Etiket: Test

  • Psikolojik destek almalı mıyım?

    Psikolojik destek almalı mıyım?

    Merhabalar, bugün ki yazımda bana çok sık soru sorulan bir konu üzerinden konumu belirlemek istedim ve bilgilendirme amaçlı olmak üzere sizlere psikolojik destek almalı mısınız, bunun kararını neye göre verirsiniz bunu anlatmak istedim. Psikoloji okumaya başladığım ilk günden beri bana, tanıdık tanımadık herkes aynı soruyu soruyor; SENCE BENİM PSİKOLOJİM BOZUK MU? 
    Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bunu sorguluyor olmanız iyi bir şeydir. Genellikle psikologa gitmesi gereken kişi  bunu sorgulayacak duygu durumunda olamayabilir. Fakat siz bunu sorguluyorsanız, sorgulamayanlara göre daha iyi durumda sayılabilirsiniz. Kendinizde psikolojiniz bozuk mu yada psikologa gitmeli miyim sorularının cevabını ararken  bakacağınız ilk şey işlevselliktir. Çoğumuz gerek ülke gündemi gerek kendi kişisel yaşantımızın zorlukları  nedeniyle bir çok stresli duruma maruz kalıyoruz. Bu nedenle günlük sıkıntı ve kaygılarımızın olması çok doğal bir durumdur. Buradaki kilit nokta bu stres ve kaygı yaratan durumlar sizin işlevselliğinizi bozuyor mu yoksa bozmuyor mu  buna bakmaktır. Yani stresli yada  kaygılı durumlar sizi evden çıkamaz, iş yapamaz,kimseyle görüşemez  duruma getiriyor mu bunlara bakmanız gerekir. 
    Bazen kişi, işlevselliği yerinde olsa bile  kendini kötü hissedebilir.Bu noktada ise yapılacak şey hissettiğiniz olumsuz duygunun yoğunluğu ve süresine bakmaktır. Örneğin; ayrılık, ölüm, kayıp,kaza,doğal afet sonrası kişinin yoğun bir şekilde üzülmesi ve kendini sıkıntılı hissetmesi normal bir durumdur. Yaşanan talihsiz olaya karşı verilen bir tepkidir.  Ancak bu üzüntüler kişinin günlük hayatını duygusal anlamda çok uzun bir süre etkiliyor ve kişinin moralini  bozuyorsa bir uzman ile görüşmek iyi olabilir. 
    Kişiye duygu durumu hakkında fikir verecek bazı psikolojik testler de mevcuttur. Bunlar da kişinin duygu durumunu anlamak için uygulanabilir, ancak unutulmasın ki  internette bu testlerle ilgili bilgi kirliliği mevcut. Bu nedenle bu testleri, test konusunda tecrübeli bir uzmanın size yapması ve testin uzman tarafından yorumlanması daha uygun olacaktır. En son nokta ise kişinin kendi çevresinden aldığı geri bildirimlerdir. İnsan bazen içinde bulunduğu durumu, duyguları nedeniyle fark edemeyebilir. Bu nedenle yakın çevrenizden aldığınız geri bildirimler size kendi psikolojiniz hakkında fikir verebilir. Bilgilendirici olması ümidi ile..
    Psk.Dilara Tahincioğlu

  • ZEKA TESTLERİ NEDİR ? NE İÇİN KULLANILIR ?

    ZEKA TESTLERİ NEDİR ? NE İÇİN KULLANILIR ?

    Eğitim, klinik ve mesleki bir çok alanda kullanılan zaka testleri kişinin akıl yürütme, muhakeme yapma , kavrama gibi zihinsel fonksiyonlarını değerlendirmek amacıyla dizayn edilmiş psikolojik testlerdir.
     Bu testlerin amacı kişinin entellektüel potensiyeli hakkında bir fikir elde edilmesini sağlamaktır. Bu testler bir takım test bataryasından oluşmaktadır.
    Farklı farklı becerileri ölçen bir çok zeka testi bulunmaktadır ancak bu testler bazı yönleriyle  birbirlerine benzemektedirler. Bu nedenle farklı iki zeka testinin aynı sonucu vermesini beklemek kimi zaman  çokta doğru olmayabilir.
    Zeka testi uygulaması sırasında kişinin tamamlaması gereken bölümler vardır. Bu bölümler, sözel olarak sorulan soruları  cevaplama, matematiksel işlem yapma ve el-göz koordinasyonunu gerektiren çeşitli görevleri içermektedir. Bazı bölümler zaman kısıtlaması içerebilir ve kişinin yapabileceği en hızlı şekilde bu bölümleri tamamlaması gerekebilir. Sorular  kolaydan zora doğru şeklinde sıralanmaktadır.
    Zeka testileri uygulama sonrası elde edilen bilgiler, kişinin entellektüel becerileri hakkında uzmanlara bilgi verir. Bu bilgiler test uygulanan kişinin hangi alanlarda başarılı olduğu ve hangi alanların geliştirilmesi gerektiği ile ilgili bilgi sağlar. Örneğin el göz koordinasyonu bölümünde  ve sözel sorular bölümünde başarılı olan bir öğrencinin sayısal bölümde başarısız olması bu öğrencinin  akıl yürütme , ilişkilendirme alanlarının geliştirilmesi konusunda yardımcı bir bilgi sağlayabilir. 
    Mental retardasyon ve üstün zekalı kişilerin tespitinde de bu testler kullanılmaktadır. Özellikle çocukların akademik başarıları açısından bu test sonuçları önemlidir. Hafif-Orta ve ağır zeka geriliği tespiti öğrencinin akademik başarısızlığının nedenine ışık tutarak kendi zihinsel becerilerine uygun eğitim alabilmesi adına yönlendirici olabilir. Aynı şekilde üstün zekalı öğrencilerin tespitinde de kullanılarak kendi zihinsel süreçlerine hitap eden eğitim kurumlarında eğitim alabilmeleri adına yönlendirici olabilir.
    Yaygın olarak kullanılan zeka testleri Stanford-Binet Zeka testi, Wechsler- Yetişkin ZekaTesti (WAIS), ve Wechsler-Çocuk Zeka Testi(WISC-R) ‘dir. 
    Stanford-Binet Zeka Testi  2 yaştan yetişkinlik yaşına kadar her yaşa uygulanabilmektedir. Yaş grubuna göre belirli becerileri ölçmektedir. Wechsler-Yetişkin Zeka Testi(WAIS) 16 yaş üzeri kişilere uygulanmaktadır ve klinik alanda yaygın olarak kullanılmaktadır. Wechsler-Çocuk Zeka Testi(WISC-R) 6-16 yaş aralığına uygulanan bir testir.
    Bu testler bir  uzman, öğretmen veya ailenin gerekli görmesi üzerine test eğitimi almış kişilerce  uygulanabilir.

    Aile Danışmanı Psikolog 
    Büşra Epözdemir
     

  • Yenidoğanda işitme taramasının önemi

    İnsan hayatının son derece dinamik ve değişken bir dönemi olan yenidoğan dönemi yaşamın ilk 28 günlük dönemini kapsamaktadır.

    Bu süre içinde yenidoğan bebekte olan fizyolojik değişimler son derece hızlı olmakta ve sağlıklı bir yenidoğan bu dönemde yaşamının geleceğini belirleyecek olaylarla karşılaşabilmektedir.

    Bu sebeple yenidoğan sağlığı ve yoğun bakımı ile uğraşan biz neonatologlar için bu dönem çocuk sağlığının temelini oluşturmaktadır.

    Yaşamın beş ana duyusundan biri olan işitme bebeklerin daha sonraki dönemlerde konuşma ve anlama becerileri de etkileyebileceğinden bu duyu ile ilişkili olarak saptanabilecek patolojilerin erken dönemde tespiti oldukça önem taşımaktadır.

    Bu sebeple günümüzde çağdaş çocuk hekimliği pratiğinde kontrollerde görülen yenidoğan bebeklerin işitme testlerinin yapılması önem taşımaktadır.

    Sağlıklı bir yenidoğan bebek, doğumu izleyen dönemde normal doğum ile doğmuş ise 24 saat sonra sezaryen ile doğumlarda ise 48-72 saat sonra taburcu edilmelidir. Bu sayede hem erken taburculuğun yaratabileceği komplikasyonlar engellenebilecek, hem de bebeklerin değerlendirilmesi için zaman kazanılabilecektir.

    İdeal olarak bebeklerin taburcu edilmeden önce işitme testlerinin yapılmasıdır.

    Bu test bebek için hiçbir sakınca içermeyen ve kulağa kulak muayenesinde olduğu gibi küçük bir aletle bakılması prensibine dayanan kolay bir testtir.

    Otoakustik emisyon(OAE) olarak isimlendirilen bu test birinci basamak tarama testi olarak kullanılmakta, bu testte sorun saptanan bebekler tekrar kontrol edilerek gerektiğinde ileri incelemeler için referans hastanelere gönderilmektedir.

    Bu sayede erken dönemde işitme bozukluğunun tespiti gerektğinde koklear implant (kulağa yerleştirilmektedir.) ile bebeklerin sağırlık ve konuşma problemleri önlenebilmektedir.

    Sonuç olarak yenidoğan bebeklere işitme testinin yaşamın ilk günlerinde tercihen ilk hafta içinde yapılması bugün kabul edilen uygulama olarak değerlendirilebilir.

  • Yenidoğan tarama testleri

    Yenidoğan tarama testleri yenidoğanın sağlıklı büyüyüp gelişimi için oldukça önem taşımaktadır. Hayatın son derece önemli ve dinamik olan bu döneminde yenidoğanlara yapılacak müdahaleler son derece değerlidir.

    Sağlıklı bir yenidoğan normal doğumuda 24 saat sonra, sezaryen doğumda ise en az 48 saat sonra taburcu edilmelidir.24 saatten önce yapılan taburculuk işlemleri erken taburculuk olarak nitelendirilmektedir.

    Bu sebeple bebeklerin optimum zamanda taburculuğu yenidoğan ve anne sağlığı açıdından da oldukça önem taşımaktadır.

    Genellikle zamanında doğmuş sağlıklı yenidoğanın 3 gün sonra doktor kontrolüne götürülmesi ve bu sırada fizik muayenesinin yapılarak tarama testinin alınması önerilmektedir.bU TEST İLE BEBEKLERDE FENİLKETONÜRİ, BİOTİNİDAZ EKSİKLİĞİ VE HİPOTİROİDİ taranmaktadır.

