Etiket: Terapi

  • Psikoterapi Yöntemleri Nelerdir?

    Psikoterapi Yöntemleri Nelerdir?

    Dünyada uygulanan yüzlerce terapi yöntemi vardır.

    Temel olarak, ülkemizde en çok kullanılan terapi yöntemleri;

    PSİKANALİTİK TERAPİ

    Sigmund Freud tarafından temelleri atılan Psikanalitik Terapi’de, terapistin minimum müdahalesi esastır. Terapist geri plandadır. Bu terapi yöntemine göre kişinin davranışının temelinde, küçüklüğünde(özellikle yaşamın ilk 6 yılında) yaşantıladığı olaylar etkilidir. Terapist, danışanın davranışlarının geçmişte yaşadığı olaylarla bağlantı kurmasını ve içgörü kazanmasını amaçlar.

    PSİKODİNAMİK TERAPİ

    Psikodinamik yöntemle, bilinçdışına itilmiş, bastırılmış malzemenin bilinçüstüne çıkarılması amaçlanır. Psikanalitik yönteme göre farkı; terapist biraz daha ön plandadır. Danışanın problemlerinin iç çatışmaları ve duygularıyla olan ilişkileri üzerine daha güncel döneme yoğunlaşır.

    BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİ

    Terapistler bu terapi yöntemi ile; kişisel olay, düşünceler, algılar ve yargılar ile bireyin kendi hakkındaki açıklamalarına dikkat ederler. Açık ve örtülü bozuk davranışları anlama ve değiştirme için bu süreçleri çalışıp manipüle ederler. Terapi sürecinde, duygu düşünce ve davranışlar incelenir.

    ŞEMA TERAPİ

    Jeffrey Young tarafından geliştirilmiş bir terapi yöntemidir. Şemalar; çocukluk döneminde oluşmuş olan, bizi etkileyen uyaranların ne olduğunu anlamak için zihnimizde farkında olmadan oluşturduğumuz kalıplardır. Terapide, danışanın bu şemaların yaşamına olumsuz etkilerini fark ettirip, başa çıkma stratejilerinin geliştirilmesi amaçlanır.

    VAROLUŞÇU TERAPİ

    Bu terapi yönteminde danışanın sorun olarak gördüğü belirtileri ortadan kaldırmayı hedeflemek yerine, belirtilerin danışanın varoluşuna dair bir unsur olarak görmesini amaçlar. Sorunsuz veya çatışmasız bir hayattan ziyade, hayatın getirdiklerini anlamaya çalışır ve dönüştürmeye zemin hazırlar.

    GEŞTALT TERAPİ

    Geştalt’a göre; insan kendini olduğu gibi kabul ederek karşılaştığı durumları ve yaşamdaki zorlukları göğüsleyebilir. Bu terapi yönteminde danışanın potansiyelini fark ettirme amaçlanır, burada ve şimdiye odaklanılır.

    BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ

    Bütüncül Terapi, her terapi ekolünün insanın bir yönünü çok iyi tanımlarken bazı yönlerini anlama konusunda yetersiz kaldığını düşünmektedir. Bu terapi yönteminde danışanın karakter özelliğine, kültürüne, sorun alanına ve beklentilerine göre terapiyi daha yararlı hale getirebilmek adına kişiye özel sürecin yapılandırılması amaçlanır.

  • Terapi Çeşitleri Nelerdir?

    Terapi Çeşitleri Nelerdir?

    Bireysel Terapi

    – Bireysel terapi; danışan ve psikologun birebir çalışmasıdır. Kişinin kendini geliştirebileceği, günlük yaşamdaki zorluklarla nasıl baş edebileceği hakkında farkındalığını arttırabileceği bir süreçtir.

    Bireysel Terapi’de çalışılabilecek konular; depresyon, panik bozukluk, özgül fobiler, kaygı bozuklukları, travma ve yas, öfke kontrolü, sosyal fobi, özgüven eksikliği, obsesif kompulsif bozukluk, kişilik bozuklukları…

    Aile/Çift Terapisi

    – Evlilik veya ilişki terapisi de denebilir. Aile içindeki problemlerin üstesinden gelmek ve ilişkilerinin kalitesini arttırmak amaçlanmaktadır.

    Aile/Çift Terapisi’nde çalışılabilecek konular; boşanma, aldatma/aldatılma, kıskançlık, evlilik öncesi danışmanlık, aile içi iletişim…

    Cinsel Terapi

    – Bu alanda özel olarak eğitim almış psikologlar tarafından uygulanmaktadır. Cinsel terapide, çiftlerin cinsel yaşamlarındaki problemleri çözmek veya cinsel yaşamlarının kalitesini arttırmak amaçlanmaktadır.

