Etiket: Terapi

  • Psikoterapide Bir mucize yöntem Emdr

    Psikoterapide Bir mucize yöntem Emdr

    • Psikoterapide Bir mucize yöntem Emdr

    Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma Ve Yeniden İşleme Olan Terapi Yöntemi EMDR Terapisi, Dünya Sağlık Örgütü Tarafından Kabul Edilen Kısa Süreli Çözüm Odaklı Bir Terapi Tekniğidir.

    Emdr Terapisi Sürecinde Gerçekleşen Olay; Beynin Uykunun Ram Evresinde Yaptığı Bilgi İşleme Sürecini Göz Hareketleriyle Ve Diğer Uyaranlarla Beynin Sağ Ve Sol Loblarını Uyararak, Sağlıksız İşlenmemiş Anıyı, Tekrar İşleyerek Sindirmek Ve O Anıyı İşlevsel Hale Getirmekten Oluşmaktadır.

    Sindirim Sistemini Bilmeyen Yoktur.En Basit Haliyle Besinin Alınması, Parçalanması, İşlenip Dönüştürülmesi, İleride Kullanılmak Üzerine Saklanması, Yararsız Kalan Kısmınınsa Dışarıya Atılmasından Oluşmaktadır. Ruhsal Sindirim Sistemi De Bu Şekilde Çalışır; Bilgiyi Alır ,Sindirir, Yararlı Olanı Saklar ,Yararsızı Vücuttan Atar.

    Bazen Sindirimi Zor Şeyler Yediğimizde Karın Ağrısı, İshal ,Kabızlık Gibi Sorunlar Yaşanmasına Neden Olur. Hayatın İçinde Yaşanılan Bazı Olaylar, Kişinin Baş Etme Becerisinin Üstünde Çıktığında Durumu Sindiremez. Bu Sindirilemeyen Durumu Psikolojik Travma Olarak Adlandırırız Ve Bu Durum Kişinin Hayatını Bazen Kişinin Farkında ,Bazen Farkında Olmadığı Şekilde Olumsuz Şekilde Etkilemeye Devam Eder.

    Bu Olay Hatırlandığında

    1. “Aklıma Geldikçe Tüylerim Diken Diken Oluyor,
    2. Mideme Ağrılar Giriyor,
    3. Kalbim Sıkışıyor,
    4. Boğazım Hala Düğüm Düğüm Oluyor,
    5. Karnımda Sanki Taş Var,
    6. Bedenim Kas Katı Kesildi, Buz Gibi Oluyor,
    7. Omuzlarımda Bu Yükü Hala Taşıyorum, Vb.’’
    8. Şikayetlerle Kendini Gösterirken ,
    9. Hatırlanamadığında Yani Bilince Gelmediğinde;
    10. Nedenini Bilmiyorum Ama Köpeklerden Korkuyorum,
    11. Bu Sokaktan Her Geçtiğimde Midem Bulanıyor,
    12. Bahar Ayı Çok Güzel Ama Beni Melankolik Yapıyor,
    13. Ne Zaman Oraya Gitsem Ellerim Titriyor,

    Vb.Gibi Şeyler Söylenir .Bu Durumlar Ve Benzer Söylemler, Bize Ruhsal Sindirim Sisteminde Sindirilemeyen Şeylerin Olduğunu Gösterir.

    Bu Durumdan Sürekli Olarak Bilinçli Yada Bilinçsiz Çıkmaya, Kurtulmaya , Bu Durumu Çözmeye Çalışırız.(Unutmaya Çalışarak,Yokmuş Gibi Yaparak,Kendimizi Ve Herkesi Suçlayarak) .Ama Bu Çalışma ,Durumu İyileştirmediği Gibi Daha Da Kötü Hale Getirip Değersizlik, Güvende Asla Olamamak, Güçsüzlük Gibi Kişinin Kendiyle İlgili Olumsuz Düşüncüler Ve Hislerle Kalmasına Neden Olur. Bu Durumun Kaderi Olduğunu Kabul Etmeye Çalışarak Yaşamaya Devam Eder.
    Yaratılışımızda En Büyük Güç Ve Mucize Belki De Bedenimizin, Zihnimizin Kendini Onarma Kapasitesidir. Bu Kapasitenin Tekrar Harekete Geçmesini Sağlayan Bir Yardımcı Destek Tekniğidir

    EMDR.

    Kendinize Söylediğiniz Bazen Söylemekten Kaçtığınız Değersizim, Sevilmeyi Hak Etmiyorum, Suçluyum, Acizim, Yetersizim, Güvende Değilim, Çaresizim,Beni Kimse Anlamıyor, Yalnızım Gibi İnançlarınız Varsa Çözüm EMDR Olabilir.
    Bazı Fobileriniz Varsa Örneğin Uçağa Binememe, Kedi, Köpek,Kapalı Alan Korkusu, Sosyal Ortamlarda Konuşama Gibi Daha Bir Çok Sorununuz Varsa EMDR İle Kısa Sürede Bu Şikayetlerinizden Kurtulmanız Mümkün Olmakta.

    • Emdr İle İlgili Sık Sorulan Sorular

    Danışanlarımızla Yaptığımız Ön Görüşmlerde Eğer Bahsettiği Şikayetleri Emdry’le Devam Edebileceğimizi Söylediğimizde Bazı Sorular Soruyolar Bu Sorular Ve Cevapları;

    • Emdr Hipnoz Mu?

    Hayır,Hipnozda Yarı Trans Şeklinde Uygulamalar Mevcutken Emdr Bilinç Tamamen Açıktır.

    • Emdrde Telkin Mi Veriyorsunuz?

    Hayır,Emdr De Bahsedilen Konu Hakkında Herhangi Bir Telkin Verilmez.

    • Emdr Kaç Seans Sürer?

    Bu Süreye Sorunun Ve Danışanın Durumuna Göre Belli Olur.Dolayısıyla Bir Seans Sayısı Vermek Yanlış Olur Ama Ortalama Depresyon Kaygı Bozuklukları Gibi Durumlarda 8-14 Seans Süresi Yeterli Olmaktadır.

    • Emdrle Çalışırken Herşey Daha Kötü Olur Mu ?

