Etiket: Travma

  • Travma Sonrası Stres Bozuklukları

    Travma Sonrası Stres Bozuklukları

    Yaşam akışı içerisinde insanları olağandan fazla olumsuz etkileyen ve daha sonrasına da zorlayıcı yansımaları olan olaylara veya yaşanmışlıklara “travma” deriz.Travma sonrası stres bozuklukları ise insanları zorlayıcı derinlikteki bu olumsuz yaşanmışlıklar sonrasında insan psikolojisinde oluşan çok yönlü zorlanmalardır.

       Travma bir doğal afet,bir yangın,bir kaza,bir sarsıcı kayıp veya bir ilişki sorunu olabilir. Sonuçta insan yaşadıklarıyla etkileşim içerisinde bir varlıktır ve özellikle etki derinliği yüksek yaşanmışlıkların sonrasına da algısal ve hissedişsel yansımaları olmaktadır.Zaten travma ağırlığında bir olaydan etkilenmemesini kimseden bekleyemeyiz.Önemli olan etkilenmenin boyutu ve derinliğidir.Ne yaşanırsa yaşansın aslında yaşam devam ediyordur ve travmatik olayların olumsuz etkilerinin de sağlıklı bir psikolojide makul bir zaman diliminde tasfiye edilmesi gerekir.Ancak yaşanan travmatik olayların yaşamın sonrasına da fiili yansımalarının olması,derinliği ve bir de yaşayan insanın hassasiyet derecesi etkilenmenin hangi seviyede olacağında belirleyici olmaktadır.Örneğin boşanma sendromu,kaza sendromu,afet sendromu, korku sendromu gibi derinliği yüksek travmatik olaylar vardır.Birde bu olaylarda kişiden kişiye değişen etkilenim oranları bulunmaktadır.Travma sonrası stres bozuklukları çoğunlukla da hassas kişilik yapısında olan ve psikolojik direnci düşük insanlarda görülen bir psikolojik problemdir.

        Travma sonrası stres bozuklukları bir çok psikolojik problem gibi normal üstü etkilenme sonucu daha çok ortaya çıkar.İnsanlarda yeme bozukluğu,uyku bozukluğu,psikosomatik problemler, çarpıntı,soğuk ter atma,yalnız kalamama,ağızda kurumalar,mide bulantıları,mutsuzluk sendromu gibi bir dizi psikolojik veya psikofizyolojik sıkıntı yaratırlar.Totalde huzuru,dinginliği,motivasyonu, yaşama sevincini ve yaşam konforunu olumsuz etkiler bir etki yaratırlar.

        Travma sonrası stres bozukluğu yaşayan insanların yaşadığı sorunun derinliğine göre bir yol izlemesi gerekir.Sıkıntı aşırı derin ise hem psikiyatrik tedavi hem de psikolojik destek gerekecektir.Aşırı derin değil ise psikolojik destek alınmalıdır.Ama bilinmelidir ki travma sonrası stres bozuklukları insanların kendi kendilerine aşabilecekleri bir sorun değildir.Pesimist (kötümser) de olmayın…bunlar çözülemez problemler değildir ama çok da zaman kaybedilmemelidir.

  • Travma Sonrası Stres Bozuklukları(TSSB)

    Travma Sonrası Stres Bozuklukları(TSSB)

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu travmatik bir yaşantının sonucunda karşılaşılabilecek yoğun stres karşısında ortaya çıkabilecek bir kaygı bozukluğudur. Travmatik yaşantı kişinin kendi yaşadığı bir olay olabileceği gibi, yakınının yaşadığı bir olay sonucu da olabilir.

    Travmatik Yaşantı
    Yaşamın belirli dönemlerinde kişiyi üzecek birtakım problemler yaşanabilir. Bu problemler kişi veya kişileri o an için zayıf duruma soksa da zaman içerisinde etkisi azalır ve hayat eskisi haline döner. Fakat bazı durumlar farklıdır. Kişiler olayın etkisinden çıkamaz, olayı tekrar tekrar yaşıyor hissine kapılabilir. Bu kişilerde uyku problemleri, öfke, tedirginlik, ani irkilmeler ve bedensel rahatsızlıklar (çarpıntı vs) görülebilir. Durum bu seviyede ilerledikçe kişiler sosyal çevreden çekilme, olayı hatırlatan durum ve kişilere karşı yabancılaşma hissi oldukça artar.

    TSSB Belirtileri Nelerdir?

    Travmaya dair anılardan kurtulamama, olayı tekrar tekrar yaşıyormuş gibi görüntüler, kabuslar görme, olayı hatırlatan herhangi bir şey olmasa bile olayın sürekli akla gelmesi ve tekrar yaşıyormuş gibi rahatsızlık hissedilmesidir. Bunun yanı sıra uyku problemleri, konsantrasyon bozuklukları, dikkat dağınıklıkları, ani öfke patlamaları, ufak seslerde irkilme, travmayı hatırlatan kişilerden, olaylardan ya da aktivitelerden uzak durmak.
     

    Çevre Desteği

    Travma sonrası stres bozukluğunda (TSSB) psikolojik destek son derece önem taşır. Bu konuda TSSB olan kişiye yaklaşımınız kısaca bu maddelerde yer almaktadır.

    -İçten, samimi bir destek bu noktada son derece önemlidir.

    -Kişi olayın yaşandığı ilk günlerde yalnız bırakılmamalıdır.

    -Travma yaşayan kişi güvenli bir ortamda olduğundan emin olmalıdır.

    -Hem bedensel hem ruhsal sağlığı için destek almalıdır. Bu kişinin ilk anlardan başlayarak psikolojik destek alması sağlanmalı.

    – Yakınlarının da kişiyi takip etmesi çok önemli bir noktadır.

  • Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Doğal afetlerle beraber insan yapımı afetler de diyebileceğimiz tecavüz, saldırı, savaş, trafik kazası, bir yakının kaybı veya öldürülmesi gibi olaylar insanlarda benzer tepkilere yol açmaktadır. Bunlardan kişinin işlevlerini bozacak kadar şiddetli olanlar ilk bir ay için Akut Stres Bozukluğu, bir aydan sonraki dönem için de Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) olarak adlandırılmaktadır.

    TSSB tanısı alan insanların yaşadıkları problemi anlayabilmek için bozukluğun belirtilerinden kısaca söz etmek yerinde olacaktır. Literatürde TSSB’nin klinik özellikleri üç ana grupta toplanmıştır. İlk grup aşırı uyarılmışlık durumuyla ilgilidir ve sürekli kaygı,uykusuzluk, ve konsantrasyon güçlüğü gibi belirtileri kapsar.İkinci grup ise bozukluğa neden olayla ilgili imgelerin sürekli yinelenmesiyle ilgilidir. Birey, olaya ilişkin imgeleri, sesleri ya da kokuları hiç beklenmedik zamanlarda yeniden algıladığını hissedebilir ya da olayla ilgili rüyalar görür. Üçüncü grup ise kaçınma belirtilerini içerir. Olayı anımsatacak yerlerden, konuşmalardan ya da etkinliklerden kaçınma, aktivite ve ilgilerin azalması, duygu kısırlığı ile ilgili belirtiler bu grupta yer alırlar. Depresyon, farklı kaygı bozukluğu türleri ve madde kullanımı gibi problemlerin TSSB’ye eşlik edebileceği de bilinmektedir.

    Terörizm gibi insan eliyle istemli olarak yaratılan travmatik olaylar ya da geniş kitleleri etkileyen şiddet eylemleri yarattıkları korku ve güven kaybı gibi nedenler le etkiledikleri toplumlarda önemli ruhsal sorunlara yol açmaktadırlar. Travmatik olayın özellikleri kısa ve uzun dönemde çeşitli psikolojik sorunlara yol açabilmektedir.

    Travmayla doğrudan karşılaşanlarda daha fazla olmak üzere, olaydan dolaylı olarak etkilenenlerin önemli bir bölümünde de travmatik stres ve ilişkili sorunlar ortaya çıkmaktadır. Travmatik stres sorunlarının önemli oranda yeti yitimi ve işlev kaybına yol açtığı da bilinmektedir,

    KLİNİK

    TSSB’nin ortaya çıkmasında travmanın o birey için niteliği, şiddeti, daha önce yaşadığı travmatik olaylar ve travma sonrası içinde yaşadığı koşullar belirleyici faktörler olarak dikkati çekmektedir. Çeşitli sınıflamalarda TSSB semptomları farklı şekillerde ele alınmış olmakla birlikte genel olarak şu başlıklar altında toplanabilir:

    1. Artmış uyarılmışlık:
    Artmış uyarılmışlık belirtileri, bireyin travmayla karşılaştığı sırada yaşadığı ve onu hayatta tutacak olan yaşantı örneklerinin uzantısı olarak düşünülebilir. Stres karşısında ilk yanıt olan uyarılmışlık hali, TSSB’de artmış uyarılmışlık şeklindekendini göstermektedir. Belki de bu nedenle TSSB’de en yaygın görülen belirtilerdir. Uyku düzensizliği, irritabilite ve impulsivite önde gelen belirtilerdir. Laboratuvar bulguları da klinik belirtileri destekle- mektedir. Bunlar arasında taşikardi, yüksek deri direnci ve EMG tonusu, idrarda 3-metoksi 4-hidroksifenil glikol (MHPG) fazlalığı, platelet α 2 adrenerjik reseptör sayısı, lenfosit basal siklik adenozin mono- fosfat ve adenilat siklaz düzeyinin düşüklüğü sayılabilir. Benzer sonuçlara, yaşanan travmaya benzer uyarıların verildiği deneysel ortamlarda ve adrenerjik stimulasyonla da ulaşılmaktadır. Bu paralellik, adrenerjik sistem ile TSSB ve art-mış uyarılmışlık arasındaki ilişkiye işaret etmektedir.

    2. Travmatik olayın tekrar tekrar yaşanması:
    Düşlemler; düşünceler, algılar ya da düşler şeklinde olabileceği gibi dissosiyatif geri dönüş yaşantıları şeklinde de olabilir. Dissosiyatif geri dönüşler bilinç bozukluğu olmaksızın travmatik olayın yeniden ve canlı olarak yaşanmasıdır. %8-13 oranında görülmektedir (Burstein 1985). Bu yaşantılar hemen her zaman geçmişteki travmayla doğrudan ya da dolaylı, tümüyle ya da bir parçayla ilişkilidir.

    3. Heyecansal sınırlılık ve kaçınma:
    Heyecansal sınırlılık, hastaların kendilerini kontrol etmedeki güçlüğün farkında oluşları sonucu, enerjilerini dış dünyadan çekerek kendilerine yöneltmeleri, bunun da bireysel doyumluluğu sınırlamasıyla gelişen bir tablo olduğu düşünülmektedir. Heyecansal sınırlılık ve kaçınma ile baş edebilmek için ergenlerde saldırgan davranışlar ve madde kötüye kullanımı görülebilmektedir.Kaçınma, dış dünya ile ilişkideki yordanamaz tepki kalıpları, gerginlik, duygusal sınırlılıklar nedeniyle hem savunma, hem de dış dünyaya katılamamanın getirdiği bir uzaklaşma, çekilme şeklinde kendini göstermektedir.