    Cinsel Terapi’de çalışılabilecek konular; vajinismus, cinsel isteksizlik, erken veya geç boşalma, ereksiyon bozukluğu…

    Çocuk Terapisi

    – Çocuk Terapisi uygulayan kişiler bu alanda özel eğitim almışlardır. Çocuk ile anne-baba arasındaki iletişim, çocuğun ileriki yaşamında karşılaşacağı zorlukların üstesinden gelmede önemli rol oynar. Çocuk Terapisi ile erken yaşlarda fark edilen ve çözümlenen problemler, ileride karşılaşılacak olan daha büyük problemlerin aşılmasında kolaylık sağlar.

    Çocuk Terapisi’nde çalışılabilecek konular; okul fobisi, konuşma bozukluğu, tuvalet eğitimi zorlukları, çocuk istismarı…

    Ergen Terapisi

    – Ergenlik döneminde, ergen ile ailesi arasındaki iletişim her zamankinden daha zorludur. Ergen Terapisi’yle bu zorluğun kolaylaştırılması, aile ile iletişimin kuvvetlendirilmesi ve ergenin problemlerinin çözülmesinde destek sağlanmaktadır.

    Ergen Terapisi’nde çalışılabilecek konular; sınav kaygısı, okul başarısızlıkları, duygusal dengesizlikler…

    Grup Terapisi

    – Grup Terapisi sayesinde, kişiler kendileriyle aynı sorunlarla karşı karşıya kalmış diğer insanlarla bir araya gelip yalnız olmadıklarını fark ederler. Daha önce aynı problemleri yaşayıp üstesinden gelmiş kişilerle karşılaştıklarında kendi problemlerinin de çözülebileceği hakkındaki umutları artar.

    Grup Terapisi’nde çalışılabilecek konular; alkol, sigara, madde bağımlılığı, yas, ayrılık ve travmalar, kumar bağımlılığı…

  • Bireysel Terapi / Bireysel Danışmanlık Nedir?

    Bireysel Terapi / Bireysel Danışmanlık Nedir?

    Bireysel danışmanlık kişinin kendi iç dünyasına bir yolculuktur. Kendini yeniden keşfetmesi, hayata ve sorunlara farklı pencerelerden bakabilme becerisini kazanabilmesidir. Bir başka deyişle kişinin iç dünyası ile dış dünyasını uyumlu hale getirebilmesi için başlattığı süreçtir.

    Bireysel terapi ile kişi psikoloğu ile işbirliği yaparak, bire bir ve düzenli görüşmeler dahilinde içinde bulunduğu durumu daha iyi analiz etme, nedenlere farklı farklı pencerelerden bakma, sorunu daha iyi anlama ve tanımlama becerilerini geliştirir.

    Terapist, danışanın yeni geliştirdiği bu becerilerini var olan sorununun çözümünde ve farklı stratejiler geliştirmesinde kullanmasında kişiye rehberlik eder.
     

    BİREYSEL TERAPİNİN / BİREYSEL DANIŞMANLIĞIN HEDEFİ NEDİR?

    Terapide hedef, terapi sürecinde bireyin sorunlarıyla baş edebilme becerilerinin geliştirilmesi ve kişinin kendi kendisinin terapistiolmasını sağlamaktır.

    Terapi sürecinde kişiler kendileriyle ve kaçındıkları, erteledikleri sorunlarla yüzleşme fırsatı bulurlar.

    Kişinin değiştirmek istediği davranış yada rahatsızlıklar terapi sürecindeki teknikler ile daha kolay ve hızlı bir şekilde gerçekleşir.

    Bireyin yaşadığı sıkıntılar iş, özel, aile, sosyal yaşantısını da çoğunlukla olumsuz etkilemektedir. Terapi sürecinde bireyin yaşadığı bu sıkıntıların üzerinde çalışılarak, bu sıkıntılar hasta ve uzmanın iş birliği ile giderilmeye çalışılmaktadır.

