Etiket: Tiroid

  • Tiroid

    Tiroid

    HİPOTİROİDİ

    Hipotiroidi Nedir?

    Halsizlik, güçsüzlük, kolay yorulma, üşüme, soğuğa tahammülsüzlük, seste kısıklık ve kalınlaşma gibi şikayetleriniz varsa mutlaka okumalısınız.

    Hastalık hangi belirtileri verir?
    Hashimoto, kadınlarda, erkeklere oranla 6 kez daha fazla görülür. Hipotiroidide hiçbir belirti görülmeyeceği gibi görülen belirti ve bulgular vücut metabolizmasının azalmasına bağlıdır ve hemen tüm organların işlevleri yavaşlamıştır. Bunun neticesinde halsizlik, güçsüzlük, kolay yorulma, üşüme, soğuğa tahammülsüzlük, seste kısıklık ve kalınlaşma, el, yüz ve bacaklarda sislik, göz etrafında şişlik, ciltte kuruma, kabalaşma veya kalınlaşma, saçlarda dökülme, kas krampları, depresyon, uyku bozukluğu, uyku hali, kabızlık, kadınlarda adet bozukluğu, kilo alma, hafızanın zayıflaması, hatırlamada zorluk, nabız sayısında azalma, hareketlerde yavaşlama, terlemede azalma gibi şikayetler ortaya çıkabilir.

    Hastalığın teşhisi nasıl konuluyor?
    Hipotiroidi tanısı için serbest T4 ve TSH ölçümü yeterlidir. Serbest T4 düşük, TSH ise yüksek olarak bulunur. Bazen hastada TSH yüksekliği ile birlikte normal serbest T4 bulunabilir. Bu duruma subklinik hipotiroidi denir. Subklinik sözcüğü, laboratuar bulgusunun anormal olduğunu buna rağmen hastada klinik bulguların olmadığını gösterir. Hipotiroidide ayrıca anti-Tg ve anti-TPO denilen antikorlara bakılır. Anti-Tg, tiroid glandı içindeki folliküllerde bulunan ve tiroit hormonlarının depolanmasında kullanılan tiroglobulin (tg) denilen maddeye karşı üretilen antikordur. Anti-TPO, tiroid hormonlarının sentezi için kullanılan Tiroid Peroksidaz enzimine karşı yapılan antikordur. Bu antikorlar, Hashimoto tiroiditinde yüksek olarak bulunur ve hipotiroidinin kalıcı olduğunu gösterir. Başlangıçta kanda anti -TPO antikor yüksekliği varken TSH, T3 ve T4 hormonları normaldir. Daha sonra zaman içinde hastalık ilerledikçe önce başlangıç evresinde tiroid yetmezliği (sadece TSH yüksek, fakat T3 ve T4 normal) sonra tam tiroid yetmezliği (TSH yüksek, T3 ve T4 hormonları düşük) gelişir. Tam kan sayımı yapılan hipotiroid hastaların % 30-40’ında kansızlık (anemi) % 15’inde demir eksikliği saptanır. Ayrıca B12 vitamin eksikliği de olabilir. Kreatinin fosfokinaz (CPK) ve prolaktin (PRL) düzeyleri yüksek olarak bulunabilir. Hipotiroid hastalarda kan yağlarında yükseklik (hiperlipidemi) vardır. Trigliserid düzeylerinde hafif artış olurken, total kolesterol, LDL kolesterol düzeylerinde artma olur. Eğer hasta tedavi olmaz ise kan yağları yüksek olarak bulunacağından koroner arter hastalığı riski artar.

    Tedavisi nasıl yapılıyor?
    Hipotiroidi çok defa çok yavaş ve sinsi olarak gelişir. Aynı şekilde, hastanın tedaviye cevap vermesi de tedrici olur. Hastanın ötiroid (tiroid hormonlarının kanda normal düzeye çıkması) hale gelmesi yaklaşık bir buçuk ayı veya daha uzun bir zamanı alabilir. Bu nedenle, hasta ötiroid oluncaya kadar 2 veya 3 aylık aralıklarla doktor tarafından doz ayarlanması için görülmesi gerekir. Ötiroid oluştuğu zaman, bu aralıklar 6-12 aya çıkar. Hipotiroidi ömür boyu tedavi gerektiren bir hastalıktır. Çok nadir olarak Hashimoto tiroiditli hastalarda % 10-20 oranında kendiliğinden düzelme olabilir. Tedavide tiroid hormonu (levotiroksin) verilir. Amaç TSH ve T4 düzeylerini normal sınırlar içinde tutmaktır. Ultrasonda nodül görüldüğü takdirde kanser ihtimalini ortadan kaldırmak için tiroid sintigrafisi ve ince iğne aspirasyon biopsisi yapılması gerekebilir.