    Bazı kliniklerde genişletilmiş yendioğan taraması TANDEM MASS yapılmakta ve birçok metabolik hastalık taranmaktadır.

    Ayrıca bebeğin taburculuk öncesi ve ilk muayene sırasında tartılarak tartı kaybının değerlendirilmesi ve emzirmenin ve sarılığın sdeğerlendirilmesi gerekmektedir. Bu günlerde D vitaminin 15 günü beklemeden de günlük 400 IU verilebileceği Amerikan pediatri akademisi tarafından bildirilmektedir.

    Taburculuk sonrası annenin psikolojik durumunun da değerlendirilmesi çocuk hekimlerine düşmektedir. Doğum sonrası depresyonun ilk belirtileri çocuk hekimi tarafından değerlendirilerek gerekirse anne psikiatrik destek için yönlendirilebilir.

    Bebek anne bağının kurulduğu ilk günler çok değerlidir. Bu günlerde anne tarafından sık sorulan sorular bebeğin göbek bakımı, beslenme aralıkları, su verilmesi, uyku düzeni, gaz sancıları,pişik bakımı,vitamin desteği gibi konulardır.Doktor bu konuda rahatlatıcı öneriler sunmalıdır.

    İşitme testi, doğumsal kalça çıkığı muayenesi ve göz muayenesi yenidoğan muayenesinin parçası olmalıdır.

    Sıklıkla ilk ayde yapılan OAE testi (otoakustik emisyon testi) işitme için değerlidir.Bu test bebek uyanıkken dahi saniyeler içinde birçok devlet hastanesinde dahi yapılabilmektedir.

    Göz muayenesi oftalmoskop ile çocuk hekimi tarafından yapılabilir.

    Kalça muayenesi normal olsa bile 1 aydan sonra kalça USG nin yapılması faydalıdır.

    Tarama testleri erken taburcu olan bebeklerde (24 saatten önce) alınmış ise mutlaka tekrar edilmelidir.Patolojik durum varlığında haber verildiğinde mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmaldıır.

  • Çocuklarda gelişim değerlendirmesi nasıl yapılır

    İster sağlıklı olsun isterse gelişim sorunu olsun, çocukları gelişimsel olarak izlemlemek ve değerlendirmek önemlidir. Anne babaların gözünden kaçan detaylar, bazen gelişimsel olarak önemli olabiliyor. Çocuğun gelişimsel olarak yaşıtlarından geride ya da ileride olma durumunda, çocuk kadar anne babanın da yönlendirilmesi ve onlara doğru rehberlik yapılması gerekmektedir.

    Bu amaçla uygulanan gelişim testleri bulunmaktadır. Bir çocuğa gelişim testi uygulamak için, gelişimsel olarak risk altında olma zorunluluğu yoktur. Genel gelişim durumunu takip etmek, kazanmış olduğu bilgi ve beceri düzeyini belirlemek adına da gelişim testi yapılabilir.

    Ancak gelişim testi ile zeka testi birbirine karıştırılmamalıdır. Gelişim testi doğum sonrasında ve onu izleyen süreçlerde uygulanabilir, ancak zeka testinin yapılabilmesi için çocuğun 6 yaşını doldurmuş olması gerekmektedir.

    Gelişim testinde çocuklar 5 ana gelişim alanında değerlendirilir.

    Zihinsel gelişim
    Sosyal- duygusal gelişim
    Motor gelişim
    Dil gelişimi
    Özbakım gelişimi

    Özbakım gelişimi ile ilgili maddeler çocuğun anne ya da babasına sorularak doldurulmaya çalışılır, ancak diğer gelişim alanlarında çocukla birebir uygulama yapılır.

    Bu uygulama sırasında önce çocuğun takvim yaşı gün/ay/yıl olarak hesaplanır ve bu aralıkta ondan beklenen becerileri yapıp yapamadığı test edilir.

    Uygulama sırasında testi yapan kişi çocuğa tardım etmez, onu yönlendirmez. Sadece soruları sorar ya da yönergeleri vererek çocuğun bu yönergeler uygun davranıp davranmadığını gözlemler.

    Tercihen test sırasında anne ya da babadan biri içeri alınmaz. Çünkü anne babalar çocuklara sorulan sorulara onlardan önce cevap verme ya da cevabı bulması konusunda çocuğa yardımcı olma eğiliminde bulunmaktadırlar.

    Ancak çocuk kaygılı ise ve bu kaygı düzeyi test performansını etkileyecekse anne ya da babadan birisi içeri alınabilir. Anne babaya çocuğun cevapların aya da sessiz kalışlarına müdahale etmemelri, doğru cevap verdiğinde alkışlamamaları tembih edilir. Anne baba çocukla göz teması kuramayacakları bir düzende oturtulur.

    Gelişim testinde amaç, çocuğun kendi yaş aralığı içinde kendisinden beklenen becerilere sahip olup olmadığını belirlemek olduğu için, test ileri aşamalara götürülmez. Örneğin 4 yaşındaki bir çocuğa gelişim testi uygulanıyorsa ve çocuk 4 yaş becerilerinin hepsinde başarılı ise, 5-6 yaş düzeyi sorular sorularak yaşıtlarında ne kadar ileride bir gelişime sahip olduğu konusunda yargıya varılmaz.

    Eğer anne baba çocuklarının yaşıtlarından daha ileride bir gelişime sahip olduğunu düşünüyorsa, bunun için 6 yaşını beklemeli ve zeka testi yaptırmalıdır.

    Gelişim testi sonucunda eğer çocukta bir ya da birkaç gelişim alanında yaşıtlarında geride olma durumu tespit edilirse, detaylı bir gelişim taraması için farklı alanlara da yönlendirilebilir.

    Örneğin, tüm gelişim alanlarında yaşıtlarının düzeyinde fakat dil gelişim alanında geride çıkan bir çocuk, işitme taraması yapılması adına odyolojiye yönlendirilebilir.

    Ya da fiziksel gelişim alanında kendisinden beklenen becerileri sergileyemeyen bir çocuk, detaylı tarama için ortopediye yönlendirilebilir.

    Gelişim testi 6 ayda bir tekrarlanabilir. Test sonucuna göre çocuk gelişim takibine alınmışsa, her ay test tekrarlanmaz ama her ay kontrol sırasında hangi becerileri kazandığı, gelişim hızı takip edilir. Gerekli görülürse aileye ev destek programı hazırlanır.

  • Çocuğunuzun gelişimini merak etmiyor musunuz ?

    Eğer çocuğunuzun konuşması, yürümesi, el becerileri, oyun davranışları konusunda sorularınız, ya da endişeleriniz varsa Denver II Gelişimsel Tarama Testini yaptırabilirsiniz.

    Psikoloji ve psikiyatrideki rahatsızlıkların büyük bir kısmının çocukluk döneminde ki sorunlardan kaynaklandığı bilinen bir gerçektir. Özellikle 0-6 yaş dilimi kritik yaş olarak nitelendirilmiştir. Bu dönemde en yaygın olarak kullanılan test Denver II Gelişimsel Tarama Testi dir. Nörolojide, psikiyatride ve psikolojide bu test çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Denver II Gelişimsel Tarama Testi 4 ana gelişim alanı hakkında bize ayrıntılı bilgi vermektedir.

    Dil gelişimi: Dil gelişimi ile zeka rasında çok sıkı bir ilişki olduğu uzmanlar tarafında sıklıkla söylenmektedir. Dil gelişimin temellerinin atıldığı ve konuşmanın en hızlı geliştiği dönemdir çocukluk.

    Kişisel Sosyal gelişim: Kişisel sosyal gelişim özellikle çocuğun kendini ifade etmesi ve toplum içerisinde kendi kimliğini ve kişiliğini uygun bir şekilde ortaya koyması olarak tanımlanmaktadır. Okul öncesi dönemde çocuğun yabancı ortama( ana okuluna) girdiğinde çok farklı sorunlar yaşamaktadır. ve aileler hemen telaşa kapılmaktalar. Fakat şu bilinmelidir ki bu sorun bir sonuçtur. Bunun tohumları daha önceleri atılmıştır. İşte Denver II bu tür sorunların tespitinde önleyicilik fonksiyonunu üstlenmektedir.

    İnce-Kaba motor gelişim: Öz bakım becerileri dediğimiz ve fiziksel beceriler dediğimiz yetenekleri kapsamaktadır. çocuğun yürümesi, tutması, koşması, merdiven çıkmasına, yemek yemesi, tuvaletini yapması, üstünü giyinmesi vb. yetenekleri kazanıp kazanmadığını ölçmektedir.

    Denver II Gelişimsel Tarama Testiyaptırmanız için çocuğunuzda bir sorun olmasını beklememeniz çok önemlidir. Muhakkak bu testi yılda bir kere yaptırınız.

  • Polikistik over tanı

    En sık kullanılan tanı kriteri çizelgesi (Rotterdam kriterleri)

    1- USG görüntüsünde
    -Overlerde 12 ve daha fazla folikül görünmesi
    -Overlerin boyutunun artması ( 10ml üstü)

    2- Androjen hormonlarına baglı
    -Kanda androjen hormonların yükselmesi
    -Androjen hormon yükselmesine bağlı semptomlar görülmesi = akne , kıllanma , sac kaybı gibi

    3-Menstural düzensizlikler
    -Adet düzensizliği ( adet görmeme ya da adet sürelerinin düzenli olmaması
    -Adet miktarında değişiklikler
    -Ovulasyonun olmaması ( oligo olulasyon ya da anovulasyon )
    ***Bu üç maddedn 2sini barındırıyorsanız genelde polikistik over sendromu tanısı alabilirsiniz.Ama hasta cok ayrıntılı değerlendirilmeli ve sadece bu kriterlere bakılmamalıdır.

