Etiket: Teşhis

  • Miyomların Tanı ve Tedavisi

    Miyomların Tanı ve Tedavisi

    Miyomlar rahimde ortaya çıkan, rahim duvarının dokusundan kaynaklanan, çapları genelde 1-15 cm arasında değişen fakat daha büyük çaplara da ulaşabilen, genellikle iyi huylu olup fakat nadiren kötü huyluya dönüşebilen tümörlerdir. Bu tümörler kadın genital organlarının en sık rastlanan tümörleridir. 35 yaşın üzerindeki her dört kadından birinde muayene veya ultrasonla miyom saptanır. Bu miyomlar tek olabileceği gibi çok sayıda hatta 20’nin üzerinde de olabilir.

    Miyomların ortaya çıkmasında genetik yatkınlığın önem taşıdığı bilinmektedir. Hastaların çoğunda birden fazla miyomun olduğu görülür. Östrojen, miyomların büyümesine neden olduğu için özellikle üreme çağında, hamilelik döneminde büyüdükleri gözlenmektedir. Menopoz döneminde ise eğer hasta hormon ilacı kullanmıyorsa genellikle küçülmektedir.
    Miyomlar, rahimdeki yerleşimlerine göre de farklılaşır ve rahim içi astar dokuya doğru büyüyebildikleri gibi rahim içi kas dokusunda da yer alabilir. Ayrıca, rahim dışına doğru büyüyen miyomlar ve saplı miyomlar da kadınlarda görülebilir. Bunun dışında yumurtalık bölgesinde gelişen miyomlar da olabilmektedir.

    • Miyom belirtileri

    Miyomların büyük çoğunluğu belirti vermeyip herhangi bir şikayet yaratmayabilir. Bununla birlikte miyomlarla ilgili en sık rastlanan şikayet ise düzensiz kanamalar olmaktadır. Ayrıca, hamilelikte olduğu gibi alt karın bölgesinde kitle hissi , ağrı ve bası hissi ortaya çıkabilmektedir. Bu durum idrar kapasitesini azaltarak sık tuvalete çıkma ihtiyacı yaratabilmektedir. İdrar kaçırmaya da neden olabilmektedir. Yine miyomu olan kadınlarda düzensiz kanamalara bağlı olarak demir eksikliği anemisi de gelişebilmektedir. Dolayısıyla da halsizlik, yorgunluk, nefes darlığı gibi sorunların da yine miyomlara bağlı olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Hamileliklerde ise büyük yer kaplayan miyomların bası yaparak kanama, erken doğum sebebi olmaları mümkündür. Rahim içi astar dokuya doğru büyüyen miyomlar kısırlık ve düşüklere sebep olabilmektedir. Kalın bağırsağa bası yapan miyomlar hastalarda kabızlığa neden olabimektedir. Miyomların düşük oranda da olsa (3/1000) malign (kötü huylu) çıkma ihtimalleri mevcuttur.

    • Miyom teşhisi

    Miyomu teşhis etmek zor değildir. Jinekolojik muayene sırasında rahmin normalden büyük, düzensiz sınırlı, sert bir yapıda hissedilmesi şüphe uyandırır. Çok büyük miyomlar karın duvarından bile hissedilebilir. Evli kadınlarda vaginal yoldan, bakirelerde karın yoluyla yapılan ultrasonografik muayene ile miyom teşhisi % 90 oranında konulur. Rahim içerisinde yerleşen miyomların teşhisinde, rahim içerisine sıvı verilerek yapılan ultrasonografik muayene (sonohisterografi), rahmin ilaçlı filmi (histerosalpingografi), anormal yerleşimli miyomların teşhisinde ise bilgisayarlı tomografi ve MRI kullanılabilir.

    • Miyom tedavisi

    Yakınmaları şiddetli olmayan hastaların tedavisinde öncelikle ilaçlar denenebilir. Prostoglandin sentezini engelleyen ağrı kesici ilaçlar ve düşük hormon içeren doğum kontrol hapları bu amaçla kullanılabilir. Aynı zamanda rahim içi hormonlu spiraller seçilebilecek tedaviler arasındadır.

    Büyük boyutlara ulaşmış veya çok şiddetli yakınmalara yol açan miyomların çıkartılması gerekecektir. Burada seçilecek operasyon hastanın yaşına ve gebelik beklentisine göre belirlenir. Genç hastalarda miyomların çıkartılması tercih edilirken, doğurganlığını tamamlamış ve menopoza yakın kadınlarda rahim alınması önerilebilir. Operasyon şeklini ( açık cerrahi veya kapalı cerrahi teknik ) hastanın tercihleri belirler.

    • Miyomların ameliyatsız tedavisi

    Son yıllarda teknolojinin de gelişmesi ile uygulanan yeni bir tedavi şeklidir. Magnet rezonans (MR) rehberliğinde ses dalgalarının fokuslanması high-intensity focused ultrasound guided by magnetic resonance (MR-HIFU) işlemi binlerce hastada başarı ile uygulanmıştır. Narkoz ve ameliyat gerektirmeyen bu yöntem her dört miyom hastasından ancak biri için uygun olabiliyor. Başarılı sonuçlara ulaşabilmek için vakaların mutlaka doğru seçilmiş olması gerekir.

  • Reflü hastalığı

    Reflü hastalığı nedir ? Mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasına gastroözofageal reflü ya da kısaca reflü diyoruz. Bu durum normal/sağlıklı kişilerde de yemeklerden sonra az miktarda olabilmektedir. Ancak, bu durum, kişide şikayete neden oluyor, yaşam kalitesini etkiliyor ise o zaman reflü hastalığı söz konusudur.

    Reflü hastalığının belirtileri nelerdir ? En sık rastlanan belirti yanmadır. Yanma ile ifade edilen, özellikle yemeklerden sonra midenin üst bölgesinden yukarıya, yemek borusuna doğru olan yanma hissidir. Bir diğer önemli belirti ise yiyeceklerin ya da acı, ekşi sıvıların ağza gelmesidir. Bu iki belirtiden herhangi birinin varlığında reflü hastalığı teşhisi konulabilir. Bazen bu şikayetler gece olabilir ve hastayı uykudan uyandırabilir. Ayrıca yutma zorluğu ve ağrılı yutma da olabilir. Reflü hastalığı için tipik olan bu belirtiler dışında atipik dediğimiz belirtiler de olabilir. Atipik belirtiler tipik belirtiler olmaksızın mevcut ise o zaman teşhis koymak güç olabilir.

    Reflü hastalığının atipik belirtileri nelerdir ? Göğüs ağrısı, özellikle sabahları daha belirgin olan ses kısıklığı, kuru-tahriş öksürüğü, boğazda gıcıklanma hissi reflü hastalığının atipik belirtileridir. Ancak, hastalarda bu şikayetlere neden olabilen diğer durumların dışlanması gerekir. Örneğin, göğüs ağrısı olan bir hastada öncelikle kalp hastalıklarının araştırılması, ses kısıklığı, tahriş öksürüğü olan hastalarda KBB muayenesinin yapılmış olması gerekir.

    Reflüyü kolaylaştıran durumlar nelerdir? Yemek alışkanlıkları, fazla kilo, korse takmak, gebelik, bazı ilaçlar, alkol, sigara ve stres sayılabilir. Yemekle ilgili olarak; acele yemek yeme, midenin aşırı doldurulması, yağlı-kızartma yemekler, aşırı salçalı-soslu besinler, kahve, dolu mide ile yatmak reflüyü kolaylaştıran faktörler olarak sayılabilir.

    Reflü hastalığında teşhis nasıl konulur ? Hastalığın teşhisi şikayetler ile genelde kolaylıkla konulur. Herhangi bir tetkike gerek olmayabilir. Ancak şikayetler orta yaşın üstünde ortaya çıkmış ise, şikayetler uzun süredir devam ediyor ise, atipik dediğimiz şikayetler var ise, ya da kilo kaybı, yutma zorluğu, ağrılı yutma, kanama, kansızlık gibi ciddi belirtiler mevcutsa bu hastalarda mutlak tetkik gerekir.

