Etiket: Tiroid

  • Tiroid hastaları nasıl beslenmeli?

    Tiroid hormonları metabolizmanın hızını ayarlayan, vücudun her türlü enerji ihtiyacının karşılandığı salgılardır. Tiroid hormonlarının az çalıştığı durumlarda vücutta su toplaması, kilo alımına meyil , kolesterol yüksekliği , demir ve vitamin B12 emilim bozuklukları gelişebilir. Tiroid hastalarının daha kolay kilo vermesi ve hormon salgılarının normal olması için beslenmede dikkat etmeleri gereken bazı durumlar vardır.

    Tiroid hormon sentezi için besinlerle yeterince iyot alınmalıdır. İyot eksikliği ile beraber selenyum eksikliği guatra neden olabilir.

    Tiroid hastalarında vitamin b12 ve demir eksikliği sık görülür. Diyette yeteri miktarda B vitamini olmalı, demirden zengin besinler tüketilmelidir.

    Hashimato hastalarında D vitamini eksikliği daha sık görülür. D vitamininden zengin beslenme ve her gün 10 dk güneşle cildin teması sentez için önemlidir.

    Gluten, otoimmün tiroid hastalıklarında tetiği çekebilir. Hashimato hastalığı olanlar glüten tüketimini azaltmalıdır.

    Soya, brokoli, brüksel lahanası,karnabahar, lahana’nın aşırı tüketimi tiroid bezini büyütebilir. Bunlar çiğ olarak tüketilmemeli. Tüketimi haftada bir ile sınırlandırılmalıdır.

    Aspartam tarzı tatlandırıcılar tiroid inflamasyonunu artırabilir. Uzak durulmalıdır.

    Mısır, hardal, ıspanak, fıstık, yer fıstığı, şeftali, armut, şalgam tüketimi sınırlandırılmalıdır.

  • Tiroid hastalığı riski yüksek gruplar nelerdir?

    1- Ailesinde troid hastalığı olanlarda (özellikle nodul ve Hashimato hastalığı)

    2- 50 yaş üzeri kadınlarda (Menapoz dönemi) ve >60 yaş üzeri Erkeklerde

    3- Önceden tiroid hastalığı veya tiroid ameliyatı geçirenlerde, guatrı olanlarda, daha önce tiroid bez iltihabı geçirenlerde

    4-Şeker hastaları,böbreküstü bezi yetmezliği, romatoit artrit, Lupus gibi hastalığı olanlarda

    5- Doğum yaptıktan sonraki ilk yıl içinde , adet düzensizliği olan ve çocuk tedavisi görenlerde

    6- Kaşıntı, ürtiker, allerjik rinit hastaları

    7- Down ve Turner sendromu bulunan hastalarda

    8- Amiodaron (Cordarone tablet) , lityum (Lithuril tablet) ,interferon alfa ve beta gibi ilaçları kullanan hastalarda

    9- Baş ve boyuna yönelik ışın tedavisi (radyoterapi) alanlarda

    10- Meme Kanserli hastalarda tiroid hormon eksikliği ve tiroid nodülleri sık görülür.

    11-Kanda sodyum düşüklüğü, ALT,AST,GGT, CPK,LDH yüksekliği,kansızlık,kolesterol yüksekliği olanlarda

    12- Prolaktin hormon yüksekliği, kan kalsiyum yüksekliği, ve hepatit c hastaları, iltihabı barsak hastalığı olanlarda tiroid hastalığı riski yüksektir.

  • Tiroid kanserine yaklaşım nasıl olmalı ?

    Tiroid boynun ön tarafında, adem elmasının alt kısmında yerleşik, kelebek şeklinde, 20-25 gr ağırlığında bir iç salgı bezidir. Bu bezde çeşitli hastalıklar, bu arada kanser de oluşabilir.Tiroid nodullerinde %5 olasılıkla kanser olabilir. Tiroid kanseri riskinin obezite ile doğru orantılı olarak arttığı gösterilmiştir. Tiroid kanseri artışını tıbbi teknoloji ve sağlık hizmetlerinin insanlara ulaşmasında yaşanan gelişmeler nedeniyle artmıştır.

    TİROİD KANSER RİSKİ FAZLA OLAN GRUPLAR

    1-Çocuklarda ergenlikten önce ya da yaşlılarda aniden nodül çıkması

    2-Ailede tiroid kanseri görülmesi,

    3-Erkeklerde tek nodül görülmesi,

    4-Ani olarak ses problemleri ve yutma güçlüğünün ortaya çıkması tiroid kanseri şüphesi uyandırır.

    5-Yaşla birlikte tiroit nodüllerinin kanser olma ihtimali artmış olmasına rağmen 15 yaş altında saptanan tiroit nodüllerinin nerede ise %50’si kanser olabilmektedir.

    6-Muayenede nodülün, sert, sabit ve ağrısız ele gelmesi ve boyun bölgesi lenf bezesi büyümesi ile karşımıza çıkan hastalarda kanser ihtimali yüksektir.

    7-Tiroid İnce iğne aspirasyon biyopsileri tiroit nodüllerinin tanı ve tedavisinde oldukça değerli bir yöntemdir. Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi tanısal güvenilirliği yüksek, ucuz, oldukça zararsız bir yöntemdir. Operasyon öncesi biyopsi yapmak gereksiz ameliyatları engeller.

    8-Tiroid ultrasonografisinde ,tiroid nodulunun düzensiz olması, çevresindeki kapsülün kesintiye uğraması, nodul içindeki kanlanma artışı, nodulün mikrokalsifikasyon içermesi ve nodulün elastosonografik olarak sert olması tiroid kanser riskini artırır.

    Tiroid kanserleri tüm kanser olgularının yaklaşık %2’ünü oluşturmaktadır. Tiroid kanserlerinin çoğu folikül hücrelerinden köken almaktadır. Bu kanserlerin %70-90’ını diferansiye tiroid kanserleri oluşturur. Diferansiye tiroid kanserleri‘nin %55-65’u papiller, %15-25’i foliküler, %3’ü Hurthle hücreli kanser tipindedir. Undiferansiye tiroid kanseri ise tiroid kanserlerinin %10’unu oluşturur. Bu grubun %5-10’u medüller, %1’i ise anaplastik kanser tipindedir.

    Papiller tiroid kanseri; kadınlarda, erkeklerden 3 kat daha fazla görülür, seyiri genellikle iyidir. Lenf yoluyla yayılır ve çoğu hastada boyunda yavaş büyüyen kitle şeklinde ortaya çıkar. Foliküler kanser; genellikle 40 yaşın üzerinde görülür. Yayılımları kan veya lenf yoluyla olur. Seyiri, papiller kansere göre daha kötüdür. Sıklıkla akciğer, beyin, karaciğer ve kemik dokuya metastaz yapar. Papiller ve foliküler kanserler radyoaktif iyot tutulumu gösterirler. Hurthle hücreli kanser; foliküler kanserden farklı olarak, radyoaktif iyotu daha az (%10) oranında tutar. Medüller tiroid kanseri; parafoliküler hücrelerden köken alır. Kalsitonin seviyesi tanıda önemlidir. %30’u ailesel %70’i sporadikdir. Anaplastik kanser; en sık 70-80 yaş arasında görülür. Anaplastik tiroid kanseri hızlı büyür, en kötü seyreden tiroid kanser tipidir.Tiroid kanserinin tedavisinde günümüzde benimsenmi tedavi yöntemi, operasyonla tüm tiroid bezinin çıkarılması, bunun ardından radyoaktif iyot tedavisi ve tiroid ilacı ile ömür boyu süpresyon tedavisi uygulanmaktadır. Radyoaktif iyot-131 (I-131), nükleer reaktörde uranyum fizyonu ile elde edilir. Fiziksel yarı ömür 8.6 gün, biyolojik yarı ömrü tiroid dokusu içinde 80 gün, tiroid dışında 12 gündür. I-131, ağız yoluyla alımından sonra hızlı bir şekilde gastrointestinal sistem tarafından emilir. Çoğu idrar (24 saat içinde %35-70’i) ve daha az olarak dışkı ile atılır.Radyoaktif I-131, diferensiye tiroid karsinomlarının operasyon sonrası takibinde,ablasyon ve tedavisinde kullanılmaktadır. Ablasyon; tiroid bezi tamama yakın alınmış fonksiyonel tümör/metastaz odağı tespit edilmeyen hastanın, bakiye normal tiroid dokusu veveya mikroskobik metastazlarını yok etmek amacıyla tedavi dozunda radyoaktif I-131 verilmesidir. Tedavi ise fonksiyonel tümör-metastaz odağının tedavi dozu I-131 ile ortadan kaldırılmasıdır. Ablasyon dozunun seçimi konusu halen tartışmalıdır. Genel uygulama, sabit doz verilmesidir. Ablasyon için, sabit düşük doz (30 mCi) ve sabit yüksek doz (100-150 mCi) I-131’in verildiği çalışmalar mevcuttur.Tiroid kanserlerinin seyrinde Papiller ve Foliküler (differansiye) Tiroid kanserli hastaların %85’i tam bir iyilik kazanır, hayatlarını normal sürdürürler. %10-15’inde nüksler, alevlenmeler görülebilir; bu durumda gerekli tedavileri yapılır. Medüller Tiroid kanserinin başka bezlerle ilgili boyutları, aileden kazanım yanında sonraki nesillere yansıma özelliği vardır. Her yönü ile incelenmeli ve izlenmelidir. Oldukça uzun ve rahat yaşamaya izin verirler. Anaplastik kanser seyrek olup ileri yaşlarda oluşur. Tedavileri güç ve gelecekleri iyi değildir.

  • Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi nedir? Nasıl yapılır?

    Tiroid biyopsisi ne zamandan beri uygulanmaktadır?

    19. yüzyılın son yarısından itibaren yapılmaya başlanan iğne biopsisi tiroid patolojilerinin incelenmesinde güvenilir bir yöntemdir. Tiroid glandına iğne aspirasyon biopsisi 1950’lerden beri geniş olarak uygulanmaktadır. İsveç’te Karolinska Hastanesi’nde Söderström, 1952 yılında tiroid iğne biopsisini tanımlamıştır. Yapılan ilk biopsilerde kalın iğne kullanılmıştır. Daha sonra geliştirilen iğne aspirasyon biopsisi tekniği ile cerrahi olarak çıkarma gerektirmeden histolojik inceleme mümkün olmuştur.

    Tiroid ince iğne biyopsisi neden yapılır?

    Tiroid İnce İğne Aspirasyonu Biyopsisi tirod nodüllerinde tiroid kanseri varlığını araştırmak için kullanılan bir yöntemdir. Tiroid nodülü tiroid bezinde çevresinden kıvamca farklı ,yuvarlak yada oval kitlelerdir. İnce iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) tiroid nodüllerinin tanısında en önemli tanı yöntemidir. Günümüzde bu yöntem, benign ve malign tiroid nodüllerinin ayırt edilmesinde %95’lik bir doğruluk payı ile en etkili testlerden biri olarak kabul edilir Nodüller tek yada çok olabilir. Sadece muayene ile toplumda 100 kişinin ortalama olarak 5 inde nodül saptanmaktadır. Bu oran ülkemizde daha yüksektir. Ultrasonografi ile 100 kişinin 5-50 sinde tiroid nodülü tespit edilebilmektedir. Ülkemizde tiroid hastalıkları ve troid nodülleri yaygındır. Bu nedenle nodüllerde kanser var olup olmadığını ayırt etmek için troid ince iğne aspirasyon biyopsisi önem taşımaktadır. Ultrasonografi eşliğinde tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi küçük nodüllere (10 mm’den küçük nodüller) bile yapılabilmektedir.

    Kaç tür tiroid biyopsi yöntemi vardır?

    Eski yıllarda uygulanan kalın iğne biyopsisi yöntemi ağrının fazla oluşu, kanama görülebilmesi, ses telleri (laryngeal) sinir hasarı riskinin olması nedeniyle bu yöntem pek kullanılmamaktadır. Günümüzde ultrasonografi eşliğinde ince iğne aspirasyon biyopsileri tercih edilmektedir. Bu işlemde anestezi gerekli değildir, 0.5-1 cm. çapındaki nodüllere rahatlıkla uygulanabilir. Eğer anestezi gerekecek olursa %1 lidocain (ksylocaine) 1 ml.’lik disposable insülin enjektörü ile yapılabilir veya lokal anstezik kremler işlemden yarım saat önce uygulanabilir. Nodullerde tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisinin başarısı yapan kişinin deneyimine ve nodülün yerleşim yerine bağlıdır.

    Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi nasıl yapılır?

    İşlem hasta yatar pozisyondayken, boyun geriye atılarak uygulanmaktadır. İşlem öncesinde veya sırasında herhangi bir sakinleştirici ya da anestezi gereksinimi yoktur. Genellikle 10 cc.lik ve 22-23 Gauge tek kullanımlık şırıngayla, nodülün bulunduğu yerdeki cilt alkollü pamukla silindikten sonra, nodüle iğne batırılıp hücre almaya çalışılarak yapılır. İğne boyuna batırıldığında hastanın konuşmaması ve yutkunmaması istenir. İğne batırıldıktan sonra nodül içinde iğnenin döndürülmesi ve aşağı-yukarı oynatılarak şırınganın pistonuyla basınç yaratılmak suretiyle aspirasyon yapılması mümkündür. Aynı nodüle bir seferde birden fazla iğne batırılabilir. Ayrı zamanlarda bu biyopsi tekrarlanada bilir. Nodülden yeterli hücre alınamama olasılığı vardır ve bu oran yaklaşık %15-20 arasında değişir. Yeterli hücre alınamadığı durumlarda biyopsinin tekrarı gerekebilir. İşlem sırasında enjeksiyon yerinde ağrı (nadiren çene ve kulaklara yayılabilir ve 1-2 gün sürebilir) nodül ve tiroid içine az miktarda kanama, geçici ses kısıklığı, ciltte morarma, boyunda şişme, baş dönmesi, fenalık hissi, bayılma olabilir. Kanama ve morarma komplikasyonları antikoagülan ilaç alanlarda daha sık görülebilmektedir.

    İnce iğne biyopsisi esnasında patoloğun bulunması yetersiz materyal sorununu çözermi?

    İnce iğne biyopsilerinde aspirasyon işlemi sırasında teşhis koyabilecek kadar yeterli sıvının alınamaması durumu büyük merkezlerde bile bu oran %10’lardadır. İşlem esnasında Patoloji uzmanının hemen mikroskopta alınan sıvıya bakıp yetersiz ise hemen o an yeni bir örnek daha alınabiliyor. Böylece tanısallık oranı %100’lere yaklaşabilir. Ancak bilinmelidir ki bazı nodüllerin yapısından dolayı tanı konamayabilir.

    Tiroid ince iğne biyopsisinin yarattığı bir komplikasyon varmı dır?

    İlk uygulamaların yapıldığı dönemlerde en önemli komplikasyon olarak iğnenin girdiği trakt boyunca, lenf kanallarına ve venöz sistemine tümör yayılması olabileceği ileri sürülmüştür. Ancak yapılan yüzbinlerce iğne aspirasyon biopsisinde bunun klinik olarak önemli olmadığı sonucuna varılmıştır . Tiroid biyopsisi sırasında cilaltında kanama, nodul içinde kanama olabilir. Biyopsi sırasında boğazda iğne batması sonucunda hafif bir ağrı duyulabilir. Seyrekte olsa nodül içine veya dışına kanamaya bağlı boyunda şişlik,ağrı meydana gelebilmektedir. Nadir olarak birkaç vakada ses tellerine ait sinirlerinde felç gelişebilir. İşlem yaklaşık 5 dakika sürmektedir. İşlem sonrası 24 – 48 saat boyunca yutkunurken boğazda bir ağrı hissi olabilir, böyle bir durumda kan hastalığınız,mide rahatsızlığınız veya ilaç alerjiniz yok ise ağrı kesici kullanmanızda sakınca yoktur.

    Tiroid ince iğne biyopsisinde teşhis yanılmalarına sebep olan durumlar nelerdir?

    Biyopsi materyali bazı durumlarda kitleye yakın yerlerde bulunan kan, sıvı ve iltahap elemanları ile bulaş olabilir. Bu da teşhiste yanılmalara sebebiyet verebilir. Tümor kistik yapıya sahiptir ve kist sıvısında sitolojik inceleme için yeterli hücre olmayabilir.

    Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi raporunda kaç türlü sonuç olabilir?

    1. İyi huylu (kanser olmayan) nodül: Bu sonuç biyopsilerin % 50-60’ında elde edilen ve genellikle koloidal bir nodülün göstergesidir. Biyopsi iyi huylu olduğu zaman gelişmiş bir merkezde deneyimli bir patolog tarafından incelendiğinde bunun kansere dönme ihtimali % 3 ün altındadır. Genellikle, bu nodüllerin alınmasına gerek yoktur ancak büyümeye devam ederlerse ilerde yeni bir biyopsi gerekebilir.

