York Testi, hangi gıda veya gıdalara karşı intoleransınız olduğunu hemen öğrenebileceğiniz bir kan testidir.
York Testi şirketi, parmak ucunuzdan alacağımız bir damla kanı inceleyerek, vücudunuzun hangi besinlere karşı intoleransı olduğunu tespit eder ve testin neticesine göre uygulamanız gereken ‘kişisel’ beslenme planı oluşturmanıza yardımcı olur.
Aslında tıp dünyası “Gıda İntoleransı Testi” kavramını çok uzun süredir biliyordu, ancak birçok doktorun aklındaki soru işareti, bunu tespit etmek için yapılacak testlerin ne derece güvenilir olduğuydu.
Eski jenerasyon testler genelde doğru sonuçlar vermediği için hastayı iyileştirmek yerine daha da sıkıntıya sokuyordu.
York Testi yeni jenerasyon bir Gıda İntoleransı Testidir ve York Testi’nin keşfi tıp dünyasında, Röntgen’den MR’a geçiş gibi büyük bir teknolojik adım olarak algılanmıştır.
Eski ve yeni jenerasyon testler arasındaki farkın sebebi, York Testi’nin Aktif ve Pasif intoleransı birbirinden ayırtetme tekniğidir. Eski testlerde 40-50 adet gıda intoleransı çıkan raporlar York Testi’nin “Subclass 4 igG Examination” tekniğiyle pasif intoleransları elemesiyle 2-3 gıdaya indirgenmektedir. Yani, York Testi yaptıran hastalar sadece aktif olan intoleranslarını öğrenmektedirler. York Testi Laboratuarları 25 sene süren bir araştırma neticesinde bu testleri geliştirmiştir ve York Testi’nin tekrar doğrulanabilirlik oranı %98’ler seviyesine ulaşmıştır ki bu eski test teknikleri için hayal bile edilemeyecek bir başarı noktasıdır.
Gıda intoleransı alanında en ileri yöntem olarak kabul edilen bu “Subclass 4 igG Examination” tekniğini 2004 yılında keşfeden York Testi şirketi bu çığır açan buluşu nedeniyle İngiliz Kraliçesi’nden İngiltere’nin en başarılı şirketi ödülünü almıştır.
İstatistiklere göre, eski model testleri kullanan hastaların sadece %3’ü kendilerine verilen karmaşık diyet programını anlamış ve takip edebilmiştir. Oysaki bu rakam York Testi’nde %93′tür.
YORK Testi’ni uygulamış olan 2500 hasta arasında yapılan anket şu sonuçları vermiştir:
Hastaların;
%90′ı, kendi pozitif deneyimlerine dayanarak YORK Testi’ni herkese tavsiye ettiklerini…
%72′si, bu test sonucunda sağlık durumlarının büyük ölçüde düzeldiğini…
%78′i, sorunlu olarak teşhis edilmiş gıdaları zamanla tekrar beslenme planlarına dahil ettikleri zaman düzelmiş olan semptomların %90′ının tekrar geri geldiğini
belirtmişlerdir.
York Testi sonrası sorunlu besinleri çıkaran hastalardaki iyileşme oranları
Down sendromu, normalde insanda 46 olan kromozom sayısının, fazladan 1 tane 21 numaralı kromozom eklenmesi sonucu 47’ye yükselmesi ile karakterize, doğan bebekte değişik düzeylerde zeka geriliği ile seyreden, bunun yanında kalp, mide barsak sistemi , üriner sistem, santral sinir sisteminde de değişik oranlarda anormalliğe sebep olan bir hastalıktır.
Ailesinde Down Sendromu olan, 35 yaş üstü annelerde bu hastalığın ortaya çıkma riski artmakla birlikte, çalışmalara göre Down Sendromlu bebeklerin çoğunlukla genç yaşta ve ailesinde herhangi bir genetik hastalığı olmayan annelerden doğduğu görülmektedir. Bu nedenle, annenin hiçbir risk faktörü olmasa bile, hastalığın taranması amacıyla bazı testler anne adaylarına uygulanmaktadır.
Bu amaçla 11-14 haftalarda Perinatal Muayene yapılmaktadır;
-PAPP-A ve Free-Beta HCG horrnoniarı ya da fetal-DNA .
-Bebeğin ultrason ile ense deri saydamlığı ölçümü .