    Not : Ayrıca Androgen Excess And Pcos Society Guidelines’ ta polikisitk over sendromunun androjen fazlalığına bağlı olduğu belrtilmiş ve buna bağlı kriterler ortaya konulmuştur. Tanı bu 3 kriteri birden barındırmalıdır. (son zamanlarda en cok kabul gören tanı kriterleridir)

    Bunlar :
    1-hiperandrogenisim (klinik ya da labaratuar olarak hiper androjenizim tanısı )
    2-overlerin disfonksiyonu ya da polikistik over ( 25 ve daha fazla folikül bulunması overlerde ; over hacminin 10 ml den fazla olması )
    3-Diğer androjen yüksekliklerinin elenmesi

    ***Hasta aşağıda sayacağım tüm parametreler acısından ayrıntılı değerlendirilmelidir.
    ***Polikistik over sendromu tanısı koymak için spesifik bir test yok. Bİrçok hormon ve semptom , aile öyküsü ,fiziksel muayane , labaratuar ve görüntüleme yöntemleri birlikte değerlendirilerek tanı koyulmalıdır.
    ***testler değerlendirilirken bazı testler diğer nedenleri elemek için bakılır.adrenal ve over tümörleri , adrenal hiperplazi gibi nedenler elenmelidir.

    FİZİK MUAYENE

    Vücutta kıllanma , akne ve sac dökülmesi değerlendirilir. tansiyon ölcülmeli ve hipertansiyon var mı bakılmalıdır.
    Kişinin kilosu ölçülür.
    BMI endeksine bakılır .( Body-mass index )
    Pelvik fizik muayane yapılabilir.

    AİLE HİKAYESİ

    Polikistik over sendromu genetik yatkınlık gösterir. Buyüzden anne , kardeş ya da diğer yakın kadın akrabalarda polikistik over sendromu var mı sorgulanabilir. Aile bireylerinden birinde pcos var ise diğerlerinde de olma olaslıgı % 40 civarındadır.

    LABORATUVAR

    1- FSH =Hipofizden salınan bu hormon yumurtalıklardaki yumurtanın olgunlaşmasını sağlar. Polikistik over sendromunda laboratuvar sonucu normal ya da düşük olacaktır.
    2- LH =Hipofizden salınan bu hormon ovulasyonu sağlar , yani yumurtanın yumurtalıklardan salınımını uyarır.Polikistik over sendromunda muhtemelen yükselecektir

    Not : önceden lh/ fsh oranı 3 ve daha fazla olması polikistik over sendromu için bir tanı parametresi olarak kabul ediliyordu ama artık bu oransal değerlendirmenin pek doğru olmadığı belirlendi.Gene de bu değerlendirme tanı koymak için değil ama bir fikir edinmek için bakılabilir.
    Not : FSh ve lh seviyeleri adet döngüsünün basında 5-20 mIU/ml civarında seyreder. Çoğu kadın adet döngülerinin ilk yarısında eşit oranlarda fsh lh barındırır.Lh seviyesi ovulasyondan ( yumurtlama) bir gün önce 25-40 seviyelerine kadar çıkar.ovulasyon sonrasında normal seviyelerine doğru döner.Fsh ve lh oranları norml aralık olan 5-20 mIU/ml arasında olsa da yukarıda bahsettiğim gibi çoğu pcos lu kadında bu lh fsh’tan oldukça fazladır.BU bir tanı değildir ama yönlendirmesi acısından önemlidir.Yani fsh ve lh değerlerinin normal aralıkta olması polikistik over tanısını elemez.

    3- PROGESTERON = ovulasyondan sonra corpus luteumdan salgılanır.Uterusu gebeliğe hazırlar.Düşük seviye progesteron ovulasyonun olmadığının göstergesidir. ( genelde infertilite testlerinde oldugu gibi ovulasyonun olması gereken günden 7 gün sonra progesteron seviyelerine bakılır. Porgesteron seviyeleri 14 ng /ml den yüksek ise ovulasyon muhtemelen olmamıstır.)

    4- TESTESTERONE = Polkistik over sendromunda seviyeleri genelde yüksektir. Akne , kıllanma ,adet düzensizlikleri gibi birçok semptomdan sorumludur .Ama kan testeleriniz normal gelebilir ve bu semptomları ve polikistik over sendormunu yasıyor olabilrisiniz gene de.
    Not : yüksek testesteron seviyeleri yumurtalıklarda testesteron salgılayan over tümörlerinden kaynaklı olabilir; mutlaka elemine edilmelidir.

    ***total testesteron seviyesi =normalde 6.0-86 ng/dl arasındadır.Polikistik overde biraz artabilir.Total testesteron seviyesi 40 ng/ dl üzeri değerler yakından takip edilmelidir.
    ***serbest testesteron seviyesi = normalde 0.7-3.6 pg / ml arasındadır.Serbest testesteron seviyesi pcosta artabilir.

    5- DHEA-s (DEHİDROEPİANDESTERONE sülfat) =adrenal bezlerden salınan bir androjendir.Polikistik over sendromunda çoğunlukla artacaktır. Normal seviyeleri 35-430 ug/ dl arasındadır.Polikistik over sendormunda 200 üstü değerler şüpheli değerlendirilmelidir.
    Not : yüksek dhea seviyeleri böbrek üstü bezlerden androjen salgılayan tümör belrtisi olabilir.mutlaka elemine edilmelidir.
    6- ANDROSTENEDİONE =Overler ve adrenal bezler tarafından üretilen bir hormondur. normal seviyeleri 0.7-3.1 ng/ ml arasındadır.Polikistik over sendromunda muhtemelen artacaktır.
    7- ÖSTROJEN ( estradiol ) =Genelde yumurtalıklar tarafından sentezlenen ve az miktarda da adrenal bezlerden sentezlenen bir hormondur. Seviyesi artacak ya da azalacaktır. Polikistik overli cogu kadında östrojen seviyeleri normal aralığı olan 25-575 pg/ml arasındadır ; ama aslında olması gerekenden daha düşüktür.( yani normal aralıkra da olsa o anda siklüste olması gereken aralıktan daha düşüktür )
    8- SHBG ( SEX HORMONE BİNDİNG GLOBULİNE ) = azalmış olabilir. Fazla testesteron üretimini elemek için bakılır.Eğer ortamdaki shbg oranları azalıyorsa testesteron üretimi artmış olabilir ( shbg-testesteron ile bağlanır )

    9- HCG = gebelik için bakılır
    10- AMH ( ANTİ MÜLLERİAN HORMONE )=Overlerin ( yumurtalıkların ) çalışma kapasitesini gösteren bir testtir.(foliküllerin prematur olarak gelişmesini önler amh , Ama amh seviyeleri çok yüksek olduğunda bu süreç durur ve yumurtanın olgunlaşması aksar ) Polikistik over sendromunda genelde amh seviyeleri artacaktır.Son çalışmalar pcos tanısında amh seviyelerinin önemli bir yeri olduğunu belirtmektedir.Ve pcos hastalarını takip ederken de bir takip paramatresi olarak kullanılabilir.
    *** amh seviyeleri 5 ng/ ml üstü yüksek olarak kabul edilir.
    ***amh seviyeleri 3.5-5.0 ng / ml üst seviye sınırdır.
    ***amh normal seviyeleri 0.7-3.5 ng/ml dir
    ***amh sveşyeleri 0.3-0.7 arası alt seviye sınırıdır.
    ***amh seviyeleri = 0.3 ng/ml altı düşüktür.

    Not : özellikle 35 yaş üstü kadınlarda amh sveiyeleri pcos tanısı için oldukça önemlidir.35 yaş üstü usg de polikistik görüntüler sıklıkla görülmez ve burada amh bize oldukça faydalı olabilir.
    11- TSH , T3,T4 = tiroid sorunlarını elemek için bakılır.Birçok tiroid hastalığı ve hormon dengesizliği tiroid hormonlarındaki polikistik overe benzer smeptomlar oluşturmaktadır.
    12- KORTİZOL = cushing sendormunu elemek için ( 24 saatlik idrar serbest kortizolu bakılmalı ). cushing sendormunda yüksek olur. Ayrıca cushing sendromu olmasa bile yüksek kolesterol seviyeleri kilo alımına , hipertansiyona , şeker yüksekliğine , osteoporzise , cilt sorunlarına neden olabilir.
    13- PROLAKTİN =hipofizden salgılanan ve süt üretimini kontrol eden bir hormondur .yüksek seviyelerde salgılanması kadınlarda adet görmemeye neden olabilir. Buyüzden bu test hiperprolaktinemiyayı elemek için bakılır. Mr ( manyetik rezonans ) ile prolaktinoma adı verilen bir tümör var mı bakılır ve aynı zamanda hipotroidizm de hiperprolaktinoma yapabileceği için elenmesi gereklidir. Polikistik ovcer sendromunda genelde 25 ng/ ml den az seyreder seviyeleri. Bazı kadınlarda prolaktin seviyeleri polikistik over sendromunda artabilir , genelde 25-40 ng/ml arasında seyreder bu artış.

    14- 17-HİDROKSİPROGESTERONE =konjenital adrenal hiperplaziyi elemek için bakılır.

    15- IGF-1 = fazla büyüme hormonu var mı elemek için ( akromegali )

    16- HDL , LDL , TOTAL KOLESTEROL , TRİGLİSERİTLER = pcos ile artan kardiyovasküler riski değerlendirmek için bakılır.Polikistik over sendromu olan kadınların çoğunda lipit profili ile alakalı metobolik sorunlar olabilir.Kalp hastalıklarına yatkınlıkları yüksektir.

    17- AÇLIK KAN SEKERİ VE HBA1C VE AÇLIK İNSÜLİN= pcos ile baglantılı insülin direncini değerlendirmek için bakılır. Polikistik over sendromu olan kadınlarda insülin direnci ve diyabete yatkınlık odlukça yüksektir.
    Ayrıca ben hastanın durumunu değerlendirmek için bu tahlillere bakmaktayım.

    18- Homosistein

    19- Magnezyum

    20- Çinko

    21- Selenyum

    22- D vitamini

    23- B12 vitamini

    24- İdrarda spot iyot

    25- Spot iyot/ kreatinin

    26- Histamin

    27- Folik asit

    28- Hemogram

    29- Demir , ferritin

    30- Ggt ,ast,alt

    31- Crp , sedim

    32- BAZI VAKALARDA AGIR METAL PANELLERİ İSTENEBİLİR.

    Not : oral kontraseptif kullanırken ( doğum kontrol hapları ) bakılan test soncuları doğruyu yansıtmayacaktır. Özellikle androjen hormon sonuçları oldukça etkilenecektir .Polikistik over tanısı için labaratuar tahlili yapıldığında kişiye oral kontraseptif kullanıp kullanmadığı mutlaka sorulmalıdır. Doktorunuza mutlaka oral kontraseptif kullanıyorsanız belirtiniz. EN doğru labaratuar sonuçları için kişi en az 3 ay oral kontraseptif kullanmamış olmalıdır.