    2. Kötü huylu (kanser) nodül: Bu sonuç biyopsilerin yaklaşık % 5’inde görülür. En sık görülen tiroid kanserlerinden biri olan papiller kanseri gösterir. Bu nodüllerin hepsi tercihen deneyimli bir tiroid cerrahı tarafından cerrahi olarak çıkarılmalıdır.

    3. Kuşkulu nodül: Bu sonuç biyopsilerin yaklaşık % 10’unda elde edilir veya bir foliküler adenom (kanserli olmayan) ya da foliküler kanser göstergesidir.. Doktorunuz tiroid nodüllerinin hangilerinin cerrahi olarak çıkarılmasına karar vermek için tarama almak isteyebilir.

    4. Tanısal değil veya yetersizdir. Bu sonuç biyopsilerin % 20’sinde gözlenir ve tanı için yeterli sayıda hücre elde edilemediğini gösterir. Nodül bir kist ise bu yaygın bir sonuçtur. Bu nodüller ameliyatla çıkarılamaz veya yeniden doktorun klinik kararına bağlı olarak ikinci defa ince iğne biyopsisi ile değerlendirilir.

  • Gebelik ve tiroid

    GEBELİK VE TİROİD

    Prof. Dr. Bilgin Özmen

    bilozmen@yahoo.com, info@izmirendokrin.com

    Doğurganlık dönemindeki kadınlarda tiroid bezi hastalıkları erkeklere oranla çok daha sık görülür. Bu nedenle hamilelik süresi içinde tiroid ile ilgili bir problemle karşı karşıya kalma olasılığı oldukça yüksektir. Fetus gebeliğin 24. haftasına kadar, annenin tiroid hormon düzeyine bağımlıdır. Özellikle ilk 10 haftalık süre çok daha önemlidir. Çünkü bebeğin organ gelişimi bu dönemde tamamlanmaktadır.

    Ayrıca gebelik bazal metabolizma hızını artıran bir durum olduğu için tiroid hormonlarının üretimi artar. Bu durum bazı kadınlarda tiroid bezinin büyümesine ve daha belirgin hale gelmesine neden olabilir. Gebelik süresince iyot metabolizmasında, immün sistemde, tiroid bezinde ve tiroid fonksiyonlarında bazı değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Hastayı izleyen hekim tarafından gebelik sırasında oluşan bu fizyolojik değişikliklerin iyi bilinmesi hem anne hem de fetüs için son derece önemlidir.

    Gebelikte Guatr Sıklığı Artıyor mu? Gebelik genel olarak tiroid hormonu ve iyot gereksiniminin arttığı fizyolojik bir süreçtir. Tiroid bezi gebelik döneminde büyüme (guatr) gösterdiği gibi, gebe kalmadan önce guatrı olan kadınlarda da tiroid bezinin daha fazla büyümesine neden olabilir. İyot eksikliği olan kadınlarda bu durum daha belirgindir. İyot kaybının gebelikte artması ve bebeğin iyot kullanması nedeniyle annenin iyot ihtiyacı artar. Bu nedenle gebelik döneminde annenin günlük iyot alımı (200-220 mikrogram) artırılmalıdır. Annede tiroid hormon eksikliği varsa tiroid hormon ilaçları kullanılarak mutlaka tedavisi yapılmalıdır.

    Gebelikte Tiroid Hastalığı Gelişme Riski Kimlerde Daha Fazladır?
    Ailesinde tiroid hastalığı, şeker hastalığı ve guatr olan kadınlarda tiroid hastalığı riski daha fazladır. 30 yaşın üzerinde, gebelik öncesi tip 1 diyabet (şeker hastalığı), diğer otoimmun hastalığı olan veya kanında anti-TPO antikoru yüksek ya da daha önce tiroid hastalığı geçiren ve infertilitesi (kısırlık) bulunan kadınlarda da bu risk çok yüksektir. Daha önceden tiroid bezi hastalığına bağlı olarak düşük yapmış kadınlarda tiroid hormon tetkikleri gebelik süresince sık aralıklarla kontrol edilip izlenmelidir.

    Doğurganlık Çağındaki Bayanlar için Önemli Uyarılar

    1)Gebelik öncesi fark edilemeyen tiroid hormonu yetmezliği (hipotiroidi) doğacak çocuğun zekâsında geriliğe neden olabilmektedir. Bu nedenle annenin hamile kalmadan önce tiroit fonksiyon testlerini “serum TSH, Serbest T3, Serbest T4, TSH, anti-TPO ve anti-tiroglobulin antikoru” yaptırmasında yarar vardır. Gerekirse söz konusu testlerin gebelik saptandığında tekrarlanması gerekir.

    2)Gebelik öncesi Hashimoto tiroiditi teşhisi almış olan bayanlar gebe kalmayı düşündüklerinde doktorlarına mutlaka ilaç konusunda danışmaları gerekir. Çünkü gebe kalmadan önce kullandıkları tiroid hormon ilaçlarının dozunun yeterli olup olmadığı mutlaka değerlendirilmelidir. Gebe kalınca da tiroid hormon tedavisine devam edilmelidir. Kullanılan tiroid hormon tedavisinin çocuğa zararı yoktur. Aksine tiroid ilacı kullanılmazsa düşük riski artar.

    Gebelikte anti-TPO Antikorunun Yüksek Bulunması Önemsenmeli mi?

    Gebelikte tiroid hormonları normal olduğu halde sadece anti-TPO antikorunun yüksek bulunması risklidir. Çünkü anti-TPO antikoru yüksek olan kadınlarda erken doğum, doğum sonrası depresyon ve tiroid hormonu yetersizliğinin (hipotiroidi) gelişme riski artmıştır. Bu nedenle sık aralarla serum TSH hormon ölçümü yapılmalı ve bu kontrollerin doğum sonrası da devam etmesi gerekir. Hastanın “endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanı” tarafından izlenmesinde yarar vardır.

    Gebelikte Tiroid Hormon Yetmezliği (Hipotirodi) Önemsenmeli mi?
    Evet, hem de çok önemsenmelidir.

    Neden Önemsenmeli?

    Çünkü hipotiroidinin ilk trimesterden (gebeliğin ilk üç ayından) sonra teşhisinin konulduğu gebe kadınlarda, bebeğin (fetusun) entelektüel ve algılama (kognitif) fonksiyonları önemli oranda olumsuz etkilenir.

    Bu nedenle hamile kaldığı öğrenilir öğrenilmez kanda TSH, serbest T4 ve T4 hormonlarına bakılmalıdır. Eğer tiroid hormonu yetmezliği varsa gebe annenin mutlaka tiroid hormonu kullanması gerekir. Tiroid hormon tedavisine doğumdan sonra da emzirme döneminde de devam edilmelidir. Tiroid hormonu ilaçlarının gebelikte ve emzirme döneminde kullanılmasının bebeğe zararı yoktur, aksine kullanılmaması sakıncalıdır.

    Gebelik Öncesi Tiroid Hormonu Eksik Çalışan (Hipotiroidili) Hastalar için Öneriler.

    Gebelikte hipotiroidiye daha sık rastlanmaktadır. Gebelik öncesi Hashimoto tiroiditi teşhisi almış olan bayanlar gebe kalmayı düşündüklerinde mutlaka ilaç konusunda doktorlarına danışmaları gerekir.

    Gebe kalmadan önce tiroid hormonlarına bakılarak kullandıkları tiroid hormon ilaçlarının dozunun yeterli olup olmadığı mutlaka değerlendirilmelidir. Gebe kaldıklarında ise tiroid hormonu tedavisine aksatmadan devam etmeleri hatta gebeliğin ilerleyen dönemlerinde tiroid hormonu ihtiyacı fazlalaşacağı için ilacın dozunda (%40-50 oranında) artış yapılması gerekir. Bu nedenle gebelik boyunca yapılacak olan aylık kontroller ile verilen tiroid ilacının dozunun yeterli olup olmadığı değerlendirilmelidir. Kısacası gebelik süresinde hipotiroidinin tedavisi için kullanılan tiroid hormonu ilaçlarının bebeğe zararı yoktur. Aksine tiroid hormon tedavisi kesilirse erken doğum, doğacak bebekte zekâ geriliği gelişebilir.