    Bazı durumlarda TSSB’ye neden olan psikolojik travmaya fiziksel travma da eşlik edebilmekte, fiziksel ağrı, deformite ve sakatlık korkusu da eklenmektedir.Bu durum hastalığın gelişme riskini daha da arttırmaktadır.

    Klinik açıdan önemli bir özellik de travmatik yaşantıdan 6 aydan uzun bir süre sonra ortaya çıkan tiplerdir. Bunlara, “gecikmeli başlangıçlı” adı verilmektedir.

    TSSB Tanı Ölçütleri

    – Ölüm, ağır yaralanma, cinsel saldırı gibi durumlardan en az biri ile karşılaşmış olma.
    – Doğrudan örseleyici olaylar yaşama veya tanık olma.
    – Örseleyici olayların istemsiz gelen anıları.
    – Geçmişe dönüşler
    – O olayı hatırlatan durumlarla karşılaşınca uzun süreli sıkıntı yaşama
    – Bu uyaranlara karşı fizyolojik tepki gösterme ( terleme, hızlı nefes alış verişi, hızlı kalp atışları, göz bebeklerinde büyüme…)

    Bu belirtiler TSSB tanısı için bir aydan uzun görülmelidir.

    YAYGINLIK

    Her bireyin genetik özellikleri, fiziksel yapısı, psikolojik geçmişi ve o durum için motivasyonu, belirli stresörlerle baş etme düzenekleri farklıdır. Bu nedenle TSSB yaygınlığı farklılık göstermektedir. TSSB, daha çok genç erişkin, bekar, boşanmış, dul,ekonomik yönden zayıf ya da sosyal yönden izole kişilerde görülmektedir. Risk altındaki kişilerde(savaş, çatışma, cinayet ya da doğal afet yaşama gibi) oran %58’e kadar çıkabilmektedir. İnsanların neden olduğu travmaların, doğal felaketlerden daha fazla TSSB oluşturduğu bilinmektedir.

    TEDAVİ

    İlaç Tedavisi

    Travma etkilerini şiddetli bir şekilde yaşayan kişilere uygun bir antidepresan tedavisi başlanabilir. Tedavide kullanılan ilaçlar kişinin duygu durumunu düzenleme, aşırı uyarılmayı azaltma, öfke kontrolünü sağlama, düşünce içeriklerini düzenleme gibi bir çok semptomla ilişkili alanda yarar sağlamaktadır. Tedavi süresi hekim tarafından belirlenir.

     

    EMDR

    Travma tedavisinde en etkili yöntemlerden biri olan EMDR Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme olarak adlandırılır. Bu yöntemde amaç travmatik olayın olumsuz etkilerine duyarsızlaşmasını ve olumlu bir şekilde olayı yeniden işlemesini sağlamaktır. Bu teknikte hastanın olay anında aslında işlememiş olduğu duygusal, görsel, bedensel anıların işlenmesi hedeflenir. Kısa süreli bir tedavi şeklidir.,

    Bilişsel Davranışçı Terapiler

    Bilişsel Davranışçı Terapiler arasında travma tedavisinde özellikle Alıştırma (exposure) terapisi ve Sistematik Duyarsızlaştırma (desensitization) teknikleri başarılı olmaktadır. İki teknikte de kişinin travma ile ilgili imgeler ve durumlarla sistematik ve kontrollü bir şekilde yüzleşmesini sağlayarak kişinin duyarsızlaştırılması ve travmatik etkilerin aşamalı olarak azaltılması amaçlanır.

  • Çocuklarda kaygı bozuklukları

    ANKSİYETE “Kaygı”: Organizma için tanımlanabilir ya da tanımlanamaz herhangi bir durum karşısında yaşantılanan gerginlik, kaçınma, kaçma, saldırma gibi duygu ve düşüncelere yol açan ve kişi tarafından nahoş bir duygu olarak tanımlanır. Gerçek bir tehlike durumunda anksiyete uygun bir tepki olurken, yanlış algılama ve yorumlamayla ortaya çıkan anksiyete uygunsuz ve sorun yaratıcıdır.

    Risk Etmenleri-1

    Yapısal huy özellikleri

    Genetik etki (%40’ın altında)

    CO2’e aşırı duyarlılık (Solunum düzensizliği)

    Anababada ruhsal bozuklular: Kaygı Bozukluğu, Depresyon.

    Anababa yetiştirme tutumları: aşırı koruma-kollama, örseleme, otonomi gelişimini engelleme, kaygıyı yatıştıramama.

    Çocuklarda, erişkinlerde tanınan tüm Kaygı Bozuklukları görülebilmektedir.

    Erişkinlerde tanısı olmayan Ayrılma Kaygısı Bozukluğu çocuklarda sıktır.

    Klinik tablolarda çocuğun gelişim dönemine özgü farklar vardır.

    Sıklık: % 5 -10

    Çocukların Kaygı Bozuklukları Tipleri

    Fobik Bozukluk

    Ayrılma Kaygısı Bozukluğu

    Sosyal Fobi

    Yaygın Kaygı Bozukluğu

    Panik Bozukluğu

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Fobik Bozukluk

    Bir nesne ya da duruma karşı mantıksız korku duyma

    Hayvanlar

    Yükseklik

    Kan fobisi

    Ayrılma Kaygısı Bozukluğu

    Çocukluk dönemine özgüdür.

    Çocuğun bağlandığı kişilerden ya da evden ayrılması söz konusu olduğunda gösterdiği aşırı kaygı tepkisidir.

    Çocuğun yaşına uygun günlük işlevlerini bozar.

    Sosyal Fobi

    İncelenme, alay edilme, aşağılanma ya da utandırılma korkuları nedeniyle sosyal ortamlarda yoğun kaygı yaşama.