-Burun kemiği varlığı, yüz açısı
-Doppler ile kalp atım hızı, duktus venozus ve triküspid kapak incelemesi
-Bazı organlara özgü belirteçler için muayene yapılmaktadır.
PAPP-A ve Free-Beta HCG hormonlarına 9-13, gebelik haftalarında anne kanı alınarak bakılır. 3-4 ml kan ön kol damarından steril bir enjektörle alınır. Bir dakika kadar süren, anneye ve bebeğe zararı olmayan bir yöntemdir, Sadece kan alınan yerde kızarıklık oluşabilir. Birkaç saat içinde bu kızarıklık alanı iyileşir. Kan testi bölümü eğer 10,haftada yapılırsa daha tercih edilir olacaktır.
Down Sendromu olan bebeklerde gebeliğin 11-14. haftaları arasında ensedeki bir sıvı toplanması olmakta, 14. haftadan sonra bu sıvı kaybolmaktadır. Ense deri saydamlığı ölçümü normal gebelik ultrasonu sırasında, bu konuda tecrübeli hekim tarafından yapılabilen tamamen zararsız bir tetkiktir.
Yine ultrasonografi yardımıyla 11-14. haftalar arasında bebeğin burun kemiğinin görülüp görülemediğine bakılmaktadır. Down Sendromlu bebeklerde burun kemiğinin kemikleşmesi gecikmekte ve böylece ultrasonda burun kemiği görülememektedir. Ayrıca yüz açısı ölçümü de bu maksatla yapılmaktadır. Doppler ile yukarıda belirtilen kalp damar ve kapak kan akım ölçüleri alınmaktadır. Muayene tüm organların bu haftaya özgü görünümleri ve bulgularına yönelik olarak yapılmaktadır. Böylece ultrason ve kan testi ile birlikte yapıldığında, %93-97 civarında bir olasılıkla Down Sendromu’nu tespit etmektedir.
Bu testlerin yanı sıra, 11-14 hafta muayenesi zamanı kaçırıldığında ya da yaptırılmadığında, 16-20. gebeiik haftalarında anne kanında AFP, HCG, Estriol bakılması esasına dayanan 3 lü tarama (bu üçlüye inhibin eklendiğinde dörtlü test olarak isimlendirilir) testi uygulanmaktadır. Bu testin tek başına Down Sendromunu tespit olasılığı %64’tür. Aynı anne adayında hem 11-14 hafta tarama testi hem de üçlü testin birlikte yapılmasının yararı şimdilik ortaya konulamamıştır ve karışıklığa yol açabilmektedir.
Yukarıda bahsedilen kan testleri yanında, son birkaç yıldan bu yana uygulamaya giren ve yine anneden alınan kanda bakılan fetal-DNA testi ile de tarama testi yapılmaktadır. Bu testin duyarlığı daha yüksek olmakla beraber, pahalı bir testtir. Her ne kadar fetal-DNA testi tercih edilen bir yöntem olmakla beraber, sosyal sigorta kapsamında olmaması ve ayrıca ucuz olmaması nedeni ile ilk planda tercih edilmesi elzem olmayabilir. Burada iki seçenek söz konusudur: Ya fetal-DNA testi pahalı olmasına rağmen ilk aşama testi olarak (10.haftadan itibaren) yapılabilir. Ya da ilk aşamada diğer kan testi olan PAPP-A ve beta-hCG testi ve ultrasonografi muayenesi 11-14 hafta aralığında veya gebelik haftası 15-20 haftalarda ise o zaman üçlü-dörtlü test yapılır ve şayet elde edilen risk oranı tatmin edici olmazsa, o zaman fetal DNA testi ikinci aşama olarak yapılabilir ya da doğrudan tanı testi olan CVS / amniosentez testi yapılabilir. Bu konuda ayrıntı ihtiyacında iseniz lütfen doktorunuz ile görüşünüz.
Bu testlerin hepsi tarama testleridir ve mevcut gebelikte olası riski matematiksel olarak hesaplar. Yani riskin ne olduğunu belirler. Bebeğin kromozomunun normal olup olmadığının belirlenmesi ise ancak fetal hücrelerden yapılan genetik inceleme ile saptanabilir. Bu amaçla; 11-14.haftada CVS ( koryon villus örneklemesi) veya 15-20. haftada ise amniyosentez işlemi yapılmaktadır.