  • Gebelikte tiroid

    Gebelikte tiroid

    Eski Mısır ve Roma döneminde, genç bir kadında tiroid bezinin büyümesi gebeliğin bir işareti olarak kabul edilmiştir(500). Gebelik sırasında tiroid bezinde bazı değişikliklerin meydana geldiği daha binlerce yıl önce fark edilmiş. Günümüzde, her gebenin tiroid bezinin fizyolojik olarak büyüyüp büyümediği tartışmalı bir konudur.

    Tiroid hastalıkları doğurgan yaştaki kadınlarda erkeklere göre daha sık görülmektedir. Bu nedenle hamilelik esnasında da tiroid ile ilgili bir problemle karşı karşıya kalma olasılığı oldukça yüksektir. Herhangi bir tiroid hastalığının tanısı ilk kez gebelik esnasında konulabilir veya daha önce bir tiroid hastalığı olduğu bilinen ve bu nedenle takip edilen bir kadın, bu takip sırasında gebe kalabilir. Ayrıca normal bir gebelik tiroid hormonlarının yapımını, dolaşımını ve yıkımını değişikliğe uğratmakta, bu durum ise, bazı tanı güçlüklerine neden olmaktadır.

    Diğer taraftan gebe bir kadında tiroid fonksiyonlarını değerlendirirken gebeliğin süresinin de göz önünde bulundurulması zorunluluğu vardır. Çünkü meydana gelen fizyolojik değişiklikler gebeliğin evresine göre farklılık göstermektedir. Örneğin serum tiroksin bağlayan globulin (TBG) düzeyindeki değişiklik en çok ilk trimesterde meydana gelirken, plasentanın tiroid hormonlarını hızlı olarak metabolize etme işlemi ise gebeliğin sonlarına doğru başlamaktadır. Bütün bunlara ilave olarak, gebeliğin daha önce mevcut olan otoimmün bir tiroid hastalığının seyrini değiştirdiği bilinmektedir.

    Böyle bir hastalığın seyri gebeliğin erken evresinde, sonlarına doğru ve postpartum dönemde birbirinden farklı olabilir. Postpartum dönem tiroid hastalıkları için önemli bir zaman dilimidir. Doğumdan sonraki ilk bir yıl içinde tiroidin primer hastalıkları ve hipofiz hastalıkları sonucunda birçok tiroid disfonksiyonu meydana gelmektedir.

    Son yıllarda tiroid hastalığı ve gebelik hakkında çok önemli bilgiler elde edildi. Günümüzde gebelik öncesi ve gebelik sırasında görülen tiroid hastalıklarının kolayca tanınması ve erken tedavi edilmesi, hem anne, hem de bebek için çok iyi sonuçlar vermektedir.

  • Endokrin veya endokrinoloji nedir ?

    Endokrinoloji vucudumuzdaki hormon salgilayan ic salgi bezlerinin hastaliklariyla ugrasan bir bilim dalidir. Hormon sistemi yani Endokrin Sistem hipotalamus, hipofiz, tiroid, paratiroid, böbreküstü bezi (adrenal bez,) overler (yumurtalik) ve testislerin salgiladigi hormonlar ve onlarin hastaliklariyla ilgilenir. Endokrinoloji ayrica Metabolizma hastaligi olarak bilinen Obezite (sismanlik), Diyabet (Seker Hastaligi), Osteoporoz (Kemik erimesi), Kan yaglari (kolesterol, trigliserid) ve Urik asit yuksekligi tani ve tedavisi yapar.