    Diğer taraftan gebelik sonlandıktan sonra da annenin tiroid fonksiyon testlerinin bakılması gerekir. Çünkü hamilelik sonrası annenin tiroid hormon gereksinimi azalmış olacak ve doğal olarak da kullandığı tiroid hormon ilacının dozunun azaltılması gerekecektir.

    Gebelikte Tiroid Hormonu Kullanırken Nelere Dikkat Edilmeli?

    Bu hapların (levotiron, tefor, euthyrox), sabahları kahvaltıdan 20–30 dakika önce aç karnına alınması önerilir.

    Demir hapları, kalsiyum, mide asidini gidermek için kullanılan antiasit gibi ilaçlar, tiroid hormon ilaçlarının emilimini etkileyebilir. Bu yüzden demir, kalsiyum veya antiasid grubu ilaçların en az 3–4 saat sonra alınmasında yarar vardır.

    Tiroid hormon ilaçlarının sabah kahvaltıdan önce alınması unutulursa öğlen yemeğinden 20–30 dakika önce su ile alınması uygundur. İlaç ezilmeden içilmelidir.

    Gebelikte Zehirli Guatr (Hipertiroidi)

    Halk arasındaki deyimi ile zehirli guatr veya iç guatr tıpta ki ismi ile hipertiroidi (tiroid bezinin fazla çalışma) hastalığı her 100 gebeden birisinde ortaya çıkar, yani nadir olarak görülür.

    Gebe kalmadan önce hipertiroidi hastalığı geçiren kadınlarda veya gebelik sırasında hipertiroidi saptanan bayanlarda gebeliğin 10 ile12. haftaları arasında TSH–Reseptör antikoruna (TRAb) bakılması gerekir.

    Çünkü TRAb yüksek olursa anne karnındaki bebekte tiroid bezi fazla çalışabilir, ayrıca bebek doğduktan sonra da bebeğin tiroid bezinin fazla çalışma olasılığı vardır. Gebelikte oluşan Graves hastalığı tedavi edilmezse erken doğuma veya bebeğin büyümesinde gecikmeye de neden olabilir. TRAb antikorları gebeliğin 4 ve 6. ayları arasında anne kanında çok yükselirse bebekte hastalık olup olmadığı ultrason ile değerlendirilmelidir. Bu sayede bebek kalp atım hızının artıp artmadığı, guatr gelişip gelişmediği veya büyümesinin normal olup olmadığı değerlendirilir.

    Gebelikte Hipertiroidi Tedavi Edilmeli mi?

    Evet, tedavi edilmelidir. Çünkü gebelik döneminde hipertiroidi hastalığı olan kadınlarda erken doğum, tiroid fırtınası, kalp yetmezliği, düşük, doğacak olan bebekte ise iç guatr veya ölü doğum riski artmaktadır.

    Nasıl Tedavi Edelim?

    Hafif hipertiroidizm, anne ve bebek iyi durumda ise ilaç verilmeden takip edilebilir. Hipertiroidizm şiddeti ilaç tedavisi gerektirdiğinde saptanıldığında tiroit hormon üretimini engelleyen ilaçlar (anti-tiroid ilaçlar) kullanılmalıdır. Tedavide amaç en düşük ilaç dozu ile annenin serbest T4 ve serbest T3 seviyelerini yüksek-normal sınırlarda tutabilmektir.

    Gebeliğin ilk üç ayında propycill (propiltiourasil) ilacı düşük dozda (50–150 mg/gün = günde 2–3 tablet) verilerek tedavi yapılır.

    Gebelikte hipertiroidiye yönelik olarak yapılan tedavinin etkinliği sıkı bir şekilde izlenmelidir. Bu da aylık tiroid fonksiyon testlerinin yapılması ile olur.

    Hamilelik döneminde hipertiroidinin radyoaktif iyot ( RAI=atom) ile tedavisi bebekte sakatlık yapması nedeniyle sakıncalıdır. Hatta gebe kalmazdan önce hipertiroidi nedeniyle RAI ile tedavi gören kadınların atom tedavisi uygulandıktan sonra en az 6 – 12 ay süreyle hamile kalmamaları gerekir.

    Emzirme Döneminde Hipertiroidi Tedavisi.

    Doğum sonrası emzirme döneminde hipertiroidi devam ederse veya yeniden ortaya çıkarsa emziren kadınlara en fazla 250–400 mg/gün kadar dozda Propiltiourasil tablet veya 25–40 mg/gün Metimazol tablet verilebilir. Bu dozlarda emzirmeyi kesmeye gerek yoktur. Eğer daha yüksek dozlar kullanmak gerekirse o zaman bebeğin tiroid hormonlarını takip etmek gerekir; çünkü bu ilaçlar süt ile çocuğa geçerek onun tiroid bezinin çalışmasını azaltabilir.

    Sonuç olarak; Gebelik döneminde tiroid bezi hastalıkları hem anne hem de fetus için önemli sorunları beraberinde getirmektedir. Bu nedenle hamilelik öncesi tiroid bezi hastalığı saptanan kadınlarda hamile kalmadan önce tiroid fonksiyon testlerine bakılması gerekir. Hamilelik süresinde tiroid bezinin tembel veya fazla çalışması yakından izlenilmeli ve mutlaka tedavi edilmelidir.

  • Nodüler guatr

    NODÜLER GUATR

    Tiroid bezinin içinde normal tiroid dokusundan farklı bir yapıdaki yumru şeklinde veya leblebi, nohut, bazen de nadiren ceviz veya portakal büyüklüğünde olabilen anormal doku büyümelerine nodül adı verilir. Nodüllerle birlikte çoğu zaman tiroid bezi de büyüdüğünden hastalık “nodüler guatr” olarak adlandırılır. Nodülün boyutları kişiden kişiye farklılık gösterir. Örneğin, nodül çok küçük 3–4 milimetre çapında olabildiği gibi, ceviz hatta iri patates büyüklüğünde de olabilir. Bir kişide bir tane nodül olabildiği gibi birden fazla nodül bulunabilir. Tiroid bezin içerisinde birden fazla nodülün bulunması “multinodüler guatr” olarak tanımlanır. Muayene sırasında boyun yapısına bağlı olarak genellikle bir santim veya bir santimin üzerindeki nodüller doktor tarafından saptanabilir.

    Nodül Nasıl Saptanır?

    Tiroit bezindeki nodül hastanın kendisi tarafından fark edilebildiği gibi, gitmiş olduğu doktorun muayenesi sırasında saptanabilir. Ayrıca, değişik şikayetler nedeniyle hastanın boyun bölgesine inceleme amaçlı olarak ultrasonografi yapıldığında veya akciğer grafisi çekildiğinde tiroit bezinde bulunan büyük nodül fark edilebilir.

    Tiroid Nodülü Hangi Sıklıkla Görülür:

    Yapılan toplum çalışmaları, erkeklerde her 100 kişiden birinde, kadınların her 100 kişiden beşinde, tiroid bezindeki bir santim veya bir santimin üzerinde nodülün muayene sırasında elle fark edilebildiğini göstermiştir. Ancak tiroid bezine ultrasonografi yapıldığında nodülün saptanabilme oranı %20 ile %70 ‘lere çıkmaktadır. Çünkü tiroid bezi derinliği olan bir organdır. Tiroidin arkasında olup elle yapılan muayenede saptanamayan nodüllerin ultrasonografi ile saptanması ve saptanan nodülün büyüklüğü hakkında bilgi edinmesi de mümkün olmaktadır. Diğer taraftan, genellikle nodül bir santim ve bir santimin üzerinde ise muayene sırasında ele gelebilmektedir. Ultrasonografi ise santimin altındaki çok ufak nodülleri saptamada da bize yardımcı olmaktadır. Kısaca, nodül için tiroid bezinin değerlendirilmesinde “ultrasonografi” daha güvenilir bir teşhis metodudur

    Tiroid Nodülleri Yaş ile Artmaktadır.

    Tiroid nodülleri yaşla birlikte artış göstermektedir. Nodüllerin görülme sıklığı 18-65 yaş arasında %20-25, iken bu oran 65 yaş üstünde ise %35-40 ‘e çıkmaktadır. r; öncellikle mutlaka bir endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilmelidir

    Nodüler Guatr Neden Önemsenmeli?