    • Duygusal zorlukların üstesinden gelmek istediğimizde,

    • Davranış ve tutum değişikliği sağlamak istediğimizde,

    • Eş, aile ve diğer bireylerle olan ilişkileri düzenlemek istediğimizde,

    • Hayata yön veren önemli kararlar alırken; evlenme, boşanma, ayrılma, taşınma, göç, iş değişikliği, okul tercihi vs.,

    • Kendimize olan güvenimizi/ özgüvenimizi arttırmak istediğimizde,

    • Sorunlarla başa çıkma kapasitesini artırabilmek istediğimizde,

    • Ruhsal sorunlarımızı hafifletmek istediğimizde,

    • Kendimizi daha iyi tanımak istediğimizde,

    • Öfke kontrol problemiyaşadığımızı düşündüğümüzde,

    • Takıntılara ve takıntılı düşüncelere sahip olduğumuzu düşündüğümüzde,

    • Öleceğim korkusu, başıma bir şey gelecek, çok hasta olacağım korkuları, sevdiklerime bir şey olacak korkusu yaşadığımızda,

    • Ya sınavda başarısız olursam, ya istediğim yeri kazanamazsam kaygılarıyla başa çıkmakta zorlandığımızda,

    • Depresif ruh hali, panik atak, travma sonrası stres bozukluğu (deprem, sel, terör, trafik kazası vs.),

    • Uçak, böcek, örümcek, yükseklik, iğne ve kan fobilerine sahip olduğumuzu düşündüğümüzde,

    • Yeme tutumlarımızda değişiklik olduğunun farkına vardığımızda,

    • Uykusuzluk, aşırı kilo alımı veya kaybı, sinirlilik, yataktan çıkmak istememe gibi durumlarla karşılaştığımızda,

    • Cinsellikle ilgili sorunlarla karşılaştığımızda

    • Anne/ baba olmaya hazırlanırken,

    • Hamilelik ve lohusalık sürecinde,

    • Kendi içsel yolculuğumuza çıkmak istediğimizde bireysel terapi almak için başvurabiliriz.

  • Çift ve Evlilik Terapisi

    Çift ve Evlilik Terapisi

    Her ilişkide bazı problemler yaşanabilir fakat kimi zaman bu problemler çiftlerin hayal kırıklığı yaşamasına sebep olabilir. Çiftler bu sorunları bazen kendi çabalarıyla, bazı beceriler geliştirerek çözmeye çalışsa da çoğu zaman profesyonel bir yardım gerekmekte ve çift/ evlilik terapisine ihtiyaç duyulmaktadır.
    Bu süreçte ise taraflardan birinin ya da her ikisinin ilişkilerinde bir sorun olduğunu algılaması gerekir. Kişilerin algıladığı sorun alanı değişiklik gösterebilir. İnsanların bazıları sevildiğini hissedememekten bahsederken, bazıları ilişki içinde anlaşamamaktan bahsedebilir. Sorunu algılayan çiftler bir çözüm arayışına girer. Çözüm yollarının bazıları sağlıklı bazıları sağlıksızdır.

    Çift/ evlilik terapisi de, bu çözüm yollarının sağlıklı olanları arasında yer alır. Peki çift / evlilik terapisi nedir?

    Çift/evlilik terapisi, ilişkilerinde sorunlar yaşayan kişilere destek olmak amacı taşır. Çift ve Evlilik Terapisi, evli olan ya da olmayan çiftlerin karşılaştıkları sorunları ele alıp çözüme kavuşturmayı hedefleyen bir terapi modelidir. Bu terapide, çiftler arasında terapist tarafından yönlendirilen konuşmalara yer verilir. Genel olarak çift birlikte seansa katılırken bazen tek bir kişiye de ilişkisi baz alınarak çift ve evlilik terapisi yapılabilir. Çift/evlilik terapisinde yapılan bir anlamda iletişim kurmayı öğrenmektir. Problem çözme ve incitmeden nasıl tartışılacağını öğrenmek gibi becerileri kapsar, ilişkiyi yeniden kurmaya yardımcı olur. Bu terapi ile eşlerin birbirine saygı duyması ve birbirini insan olarak görmeyi öğrenmesi hedeflenir. Karşısındakinin kişilik özelliklerini anlama ve uzlaştırılabilecek farklılıkları uzlaştırabilmeyi, uzlaştırılamayacak yanlarını ise kabul edebilmeyi öğrenmeleri sağlanmaya çalışılır.