    GÖRÜNTÜLEME YÖNTEMLERİ

    ***TRANSVAGİNAL YA DA ABDOMİNAL USG ile yumurtalıklar değerlendirilr. Transvaginal usg cok daha doğru sonuçlar vermektedir.
    ***polikistik over hastalarında overler ( yumurtalıklar ) genelde 2-3 katı daha büyük olabilirler.
    *** her bir over ayrı ayrı değerlendirilir ve her bir overde 12 den fazla yumurtalık kisti olup olmadığı bakılır.(2-9mm arası kistler vesaire)
    ***genelde kistler yumurtalıklarda dizilmiş olarak bulunurlar.
    ***foliküller genelde küçük ve olgunlasmamıs olarak görülebilirler.
    *** görüntüleme yöntemleri % 90 oranında semptomları anlamada yardımcı olurlar. Ama tek basına anlamlı olmayabilirler. Görüntüsel olarak usg uyumlu iken labaratuar ve semptom olarak kişi herhangi bir semptom vermeyebilir. Ama bu vakalar herzaman yakından takip edilmelidir.
    Polikistik over tanısı almak için labaratuar-klinik-görüntüleme beraber değerlendirilmelidir.
    Sadece usg de çıkan sonuçlar polikistik görünüm olarak değerlendirilir ve direk sendrom tanısı almazlar.
    Not : polikistik over görünümü özellikle genç kadınlarda ( ergenliğe yeni girmiş ) sık sık görülmektedir. Buyüzden adet görmeye başlamadan 8 yıl sonraya kadarki dönemde usg de görülen polikistik over görünümü çok anlamlı olmayabilir.
    Not : ” İnternational Evidence-Based Guidelines For Pcos” , polikistik over sendromu tansıında polikistik over görğnümüün bir tanı kriteri olmaması gerektiğin, belirtmiştir: Poliksiitk over görünümünün her 3 kadından 1 inde görüldüğü ortaya konulmuştur.

  • Sıbo ne demektir?

    ”Small Intestine Bacteria Overgrowth” yani ”İnce Bağırsakta Aşırı Bakteri Büyümesi ve Üremesi” olarak adlandırabiliriz.

    Belirtileri Nelerdir?

    Karın ağrısı, kramp

    Karında şişlik, gaz, bazen bağırsak sesleri, abdominal gerginlik

    Kilo kaybı, kilo alamama

    Kabızlık veya ishal

    Bulantı ve kusma

    Malnutrisyon

    Vitamin ve mineral eksiklikleri

    Egzamalar

    Akne

    Diğer cilt hastalıkları, döküntüleri

    Yorgunluk

    Depresyon

    Diyabet

    Eklem ağrıları

    Fibromiyalji

    Nöromüsküler bozukluklar

    IBS

    Otoimmün hastalıklar

    Hassas bağırsak sendromu

    Huzursuz bacak sendromu

    Şeklinde kendini gösterir ve de yukarıda saydıklarım gibi birçok hastalığın altındaki nedendir.

    Benim ve birçok fonksiyonel bütüncül yaklaşan hekimin gözünde sibo bir tanı değil durumlar bütünüdür. Yani, altta yatan ve birbirine bağlı olan birçok mekanizmalar bütünü.

    Öncelikle siboya nasıl tanı konuyor anlatayım.

    Sibo tanısı için iki farklı test bulunmaktadır;
    1-Nefes Testi
    2-Bakteri Kültürü Testi

    NEFES TESTİ

    İki farklı çeşittedir;
    1-Hidrojen gazını ölçen nefes testleri
    2-Metan gazını ölçen nefes testleri

    İki testin de kliniksel olarak benim nazarımda çok değeri yok. Neden derseniz, yanlış sonuç çok. Yakın zamandaki beslenmenize, o günkü stress durumunuza göre sonuçlar değişir.

    ►Ayrıca hidrojen gazını ölçen test hidrojen gazı üreten bakteriler çoğalırsa bağırsakta o zaman pozitif verir ki biz bu durumda da ‘SIBO D’ tanısı koyuyoruz.’D’ harfi (Diarrhea) yani ishalden gelmektedir.
    ►Metan gazı testi de metan gazı üreten bakteriler çoğalırsa pozitif sonuç verir. Buna da ‘SIBO C’ diyoruz. ‘C’ harfi (Constipation) yani kabızlıktan geliyor.
    Şimdi şöyle bir soru olabilir o zaman kabız ise metan gazlı, ishal ise hidrojen gazlı test yapalım. Malesef o da olmuyor çünkü sibo da genelde bir tablo ağır olsa da tablo bakterilerin çoğalmasına göre günlük değişebiliyor. Yani, kabız ve ishal karışık bir tablo görülebiliyor ki çoğunlukla böyledir.

    BAKTERİ KÜLTÜRÜ TESTİ

    ►Diğer testimiz ise bakteri kültürü testiydi o zaman onu yapalım? Malesef bu testimiz de güvenilir sonuç vermiyor. Hem invaziv olması (endoskopi ve kültür alımı) hem de endoskopi sırasında ağız-boğaz-yemek borusu-mide floralarından da geçildiği için buralardan kontaminasyon nedeniyle sonuçlar güvenilir değil. Ayrıca birçok bakteri de vücut içinde yaşarken vücut dışında üretilemiyor bu yüzden de kültür sonuçları doğru sonuçlar vermiyor.

    Peki, tanıyı nasıl koyacağız?

    1-MUAYENE
    2-HİKAYE

    yani hastanın klinik durumu ve doktorun gözlemleri ile. Bütüncül bakan bir doktor size bu durum konusunda yardımcı olabilir.

    SIBO temelde sindirim sistemindeki birçok aksamanın bütünüdür. Size bazı mekanizmalardan bahsedeceğim ki, sibonun tedavisini anlayabilelim.

    SIBO’nun Altındaki Bozuk Mekanizmalar

    1.Sindirim ağızda başlar, yeteri kadar çiğnemezseniz hem alt basamaklardaki sindirim için mekanik bir öğütme yeterli olmamış hem de çiğneme işlemiyle uyarılan alt tabakalardaki sindirim işlemleri başlatılmamış olur.

    2.Mide asidi ve en önemlisi!!! çünkü herşey hem de herşey burada başlıyor ve çoğu sorun hastalık buradan kaynaklanıyor.

    ►Mide asidi pH ortalama 3 civarıdır. İnce bağırsaktaki deudenum pH 9; jejunum ve ileum pH 7-8 civarıdır. Mide asidi yeterli ise sindirim bitince plorik valv açılır ve besinler ince bağırsağa geçer ama pH yeterli değilse pilor açılmaz gıdalar uzun süre midede bekler. Burada aynı zamanda sindirilemeyen patojenik bakteriler de üremeye başlar (çünkü mide asidinin bir diğer görevi de besinle alınan patojenik bakterileri yok etmektir) pilor kapağı er ya da geç açılır ve besinler deudenuma gecer
    ►Normal sartlarda bu geçen besin yığınının pH ı 3 ve altında olmalı ki pankreas salgıları salgılanabilsin. (pH 3 altında olduğunda pankreas bikarbonat ve kemotripsin amilaz lipaz salgılar) aynı zamanda safra kesesi de uyarılır ve safra salgılanır. Şimdi tekrar söylüyorum bu uyarıların olup bu enzimlerin salgılanabilmesi için mide asidi pH ı 3 ve altında olmalıdır! Ama mide asidi yeterli değilse ne olacak? Bu enzimler de salgılanamayacak. Neden bu enzimlerin salgılanması önemli? Safra ve bikarbonat alkalidir. Mideden gelen asidik pH ile bu salgılar birleşince alkalik bir ortam oluşur ve deudenum pH ı 9 larda tutulur. Ama bu enzimler salgılanamayınca deudenum pH ı asidik kalacaktır. pH istediğimiz ayarda olmayacaktır. Peki bu neden önemli? Çünkü ince bağırsaktaki bakterilerin sağlıklı üremesi ve çoğalması için bağırsak pH ı alkali seviyede kalmalıdır. Bu pH dengesi bozulduğunda patojen bakterilerin üremesi başlayacaktır.

    MİDE ASİDİ SIBO’DA EN ÖNEMLİ UNSURDUR!

    SIBO’da nedenleri oldukca iyi anlayın ki nedenleri çözerek doğru sonuca ulaşalım.

    Mide Asidini Azaltan Nedenler

    1.Stres; ama öyle sadece psikolojik stres demek değil bu; vücudunuz fiziksel ve ruhsal birçok uyaranı stres olarak algılıyor. Uykusuz kaldıysanız=stress, aç kaldıysanız(olması gerekenden fazla)=stress, biriyle tartıştıysanız =stress, yaşanılan fiziksel ya da ruhsal travmalar=stress… Yani vücudumuzun stres olarak algılayacağı uyaranlardan uzak duruyoruz. Yaşamımızdaki streslerle başa çıkmaya çalışıyoruz. Her zaman bir stres faktörü olacak ama önemli olan bizim onunla nasıl başa çıktığımız.

    2.PPI ve antiasit ilaçlar; artık kullandığınız bu tarz mide ilaçlarınının size iyilik değil aksine kötülük yaptığını öğrenmiş olmalısınız.

    3.Karaciğer Toksisitesi ve Fazla Yağ Tüketimi= Hayda! Burada da mı çıktı? Peki, neden? Mekanizma ne? Safra karaciğerde hepatositler tarafından üretilir, karaciğerin bununla beraber binlerce görevi vardır ve toksinlerin eleminasyonu bunların başında gelir. Ama karaciğerimizin de bir kapasitesi vardır ve onun bile gücü bir yere kadar. Eğer toksin yükümüz fazla ise hayati olarak önce bununla ilgilenmek isteyecek ve safra üretimine ayrılan enerji azalacaktır. Burada safra azalması yukarıda okuduklarınızdan anlayacağınız üzere istemediğimiz bir şey. Ayrıca safra üretimi azalınca karaciğer mideyi uyarıyor. Gıdaların sindirimi için midenin daha fazla çalışması gerektiğini söylüyor çünkü yeterli safra olmayacak, sen çok çalış ki gıdalar sindirilsin diyor mideye. Başta mide daha çok asit salgılıyor, daha çok çalısıyor ama zamanla fazla çalışmadan mide glandları (asitleri sentezleyip salgılayan yerler) zarar görüyor ve zamanla mide asidi yeterli sentezlenemiyor.