    Reflü hastalığında tetkik derken neyi kastediyorsunuz ? Reflü hastalığında gerektiğinde ilk yapılacak tetkik gastroskopi, halk arasındaki genel deyimi ile endoskopidir. Ancak reflüsü olan her hastada endoskopide hastalık teşhisi koyduran bulgu olmayabilir. Bu durumlar da gerekirse ileri teşhis yöntemleri uygulanabilir.

    Endoskopi nedir? Endoskopi ucunda bir video kamera bulunan yumuşak bir boru şeklindeki aletler ile tüp şeklindeki organların muayenesini anlıyoruz. Reflü hastalığında kullanılan endoskopik muayeneye gastroskopi diyoruz. Gastroskopide yaklaşık 9 mm genişliğinde yumusak bir boru şeklindeki aletle yemek borusu, mide ve duoenum (onikparmak barsağı) incelenmektedir. Bu inceleme, bu konuda sağlık bakanlığından onaylı uzmanlık belgesi olan, deneyimli bir hekim tarafından yapılmalıdır. Günümüzde teknolojinin verdiği imkanlarla bu muayene yaklaşık 5 dakikada ve hastaya hiçbir rahatsızlık vermeden uygulanabilmektedir.

    Reflü hastalığı nasıl tedavi edilir ? Antiasid dediğimiz çiğneme tabletler ve şuruplar hastalarda şikayetlerin giderilmesinde yararlıdır. Anlık rahatlama sağlar ancak hastalığa bağlı oalrak yemek borusu altında gelişmiş yaraların iyileşmesinde etkisi yoktur. Hastalar bu ilaçları sürekli kullanma ihtiyacı hissediyorlarsa, sorun var demektir, hekim kontrolü gekekir. Günümüzde reflü hastalığı tedavisinde kullanılan en etkili ilaçlar proton pompası inhibitörü (PPİ) denilen ilaçlardır. Bı ilaçlar genellikle günde bir kez, sabah, kahvaltıdan yarım saat önce kullanılmaktadır. Bu ilaçların önemli yan etkisi bulunmamaktadır.

    Reflü hastalığında ilaç dışı tedavi yöntemleri varmıdır ? Evet. Günümüzde laparaskopi yöntemi ile mide girişinin sıkılaştırılması esasına dayanan cerrahi tedaviler uygulanmaktadır. Fundoplikasyon denilen bu tedavi ile %90'a varan başarılı sonuçlar alınmaktadır. Ancak bu tedaviyi yapacak hekimin mutlaka bu konuda deneyimi olması gerekir. Ameliyatlar ile çok başarılı sonuçlar alınmakla birlikte hastalarda ameliyat sonrası genellikle geçici olan yutma zorluğu, geğirememe ve aşırı gaz çıkarma gibi şikayetler olabilmektedir. Ayrıca uzun vadede ameliyat olan hastaların bir kısmında ilaç gereksinimi yine olabilmektedir. Bu nedenlerle ameliyat kararı, hasta, gastroenterolog ve cerrah tarafından birlikte konulmalıdır. Cerrahi tedaviden yarar görecek hastalar genellikle PPİ tedavisinden yararlanan hastalardır. Hasta PPİ tedavisinden yarar görmüyor ise bu hasta çok büyük olasılıkla, istisnai durumlar dışında cerrahi tedaviden de yarar görmeyecektir. Hasta ilaç tedavisinden yarar görmüyor ise reflü teşhisi doğru olmayabilir. Bu nedenle ameliyat öncesi teşhisten ve hastanın cerrahi tedaviden yarar göreceğinden emin olmak gerekir. Gerektiğinde ameliyat öncesi hastalarda manometri ve 24 saatlik pH-metre denilen muayene yöntemleri uygulanmalıdır.

    Son yıllarda reflü hastalarında ilaç tedavisi ve cerrahi dışında bir tedavi yöntemi olarak endoskopik tedaviler geliştirilmiştir. Bu yöntemlerde amaç cerrahidekine benzer şekilde yemek borusu ile midenin birleştiği alanı sıkılaştırmak ve mide içeriğinin yemek borusuna kaçışını engellemektir. Ancak bu tedavi yöntemleri yenidir ve uzun süreli sonuçları bilinmemektedir, bu nedenle de her hastaya önerilmemektedir.

    Reflü hastalığı kansere neden olur mu? Teorik olarak evet, ancak pratikte, özellikle ülkemizde seyrek rastladığımız bir durumdur. Uzun süreli reflü yemek borusu alt kısmında hücresel değişikliklere neden olmakta ve yemek borusunun yüzeyi Barrett metaplazisi denilen farklı hücreler ile kaplanmaktadır. Barrett metaplazisi olan hastaların %10’unda uzun yıllar içinde kanser gelişme riski vardır. Ancak, bu riski çok abartmamak gerekir. Barrett metaplazisi olan hastada kanser gelişme şanssızlığı her yıl için %0.5 tir. Endoskopi ve biyopsi ile Barrett teşhisi konulan hastalar, biyopsi sonuçlarına göre belli aralıklarla endoskopik tetkik yaptırır iseler, kanser tam gelişmeden ya da çok erken dönemde yakalanma imkanı vardır.

    Reflü hastalığının ülkemizdeki özellikleri nelerdir? Reflü hastalığı ülkemizde de tüm batı toplumlarında olduğu gibi sık rastlanan bir durumdur. Ülkemizde yaşayan kişilerin yaklaşık yarısı bu hastalıkla ilişkili şikayetleri sık veya seyrek olarak yaşamaktadırlar. Yaklaşık olarak beş kişiden birinde ise bu hastalıkla ilgili belirtiler haftada 1-2 kez görülmektedir. Ancak ülkemizde hastalık genelde hafif seyirlidir ve kolay tedavi edilebilmektedir. Kansere ilerleyebilen Barrett metaplazisi ise seyrek görülmektedir.

    Proton pompası inhibitörü denilen ilaçlar ne kadar süreyle kullanılabilir, kullanımları güvenli midir ? Bu ilaçları uzun süreli kullanımının güvenli olduğu kabul edilmektedir. Günümüzde bu ilaçların 16 yıl süreyle güvenle kullanılabileceğini biliyoruz. Ancak bunların kullanımı mutlaka hekim bilgisi dahilinde olmalıdır. Teşhisten emin olmadan kesinlikle uzun süreli kullanılmamalıdır. Uzun süreli kullanacak hastada mutlaka gastroskopik tetkik yapılmış olmalıdır. Her ilaçta olduğu gibi bu ilaçlar da etkin ama mümkün olan en düşük dozda kullanılmalıdır.