    İyi tanıdıkları kimselerin yanında olmaz.

    Yaygın formunda her türlü sosyal ortamdan kaçınılır.

    Yaygın Kaygı Bozukluğu

    Yaşamın bir çok alanına ilişkin kaygıların bir arada olması ve işlevselliği bozması (Dış görünüş, Okul ödevleri, Parasal durum, Gelecek vb.)

    BELİRSİZLİĞE TAHAMMÜLSÜZLÜK: Net olmayan olay ve durumlarda duygusal, bilişsel ve davranışsal olarak olumsuz tepki verme eğilimidir. YAB olan kişiler belirsizliği sıkıntı verici ve olumsuz bulur ve ne pahasına olursa olsun kaçınmaya çalışırlar.

    Sıklıkla başka ruhsal bozukluklarla eş zamanlıdır.

    Panik Bozukluğu

    Bir felaketin eşiğine gelmiş olmaktan duyulan yoğun korku.

    Fizyolojik belirtileri: Taşikardi, nefes darlığı, boğulma duygusu, terleme, bedene veya çevreye yabancılaşma hissi

    Herhangi bir uyarana bağlı olmaksızın kendiliğinden başlar.

    Başlangıcı genelde ergenlik döneminde olur.

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Gerçek bir olay nedeniyle başlaması ve geçmişteki olayın yeniden yaşanması nedeniyle diğer kaygı bozukluklarından ayrılmaktadır.

    Oluşumunda kendisinin ya da başkasının bedensel bütünlüğünü tehdit eden şiddetli zorlayıcı yaşantılar etkilidir.

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    En az biri:

    Travmayı canlandıran, yineleyici, kompulsif, kaygıyı yatıştıramayan, içeriği yoksul oyun oynama.

    Travmaya ilişkin yineleyici, dalıcı düşünceler (anlatımlar, sorular vb.)

    Yineleyici korkulu rüyalar

    Travmayı anımsatan uyaranlara karşı fizyolojik kaygı tepkileri verme

    Yineleyici geri-dönüşler (flashbacks) ya da disosiyasyonlar (donakalma, bakakalma)

    Tepkisellikte azalma ve gelişiminde ketlenme: sosyal içe dönme, duygulanımda kısıtlılık, ilgi azalması, kaçınma, ani yeni korkular

    Uyarılmada artış: konsantrasyon güçlüğü, irkilme, tetikte olma, sinirlilik ve öfke nöbetleri.

    Eş-hastalanma

    Anksiyete sadece anksiyete bozukluklarında görülen bir belirti değildir. Duygudurum bozukluklarından psikotik bozukluklara kadar pek çok klinik tabloda anksiyete bir belirti olarak ortaya çıkabilir.

    Diğer bir Kaygı Bozukluğu

    Depresyon

    Madde kötüye kullanımı

    Davranım Bozukluğu

    DEHB (dikkat eksiliği hiperaktivite bozukluğu)

    Tedavi-￿ Psikoterapi, Psikoterapi ve Farmakoterapi (İlaç tedavisi)

    Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler

    Aile Terapileri

  • Travma Sonrası Stres Bozukluğu Nedir?

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu Nedir?

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu Nedir?

    Deprem, sel gibi doğal afetler, şiddet, işkence, istismar, taciz veya tecavüz gibi diğer insanlar tarafından maruz kalınan olaylar ya da trafik kazası, iş kazası, kayıp, hayati riski olan bir hastalık, ölüm gibi kişinin kontrolünde olmayan olaylar travmatik yaşam olayları olarak nitelendirilir.

    Bu gibi olaylara maruz kalan kişilerin ruhsal bütünlüğünün ve sağlığının bozulma ihtimali söz konusudur. Böyle bir durum Travma Sonrası Stres Bozukluğu olarak adlandırılır.

    Ancak travmatik yaşam olayına maruz kalan her kişi travma sonrası stres bozukluğu geliştirmez. Kişinin olayı nasıl algıladığı belirleyici bir önem taşımaktadır. Doğal afetlerin oluşturduğu travmalar daha kolay atlatılır çünkü kişi diğer insanlarla ortak bir kaderi paylaşıyordur.

    Ancak insan eliyle oluşturulmuş travmaların atlatılması daha güçtür. Kişi “neden ben?” sorusuna takılı kalır ve bir cevap bulamaz veyahut da kendiyle ilgili olumsuz inançlar geliştirerek anlamlandırmaya çalışır. “Şanssızım, kötü şeyler hep beni bulur, değersizim” gibi. Aynı zamanda kendini suçlayıcı içerikler de oluşturabilir.

    Örneğin “benim suçum, gecenin o saati dışarıda olmamalıydım” ya da “karşı gelmeseydim böyle olmazdı” gibi.

    TSSB kendiliğinden düzelecek bir rahatsızlık değildir ve yardım alınmadığında kişinin özel, sosyal ve iş yaşamında işlev kaybına ve dolayısıyla da mutsuzluğa neden olur. Depresyonun, TSSB’ye eşlik ettiğine klinik gözlemlerimizde sıkça şahit olmaktayız.

    Bu ve benzeri durumlarda kişinin mutlaka profesyonel bir destek alması gerekir.

  • Travma Mağdurlarında Psikolojik Desteğin Önemi ve Yapılması Gerekenler

    Travma Mağdurlarında Psikolojik Desteğin Önemi ve Yapılması Gerekenler

    Psikolojik travma, bireyin kendisinin veya sevdiklerinin fiziksel ya da ruhsal bütünlüğünü tehdit edici, korku, dehşet, çaresizlik gibi yoğun duygulara neden olan, ani ve beklenmedik olayları kapsar.