    Guatr veya tiroid hastaligi, boy kisaligi, tüylenme, kemik erimesi,nodul, tiroid kanserleri, obezite, zayiflama, diyet , gizli şeker, metabolizma, aşırı terleme, kemik erimesi, paratiroid, hipoglisemi, şeker düşüklüğü, Şeker Hastalığı (diyabet), prolaktin, polikistik over ve diğer hormon hastalıkları tanı ve tedavisi için Endokrin Uzmanına başvurunuz

    GUATR –TİROİD HASTALIĞI VARSA ÖNCE ENDOKRİN UZMANINA BAŞVURUNUZ.

    Endokrin uzmanları hormon hastalıkları uzmanlarıdır. Tiroid hastalıkları yani guatr, nodül, Hashimoto hastalığı, tiroid iltihabı (tiroidit), tiroid kanseri, zehirli guatr, Graves hastalığı, hipotiroidi gibi hastalıkların tanı ve tedavisini Endokrin Uzmanı yapar.

  • Çocukluk çağında guatr

    Birçok hastalığın klinik bulgusu olan guatr; tiroid bezinin büyümesi olarak tanımlanır ve çocukluk döneminde de yaygın olarak görülür. Çocukluk döneminde guatr nedenleri erişkinde olduğu gibi iyot eksikliğinden, enfeksiyona ve infiltrasyona kadar uzanan geniş bir spektrum içinde yer alır. Günümüzde guatr sıklığı ülkeden ülkeye değişiklik göstermekte özellikle endemik bölgelerde çok yüksek oranlarda görülmektedir. Amerika ve Japonya’dan yapılan çalışmalarda okul çağı çocuklarında guatr sıklığının %6 olduğu bildirilmiştir. Guatrının en sık nedeni endemik bölgelerde iyot eksikliğidir. Dünya nüfusunun yaklaşık % 13’ünde guatr olduğu bildirilmektedir. Ülkemizde guatr sıklığı üzerine yapılan çalışmalarda bölgelere ve iyot eksikliği düzeyine göre farklı oranlar tesbit edilmiştir. Bir çalışmada Ankara ilinde 2155 okul çağı çocuğunda muayene sonucu guatr sıklığı %35 olarak bulunmuştur. Çocukluk çağı guatr sıklığı o bölgenin endemik bölge olmasına bağlı olarak değişim gösterebilmektedir.
    Guatr, görülme sıklığına göre sporadik ve endemik, görülme yaşına göre doğumsal ve edinsel, parankimin durumuna göre diffüz ve nodüler, tiroid fonksiyonlarına göre de hipotiroidi, hipertiroidi ve ötiroid olarak sınıflanır. Yaygın olarak tiroid bezinin büyümesine diffüz guatr, nodül içerenlere ise nodüler guatr denilir. Diffüz guatrlara daha sık rastlanır ancak zaman içinde diffüz olanlar nodüler guatr haline dönüşebilir. Guatr tanısı koymadan önce normalin değerlendirilmesinin yapılması gerekmektedir. Önceleri tiroid bezi büyüklüğü elle muayene ile değerlendirilirken günümüzde fizik muayene yanı sıra daha objektif bir yöntem olan tiroid ultrasonografisi ile tiroid hacminin tesbitine başvurulmaktadır.
    Guatr, ortaya çıkış zamanına göre de doğumsal veya edinsel(sonradan kazanılmış) olarak ayrılır. Doğumsal ve edinsel guatr nedenleri farklılık gösterir. Endemik bölgeler dışındaki en sık neden kronik lenfositik tiroidit(Hashimato hastalığı), ikinci sıklıkta kolloid guatrdır.
    Guatrlı Olguya Yaklaşım