    Çift/evlilik ilişkisini olumsuz etkileyen ve ilişkinin kalitesini düşüren faktörler:
    * Kişilerin bireysel sıkıntıları
    *İlişkideki iletişim sorunları
    *Duygusal sorunlar
    *Yakınlaşma ve güvenle ilgili sorunlar
    *Çocuk yetiştirme
    *Roller
    *Görevler

    Çift/evlilik terapisi, ilişki terapisidir. Bireysel terapiden farklıdır, ilişki odaklıdır ve danışanların ilişki içindeki kendiliklerine odaklanır. Çift/evlilik terapisinde değişim, çözüm odaklı bakmayı gerektirir. Çözüm odaklı bakmak, her iki tarafın da, “Sorunların çözümü için ben ne yapabilirim?” bakış açısı geliştirmesi demektir.

    Çift/evlilik terapisi hakkında,
    *Terapistiniz bir hakim ya da hakem pozisyonunda değildir. Kim haklı, kim haksız gibi meselelere girilmez. Terapist herkese eşit mesafededir.
    *Terapi esnasında ilişkinizdeki güçlü yanları ve zorlandığınız alanları rahatça görebilirsiniz ve değerlendirebilirsiniz.
    *Eşlerin sorunlarını konuşabilir hale gelmeleri çözüm ve tedavide ilk basamaktır.
    *Bireylerin sorun ve çatışmadaki rolleri, kendini ifade ediş biçimi, problem çözme stratejileri değerlendirilir ve terapi esnasında işlenmesi gereken temel noktalar belirlenir.
    *Terapi sürecinde terapistiniz size uygulamalı ev ödevleri verebilir. Bu sayede çözümün dışarıdaki değişimlerden ziyade kendinizde bittiğini daha kolay görmüş olursunuz.
    *Terapi süresi boyunca kendinizi ve eşinizi anlayabileceğiniz, sağlıklı tartışabildiğiniz, problem çözebildiğiniz, farklılıkları kabul edebildiğiniz ölçüde iyi bir eş olursunuz. Terapi ile aranızdaki sorunları konuşur hale gelir, çözüm yolları üretebilirsiniz.

    İlişkinin sorunlu olduğunun işaretleri; sık sık tartışmalar yaşanması ve çözüme kavuşamaması, olumlu duygularda kayıpların olması, arkadaşlığın, cinsel hayatın ve canlılığın azalmasıdır. Eğer önemsememe, içe çekilme, şiddet ve bağlantının tümüyle kopuk olması söz konusu ise ilişkinin büyük bir problem içinde olduğu söylenebilir.

  • Sosyal Fobi (SF) Nedir?

    Sosyal Fobi (SF) Nedir?

    Günlük hayatımızın büyük bir kısmını insan ilişkileri oluşturmaktadır. Gerek iş hayatımızda, gerek eğitim hayatımızda, gerek insan ilişkilerimizde sorun yaşamamak adına efektif bir sosyal etkileşimde bulunabilmek en önemli kriterlerden biridir.

    Sosyal Fobi (SF) ilk başlarda çekingen olma haliyle karıştırılsa da ilerleyen zamanlarda bundan daha fazlası olduğu kişilerin kendisi ve yakınlarınca fark edilir. SF’nin en göze çarpan belirtileri şunlardır;

    • Topluluğa girmekten kaçınma,

    • Aşırı boyutlara ulaşan değerlendirilme kaygısı,

    • Performans gerektiren durumlarda (topluluk önünde konuşma, sunum yapma, derste söz almamak vb.) aşırı zorlanma (kaygı, bulantı, terleme vb.) ve bu durumlardan mümkün olduğunca kaçınma,

    • Tanımadıkları insanların olduğu ortamlarda yer almaktan, yeni insanlarla tanışmaktan, parti ve eğlence ortamlarında bulunmaktan aşırı korku duyma,

    • Satın alınan bir ürünü iade etmede veya ısrarcı davranışlara karşı direnç göstermekte zorlanmak,

    • Topluluk önünde yemek yeme ve kalabalık bir ortamda çalışmaktan kaygı duymak,

    • Sosyal ilişkilerde problem yaşamak.

    SF’de kişiler değerlendirilme kaygılarının aşırı ve gereksiz boyutta olduğunu fark etseler de kaçınmalarına engel olamazlar. SF sonucu ortaya çıkan kaçınmalar ne kadar kişileri anlık olarak rahatlatsa da uzun vadede bir çok probleme sebep olur. Örneğin, iş hayatında gerçekte olanın daha altında performans gösterme, karşı cinsle iletişim kurmada zorlanma, yalnızlık çekmek SF sebep olduğu başlıca problemlerdir. Ayrıca, SF’nin getirdiği olumsuzluklar bireylerde depresyonun ortaya çıkmasına da sıkça sebebiyet vermektedir.