  • Bipolar Bozukluğun Teşhisi

    Bipolar Bozukluğun Teşhisi

    Depresyon teşhisi konmuş birisinde mani atakları ya da gözlemlenmelidir. Mani nöbetleri bipolar bozukluğun ayırt edici özelliklerinden biridir. Sadece maniden gelen bir bozukluk yoktur. Bipolar bozukluğun belirtilerinden bahsederken depresyonun belirtilerinden de bahsetmemiz gerekir. Aynen depresyonda olduğu gibi mani nöbeti ya da dönemi için de oldukça uzun bir belirti listesi var. Teşhis içinse bu belirtilerin üç ya da daha fazlasına aynı anda sahip olmak gerekiyor. Birinci belirti özgüven artışıdır. Bu durumda sadece iyi bir şarkıcı olduğunuzu değil, dünya üzerindeki en iyi şarkıcı olduğunuzu düşünürsünüz. Birey kendisi hakkında çok büyük ve görkemli fikirlere kapılır. İkinci belirti yeni fikirler ve düşünme durumudur. Birey çok hızlı düşünür ve aklına birbiri ardına yeni fikirler gelir. Bu da üçüncü belirti olan hızlı konuşma ve her zamankinden fazla konuşma isteğini doğurur. Kısacası mani nöbeti geçiren biri; normalinden hızlı ya da fazla konuşur. Konsantrasyon güçlüğü ya da dikkatin kolayca dağılmasıysa başka bir belirtidir. Kişi dikkatini toplayamaz ve durmadan bir konudan farklı bir konuya atlar. Bipolar bozukluğu olan kişilerin genellikle önemsiz ya da başkaları tarafından alakasız görünen detaylar sonucu dağılması bu belirtinin bir özelliğidir. Uyku düzeninde değişiklikler görülür. Uyku ihtiyacı azalır ve birey 3 saatlik bir uykudan sonra kendini dinlenmiş ve dinç hisseder. Bir diğer belirti psikomotor-ajitasyonu yani heyecandır. Buna örnek olarak hastanın bir odanın içinde hızlı hızlı dolaşması, kıyafetleri çıkarıp yeniden giymesi verilebilir. Bipolar bozukluğu olan kişilerin sonuç odaklı aktivitelerinde de artış görülebilir. Bu yüzden günlük hayatta yapmaları gereken diğer tüm aktiviteleri bir kenara bırakıp işlerine odaklanabilir ya da her gün spor salonuna gidip zamanlarının çoğunu orda geçirmeye başlayabilirler. Mani dönemi boyunca hasta, zevk alacağını düşündüğü aktiviteleri yani tekrarladığında tehlikeli sonuçlar doğurabilecek aktiviteleri daha çok yapmaya başlar. Örneğin bu kişiler karşı cinse karşı artan ilgileri yüzünden riskli ilişkiler kurabilir ya da kontrolsüzce alışveriş yapmaya ve para harcamaya başlayabilirler. Son olarak kişinin enerji seviyelerinde büyük bir artış görülür. Bu belirti zaten şu ana kadar yazdığımız belirtilerin içinde de gizlidir.

    Bipolar bozukluğun teşhisi için bu belirtilerin 3ü ya da daha fazlasının aynı anda gözlemlenmesi gerekirken, aynen depresyonda olduğu gibi bunlara ek olarak başka durumların da bulunması gerekir. İlk olarak; Bu ruh halinin en az bir hafta sürmeli, gözlemlenen en az üç belirtiden biri enerji seviyesindeki artış başka bir değişle bireyin duygu durumundaki anormal yükselme olmalıdır. Bu her hastada aynı şekilde gözlemlenmez. Bazı hastalar duygu durumlarındaki yükselme yerine asabiyet de yaşayabilir. Her hâlükârda bu ruh halinin ya da duygu durumunun bir haftadan uzun sürmesi, az önce yazdığım belirtilerin bazılarıyla aynı anda gözlemleniyorsa bireye bipolar
    bozukluk teşhisi konulabilir. Bu teşhisi bir uzman yapmalı ve gereken tedaviyi uygulamalıdır.

  • Çocuklarda baş ağrısı nedir

    Çocuklarda baş ağrısı nedir

    Yalnızca erişkinlerde değil, çocuklarda da baş ağrıları görülebiliyor. Bu ağrıların yaklaşık yüzde 50′sini ise çocukluk çağı migrenleri oluşturuyor.

    Nörolojik hastalıklar hem erişkinlerde, hem de çocuklarda görülebiliyor. Ancak çocuklarda erişkinlere göre hem ortaya çıkış şekli, hem de teşhis ve tedavi yöntemleri bazı farklılıklar içeriyor. Beyinle ilgili olarak tüm beyin içi, beyin zarları, kafatası ile ilgili problemler nörolojinin kapsamı içine giriyor. Migren, epilepsi, menenjit/ensefalit, damar tıkanmalarına bağlı enfarktüsler, beyin kanamaları, doğum travmaları-gebelik-genetik vb. nedenlere bağlı CP’ler (cerebral palsy), beyinde madde birikimine ait hastalıklar, multipl skleroz ve lökodistrofiler gibi beynin ak madde hastalıkları, doğumsal veya aileden genetik geçiş gösteren hastalıklar, parkinson, kore, distoni vb. hareket bozuklukları, beyin içi basınç artışları ve beyin tümörleri çocuk nörolojisi içinde ele alınıyor. Beyin hastalıklarının yanı sıra omurilik hastalıkları (travma, doğumsal yapı bozuklukları, tümörler vs.), kas ve kavşak hastalıkları (sıklıkla kas distrofileri, miyasteniler), doğumsal ve sonradan olan nöropatiler denen sinir hastalıkları yine çocuk nörologları tarafından teşhis ve tedavi ediliyor.

    Cerebral Palsy (CP, Serebral Palsi, Beyin Felci) İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı, Çocuk Nörolojisi Birimi’nden Doç. Dr. Zuhal Yapıcı CP’nin başlıca belirtilerinin çocuğun gelişmesindeki duraklama veya gecikme olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Çocuk zamanında oturamaz veya yürüyemez, yürürse de sık düşmeler olur. Ellerini ve kollarını kullanması da zor olabilir. Yaş ilerledikçe bacaklarında fark edilen sertlikler nedeniyle halk arasında spastik teriminin yerleşmesine yol açmıştır. Hastalığın şiddetine göre bazı çocuklarda konuşma ve zeka da etkilenir ve hatta epileptik nöbetler (bilinç kaybının eşlik edebildiği krizler) de görülebilir. Ancak tüm serebral palsiler spastik değildir.” Yapıcı, hastalığın başlıca tiplerini ise şöyle sıralıyor: 1. Spastik (en sık görülen), 2. Distonik/diskinetik (el-kolda istemsiz hareketler, kıvrılma, bükülme), 3. Hipotonik, ataktik (gevşek), 4. Mikst (birden fazla özelliği taşıyabilir, örneğin hem spastik hem diskinetik). “Spastik tipte olanlar her iki bacakta (parapleji) veya hem kol hem bacaklarda (tetraparezi), vücudun tek yarısında (hemiplejik) ya da sadece bir bacakta (monoparezi) da olabilir” diyen Yapıcı, bu çocukların anne-babalarının teşhis için önce çocuk nöroloğuna ya da nöroloğa gitmeleri gerektiğini söylüyor. Yapıcı, muayene sonucunda çocuktan beyin MR’ı, EEG, ve gelişim-zeka testleri istenebileceğini, doktorun bunların sonucunda çocuğun beynindeki hasarın derecesini değerlendireceğini belirtiyor. Yapıcı, serebral palsinin çok çeşitli nedenleri olduğunu ifade ediyor: “Gebelik sırasında, doğum anında ve hatta bebeğin ilk yaşlarında başından geçen hastalıklar çocukta spastik CP’ye neden olabilir.

    Örneğin annenin gebeliği sırasındaki yüksek tansiyon, böbrek-kalp hastalığı, kullandığı ilaçlar, zehirlenmeler, enfeksiyonlar, doğum sırasındaki zorluklar, mor doğum, kordon dolanması, çocuğun oksijensiz kalması, bebeğin ilk yıllardaki ağır hastalıkları (menenjit, sepsis…) en iyi bilinen sebeplerdir.” Çocuktaki hastalık belirtilerine göre tedavi ediliyor. Sıklıkla fizyoterapi programına alınarak daha dengeli hareket etmesi, yürümenin hızlanması, elini kullanabilmesi sağlanıyor. Orta-ağır durumdaki çocuklarda fizyoterapiye ek olarak Botox uygulamaları, bazı kas gevşetici ilaçlar, ortopedik aletler, hatta nadir de olsa cerrahi girişimlere başvurulabiliyor. Epilepsi Epilepsi halk arasında sara nöbetleri olarak da biliniyor. Belirtileri, sanılanın aksine, sadece şiddetli kasılmalar ile yere düşüp bayılma şeklinde kendini göstermiyor; onlarca farklı çeşidi bulunuyor. Örneğin sadece gözlerde dalmalar, ağızda şapırdatma-yalanma-yutkunma, ağız köşesinde küçük kasılmalar, el-kolda küçük kasılmalar, gözlerde ışıklı görüntülerden sonra kusma atakları, ellerde veya vücutta korkar gibi sıçrayıcı hareketler çeşitli belirtiler arasında sayılabilir