    Guatrlı olguda nedeni araştırmadan önce iyi bir öykünün alınması ve dikkatli fizik muayene yapılması gereklidir. Öyküde hastanın oturduğu bölge, ilaç ve guatrojen madde kullanıp kullanmadığı, baş-boyun bölgesine radyasyon alıp almadığı, guatrın ortaya çıktığı yaş, guatrıya eşlik eden belirtilerin bulunup bulunmadığı, aile hikayesi mutlaka sorgulanmalıdır. Endemik bölgeden gelen olgularda ilk önce iyot eksikliği düşünülmeli, aile hikayesi varlığında, graves hastalığı, hashimato hastalığı, tiroid hormon sentez bozukluğu, multipl endokrin neoplazi akla gelmelidir. Fizik muayenede guatrının büyüklüğü ile birlikte bezin kıvamına, simetrik yada asimetrik büyüme olup olmadığına, yüzeyine, yaygın yada nodüler büyüme olup olmadığına bakılmalı, hassasiyetine, solunum güçlüğü, ses kısıklığı, yutma güçlüğü gibi bası bulgularının varlığına, boyunda lenf bezi büyüklüğüne dikkat edilmelidir. Yumuşak kıvamda tiroid bezi büyümesi kompansatuar guatrı, inflamasyonu düşündürürken, lastik kıvamında olması Hashimato tiroiditini, sert kıvam ise maligniteyi akla getirir. Diffüz ancak asimetrik bir büyüme söz konusu ise tiroid disgenezisi, kist veya malignite düşünülmeli büyümenin simetrik yada asimetrik olup olmadığına bakılmalıdır. Guatrının yüzeyinde çok sayıda nodül palpe edilmesi iyot eksikliğine bağlı multinodüler guatr veya kronik lenfositik tiroiditi, tek ve sert nodül tiroid malignitesini düşündürmelidir. Ağrılı, hassas, ısı artışının olduğu bir guatr varsa inflamasyon üzerinde durulmalı akut süpüratif veya subakut tiroidit araştırılmalıdır. Bası bulguları yanı sıra guatr tesbit edilen bir olguda irdelenmesi gereken hipo yada hipertiroidizme ait klinik bulguların olup olmadığıdır. Guatrı olan hastalarda bezin fonksiyonları normal olabileceği gibi (ötiroidizm), tiroid hormon yapımında eksiklik (hipotiroidizm) veya tiroid hormon yapımında artış (hipertiroidizm) söz konusu olabilir. Guatr ile birlikte hipotiroidi kliniği varlığında kompansatuar guatr, kronik lenfositik tiroiditin geç evresi gibi patolojiler üzerinde durulurken, guatr ile birlikte hipertiroidi kliniğinde graves hastalığı ya da kronik lenfositik tiroiditin erken evresi gibi nedenler araştırılmalıdır. Fonksiyon olarak hipotiroidi mevcut ise büyüme gelişme geriliği, kabızlık, cilt kuruluğu, halsizlik, yorgunluk, cansız saçlar, soğuk intoleransı gibi klinik bulgular görülür. Hipertiroidide ise sinirlilik, hiperaktivite, ishal, uykusuzluk, iştah artışı, tartı kaybı, çarpıntı hissi, sıcak intoleransı, okul başarısında düşme olur. Hipo ya da hipertiroidiye ait klinik bulgular araştırılmalı ve laboratuar tetkikleri ile desteklenmelidir. Serum tiroid hormonları (T3, T4), TSH düzeyi ölçülmeli, otoimmun tiroid hastalığı düşünüldüğünde tiroid antikorları bakılmalıdır. Graves hastalığında T3 ve T4 düzeyleri yüksek saptanırken, TSH düzeyleri çok düşük düzeydedir. Çoğu çocukta otoimmun tiroiditler klinik ve biyokimyasal olarak ötiroiddir. Ancak bu olguların TSH, T3 ve T4 düzeyleri belirli aralıklarla izlenmelidir. Görüntüleme yöntemleri olarak tiroid ultrasonografi ve sintigrafisi tanıya yardımcıdır. Ultrasonografi ile tiroid hacmi yanı sıra parankim yapısı, kistik yada solid nodüller hakkında bilgi edinilir. Tiroid sintigrafisinde tiroid bezi anatomisi, bezin aktivitesi, nodüler yapının tek yada multipl olup olmadığı, sıcak veya soğuk olup olmaması önemlidir. Öykü, fizik muayene, biyokimyasal testler ve görüntüleme yöntemleri ile guatrılı olguda uygun tanı konulur ve tedavinin izlemi başarılı bir şekilde yapılabilir. Tedavi nedene göre yapılmalı, hipotiroidide tiroksin, hipertiroidide ise anti tiroid ilaçlar kullanılmalıdır.

