Etiket: Tespit

  • Kadınlarda Pelvik Organ Sarkması

    Kadınlarda Pelvik Organ Sarkması

    Kadında mesane (idrar kesesi), rektum (kalın barsağın en son kısmı), rahim ve barsağın her hangi bir kısmının birlikte veya tek olarak vajenin (kadın yolu) ön, arka duvarı veya kubbesinden sarkması pelvik organ sarkması (POP) olarak adlandırılır. Bu durum kadında idrar kaçırma, tutuk idrar yapma, pelvik bölgede rahatsızlık ve sarkma hissi, yürürken zorlanma, pelvik bölgede ağrı, sık idrar yolu iltihapları ve cinsel işlev bozuklukları gibi rahatsızlıklara yol açabilir

    Her ne kadar toplumda kadınlarda pelvik organ sarkması görülme sıklığını belirlemek oldukça zor ise de bu konu ile ilgili yapılan çalışmalarda kadınların tüm yaşamları boyunca %30-50’sinde pelvik organ sarkması olduğu ve görülme sıklığının çocuk doğurmuş, müdehaleli ve zor doğumu olan kadınlarda arttığı tespit edilmiştir.

    Kadında pelvik organ sarkması için risk faktörleri doğum sayısının artması, doğumlarda çocuğun yüksek doğum ağırlıklı olması, müdehaleli doğumlar, yaşlanma ve pelvis tabanını oluşturan kaslarda zayıflık olarak sayılabilir. Bu konuyla ilgili bir çalışmada bir çocuğu olan kadınlarda çocuğu olmayan kadınlara göre riski 4 kat, 2 çocuğu olan kadınlarda ise 8 kat fazla olarak bulunmuştur.
    Pelvik organ sarkması için en uygun tedavi planlanırken hastanın genel sağlık durumu, pelvik organ sarkmasının yol açtığı yakınmalar, yaşam kalitesi üzerindeki olumsuz etkisi ve pelvik organ sarkması şiddeti göz önüne alınmalıdır. Kadınlarda pelvik organ sarkmasının güncel tedavi seçenekleri ameliyat dışı tedaviler, vajen içine yerleştirilen mekanik destekleyiciler (pesser) ve ameliyat tedavileri şeklindedir.

    Ameliyatı kaldıramayacak yaşlı hastalarda şiddetli sarkmalarda vajene hekim tarafından yerleştirilen mekanik destekleyiciler hastalara yarar sağlamakla birlikte vajende tahriş, dolgunluk hissi, yara ve tekrarlayan iltihap oluşturma gibi yan etkileri bulunmaktadır.

    Ameliyatla tedavide temel amaç hastanın pelvis organlarının uygun normal anatomilerinin sağlanması ve dolayısıyla idrar yolları, barsak sistemi ve cinsel işlev ile ilgili yakınmalarının ortadan kaldırılmasıdır. Cerrahi tedavi vajen yoluyla ya da karından gerçekleştirebilir, aynı seansta rahim alınabilir ya da alınmayabilir ve sıklıkla sentetik veya biyolojik destek malzemeleri (meşler) kullanılır. Karından gerçekleştirilen pelvik organ sarkması ameliyatlarında klasik karından açık ameliyat ya da laparoskopik veya robotik yöntemler kullanılabilir. Pelvik organ sarkması cerrahisi sırasında eğer hastanın pelvik organ sarkmasına eşlik eden idrar tutma kaslarında yetersizliğe bağlı idrar kaçırma durumu da var ise aynı seansta meş kullanılarak yapılan askı ameliyatları ile idrar kaçırma da tedavi edilmelidir.

    Ancak idrar kaçırmanın nedeni ameliyat öncesi mutlaka ürodinamik (mesanenin boşaltım ve dolum aşamalarını değerlendiren test ) yöntemlerle ortaya konulmalıdır. Cerrahi yöntem seçimi cerrahın deneyimi, pelvik organ sarkmasının şiddeti ve tipi (ön, arka duvar ya da vajen kubbesi sarkmaları), hastanın yaşı, hastanın şikayetleri, sağlık durumu ve ilave hastalıklarının olup olmamasına göre yapılır.