    Hayır,Emdr İle Çalışılan Olay Hakkında Daha Kötü Olunmaz Ancak Bastırılan Olayla İlgili Durum Ele Alındığından Rahatsızlık Verebilir Ama Uzman Bir Terapistle Bu Durumlar Sağlıklı Şekle Dönüşür Altında Başka Bir Travmatik Olay Varsa Onla Çalışılmaya Devam Edilir.
    Hayatın İçinde Hangi Olayların Sonucunda Emdr Terapisi Etkili Olmaktadır.
    Yukarıda Da Belirtiğim Üzerine Yaşamın İçinde Her Türlü Güçlüğe,Zorluğa Karşı Sistemimiz Sürekli Mucizevi Şekilde Çalışmaktatır.Ancak Bu Sistem Bazen Olması Gerektiği Gibi Çalışmamakta Ve Hiç Ummadık Anca Hayatı Sekteye Uğratacak,Yaşam Kalitesini Bozacak Bir Hale Gelinmektedir.İşte Bu Durumlarda Emdr Terapisi Yardımcı Olmaktadır.

    Herkesin Başına Gelebilecek Bu Durumları Sıralayacak Olursak
    Doğumöncesi Anne Karnı Başta Olmak Üzere
    Doğum Sırası
    Erken Dönem Çocukluk Tramvaları
    Cinsel İstismar, Taciz, Tecavüz, Terk Edilme, Kardeş Kıskançlığı, Anne Baba Kaybı, Okul Değişikliği, Öğretmen Değişikliği, Kıskançlık,
    İzlenen Bir Filmde Bir Sahne, Dinlenen Bir Hikayede Ki Olay, Şiddettin Her Türlüsü
    Vahşet Ve Dehşet Edici Bir Olayda Bulunmak yada Şahit Olmak( Tv’ de İzlemek Bile)
    Ayrılık, Boşanma, Aldatılma, Terk Edilme, Sınav Kaygısı, Panik Atak, Takıntılar, Tanısı Konulamayan Bedensel Ağrılar
    Gibi Kişinin Hayat Kalitesini Bozan Tanı Olay Karşısında EMDR Tekniği Dünya Sağlık Örgütü Tarafından Kabul Edilen Hızlı İşleyen; Bilmeyenin Kuşkuyla baktığı bilenin Mucizesine Bizzat Tanık Olduğu Psikoterapi Terapi Tekniğidr.
    Sizde Bu Durumları Yaşıyorsanız Emdr Tekniği Her Zaman Çözüm İçin Sizi Beklemektedir.

  • Çift ve Aile Terapisine Ne Zaman İhtiyacımız Olur?

    Çift ve Aile Terapisine Ne Zaman İhtiyacımız Olur?

    Aşık olduğumuzda aklımıza gelecekte acı çekme ihtimali gelmez. Aşkın başlangıcında bizim için sadece neşe ve karnımızda uçuşan kelebeklerden başka bir şey yoktur. Her şey “onunla” güzel, hatta mükemmele yakındır.

    Ancak ne yazık ki işler zamanla değişebilir. İnsanlara bakışımız bile… Hatta aşık olduğumuz kişi de etkilenebilir bu değişimden. Çok sevdiğiniz alışkanlıklarınız rahatsız etmeye başlayabilir. Daha önce ortak fikriniz bulunan konulara bakış açınız değişebilir; farklı bakış açılarıyla tartışmalara başlayabilirsiniz. Partnerinizin hep “aynı” oluşu size bir zaman sonra “sıkıcı” gelmeye başlayabilir. Ya da tam tersi olarak, partneriniz o kadar değişir ki neredeyse tanımıyor gibi hissedebilirsiniz. Ve tüm bütün bunlar ilişki içindeyken artık kendinizi mutsuz hissetmenize ve tatminsizliğinize sebep olabilir.

    Bu durum partnerler birbirleriyle açıkça konuştuklarında genellikle çözülür. Ama ilişkilerdeki problem asıl burada başlıyor: sorunlarla yüzleşecek olmanın kaygısı. Çoğu zaman bu kaygıyla ve bu kaygıya eşlik eden konuşmayı nasıl başlatacağını bilememek tarafları harekete geçmekten alıkoyabiliyor. Daha önce denemiş olsanız da, bir şeylerin ağzınızdan yanlış çıkması yanlış anlaşılmanıza ve tartışmanın daha da büyümesine neden olabiliyor. Aradaki sorunlara izin verilmesi ve bu sorunlarla örülen duvarlar sonucunda ise tek yol ayrılık gibi gözüküyor.

    Ayrılık, uzun süren sıkıntılar sonucunda zorunlu gibi görülse de, ya içten içe partnerlerin birbirine olan sevgisi devam ediyorsa ve çiftlerin içinde hala ilişkiyi yoluna koyma arzuları bulunuyorsa? Bu noktada ilişkiyi kaybetmekten başka çözüm yolları olabileceğini düşünmemiz gerekiyor. Çoğu yolu denemiş olsanız bile, dışardan bir gözün size yardım edebileceğini kabul etmeniz, denemediğiniz çözümlerden bir diğeri olabilir. Dışarıdan bakan o kişiyi bir “yabancı” olarak görmektense yaşadığınız sorunlara karşı eğitimli ve donanımlı biri olarak görmeniz size ilişkinizdeki sorunların üstesinden gelmenize yardımcı olacaktır. Bu kişi bir danışman ve rehber olarak size yeni bir bakış açısı kazanmanıza yardım edecektir.

    İlişki ve aile danışmanlığı ya da diğer bildiğiniz isimlerle çift terapisi ve evlilik terapisi gibi terapi yöntemlerinde danışman, bilinenin aksine, çiftlere kesinlikle ne yapıp ne yapmamaları gerektiğini söylemez. Bunun yerine terapi odasında siz ve partneriniz, geçmişinizi ve şimdiyi yansıtarak, her şey hakkında konuşarak geleceğinizi şekillendirirsiniz. Çift terapisinin en önemli noktası ise, çiftlerin kesinlikle birbirlerine açık olabilmeleridir. İyi bir dinleyici olmak ve altta yatan gerçek sorunu bulmak için anlamaya yardımcı olmak gerekmektedir. Danışman ise bu noktada rehber görevi görerek, farkındalığı arttıracak ve direnç gösterilen noktaları açmak, konuşmanın devamını sağlamak için çalışacaktır. Terapistiniz sizin adınıza sorumluluk almayacak, karar vermeyecektir ve asla taraf tutmayacaktır. Çift terapisindeki asıl amaç ilişkidir ve terapist ikiniz için de oradadır. Konuşmaktan korkulanlar, yanlış inançlarınız, geçmişiniz ve geleceğinizle ilgili kaygılarınızı çift terapisinin konularını oluşturabilir.