    Bazı iyi huylu nöbetler sadece uykuda da görülebiliyor. Ancak bu hareketler sıklıkla saniyeler ya da birkaç dakikadan uzun sürmez ve gün içinde de tekrarlayabilir. Yapıcı, bu çocukların zekasının altta yatan nedene göre normal ya da gerilemiş olabileceğini ifade ediyor ve ekliyor: “Özellikle bebeklik döneminde uyanmayı takiben çocukta tekrarlayıcı kasılmalar anne için uyarıcı olmalı ve hemen nöroloğa başvurulmalı.” Teşhis için yine önce nörolog ya da çocuk nöroloğunun muayenesi şart. Sonrasında gerekli görülürse MR, EEG, zekâ testleri, PET, SPECT, video çekimlerinin biri veya birkaçı yapılabiliyor. Yapıcı, tedavi olarak antiepileptik ilaçlar kullanılacağını, şiddetli ve sık nöbetlerde 3-4 ilaca kadar çıkılabileceği gibi farklı tedavi yöntemlerine de başvurmak gerekebileceğini ifade ediyor. Çocuklarda baş ağrıları Yalnızca erişkinlerde değil, çocuklarda da baş ağrıları görülebiliyor. Yapılan istatistiklere göre bu ağrıların yaklaşık yüzde 50′sini çocukluk çağı migrenleri oluşturuyor.

    Yapıcı, bu ağrıları şöyle anlatıyor: “Erişkinlerdekine benzer şekilde zonklayıcı, çocuğu halsiz bırakan, ders yapmasına engel olan, uyumakla rahatlayabilen, bulantı ve kusmanın eşlik edebildiği ağrılardır. Yalnız süresi erişkinlere göre uzun sürmeyebilir.” Yapıcı, sadece bu bilgilerle migren teşhisi konulamayacağına da dikkat çekiyor ve “Baş ağrısına neden olabilecek başka faktörlerin de araştırılması, çocuğun nörolojik muayenesinin yapılması şarttır. Gerekirse görüntüleme yöntemlerinden (BT, MR), EEG den ve çocuk psikiyatrisinden yardım alınmalıdır. Çocuklarda kullanılabilecek ağrı kesiciler de erişkinden farklı olduğundan asla doktor bilgisi dışında kullanılmamalı, mutlaka bir çocuk nöroloğuna başvurulmalıdır” diyor.

    Beynin ilerleyici hastalıkları Bu hastalıkların belirtileri sıklıkla çocuğun doğumundan itibaren kendini gösterse de bazıları yürümeye başladıktan ya da oyun çocukluğu döneminden sonra da ortaya çıkabiliyor. Yapıcı ilk dikkati çeken belirtileri şöyle sıralıyor: “Çocuğun akranları gibi yürüyüp koşamaması, hareketlerinde yavaşlamalar, dengesizlik, konuşmasında bozulma, zekâsında eski performansın kaybolması.” Bu çocukların yüzde 40-50′sinin akraba evliliğinden olduğunun gözlendiğini söyleyen Yapıcı, tıpkı serebral palside olduğu gibi bunlarda da teşhis için çocuk nöroloğunun muayenesinden sonra özel kan tahlilleri ve MR yapılması gerekebileceğini vurguluyor ve ekliyor: “Her hastalığa özgü farklı kan-idrar tahlilleri olduğundan bunlar hasta sahiplerinin isteği ile laboratuarda yapılamaz.

    Çok özel araştırmalar için dünyanın bazı özel merkezlerine kan ve idrar gönderilmesi de gerekebilir. İlerleyici beyin hastalıklarının 20′den fazla türü olduğundan teşhis ve tedavi planlaması özelleşmiş merkezlerde (fakülte ve araştırma hastanelerinde) yapılmalı.” Kas-sinir hastalıkları Yapıcı, en sık görülen kas hastalıklarının (kas distrofileri) çocuk yürümeye başladıktan sonra belirti verdiğini söylüyor. “Sıklıkla düşmeler, yokuş ve merdiven çıkmada güçlük, yürüme konforunun bozulması, parmak ucunda yürüme gibi belirtileri vardır. Zaman içinde kas güçsüzlüğü artar ve yardımla yürümeye başlarlar” diyen Yapıcı, bu çocukların zekâ özürlerinin belirgin olmadığını ya da zeka özürleri bulunmadığını ifade ediyor.

    Teşhis için çocuk nöroloğunun muayenesinden sonra özel genetik testler ve EMG incelemesine başvurulacağını belirten Yapıcı, bazı olgularda kas biyopsisi gerekebileceğini söylüyor. “Sinir hastalıkları (nöropatiler, polinöropatiler) da çocukluk ya da ergenlik döneminde başlayarak el-ayaklarda güçsüzlük ve zaman içinde erimelerle karakterlidir” diyen Yapıcı, bu tür hastalıklarda teşhisin öncelikle EMG tetkiki, sonra da gerekirse genetik ve sinir biyopsileriyle kesinleştirileceğini ifade ediyor. Yapıcı ayrıca, her iki hastalık grubunda da rehabilitasyon programlarının genellikle konuyla ilgili özelleşmiş merkezlerde ilaç, ortopedik destek ve ihtiyaç olursa solunum desteği verebilen yerlerde yapılması gerektiğine dikkat çekiyor.

  • Kime astım diyelim?

    ASTIM ın kelime karşılığı havayollarının daralması ,nefes darlığıdır. Bizler hastalarımıza astım dediğimizde anne ve babalar kanser demişiz gibi tepki gösterir,korkar eminmisiniz? diye sorar ,kızar ;bazen ikinci bir hekime muhakkak danışır Oysa bronşit dediğimizde tepki O KADAR YUMUŞAKTIR Kİ ; BRONŞİTİN BAŞI MI AĞIR MI? ALLERJİK BRONŞİT Mİ GİBİ SORULAR GELİR VE HASTA BUNUN ZATEN KOLAYCA tedavi olacak bir hastalık olduğunu zannederek ,kaygı duymadan teşhisi kabullenerek verilen tedaviye hemen başlar. Yani aslında her ikiside birbirine yakın mekanizmalarla oluşan astım-bronşitte teşhisin isimlendirilmesi aile açısından önemlidir. Aile bunun geçip geçmeyeceğini kesin tedavinin var olup olmadığını ASTIM deyince sorarken BRONŞİT dendiğinde ayrıntılandırmadan hemen ilaçlara başlar. Evet tabii ki iki teşhis birbirinin aynı değildir.Astım hava yollarının tekrarlayan enflamatuar bir hastalığıdır.

    Ülkemizde çocuklarda görülen en sık kronik hastalıktır ki bu oran %6-8 olarak ifade edilir.Duyarlı kişilerde nöbetler halinde gelen hırıltı,hışıltı,nefes darlığı,öksürük özellikle gece öksürüğü ve sabaha karşı olan öksürük en önemli belirtilerindendir.Astım oluşturan sebepler allerjik ve non-allerjik allerjik olmayan iki başlıkta incelenir.Astım her yaş grubunda olabilmekle beraber genellikle 2 yaşın altındaki çocuklarda bronşiolit,bronşit,biraz balgamı var,hışıltılı çocuk gibi isimlendirilmelerle tanı söylenmekte olup bir kısmı tıbbi bir kısmı halk diliyle aslında çocuğunuzun solunum yolları problemli denmeye çalışılmaktadır.Bazen hastalar öyle geçişkendir ki iki teşhis aynı anda kullanılabilmektedir hekimler tarafından.