    Vajen ön duvar sarkmalarında (sistosel) klasik cerrahi tedavi sıklıkla vajinal yoldan uygulanır ve mesane iki yanından rahim ağzına dogru uzanan destek dokusunun orta hatta birleştirilmesi esasına dayanır. Bu teknikte hastanın hasarlı dokuları direk onarılma yöntemi ile düzeltilir. Bu yöntemde mesane altında sentetik veya biyolojik destek malzemeleri (meşler) kullanılmaz. Son zamanlarda sentetik veya biyolojik meş kullanılarak vajen yoluyla uygulanan ön duvar sarkma cerrahi tedavileri başarılı sonuçlar vermektedir.

    Vajen arka duvarı sarkmasında genellikle vajen yoluyla cerrahi tedavi uygulanır ve zayıflamış vajen mukozası çıkartılıp vajen her iki kenarındaki destek dokular orta hatta birleştirilir. Arka duvar tamirlerinde genellikle meş kullanılmaz. Vajen kubbesinden olan şiddetli sarkmalarda (rahim sarkması veya rahimi alınmış hastalarda vajen güdüğü sarkması) hem vajinal yoldan hem de karından cerrahi tedavi yöntemleri kullanılmaktadır. Vajen yolundan uygulanan ameliyatlar sakro spinöz tespit (leğen kemiğinde (pelvis) sakrumdan spinal çıkıntıya uzanan bağa vajenin kubbesinin tespit edilmesi) ve 4 kollu sentetik meş kullanılarak vajen kubbesinin asılması ameliyatlarından oluşur. Sakrospinöz tespit ameliyatında meş kullanılmamaktadır. Halbuki 4 kollu meş uygulanımında oldukça fazla miktarlarda sentetik veya biyolojik destek malzemesi ( meş ) kullanımı söz konusudur.

    Vajen kubbesinden olan sarkmalarda karın yolundan uygulanan ameliyat sakrokolpopeksi ameliyatıdır. Bu ameliyatta hastanın rahimi daha önceden alınmamışsa rahim korunularak vajen ön ve arka duvarına tespit edilen sentetik bir meş aracılığıyla sakrum kemiği ön yüzdeki promontoryum denilen çıkıntıya rahim ve vajen tespit edilir. Eğer rahim daha önceden alınmışsa ve sarkan organ vajen güdüğüyse bu kez de yine vajen ön ve arka yüze yerleştirilen sentetik bir meş aracılığıyla vajen güdüğü sakrum kemiği promontoryum bölgesine tespit edilir. Sakrokolpopeksi ameliyatları hem klasik karından açık ameliyat yöntemi hem de laparoskopik veya robotik yöntemle gerçekleştirilebilir.

    Karından yapılan sakrokolpopeksi ameliyatlarının başarı oranları vajinal yoldan yapılan sakrospinöz tespit ameliyatlarından daha yüksek bulunmuştur. Dört kollu meş kullanılarak vajen yoluyla uygulanan sarkma ameliyatlarının orta ve uzun dönem takiplerinde sentetik meşe bağlı ciddi komplikasyonlar görüldüğü için bu ameliyatlar konusunda karar verirken çok dikkatli olunmalıdır. Kapsamlı bir ameliyatı kaldıramayacak kadar yaşlı ve ek ciddi hastalıkları olan şiddetli sarkması olan ve cinsel ilişki çağının dışındaki hastalarda vajenin kapatılması (kolpoklezis) ameliyatı uygulanabilir. Ayrıca bu hasta grubuna pesser uygulaması da mümkündür.

  • Gebelik

    Gebelik

    Hamilelik kadınlara bahşedilmiş en büyük ayrıcalıktır. Bu ayrıcalıklı ve özel zamanların sağlıklı ve

    sorunsuz tamamlanması için mutlaka hekim kontrolünde olmak gerekmektedir …

    Gebe kalmaya karar verdiyseniz eğer , öncesinde bir takım tetkiklerin yapılması gerekmektedir,

    bunda amaç tedavi edilebilir ve öncesinde tedbir alınabilecek bilinen veya bilinmeyen tüm

    hastalıkların tespit edilmesidir, Zira gebeliğin bağışıklık sistemini düşürücü etkisi vardır ve gebelik

    öncesi hafif yada farkedilmeyen hastalıklar gebelikte alevlenebilir,yine bu sebeblerden gebelik

    öncesi bir dişhekimi muayenesi de yapılması gerekir. Gebelikten 3 ay öncesinde 400 mg/gün folik

    asit te tüm dünyanın kabul ettiği bebeğin santral sinir sisteminin gelişimi için gerekli olan vitamin

    dozudur.