    Prof. Dr. Peyami Cinaz

  • Çocuklarda hashimato tiroiditi

    Çocuklarda hashimato tiroiditi

    ÇOCUKLARDA HASHİMATO TİROİDİTİ

    İlk kez 1912 yılında Hashimato tarafından tarif edilen bu hastalığın yaklaşık 40 yıl sonra aslında otoimmün bir bozukluk sonucu oluştuğu, yani vücudun bağışıklık sisteminin bir hastalığı olduğu bulunmuştur. Tiroid dokusuna karşı gelişmiş olan tiroid antikorlarının yükselmesi ile karakterize bir durumdur.

    Kızlarda, erkeklere göre çok daha sık görülen bu hastalık çocukluk yaş grubunda en fazla ergenliğin erken ve orta dönemlerinde görülür. Dört yaş altındaki çocuklarda çok nadir görülür. Adölesan dönemindeki guatr nedenlerinin % 40’ı Hashimato tiroiditidir. Bağışıklık sistemini ilgilendiren bir hastalık olduğundan diğer bazı hastalıklarla birlikte olma ihtimali yüksektir. Örneğin Tip 1 Diyabetes Mellitus dediğimiz çocuklardaki insülin bağımlı şeker hastalığında Hashimato Tiroiditi %20 oranında görülmektedir. Ayrıca hipoparatiroidi, böbrek üstü bezi yetmezliği gibi durumlarda da Hashimato tiroiditi daha sık görülür.

    Hastalığın oluş nedenlerine baktığımızda genetik nedenler ve genetik olmayan nedenleri görmekteyiz. Hashimato tiroiditinin çocukluk çağında spesifik bir kalıtımı tanımlanmamış olsada bu hastalığın ailesel olduğuna dair kuvvetli bulgular bulunmaktadır. Bu hastaların birinci derece akrabalarının yaklaşık yarısında tiroid antikorları pozitif bulunmaktadır. Bu da ailesel bir kalıtımın varlığını düşündürmektedir. Hastalığın genetik tabanlı olmayan nedenlerine baktığımızda; östrojen hormonu, stres, doğum ağırlığı, beslenme durumu gibi endojen faktörler ile iyot alımı gibi eksojen faktörler de sorumlu tutulmaktadır. Japonya ve Amerika gibi iyot alımının yüksek olduğu yerlerde hastalık sıklığının arttığı saptanmıştır. İyot eksikliği olan bölgelerde iyot desteği sağlanması, bu bölgelerde hastalık sıklığının 3 kat artmasına neden olmuştur. Diyette fazla miktarda iyot almak tiroid bezine karşı gelişen bağışıklığı arttırmaktadır.

    Klinik Bulgular:

    Hashimato tiroiditinin çocukluk ve adölesan yaş grubundaki ilk bulguları tamamen normal çalışan bir tiroid hormon düzeyi şeklinde olabileceği gibi hipotiroidi (tiroid bezinin az çalışması) veya hipertiroidi (tiroid bezinin çok çalışması) şeklinde olabilir. Genellikle hastalar boyunda şişlik nedeniyle doktora başvururlar. Guatrın büyüklüğü değişken olup, küçük ya da büyük olabilir. Elle bakıldığında genellikle lastik kıvamında, yüzeyi düzensiz ve ağrısızdır. Tiroid dokusu içinde bir ya da daha fazla nodul gelişmiş olabilir ki bu yüzden bu hastalara mutlaka belli aralıklarla tiroid ultrasonu yapılmalıdır.

    Çocukluk çağında görülen Hashimato tiroiditinde eğer tiroid bezi az çalışıyorsa yani hipotiroidi varsa büyüme geriliği ve okul performansında azalma görülebilir.

    Tanı:

    Hashimato tiroiditinde tanı, tiroid antikorları olan Anti TPO ve AntiTg’nin kanda bakılması ile konur. Olguların % 20-50’sinde AntiTg yüksek bulunurken, %90 olguda Anti TPO yüksek bulunur. Bu antikorlar yüksek bulunursa tiroid hormonlarına (Serbest T3, serbestT4 ve TSH) bakılmalıdır. Ayrıca, tiroid ultrasonunda tipik olarak tiroid bezinin görüntüsü homojen olması gerekirken, heterojen- yamalı bir görünüm arz eder.