    Hastalık allerjik ise; ailede astım,allerjik nezle-saman nezlesi,egzema gibi bir hastalığı olan ebeveyn muhakkak sorgulanır. Nasıl ki çocuğumuzun gözleri dayısına benzemişse ev tozu ,polen gibi bronş allerjik duyarlılığıda ona benzeyebilir.Yani allerji genetik geçişli olabilir.Ama diğer taraftan ailede olmasadazaman içinde çocuğumuz duyarlanarak herhangi bir maddeye allerjik tepki geliştirebilir. Bazen 5 yaşında bir hastaya polen allerjisi var dediğimizde bugüne kadar yoktu nasıl olur ? diye sorar. Halbuki daha ileri yaşlardada allerji geliştiği bilinen bir bilimsel gerçekliktir.

    Allerjinin olmadığı astım-bronşit vakalarında özellikle gece beslenen ve bu nedenle reflü hastalığı geliştirdiğimiz çocukları görmekteyiz. Allerjinin olmadığı diğer bir büyük grupta viral üst solunum yolu hastalıklarından dolayı bronş darlığı yaşayan hastalarımızdır. Bu durumda allerji yaratan etmenlerden;kirli havadan koruduğumuz,viral enfeksiyon maruzıyetini azaltıp aşılarla ve bazı ilaçlarla direncini yükselttiğimiz ve gece beslenmesini kesip reflü tedavisi yaptığımız çocukların büyük çoğunluğu bu hastalığa karşı tedavide başarılı olacaktır.

    Ensık rastladığımız allerjenler; ev tozu ve akarları,polenler,tüy döken ev hayvanları , küf mantarlarıdır. Bunlarla mücadelede ev içi nemin%50 civarında tutulması,evde çamaşır kurutulmaması,tüylü yünlü oyuncak,giysi,halı gibi tozu çokca barındıran eşyaların çocuktan uzak tutulması önemlidir.Çocuğun sıkça kullandığı odaların hergün suya çeken veya hepa filtreli elektrik süpürgesi ile temizlenmesini öneriyoruz .

    Evin hiçbir odasında sigara içilmemesi,hatta sigara kullanan ebeveynin çocuğa dokunmadan önce el-ağız temizliği yapıp giysilerini bile değiştirmesi o kokunun öksürüğü tetiklememesi için önemlidir .Astım-bronşit teşhisi hekimin muayenesi ile konulabilir.Film çekilmesi,tahlil yapılması şart değildir.Muayene sırasında çocuğun dinlenen solunum seslerinin o anda normal olmasıda astım-bronşit olmadığı anlamına gelmez.

    Geçmişte öksüren,balgam kusan,hırıltısı olan ve bu belirtileri birkaç kez yaşıyan kişi hekimce takip edilip semptomların olduğu anda muayene edilerek teşhis konulabilir.Ya bronşit astım değilse işte o nedenle ilk görüşmede bazı testler akciğer grafisi gibi,solunum fonksiyon testi gibi yaşı 5 ten büyük ve uyumluysa ve bazı kan tahlilleri yapılabilir.Allerjiden şüphe diliyorsa kan tetkiki ve yaşça uygunsa ve uyumluysa ciltte allerji prick test yapılabilir. Hastaların ilaca verdiği cevapta teşhisi kesinleştiren bir diğer faktördür.

    Tedavide önce belirtiler kontrol altına alınır,sonra ataklar önlenmeye çalışılır,ilaç ihtiyacı en aza indirilir;çocuğun günlük hayatını tüm çocuklar gibi yerine getirebilmesi amaçlanır.Verilen ilaçların nasıl kullanılacağı eğitimini hastaya bizzat doktorun kendisi vermelidir.Hasta düzenli takip edilmeli,yapması ve yapmaması gerekenler detaylı anlatılmalıdır.Astım yineleyen bronşit hastaları her yıl eylül ile aralık ayı sonuna kadar grip aşılarını olmalıdır.

    Ne yedirelim ne yedirmeyelim noktasında çok soru gelmekte olup özellikle bıldırcın yumurtasından mucize beklememenizi önereceğim.Yapılan bazı çalışmalarda üzüm çekirdeği tozu ki hazır şurupları ülkemizde mevcut ve zerdeçalın soğuk verilmesinden fayda gören hastalar olduğu belirtilmekle birlikte;aslında öğünlerin düzenli yapılması ve karışık her yiyeceğin tüketimi asıl olandır.Öksürüğün çok olduğu dönemde ada çayı,ıhlamur gibi bitki çayları ve bol su içilmesi balgamı incelterek rahatlama sağlayabilir.Astım ve yineleyen bronşit tedavisi bir ekip işidir.Burada ailenin verilen ilaçları düzenli kullanıp,düzenli hekim takibinde olması,çocuğun kullandığı ilaca ve cihaza uyumu;hekimin doğru teşhis ve ilaç kullandırması ile alınan doğru çevresel önlemler tedavide başarıyı getirir.

  • Çocuklarda polen alerjisi

    Polen alerjisi nedir?

    Bahar ayları olan mart, nisan ve mayısta polenlerin havaya yayılmasıyla birlikte burun kaşınması, hapşırma, nezle, burun tıkanması, gözlerde sulanma, kaşınma gibi alerjik nezle, göz alerjisi belirtilerinin görülmesine polen alerjisi veya bahar alerjisi denir.

    Polen alerjisine bahar alerjisi olarak da bilinmektedir. Çünkü polen alerjisinin bahar aylarında kendini göstermesi nedeniyledir.

    Polen alerjisinin belirtileri nelerdir?

    Polen alerjisi alerjik nezle, göz alerjisi ve astıma belirtilerine neden olur.

    Polen alerjisi bahar aylarında sık nezle, burun tıkanması, peşpeşe hapşırma, burunda kaşınma, damakta kaşıntı, kulakta kaşıntı, sık burun kanaması gibi alerjik nezle belirtileri, gözlerde sulanma, kaşınma gibi göz alerjisi belirtileri, sık öksürük, nefes sıkışması gibi astım belirtileri polen alerjisinin en önemli belirtileridir.

    Bu belirtiler özellikle bahar aylarında oluyorsa polen alerjisi mutlaka akla gelmelidir.

    Polen alerjisi yorgunluk yapar ve okul başarısını etkiler. Polen alerjisi olan çocukların genellikle burunları tıkalı olduğu için uyku kaliteleri de bozulur. İyi bir uyku alamayan çocuklar ise gün boyu kendilerini yorgun ve halsiz hisseder. Bu da okul başarısını ciddi bir şekilde etkilemektedir.

    Polen alerjisi belirtileri ne zaman başlar?

    Polen alerjisi belirtileri Mart ayında başlar. Mart ayında ilk ortaya çıkan polenler ağaç polenleridir. Nisan Mayıs ayında ise ot polenleri kendini gösterir. Temmuz ayından ekim ayına kadar ise yabani ot polenleri kendini gösterir. Hangi polenin alerji yaptığının öğrenilmesi ne zaman önlem alınacağının öğrenilmesi açısından çok önemlidir.

    Polen alerjisi teşhisi nasıl konulur?

    Polen alerjisi belirtileri gösteren çocuklar “çocuk alerji uzmanları” tarafından dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir. Teşhis koymak için bazı testler yapılmaktadır. Bu testlerden en önemlisi ciltten yapılan alerji testleridir.

    Çocuklar yetişkinlerin minyatürü değildir. Doğru teknikle, doğru alerjenlerle yapılacak test çok önemlidir. Tek başına alerji testleri teşhis koydurmamaktadır. Çocuk alerji uzmanları tarafından çocuktaki belirtiler ile alerji test sonuçları arasında değerlendirme yapılarak kesin teşhis konulmalıdır.

    Alerji testlerini kandan yaptırılabilir mi?.

    Ciltte problemi olan veya cilt testlerini etkileyen ilaç kullanan çocuklarda bu testi kandan yapmaya tercih etmekteyiz. Ayrıca kandan yapılan testler pahalıdır. Bu sebepten en doğru sonucu ciltten yapılan alerji testleri verdiği için kan yerine ciltten yapılan alerji testleri tercih edilmektedir.