    Gebelik takibi gebeden gebeye değişmektedir,öncelik gebeliğin tespitidir,adet gecikmesinden

    yaklaşık 2 hafta sonra bebeğiniz ve kalp atışı uterus (rahim) içerisinde tespit edilebilir , tespit

    edilememesi durumunda dış gebelik veyahut sağlıksız bir gebelik olabileceği gözönünde

    bulundurulmalıdır ,sağlıklı bir gebeliğiniz var ise bebeği etkileyebilecek bir hastalığınızın olup

    olmadığının tespiti için yine bir takım tetkikler gerekecektir.

    Herşey yolunda ise aylık rutin kontroller yeterli olacaktır. Dogum yaklaştıkça (34. Hafta sonrası)

    görüşme sıklıkları 2 haftaya kadar düşecektir.

    Tüm bu süreçte yapılması gerekenler ;

    11-14 . Haftalar arası ense kalınlığı ölçümü ile ikili tarama testi ; halk arasında zeka testi diye

    isimlendirilen tarama testlerinden en güveniliri.. Bu testin bir nedenle yapılamaması veya hastanın

    istemesi durumunda 3 lü tarama testi 4 lü tarama testi yapılabilir.

    18-22. Haftalar arasında bebeğin gelişiminin ayrıntılı değerlendirilmesi için Fetal Anomali

    Taraması (ayrıntılı ultrason)

    24-28. Haftalar arasında 50 gr glikoz tarama testi ( şeker taraması)

    34-42. Haftalar arasında Fetal iyilik halinin değerlendirilmesi için AFI (bebeğin suyu) ölçülmesi ve

    NST ( non stres test) takipleri

  • Sevimli ve Yararlı Dostlarımız

    Sevimli ve Yararlı Dostlarımız

    Biz hayvan severler bir hayvan sahiplenmenin yaşamımıza verdiği mutluluğun ne demek olduğunu çok iyi biliriz. Bizi eğlendirirler, güldürürler, yalnızlığımızı giderirler. Fakat birçoğumuz bu sevimli varlıkların ruhsal ve fiziksel sağlığımıza olan olumlu etkilerinden bihaber yaşarız.
    Evcil hayvanlar insanların duygularını, düşüncelerini ve ihtiyaçlarını anlama konusunda evrim geçirmişlerdir. Örneğin köpekler insanların kullandığı birçok kelimeyi anlayabilmekte, ses tonumuzdan, vücut dilimizden ve mimiklerimizden duygu durumumuzu tespit edebilmektedirler. Tıpkı yakın bir arkadaşınızın yapacağı gibi mutsuz olduğunuz zaman gözlerinizin içine bakıp duyarlılıkla sizi anlamaya çalışmakta ve hatta sarılma ve öpme benzeri davranışlar sergilemektedirler. Evcil hayvanlar, özellikle kedi ve köpekler, stres, anksiyete ve depresyonu azaltır, yalnızlığımızı giderir, bizi egzersiz yapmaya ve oynamaya teşvik eder, kalp sağlığımızı olumlu yönde desteklerler. Evcil hayvan besleyen çocuklar daha özgüvenli ve aktif bireyler olurlar. Bu sevimli dostlar yaşlılar için de mükemmel bir yoldaştırlar. Çünkü bize koşulsuz sevginin ne demek olduğunu en güzel onlar öğretirler.

    Yapılan Araştırmalar Gösteriyor Ki
    -Evcil hayvan besleyen kişilerin stresli durumlar karşısında kan basınçlarının daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Hatta bir araştırma hipertansiyon hastası bireylerin bir hayvan beslemeye başladıktan 5 ay sonra tansiyonlarının normal seviyelere döndüğünü tespit etmiştir
    -Kedi veya köpekle oynamanın vücudumuzda mutluluk sağlayan serotonin ve dopamin seviyelerini yükselterek bizi sakinleştirip rahatlattığı tespit edilmiştir. Evcil hayvan besleyenler depresyona daha seyrek yakalanırlar
    -Hayvan besleyenlerin trigliserid ve kolesterol seviyelerinin düşük olduğu ve kalp krizi risklerinin ciddi anlamda azaldığı gözlemlenmiştir
    -Evcil hayvan besleyen 65 yaş üstü bireylerin beslemeyen bireylere göre daha az doktor ziyaretine gereksinim duydukları tespit edilmiştir