    Travmaları toplumsal travmalar (deprem, sel, hortum, tsunami, patlama…) ve bireysel travmalar (şiddet, istismar, taciz, tecavüz, trafik kazası, gasp, ayrılık ve boşanma, ani hastalık, ani ölüm…) olarak ikiye ayırabiliriz.

    Travma sonrası tepkiler “normal insanların, anormal olaylara verdiği normal tepkiler”dir. Anormal olan mağdur ya da tepkileri değil; olayın kendisidir.

    Travma mağdurları yaşanan olayın ardından duygusal (şok, üzüntü,öfke, endişe, suçluluk, umutsuzluk, kaygı, korku, karamsarlık, donukluk, aşırı sinirlilik, çaresizlik…); fiziksel (baş/göğüs ağrısı, mide yanması ve/veya bulanması, kalp sıkışması, gürültüye karşı duyarlılık, iştah artması ya da tam tersi azalması, sürekli yorgunluk hali, nefes darlığı ve kolay hastalanma…) ya da davranışsal (uyku ve yeme bozuklukları, sosyal çevreden uzaklaşma, kendini ihmal etme, içe kapanma, alkol ve madde kullanımı, kaçınma davranışları, konuşmama, dikkatsizlik ve dağınıklık, sürekli aynı şeyle uğraşma, hiçbir şey olmamış gibi davranma…) tepkiler geliştirebilirler. Benzeri tepkileri belki daha düşük dozlarda travma mağdurlarının yakınları da yaşayabilirler.

    Baş Etme Yöntemleri

    • Zaman tanımak

    • Güçlü yönlerinize odaklanmak

    • Aile ve sosyal çevre desteğini kabul etmek

    • Öncelikleri belirlemek

    • Küçük ve gerçekleşebilir hedefler koymak

    • Sağlıklı ve düzenli beslenmek

    • Yeteri kadar dinlenmek

    • Küçük egzersizler yapmak

    • İnsanlarla sohbet etmek

    • Büyük ve ciddi kararlardan kaçınmak

    • Yalnız olmadığınızı hatırlamak

    Travma Mağdurlarının Yakınları Neler Yapabilir?

    • Sadece dinleyin ve ne hissettikleri ile ilgili empati kurmaya çalışın

    • Duygusal, fiziksel ve sosyal destek ilk etapta oldukça önemlidir

    • Günlük hayata adapte olabilmeleri için zaman tanıyın

    • İhtiyaçlarını sorun

    • Yanlarında olduğunuzu sıkça dile getirin

    • Yaşananlardan ötürü duyduğunuz üzüntüyü dile getirin

    • Olaydan bahsetmekten kaçınmaya, yok saymaya çalışmayın

    Çocuklarda Travma

    Çocuklar olayın tekrar yaşanmasından, yalnız kalmaktan, tek başına uyumaktan, ölümden korkabilirler. Olayın ardından çocukların anne-babayla yakın olma ihtiyacı doğaldır. Tek başına yatamama, uykuya dalmada güçlük, sık sık uyanma, kabuslar görme, alt ıslatma ve yeme problemleri ortaya çıkabilir.

    Çocuklara Yaklaşım

    • Yaşanan olayla ilgili kısa-net bilgi verin

    • Birebir zaman geçirmeye özen gösterin

    • Fiziksel temas kurun

    • Oyun oynamaya çalışın

    • Birlikte resim yapın

    • Daha büyük çocuklarla ayrıntılı konuşun. Duygu ve düşüncelerini ifade etmeleri için onları destekleyin, yüreklendirin

    • Sorularını anlayabilecekleri şekilde cevaplamaya çalışın

    • Onları sevdiğinizi, desteklediğinizi ve onları hep koruyacağınızı sıkça dile getirin

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu Belirtileri

    • Kişinin yaşadığı travmayı zihninde tekrar tekrar yaşıyor olması

    a)    Flashbackler

    b)    Kabuslar

    c)    Travmayla ilgili gün içerisinde zihne gelen ve durdurulamayan düşünceler

    • Kaçınma davranışları gösteriyor olması

    a)    Travmatik olaya dair konuşmalardan ve anılardan kaçınma
    b)    Travmatik olayla bağlantılı olan aktivitelerden, yerlerden ve kişilerden uzak durma
    c)    Travmatik olayla ilgili önemli bir parçayı hatırlayamama
    d)    Günlük aktivitelere olan ilginin ve katılımın azalması
    e)    Diğer insanlardan kopmuş olma hissi
    f)    Duygu ifadesinde zorlanma

    • Fiziksel olarak uyarılma belirtileri gösterme

    1. Travmatik olay hatırlatılınca vücudun tetikleniyor olması

    2. Aşırı uyarılmışlık hali

    3. Uyku problemleri (Insomnia)

    4. Öfke

    5. Konsantrasyon güçlüğü

    Ne Zaman Bir Uzmana Başvurulmalı?

    • Belirtiler özel, sosyal ve iş hayatınızı etkilemeye başladığında

    • Özellikle uyku ve yeme problemleri yaşadığınızda

    • Depresif semptomlar eşlik ettiğinde

    • TSSB belirtileri 1 aydan uzun sürdüğünde

    Travma Mağdurlarında Psikolojik Desteğin Önemi

    • Bilgilendirme

        Travmadan az etkilenmiş, hayatını eskisi gibi sürdürebilen kişilere  

    • Danışmanlık veya Kısa Süreli Psikoterapi

        Travmadan daha çok etkilenmiş, ciddi belirtiler yaşayan, ancak işini gücünü sürdürebilenlere

    • Uzun Süreli Psikoterapi, İlaç Tedavisi veya Yatarak Tedavi

        Hayatı ciddi derecede etkilenmiş, ağır belirtileri olanlara

    • Psikoterapi

      • EMDR Terapisi (Göz Hareketleri İle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme): İşlenmemiş anının, işlenerek sağlıklı bir şekilde işlenerek yeniden depolanması sürecidir.