    Bu noktada “ne zaman yardımı almak daha doğrudur?” sorusu akıllara gelebilir. Ne zaman size “doğru” gelirse, ne zaman “ihtiyacınız olduğunu” düşünürseniz. Küçük sorunlar, mutluluk söz konusu olduğunda hiçbir zaman küçük değildir. Kafanızı kurcalayanın “gerçek bir ilişki sorunu” olmadığını düşünebilirsiniz ama eğer iki partner arasındaysa sorun, hepsi çözmeye değer, gerçek bir ilişki problemidir.

    Çift ve aile terapileri, tarafların hep bir arada kalması gerektiğini de garanti etmez. Terapiye gidiyor olmanız, ayrılmayacaksınız demek değildir. Eğer ilişkide kalmak iki taraf için de yararlı değilse, terapi bu durumu fark etmenize, nelerin yanlış olduğunu görmenize ve daha anlayışlı bir şekilde ilişkiyi sonlandırmanıza yardımcı olacaktır. Hatta böylece “nedenler ve keşkeler”den uzak bir ayrılık yaşanabilecektir. Üstelik eğer çocuklar da varsa arada, onlara da daha sağlıklı bir ortam sağlanmış olacaktır.

    Unutulmaması gereken nokta ise, çift ve aile terapisinin her zaman yararlı olacağı. Sonucu ne olursa olsun. Kendinizi tanıyarak, partnerinizi anlayarak, farkındalığınız artmış bir şekilde daha güçlü hissetmeniz için bir uzmandan destek isteyebilirsiniz. Küçük problemlerin büyük sorunlara dönüşmesini beklemeyin. Şu an bu ilişki içindesiniz ve ikiniz de bu ilişkiyi sevgiyle yaşamayı hakediyorsunuz.

  • BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİ İLE İLGİLİ TÜM MERAK ETTİKLERİNİZ

    BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİ İLE İLGİLİ TÜM MERAK ETTİKLERİNİZ

    Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), bir psikoterapi çeşididir ve 1970 li yıllarda Dr. Aaron Beck ve Albert Ellis tarafından ortaya çıkarılmıştır. İlk başlarda sadece “depresyon” tedavisi için uygun gözükse de günümüzde özellikle anksiyete bozuklukları, fobiler, sosyal kaygı, panik bozukluk, anksiyete bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk, travma sonrası stres bozuklukları, yeme bozuklukları ve hatta kişilik bozuklukları gibi pek çok rahatsızlıkta kullanıldığı ve başarılı sonuçlar elde edildiği uluslararası yayınlar ile ispatlanmıştır.

    En basit haliyle tanımlamak gerekirse Bilişsel Terapi’nin ana teması “olayları olduğu gibi değil, olduğumuz gibi görürüz” felsefesine dayanmaktadır. Bir durum karşısında üzülmemiz, kızmamız, şaşırmamız vs. olayı nasıl algıladığımıza bağlıdır. Geçmişte yaşadığımız olumsuz yaşam olayları bizde bir takım kalıplaşmış düşünce ve inançlar meydana getirir. Bu inançlar daha sonra kişinin yaşadığı olayları gerçekten uzak ve çarpık biçimde algılamasına yol açarak ruhsal bir takım sıkıntılara sebep olur. Olumsuz düşünceler algımızı çarpıtır ve olan olayı negatif algılama eğilimimiz doğar. Olayların duygu ve düşünce ile olan ilişkisini inceleyen BDT ile tedavide, çarpıtılmış algımızı çeşitli teknikler ile düzenleyip, olaylara daha rasyonel bir bakış açısıyla bakmamıza yardımcı olur.

    Tekniğin “Davranışçı” kısmında ise direk olarak uygunsuz davranışlar üzerine odaklanılır. Terapinin mantığı anlatılarak olumsuz yaşam olayları karşısında kaçmak yerine ne şekilde savaşılabileceği danışana öğretilir.

    Genellikle seanslar haftalık olarak devam eder ve kademeli olarak 15 günde 1 daha sonra da yada 1 olmak üzere görüşme arası açılır. Danışanın koyduğu hedefler doğrultusunda terapi gündemi belirlenir ve oradaki sorunlarla baş etmek için sistemli olarak ilerlenir. Sıkıntının yoğunluğu ve çeşidine göre değişmekle beraber ortalama 8-10 seans sonra danışanda iyileşme gözlenebilir. Daha sonra terapi yavaş yavaş sonlandırılır ve danışan 6 ay sonra kontrol görüşmesine çağırılır.

    BDT doğası gereği “şimdi ve burada” ilkesine dayandığı için geçmiş yaşantıdan daha çok güncel yaşantı üzerine odaklanır. Çünkü geçmiş, olup bitmiştir ve artık onun için yapacak bir şey kalmamıştır. Gelecek ise çok uzaktadır; elden geldiği kadar geçmişte yaşanacakların bir kısmı kontrol edilse de büyük kısmı için kişi çaresiz kalmaktadır.

    BDT den yararlanma tamamen uzmanın bu tekniği iyi bilmesine ve danışanın bu teknikle çalışmaya istekli, verilen ödevleri yapmaya motivasyonlu ve değişime açık olmasına bağlıdır. BDT’nin en önemli tarafı, kişi bir eğitim sürecinden geçtiği ve bunu gerçek yaşantısında nasıl kullanacağını öğrendiği için hayat boyut kaliteli bir yaşantıya sahip olmasıdır.

  • Sıkça Sorulan Sorular   Psikolog Akıl Verir Mi?

    Sıkça Sorulan Sorular Psikolog Akıl Verir Mi?

    Akıl vermez; danışanı, kendi doğrularına göre yönlendirmez (örneğin; “işinizi değiştirmelisiniz”, “eşinizden ayrılmalısınız”, “bir süre aramayın, bırakın o sizi arasın” gibi yönlendirmelerde asla bulunmaz).