Koryon villus örneklemesi, ultrason eşliğinde bir iğne ile anne karnına girilerek, bebeğin plasentasından (eşinden) hücre örneği alınması esasına dayanır. Bu işlemin avantajı erken (1-2 hafta) sonuç vermesi ve erken uygulanabilmesi, dolayısıyla anormal bir bebeğin erken tanınmasına olanak sağlamasıdır. Dezavantajı ise, bazen %0.5-1 olguda testin tekrarlanmasının gerekliliğidir. Koryon villus örneklemesi işlemi sonrasında, binde iki (%0.2) olasılıkla düşük ya da erken doğum olabilir.
Amniyosentez ultrason eşliğinde bir iğne ile anne karnına girilerek bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan örnek almaktır. Bu işlemin avantajı testin tekrarlanma gerekliliğinin çok düşük olması (%0.1), dezavantaj ise daha geç (3 hafta) sonuç vermesi ve daha ileri gebelik haftalarında uygulanabilmesi, dolayısıyla müdahale zamanına kadar gebeliğin büyümesidir. CVS ve amniyosentez işlemi sonrası alınan dokular genetik laboratuvarında çeşitli işlemlere tabi tutulur ve sonuç alınabilmesi için bu hücreler uygun ortamlarda çoğaltılır. Nadiren bu hücrelerin çoğaltılması aşamasında, alınan dokunun yetersiz olması, amniyon sıvısının kanlı olması veya kültür ortamının enfeksiyonu gibi nedenlerle başarısızlık olabilir. Bu da genetik araştırmadan sonuç alınmamasına yol açabilir. Ancak bu olasılık çok düşüktür. Amniyosentezden sonra, binde iki (% 0.2) olasılıkla düşük ya da erken doğum olabilir.
Yapılan muayene sonucunda kesin sonuç için başka testlerin yapılması gerekebileceği ve bu testler sırasında düşük olasılıkla da olsa bebeğin düşebileceğini veya erken doğabileceğini bilmekte yarar vardır. Çok düşük olasılıkla da olsa, bu testlerin işlemden veya laboratuvar ortamdan kaynaklanabilecek, öngörülemeyen sorunlar nedeniyle sonuç vermeyebileceği bilinmelidir.
Hamilelik kadınlara bahşedilmiş en büyük ayrıcalıktır. Bu ayrıcalıklı ve özel zamanların sağlıklı ve sorunsuz tamamlanması için mutlaka hekim kontrolünde olmak gerekmektedir …
Gebe kalmaya karar verdiyseniz eğer , öncesinde bir takım tetkiklerin yapılması gerekmektedir, bunda amaç tedavi edilebilir ve öncesinde tedbir alınabilecek bilinen veya bilinmeyen tüm hastalıkların tespit edilmesidir, Zira gebeliğin bağışıklık sistemini düşürücü etkisi vardır ve gebelik öncesi hafif yada farkedilmeyen hastalıklar gebelikte alevlenebilir,yine bu sebeblerden gebelik öncesi bir dişhekimi muayenesi de yapılması gerekir. Gebelikten 3 ay öncesinde 400 mg/gün folik asit te tüm dünyanın kabul ettiği bebeğin santral sinir sisteminin gelişimi için gerekli olan vitamin dozudur.
Gebelik takibi gebeden gebeye değişmektedir,öncelik gebeliğin tespitidir,adet gecikmesinden yaklaşık 2 hafta sonra bebeğiniz ve kalp atışı uterus (rahim) içerisinde tespit edilebilir , tespit edilememesi durumunda dış gebelik veyahut sağlıksız bir gebelik olabileceği gözönünde bulundurulmalıdır ,sağlıklı bir gebeliğiniz var ise bebeği etkileyebilecek bir hastalığınızın olup olmadığının tespiti için yine bir takım tetkikler gerekecektir.
Herşey yolunda ise aylık rutin kontroller yeterli olacaktır. Dogum yaklaştıkça (34. Hafta sonrası) görüşme sıklıkları 2 haftaya kadar düşecektir.
Tüm bu süreçte yapılması gerekenler ;
11-14 . Haftalar arası ense kalınlığı ölçümü ile ikili tarama testi ; halk arasında zeka testi diye isimlendirilen tarama testlerinden en güveniliri.. Bu testin bir nedenle yapılamaması veya hastanın istemesi durumunda 3 lü tarama testi 4 lü tarama testi yapılabilir.