    Tedavi:

    Hashimato tiroiditli hastalarda eğer aşikar hipotiroidi varsa mutlaka tedavi edilmelidir. Tiroid fonksiyonları normal olan vakalarda ise ilaç vermeye gerek yoktur ancak belli aralıklarla tiroid hormon düzeylerine bakılarak gerek olursa ilaç başlanabilir. Yılda bir kez tiroid ultrasonu ile nodül varlığı denetlenmeli ve eğer nodül 1 cm’in üzerine çıkarsa ince iğne aspirasyon biopsisi ile nodülün yapısı değerlendirilmelidir. Cerrahi, tiroid hormon tedavisine yanıt alınamayan, büyük ve bası bulguları olan guatrlarda tedavi seçeneğidir.

    Doç.Dr.Ergun ÇETİNKAYA

    Pediatrik Endokrinoloji Uzmanı

  • Konjenital hipotiroidi

    Konjenital hipotiroidi

    Konjenital yani doğumsal Hipotiroidi, tiroid hormonunun yetersiz ya da hiç salgılamaması halinde ortaya çıkan somatik ve psikomotor gelişimde gerilikle sonuçlanan bir hormonal bozukluktur. Bu hastalığın önemi, toplumda sık rastlanması ve önlenebilir zeka geriliğinin en sık görülen nedeni olmasıdır. Tiroid hormonu, beyin gelişimi ve fonksiyonu için oldukça önemli bir hormon olup sinir hücrelerinin oluşumu ve sinirlerde iletim gibi önemli fonksiyonları vardır.

    Konjenital Hipotiroidinin prevalansı yani görülme sıklığı 1/3000 -1/4000 arasındadır. Ülkemizde yapılan bir çalışmada bu oran 1/2736 olarak bulunmuştur.

    Genel olarak bakıldığında bu hastalığın en önemli sebebinin iyot eksikliği olduğunu görmekteyiz. Özellikle sularında iyot düzeyi düşük olan yörelerde bu hastalığın görülmesi çok daha sıktır. Yeterli iyot replasmanı ile bu durum düzeltilebilir. İyot eksikliği olmayan bölgelerde ise bu hastalığın en önemli nedenleri arasında tiroid bezinin doğumsal olarak olmaması veya bezin olması gereken yerde olmaması sayılabilir. Ayrıca tiroid bezi içindeki hormonal oluşum düzeyindeki bozukluklar da konjenital hipotiroidinin sebebidir.

    Normalde ağız yoluyla alınan iyot tiroid bezi tarafından tutulduktan sonra bir takım enzimatik reaksiyonlardan geçerek T3 ve T4 denen iki tiroid hormonlarına dönüşür. Bu dönüşümde etkili en önemli hormon beyinde hipofiz denen keseden salgılanan TSH hormonudur. T3, T4 ve TSH bir denge halinde çalışır. İyot eksikliği veya herhangi bir başka nedenden dolayı T3 ve T4 yeterli miktarda oluşamaz ise TSH salınımı artarak bu durum düzeltilmeye çalışılır.

    Tiroid Hormonu; hamilelik döneminde hayatta büyümeden primer sorumlu olmamasına karşın doğumdan sonra büyümeden primer sorumludur. Beyin ve iskelet sisteminin gelişiminde etkilidir. Vücut ısısının düzenlenmesinde ve sıvı-iyon transportunda rol oynar. Ayrıca aminoasit ve lipid metabolizmasında da etkilidir.

    Yenidoğanda hipotiroidi düşünülmesi gereken durumlar şunlardır:

    l Doğum ağırlığı 4000gr’ın üstünde ise

    l Gebelik süresi 42 haftadan fazla sürmüş ise

    l Zamanında doğan bir bebekte akciğer sorunu çıkmışsa

    l Vücut ısısının düşük olması

    l Geniş ön ve arka bıngıldak

    l Büyük dil, beslenme güçlüğü

    l Kabızlık

    l Uzamış sarılık

    l Göbek fıtığı

    l Büyük tiroid bezi

    Ancak bu bulgular çoğu zaman ilk aylarda gözlenmez. Çocuk büyüdükçe bu bulgular belirgin hale gelir ama o zaman da çok geç kalınmış olur. Dolayısıyla özellikle yenidoğan döneminde uzamış sarılığı olanlar ile kabızlık şikayeti çekenler hipotiroidi açısından hemen incelenmelidir.