    Alerji testleri kaç yaşında yapılır?

    Alerji testleri yenidoğan döneminden itibaren yapılabilmekle birlikte polen alerjisi için alerji testi genellikle 1-2 yaşından sonra tercih edilmektedir. Bunun sebebi alerji gelişebilmesi için en az iki polen mevsimi ile karşı karşıya kalmak gerektiği içindir.

    Polen alerjisi teşhisi neden önemlidir?

    Bahar alerjisi sık sinüzit, geniz eti büyümesi, sık kulak iltihabı gibi sonuçlara neden olabilir. Okul performansını çok etkiler. Polen alerjisi nedeniyle burunları tıkalı olan çocuklar geceleri rahat uyuyamaz ve sabahları yorgun kalkar. Bunun sonucu ders başarıları da etkilenir. Alerjik nezleli her beş çocuktan birisi ilerde astıma ilerleyebilir. Bu sebepten teşhis önemlidir.

    Polen alerjisinin tedavisi?

    Doğru teşhis konulduktan sonra polen alerjisinde tedavi korunma, ilaç tedavisi ve gereken hastalara aşı tedavisi uygulanmaktadır.

    Bahar ayalarında polenlerden korunmak için ne gibi önlemler alınmalıdır?

    – Alerjik nezle, astım gibi polenlerin neden olduğu bir alerjik hastalığı olan çocuklar bazı önlemler almalıdır;

    – Evden çıkarken mutlaka güneş gözlüğü takılarak polenlere temas önlenmelidir.

    – Ağız yerine burundan nefes alıp verilerek burnun filtre görevi yerine getirilmelidir.

    – Polenlerin yoğun olduğu günlerde dışarıda fazla dolaşılmamalıdır.

    – Dışarıda kalındığı sürece her fırsatta yüzler ve burunlar suyla yıkanarak polenlerden temizlenilmelidir.

    – Dışarıda vakit geçirilmişse eve gelince kıyafetler değiştirilip duş alınmalıdır.

    – Polenler kıyafetlerimize de yapışmaktadır.

    Polen alerjisi tedavisinde aşı tedavisi etkili midir?

    Aşı tedavisi dediğimiz immunoterapi tedavisinin başarısı seçilmiş uygun hastalarda yüksektir. Bu tedavi ile ilaç kullanım ihtiyacı azalacak, astım hastalığına ilerlemesi engellenecektir. Aşı tedavisinde cilt altına enjeksiyon ve dil altı damla şeklinde metotlar vardır . Aşılar her çocuğa özel hazırlanır. Standart bir aşı olup eczaneden gidip alınacak bir ilaç değildir. Çocuğa özel hazırlanıp yurtdışından getirtilmektedir. Ancak çocuklarda aşı tedavisinin hangi alerjenden oluşması gerektiği ve hangi dozlarda uygulanması gerektiği sadece ve sadece çocuk alerjisi uzmanlarınca yapılmalıdır.Aksi takdirde tedavinin başarısız olmasına ve hatta çok ciddi yan tesirlerle karşı karşıya kalınabilir.

    En sık yapılan yanlışlar nelerdir?

    Tek başına alerji testleri tanı koydurmadığı gibi eğitim almamış hekimlerce yapılan testlerle teşhisi konulmaya çalışılması çok yanlıştır. Alerji testleri doğru teknikle yapılmalı, alerji uzmanlarınca yorumlanmalı ve doğru teşhisi konulmalıdır.

    Alerji aşılarını bu konuda eğitim almamış olan alerji uzmanları dışındaki uzmanlarca yapılması da çok yanlıştır. Çünkü bu tedavi kısa süreli olmayıp en az 3 yıl süreyle devam edeceği için eğitim almış alerji uzmanlarınca yapılması ve takibi çok önemlidir.

    Önemli notlar

    Bahar ayında astım, alerjik nezle ve göz alerjisi belirtileri oluyorsa incelenmelidir.

    Alerji testleri çocuklarda çocuk alerji uzmanlarınca yapılmalıdır.

    Polen mevsiminde polenlerin yoğun olduğu saatlerde dışarıda olmamaya gayret gösterilmeli, ağız yerine burundan nefes alıp verilmelidir.

    Polen mevsiminde polen alerjisi olanlar veya ailesinde alerjik hastalığı yoğun olanlar otomobillerinin polen filtresin değiştirmeli, hepa filtreli klimalar kullanılması uygundur.

    Gözlerin polenlerden korunması için bahar aylarında güneş gözlüğü veya normal gözlük kullanılmalıdır. Akşamları eve gelince mutlaka kıyafetler değiştirilmeli ve duş alınmalıdır. Evden işe gidilince yüz yıkanıp ağız ve burun su le gargara edilerek polenler uzaklaştırılmalıdır.

  • Çocuk alerji ve astım

    Alerji nedir ve nasıl ortaya çıkar?
    Çevremizde bulunan ve vücudumuzda alerjik yanıt oluşturan maddelere “alerjen” denir. Başlıca alerjenler ev tozu miteları, polenler, küfler, evcil hayvanların tüyleri ve deri döküntüleridir. Alerji ise vücudumuzun bağışıklık sisteminin alerjenlere karşı, aşırı şekilde ve anormal bir yanıt, tepki vermesi olarak tanımlanabilir. Alerjenlere aşırı tepki sonucu sık öksürük, nefes sıkışması belirtileri ile seyrederse astım aklımıza gelmelidir.

    Çocukların en sık alerji sorunları nelerdir?
    Çocuklarda görülen alerjik hastalıklardan en sık olanı astımdır. Daha sonra alerjik nezle, egzama (Atopik dermatit), besin alerjisi, ilaç alerjisi, ürtiker (kurdeşen eya dabaz), temasa bağlı alerjik dermatit, arı alerjisi (venom alerjisi) ve diğer böcek alerjileri çocuklarda görülen en sık alerjik sorunlardır.

    Çocuklarında alerjik hastalık ve astımı olanlar “Çocuk Alerji Uzmanlarının” yolunu tutuyor
    Çocuk alerji uzmanları doğumdan 18 yaşına kadar çocuklarda görülen alerjik hastalıkların, astımın teşhisinde ve tedavisinde çok detaylı eğitim almaktadılar. Çocuk doktorluğundan sonra 3 yıl süreyle çocuk alerji uzmanlık eğitimi alırlar. Bu nedenle teşhis ve tedavi konusunda çocuk alerji uzmanları çok deneyimlidir. Gerek çocuk doktorları, gerek diğer branşlar artık çocuk alerji uzmanlarıyla el ele çalışmaktadırlar.

    Çocuklarda astımın nedenleri nelerdir?
    En önemli neden genetik olmakkla birlikte çocuklardaki astımın %90 nedeni alerjidir. Alerjinin en sık nedenleri ise ev tozu mite’ları ve polenler başta olmak üzere küfler, evcil hayvanlar gibi alerjenlerdir. Astım kalıtsal bir hastalıktır. Ancak ailesinde astım olmayan ailelerin çocuklarında da astım gelişebilmektedir. Çevresel faktörler de astımın ortaya çıkmasını etkilemektedir. Alerjenler dışında, şişmanlık, hijyene aşırı önem vermek, ilk iki yaşta sık antibiyotik kullanmak gibi çevresel faktörler de astımın ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

    Astımın belirtileri nelerdir?
    Sık sık öksürük, nefes sıkışması, akciğerde hışıltı olması en önemli belirtilerdir. Gece uykudan kaldıran öksürük, sabaha doğrıu öksürük, koştıktan sonra veya terledikten sonra öksürük olması, her gribal enfeksiyon sonrası öksürük olması en önemli astım belirtileridir. Bu belirtileri olan her çocuğa astım demek de yanlıştır. Bu belirtileri olan çocukların Çocuk alerji uzmanlarınca detaylı bir şekilde incelenerek kesin teşhis konulması gerekmektedir.