    Psikolog İle Konuştuklarım Gizli Kalır Mı?

    Danışanın bilgi ve onayı olmadan, terapide konuşulan, paylaşılan bilgileri üçüncü şahıslara aktarmaz, katıldığı sosyal ortamlarda bu konulardan bahsetmez.
    Bir kişinin kendisinden terapi hizmeti aldığı bilgisini, danışanın izni olmadan, üçüncü bir şahısla (bu kişi danışanın annesi, babası, kardeşi, eşi bile olsa) paylaşmaz.

    Psikolog Tanıdığı Kişilere Terapi Uygular mı?

    Psikolog tanıdığı kişilere terapi uygulamaz. Profesyonel ve sağlıklı bir danışmanlık ya da terapi süreci için mesleki etik kurallar çerçevesinde arada sadece terapist ve danışan ilişkisi bulunmalıdır. Bununla birlikte danışanlarıyla seanslar dışında görüşmez, arkadaşlık etmez.

    Psiko Terapi Almalı mıyım ?

    Psikoterapi kişinin düşünce bozukluklarının konuşarak bulunduğu, kişiye farkettirildiği ve bu sayede kişinin düşünce sisteminde dolayısıyla hayatında da değişimin sağlandığı bir süreçtir. İlaç tedavisi kişinin var olan sorunla başa çıkmasında psikoterapiye destek verir. İlaç tedavisi kişinin var olan problemini ilaç tedavisinin uygulandığı süre boyunca iyileştirse de sorunu tamamen ortadan kaldırmayabilir. Kişinin ilaç tedavisini bıraktıktan sonra tekrar aynı problemi yaşamaya başlaması muhtemeldir. Psikoterapi yaşanan sorunun ana nedeninin bulunmasını sağlayarak, sorunun tamamen ortadan kaldırılmasını sağlayacaktır. Obsesif kompulsif bozukluk, sosyal anksiyete bozukluğu, panik bozukluklarda kişinin ilaç tedavisi alması sorunu ortadan kaldırma konusunda çok etkin olmayacaktır. Psikoterapi bu bozuklukların tedavisinde oldukça işlevseldir. Depresyon hem psikoterapi, hem de ilaç tedavisi gerektiren bir hastalıktır. Günlük yaşamda karşılaşılan problemler, tercih aşamaları, karar verme güçlüklerinde yine psikoterapi veya danışmanlık hizmeti almak gereklidir.

  • Çocuk psikoloğu – terapisti kimdir ? Nasıl calışır ?

    Çocuk psikoloğu – terapisti kimdir ? Nasıl calışır ?

    Ebeveynler çoğu zaman kime danışacakları ve ne zaman danışmanın uygun olduğu ile ilgili endişe yaşarlar. Terapi nedir veya çocuklarının ne şekilde etkilenecekleri ile ilgili sorular ile gelirler. Bu sorular, « Çocuk psikolojisi » ve genel anlamda « ruh sağlığı » alanlarınınülkemizde henüz yeni oluşundan ve bircok sorunun cevapsız kalıyor olmasından kaynaklanır. Peki o halde psikoloğa ne zaman danışılır?
    Bazı durumlarda semptom kendini daha açık bir şekilde ifade eder ; örneğin alt ıslatma, ileri yasta parmak emme, uykusuzluk, ağlama. Ancak, huzursuzluğun kendini daha örtük bir şekilde ifade ettiği durumlar da vardır. Aile burada değerli bir gözlemci rolünü oynar çünkü çocuktaki farklılığı tespit edecek olan anne ve baba olacaktır. Çocuklarında, genel günlük yaşantısından farklı olarak bir içe kapanma, huzursuzluk veya kızgınlık, öfke gördükleri taktirde ve bu durumun tekrarlandığını düşündükleri durumlarda bir uzmana danışılması uygundur.
    Bazen davranışlarda, bazen duygularda bazen de her iki alanda bir değişiklik görülebilir. Bu, çocuğun, çoğu zaman kendisinin de farkında olmadığı bir durumla ilgili ifade etmekte güçlük çekiyor olduğu anlamına gelebilir. Peki bu durumda psikolog ne yapabilir ?
    Çocuklarla calışmanın birçok farklı yolu vardır, bunlardan biri, oyun terapisidir. Bu yöntem çocuğun kendini oyun kahramanlari aracılığı ile ifade etmesine olanak tanır. Başka bir deyişle, çocuk, iç dünyasını farklı insancıklar veya hayvancıkların ağzından anlatarak biraz durumdan uzaklaşabilir. Bazen, rahatsız eden bir durumu olduğu gibi anlatmak zordur ve yetişkinler bile bunu gerçekleştirmek için başka yollar ararlar. Oyun oynayarak anlatmak her zaman daha rahatlatıcıdır. Bir oyun kahramanının başına gelenlerin ardında çocuğun kendisiyle ilgili durumlar gizlidir. O gizlenenleri duymak ise terapistin, psikologun izlediği yola ve kulağına bağlıdır. Seanslar ilerledikçe ve güven ilişkisi kuruldukça oyun ve gerçek hayat arasındaki bağları kurmak psikoloğun en önemli işidir.
    Çocuklar kendilerini oyun aracılığı ile ve dolayısı ile dolaylı bir şekilde anlattıkça rahatlarlar. Bazı duygularla karşılaşırlar, kendilerine ait olduklarının farkına varınca şaşırırlar ve zamanla onları daha açık bir şekilde anlamaya başlarlar. Oyun terapisi duyguların daha rahat bir şekilde yaşanmasına yardımcı olur.
    Oyun terapisine başlamadan önce, aile ve çocuk ile birlikte bir ilk göruşme yapılır. Çocukla gerçekleştirilecek haftada bir seansların dışında ise, ebeveynler ve çocuk ile birlikte ayda bir göruşülür, karşılıklı olarak ve “gizlilik ilkesi” göz önünde bulundurularak paylaşımda bulunulur.