    Bir nodülün hasta ve doktor açısından önemi nodülün “kanser olup olmadığının” öğrenilmesidir. İkinci önemli nokta ise nodülün aşırı hormon salgılama özelliği olup olmadığının ortaya konmasıdır. Üçüncü önemli nokta ise nodülün nasıl tedavi edileceği veya nasıl izlenileceğidir. Tiroid nodülleri özellikle ultrasonografi boyunda sık kullanılmağa başlandıktan sonra daha çok görülmeğe başlandı. Tiroid bezinin ultrasonografi veya Doppler ultrasonografisi ile incelenmesi sayesinde daha küçük nodülleri saptayabilmek mümkündür.

    Tiroid Kanserinin Bulguları Nelerdir?

    Tiroid kanserleri çoğu kez hastalarda belirti veya şikâyete neden olmaz. Genellikle tiroid bezinde yerleşmiş bulunan nodülün fark edilmesi ve saptanan bu nodülde bazı ileri tetkiklerin yapılması sonucu tiroid kanseri teşhisi konulur.

    Nasıl Tanı Koyuyorsunuz?

    Tiroid nodülünün kansere yönelik olarak değerlendirilmesinde ultrasonografi ve/veya Doppler ultrasonografi oldukça yardımcıdır. Tiroid bezinin muayenesi sırasında veya ultrasonografi ile bir santim veya bir santimden daha büyük nodül saptandığında “tiroid sintigrafisinin” çekilmesi gerekir. Bu sayede nodülün soğuk, sıcak ve ılık ayırımı yapılır. Nodüllerin yaklaşık % 70-80'nini soğuk nodül, % 10'unu sıcak nodül, ve % 10'unu ılık nodül oluşturur. Soğuk nodülde kanser oranı biraz daha fazla olup, kanser görülme oranı %5 ile %10 arasında değişmektedir. Sıcak nodülde kanser oranı çok daha düşüktür. Nodülün iyi veya kötü huylu olduğuna ilişkin ayırımı yapmada ultrasonografi bize bilgi verse de en iyi ve güvenilir bilgi, nodülün kendisinden ince iğne biyopsisinin yapılmasıyla sağlanır.

    Biyopsi Ağrılı ve Sıkıntılı Bir İşlem mi?

    Tiroid bezinde saptanan nodülün kanser riski taşıyıp taşımadığını anlamak için yapılır. Biyopsi sonucuna göre ilaç tedavisi ile izlem veya ameliyat kararı verileceğinden mutlaka yapılması gereken bir tetkiktir. Oldukça basit, yapılması kolay ve son derece küçük iğne ucu kullanılarak yapıldığından ağrı oluşturmayan bir tetkiktir. Bu nedenle biyopsi sırasında hastanın anestezi ile uyuşturulması gerekmemektedir. Damardan kan alınır gibi tiroit bezindeki nodülden hücre grupları alınır. Alınan hücreler patoloji bölümünde incelenerek nodülün iyi huylu, kanser veya iltihap olup olmadığı araştırılır. Biyopsi kolay bir işlem olup biyopsi işleminden korkulmaması gerekir.

    Biyopsi bir ameliyat değildir, hastanın biyopsi sırasında aç veya tok olması önemli değildir. Bazen biyopsi ile yeteri kadar parça veya hücre gelmeyebilir. O zaman biyopsiyi en erken 2-3 ay sonra tekrarlamak gerekir.

    Yapılan biyopsinin iyi yorumlanması için bu konuda deneyimli patoloji uzmanlarına (sitologlara) gereksinim vardır. Sonucu bir iki gün içinde açıklanabilmektedir. Ancak, folliküler kanser veya Huthle-hücreli kanserlerin kötü veya iyi huylu olup olmadığını değerlendirmede ince iğne biyopsisi yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle söz konusu durumlarda operasyon ağırlıklı düşünülmelidir.

    Kanser Şüphesi Olan Nodüller Hangileridir?

    Nodül yapılan tedaviye rağmen hızla büyüyorsa, boyun bölgesinde lenf bezlerinde anormal büyüme varsa, nodülün kendisi çok sert ve yapışık ise, seste kalınlaşma veya seste kısıklık yapıyorsa, hastanın birinci derece yakınlarında tiroit kanseri olan birisi bulunuyorsa, hastanın yaşı 20'nin altında veya 60'ın üzerinde ise tiroit kanseri yönünden dikkatli olunması gerekir. Diğer taraftan yapılan ultrasonografisinde kanseri düşündürebilecek ip uçları veya tiroit ince iğne biyopsisinde kanser hücreleri veya kanser kuşkusu uyandıran hücreler bulunuyorsa tedavide operasyon ağırlıklı düşünülmelidir. Operasyonun bu konuda deneyimli cerrahlar tarafından yapılması operasyona bağlı komplikasyonların görülme riskini azaltan önemli bir faktördür. Tiroid ameliyatı geçiren bir kişide ameliyat sonu yapılan patolojik değerlendirmede kanser saptanmasa bile, o kişinin mutlaka ömür boyu tiroit hormonu kullanması ve periyodik olarak doktor kontrolünde ilaç kullanması gerekir. Buna karşın tiroit kanseri saptanan kişilerin ise, kendilerini tedavi eden endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanının önerileri doğrultusunda ömür boyu düzenli olarak ilaç (tiroit hormonu) kullanmaları, kan ve/veya görüntüleme tetkiklerini periyodik olarak yaptırması şarttır.

  • Hashimoto hastalığı önemsenmeli mi?

    Hashimoto hastalığı nedir? Hashimoto hastalığı, tiroid bezi iltihabı veya tıptaki adıyla “Hashimoto tiroiditi'' bağışıklık sisteminin bir bozukluğu sonucu ortaya çıkar. Tiroid bezi yetmezliğinin en önemli nedeni Hashimoto tiroiditidir. Hashimoto tiroiditi otoimmün hastalıklar dediğimiz hastalıklardan birisidir.

    Otoimmun hastalık hastalık nedir? Vücudumuz kendi dokusunu yabancı doku olarak algılayıp onu yok etmek ister ve vücut içinde bir savaş oluşur. Hashimoto tiroiditinde “otoimmun olaylar”, tiroid bezinde cereyan ettiği için, tiroid hücrelerini harap eder, tiroid hormon üretimi azalır, zamanla tiroid hormonu üretecek hücre kalmaz, sonuçta tiroid hormon yetmezliği tıp dilindeki adı ile “hipotiroidi” gelişir.Hashimoto hastalığının başlangıç döneminde tiroid bezinde büyüme yani “guatr” vardır. Hastalar bu dönemde tiroid bezindeki büyüme nedeniyle doktora müracaat ederler. Ancak yıllar içinde tiroid bezindeki harabiyetin ilerlemesine bağlı olarak tiroid küçülür

    Hashimoto tiroiditi hangi yaşlarda sık görülür? Hashimoto tiroiditi toplumun% 2'sinde görülür ve hastalarının % 95'i kadındır. Kadınlarda erkeklere göre 15-20 kat daha fazla görülür. Hastalık her yaş grubunda görülse de 30-50 yaş arasında daha sıktır.

    Nedenleri. Hashimoto hastalığı genetik geçişli bir hastalıktır. Yani aynı ailenin birkaç ferdinde özellikle birinci dereceden akrabalarında sık görülür. Bu nedenle bir kişide Hashimoto tiroiditi varsa ailenin diğer üyelerinde de hastalığın bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.

    Hastalar hangi şikâyetlerile doktora müracaat eder? Bu hastalar doktora genellikle tiroid bezinin büyümesi yani guatr nedeniyle veya tiroid hormon azlığının ( hipotiroidinin ) neden olduğu halsizlik, bitkinlik, el ve yüzde şişme, uyuklama, ciltte kuruluk, ses kalınlaşması, kabızlık gibi şikâyetler nedeniyle başvururlar. Tiroid bezinde ağrı veya hassasiyet yoktur, genellikle tiroid bezinin büyümesi sessiz olur.

    Hastalığın teşhisi için hangi incelemeler yapılmalı? Hashimoto tiroiditinden şüphelenildiğinde serbest T4 (FT4), serbest T3 (FT3) ve TSH hormonları ile birlikte anti-TPO antikoruna bakılmalıdır. Çünkü hastaların yaklaşık % 80'inde teşhis konduğunda FT4, FT3 ve TSH düzeyleri normal saptansa da tiroid bezinde hormon yapımı azalmaya başlamıştır. Anti-TPO antikorlar Hashimoto tiroiditi için tanı koydurucudur. Hastaların yaklaşık % 95'inde yüksek olarak bulunur.