18-22. Haftalar arasında bebeğin gelişiminin ayrıntılı değerlendirilmesi için Fetal Anomali Taraması (ayrıntılı ultrason)
24-28. Haftalar arasında 50 gr glikoz tarama testi ( şeker taraması)
34-42. Haftalar arasında Fetal iyilik halinin değerlendirilmesi için AFI (bebeğin suyu) ölçülmesi ve NST ( non stres test) takipleri
Bu testler, 1992 yılından itibaren gebe takiplerinde rutin testler arasına girmiş olan TARAMA testleridir. Bunlar neyi tarar? Her birini ayrı ayrı yapmaya gerek var mıdır?
Bu testler, gebelerde taşıdıkları bebeğin tüm canlı doğumlarda nispeten daha sık görülen Trisomy 18 ve Trisomy 21 olarak bilinen kromozomal hastalıkları taşıma olasılıklarını hesaplayan bir testtir. Kısaca bir tanı testi değil risk belirleme testidir. Anne kanından bakılarak yapılır. Bu testler yoruma açık olmayan rakamsal bir sonuç verir. Örneğin Üçlü test için konuşursak 1/250 nin (yani 250 de bir görülme olasılığı) üzerindeki değerler yüksek riskli (veya tarama pozitif), altındaki değerler düşük riskli (veya tarama negatif) kabul edilir. Çok analitik bir durum yani. Doktorun yorum katması mümkün değil.
Eğer hastada yapılan bu testlerden hastaya yapılan biri sonuç olarak riskli bölgede çıkarsa TANI TESTLERİ’ne başvurulur. Bunun için yapılması gereken ise gebeliğin yaşına bağlı olarak AMNİOSENTEZ (bebeğin içinde bulunduğu sıvı ortamdan numune almak) KORYON VİLLUS ÖRNEKLEMESİ( bebeğin eşinden numune almak) veya KORDOSENTEZ (bebeğin göbek kordonundan kan örneği almak) dir. Bunlar tanı koydurucu testlerdir. Ayrıca son zamanlarda popüler olan PRENATAL TEST diye anılan %99,9 oranında güvenilirlikte bir diğer tanı testi vardır. Amniosentez,koryon villus örneklemesi, kordosentez ve prenatal testle ilgili ayrıntılı bilgilere diğer yazılarımdan ulaşabilirsiniz.
Yukarıda yazdıklarımdan anlaşıldığı üzere bir hastada yapılan tarama testinin sonucu riskli bölgede yer almasa da bu konudaki risk olasılığını “0” olarak anlamamak gerekir. Bir örnekle açıklayalım;
Bir hastada tarama testi sonucunun 1/ 225 olarak çıktığını varsayarsak bunun anlamı aynı gebelik yaşında ve alınan kan örneklerinde bakılan değerler aynı olan 225 hastanın 1 inin çocuğu bu kromozomal hastalığı taşıyor. Bu oran 1/250 den büyük olduğu için Bu hastaya tanı testi yapalım.
Diğer bir hastada alınan sonucun 1/650 çıktığını varsayarsak bu hasta için aynı risk 650 de 1 demektir. Tıbben bu hasta daha düşük risk grubunda olduğu için bu hastaya tanı testi yapmaya gerek yok demektir. Buna rağmen risk “0” değildir. Benzer şekilde sonucu 1/2375 olarak çıkan bir hasta da da risk oranı “0” değildir. 2375 de 1’dir. Kısaca düşük risk “0” olarak anlaşılmamalıdır. Kritik tıbbi oran değişim göstermekle birlikte ortalama 250 de 1 olarak tespit edilmiştir.
Özet ile doktorunuz size bu testleri yaptı sonuç risksiz bölgede çıktı ama siz maalesef yine de bu kromozom anomalilerini taşıyan bir bebek doğurdunuz. Bu olasılık herzaman vardır. Bu testlerden biri yapıldıysa diğerlerini yapmaya gerek yoktur günümüzde en çok tercih edileni ikili testtir. Benzer risk olasılıklarını günlük hayatımızda her an göze almıyormuyuz? Mesela trafikte giderken kazaya karışma olasılığı gibi. Bu oran daha yüksek olsa bile insanlar bu sebep ile trafiğe çıkmaktan geri kalıyor mu? Benzer binlerce örnek sıralamak mümkün.