    ►Bir çalışmada okuduğum bir fizyoloji de oldukça ilgimi çekmişti; Fazla yağ tüketimi yukarıda saydığım mekanizmalara neden oluyor. Yani, hem karaciğere yük oluşturuyor, hem lenfatik sistem tıkanıyor (kandaki oksijen oranı da azalıyor), hem de bağırsaklara geçen fazla yağlı bileşikler patojen bakterilerin üremesi için ortam oluşturuyor. Yağ ağırlıklı beslenme size başlangıçta kilo verdirebilir; kan şekerini düzenliyor gibi görünebilir ama uzun vadede mekanizmal birçok bozukluklara neden olmaktadır. Bu yağ tüketmeyin demek değil. Sağlıklı yağlar avokado, zeytinyağı, çiğ kuruyemişler vesaire tüketilebilir ama beslenmemizin temelini bunlar asla oluşturmamalı.

    4.İlerleyen yaş ile atrofij gastrit oluşabilmekte ve bu da mide asidinin azalmasına neden olabilmektedir.

    5.MMC: Yani Migrating Motor Complex yani, göç edici motor kompleks. MMC hareketleri bağırsak hareketleridir. Mide ve bağırsakların boşaltılmasını sağlar. MMC hareketleri aç olduğunuzda temizlik hareketlerini yapar. Yemek aralarında ve geceleri olur bu hareketler ve ortalama 90 dakikada bir tekrarlar kendini. Yani bizim MMC hareketlerini yapabilmemiz için aç olmamız lazım. Şimdi burada önemli bir noktanın altını çiziyorum. Bu çoğu zaman uzun süreli açlık olarak algılanıyor ama burada her zaman dediğim gibi ne yediğiniz çok önemli. Mesela meyve ve sebzeler özellikle çiğ formdaysa 20 dakika ile maksimum 45 dakika arasında sindiriliyor. Ama bir et yediğinizde, ağır bir yemek yediğinizde, peynir vesaire tükettğinizde, hayvansal gıda yoğun tükettiğinizde bu süre 3 saatten başlayıp 6 saate kadar sürüyor. Yani ağır yemekler hayvansal gıdalar yendiğinde ben bu açlık sürelerini 5-6 saat tutulması taraftarıyım ama sebze ve meyve ağırlıklı bir öğünde değil. Ayrıca adrenal yorgunluk var ise kortizol ve adrenalin salınımında dengesizliklerden dolayı uzun süreli açlık önermiyorum ve de zaten bu durumlarda uzun süreli açlıklar (adrenal yorgunlukta) fazla adrenalin salgılayarak bağırsaklarda harabiyete de neden olabileceği için MMC hareketleri düzgün olamıyor. Çünkü MMC hareketlerini incebağırsaktan salınan motilin düzenler ve ince bağırsak fazla adrenalinle harap olduğunda bu gene mümkün değildir. Yani burada da yine adrenal sistem devreye girdi.

    ►Ama sağlıklı MMC hareketler için et, baklagil, ağır yağlı yemekler, hayvansal gıdalar yendiğinde 5 saat başka bir şey tüketilmemesi idealdir.

    ►Sebze ve meyve tüketiminde (ki çiğ formuysa hatta) bu süreler oldukça kısaltılabilir.

    ►Fiziksel hareketsizlik MMC’yi etkiler. Bol bol hareket etmek lazım. Ağır yemekler sonrası hafif yürüyüşler sindirminize yardımcı olabilir.

    ►Ayrıca incebağırsakta pH alkalik iken motilin salınır ve MMC uyarılır ama ince bağırsak pH ı asidik ise MMC yine aksayacaktır. Burada da bir paradoksa giriyoruz yine (burada da mide asidi işin içine girdi)

    ►İncebağırsaklardan MMC hareketi ile kalınbağırsağa gidemeyecek gıdalar ince bağırsakta anormal bakteri üretimi için besi ortamı oluşturur. O yüzden ne yediğinize dikkat ki, yağlı ve yoğun proteinli gıdalar en kaliteli besi ortamlarıdır kötü bakteriler için.

    6. İleocekal kapak sorunları

    İleocekal kapak besinlerin kalın bağırsaktan incebağırsağa geri kaçmasını önleyen ve tek yöne açılan bir kapaktır. Ama kalınbağırsak basıncı arttığında (yeteri kadar sindirilmeyen gıdalar fermantasyonla bağırsak basıncını arttırır) ileocekal kapak geri açılacak ve incebağırsakta bakteri fazlalaşması oluşacak; çünkü kalınbağırsaktaki bakteriler ince bağırsağa geçecek.

    ***İmmün yanıtın bozulmasının da SIBO’ya neden olduğu ile alakalı çok çalışma var ama ben burada gene bir paradokstan bahsedeceğim. Çünkü incebağırsakta bakteri fazlalaşması bağırsakta inflamasyona neden olmakta ve bu da incebağırsak lumeninde tahribata neden olmaktadır (özellikle de toksin salgılayarak bağırsak duvarına zarar veren bakteriler, klebsiella gibi toksik mukopolisakkarit salgılayan bakteriler). Bozulan bağırsak lumeninin immün yanıtı da bozulmaktadır. Bunun tam tersi olarak bağırsağın immün yanıtı bozulduğunda da incebağırsakta fazla bakteri üremesine engel olunamamaktadır. Burada yumurta mı tavuktan çıkar yoksa tavuk mu yumurtadan çıkar gibi bir durum oluşmaktadır.

    Otoimmün yanıtın baskın olduğu bir vücutta SIBO oluşma olasılığı yüksektir.

    SIBO ile Sıkı Bağlantılı Olan Hastalıklar

    IBS

    Leaky Gut

    Hashimato

    Chron

    Ulseratif Kolit

    Çölyak

    SLE’dir.

    7. Pankreas ve safra sıvılarının azalması da SİBO’yu tetiklemektedir (pankreas ve safra hastalıkları).

    Evet, o kadar anlattık tek tek altta yatan mekanizmaları…

    Peki ne yapacağız?

    -Önce altta yatan nedenleri tespit edeceğiz. Neden ne ise onu direkt düzelteceğiz.
    2-Vitamin ve mineral eksiklerini yerine koyacağız (hem eksikleri tamamlamak için çünkü bağırsak emilimi bozuk olacağı için ciddi eksiklikler olabilir, hem de arınma mekanizması için ihtiyacımız olduğundan, bağışıklığı arttırmak için)
    3-İntoleranslara göre diyeti düzenleyeceğiz (biofeedback ile bakıyoruz-ya da kan tahlili ile)
    4-Fermente gıdaları keseceğiz (çünkü SİBO’da zaten kalınbağırsakta oluşan fazla fermantasyon ve gaz basıncı vardır, ayrıca mayalı gıdaların oluşturacağı pH dengesini ve daha fazla bakteri istemeyiz)
    5-Kemik suyu kesilmesi (histamin yüksekliğinden dolayı, lenfatik sistemi tıkamasından dolayı, içerdiği protein bileşiklerine immün sistemin yanıt vermesinden dolayı kesilir)
    6-Bağırsak lümenini onaracak tedaviler uygulayacağız (beslenme, fitoterapi, glutamin vs.)
    7-Mide asidini düzenleyeceğiz (Bknz: mide sindirimi için öneriler ve mide kuralları postu)
    8-Gerekli mekanizmalar düzenlendikten sonra, bağırsak temizlendikten sonra bazı vakalarda uygun probiyotik desteği (çok dikkat)
    9-Hareket berekettir (MMC için düzenli egzersiz)
    10-Bazı vakalarda iyot (gerekli mekanizmalar ayarlandıktan sonra)
    11-Patojen bakteriler için fitoterapik destekler
    ►Karaciğer detoksu
    ►Lenfatik çalıştırılması
    ►Az yağlı beslenme
    SIBO tedavisi zaman ve önem gerektirir. Bütüncül bakan bir hekim kontrolünde olmalıdır.

  • Zeka nedir?

    Kavramlar ve algılar yardımıyla soyut ya da somut nesneler arasındaki ilişkiyi kavrayabilme, soyut düşünme, muhakeme etme ve bu zihinsel işlevleri uyumlu şekilde bir amaca yönelik olarak kullanabilme yetenekleri zeka olarak adlandırılmaktadır (Koçer 2006). Bu tanım günümüzde en sık olarak kullanılan zeka tanımıdır. Bir çok filozof ve psikolog tarafından ise farklı şekillerde zeka tanımlamaları yapılmıştır.

    Binet ve arkadaşları ilk kez 1905 yılında Fransa’daki okullarda öğrenme zorluğu çeken öğrencileri diğerlerinden ayırt etmek amacıyla bir zeka testi geliştirmeye başlamışlar ve bu teste Binet-Simon testi denilmiştir. Binet’e göre zeka, bellek alanı, duyum keskinliği ve tepki hızı gibi basit zihni öğelerle değil, kavrama, hüküm verme, akıl yürütme ve düşünceye belirli bir yön verme, düşünceyi arzu edilen bir gayenin gerçekleşmesine intibak ettirme ile kendi kendini eleştirme, kendi yanlışlarını bulup düzeltme gibi karmaşık işlemlerde kendini gösterir. Bu yıllardan sonra bu testler geliştirilerek farklı yaş gruplarına uygulanır hale getirilmiştir. Ancak bu testlerin en büyük özelliği zekayı sayısal bir değerle ölçmeleri ve zekayı tek boyutta ele almalarıdır.

    Zeka daha bir çok bilim adamı tarafından farklı şekillerde tanımlanmıştır. Hepsinde ortak görüş ise zekanın kalıtım ve çevrenin ortak ürünü olmasıdır. Tüm bunlarla birlikte zekanın iyileştirilebilir, geliştirilebilir ve değiştirilebilir olduğu, çeşitli yollarla sergilenebildiği, gerçek hayat durumlarından veya koşullarından da soyutlanamayacağı belirtilmektedir(Gardner 1993). Belirtilen bu tanımlarla birlikte zekanın daha birçok tanımı yapılmaktadır.