    • Bilişsel Davranışçı Terapi: Duygu, düşünce ve davranış ilişkisi üzerine çalışılır.

    • İlaç Tedavisi

      • Düşünce yoğunluğunun azalması

      • Uyku ve yeme düzenin sağlanması

      • Öfke nöbetlerinin ortadan kalkması

      • Depresif belirtilerin azalması

      • Konsantrasyonun sağlanması

      • Bedensel ağrı ve şikayetlerin azalması

  • Sosyal Fobi EMDR ile Nasıl Tedavi Edilir?

    Sosyal Fobi EMDR ile Nasıl Tedavi Edilir?

    Sosyal fobi kişinin başkalarınca değerlendirileceği birden çok durumdan sürekli korkma; aşağılanacağı, utanç duyacağı ya da gülünç duruma düşecek biçimde davranacağından korkma durumu olarak tanımlanmıştır. Sosyal fobisi olan insanlar sosyal ortamlarda veya performans gerektiren durumlarda olumsuz değerlendirilip aşağılanacağı konusunda aşırı bir korku duyarlar. Bu korku duyulan ortamlarda aşırı düzeyde kendilerinin farkında olma ve kendilerini eleştirme eğilimleri olan bu kişilerde kızarma, çarpıntı, terleme ve titreme gibi fiziksel belirtiler meydana gelir.

    Sosyal fobisi olan kişi bir topluluk içinde kendisini son derece güvensiz hisseder.

    Sosyal fobisi olan kişi birden fazla insandan oluşan bir topluluk içinde kendisini fazlasıyla güvensiz hisseder, hata yapmaktan korkar, söyledikleri ya da söyleyemedikleri ile ilgili kendisini eleştirir ve suçlar, insanlar arasındayken nasıl oturduğu, durduğu, baktığı ile ilgili kendi beden dilini sürekli kontrol eder, diğerlerine kötü bir izlenim vereceğinden kaygılanır, sürekli kendini izler bir konumdadır.

    Sosyal fobiye yol açan travmatik yaşantılar

    Sosyal fobiye yol açan başlıca bazı travmatik yaşantılar olduğunu görürüz. Büyükler tarafından ayıplanmak, utandırılmak, eleştirilmek yarattıkları psikolojik travma nedeni ile ileriki yaşlarda sosyal fobi oluşmasında etkili rol oynarlar. Çocukluk ve ergenlik dönemi boyunca ebeveynlerin ve diğer büyüklerin yeterince iletişim kurmadığı ve etkileşime girmediği kişilerde de özgüven düşer ve sosyal fobi gelişme ihtimali yükselir. Çocukluk döneminde diğer çocuklar tarafından dışlanmaya, küçük düşürülmeye, fiziksel ve duygusal tacize, alay edilmeye maruz kalan kişilerde de sosyal fobi ortaya çıkma olasılığı yüksektir.

    Bazı kişilerde bu olumsuz etkileşim deneyimlerinden ziyade sosyal etkileşim pratiğinin yeterli olmaması da sosyal ortamlarda kaygı ve korku yaşanmasına neden olur; yani küçük düşürülme ya da aşağılanma gibi travmatik deneyimler olmasa da çeşitli nedenlerden dolayı (örneğin, ebeveynlerin ilgisizliği, ihmali, aşırı koruyucu olmaları, çocuğu sosyal etkileşime yeterince teşvik etmemeleri gibi) gerekli sosyal etkileşim pratiğini yapamamış, sosyal etkileşim becerisini kazanamamış ve içe dönük bir yapı geliştirmiş çocuklarda da ileride sosyal fobi gelişmesi ihtimali yüksek olur.

    Sosyal Fobi’nin Tedavisinde EMDR Psikoterapisi

    Özellikle çocukluk ve ergenlik dönemlerindekiler olmak üzere geçmiş dönemde yaşanmış olan küçük düşürülme, aşağılanma, hor görülme, alay edilme, dışlanma gibi travmatik ve stres veren deneyimler sonucu ortaya çıkan ve beynimizin limbik sistem bölgesinde biriken kaygı, korku ve utanma gibi duygular, korku duygusunun kontrolünden sorumlu amigdala organındaki aşırı aktivasyon ve kimyasal dengesizliğin nedeni ve sorumlusudur.

    EMDR çalışmasında sosyal fobiye neden olan geçmiş olumsuz deneyimler tespit edilerek çalışılır. Yapılan EMDR çalışması ilerledikçe sosyal ortamlarda kişiye hakim olan kaygı, korku ve utanma gibi duyguların kademe kademe azalarak ortadan kalktığı görülmektedir.

  • EMDR

    EMDR

    EMDR– (Eye Movement Desentization and Reprocessing – Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) psikolojik sorunların ortadan kaldırılması için kullanılan en yeni ve en etkili psikoterapi yöntemidir. EMDR yöntemi konu ile ilgili otoritelerce etkin bir psikoterapi yöntemi olarak kabul edilmiştir ve gelişmiş ülkelerde on binlerce uygulayıcısı vardır.

    EMDR ve Travma modeli

    EMDR yöntemi “Travma Modeli”ni temel alır. Bu modele göre bütün psikolojik sorunların nedeni özellikle çocukluk ve ergenlik dönemi olmak üzere geçmiş dönemlerde yaşanan travmatik olayların ve maruz kalınan travmatik durumların oluşturduğu travmatik stres birikmesidir. Bu olumsuz duygu birikimi beynimizin ‘limbik sistem’ bölgesinde depolanır. EMDR yöntemindeki amaç depolanan bu stres fazlalığını eriterek ortadan kaldırmaktır. Bu eritme işlemi yapıldığında psikolojik sorun, adı ne olursa olsun (depresyon, kaygı bozukluğu, takıntı, panik atak, sosyal fobi, bağımlılıklar, psikolojik kökenli ağrılar, odaklanma sorunu, ilişki sorunları, cinsel sorunlar, özgüven eksikliği gibi), süratli bir şekilde iyileşir.