    Tedavisi için ilaç kullanılmalı mı? Hashimoto tipi tiroid iltihabını yok edecek veya hastalığı tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi şekli ne yazık ki yoktur. Guatr veya tiroid bezi yetmezliği (hipotiroidi) varsa tedavi edilmelidir. Özellikle doğurganlık çağındaki bayanlar için hipotiroidi önemlidir. Çünkü adet düzeninde bozulma görülebileceği gibi, hamile kalma ihtimali azalabilir veya düşük riskinde artma olur. Ayrıca hipotiroidili bir bayanın hamile kalması da bebek için önemli bir tehlike oluşturabilir.

    Hastalığın tedavisinde tiroid hormonu (L-tiroksin) kullanılır. Belirli aralıklarla tiroit hormon testleri (serum TSH) yapılarak tedavinin etkinliği değerlendirilir. Özellikle hipotiroidi gelişmiş veya tiroid bezi ileri derecede küçülmüş kişilerde tedavi yaşam boyu sürdürülür. Hipotiroidi olmasa bile guatrı olan hastalar tiroid hormonu tedavisinden fayda görürler yani büyüme gösteren tiroid bezi uygulanan tedavi ile küçülür.

    Tedavide kullanılan ilaçlarının sabahları aç karnına (mümkünse kahvaltıdan 20–30 dakika önce) alınması gerekir. Çünkü aç karnına alınan ilacın emilimi daha iyi ve etkinliği daha fazladır.

    Gebelik öncesi Hashimoto tiroiditi teşhisi almış olan bayanlar gebe kalmayı düşündüklerinde mutlaka ilaç konusunda doktorlarına danışmaları gerekir. Çünkü gebe kalmadan önce kullandıkları tiroid hormon ilaçlarının dozunun yeterli olup olmadığı değerlendirilmelidir. Gebe kaldıklarında ise tiroid hormonu tedavisine aksatmadan devam etmeleri hatta gebeliğin ilerleyen dönemlerinde tiroid hormonu ihtiyacı fazlalaşacağı için ilacın dozunda artış yapılması gerekir. Kısacası gebelik süresinde hipotiroidinin tedavisi için kullanılan tiroid hormonu ilaçlarının bebeğe zararı yoktur.

  • Sessiz tiroidit, gebelik tiroiditi , subakut tiroidit nedir? Tedavisi takibi nasıl olmalıdır? Farkları nelerdir?

    Tiroiditler denildiginde akilimiza tiroid bezi iltihaplari gelir ki bunlar cok cesitlidir. Cok az bir kismi mikroplara bagli olarak iltihapli gelisir ve bunlara akut tiroiditletdenir. Biz bu makalede bu tiroiditlerden bahsetmeyecegiz. Bizim asil irdelyecegimiz subakut tiroiditler, sessiz tiroiditler ve gebelikte ve sonrasinda gelisen mikropsuz iltihabi tiroiditlerdir. Bunlarin nasilgelistigi, niye gelistigi, nasil tedavi edilmeleri gerektigi, ne kadar takip edilmeleri gerektigi ve nasil bir yaklasimla ayirici tanilarinin yapilmasi gerektigi her zaman biz hekimletin en buyuk sorunlarindan olmustur. Dolayisiyla da hastalar genellikle yanlis tani konarakyanlis takip ve tedavi almislardir. Cogu kalici hipotiroidi zaddedilmis veya Graves hastasi zannedilmis ve cok agresif tirod tedavilerine maruz birakilmislar ve sonucta omur boyu ilac mahkumu olmuslardir. Halbuki buhastaliklarin tumubuyuk oranda gecicidir. Evet yanlis duymadiniz …. Bu hastaliklarin hemen tumu gecicidir. Tamamen atlatabiliriz. Asla kalici bir zehirli veya tembel guatr durumu yoktur. Hersey en gec alti ay icinde gecer. Ancak dogru tani konur ve tedavi edilirse bu durum boyle olur maalesef….
    Demek ki hastaligi basta tanimlamak cok onemlidir. Aslinda uc hastalik da birbirine cok benzer.. Immun temellidir. Subakut tiroiditte oncesinde viral bir enfeksiyon gecirmis olma ihtimalimiz yuksektir. Boyun on bolgemizde tirod bezimizin oldugu bolgede siddetli bir hassasiyet ve agri ile baslar. Usume titreme kirginlik ates hafifce yapar. Sedimentasyon ve crp yuksekligi ile seyreder. Tiroid otoantikorlari negatiftir. Ilk ay tirotoksikoz dedigimiz zehirli tiroidit fazidir sonra hafifce hipotroidi ve / veya otiroid fazina kayar… Ve sedimentassyon crp normale doner. Bu donemde tedavi olarak sadece nonsteroid antiinflamatuar ajanlar, cok zorda kalinirsa steroidlerden faydalanir hekimler… Asla tiroid hormonu veya antitiroid ilaclar vermezler!!!!! Bunlar cok zarar verebilir cunku tirod bezine… Carpinti ve periferik etkileri duzenlemek icin betablokerler faydali olur bu hastalarda…..
    Sessiz tiroidit bir daha farklidir. Otoantikorlar negatif veya pozitif de olabilir . Genellikle pozitiflesir. Daha uzun surer. 1-6 ay surenilir. Bazen hipo fazinda cok dusuk L- tiroksin ihtiyaci bir kac ay olabilir ama genellikle olmaz … Bu hasta grubunda steroid genellikle gerekmez. Tiroid sintigrafisi tirotoksikoz yani zehirli fazda tani koymak icin bicilmis kaftandir… Doppler Usg de yardimci olur. Ancak bezin uptakelerinin azaldigini gormek kesin tani koydurur. Tirotoksik faz genelde bir- iki aydan uzun surmez. Ve antitiroid ajan asla kullanilmaz, bu kalici tiroidhasarina yolacabilir. Iyot mutlaka kesilir. Iyotsuz tuz onerilir.
    Tiroid fonksiyon testleri 2-4 haftada bir takip edilir.
    Gebelik tiroiditi ise sessiz tiroiditin genelik sonrasi ucuncu- dorduncu ayinda gorulen formudur. Gelisimi aynidir ve geri donusumludur. Yeterki dogru tani konsun.
    Ancak laktasyon yani sut verme donemi iyot kesilmez cunku bebegin seka gelisimi ve tiroid bezi acisindan iyot cok onemlidir ve annenin iyot ihtiyaci cok artmistir. ( yaklasik ikibucuk kat) bu nedenle iyotsuz diet vermeyiz. Sadece takip, nonsteroid antienflamatuarlar, gerekirse betablokerler verilebilinir.
    VITAMiNLERIN ROLU
    Her immun olayda oldugu gibi vitamin eksiklikliklerinin de bu tip olaylarda tetikleyici rolu oldugu dusunulmustur. Sessiz tiroiditlerde selenyum ve cinko takviyesi koenzim Q 10 ve c vitamini takviyesinin tedavi surecini hizlandirdigi gozlenmistir. D vitamini eksikligi varsa duzeltilmelidir. Ayni sekilde b12 folat eksikligi duzeltilmelidir.
    Sessiz tiroiditlerde kesinlikle ailesel yatkinlik soz konusudur.
    Yapilan USG de meydana gelen heterojen alan zemininde gercek noduller gelecek yillarda gelisebilir. Bu nedenle bu hastalar hastaligi atlattiktan sonra iki uc yilda bir USG kontrolune girmelidir.

  • Hashimoto tiroidit , tüm gerçekler, tedavide yenilikler

    Bir Hashimatolu olarak nelere dikkat etmeliyiz?

    Hashimato ve beraberinde olabilecek hastalıklar ve durumlar nasıl takip edilmelidir?

    Nasıl beslenmeliyiz?

    Nasıl Yaşamalıyız?

    Ailemizde varsa erken korunma mümkün mü?

    En çok neler yapmalıyız? Neler yapmamalıyız?

    Hastalık başladıysa kontrolü sağlanabilir veya geriletilebilinir mi?

    Hangi koşullarda cerrahi tedavi önerilir?

    İlaç tedavisi mümkün mü?

    Vitaminlerin sihirli gücü nedir? Hangi mekanizmaları düzeltir?

    Türkiye ‘de gerçekten en sık görülen bu genetik tiroid hastalığın temelindeki gerçekleri bilmek istiyorsak bu yazıyı mutlaka okumalıyız.