    . “İyi akıl yürütme, hüküm verme ve kendini iyileştirme kapasitesi”

    . “Soyut düşünebilme süreci”

    . “Algılama, sorgulama, yaratıcılık”

    . “Gayeli davranma, mantklı düşünme ve çevresiyle ilişkilerinde etkili olma kapasitesi”

    . “Düşüncesini yeni durumlara bilinçli olarak uydurabilme yeteneği.”

    . “Çevreye uygun tepkilerde bulunabilme”

    . “Öğrenme, problem çözme, yeni ürünler ortaya çıkarma ve iletişim kurma kapasitesi” (Sağıroğlu, Beşdok ve Erler, 2003).

    . “Cevap vermede, muhtemel çözümleri inceden inceye aramadaki çabukluk ve bir problemin evreleri arasındaki yeni ilişkileri anlayabilme kapasitesi”

    . “Yeni bir düzeneği veya kuralı keşfetme ya da bir tahmin yürütme ile ilgili faaliyet.”

    . “Beynin bilgiyi alıp, hızlı ve doğru olarak analiz etmesidir.”

    Biyologlar zekayı çevreye uyum kabiliyeti olarak görürken, eğitimciler öğrenme, psikologlar ilişkileri anlama, bilgisayarcılar bilgiyi işleme kabiliyeti şeklinde değerlendirmişlerdir. Zekayla ilgili buraya kadar yazılanlar gösteriyor ki zeka tıpkı ruh, bilinçaltı, akıl, düşünme gibi soyut ve açık uçlu bir kavram olduğundan evrensel bir tanıma sığdırılamamaktadır.

    Beyin, birbiriyle karmaşık ilişkiler içinde bulunan sinir hücreleri (nöron) kitlesinden oluşmaktadır. En genel manada bakıldığında beyin, aktivitelerin bir kontrol merkezi durumundadır. İnsan zekasını, duyular tarafından alınan uyarıcıların yorumlanarak tepkilerin oluşturulmasını ve bu tepkilerin kontrolünü sağlamaktadır.

    Beynin küçücük yapısı altında çok fazla bilinmeyenin olması, bir çok disiplini barındıran nörolojik bilimler alanında çalışmaların yoğunlaşmasına neden olmaktadır. En basit şekilde düşünüldüğünde beynin 1 cm3 lük bir bölgesinde bir trilyon bağlantıya sahip, 100 milyar sinir hücresi bulunmaktadır. Bu 100 milyar sinir hücresi arasında saniyede 10 milyon x milyar kere uyarı iletimi olmaktadır. Sadece bu kadar bilgiden bile anlaşılacağı gibi, insan beyni hiç bir bilgisayarla karşılaştırılamayacak kadar karmaşık ve üstün bir sisteme sahiptir.

    Zeka araştırmalarının ana amacı insan bilgi işleme prensiplerinin anlaşılması ve biyolojik sinir sistemlerinin çalışma mekanizmalarının çözülmesidir. Bu mekanizmaların gerek araştırılması gerekse geliştirilmesinde bilgisayarlar önemli bir yer tutmaktadır (Sağıroğlu, Beşdok ve Erler, 2003).

    Bu çalışmalar sonucu zeka ve özel olarak da bellekle ilgili ciddi sonuçlara ulaşılmıştır.En basitinden belleğimizin zayıflığı en bildik durumdur. Bu hatanın en büyük nedeni ise ortam-bağlamsal belleğimizin en eski bellek tipi olup birçok canlı ile ortak kökene dayanmasıdır.

    Bağlamsal bellek insana avantajlar sağlar dezavantajları da vardır.Bir bilgiye gerek duyduğumuzda o bilgiyi ilk öğrendiğimiz dönemdeki koşullar,o anda da mevcutsa bağlamsal belleğe güvenebilirsiniz,eşleşmiyorsa ciddi bir sorununuz var demektir.Zira o anki koşullarda öne çıkan bilgi parçaları bilinçaltınızda binlerce anıyı tetikleyecektir.

    Beynimizle ilgili bu tür bir çalışma yanlışı da ‘’doğrulama eğilimi’’dir.İnançlarımıza uyan şeylere uymayanlara göre daha fazla inanma eğilimindeyizdir.Örneğin 2-4-6 örüntüsünü oluşturan kuralı tahmin edin ve buna uyan yeni diziler oluşturun: 4-6-8 bulduğunuz kurala uyuyor mu,evet mi,8-10-12…yine evet dediniz galiba? O halde sizce kural;’’2 şer artan üçlü çift sayılardan oluşan dizi’’midir? Peki 1-3-5 veya 1-3-4 geçerli dizi olabilir mi?Ya da şöyle ifade edelim asıl kural ‘’ardı ardına giden üç sayıdan oluşan her hangi bir dizi’’olabilir mi?(P.WATSON DENEYİ)

    Benzer bir yanlış’’ odaklanma yanılsaması’’dır.İlgi belirli bir alana odaklandığı zaman insanlar o yöne yönlendirilebilinir hale gelirler;

    Mutlu musunuz?

    Geçen ay kaç kişiyle çıktınız?

    Bu soruların sorulma sırası değiştiği zaman yanıtlar farklılaşmaktadır.İlgi romantizme çekilince mutluluk aşk hayatı ile bağlı biçimde düşünülmektedir.(MARCUS)

    Olasılıksal düşünmede bu hatalar daha da vahim hal alırlar:

    Örneğin : ‘’ 40 yaş üstünde kadınlarda göğüs kanseri görülme oranı %1 , mamografi testi ise göğüs kanseri olmayanlarda %10 pozitif , olanlarda %80 pozitif sonuç veriyor’’

    yargısına bakalım … 45 yaşında ve testten pozitif sonuç olan bir kadının göğüs kanseri olma ihtimali yüzde kaçtır? Bu sorunun sorulduğu doktorların %90’ı , %70’in üstündedir şeklinde cevap vermiştir. Oysa bu bir Bayes Teoremidir; Elimizde 40 yaş üstü 1000 denek olsun %1’i göğüs kanseri ise 1000 kişiden 10’u göğüs kanseri demektir, %99’u göğüs kanseri değil ise 1000 kişiden 990’ı sağlıklıdır.

    Kanserli 10 kadına test yapılırsa 8’i pozitif 2’si negatif sonuç verir.(%80) 990 sağlıklı kadına test yapıldığında 99’u pozitif 891’u negatif sonuç verir.(%10)

    Test Sonucu : 8+99=107 pozitif sonuç olup bunların 8’i gerçekten kanserdir . Yani 8/107 =% 7.5 gerçek değerdir.

    Bu tür bir olasılıksal düşünme hatası da ‘’birleştirme hatası’’dır. Örneğin 150 kilo ve sigara içen bir deneği ele alalım. Onun’’ kalp krizi geçirme ve ülser olma olasılığı’’ mı yüksektir sadece’’ ülser olma olasılığı’’ mı? Çoğunluk ilk yanıtı verse de olasılık kuralları gereği iki olayın birleşimi bunlardan birinin olasılığı değerinden büyük olamaz.

    ‘’Kumarbaz hatası’’ da benzer bir hatadır; Bir parayı 5 kez üst üste atıp hepsi de yazı gelse 6. atışta yazı gelme olasılığı mı tura gelme olasılığı mı yüksek olur?. Çoğunluk tura demektedir. Oysa bağımsız olaylarda daha önce ne olduğunu daha sonra ne olacağını etkilememektedir.

    Keza ‘’Sıcak el hatası ‘’da bilindik bir olasılıksal yanlış düşünme şeklidir. Üst üste 20 atışta topu potaya sokan bir basketbolcunun elinin sıcak olduğunu ve 21. atışının da basket olacağı gibi… Burada ise aslında olmayan bir örüntü yaratılmıştır.Tüm bunlar ışığında;

    Beyin iki şekilde düşünür ;

    Hızlı,otomatik, bilinç dışı Yavaş,analitik,irdeleyici,sağduyulu…

    İlki daha eskidir ; Vahşi bir hayvanla karşılaşınca ,sel , yangın vb. olaylarda devreye girer ve işini yapar. İkincisi daha yenidir; Yorgun olup ,kafamızı bir sorunla meşgul ettiğimizde devreden çıkar veya kısa devre yapar!!!

    Beynin bu iki kompartımanı arasındaki olmazsa olmaz ilintiyi ise ‘’tahmin nöronları’’ üstlenmiştir. Peki bunlar nedir?

    Wolfram Schultz’un Dopamin Deneyleri ve tahmin nöronları

    W.SCHULTZ Pavlov’un operant şartlanma çalışmalarının fizyolojisi üzerine çalışırken ilginç bir saptama yapar.Maymunlara

    Müzik dinlettikten sonra ½ sn bekleyip ardından elma suyu verince nöronlar önce ödüle cevap verirken ardından müziğe de yanıt vermeye başladılar. Wolfram Schultz bunlara ‘’ Tahmin Nöronları’’ dedi.Bunlar ödüle göre beyindeki dopamin miktarında artışa yol açmaktaydılar.Dopamin nöronları devamlı deneyime dayalı örüntüler üretirler.Beyin, tahminleri gerçeklikle karşılaştırır;beklenti ve tahmin karşılanırsa dopamin miktarı artar ve sonuçta insan mutlu olur.Hatalı tahminlerde ise Anterior Singulat’dan beyine güçlü bir uyarı yayılır. Anterior Singulat hem bilinci uyarır , tetikte tutar hem de bedensel işlevlerin hayati yönlerini düzenleyen Hipototalamus’ a uyarı gönderir. Anterior Singulat’da ki dopamin nöronları yeni gelişen olaylara ait verileri kullanarak eski tahminleri ve beklentileri düzenler,hayat derslerini içselleştirir ve BEYNİN SİNİR AĞI MODELLERİNİ günceller. Bu bölge bir nedenle işlevini yerine getiremez hale gelirse birey öğrenmede olumsuz pekiştirmeyi kullanamaz hatalarından ders almakta zorluk çektiği için aynı hataları sürekli tekrarlar .

    Hatalı olmanın tatsız belirtilerini yaşamadığımız sürece beynimiz asla modellerini gözden geçiremez.

    Nöronlarımızı başarılı olması için tekrar ve tekrar başarısız olması gerekir !

    NEUROFEEDBACK yeni tahmin nöronları üretimi yolu ile eski ve yeni beyin kompartımanları arasındaki organizasyonu güçlendirir.)