    SF’nin Sebepleri

    Geçmişteki olumsuz yaşantılar: Farkında olmasak da deneyimlediğimiz olumsuz yaşam olayları gelecekteki düşüncelerimizi ve davranışlarımızı etkiler. Gerek çocuklukta gerek ergenlik yıllarında yapılan rencide edici eleştiriler yahut negatif değerlendirmeler bizleri aynı olumsuz deneyimleri tekrar yaşamamak için benzer durumlardan kaçınmaya itebilir. Bu kaçınmalar zamanla korkuyu ve kaygıyı arttırır ve SF döngüsünü (sosyal ortamlardan çekinme- kaçınma- sosyal ortamlardan korkma) ortaya çıkartır.

    Erken Dönem Uyumsuz Şemalar: Şemalar için en basit anlamıyla, geçmiş yaşantılarımız sonucu ortaya çıkan zihinsel yapılardır (Şemalar hakkında daha detaylı bilgi edinmek için Şema Terapi başlıklı yazıma bakabilirsiniz). Yüksek standartlar, yetersiz özdenetim ve kusurluluk şemaları ile SF arasında ilişki olduğu bilinmektedir.

    Olumsuz Düşünceler: SF görülen bireylerde genellikle sosyal ortamlarla ya da durumlarla ilgili negatif inançlar ve düşünceler mevcuttur. “Herkesin alay konusu olacağım”, “aptal gibi görüneceğim”, “benden asla hoşlanmayacaklar”, “herkes kaygımı yüzümden anlayacak” gibi düşünceler SF görülen bireylerin kafalarını sürekli meşgul eder. Ayrıca, “asla hata yapmamalıyım”, “herkesin onayını almalıyım”, “sevilebilir olmam için her şeyi en iyi şekilde yapmam gerekir” gibi inançlar da SF’de oldukça yaygındır.

    Genetik Faktörler: SF tanılı bireylerin genellikle ailelerinde ve akrabalarında çekingen, sessiz ya da SF tanısı alan bireyler görülmektedir.

    SF Tedavisi

    SF tanılı bireyler genellikle tedaviye gelmeye karşı isteksiz olabiliyorlar ama bilinmelidir ki psikoterapi ile SF belirtileri kontrol altına alınabilmekte ve bireyler günlük işlevselliklerini arttırarak kaliteli bir hayat sürebilmektedirler. Bilişsel Davranışçı Terapi, Şema Terapi, EMDR ve Diyalektik Davranışçı Terapi gibi terapi ekolleriyle SF’nizin kontrol altına alınmasına yardımcı olur. Gerekli seans sayısı rahatsızlığın şiddetine göre değişmekte olup detaylı bilgi için bir psikolog ile görüşmenizde fayda vardır. Her ruh sağlığı bozukluğunda olduğu gibi SF’de de iyileşmenin ilk adımı tedavi için istekli olmaktır.

  • Şema Kavramı

    Şema Kavramı

    Yaşadığımız olaylar ve durumlar karşısında her birimiz farklı bir takım tepkiler veririz. Tepkilerimiz, davranışlarımız, düşüncelerimiz kimi kişilerce onay görse de bazılarını şaşırtabilir ya da doğru bulunmayabilir. Farklı bireyler birebir aynı olayı yaşasalar dahi hissettikleri, düşündükleri, davranışları ve beden duyumları hiçbir zaman birbirleriyle aynı olmaz.

    Çocukluktan itibaren yaşanan olumlu ya da olumsuz olaylar şema denilen zihin kalıplarını oluşturur. Kendilik algımız, öteki algımız ve başarı algımız çocukluğumuzdan itibaren edindiğimiz intibalarla şekillenir ve zaman geçtikçe de kalıplaşır.

    Şemaların oluşumunda 3 temel faktör rol oynar;

    • Temel ihtiyaçların karşılanmaması

    • Çocukluk ve ergenlik döneminde temel ihtiyaçların giderilememesi -ki bu durum daha sonra yetişkinlik döneminde de temel ihtiyaçların giderilememesine sebep olacaktır-

    • İyi olan şeylerin kişiye abartılı oranda sunulması.

    İnsanın içinde bulunduğu kişilere ve durumlara karşı çok sayıda şeması olabilir. Şemaların bazıları hayatımız olumlu yönde etkilerken bazıları olumsuz yönde etkiler ve bizlerin kontrol alması gereken şemalar hayatımızı olumsuz etkileyen şemalardır.