    Hashimato tiroiditi otoimmün yani vücudun kendi kendine saldırması ile gelişen kronik(müzmin) ailesel geçişli olduğu bilinen bir tiroid iltihabıdır. Vücut bunu kendi kendine yaptıgı için ortalıkta mikrop yoktur. Nedeni tam olarak bilinmeyen otoimmun hastalıklar grubu dediğimiz modern tıbbın henüz açıklayamadığı iltihaplı eklem romatizmaları (Romatoid Artrit Lupus vs gibi), Myastania gravis, Vitiligo ve Multipl skleroz gibi nedeni tam bilinmeyen bir hastalık olup bu tip hastalıklar ile berabere görülme sıklığı artmıştır.

    Türkiye bilindiği gibi tiroid hastalıkları açısından endemik bir ülkedir. 3-4 kişiden birinde tiroid hastalığı vardır. Tuzlarımız iyotlanmadan önce bu 2-3 kişiden biriydi ve çocukluk çağı zeka gelişimi ile de ilişkiliydi. Çünkü Türkiye’nin üzerinde bulunduğu topraklar iyot açısından fakir olup tiroid bezinin büyümesine yolaçmaktadır.

    Ancak Hashimato hastalığı buna bağlı olmayıp yine de Türkiye’de en sık rastlanan kronik tiroidit nedenidir. İyot eksikliği ile gelişmez genetik geçişle gelişir. Çevresel faktörlerde oluşumuna katkıda bulunur.

    HASTALIK NASIL BAŞLAR;

    Biz klinisyenler deneyimliysek hashimato hastasını hikayesini anlatmaya başladığı zaman aslında hemen tanırız. Testleri de kanıta dayalı tıp açısından isteriz , ayrıca tedaviye yanıtı takip etmek için de başlangıçtaki testler önemlidir.

    Hastamız mutsuzdur, çarpıntısı ara ara oluyordur, ara ara heyecan atakları bazen panik atağa dönüşebilen patlamalar, nedenini tam anlandıramadığı sinir ve/veya üzüntü atakları olmaktadır. Sevdiklerimizle ilişkilerimizi etkileyecek kadar en önemlisi de kendi yaşam kalitemizi son derece düşürebilecek kadar ileri boyutlarda stres yaşatabilir. Ara ara saç dökülmesi birden artmaktadır. Cildinde donuklaşma matlaşma gelişebilir. Ödem, kabızlık gelişebilir. Tırnak değişiklikleri olabilir. Hafıza ve konsantrasyon sorunları yaşayabilir. Özellikle mide ağırlıklı sindirim sorunları yaşayabilir. Sigara içiyorsa bu sorunları çok daha ağır yaşayacaktır veya sigaralı ortamlarda kötüleşme hissedecektir. Bazen boğazında boğulma kasılma gerginlik hissi ses kısılması hissi olabilir. Hastayı bazen kardiolojide ritim bozukluğu nedenli bazen psikiatride panik atak anksiete bozukluklukları dednli ağır ilaçlar alırken tanısı oldukça gecikmiş olarak bulabiliriz.

    OYSAKİ bunların tek bir nedeni vardır o da HASHİMATO TİROİDİT!!!!!! Ve bunlarla başedebilir üstesinden gelebiliriz. Tüm hayatımızı altüst eden bu bulguları yenebiliriz. Artık nedenini biliyoruz.

    Bize kilo aldırabilir ancak tiroid fonksiyonlarımız normalken de bunu yapabilir ; bunun da değişik araştırılması gereken nedeni vardır.

    NASIL TANIRIZ?:

    Bize bu sıkıntılarla geldiğinizde biz tanımızı koymuş oluruz ve labaratuar ile kanıtlarız. Anti TPO, Anti TG adını verdiğimiz tiroid bezine karşı akyuvarlarımızın geliştirdiği silahlar tanıyı kesinlestirir. Tiroid fonksiyon testlerine bakarız ve tiroid ultrasonugrafisi ile bu silahların saldırısının nekadar olmuş olduğuna bakarız. Nodül veya yalancı nodül gelişmiş olabilir. Takibe alırız. Nodül gerçek ise daha sonraki makalemde anlatacağım şekilde takip yaparız. Kesinlikle hemen ameliyat önermeyiz!!!!!!!!!.

    Biliniyor ki operasyon sonrası da bu otoantikorlar yani akyuvarların yapmış olduğu silahlar kanda ömür boyu kalabiliyor. Ameliyat hastalıktan kurtulmak için kesinlikle önerilmez…..

    Ayrıca beraberinde gelişebilecek vitamin ve mineral eksiklikleri çok önemlidir ve hastanın gerçek yaşam kalitesini bozan temel sorunları bunlar oluşturur. Bunlara çok ama çok önem verilmelidir.

    TEDAVİDE NE YAPMALI ? VİTAMİNLERİN ROLÜ NE???

    Hashimato aslında çok basit bir hastalıktır ancak beraberinde olan hastalık sıklığı nedeni ile ve bunların sıklıkla atlanması , tedavi edilmememesi nedenli sorunlar yaşanmaktadır.

    B12, folat, d vitamini, çinko eksikliği replasmanları, immunoterapik ve iyot azaltılmış (gebelik ve süt verme dönemi hariç) diet uygulanması, beraberinde olabilecek vitiligo myastania gravis, tip 1 diabet veya daha sıklıkla insülin direnci araştırmasının mutlaka yapılması geleceğe dair hastanın yaşam kalitesini arttırmakta ve oluşabilecek alzheimer, koroner arter hastalığı, kanser diyabet gibi risklere karşı koruyucu olmaktadır.

    Bu yıl ve geçtiğimiz yıl bu hastalıkla ilgili bilim dünyası çok önemli yeni gelişmeler elde etti. Geçtiğimiz yıl selenyum eser elementinin 200 mg /gün en az 6 ay verilmesinin otoantikorları azaltmada ve hastalık seyrinin ılımlı olmasını sağlamada etkili olbileceği kanıtlandı. Bu yıl Türk tiroidologlar tarafından geniş serilerde yapılan dünyadaki ilk prospektif yani ileriye dönük hashimatolu hasta çalışmalarında bilinenin aksine hashimatolularda gelişen gerçek nodullerin kanserleşme riskinin daha yüksek OLMADIĞI ispatlandı ve tüm avrupa ve amerika tiroid dernekleri buna itiraz etti çünkü şimdiye kadar hep aksi iddia edilmiş ama daha az bilimsel olan geriye dönük retrospektif cerrahi çalışmalara dayanarak busuçları ortaya koymuşlardı. Bizden sonra Japonlar da yine büyük bir seri ile prospektif yani bizim gibi daha bilimsel ileriye dönük bir çalışa ile bizi destekleyince Avrupa ve Amerika Tiroid dernekleri geri adım atmak zorunda kaldılar. Biz de Bilim adamlarımızla gurur duyduk.

    Artık biliyoruz ki çok yeni bilgi olarak hashimato zemininde gelişen soliter gerçek nodüller endemik guatr zemininde gelişen nodüllerden daha sıklıkla kötüleşmemektedir. Risk daha düşük veya aynıdır.

    Derin bir ohhhh çekebiliriz.

    Genellikle her 3 ayda bir tiroid foksiyon testlerimizin takibi önemlidir çünkü hormonal açıdan dalgalı bir seyir göstermeyi sever. Eğer dalgalanmıyorsa doktorunuzun belirlemesi üzerine daha az sıklıkta takip olabilirsiniz. Tiroid bezi tembelliği aşikar olarak gelişti ise size tiroid hormonu da verilecektir. Verilen tiroid hormon ilacı miktarının doktorunuz aksini söylemediği müddetçe siz asla kendi kendinize kesmeyin sonucu ölümcül seyredebilir. Burada çok dikkat edilmesi gereken konu insülin direnci yükseldikçe kilo alırız ve bu da tiroid bezimizin daha da tembelleşmesine katkıda bulunur. Tatlı krizlerimiz artar. Ödemlerimiz çoğalır. Hemen tiroid ilaç dozumuzun arttırılması gerekmez, iyi bir beslenme programı , beyaz unlu mamüllerden ve şekerden uzaklaşmak ve egzersizi arttırmak bile tiroid bezimizi kendine getirecektir. Tiroid hormonu bilinen en önemli iki yaşamsal hormondan biridir. Bazen vitamin takviyeleri bezin tekrar çalışmasını sağlıyabilir. Örneğin D vitamin eksikliğinin düzeltilmesi bile tiroid bezi tembelliğimizi ve reaktif hipoglisemimizi derhal düzeltir , terlememizi yokedebilir, beraberinde çok görülen sedef, vitiligo gibi cilt hastalıklarımızın da sürecine katkıda bulunur..Kilo vermemizi hızlandırır. Hastalıklara yakalanmaya karşı bağışıklığımızı güçlendirir. Tabii ki bu mutlaka doktorumuzun yapması gereken bir müdaheledir. Aritmiler için de müdahale gerekir.