    EMDR yönteminin işe yaraması farklı psikoterapi yöntemlerine de hakim olmayı gerektirir. EMDR yöntemini geliştiren kişi olan Shapiro’nun da vurguladığı gibi EMDR psikodinamik, bilişsel-davranışsal ve danışan merkezli yaklaşımlar gibi çok iyi bilinen farklı yaklaşımların öğelerini bir araya getiren bir yöntemdir.

    EMDR, patolojinin, uygun olmayan bir şekilde yerleşmiş algılamalardan ortaya çıktığını var sayan bilgi işleme modeline dayanan, sekiz aşamalı bir yaklaşımdır. EMDR tedavisi, rahatsız edici olaylara, duygulara, düşüncelere ve beden duyumlarına ulaşılmasını ve bunların işlenerek atılmasını diğer psikoterapi yöntemleriyle karşılaştırıldığında kat kat daha hızlı ve kesin bir biçimde sağlar.

  • Travma sonrası stres bozukluğu (tssb)

    Gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma ya da kişinin fizik bütünlüğüne, bir tehdit olayını yaşama ya da başka bir kişinin ölümüne ya da ölüm tehdidi altında kalmasına yaralanmasına ya da fizik bütünlüğüne bir tehdit oluşturan bir olaya tanıklık etme ya da ailesinden birinin ya da bir yakınının beklenmedik ölümü ya da şiddete maruz kalarak öldürülmesi, ağır yaralanması, ölüm ya da yaralanma tehdidi altında kaldığını öğrenmesi gibi kişinin doğrudan yaşadığı aşırı travmatik bir stres kaynağının ardından birtakım özgül semptomların gelişmesidir.

    Kişi söz konusu olaya tepki olarak aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşme, aşırı bir travmayla karşılaşma sonucu ortaya çıkan özgül semptomlar arasında travmatik olayı sürekli olarak yeniden yaşama, travmaya eşlik etmiş olan uyaranlardan sürekli olarak kaçınma, genel tepki gösterme düzeyinde azalma ve artmış uyarılmışlık semptomlarının sürekli bulunması gibi semptomlar vardır. Tanı semptom görünümü en az 1 aydır bulunuyor olmalıdır.

    Çocukluklarda cinsel yönden travmatik olaylar, gerçek bir şiddete başvurma ve yaralanma ya da şiddete başvurma ve yaralanma tehdidi olmayan gelişimsel olarak uygunsuz cinsel yaşantıları kapsayabilir. Travmatik olay çeşitli yollarla yeniden yaşanabilir. Kişi sıklıkla bu olayı elinde olmadan tekrar tekrar anımsar, olayın yeniden yaşandığı sıkıntı veren rüyalar görür. Nadir bazı durumlarda, kişi bir kaç saniyeden bir kaç saate dek, hatta günlerce sürebilen disosiyatif durumlarda olayın bazı öğeleri yeniden yaşayabilir ve kişi o sırada yine o olayı yaşıyormuş gibi davranabilir. Genellikle flashback’ ler olarak nitelenen bu epizodlarlar, tipik olarak kısadır, ama uzamış stres ve artmış uyarılma ile ilintili olabilir.

    Kişi travmaya eşlik eden uyaranlardan sürekli kaçınır. Kişi sıklıkla travmatik olayla ilgili düşüncelerden, duygulardan, konuşmaktan kaçınmak için özel bir çaba içinde olur. Psişik uyuşma ya da duygusal anestezi, olarak adlandırılan, dış dünyaya tepki verme düzeyinde azalma, genellikle travmatik olaydan hemen sonra başlar. Kişi bir geleceği kalmadığı duygusuna kapılabilir.

    Kişide travma öncesinde bulunmayan sürekli anksiyete ya da artmış uyarılmışlık semptomları gelişir.

    Bu semptomlar arasında;

    Travmatik olayın yeniden yaşandığı yineleyen kabus görmelere bağlı olabilen uykuya dalmakta güçlük,

    Hipervijilans,,

    Aşırı irkilme tepkisi gösterme sayılabilir.

    Bazı kişiler irritabilite ya da öfke patlamaları gösterdiklerini ya da düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırmakta ya da işlerini bitirmekte zorluk çektiklerini bildirirler.

    PTSB’ye yatkınlığı arttıran nedenler:

    1-Genetik yüklülük,

    2-Gelişim sorunlarının varlığı,

    3-Psikolojik olgunluğa kavuşamamış olma,

    4-Kültürel beklentiler,

    5-Mental retardasyon,

    6-Ailede psikotik bozukluk ve kişilik bozukluk varlığı,

    7-Negativistik tutum sergileyen yapıya sahip olma,

    8-Çocukluk döneminde fiziksel ve cinsel istismar öyküsü,

    9-Travmanın niteliği, şiddeti, sürekliliği,

    10-Olaya yüklenen anlamlar,

    11-Olay ardından yaşanan olaylar,…

    TSSB’ UNDA BELİRTİ VE BULGULAR

    1.Travmaya normal tepkiler arasında anksiyete, depresyon ve psikosomatik belirtiler vardır.

    2.Duygusal labilite ve olayların rüyalara konu olması sıktır

    3.Travma konusunu sürekli düşünme ve baskılanması arasında sürekli gelgitler yaşanır.