    Hayat Kalitemizi Nasıl Arttırırlar?
    -Egzersiz yapma süremizi arttırlar. Nasıl mı? Köpeğinizi yürüyüşe çıkarmak, kedinizle evin içinde oynamak, bakımlarını yapmak sizi daha aktif bir insana dönüştürür.
    -Bize arkadaş olurlar. Yalnızlık, depresyon ve benzeri rahatsızlıklara davetiye çıkarır. Tüylü arkadaşlarımız bize hayatta ihtiyaç duyulduğumuz, istendiğimiz ve değerli olduğumuz hislerini yaşatırlar. Hayattaki en güzel şeylerden biri akşam işten eve geldiğinizde kuyruğunu sallayan ya da taklalar atan bir kedi ya da köpek tarafından karşılanmaktır. 
    -Yeni insanlarla tanışır daha sosyal olursunuz. İnternette ya da çevrenizde kedi ya da köpek besleyen kurumlar, forumlar, bloglar yeni insanlarla tanışmanıza, arkadaş çevrenizin genişlemesine yardımcı olur. 
    -Gününüz daha sistemli ve düzenli bir hale gelir. Köpekler düzenli bir egzersize ihtiyaç duyalar. Kedilerin de her gün onları beslemenize, kumlarını temizlemenize ihtiyaçları vardır. Bu rutin hayatınızı daha düzenli bir hale getirirken, özelliklerle çocuklarda sorumluluk alma becerilerini destekler.
    -Dokunmanın mucizevi etkisi. İnsanların doğası gereği dokunmaya ve sarılmaya ihtiyacı vardır. Evcil hayvanınıza dokunmak, onu sevmek stresi yatıştırır. Dolayısıyla stresin neden olabileceği zararların bir nebze önüne geçilmiş olunur.

  • Nöropsikolojik Test (Batarya) Nedir?

    Nöropsikolojik Test (Batarya) Nedir?

    Organik beyin hasarının tespiti için birçok tıbbi cihazdan yararlanılır. Bunlar, MRI, PET taraması, Elektroensefalografi gibi.. hepsinden öte organik beyin anomalilerinin davranışsal ve psikolojik bozulmaları, hasar tespit eden cihazlardan önce de anlaşılabilir.

    Hasarın tespiti, ciddiyeti ve beynin hangi bölümünde meydana geldiği ile ilgili bizlere güvenilir bilgiler veren ve uzman psikologlar tarafından yapılan bir grup test vardır.

    Bilişsel, davranışsal, ruhsal birçok psikolojik belirtiden yola çıkarak, uygulanan testlerin sonuçları raporlanır. Rapor, nöropsikolojik bataryayı isteyen ilgili Nöroloji Hekimine gönderilir.

    Testin sonucuna göre yalnızca mevcut beyin hasarının tespitiyle ilgili ipucu alınmaz, bununla birlikte oluşabilecek ruhsal sorunlar öngörülebilir. Çoğu zaman unutkanlık şikayeti ile kliniğe başvuran hastalarda depresyon, obsesyon veya vitamin eksiklikleri kaynaklı unutkanlıklar görülebilir. Aynı zamanda başka bir psikiyatrik hastalık sonucunda unutkanlık görülebilir. İlgili hekim, kendi nörolojik muayenesinden sonra, batarya raporunu göz önünde bulundurarak gerekli tedaviyi uygular.

    Nöropsikolojik Batarya Kimlere Yapılır?

    Nöropsikolojik testler ile unutkanlığa dair organik veya inorganik (organik olmayan) tüm hastalıkların tespiti yapılmakla beraber aynı zamanda kişinin gerçekten Alzheimer olup olmadığı, unutkanlığın temelinin neyden kaynaklandığı tespit edilebilir.

    Çoğunlukla demans ile depresyon birbirleriyle karıştırılan, ortak birçok semptom barındıran iki farklı hastalıktır.