    Son yıllarda ülkemizde hipotiroidi tarama programı başlatılmış olup artık şikayeti olsun olmasın her yeni doğan bebekten topuk kanı alınmakta ve gerekirse hemen tedavi başlatılmaktadır. Tedavi ile hormon düzeyleri düzeltilerek çocukların zeka geriliğine maruz kalmaları önlenebilmektedir. Tabiki özellikle ülkemiz için en önemli sorun suların iyotlanması ve normal iyot düzeylerinde olmasının sağlanmasıdır. Böylelikle konjenital hipotiroidinin en önemli sebeplerinden olan iyot eksikliği söz konusu olmayacak ve bu hastalığın görülme sıklığı çok azalacaktır.

  • Çocuklarda nadir görülen tümörler

    TİROİD TÜMÖRLERİ :

    Yirmi yaşın altında tiroid kanseri insidansı milyonda 4 – 5’dir. Çoğunlukla adolesan yaş grubunda görülür ve kızlarda görülme oranı 4 kez daha fazladır. Tiroid kanserinde en büyük risk boyun bölgesine uygulanan radyasyondur. Hodgkin tipi tümörlerden sağ kalanlarda görülme sıklığı %10 kadar çıkar. Bunun nedeni uygulanan radyasyon ve kemoterapidir.

    Çocuklardaki tiroid kanserlerinin çoğunluğu diferansiye papiller veya follliküler tiplerdir.

    Hastalar tiroid bezinde kitle veya boyun lenf bezlerinde büyüme şikayeti ile hekime başvururlar. Çocuklardaki tiroid kitlelerinde adolesan yaş grubunda iğne biopsisi ile tanıya gidilebilir. Ancak daha küçük yaş grubundaki tiroid nodülleri için cerrahi rezeksiyon önerilmektedir. Ameliyat öncesi tiroid sintigrafisi, tiroid hormon seviyesi, göğüs radyografisi ve BT yapılmalıdır. Tek bir lobu tutan tiroid kanserlerinde tiroid bezinin tamamen çıkartılıp çıkartılmaması halen tartışmalıdır. Ancak boyun lenf bezlerini tutan olgularda total tiroidektomi önerilir. Buna boyun lenf bezi diseksiyonu eklenmelidir. Residüel tiroid tümörlerini ortadan kaldırmak için de radyoaktif iyot-131 kullanılır. Tiroid kanserinin boyun bölgesinin radyasyona maruz kalması sonucu oluştuğunun düşünüldüğü olgularda total tiroidektomi yapılmalıdır.

    MELANOM :

    Yirmi yaşın altındaki çocuklarda görülme sıklığı milyonda 4,2 kadardır ve bunların hemen hepsi adolesan yaş grubundadır. Erişkinlerde görülme sıklığı hızla artar. Erişkinlerde güneşe maruz kalma iyi bilinen bir risk faktörü olmasına rağmen çocukluk yaş grubunda güneşin etkisi belirsizdir. Buna rağmen çocukların uzun süre güneşte kalmamaları önerilmektedir. Açık renkli derisi olanlar ile ailesinde melanom bulunan çocuklara nispeten daha yüksek risk altındadırlar. Çocukluk yaş grubunda bilinen risk faktörleri üzeri kıllı 20 cm’den büyük benler ve kseroderma pigmentozumdur.

    Hızla büyüyen, rengi koyulaşan, sınırları düzensiz hale gelen ve kolaylıkla kanayan benler (nevüsler) melanomu akla getirmelidir. Tanı patolojik inceleme ile konulur.