  • ÇİFT TERAPİSİNE BAKIŞ

    ÇİFT TERAPİSİNE BAKIŞ

    Bir önceki yazımda terapide kalmanın ve tedavi sürekliliğinin öneminden bahsetmiştik. Bu hafta Çift Terapisinden bahsetmek istiyorum. Bireysel terapide görülen çekingenlik aynı şekilde bu alanda da mevcuttur fakat biraz daha farklı şekillerde baş gösterir. Genelde çiftlerden biri diğerini gelmeye ikna edememekten şikâyet eder; ya da zorla getirildiğinde o bireyin motivasyonu oldukça düşük olur. Bunun en önemli nedenlerinden biri problemin kabullenilmemesidir.

    Bir ilişkinin ve ya evliliğin yürümesi için iki tarafında katkısı gereklidir. Fakat genellikle klinik ortamda rastladığımız; beraberlikte bir problem çıktığında taraflar bir birlerini suçlayarak bir çıkmazın içine girerler. Bir ilişkide suçlu, hatalı, problemli taraf aramayız ve bize gelen bireyleri de bunu yapmamaya teşvik ederiz. Terapi başvurusu için ilk geldiklerinde genelde ‘sorun bende değil karımda’ ve ya ‘sorun kocamda, siz onu düzeltin’ diye isteklerini belirtirler ve biz de onlara her iki tarafında sorumluluk alması gerektiğini ve diğer türlü kendileri ile çalışmamızın zor olduğunu belirtiriz. Çünkü az önce de belirttiğim gibi bir ilişki iki kişi tarafından yürütülür ve sağlıklı bir ilişki için iki tarafında çaba göstermesi gerekir.

    Çift terapisinde çift beraber bir sistem olarak ele alınır. İlişkisel süreçte çiftlerin karşılaştıkları problemleri semptom olarak ele alırız. Nasıl ki birey geldiğinde mutsuzluk, uykusuzluk gibi belirtilerden şikayat eder; aynı şekide bir çift içinde örneğin aldatma buna örnek olarak gösterilebilir. Bunu asla bir taraf suçlu o aldattı ve diğer tarafı kurban gibi ele alamayız. Eğer aldatma yaşayan bir çift terapiye geliyorsa bununla ilgili iki taraf da sorumluluk almalıdır. İnsanlar farklı nedenlerden dolayı evlilik dışı ilişkiye girerler. Genelde cinsel tatminsizlik ve ya yetersizlik olduğu gibi bir algı var fakat bu altta yatan sıklıkla rastlanan sebeplerden biri öfkedir. Bunun yanı sıra karşılanmayan duygusal ihtiyaçlarda aldatmaya sebep olabilir.

    Çift terapisinin ele alınması ile ilgili bu yazı haftaya devam edecektir…

  • Psikoterapi Nedir ?

    Psikoterapi Nedir ?

    Psikoterapi sürecini bilimsel ve sözlük anlamlarıyla açıklamadan önce bir öykü olarak

    bakarsak; hayat bir açık denize benzer gemi ise kişinin hayatıdır. Kişi hayat gemisini

    yürütmekle sorumlu kaptandır. Ne zaman ki fırtına koptu, yolu şaşırdı, girdaplar, başka

    gemiler çıktı işte o zaman minimum risklerle güvenli denizlere ulaşabilmek için kılavuz

    kaptan olarak psikoterapist devreye girer. İşte bu kılavuz kaptanla yapılan yolculuk

    psikoterapidir. Kişi daha sonra hayat denizinde aynı veya benzer sorunlarla karşılaştığında

    artık ne yapacağını gemisini nasıl kurtaracağını bilecektir.

    Batı dillerindeki kelime anlamıyla psikoterapi İngilizcesi “psycho” olan, can ve ruh

    anlamına gelen ve bir hastalık ya da bozukluğun tedavisi anlamına gelen “threapy”

    kelimelerinin birleşmesinden oluşur. Bu tanımlardan yola çıkarak sözlük anlamında

    psikoterapi ruhsal yolla tedavi etmek şeklinde tanımlanabilir. Bu tanım psikoterapiyi tam

    olarak açıklamaz. Kapsamı biraz daraltırsak psikoterapi danışanın medikal ve cerrahi yöntem

    kullanmadan değişik yöntemlerle kişinin kendini iyi hisssetme, moralizasyon ve topluma

    kazanma durumudur. Bu iyi hissetme, moralizasyon açısından bakıldığına her iyi hissetme

    örneğin ;öğretmenin öğrenciye, ebeveynin çocuğuna, din adamının cemaatine, şamanın

    halkına, doktorun hastasına yaptığı bilgilendirme, ikna gibi farklı uygulama ve yaklaşımlar

    psikoterapi kapsamına girer. Böylece bu tanımda psikoterapiyi açıklamakta yetersiz kalır.

    Psikoterapi bu geleneksel yöntemlerden daha farklı ve bilimseldir.

    Psikoterapide ilk akla gelen psikiyatrik rahatsızlıklar ve ruhsal sıkıntılar olsa da, eş,

    arkadaş, ve insan ilişkileri gibi ilişki zorlukları; kimlik karmaşaları ve arayışları, ahlaki

    ikilemler, cinsel sorunlar gibi kişinin iç dünyasında olup biten zorluklar gibi pek çok problem

    psikoterapi ihtiyacı oluşturur. Özetleyecek olursak psikoterapi zihinsel, duygusal ve toplumsal

    sorunlarla bş etmekte yetersiz kalan kişi, çift ya da gruplara belli bir amaç ve plan dahilinde

    belli teknik ve yöntemlerin duygusal bağ kurularak uzman kişilerce uygulanan bir tedavi etme

    bilim ve sanatıdır. Bu yolculukta danışanın kendi yöntemiyle anlatıyı veya öyküyü kendi

    sosyal ve kültürel bağlamından soyutlayarak kişinin bu öyküde altta yatan patolojik yapılarını

    keşfetmesine yoğunlaşır. Bu keşifte kişi haberdar olmadığı birçok yönünü görecek ve

    kendisiyle yüzleşecektir.