    Bilindiğinin aksine, test yalnızca ileri yaştaki hastalara uygulanmaz, çoğu zaman nöropsikiyatrik birçok hastalığın belirtilerinden biri olan unutkanlığın sebebinin anlaşılmasında da önemli bir araçtır.

    Her yaştan insanın, beyninin hangi bölgesinin ne kadar aktif işlediğini saptayabilmek, olabilecek herhangi bir ruhsal bozukluk veya organik beyin hasarının ipuçlarını verir.

    Demans ile Alzheimer Arasındaki Fark Nedir?

    Demans kelimesi kökenini Fransızcadan alan, ‘aklın yitimi, bunama’ anlamına gelen bir sözcüktür. Unutkanlıkla seyreden tüm beyin hasarlarına verilen genel isimdir. Demans’ın ilerleyici ve ilerlemeyen türleri bulunmaktadır. Örneğin, Vasküler Demans, Normal Basınçlı Hidrosefali, Fronto-temporal Demans, Parkinson, Alzheimer..

    Alzheimer ise Demans’in ilerleyici formlarından biridir.

    Henüz tamamen tedavisi olmayan Alzheimer’ın daha sorunsuz ilerlemesi gerekli tedavi yöntemleriyle mümkün kılınmaktadır.

  • Çocuk ruh sağlığında erken tespitin önemi

    Hekim olmanın temel sorumluluklarından bir tanesi hastalığı tedavi etmekten çok insanları hastalıktan korumaktır. Hele bir de çocukların hastalıkları ile ilgili bir uzmanlık alanınız varsa koruyucu hekimlik adına çok şey yapmak zorundasınızdır. Bu düşünceden yola çıkarak yaklaşık 8 aylık bir dönem boyunca bu köşede anne babalara rehber olabilecek bazı bilgileri sizlerle paylaşmaya çalışmaktayım.

    Peki çocuklarda görülen ruhsal bozukluklar önlenebilir mi?

    Hastalıkların tamamen önüne geçilmesi mümkün olmasa bile erken tespitle, önleyici tedbirler alınabilmektedir. Örneğin Down sendromu, Fenilketanüri, Tiroid Bozuklukları gibi bazı organik hastalıkları, anne karnında veya erken bebeklik döneminde yapılan tarama testleri sayesinde teşhis edebilmekteyiz. Fakat ruhsal bozukluklar için elimizde bulunan tarama yöntemleri ve değerlendirme araçları buna olanak tanımamaktadır. Otizm gibi çok sık rastlanan bir ruhsal bozukluğu anne karnında tespit edememekteyiz. Çocuğun, 24-36 aylarda gösterdiği bazı davranışlar bize bunu düşündürmektedir.

    Koruyucu hekimlik adına, risk gruplarını ve kalıtsal olduğunu bildiğimiz ruhsal bozuklukları erken tespit edip önlemler almak, kaçınılmazmış gibi görünen sonuçları kontrol altına alabilmeyi kolaylaştırmaktadır. Bu noktada anne babaya danışmanlık verilmesi, seminerler, televizyon programları, el kitapçıkları gibi bilgi paylaşımları da sosyal sorumluluğun bir parçası olarak düşünülebilir.

    Örneğin, okul öncesi gruplarlarda erken tespit edilebilen öğrenme bozuklukları uygun tedavi ve destekle çocuğun bütün okul hayatında dramatik değişikliklere yol açabilmektedir. Düşünün ki 5 yaşında anaokuluna giden bir çocuğunuz var. Sınıfta verilen boyama etkinliklerine katılmak istemiyor, çok basit çizimleri kopyalamakta zorluk yaşıyor, kalem tutuşu ile ilgili belirgin bir sorunu var. Bu çocuğun altta yatan yetersizliğinden dolayı etkinliklere katılmaktaki isteksizliği, belli bir süre sonra okulda uyum sorunları yaratabilir. Eğer bu çocuğun risk grubunda olabileceği düşünülür ve birinci sınıf düzeyine gelmeden buna yönelik önlemler alınırsa, çocuğun ilköğretim hayatı travmalardan uzak başlayacaktır. Eğer sorun tespit edilmezse; anasınıfında çok basit bir çizimi bile yapamayan bir çocuk, birinci sınıf düzeyinde karmaşık el yazısı çalışmalarında zorlanacak, okulu nefretle anmaya başlayıp birçok sorun çıkartacaktır.