  • Organik beyin sendromu, qeeg, neuroguide veri tabanı, nöroterapi veya müslüman mahallesinde salyangoz satanlar

    Kafanıza sert bir darbe aldığınızda, beyin ile kafatası arasındaki hareket farkı şiddet yaratır ve bu da travmatik beyin hasarıyla sonuçlanır (TBH). Frontal ve temporal bölgeler çürüklere ve eziklere karşı daha hassastır. Darbe anındaki zarara ek olarak, beynin kafatasına çarpıp geri gelmesinden kaynaklanan bir zedelenme meydana gelir ve ileride de bir probleme neden olabilir. Beyaz ve gri madde arasındaki sınırdaki bozulma aksonal kırılmalara neden olabilir.

    Organik Beyin Sendromu terimi ya da DSM-IV’de ifade edildiği gibi çarpma neticesi olan bozukluklar terimi, 12 ay ve daha sonrasında bazen de hasardan yıllar sonra süren rezidüel semptomların (kalıntı belirtiler) sınıflandırılması açısından tanımlanmıştır. Hafif kafa travmaları her ne kadar tehlikesiz olarak düşünülse de, insanların önemli bir kısmı, MRI ve CT taramalarda herhangibir anormallik görünmese de haftalar ya da aylar bazen de hasardan yıllar sonra süren şikayetler rapor etmişlerdir.

    Organik Beyin Sendromundaki problemlerin özü, Dikkat Eksikliği, Uyum Zorluğu ve Ruhdurumu Bozukluklarıdır. Buna ek olarak bu problemlerden yakınanlar sık sık, hafıza ve sosyalizasyon problemleri, sık sık başağrıları ve kişilik değişiklikleri rapor etmişlerdir.

    Hastalar;

    Dikkat Eksikliği, zihinsel kuvveti muhafaza etmekte zorluk.

    Yorgunluk, bitkinlik

    Dürtüsellik, sinirlilik

    Çabuk hayal kırıklığına uğrama

    Mizaç patlamaları ve ruhdurumu değişiklikleri

    Öğrenme ve Hafıza problemleri

    Planlamada ve problem çözmede bozulma

    İnatçılık, sabit düşünce

    İnisiyatif alamama

    Düşünce ve hareket arasında bozulma

    İletişim zorlukları

    Sosyal olarak uygunsuz davranışlar sergileme

    İçgörünün olmaması ve “ben” odaklı olma

    Kendi farkındalığında problem yaşama

    Dengede bozulma

    Baş dönmesi ve baş ağrıları

    Kişilik değişimlerinden şikayetçidir.

    Bu kronik semptomlara rağmen, CT scan ve MRI gibi sık kullanılan klasik görüntülü testlerde, beyinde anormallik olduğuna dair herhangi bir kanıt olmayabilir. Sonuç olarak bu kişi “öfkeli, çabuk kızan” ya da duygudurumu problemi ve/veya öfke problemi yaşayan bir kişi olarak ya da kişilik bozukluğu veya psikolojik bir problemi var diye sınıflandırılabilir.

    ORGANİK BEYİN SENDROMUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ

    KANTİTATİF EEG (QEEG)

    QEEG, beyindeki elektriksel aktivitenin istatistiksel değerlendirilmesidir. Emprik, objektif ve hafif travmatik beyin hasarı ve organik beyin sendromu (kafa travması) ile ilintili beyin işlev bozukluğunun çeşitli nörofizyolojik patternlerinde yüksek oranda bir hassasiyetle teşhis ve ayırt etme özelliği gösterildiği için, Organik Beyin Sendromunun değerlendirmesinde özellikle uygundur.

    Yakın zamanda yayınlanmış bilimsel literatür çalışmalarının tekrar gözden geçirilmesinde, QEEG’nin diğer görsel tekniklere kıyasla hafif travmatik beyin hasarı ve organik beyin sendromu (kafa travması) ile ilintili beyin işlev bozukluğunun tespitinde çok daha başarılı olduğunu teyit etmektedir.

    Beyin Hasarı olasılık indeksi, istatistiksel olasılıkla kişide hafif travmatik beyin hasarı olup olmadığını söyler. Organik beyin sendromuna bağlı belirtilerin organik temelli olduğuna dair sonucu destekleyen ilave kanıtlar da verir. 1990 yılından beri QEEG ile ilgili 34.000’den fazla araştırma yayınlanmıştır. Bu araştırmalarda herhangibir olumsuz sonuç alınmamıştır. QEEG’nin klinikte kullanımı ile ilgili bir tek olumsuz kritik alan araştırma 1997 yılında Nöroloji Akademisinden Newer tarafından yayınlanmıştır.

    O araştırmada belirtilen düşünceler, Klinik EEG ve Klinik Nörobilim Birliği tarafından belirsiz ve yalnızca şüpheye dayalı ve destekleyici kanıtlar olmadığı gerekçesiyle itimat edilmedi ve etraflı bir şekilde yeniden gözden geçirilmesi dahi yapılmadan çürütüldü.

    DİKKAT DEĞİŞKENLERİ TESTİ (T.O.V.A)

    Dikkat Değişkenleri testi (T.O.V.A) bilgisayar aracılığıyla yapılan kesintisiz performans testidir. Teste katılanların, ellerindeki düğmeye bilgisayarda hedefi gördükleri zaman basmaları , hedefi görmedikleri zaman da kendilerini tutmaları istenilen bir testtir. Puanlar, standardize puanlamalar çıkarabilmesi için uygun yaşa göre karşılaştırılır ve dikkatin dört değişkenine göre faydalı ve objektif bilgi verir.

    * Dikkat ve konsantre olabilme ve zihinsel gayreti muhafaza etmek
    * Dürtü kontrolü
    * Reaksiyon zamanı
    * İlginin başka tarafa kayması (yanıtlarda değişkenlik)

    T.O.V.A ,dikkat sistemindeki bozulmanın derecesini ölçen, objektif, başlı başına ve emprik bir ölçümdür.

    ORGANİK BEYİN SENDROMU (KAFA TRAVMASI) TEDAVİSİ

    Klinik EEG ve Nörobilim dergisinin 2004 yılı Ekim sayısındaki araştırma, QEEG’nin, organik beyin sendromunun değerlendirilmesinde en hassas görsel araç olduğu ve Nöroterapinin de organik beyin sendromunda en ümit verici tedavi olduğu sonucuna varmıştır.

    İLAÇ, DANIŞMANLIK VE KOGNİTİF TERAPİ

    İlaç, geçici olarak sıkıntılara yardım edebilir ve danışmanlık bazı insanlara dürtü ve öfke kontrolünü anlamalarında yardımcı olabilir. Ancak literatürde, ilacın veya kognitif terapinin, organik beyin sendromunda bilişsel problemleri veya konsantrasyonu etkili bir şekilde iyileştirdiğine dair herhangibir kanıt yoktur.

    NÖROTERAPİ

    Dikkat problemi ve hafif travmatik beyin hasarı olan kişilerde yavaş beyin dalgası aktivitesi ve koherans anormallikleri daha fazladır. Nöroterapi (EEG Biofeedback) operant şartlanma yöntemiyle hastalara, beyin dalgası aktivitesinde daha fazla normal patternler üretmeleri için görsel / işitsel ödüller verilir. 1970’li yıllardan beri çalışmalar gösteriyor ki, nöroterapi ile hastalar disfonksiyonel beyin dalgası paternlerini normalize ederek beyinlerinde normal fonksiyonun gelişmesine yardımcı olmayı öğrenebilirler. Nöroterapideki en son gelişme de düzeltilmesi gereken spesifik beyin dalgası paternlerini QEEG kullanımıyla tespit edebilmektir.

    Nöroterapi aynı zamanda organik beyin sendromu olmayan kişilerde zihinsel performansı artırmak ve konsantrasyonu geliştirmek için de kullanılabilir

    3D (ÜÇ BOYUTLU) BRAIN MAPPING (BEYİN HARİTALAMASI)

    Üç boyutlu beyin haritalama tekniği ilk kez 1994’te uygulanmıştır. Psikiyatrik hastalıklarda 3D (üç boyutlu) Beyin Görüntüleme Yöntemleri son yıllarda giderek önem kazanmaktadır.

    3D Beyin Haritalaması önce EEG çekimi ile başlar. Daha sonra QEEG (Kantitatif EEG) programı ile beynin 1-40 Hz aralığında yer alan beyin dalgaları analiz edilir. Program, yakınması olmayan ve nöropsikiyatrik testleri normal sonuç veren kişilerin yer aldığı bir veritabanı ile çekimi yapılan kişinin verilerini karşılaştırır.

    Beynin dalga frekansları ölçülür ve ardından 3D Beyin Haritalama uygulamasına geçilir. Sinir hücrelerinin aktivitesi ve sinir iletileri S-LORETA ile üç boyutlu olarak görüntülenir. Bu çekimlerin bir arada yapılması hem EEG hem MEG (Magnetoensefalaografi) imkanı sağlarken hem de 3D Beyin Haritalama görüntüleri elde edilir.

    3D Beyin Haritalama (Brain Mapping), beynin görüntüsünü verirken, beynin çalışma özelliklerini, kanlanmasını, kan akımını, simetrisini, beynin bozulmuş fonksiyonlarını ve fonksiyonu bozulmuş beyin alanlarını 3D (üç boyutlu) olarak analiz eder.

    Çocuklarda 3D Beyin Haritalama tekniğinin kullanıldığı alanlar, öncelikle Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Disleksi, Gelişim Gerilikleri, Otizm, Asperger Sendromu olmakla birlikte, bu uygulama giderek daha fazla tanıda kullanılmaya başlanmıştır.

    Gençlerde ve yetişkinlerde görülen nöropsikiyatrik hastalıklardan özellikle Depresyon, Panik Atak, Uyuşturucu Kullanımı, Anoreksiya ve Bulimia Nervosa, Obsesif Kompulsif Bozukluk, Şizofreni, Bipolar Bozukluk, Alzheimer Hastalığı, Demanslar, Anevrizmalar, Kafa Travmaları, Beyin Kanamaları ve İnmelerde 3D Beyin Haritalama son derece aydınlatıci bir degerlendirme yontemidir.