Bozulmuş açlık şekeri nedir, Bozulmuş glukoz toleransı nedir, Normal şeker düzeyi nedir ?
Açlık kan şekeriniz 100mg/dl altında, eğer ölçülmüş ise tokluk kan şekeriniz 140 mg/dl altında ise şeker hastalığınız yok demektir. Yükleme testine gerek yoktur, HbA1c testi gereksizdir.
Açlık kan şekeriniz 126 mg/dl ve üstünde (en az iki kez ), veya eğer ölçülmüş ise tokluk kan şekeriniz 200 mg/dl ve üzerinde ise şeker hastalığınız var demektir. Yükleme testine gerek yoktur, aşikar Diyabetsiniz demektir. HbA1c hastalığın derecesi ve tedavi planlaması için ölçülür
Peki açlık 100-125 mg/dl veya tokluk 140-199 mg/dl neyi gösterir?
Açlık 100-125 mg/dl:Bozulmuş açlık kan şekeri
tokluk 140-199 mg/dl:Bozulmuş glukoz toleransını gösterir, Bu iki durumda HbA1c ölçülürse %5.7 ile 6.4 arası aralıkta çıkar. Bu iki durum prediyabet yada halk arasında gizli şeker diye ifade edilen dönemi gösterir.
Yükleme testi (oral glukoz tolerans testi, 75 gr) Açlık kan şekeri 100-125 mg/dl ölçülen hastaya yapılır. Hastanın 2. saat tokluk kan şekeri ölçümü değerlendirilir.Toklukta Diyabet gelişip gelişmediğini ölçer.
Yükleme Testi Nasıl Yorumlanır ?
Cevap: Hastanın 2. saat tokluk kan şekeri sonucu 200 üzerinde ise bireyde diyabet geliştiğini gösterir. Eğer 2. saat değeri 140-199 mg/dl arasında gelirse bozulmuş glukoz toleransı yani hastada prediyabet geliştiğini gösterir. 140 mg/dl altında tokluk kan şekerlerinin normal olduğunu gösterir.
CAS Testi, 5-17 yaş grubu çocukları bilişsel açıdan değerlendiren bir zeka ve yetenek testidir.
İstanbul Üniversitesi Öğretim üyelerinin öncülüğünde Türkiye Standardizasyonu yapılmıştır ve Türkçe olarak Bilişsel Değerlendirme Sistemi anlamına gelmektedir.
CAS son zamanlarda ortaya atılmış olan; “Zeka bilişsel işlemlere dayanır” beynin holistik yani bütüncül çalışır görüşünü esas alan güncel bir testtir.
CAS Testi 5-17 yaşları arasındaki okul çağı çocuklarının Planlama, Dikkat, Eşzamanlılık ve Ardıl Bilişsel işlemlerini değerlendirmek için geliştirilmiştir. Testin uygulama süresi 1 saatten iki saate kadar sürebilmektedir.
Peki CAS testi hangi durumlarda kullanılır dersek;
Öğrenme Güçlüğü başta olmak üzere birçok akademik sorunun eğitsel, psikolojik ve nörolojik tanılamasında güçlü veriler sunabilen bir testtir. Organizasyon, dürtü kontrolü, dikkat, problem çözme ve planlama gibi çok çeşitli bilişsel işlemlerin ölçümüne olanak sağlar.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların bilişsel işlem özelliklerinin değerlendirilmesi için uygun bir araçtır. Üstün olan çocukları belirlemede kullanılabilir.
CAS bilişsel işlemlerin geniş kapsamlı bir şekilde ölçümüne olanak sağlar ve geleneksel zeka testleriyle ölçülemeyen bilişsel alanlarda üstün olan bireyleri belirleyebilir. Ölçülen fonksiyonların daha geniş kapsamlı olması nedeniyle geleneksel testlerle belirlenenlere göre daha çeşitli alanlarda üstün olan çocukları belirleyebilir.
Zihinsel geriliği olan çocukların belirlenmesinde de kullanabiliriz. CAS testi çocuğun eğitim yoluyla sonradan öğrendiği bilgilere çok az ihtiyaç duyan bir değerlendirme sağlar. Böylece çocuk bilgi eksikliği nedeniyle testlerde başarısız olmayacak ve doğal performansı puanlara tam olarak yansıyacaktır. Birçok farklı bilişsel işlemin değerlendirilebilmesine olanak sağladığı için ayırıcı tanıya yardımcı olabilecektir.