    Psikoterapi iki kişi arasında geçen sıradan bir sohbet olmadığına, insan gelişimini

    açıklayan felsefi ve bilimsel bir sistem olduğuna göre bu sistemin belirli yöntemleri, teknikleri

    ve çeşitleri vardır. Bugün dünyada birçoğu kullanılmayan sekiz yüzün üstünde psikoterapotik

    teknik olduğu iddia edilmektedir. Bu kadar çok teknik ve yaklaşımın olması belki de

    insanların bu kadar çok çeşitli olmasından kaynaklıdır. Bunların başlıcaları başlıklar halinde

    şunlardır:

     Psikianalitik yaklaşım

     Bilişsel davranışçı yaklaşım

     Dinamik yaklaşım

     Varoluşçu yaklaşım

     Hümanistik yaklaşım

     Sistemik yaklaşım vb.

    Kullanılan bazı yöntemler ise; grup terapileri, EMDR, hipnoterapi, çizim teknikleri,

    oyun terapisi, sanat terapi vb.

    Nasıl ki her insanın parmak izi farklıysa kişilik yapısı, gelişimi ve kültürü gibi bir çok

    özelliği de farklı olduğundan her teknik her insanda aynı etki ve sonucu yaratmaz. Orlinsky ve

    Howard (1986) 35 yıla yayılan bir araştırmanın sonuçlarını incelemişler ve terapinin ana

    unsurunun kullanılan kurama değil danışanla empatik ve önyargısız olarak kurulan bir bağ

    olduğuna işaret etmişlerdir. Psikoterapi sürecinde terapist ile danışan arasında bir güven

    ilişkisi kurulmalı, danışan anlaşılmalı, danışanın ne söylediği kadar nasıl söylediğine, neleri

    önemsediğiyle de ilgilenilmeli. Yani satır araları iyi okunmalıdır. Yardım amacıyla gelen

    danışanın yalnızca sorunlarıyla değil, çocukluğuyla, korkularıyla, endişeleriyle de

    ilgilenilmeli, odaya getirdiği kişiliği, kültürü ve yaşanmışlıklarıyla bir bütün olarak kabul

    edilmelidir. Dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli nokta da danışanını üzerinde güç arzusu

    doyurulacak bir nesne olarak görmemesidir. Danışanın terapiste güvenmesi, gerçekten

    işitildiğini, aynı duyguların paylaşıldığını, anlaşıldığını hissetmesi, terapistinin yardım etme

    becerisine, bilgisine ve hünerine sahip olduğuna, iyileşeceğine inanması başarılı bir terapi

    sürecinin anahtarlarıdır.

    Sonuç olarak neden psikoterapi almalıyız ?

     Kendimize bakabilmeyi öğrenmek, kendi sistemimizden kaynaklarla yüzleşip bu

    durumu çözebilmek için.

     Her zaman içimizde daha uzak hedeflere gidebilme kabiliyeti olduğunu görmek için

     Hayatta ki en büyük kaybın ölüm değil, yaşarken içimizde ölen şeyler olduğunu

    öğrenmek ve onları yaşatmak için.

     Hayat oyununda yaşadıklarımızın ya kazanç ya da öğrenme olduğunu fark etmek için.

     Asıl gerçeklerin içimizde olduğunu, dışarının sadece bir rüya olduğunu fark ederek

    uyanmak için.

     Bir takvim yaşı olmasa “kaç yaşındasınız?” sorusunu yanıtlayabilmek için.

     Kendimizi kötü hissettiren şeylerin aslında bizim onlara yüklediğimiz anlamlar

    olduğunu öğrenmek için.

     İnsanın hayal edip, inandığı seyleri başarabileceğini, merdiveni tırmanmak için başka

    güce değil iç gücünüze ihtiyacınız olduğunu görmek için.

     Kötü olasılıkları hesaplarken güzellikleri kaçırmamak için.

     Birlikteliklerde önemli olanın aynı düşünmek değil, birlikte düşünebilmek olduğunu

    fark edebilmek için.

     Mutlu evliliğin doğru kişiyle olmakla değil, doğru kişi olmakla olacağını kavramak,

    değişime önce kendimizden başlamak için.

     Tatlı dilin yılanı deliğinden çıkaracağını, keskin sirkenin küpüne zarar vereceğini tam

    manasıyla kavramak için.

     Ya çaresiz yada çarenin siz olduğunu öğrenmek için.

  • Aile ve Çift Terapisi Nedir?

    Aile ve Çift Terapisi Nedir?

