir. Anal sfinkter de yaralanmalar açısından incelenmelidir. Gerekli bildirim hazırlandıktan sonra yaralanmaların tedavisi uygun şekilde yapılmalıdır.
Erkeklerde Genital Yaralanmalar:
Daha çok künt travmalar sonucu görülen ve skrotum (torba) ile testislerin (yumurtalıkların) daha sık etkilendiği yaralanmalardır. Hafif bir travma bile skrotumda belirgin ödem ve ekimoz gelişmesine yol açabilir ve muhtemel bir testis rüptürünü anlamak zor olabilir. Ultrasonografi ile yaralanmanın ne kadar derinlikte olduğu anlaşılabilir.
Bunun yanısıra skrotumun açıldığı, testislerin skrotum dışına çıktığı, bazende testislerin tamamen ayrıldığı durumlarla karşılaşmak mümkündür. Bu gibi durumlarda çok iyi yara temizliği yapılarak anaerob enfeksiyon zemini ortadan kaldırılmalı ve eğer testislerde yırtılma varsa en kısa sürede gerekli doku temizliğini takiben testiler dikilmelidir. Skrotumda cilt defekti varsa enfeksiyon yatıştıktan sonra uyluk bölgesinden alınacak deri greftleri ile açık olan alan kapatılmalıdır.
Penis yaralanmaları: Basit cilt lezyonları ve daha derindeki penis dokularına ait yaralanmalar görülebilir. Böyle durumlarda eğer hematom (kan pıhtsı) varsa boşaltılmalı ve yaralanmış olan derin dokular dikilmelidir. Penisteki cilt defektleri de daha sonra gelişebilecek eğrilik ve kısalmanın önüne geçmek için mutlaka greft teknikleriyle kapatılmalıdır. Penisteki sık yaralanmalardan bir diğeri ise sünnet derisinin fermuara sıkışması sonucu oluşan yaralanmalardır. Bu hastalarda fermuar lokal anestezi ile kolaylıkla ayrılabilir. Ancak bunun başarılamadığı durumlarda fermuar pantolondan ayrılarak sünnet işlemi uygulanmalıdır. Ayrıca çocuklarda ağaç, merdiven kenarı gibi yerlerden kayma sırasında gelişen sürtünme yaralanmaları şeklinde yaralanmalarda meydana gelebilir. En ciddi penis yaralanma şekli penisin komple amputasyonudur ki bu durumlarda mikrocerrahi yöntemleri kullanılarak onarım denenmelidir. Ayrıca saç telinin penis etrafına kendiliğinden dolanarak penisi sıkıştırması durumunda penisi sıkıştıran saç veya bantın kesilmesi penisin uçta kalan kısmını rahatlatır. Penis genellikle düzelse de nadiren kısmi veya tam amputasyon ya da üretrokutanöz fistüller gelişebilir.