    3D Beyin Haritalama Yöntemi “tanı koyma, tanıyı güçlendirme, tedavi sonuçlarını ölçme ve değerlendirmede” şu anda elimizde bulunan gelişmiş teknolojik yöntemlerden birisidir. Pek çok psikiyatrik hastalıkta tedavi öncesi ve sonrası 3D görüntüler karsılaştırılır ve tedavi sonuçları kantitatif olarak değerlendirilebilir. Böylece ruhsal hastalıklarda uygun tedaviyi seçme, tedavinin devamı ya da sonlandırılmasında doğru kararlar alınmasını sağlar.

    NEUROGUIDE Beyin dalgası veri tabanı Türk normlarına uygunmudur

    Dikkat ve davranış sorunu olan 6-17 yaş grubu 275 çocuk ve ergende beyin dalgaları kayıtlamasıyla Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) teşhisi konmasına yarayan beyin dalgası veri tabanı, FDA (Amerikan ulusal besin ve ilaç birliği) tarafından onay almıştır.

    DEHB teşhisi sırasında diğer verilerle birlikte doktorların daha doğru teşhis koymasına büyük yardımı olacak bu yöntemi, ABD’nin Georgia eyaletinden ‘Neuropsychiatric EEG-Based Assessment Aid (NEBA) Health’ geliştirdi.

    1998’de New York Üniversitesi tarafından geliştirilen FDA onaylı NxLink Nörometrik normatif veri tabanının, multi-disipliner tıbbi muayeneler yoluyla fonksiyonunun normal olduğu onaylanmış, yaşları 6-90 arasında değişen 650 kişiden alınan EEG kayıt larıyla DEHB, öğrenme zorluğu, kafa travması, şizofreni, depresyon, bipolar bozukluk, Alzheimer hastalığı, damarsal bunama, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı gibi rahatsızlıkları yüzde 90’ın üzerinde doğrulukla ayırt edilebiliyor.

    Maryland Üniversitesi bilimadamları tarafından FDA onaylı Neuroguide veri tabanı, yaşları 2-83 yaş arasında değişen 775 kişiden alınan EEG kayıtlarıyla yüzde 90-94 doğrulukla kafa travması ve öğrenme zorluğunu ayırt edebiliyor.

    CNS (Central Nervous System) grubundan bilimadamları, FDA onaylı r (referans) EEG veri tabanı geliştirdiler ve psikiyatrik ilaçları (anti-depresanlar, stimulanlar,antiepileptik, beta blokerler ve benzo grubu) kişinin beyin dalgalarıyla karşılaştırdıklarında kişiye uygun hangi ilacın çalışacağını yüzde 75-80 doğrulukla tespit ediyor.

    r-EEG veri bankası, ABD’de 17 sene süren bilimsel ve objektif araştırmalar sonucu geliştirilmiş.1600 hasta, 13 bin ilaç tedavisi, ve 6 aydan fazla takip içeren bir çalışma geri planında bulunur. Bu yönü ile de çok değerli bir veri tabanıdır. Beyin dalgası kayıtlaması olan EEG’yi nörometrik veri tabanında analiz eden bu yöntemlerin;

    1- Birçok hastalığın erken teşhisi,

    2- Anormal beyin davranışlarının niceliksel değerlendirmesi (Neurofeedback tedavi protokollarının seçiminde kullanılması),

    3- Zaman içerisinde anormallik derecesinde görülen değişikliklerin izlenmesi,

    4- Birtakım rahatsızlıkların bilgisayar destekli ayırt edici teşhislerinin yanı sıra normal ve anormal EEG’nin ayırt edilmesi,

    5- Tedaviye verilecek yanıtın tahmin edilmesi (İlaçlar, neurofeedback)

    6- Tedavi sonuçlarının niceliksel olarak tahmin edilmesi alanlarında büyük klinik başarıya sahip olduğu gösterildi. Ama kim için ?Elbette ki
    Amerikan halkı veya hastaları için…

    Nitekim daha geçenlerde Türkiye Havayolu Pilotları Derneği (TALP A) tarafından düzenlenen 4. Pilotlar Çalıştayı’na da bu konu damgasını vurdu. Çalıştaya katılan Psikolog Afife Solak Uzel, “İnsan psikoloji durağan değil dinamik. Pilotlara yılda bir kere yapılan sağlık muayenelerine ve psikolojik testlere, özelikle kişilik testlerinin ve stresle başa çıkma becerilerini ölçen testlerin de eklenmesi gerekir” dedi.

    ‘YEREL KÜLTÜRE UYARLANMALI ’

    Pilot adayı seçimlerindeki psikolojik testlerin Türkçe’ye ve Türk kültürüne adapte edilmesi gerektiğine vurgu yapan Uzel, “Ülkemizde uygulanan psikoteknik testlerin çoğu İngilizce. Artık kendi milli testlerimizi yapmamız gerekiyor. Aksi takdirde bu testlerin hiçbir geçerliliği olmuyor. Kendi dilimizde bile aynı kelimelere farklı anlamlar yüklerken, başka bir dilde uygulanan testi tam olarak algılayıp doğru cevaplamak mümkün olmasa gerek. Sadece test de yeterli değil. Testten önce ve sonra birer görüşme yapılmalı” diye konuştu.

    Biz de Psikolog sayın Afife hocaya tamamen katılıyoruz.

    Peki ama ülkemizde bizim normlarımıza yönelik veri tabanı var mıdır? ELBETTE! Bunun için öncelikle nöropsikolojik test nedir,kriterleri nedire bakmak gerek;

    Nörospikolojik test nedir?

    Nöropsikolojik testler, zihinsel ve psikolojik süreçleri beyin yapı ve süreçleriyle ilişkilendirerek ölçen psikometrik araçlardır.

    Hangi nöropsikolojik testlerin bilimsel değeri vardır? Hangi testler ölçme ve değerlendirmede kullanılmalıdır?

    Toplumsal ve kültürel özellikler göz önüne alınarak uyarlanmış olanlar,

    Güvenirliği ülkemizde yapılan araştırmalarla ortaya konmuş olanlar,

    Hangi zihinsel ve psikolojik süreçleri ölçtüğü yani geçerliği ülkemizde yapılan araştırmalarla ortaya konmuş olanlar,

    Yaş ve eğitim grupları için norm değerleri araştırmalarla ortaya konmuş olanlar.

    BİLNOT Bataryası nedir?

    BİLNOT’un açılımı “Bilişsel Potansiyeller için Nöropsikolojik Test Bataryası”dır. Psikometri alanında “Batarya” terimi, belirli bir amaca yönelik olarak bir araya getirilmiş testler topluluğunu belirtir. Bataryaların bir kısmı karmaşık işlevlerin değişik yönlerini ölçer (yönetici işlevler gibi), bazıları da beyin işlevlerini taramak amacıyla oluşturulmuştur.

    BİLNOT Bataryası beyin işlevlerini taramak amacıyla oluşturulmuştur. Bu amaç bağlamında, Batarya, temel zihinsel/psikolojik işlevlerin de taranmasını sağlamaktadır.

    BİLNOT Bataryası nasıl oluşturulmuştur?

    Batarya bir TÜBİTAK projesi kapsamında geliştirilmiştir (TÜBİTAK – TBAG/Ü, Proje No 17-2). Bu projede BİLNOT testleri 2623 yetişkin üzerinde incelenmiştir.

    BİLNOT Bataryası testleri üzerinde kapsamlı AR-GE çalışmaları yapılmıştır.

    Testlerin güvenirlik ve geçerlik çalışmaları yapılmıştır.

    Test puanlarının yaş ve eğitim düzeylerine göre norm değerleri belirlenmiştir. BİLNOT Bataryasında bireyin aldığı puanlar, kendi yaş ve eğitim düzeyindeki kişilerden hesaplanmış olan norm değerlerle karşılaştırılmaktadır.

    İçerdiği testler üzerinde ülkemizde 200’e yakın araştırma yapılmıştır. Araştırmaların yetişkinler üzerinde olanları 2004 yılında yayımlanan bir kitapta yer almış, bu kitabın kısa süre önce geliştirilmiş 3. baskısı yayımlanmıştır.

    BİLNOT testleri ile çocuk üzerinde yapılan araştırmalar iki ciltten oluşan bir başka eserde, 2011 yılında yayımlanmıştır. AR-GE çalışmaları 351 çocuk üzerinde gerçekleştirilmiştir.

    Ülkemizde, bu kapsamda çalışılmış olan herhangi bir başka nöropsikolojik veya psikolojik test grubu bulunmamaktadır.

    BİLNOT Bataryasının tıpsal uygulamalarda kullanımı

    BİLNOT Bataryasının içerdiği nöropsikolojik testler zihinsel/psikolojik işlevlerin etkilendiği ve bunların incelenmesinin gerekli olduğu tüm psikiyatrik ve nörolojik bozuklukları, psikolojik sorunları ölçme ve değerlendirmede kullanılmaktadır.

    Sağlık alanında BİLNOT testlerinden aşağıdaki şekillerde yararlanılmaktadır.

    Tanılamaya yardımcı araçlar olarak

    Bozukluk veya hastalığın seyrinin izlenmesinde

    Tedavinin etkililiğini değerlendirmede

    Rehabilitasyon programlarını planlanma ve/veya geliştirmede

    Aşağıda psikiyatrik, nörolojik veya psikolojik bozuklukların değerlendirilmesinde BİLNOT testleri kullanılmaktadır.

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu

    Şizofreni

    Majör depresyon

    Demans türleri

    Kaygı bozuklukları

    Uyku bozuklukları

    Nörolojik ihmal sendromu

    Özgül öğrenme bozukluğu

    BİLNOT Bataryasının sağlıklı bireylerde kullanımı

    BİLNOT Bataryasının içerdiği nöropsikolojik testler, bütün diğer psikometrik araçlar gibi, ölçme ve değerlendirme amaçlarıyla kullanılır.

    Bu bakımdan BİLNOT testleri bilimsel araştırmalarda, AR-GE çalışmalarında, tez ve projelerde zihinsel/psikolojik süreçleri beyin atıflı olarak ölçmede kullanmaktadır.

    Yani kısaca Nöroterapi için Neuroguide veri tabanını kullanmak tamamen Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya benzemektedir. Kurumumuzda bu nedenle Türkiye’de ilk ve tek olacak biçimde tüm QEEG yorumları kendi uzmanlarımız aracılığı ile kendi normlarımıza dayanarak yapılmaktadır.