    Dört yaşında bir çocuk eline çakmak alıp evdeki eşyaları yakma girişiminde bulunuyorsa, elindeki bıçakla etrafındakilere oyun amaçlı bile olsa saldırıyor ve yaptığı eylemin ne anlama geldiğini bilmiyorsa, kendimi öldürmek istiyorum gibi tehditkâr sözler sarf ediyorsa, sorun bağıra bağıra “geliyorum” diyordur aslında. Dürtüsel (yani aklına estiğince davranma biçimi) davranışları ön planda olan çocuklar, sonradan davranım bozukluğu, karşıt olma karşıt gelme, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gibi ruhsal hastalıklara aday olan çocuklardır ki bu çocukların erken tespiti ve tedavisi çocuğun bütün hayatının gidişatını değiştirebilir.

    Çocuğunu veya öğrencisini iyi gözleyebilen, herhangi bir problem davranış karşısında bunun nedenlerini araştırırken; neler olabilir? ne yapabilirim? gibi sorgulayıcı bir tutum sergileyen birçok duyarlı ebeveyn ve öğretmenler, risk grubu çocukları tespit etme ve yönlendirme konusunda kritik önem taşımaktadır.

    Eğer çocuğunuzun, kendi yaşıtları ile karşılaştırdığınızda bazı davranışlarında ve tutumlarında farklılık gözlemliyorsanız, bu bir ruhsal bozukluğun ön belirtisi olabilir. Duyarlı bir yaklaşım, sorunu basite almama, doğru bir değerlendirme ve önleyici yaklaşımlar, sorun olabilecek bir durumu sorunsuz bir hale getirebilir.

  • ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜ ANLAMAK

    ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜ ANLAMAK

    Genel anlamıyla öğrenme, edinilen bilgi ve birikimlerin davranışlarımızda oluşturduğu değişimlere denilmektedir. Öğrenmede önemli olan; algılama, anlama ve kavramadır. Öğrenme her birey için aynı şekilde ilerlememektedir. Kimi insan daha hızlı, kimi insan ise daha yavaş bir öğrenme süreci yaşayabilir. Bunları da belirleyen çeşitli bireysel farklılıklar bulunmaktadır.

    Öğrenme güçlüğü, herhangi bir beyin zedelenmesi ya da zekâ geriliği gibi faktörlerin sonucu oluşmaz. Öğrenme güçlüğü, çocukların yaşadığı bir yeteneksizlik de değildir. Öğrenme güçlüğü, öğrenme nörolojisindeki bir bozukluk veya eksiklikten kaynaklanır ve kökü merkezi sinir sistemine dayanmaktadır. Birçok tıbbi rahatsızlıktan farklı olarak da kendini nörolojik belirtilerle değil, davranışlarla göstermektedir. Genetik etkenlere bağlı olarak ya da doğum öncesinde, doğum sırasında, doğum sonrasında çeşitli etkenlere bağlı olarak meydana gelebilen bu zorluk yaşam boyu devam etse de, gerekli destek sağlandığı takdirde zorluk olmaktan çıkar.  Peki, bu zorluk nasıl tespit edilir ve destek nasıl sağlanmalıdır?

    Her ne kadar tespit aşamasının sürecinden burada da kısaca bahsedecek olsak da bu sizin bir tanı koymanız için değil erken müdahale edebilmemiz ve daha doğru gözlemleyebilmeniz için bir araç olmalıdır. Lütfen, sizi endişelendiren ve bir problem olduğunu düşündüğünüz durumlarda bir uzman görüşü alınız.

    Öğrenme güçlüğünde ilk tespit edilmesi gereken;

    1.Çocuğun yaşadığı öğrenme güçlüğünün niteliği (yani hangi alanlarda zorluk çektiği) ve,

    2.Çocuğun ne ölçüde öğrenme güçlüğü çektiğidir.

    Öğrenme bozukluklarının niteliğini; sözel öğrenme bozuklukları ve yapay öğrenme bozuklukları olarak ikiye ayırabiliriz. Sözel öğrenme bozuklukları; okumada görülen bozukluk (disleksi), yazmada görülen bozukluk (disgrafi) ve aritmetik alanda görülen zorluk (diskalkuli) olarak 3’e ayrılmaktadır. Bu bozuklukların çocuklarda olup olmadığını, onların okul başarılarına bakarak görebiliriz. Yapay öğrenme bozuklukları ise; saati öğrenmek, doğuyu batıyı ayırt etmek, yüz ifadelerini anlayamamak, başkalarının davranışlarını anlayamamak, müzik ve ritimlere ayak uyduramamak gibi daha soyut kavramları temsil eder. Bunlar yaşamsal faaliyetlerdeki güçlükler olarak ortaya çıkmaktadır.