Test sonrasında çocuğun ihtiyacı olan bilişsel becerilerini geliştirmek için kişiye özel müdahale programları, egzersizler hazırlanabilir.
Hapşırıyorsunuz, öksürüyorsunuz ve göğsünüzde hırıltınız var… Gözleriniz kaşınıyor ve burnunuz akıyor… Gittiğiniz doktorlar allerjiniz olabileceğini söylediler… İşte böyle bir durumda yakınmalarınızın allerjik olup olmadığını belirlemek ve nelere allerjiniz olduğunu kesin olarak ortaya koyabilmek için bazı allerji testlerine gerek duyulabilir.
Allerji testi nedir?
Eğer allerjiniz varsa özel bir maddeye karşı duyarlılık gösterirsiniz. Allerjik bir reaksiyona neden olan maddeler allerjen olarak adlandırılır. Sizde hangi özel maddelerin allerjiye neden olduğu, allerji uzmanlarınca küçük miktarlarda allerjenler kullanılarak yapılan deri testleri ve bazı özel durumlarda kan testleriyle emniyetli ve etkin bir şekilde belirlenebilir. Allerji testleriyle nelere karşı allerjik olduğunuz kesin olarak belirlendikten sonra, doktorunuz tarafından sizin için en uygun tedavi planlanacaktır.
Hangi allerjenlerle test olacağım?
Hekiminiz allerjik olabileceğinizi düşündüğünde, bir ya da daha fazla madde hapşırık, öksürük, hırıltı, kaşıntı, kabarma gibi belirtilere yol açıyor olabilir. Yakınmalarınız genellikle şu allerjenlere bağlıdır:
Ağaç, çimen, tahıl ya da yabani otların çiçek tozları (polenler)
Evinizde yaşayan gözle görünmeyecek kadar küçük böcekçikler olan ev tozu akarları
Evcil hayvanların deri salgıları, tükürük ve idrarlarında bulunan proteinler (tüyler değil)
Ev ya da ev dışındaki küf mantarları
Hamam böceği kalıntıları
Daha ciddi alerjik tepkilerse şu nedenlerle görülebilir:
Bal arısı, yaban arısı, ya da diğer böceklerin sokmasına bağlı zehirleri
Gıdalar
Eldiven, balon gibi eşyaların üretildiği doğal kauçuk (lateks)
Penisilin gibi ilaçlar
Saydığımız bu allerjenlerin tümü protein yapısında maddelerdir. Allerji testleriyle bu proteinlerden hangilerine duyarlılığınız olduğu belirlenir.
Allerji testlerinde kullanılan allerjenler ve aşılar Sağlık Bakanlığınca ruhsatlandırılmış ticari preparatlardır (Resim-1).
Resim-1
Başlıca allerji test yöntemleri nelerdir?
Deri prik testi: Bu testler genellikle ön kol iç yüzüne, bazen de sırt bölgesine deri yüzeyine uygulanır. Deri yüzeyi alkollü bir pamukla silindikten sonra allerjenlerin damlatılacağı yerler kalemle işaretlenir (Resim-2).
Resim-2
Özel damlalıklı şişelerden alınan allerjenler belli bir sırayla işaretlenmiş olan yerlere damlatılır (Resim-3). Daha sonra steril bir iğne veya lansetle allerjenin damlatıldığı yerdeki deri yüzeyi kanatılmadan hafifçe çizilir (Resim-4).
Resim-3 Resim-4
Bu işlem her antijen için sırayla tek tek yapıldıktan sonra deri yüzeyi kurulanır ve hasta 10 dakika bekler. Bu arada allerjenlerin damlatıldığı bölge açık kalmalı ve kaşınmamalıdır. 10 dakika sonra hastanın allerjenlere verdiği deri yanıtı değerlendirilir. Kızarık bir zeminde sivrisinek sokmuş gibi hafifçe kabarık ve kaşıntılı yanıtlar pozitif olarak değerlendirilir (Resim-5).