    Tedavi bilgileri erişkin bilgilerine dayanmaktadır. Tanı ben’in total eksizyonu ve komşu lenf bezlerinden alınan örneklerle lenfatik tutulum olup olmadığı araştırılmalıdır. Lenfatik tutulum varsa komşu lenf dokularının cerrahi olarak çıkartılması gerekir. Cerrahi tedaviyi takiben biyolojik ajanlar ve aşı tedavisi ile birlikte kemoterapi muhtemel uzak metastazlar için kullanılmalıdır. Çocuklardaki tedavi sonuçlarının erişkinlerden daha iyi olup olmadığı bilinmemektedir.

    KALIN BARSAK VE REKTUMUN ADENOKARSİNOMLARI :

    Çocukluk yaş grubunda nadir görülürler. Erkek çocuklarda daha sıktır. Ailesel adenomatöz polipozis, Peutz – Jeghers sendromu gibi kansere eğilimin arttığı olgularda bile genellikle erişkin yaşa kadar yoktur, ancak olası kanser gelişimine karşı çocukluk çağında veya adölesan döneminden itibaren kontrol edilmeleri gerekir. Hastalık kendini, kanlı dışkı veya katran renginde kaka (melana), karın ağrısı ve kilo kaybı ile gösterebilir. Bulgular çoğunlukla belirsizdir ve tanıda gecikmeye neden olur. Cerrahi olarak tümör çıkartılır. Tamamen çıkartılamayan durumlarda kemoterapi uygulanır. Rektal karsinomların tedavisinde radyoterapide kullanılabilir.

    ADENOKORTİKAL KARSİNOM :

    Oldukça nadirdir. Böbreküstü bezinden köken alırlar, çocukluk döneminin ilk birkaç yılında daha sık görülür. Kız çocuklarında daha sıktır. Hastalar tipik olarak erkeksi semptomlarla kendini gösterir. Prognoz tümörün büyüklüğüne ve total olarak çıkartılıp çıkartılmamasına bağlı olarak değişir. Tamamen çıkartılamayan hastalarda veya metastazlı olgularda kemoterapi uygulanmalıdır, ancak böyle durumlarda prognoz kötüdür.

  • Tiroid nodüllerinde benign malign ayrımı: on yıllık deneyimimiz.

    • Can H, Selçuk S, Zalluhoğlu N, Bulut Çelik S. Tiroid nodüllerinde benign malign ayrımı: On yıllık deneyimimiz. Tepecik Eğit Hast Derg 2011;21(3):113-8

    ÖZET

    Amaç: Çoğu benin özellik göstermesine rağmen, endokrin sistem maliniteleri içerisinde en yaygın olarak görülen tiroid kanserlerinin,tiroidektomi ameliyatı uygulanan hasta grubundaki sıklığını saptamak.

    Gereç ve Yöntem: Ocak 1998-Aralık 2008 tarihleri arasında Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi 3. Genel Cerrahi Kliniğindeameliyat edilen 918 hasta çalışmaya alındı. 748'i (%81.5) kadın, 170'i (%18.5) erkek hastanın dosyası; yaş, ameliyatşekli, ameliyat öncesi tanı, ameliyat sonrası patoloji sonuçları, duvar-kapsül invazyonu, metastaz olup olmaması ve sağkalımaçısından geriye dönük incelendi.

    Bulgular: Tiroid bezi kanseri tanılı hastaların çoğunluğunu kadınlar oluşturmaktaydı. Erkeklerin kadınlara oranla tiroid kanseriolma riski yaklaşık olarak 4.5 kat daha azdı. Erkeklerde metastaz kadınlardan daha yüksek olup metastaz saptanan hastalarınçoğunluğunu kadınlar oluşturmaktaydı. Malinite oranı, multinodüler guatr öntanısı ile ameliyata alınan hastalarda %6.7,nodüler guatr öntanısı ile ameliyata alınan hastalarda ise %7 olarak saptandı. Malin tiroid kanseri tanısı alan hastalarda ölümoranı %3.9 iken, benin tiroid kanseri tanısı alan hastalarda ölüm saptanmadı.

    Sonuç: Preoperatif incelemelerde amaç benin nodüllerle şüpheli malin nodüllerin ayırt edilmesidir. Bu hem gereksiz ameliyatlarıönleyecek hem de ameliyatı tek seansta bitirebilecektir.

    Anahtar Sözcükler: Multinodüler guatr, nodüler guatr, tiroid bezi kanseri