    Parfümün ve diğer kokuların astımlı çocuklara etkileri nedir?
    Astımlı çocukların ve yetişkinlerin akciğerleri çok hassas olduğu için parfümlere ve kokulara hassasiyetleri vardır. Bu nedenle astımlı çocukların ve yetişkinlerin keskin kokulu parfüm kullanmaması, çamaşırların parfümsüz deterjanlarla yıkanması çok önemlidir. Evde temizliğin çocuğun olmadığı zaman yapılması da diğer faydalı bir önlemdir.

    Çocuklarda astım teşhisi nasıl olur?
    Astım belirtileri olan çocuklarda ayrıntılı bir öykü alınmalıdır. Çocuğun akciğerleri dikkatle dinlenmelidir. Belirtiler astımı düşündürüyorsa gerekli testlerin yapılması gerekir. Çocuklarda astımın %80-90’ı alerjik olduğu için ciltten alerji testi yapılması çok önemlidir. Alerji testlerinin çocuk alerji uzmanlarınca veya denetiminde yapılması doğru teşhisi için çok önemlidir. 6 yaşından büyük çocuklarda solunum fonksiyon testleri yapılır. Verilen nefeste NO testi yapılabilir. Gerekli olan durumlarda kan testleri, ter testi ve alınan bilgilere göre bazı testler yapılır. Bu sonuçlarla astım olup olmadığına karar verilmektedir. Astım teşhisinde deneyim çok önemlidir.

    Çocuklarda astımın tedavisi var mı?
    Astım tedavisi çocuklarda yüz güldürücüdür. Sebep olan alerjenden korunma, ilaç tedavisi ve bazı durumlarda aşı tedavisi dediğimiz immunoterapi tedavisi ile tedavi yapılmaktadır. Çocuklarda astım tedavi edilebilen bir hastalıktır.

    Önemli Notlar
    -Çocuklarda astımın en önemli nedeni genetik olmakla birlikte çevresel faktörler astım gelişmesine katkıda bulunur
    -Astımın %90 nedeni alerjidir.
    -Alerji yapan en sık alerjenler ev tozu mite’ları, polenler, küfler, evcil hayvan tüyleri ve epitelleridir.
    -Alerjenler bronşlarda aşısı hassasiyete neden olur. Gribal enfeksiyonlar, sigara dumanı, parfüm, keskin kokularda aşırı hassas bronşlarda daralma yaparak astım krizine veya astım belirtilerine neden olabilir.
    -Astımın doğru teşhisi konulması çok önemlidir.
    -Astım tedavi edilebilir hastalıktır. İlaç ve aşı tedavisi yanında korunma çok önemlidir.
    -Astımlı çocukların bulunduğu ortamda sigara içilmemesi önemlidir
    -Keskin kokulu parfümlerden uzak durulması, çamaşırların parfümsüz deterjanla yıkanması ve genel temizlik yapılırken çocuğun evde olmamasına dikkat edilmesi gerekir.

  • Hastalık Hastalığı

    Hastalık Hastalığı

    Tecrübelerime göre bastırılmış öfke hastalığın oluşumunda etkilidir. “Hastalık Hastalığı” teşhisi konulmuş kişiler dışa yansıtamadıkları bastırılmış duygularını ve kızgınlıklarını bilinç altında dönüştürür ve beden bu yansımayı algılarını istemsizce temizlemeye kilitleyerek kendi bedenlerinde güçten düşünceye kadar temizlemeye yönlendirirler ve güçlenince süreç tekrar başlar.

    ADİL MAVİŞ

    HASTALIK HASTALIĞI (Hipokondriazis) NASIL TEDAVİ EDİLİR ?

    Halk arasında “hastalık hastalığı” olarak bilinen, nevrotik bir bozukluk olan “Hipokondriazis”, genellikle erkeklerde ortalama otuzlu yaşlarda, kadınlar da ise kırklı yaşların ortalarında baş göstermeye başlamaktadır. Tıbbi alanda, Atipik somatoform bozukluk olarak anılmaktadır. Belirtileri ve belirgin özellikleri arasında, bireyde bedeninin işlevleri ve fonksiyonları ile aşırı bir seviyede ilgilenme, meşgul olma ve ciddi bir hastalığa, rahatsızlığa yakalanmaktan şiddetli bir korku duyma durumu gösterilebilmektedir. Pek çok psikolojik rahatsızlıkta ve bu rahatsızlıklardan kaynaklanan kişilik bozukluklarında olduğu gibi, “hastalık hastalığı” olarak bilinen hipokondriazis rahatsızlığı da, bilinçaltında yer edinmiş bir çok etkenden kaynaklanmakta olan farklı psikolojik olumsuzlukların ve kişilik bozukluklarının doğrultusunda oluşabilmektedir.

    Hastalık Hastalığı Nasıl Oluşur?

    Hipokondriazis, yani hastalık hastalığı nevrotik bir atipik somatoform bozukluğu olarak kabul edilmektedir, dolayısıyla psikolojik unsurlardan olumsuz bir yönde beslenmektedir. Hastalık hastası, yani hipokondriyak birey, erken yaşlarda ya da erişkin yaşlarda tanık olduğu, kendisinde ya da yakın çevresinde yer alan bireylerde meydana gelen hastalık, sakatlık, ölüm ve benzeri olguları olumsuz bir şekilde algılaması ve yorumlaması doğrultusunda bahsi geçen rahatsızlığa, yani hastalık hastalığına, hastalanma korkusuna kapılabilmektedir.

    Ancak, rahatsızlığın sebebi her zaman bu kadar basit bir şekilde teşhis edilemeyebilmektedir. Zira, psikolojik bir rahatsızlık olan hipokondriazis, bireyin bünyesinde bulunan başka ve bireyce fark edilmeyen psikolojik rahatsızlıklardan ya da kişilik bozukluklarından, karakteristik özelliklerden bile meydana gelebilmekte, oldukça kompleks bir yapıya sahip olabilmektedir. Örnekse, hastalık hastalığı, kendisiyle ve bedeniyle olumlu ya da olumsuz bir biçimde haddinden fazla ilgilenen bireylerde, yani narsistik hal ve tavırlar sergileyen ya da özgüveni düşük olduğundan bedenini gereksiz inceleyen ve kendince yorumlayan bireylerde çok daha fazla görülmektedir. Etyolojik olarak hastalık hastalığı, somatizasyon bozukluğunda da görüldüğü gibi, en temel ve belirgin narsistik kişilik, karakter organizasyonuna ait özelliklerden biri olarak görülebilmektedir.

    Hastalık Hastalığı Nasıl Tedavi Edilir?

    Hastalık hastalığı süreci, bireyden bireye bazen kronik, bazen dalgalanmalı bazen de durağan olarak gözlemlenebilmektedir. Hipokondriazis hastalarının, yani hipokondriyak bireylerin çok az bir kısmında (yalnızca %5) kendiliğinden bir düzelme, tamamen iyileşme görülebilmektedir. Hipokondriazis, hastalık hastası olan bireyin sosyal ilişkilerini ve becerilerini son derece olumsuz bir yönde etkileyebilir ve aile içinde olumsuzluklara yol açabilir, gündelik ve iş hayatını da negatif olarak etkileyebilir. Dahası, ciddi bir hastalığa yakalanmış olma ya da yakalanmaktan korkma haliyle birlikte, kendisiyle herhangi bir olumsuzluk ve kriz anında ilgilenebilecek birinin bulunamama ihtimalinden endişelenerek monofobi, yani yalnız kalma korkusu ya da tanatofobi, yani ölüm korkusuna da oldukça şiddetli bir şekilde kapılabilir. Oldukça yaygın bir rahatsızlık olan hastalık hastalığı, tek başına dahi son derece stesli ve yoğun baskı yaratan psikolojik olumsuzluklara neden olabilmekte ve beraberinde birçok şiddetli kişilik bozukluğuna da neden olabilmektedir. Kendi kendine düzelme sürecinin son derece etkisiz olmasından dolayı, hipokondriyak bireylerin profesyonel bir psikolojik ve psikiyatri rehberliğinde tıbbı bir müdahale alması zaruridir. Hastalık hastalığının kaynağı olan psikolojik ve psikiyatrik etmenlerin teşhis edilmesi ve tanılanmasının yanı sıra, hipokondriazis süreci boyunca oluşan psikolojik ve psikiyatrik ve manevi tahribatın da onarılması adına bu alanlarda uzman olan profesyonel psikolog ve psikiyatrlardan yardım alınması son derece önemlidir ve kesinlikle tavsiye edilmektedir. Psikolojik tedavi sürecinde, hastanın yakınlarının da yer alması son derece önemlidir. Zira hipokondriyak birey, çevresini de manevi olarak son derece olumsuz bir şekilde etkilemektedir ve çevresindeki bireylerin de psikolojik ve psikiyatrik bir rehberliğe ihtiyaç duyması olasıdır.