Resim-5
Allerjisi olan bireylerin vücutlarında IgE olarak adlandırılan allerjik antikorlar bulunur. Sadece allerjik kişilerde bulunan bu antikorlar mast hücreleri olarak adlandırılan özel hücreleri uyarır. Mast hücreleri de mediyatör olarak adlandırılan histamingibi bazı kimyasal maddeler salgılar. İşte bu mediyatör ortaya çıkan kızarıklık ve kabarmaya neden olur. Test sırasında sadece duyarlı olduğunuz allerjenlerin damlatılarak çizildiği deri bölgelerinde bir kızarıklık ortaya çıkacak, diğer allerjenlerin damlatıldığı yerlerdeyse böyle bir sonuç gözlenmeyecektir.
İntradermal test: Küçük bir miktardaki allerjen bir enjektörle genellikle üst kol bölgesine deri içine verilerek uygulanır (Resim-6). Prik testten daha duyarlı bir testtir. Prik testin net bir sonuç vermediği durumlarda yapılmasına allerji uzmanınız karar verir.
Resim-6
Kan testleri: Kanda belli allerjenlere karşı yapılmış olan IgE yapısındaki antikorların miktarını göstermeye yönelik testlerdir (Resim-7). Ancak, deri testlerinden daha az duyarlı olması, kan almayı gerektirmesi, çalışma süresinin zaman gerektirmesi ve daha pahalı olması nedeniyle klinik uygulamada tercih edilen testler değildir. Sadece deri testlerini baskılayabilecek bir ilaç kullanan ve bu ilacın kesilemediği hastalarda veya deri testinin uygulanmasına engel bir deri hastalığı olan kişilerde tanı amacıyla kullanılabilir.
Resim-7
Yama testi: Deriye temas eden kimyasal maddelerin neden olduğu “allerjik kontakt dermatit” adı verilen deri lezyonlarına neden olan allerjenleri belirlemek amacıyla yapılan bir testtir. Allerjenler hastanın sırt bölgesine özel flasterlerle yapıştırılarak uygulanır (Resim-8). 48-72 saat boyunca yapıştırılmış olan bu allerjenler hastanın sırtında kalır (Resim-0). Hasta bu süre boyunca yıkanmamalıdır. 48-72 saat sonra flasterler açılarak hastanın verdiği deri yanıtı değerlendirilir. Kızarık ve kaşıntılı bir zeminde içi su dolu küçük kabarcıklar şeklindeki sonuçlar pozitif olarak yorumlanır (Resim-10).
Resim-8
Resim-9 Resim-10
Kimlere allerji testi yapılabilir?
Allerji testleri her yaştaki erişkin ve çocuğa yapılabilir. Farklı bireyleri farklı allerjenler etkileyeceğinden allerji uzmanınız tıbbi öykünüzü alıp muayenenizi gerçekleştirdikten sonra sizin için hangi testin gerekli ve daha uygun olacağına karar verecektir.
İlaçlar deri testlerini etkiler mi?
Ağız yoluyla alınan antihistaminler deri testlerini baskılayacaklarından deri testi yapılmadan bir hafta önce kesilmelidir. Çeşitli allerji ilaçlarının yanı sıra bazı öksürük şurupları, nezle ve grip ilaçları da antihistamin içerirler. Ayrıca antidepresanlar gibi bazı ilaçlar da deri testlerini baskılayarak deri testlerinin yanlış yorumlanmasına neden olabilir. Burun damlaları ve akciğerlere çekilerek kullanılan astım ilaçları gibi ilaçlarsa deri testleri üzerine etkisiz olup test öncesi kullanılmalarında sakınca yoktur. Kalp, yüksek tansiyon, diyabet gibi hayati önemi olan hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar da genellikle deri testlerini etkilemezler ve test öncesi kesilmemelidir. Test öncesi kullandığınız ilaçlar hakkında doktorunuza mutlaka bilgi veriniz.
Allerji testleri niçin yapılmalıdır?
Allerjik belirtilerinizin en etkin şekilde tedavi edilebilmesi için allerji uzmanınız her şeyden önce neye allerjik olduğunuzu belirlemelidir. Örneğin sadece ev tozu akarlarına allerjikseniz evde beslediğiniz kedinizi vermek zorunda değilsiniz, ya da polenlere bağlı mevsimsel bir allerjiniz varsa bütün bir yıl boyunca ilaç kullanmanız gerekmez. Allerji testleri durumunuz hakkında kesin bilgi verecektir ve yakınmalarınıza neden olan allerjenlerin bilinmesi durumunda;
Allerjenlerle karşılaşmaktan kaçınabilirsiniz.