    Bireylerin kendi aralarında kurdukları ilişki, duygusal ve ruhsal açıdan son derece önemlidir. Hayatımızın büyük bir bölümünü birlikte geçirdiğimiz ebeveynlerimiz, eşimiz, çocuklarımız ile olan ilişkimiz direkt olarak hayatımızı etkilemektedir. 
    Evlilik içerisinde çıkan çatışmalar, problemler, doğru bir şekilde çözülmediği zaman daha büyük sorunlara yol açabilmektedir. Aile ve çift terapisinin amacı, bu çatışmaları çözmek ve daha ilişkiyi daha sağlıklı bir boyuta taşımaktır.
    Aile terapisi bu sorunları çözümlerken kişinin kendisi ve partneri hakkında daha çok bilgi sahibi olmasını amaçlar, olaylara karşı tarafın gözünden bakabilmeyi, mevcut sorunlarla baş edebilme tekniklerini gelişmesini sağlar. 
    Aile ve çift ilişkilerinde problem yaşayan herkes bu terapi yönteminden yararlanabilir. Sıklıkla aşağıdaki konulara çözüm arar;
    Çift ilişkileri
    Evlilik problemleri
    Boşanma
    Çocuk ve ergenlerde davranış bozukluğu ve okul problemleri
    Aile yaşamında değişiklikler
    Ebeveynlik becerileri
    Üvey bireyi bulunan aileler destek.
    Psikoseksüel zorluklar
    Evlat edinme, üvey ebeveyn/çocuk ilişkileri
    Göç eden ailelere destek
    Aile ve çift terapisi uygulamalarının farklı yöntemleri vardır. Çoğu uygulamada görüşmeler çiftin birlikte katılımıyla sağlanır, çiftin kendi aralarındaki iletişimlerini gözlemlerken, yaşanan durumlara farklı bir pencereden bakabilmeleri, eşlerinin istek ve şikayetlerini anlayabilmeleri, partnerlerini tanımaları amaçlanır.
    Aile terapisti yaşanan sorunlarda arabuluculuk yapacak olan ya da suçlunun kim olduğuna karar verecek olan kişi değildir. Ya da size öğütler vererek aile olmayı öğretecek kişi değildir. Terapistin görevi aile bireylerinde farkındalık yaratmaktır. Bu farkındalık ile birlikte aile bireyleri kendi kararlarını veriyor olacaktır. 
    İlişkide yaşanan sorunu çözebilmek adına eşlerin birlikte hareket edebiliyor olması çok büyük bir avantaj sağlar. İki taraf da ortada bir çatışma olduğunun farkındadır ve bunu düzeltme niyetindedirler. Fakat bunun gerçekleşemediği durumlar da olabilmektedir. Bir psikologdan yardım alıyor olmak maalesef bazen çok yanlış yorumlanabiliyor. Çiftlerden biri bu fikre “ben deli değilim, sen git” ya da “benim ihtiyacım yok, sorun sende” gibi bir karşılık verebiliyor. Oysa aile ve çift terapisine katılan kişiler “deli” olarak nitelendirilemeyeceği gibi, terapi içerisinde amaç asla suçluyu bulmak değildir. Eşinize danışmanlık alma teklifinizi bir kavga esnasında ya da sorunları çok yoğun yaşadığınız bir anda söylemeyin. Olumsuz duygular varlığını sürdürürken böyle bir teklifte bulunmak çoğu zaman ters tepki yaratır. Kavga esnasında bu tip bir teklif ile geldiğinizde karşı taraf bunu bir eleştiri ya da hakaret olarak nitelendirip savunmaya geçer ve terapi fikrine kendisini kapatır.
    Kimi kişiler de kişilik yapıları ve toplumsal koşullanmalar ile birlikte “birisinden yardım alma” fikrine sıcak bakmayabiliyor. Bununla birlikte ailede yaşanan problemlerin gizli kalması ve üçüncü bir kişi ile paylaşılmaması gerektiği inancı terapiye katılıma engel teşkil edebiliyor. Eşinizin neden aile ve çift terapisi istemediğini anlamaya çalışın ve onu rahatlatmaya, bu durumun normal ve olması gereken olduğu konusunda ikna etmeye çalışın. Bu konuda bir terapistten de yardım alabilirsiniz.
    Her ne kadar tek başınıza problemli bir evliliği düzeltmeniz çok kolay olmasa da eşinizi ikna edemediğiniz durumlarda tek başınıza da bir terapistten yardım alabilirsiniz. Terapi sürecinde siz kendinizi tanıyabilir, kendi durumunuzu belirleyebilir ve üzerinize düşen düzenlemeleri uygulayabilirsiniz. Sizin evlilik içerisinde bir değişim sağladığınızı gören eşiniz de bu sayede terapiye dahil olmayı kabul edebilir. 

  • Oyun Terapisi Nedir ?

    Oyun Terapisi Nedir ?

    Oyun terapisi çocukların uyumlu ve mutlu olarak yaşamalarını hedefleyen gelişimsel bir

    terapi şeklidir. Çocukların oyunu ve oyuncakları kullanarak kendilerini ifade etme

    gereksinimlerine odaklanan özel bir süreçtir.

    Oyun, çocuğun genel anlamda hayatı deneyimlemesine olanak sağlayan, yaratıcılığını

    geliştiren, mekan ve zaman bütünlüğünü kavramasını kolaylaştıran, motor becerilerini

    destekleyen, genel gelişimine büyük katkı sağlayan bir eylemdir. Zihinsel ve motor

    becerilerini geliştirmesinin yanı sıra bir diğer özelliği ise çocuğun içinde yaşadığı duygusal

    çatışmaların çözülmesini sağlamaktır. Çocuk özellikle yalnız oyun oynarken, tamamen kendi

    kurguladığı oyunu oynar ve kendi içinde çözemediği sorunlarla oyuncaklar vasıtası ile

    yüzleşir.

    Oyun terapisi çocuğun yaşadığı sıkıntıları anlayabilmek ve çocuğu bunlarla yüzleştirip çözüm

    üretebilmesini sağlayabilmek üzerine kurulmuş bir yöntemdir. Çocukların kendilerini rahatça

    ifade edebilecekleri bir ortam oluşturulur ve bu güvenli ortamda çocuğun, yaşadığı sorunları

    farkedebilmesi ve bunlarla nasıl başa çıkabileceğini öğretilmesi esas alınır.

    Yetişkinler bir sorunla karşılaştığında bu sorunu çözebilmek adına farklı yöntemleri düşünür,

    işin içinden tek başına çıkamazsa bir uzmandan ya da güvendiği birilerinden yardım alır,

    çözümü sağlarlar. Fakat çocuklar bu sorun tespiti ve çözümünü yetişkinler gibi

    yapamamaktadır. Oyun terapisinde çocuklar bunu hayal güçleri ile yapmaktadırlar.

    Yaşadıkları hayalkırıklıklarını yeniden oyunda canlandırarak gerektiğinde yönlendirmeler ile

    alternatif baş etme yöntemleri keşfederler ve bunları gündelik yaşantılarına aktarmayı

    öğrenirler.

    Özel olarak tasarlanmış oyun odasında her biri özel olarak bir anlam taşıyan oyuncaklarla

    oynayan çocuk, terapistin kabul edici tavrı ile birlikte toplum ya da aile tarafından doğru kabul

    edilmeyen düşüncelerini çekinmeden aktarır. Bu durum hem çocuğun bu duyguları doya

    doya yaşayıp içini dökmesini sağlar, hem de bu duyguları nasıl kontrol edeceği konusunda

    terapistinden yardım alır.

    Yaşadığı problemin kaynağının farkında olmayan çocuk, oyun oynarken yaşadığı sorunları

    ister istemez oyuncaklar ile anlatır vaziyete gelmektedir. Mesela bir oyuncak evinde aile

    yaşantısı kurgularken baba oyuncağını sürekli olarak yerleştirmeyi unutması ya da öfkeyle bir

    kenara fırlatması çocuğun baba ile olan ilişkisinde bir şeylerin doğru gitmediğini işaret

    etmektedir.