    Çocukların ne ölçüde öğrenme güçlüğü çektiğini ölçmek için;

    1.Çocuğun kronolojik yaşına göre bulunması gereken sınıftan kaç sınıf daha aşağıda olduğunu tespit etmek

    2.Zekâ ile başarısı arasındaki oranı hesaplayarak tespit etmek gerekir.

    Ne ölçüde öğrenme güçlüğü yaşadığını belirlemek, bunu yaşayan çocuğa uygun bir eğitim planı hazırlamak için oldukça önemlidir. Çocuğun zekâsını, duyularının keskinliğini, dil gelişmesini, heyecan durumunu ve sosyal olgunluğunu araştırıp belirlemeden hazırlanan program çocuk için iyileştirici bir program olmaz. Çocuğun yetersizliğinin hangi alanlarda ve davranışlarda olduğunu belirlemek aynı zamanda çocuğun neleri yapabildiğini ve neleri yapamayacağını anlamak demektir. Erken tanı ve doğru müdahaleler ile öğrenme güçlüğünü, güçlük olmaktan çıkarın.

  • İntrakranial anevrizmanız var mı?

    İntrakranial anevrizmalar normal popülasyonda herhangi bir nedenle yaşamını yitiren bireylerin yapılan otopsilerinde %3-5 oranında tespit edilmiştir. Ancak bu kadar sık görülmesine karşı bu anevrizmaların kanama oranı 13-15/100 000 dir. Yani mevcut olan bu anevrizmaların çok az bir kısmı kanamaya (beyin kanaması-subaraknoid kanama) meyillidir.

    Ancak anevrizmaya bağlı oluşan beyin kanamaları maalesef çok benign seyirli değildir. Bu tip hastaların %30-35’i kanamayı takiben kaybedilir, %30-35′ ise tüm tıbbi ve cerrahi müdahalelere rağmen ciddi nörolojik sekel bırakacak şekilde yaşamlarını devam ettirmek zorunda kalırlar. Ancak %30 luk bir hasta popülasyonu tüm yapılan tıbbi ve cerrahi müdahaleler sonrası normal yaşamlarına dönerler.

    Yüz kişiden 3-5 kişinin taşıdığı ne zaman patlıyacağı belli olmayan bir saatli bombayı kafasının içinde kim taşımak ister sorusuna ise cevap herhalde hiçkimsedir.

    İntrakranial anevrizmaların tespiti yani daha bulgu vermeden kanama yapmadan evvel tespiti öncelikli bir koruyucu tedavi yöntemi olmalıdır.

    Anevrizmaların tespiti ise şimdi noninvaziv ve herhangi bir radyasyona maruz kalmadan %95 otanında bir güvenilirlikle İntrakranial MR angiografi görüntüleme ile yapılabilir.

    Ayrıca Aorta koartasyonu, polikistik böbrek hastalığı, Mukopolisakkaridozlar, Fibromuskuler Displazi gibi hastalıklarda anevrizma görülme sıklığı çok yüksek olduğu için bu grup hastalarda 3 yılda bir MR angiografi ile kontrol önerilir ve eğer anevrizma tespit edilirse yıllık veya 6 aylık MR angiografi ile takibi yapılarak büyüdüğü tespit edildiğinde veya daha evvel de (ilk tespit edildiği zaman) müdahale edilebilir.

    Normal popülasyonda MR angiografi ile tespit edilen anevrizmaların çapı 5mm den büyükse müdahale edilebilir veya takibe alınabilir. Eğer anevrizmanın büyüdüğü veya 9-10 mmden büyük olduğu tespit edilirse buna müdahale etmek en akılcı yöntemdir.

    TÜM BU SORULARIN CEVABINI ÇEKİLECEK BİR İNTRAKRANİAL MR ANGİOGRAFİ İLE BULMAK VE GEREĞİNİ YAPMAK MÜMKÜNDÜR!