Hekiminizce planlanacak özel ilaç tedavileri alabilirsiniz.
Gerekli durumlarda “allerji aşısı” olarak bilinen sorumlu allerjenle aşılama uygulamalarının yapılması söz konusu olabilir.
Lupus tanısı bulgularınıza, doktorunuzun yaptığı muayene ve kan sonuçlarına göre konur. Lupusta görülen pek çok bulgu diğer hastalıklarda da olabileceğinden doktorunuzun diğer hastalıkların olup olmadığı konusunda incelemeler yapması gerekebilir.
Tanıya ulaşmada pek çok farklı kan testi kullanılır:
Anti Nükleer Antikor (ANA):
Lupus hastalığı olan bireylerin %95’inde ANA testi pozitif saptanır. Ancak bazı sağlıklı bireylerde de düşük titrelerde ANA pozitif olabileceği için hastalığa kesin tanı konmasını sağlamaz. Ayrıca Lupus hastalığının da dahil olduğu “Bağ Dokusu Hastalığı” denen ve farklı bulgularla seyreden bir grup hastalıkta da ANA (+) bulunabilir.
Anti Çift Zincir DNA (Anti-dsDNA) Testi:
Lupus hastalığı olan bireylerin %70’inde pozitif bulunur. Bu testin pozitif olması lupus hastalığının olduğu ihtimalini iyice güçlendirir, çünkü lupus olmayan bireylerde genelde bu test pozitif bulunmaz. Bu testin yükseliyor olması sıklıkla daha aktif seyreden hastalıkla ilişkilidir ve bazen tedavi yoğunluğu buna göre düzenlenir. Bu nedenle düzenli takiplerde zaman zaman anti-dsDNA bakılması gerekebilir.
Anti-Ro Antikor Testi:
Bu testiniz pozitifse daha çok raş denen cilt bulgularının olması ve göz ile ağız kuruluğu bulguları ile seyreden Sjögren Sendromu denen durumun hastalığa eşlik etmesi beklenir. Hamilelikte ise bu antikorlar anneden bebeğe geçebilir ve bu açıdan hamilelik sürecinin daha yakın takip edilmesi gerekir.
Antifosfolipid Antikor Testi:
Bu testin pozitif olması damar içinde pıhtı oluşumu ve hamilelikte düşük riskinin artması ile ilişkilidir.
Kompleman Düzeyleri (C3 ve C4):
Komplemanlar, kanda bulunan ve bizi mikrobik enfeksiyonlardan koruyan bir grup proteindir. Lupus hastalığı alevlendiğinde kandaki kompleman düzeyleri düşer.
Eritrosit Sedimantasyon Düzeyi (ESR): Kan hücrelerinin test tüpünde çökme hızının değerlendirilerek iltihabi süreci değerlendiren testtir. ESR lupusta genelde yüksek bulunur.
Böbrek ve Karaciğer Fonksiyon Testleri:
Bir grup kan ve idrar testi ile yapılır. Bu şekilde hastalığa veya tedavide kullanılan ilaçlara bağlı ortaya çıkabilecek sorunların saptanması ve tedavinin buna göre düzenlenmesi sağlanır.
Kan Sayımı:
Bu testle kandaki hücreler değerlendirilir. Bu hücreler alyuvarlar, akyuvarlar ve trombositlerdir. Tüm bu hücreler kemik iliğinde yapılır ve bu test yoluyla kemik iliğini hastalık veya ilaç etkisine bağlı etkilenip etkilenmediği tespit edilebilir.
Diğer Testler:
Diğer bazı testler etkilendiği düşünülen organa göre istenebilir. Röntgen, ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans gibi tetkikler zaman zaman hastalığın değerlendirilmesi için kullanılabilir.
İdrar testi ile böbrekte hasar varlığı değerlendirilebilir. İdrarda artmış protein atılımı veya kan hücresi varlığı ile böbreklerin hastalıktan etkilenmesi erken olarak tespit edilip ciddi böbrek hasarı olmadan tedavi başlanması mümkün olabilir.
Bazı zamanlarda da etkilendiği düşünülen doku veya organdan biyopsi yoluyla örnek alınıp değerlendirilmesi ve tedavinin buna göre düzenlenmesi gerekebilir.