    Adil MAVİŞ

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • PSİKOLOJİK HASTALIKLAR

    PSİKOLOJİK HASTALIKLAR

    Hastalığım Psikolojik Mi?

    Doktor doktor dolaşırsınız en sonunda bir doktor size “Senin sorunun psikolojik” der. İşte o anda sizin de kafanıza takılır “Şimdi benim psikolojim bozuldu mu?” Ya da “Ben deli miyim?”Diye merak edersiniz. Psikolojik kökenli rahatsızlıklar bizi dört şekilde etkiler;

    • Zihinsel (Örneğin;Rahatsız edici düşünceler)

    • Davranışsal (Örneğin;Öfke veya tahammülsüzlük)

    • Algısal Örneğin;Kendini bu dünyaya ait hissetmeme)

    • Fiziksel (Örneğin ağrılar, kaşıntı, kabızlık)

    Hiçbir sağlık uzmanı delilik kavramını kullanmaz. Ama içimize bir şüphe düştüğünde deli olmadığımıza ikna olmak için bir sürü psikolojik sorunumuzu görmezden gelebiliriz.

    Hangi rahatsızlık olursa olsun teşhis konulmadan tedaviye başlanmaz. Ancak diğer branşlardan farklı olarak hiçbir hasta da kendisine psikolojik bir hastalığın teşhisi konulmasından hoşlanmaz. Uluslararası düzeyde kullanılan ölçekler arasında yüzlerce psikolojik hastalıklar tanımı yapılmıştır ve bunlar arasında en yaygın görülenleri depresyon, bağımlılıklar, anksiyete, madde bağımlılıkları, korku halleri, cinsel problemlerdir.

    Kim Bağımlı Olduğunu Bilmek İster ki?

    Hasta hastalığı özdeşleştirilmekten hoşlanmaz. Alkol alana alkolik, madde kullanana madde bağımlısı derseniz kimse kendini alkolik veya madde bağımlısı olarak görmeyecektir. Biz de böyle bir ilişkilendirme yapmayız. Örneğin alkolden vazgeçemiyor, ihtiyacından fazla kalori alıyor deriz.

    250’den Fazla Psikolojik Rahatsızlık Vardır

    Bu rahatsızlıkları 10 katagoride topluyoruz. Her biri hakkında ayrı bir makale yazarak konuyla ilgili merak etteğiniz temel bilgileri öğrenebilirsiniz.

    1. Kaygı Bozukluğu ( Gelecek kaygısı, sürekli endişe hali, fobiler)

    2. Cinsel Sorunlar ((Erken boşalmak, orgazm olamamak, sertleşme sorunu, cinsel soğukluk)

    3. Uyku Bozuklukları ( Fazla uyuma, uyuyamama, uyurgezerlik, derin uyuyamamak)

    4. Madde Bağımlılıkları (Uyuşturucu, alkol, kafa bulucu ilaçlar)

    5. Çocuklarda Görülen Psikolojik Rahatsızlıklar (Aşırı öfke, dikkat dağınıklığı, uyumsuzluk)

    6. Kişilik Bozuklukları ve Psikolojik Rahatsızlıkları ( takıntılar, bağımlı kişilik, narsist, borderline)

    7. Psikotik (Hezeyan) Rahatsızlıklar ( Şizofrenler, paranoya)

    8. Nörobilişsel Psikolojik Rahatsızlıklar (Alzheimer, Parkinson)

    9. Yeme Bozuklukları ( Yediklerini kusma, aşırı yeme, belli şeyleri yiyememe)

    10. Duygu Durum Bozuklukları (Manik depresyon, bipolar bozukluk, depresyon, aşırı üzüntü)

    Psikolojik Rahatsızlıklar Neye Göre Teşhis Edilir?

    Hastanın şikayetleri dinlenerek uygun teşhis konulur. Bana gelen hastaların büyük bir kısmı önce başka branştan bir uzmana gitmiş ve pek çok tetkikini yaptırmış olarak gelir. Bir yandan bilmek ister, “Gerçekten bu rahatsızlıklarım psikolojik mi? Bunları yaşamaktan psikolojim bozuldu” der.

    Psikolojik hastalıkların sınıflandırılması Amerika ve Kanada’da kullanılan DSM Amerikan Psikiyatri Derneği tarafından yapılmıştır. Bu güne kadar 250 hastalık sınıflandırılmış olup bu sınıflandırma güncellenerek geliştirilmektedir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • PSİKİYATRİST Mİ PSİKOLOG MU ?

    PSİKİYATRİST Mİ PSİKOLOG MU ?

    Psikiyatrist ile Psikologlar genelde karıştırılır. Psikiyatristler muayene sonunda hastalıklar çıkartmaya çalışır sonra da teşhis konulan hastalıklarla ilgili tedavi yöntemlerini kullanmaya başlar ve bunu genellikle ilaçlarla yapar. Psikolog Tıp doktoru değildir ve insanın içindeki mutsuzlukları teşhis ederek bu mutsuzlukların alternatif psikoteknik yöntemlerle çözümlemeye gider. Biri birinden daha iyi diye bir çıkarımda bulunmak doğru olmaz. Psikologlar bir tür danışmanlık ve rehberlik yaparken doktorlar bilincin direncini ilaçlarla kırmaya kimyasal yollarla değiştirmeye çalışır. Doktor insanın içindeki hastalığı teşhis ederek işe başlar psikolog insanın içindeki mutsuzluğu teşhis ederek kaynağını kurutmaya çalışır. Her ikisinin de insan doğasını anlama konusunda uzmanlaşmış ve onların ruh halleriyle iletişime geçebilmek konusunda yüksek bir uyum becerisine sahip olması gerekir. Uyuma giren hasta/danışan içinde bulunduğu durumdan daha kolay çıkabilirken. Diğerleri “Ben deli miyim”, “Benim bir sorunum yok benim dışımdaki herkes sorun” yaklaşımını sürdür ve bir anlama içinde bulunduğu şartların sorunlarını kronikleştirmeye başlar.

    Bir Psikolog Mu Psikiyatriste Mi Gitmeliyim Kararını Neye Göre Vermeliyim?

    İnsan kendi kendinin doktoru olmalıdır” Ancak doktor olsanız bile kendinize doktorluk yapmak konusunda yetersiz kaldığınız zamanlar olabilir. Bu durumda sağlığınızı kendinize emanet etmek yerine güvenebileceğiniz bir uzmanla yola devam etmelisiniz. Hassas ayarlarınıza dokunacak biri aynı zamanda çok güvenebileceğiniz biri olmalı ve her iki uzmanlık alanından da yararlanmalısınız. Öncelikle bir psikiyatriste gidip durumunuzla ilgili doktor gözüyle değerlendirilmesini sonra içinizden iyileşme sürecini başlatmak üzere bir psikologdan yardım almanızı öneririz. Önce bir psikoloğa gittiyseniz, psikoloğunuz ihtiyaç görmesi halinde de sizi zaten psikiyatrik muayeneye yönlendirecektir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.