    Oyun terapisinde “yönlendiren“ ve “çocuk odaklı” 2 tür yöntem kullanılmaktadır. Yönlendiren

    yöntemde terapist, belirlediği sorunlarla çocuğu yüzleştirmek ve çözümler üretmek adına

    oyunun kurgusunu belirler. Çocuk odaklı yöntemde ise terapist sadece figürandır, oyunu

    kuran, yöneten ve oynayan çocuktur, eğer çocuk isterse terapist de oyuna dahil olur. Duruma

    göre iki yöntem de terapi sürecinde kullanılır.

    Endişe, kıskançlık, korku, takıntı, özgüven problemleri, dürtüsellik, saldırganlık, uyum

    sorunları, yeme alışkanlıkları, uyku problemleri gibi konularda yardımcı olduğu gibi, yaşadığı

    ağır travmalarla (ölüm, boşanma, cinsel taciz) yüzleşip bu yaralarını sarmasına da olanak

    sağlamaktadır.

  • Çocuklarda konuşma bozuklukları

    Çocuklarda konuşma bozuklukları

    Gecikmiş konuşma, artikülasyon bozukluğu (harf söyleyememe), kekemelik, hızlı bozuk konuşma,otizme bağlı oluşan konuşma bozukluğu ve ses bozukluğu çocuklarda yaygın olarak görülen konuşma bozuklukları arasındadır. Bu yazıda bu tür konuşma bozukluklarıyla karşılaşıldığında ne tür terapi yöntemlerinin uygulandığından bahsedilecektir.

    Kekemelik, özellikle 2-5 yaş aralığındaki çocuklarda sıklıkla karşılaşılan bir akıcılık bozukluğudur. Çocuk kekelemeye başladıktan sonra terapist genellikle kekemelik kendiliğinden geçebileceği için;6 ay süresince aktif olarak çocukla terapiye başlamaz. Bunun yerine aileye çocuğun takılmalarını azaltmak için ne şekilde davranmaları ve nasıl iletişim kurmaları gerektiğini öğreterek belirli aralıklarla çocuğu gözlemler. Çocuktaki takılmaların
     6 ay süresinde kendiliğinden geçmediği durumda ise terapist çocukla birebir çalışmaya başlar.

    Kekemeliğin terapisinde uygulanacak teknik çocuğun yaşıyla yakından ilişkilidir. En yaygın olarak kullanılan yöntemler akıcılığın şekillendirilmesi ve lidcomb yöntemleridir. Lidcomb yöntemi yaşı daha küçük olan çocuklarda tercih edilir ve sürece aile de dahil edilerek terapistin uyguladıklarını evde uygulaması sağlanır. Akıcılığın şekillendirilmesi tekniğinde ise çocuğun konuşmasındaki nefes koordinasyonu, yumuşak başlangıç ve sözcükler arası geçişler tekrardan düzenlenerek, çocuğa takılmaların en aza indirildiği bir konuşma öğretilir.

    Artikülasyon bozukluğu çocuğun belirli sesleri (harfleri) doğru şekilde üretememesi olarak tanımlanır. Terapide ilk basamak çocuğa çıkaramadığı seslerin doğru şekilde sesletiminin öğretilmesidir. Bu süreçte konuşma terapisti abeslang, eldiven, ayna gibi materyallarden yararlanır. Çocuk doğru sesi çıkarmayı başardıktan sonra bu sesi sözcük, sözcük öbeği ve cümle içinde kullanma öğretilir ve ardından sohbet, Kitap okuma, resim anlatımı gibi çeşitli tekniklerden yararlanarak çocuğun sesletimini öğrendiği sesi günlük hayatta, konuşmasına aktararak genellemesi sağlanır.

    Gecikmiş dil, çocuğun anlama ve kendini ifade etme becerilerinin yaşıtlarının gerisinde olması anlamına gelmektedir. Gecikmiş dil ve konuşma terapisinde çocukla çalışmanın yanı sıra anne ve babayla çalışma büyük önem taşır. Öncelikli olarak ebeveynlere çocuğun dil ve konuşma gelişimini destekleyecek şekilde etkili iletişim kurma yöntemleri öğretilir. Ardından ebeveynlerin kurulan bu doğru iletişimi Oyun oynama ve kitap okuma gibi etkinliklerle desteklemesi sağlanır. Bu süreçte terapistin her seansta anne ve babanın çocukla oyun oynama ve kitap okuma esnasında çektikleri video kayıtlarını izleyerek geri dönüt vermesi gelişim açısından etkili olmaktadır.

    Konuşma terapisti terapi sırasında çocuğun konuşma ve anlama becerilerini destekleyecek çalışmalar yapar. Yapılan çalışmaların genel amacı çocuğun daha uzun cümleler kurması, sözcük dağarcığının geliştirilmesi ve sesleri (harfleri)doğru şekilde üretmesidir.

    Hızlı bozuk konuşma, kişinin normalden hızlı konuşması sebebiyle ortaya çıkan takılma, ses-hece atma, sözcük tekrarı gibi akıcısızlık problemlerinin görüldüğü bir konuşma problemidir. Hızlı bozuk konuşma terapisinde öncelikli hedef çocuğun konuşma hızıyla ilgili farkındalık sahibi olmasıdır. Terapist ses kaydı, süre tutma gibi tekniklerden yararlanarak çocuğun farkındalık kazanmasını sağlar. Ardından çocuğa basamaklar halinde kolaydan zora doğru konuşma hızını kontrol etmesi öğretilir. Bu süreçte nefes koordinasyonu ve yumuşak başlangıç gibi çeşitli yöntemlerden yararlanılır.

    Ses bozukluklarının en sık görülen belirtisi ses kısıklığıdır ve genelde bağırma, bağırarak ağlama, yüksek sesle konuşma gibi ses sağlığına zarar veren alışkanlıklara sahip olan çocuklarda görülür. Ses terapisinde öncelikli olarak çocuğun ses sağlığına zarar veren davranışlar hakkında farkındalık sahibi olmasına yönelik çalışmalar yapılır, ardından konuşma esnasında vokal kordlara zarar vermeden doğru şekilde ses üretimi çalışılır. Terapi esnasında vokal fonksiyon egzersizleri ya da rezonant terapi gibi tekniklerden yararlanılarak vokal kordlarda yer alan hasar giderilir, çocuğun sağlıklı sesine kavuşması ve bu sesi ileriki dönemlerde koruması sağlanır.