    4.Travmanın ağırlığına göre başa çıkma süresi 2 yıla dek uzayabilir

    Bir travmanın ardından yaşanan süreçler:

    1-Ağıt dönemi:

    Olaya bağlı olarak değişik derecelerde bir yas dönemi yaşanır.

    2-Yadsıma dönemi:

    ilk şokun ardından haftalar, aylar arasında değişen bir süre olay yadsınır. Bu dönemde amneziler, uyku bozuklukları, somatik belirtiler, aşırı hareketlilik, geri çekilme gibi belirtiler vardır.

    3-Dalıcı(intrusive dönem):

    Bu dönemde kişilerde irkilme yanıtının artması, dalıcı düşünceler kurma, değişken duygulanım, süregen aşırı uyanıklık, uyku rüya bozuklukları ortaya çıkar. Yoğun anksiyete ve delirme korkusu olabilir. Olgulara bu durumun geçici olduğu anlatılmalıdır.

    4-işleme fazı:

    Bu dönemde kişi travmanın anlamını, bununla ilgili anılarını düşünür, kaybının yasını tutar, gelecekle ilgili plan yapar.

    5-Tamamlama fazı:

    Tamamlama fazına gelecekle ilgili olumlu planlar yapılması ve eski etkinlikler dönülmesi ile ulaşılmış olur.

    TSSB’UNDA GİDİŞ

    Semptomlar genellikle travmadan sonraki ilk 3 ayda başlarsa da semptomlar başlamadan önce aylar, hatta yıllar geçtiğinde olabilir. Söz konusu bozukluğun semptomları ve yeniden yaşama, kaçınma ve aşırı uyarılmışlık semptomlarındaki baskınlık zamanla değişebilir. Semptomların süresi de değişir, olguların yaklaşık yarısında 3 ay içinde tam düzelme olur, birçoğunda semptomlar travmadan sonra 12 aydan daha uzun sürer. Travmatik olayın şiddeti, süresi ve kişinin olaya yakınlığı böyle bir bozukluk geliştirmeyi belirleyen en önemli etmendir. Postravmatik stres bozukluğunun aktarılmasında kalıtsal bir bileşke olduğuna ilişkin kanıtlar bulunmaktadır. Bunun yanında, 1.derece akrabalarında depresyon öyküsü olması, PTSB geliştirmeye karşı artmış bir duyarlılık ile ilişkilidir.

  • Travma ve EMDR

    Travma ve EMDR

    Travma son zamanlarda bireylerin baş edemediği çoğu duruma karşı kullandığı bir kelime haline gelmiştir. Öyle ise hangi durumlar travma hangi durumlar travma olarak adlandırılmaz bunlara değinelim. Kişinin çoğu zaman olağandışı ve beklemediği bir anda karşılaştığı, çok korktuğu, dehşet içerisinde kaldığı, kişide çaresizlik yaratan olayların kişi üzerindeki etkilerine ruhsal travma denir. Burada dikkat edilmesi gereken konu insanların üzüldüğü, mutsuz olduğu birçok durum olabilir ancak bu durumların hepsi travma olarak adlandırılmaz.

    Travmaya sebep olan olaylar arasında; taciz, tecavüz, işkence, afetler (sel, deprem, yangın vb.), kazalar, beklenmedik ölümler, ciddi ve ölümcül hastalıklar gösterilebilir.

    Travmalardan sonra en sık rastlanan iki ruhsal rahatsızlık; depresyon ve travma sonrası stres bozukluğudur.

    Kişinin travmatik olayı kendinin yaşamış olması ya da başkasının başına geldiğinde şahit olması, öğrenmesi ve bu olaya ilişkin iç ya da dış uyaranla karşılaşınca yoğun ve uzun süreli ruhsal sıkıntı yaşaması, fizyolojik tepkiler vermesi, olaya ilişkin düşünce ve duygulardan kaçınması yine olaya ilişkin kişi, durum, nesnelerden uzak durma çabası, kişinin kendisi ya da dünya ile ilgili abartılı olumsuz inanışları (örn; ben kötüyüm, dünya tehlikelidir) , süreklilik gösteren olumsuz duygular yaşaması (korku, dehşet) travma sonrası stres bozukluğu olarak adlandırılır.

    EMDR, Travma Sonrası Stress Bozukluğu tanılarının tedavisinde yoğun olarak uygulanan terapi yöntemidir. EMDR süresince, terapist müdahalenin odak noktası olacak spesifik problemi belirlemek için danışanla birlikte çalışır. Terapist, yapılandırılmış prosedüre dayanarak, danışanın kendisini rahatsız eden durumu veya olayı tanımlamasına rehberlik eder ve üzücü olan önemli kısımlarını seçmesine yardımcı olur. Danışan göz hareketlerini takip ederken aynı zamanda hedef anının veya diğer anıların çeşitli kısımlarını deneyimler. Terapist, danışanın kendi başına doğru bir şekilde işleyip işlemediğinden emin olmak için, düzenli aralıklarla göz hareketlerini durdurur. Terapist bu süreçte danışana yardımcı olur ve ne yönde müdahale edileceği hakkında kararlar verir. Buradaki amaç, danışanın olumsuz deneyimle ilgili bilgiyi hızlı bir şekilde işlemesi ve uygun bir çözülmeyi sağlamaktır. Shapiro’nun deyimiyle bu belirtilerin azalması, danışanın negatif inancının yeni bir pozitif inanç ile yer değiştirmesi ve daha optimal seviyede işlevsellik göstermesi anlamına gelmektedir. EMDR tedavisi tek bir travma söz konusu olduğunda 1 ila 4 seans arasında, daha zor problemler söz konusu olduğunda ise 1 sene veya daha uzun sürebilmektedir.