    Mide problemleri Hashimato tiroiditte çok sık rastlanmaktadır, buna bağlı B12 ve folik asit emilim güçlükleri geliştiği ve buna bağlı anksiete ve birtakım nörolojik sorunlar ve depresyona eğilim ve benzeri psikosomatik problemler topluluğunun geliştiği çok iyi tanımlanmıştır.

    Bu nedenle, Hashimato hastası mutlaka mide- barsak hastalıkları açısından sorgulanmalı ve toplumumuzda büyük bir sorun olan Helikobakter Pylori ve parazitolojik hastalıklar açısından da taranmalıdır. Vitamin tedavileri verilmeden önce bu mikrobik hastalıkların ekarte edilmesi tedavinin kalıcılığını sağlar.

    İmmunoterapik açıdan antioksidan destek tedaviler Koenzim Q10 , yüksek doz C vitamininin de hastalık belirtilerini kontrol altına almada , doğurganlığı sağlamada , antiTPO ve antiTG düzeylerini düşürmede seçilmiş vakalarda selenyum ile kombine edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

    NASIL KORUNURUZ???

    Hastalık bilindiği üzere kronik (müzmin) genetik (ailesel ) geçişli yani kalıtsal bir hastalıktır. Yani ömür boyu kalıcıdır ancak korunmak mümkün müdür? Veya başladıktan sonra durdurulabilinir mi?. Gidişi ılımlı hale getirilebilinir mi? Evet tabii ki. Biliyoruz ki bu hastalık aile geçişli, ailemizde var ise biz de kendi taramamızı yaptırmalıyız. Eğer klinisyen doktorumuz bizde risk gördü ise korucu vitamin desteklerini başlayabilir , eşlik edebilecek hastalıklar açısından taranabiliriz ve koruma altına alınabiliriz.Koruyucu beslenme programı vs uygulanabilinir. Hangi yöntem bizim için uygun ise doktorumuz karar verir. Aynı şekilde hastalık başladı ise ve hangi aşamada ise doktorumuz buna göre bize destek tedavileri sunar ve eşlik edebilecek risklere karşı bizi korursa yaşam kalitemiz inanılmaz süzeyde düzelir. Kadınlarda hastalık 4 kat daha fazla sıklıkta görülür. Kadın/erkek = 4/1 Kadınlarda doğum yapma sonrası ilk atak geçirme sıklığı artmıştır. Bu nedenle doğum sonrası 3-4. aylarda riskli kadınlar taranmalıdır ve koruma altına alınmalıdır.

  • Tiroid bezi nerede bulunur ve görevleri nelerdir?

    Tiroid bezi nerede bulunur ve görevleri nelerdir?

    Tiroid bezi nerede bulunur ve görevleri nelerdir?

    Tiroid bezi boynun ön kısmında yer alıp erişkinlerde ağırlığı 15 ila 25 gr. arasında değişen ve her biri 3cm uzunluğa ulaşabilen iki lob ile bu lobları bağlayan isthmus denen köprüden oluşan kelebek şeklinde bir organdır. Tiroid bezi T3 ve T4 hormonlarını salgılayarak bazal metabolik hızla birlikte çeşitli kardiyak ve nörolojik fonksiyonları kontrol eder.

    Guatr nedir?

    Normalin ortalama iki katı büyümüş, yanı ağırlığı 40 gr. civarına ulaşmış bir tiroid bezine tıp dilinde guatr denir. Birçok guatrda bir veya birden fazla nodül bulunabilir. Guatrın en sık rastlanan sebebi diyetimizdeki iyot eksikliğidir, fakat gelişmiş ülkelerde sofra tuzuna iyot katılması guatrın tıbbi bir problem olmasına son vermiştir.

    Tiroid bezi hastalıklarını sınıflandırır mısınız?

    Tiroid bezi hastalıklarını basit olarak tiroid bezinin az çalışması, tiroid bezinin fazla çalışması, tiroid bezinin iltihaplanması ve tiroid nodülleri ile tiroid kanserleri olarak sınıflandırabiliriz.

    Tiroid bezinin az çalışmasının belirtileri nelerdir?

    Tiroid bezinin gerekenden az hormon salgılaması, yani tıp dilinde hipotiroidi tabir edilen durum hastalarda birçok şikayete sebep verir. Bunların en önemlileri kolay kilo almak veya diyete rağmen kilo verememek, cildin kuru, kırışık ve özellikle gözler çevresinde şiş olması, saç dökülmesi, enerjisizlik ve unutkanlık, bağırsakların tembelleşmesi, soğuğa dayanıksızlık ve el/ayak üşümesi, kas ağrıları ve güçsüzlük, cinsel istekte azalma, regl döneminde düzensizlik ve sık sık infeksiyon geçirmektir. Kişide bu belirtilerin birkaç tanesi birden mevcutsa tiroid fonksiyonu mutlaka kontrol edilmelidir.

    Tiroid bezinin çok çalışmasının belirtileri nelerdir?

    Hipertiroidi, yani tiroid bezinin gerekenden fazla tiroid hormonu salgılaması genel olarak metabolizmayı hızlandırır ve buna bağlı şikayetlere sebep verir. Bunların başında iştahın açık olmasına rağmen kilo kaybı, istirahat halinde nabzın dakikada seksenin üzerinde olması, çarpıntı şikayetleri, tansiyon yükselmesi, sıcağa dayanıksızlık ve gece terlemeleri, uykusuzluk, asabiyet, cildin devamlı nemli/terli olması, kas ağrıları ve adet düzensizlikleri sayılabilir.

    Tiroid nodülleri ve kanserleri hakkında kısaca bilgi verir misiniz?

    Tiroid nodülleri tiroid bezinin elle muayenesinde sıkça rastlanan bir bulgudur. Tek veya birçok nodül mevcut olabilir. Nodüller risk faktörlerine ve klinik tabloya göre ultrason, ince iğne aspirasyon biyopsisi ve sintigrafiyle değerlendirilip gerekli tedavi uygulanır.

    Tiroid kanserleri tüm kanserlerin yüzde birini oluşturur. Kadınlarda erkeklere oranla üç kat daha fazla görülür. Başlıca risk faktörleri arasında baş ve boyun bölgesine uygulanmış ışın tedavisi, radyasyona maruz kalmış olmak ve tiroid sintigrafisinde tespit edilen “soğuk nodül” yer alır. Tiroid kanserlerinin tedavisi cerrahi olup, ameliyat sonrası kanserin türüne göre radyoaktif iyot tedavisi uygulanır ve ömür boyu takibi gerekmektedir.

    Tiroid ve hamilelik ile ilgili şu bilgileri ekleyebiliriz:

    — Tiroid bezinin az çalışması da, çok çalışması da hamile kalmayı etkileyebilir. Fakat çok daha sık rastlanan durum tiroidin az çalışmasıdır.

    — Özellikle tiroid bezi az çalıştığında ( = hipotiroidi ) regl düzensizlikleri, yumurtlamanın ( ovülasyon ) olmaması ve luteal faz tabir edilen rahmin döllenmiş yumurtanın yerleşmesi için gelişip hazırlandığı dönemin kısalması gibi problemler ortaya çıkar ve bunun sonucunda doğurganlık azalır.

    — Hamilelik öncesi tiroid hormonu seviyeleri ve tiroid antikorları ( anti-TPO ) mutlaka kontrol edilmelidir. Özellikle hamilelik öncesi anti-TPO seviyeleri yüksek bulunan bayanlarda hamilelik sırasında hipotiroidi ( tiroid yetmezliği ) ve düşük riskinin çok daha yüksek olduğu saptanmıştır.

    — Hamilelik sırasında fark edilmeyen veya doğru tedavi edilmeyen tiroid yetmezliği bebeğin hem fiziki gelişimini ,hem de zeka gelişimini ( düşük IQ ! ) olumsuz yönde etkiler.

    — Hamilelik sırasında hem vücudun tiroid hormonu ihtiyacı arttığından, hem de normal laboratuar değerleri hamileler için daima geçerli olmadığından sonuçların bir uzman tarafından değerlendirilmesi çok önemlidir.