    Şema terapi, Jeffrey Young tarafından Bilişsel-Davranışçı Terapi yaklaşımı içerisinde kendine has bir okul olarak geliştirilmiştir.

    Şema terapinin tanımı Young’a göre şöyle yapılabilir:

    “Değiştirilmesi zor, çocukluk ve ergenlik döneminde belirgin kökenleri bulunan psikolojik rahatsızlıklar (borderline kişilik bozukluğu gibi) için tasarlanmış, bilişsel, davranışçı, kişiler-arası ve yaşantısal teknikleri birleştiren, bütünleştirici bir teori ve tedavi yaklaşımı.”

    18 tane temel şema vardır ve Young bunları Erken Dönem Uyumsuz Şemalar olarak isimlendirilmiştir. Bunlar;

    1- Terk Edilme Şeması

    2- Kuşkuculuk Şeması

    3- Duygusal Yoksunluk Şeması

    4- Kusurluluk Şeması

    5- Sosyal İzolasyon Şeması

    6- Bağımlılık Şeması

    7- Dayanıksızlık Şeması

    8- Yapışıklık Şeması

    9- Başarısızlık Şeması

    10- Onay Arayıcılık Şeması

    11- Boyun Eğicilik Şeması

    12- Kendini Feda Etme Şeması

    13- Haklılık Şeması

    14- Yetersiz Özdenetim Şeması

    15- Yüksek Standartlar Şeması

    16- Karamsarlık Şeması

    17- Duyguları Bastırma Şeması

    18- Cezalandırıcılık Şeması

    Şema konusunu anlatırken Şema kimyası kavramına değinmek gerekir. Şema kimyası, ilişkilerinizde hayatınıza aldığınız insanları var olan şemalarınıza göre belirlemeniz anlamına gelmektedir. Örneğin kusurluluk şeması olan bireyler kendilerini değersiz hisseder, başkalarının kendisini değersizleştirecek davranışlarına izin verebilir. Sosyal ortamlardan insanların kendilerindeki kusuru fark etmemesi için uzak durabilirler. Fakat bu bireyler aynı zamanda partner seçerken kendilerini duygusal ya da cinsel olarak istismar eden kişilere yönelebilirler. Kendilerini aşağılayan veya saldırgan davranan bir partner seçiminde bulunabilirler.

    Ya da terk edilme şeması olan bireyler kendilerini terk etme ihtimali bulunan ya da terk edilmiş hissettirecek bireylerle ilişki içine girmeye daha meyillidirler.

    Her birimizde her bir şema bulunabilir, önemli olan bu şemaların hayatımız ne ölçüde ve ne yönde etkilediğidir. Şema terapi ile çocukluğumuzdan beri kalıplaşan ve değiştirilmesi çok da kolay olmayan şemalardan işlevsiz olanların tespit edilerek daha olumlu ve işlevsel hale getirmek amaçlanmaktadır. Ayrıca şema terapiye neredeyse bütün ruh sağlığı sorunlarının tedavisinde kullanabilmekteyiz.

    Şimdi hayatınızın kontrolünü elinize alma ve olumlu bir değişiklik yapma zamanı.

  • Terapi Nedir?

    Terapi Nedir?

    Terapinin kelime anlamı; bir tanıyı takiben, bir sağlık problemini iyileştirme denemesi olarak ele alınabilir. Bakım, terapi, tedavi ve müdahalekelimeleri aynı anlamsal alanda (semantic field) yer almaktadır vebağlama bağlı olarak eşanlamlı kelimeler şeklinde birbirlerinin yerine kullanılmaktadır. Ama söz konusu psikoterapi olduğunda bu anlamların hepsiyle oynamamız, dönüştürmemiz gerekir. Zira psikoterapi bakımdeğildir, farklı bir tedavi anlayışı vardır ve müdahalesi sıklıkla bilişseldir. O hâlde psikoterapi nedir?

    Psikoterapi; düzenli kişisel etkileşim üzerine kurulu, kişinin değişimine ve problemlerinin üstesinden gelmesine arzulanan yönde yardımcı olmak için psikolojik yöntemlerin kullanımıdır. Psikoterapi; bireyin iyi olma hâlini ve ruh sağlığını geliştirmeyi, zorlayıcı davranışlarını, inançlarını, kompülsiyonlarını, düşüncelerini ve en çok da duygularını çözümlemeyi ve yatıştırmayı ve kişisel ilişkilerini ve sosyal becerilerini geliştirmeyi hedefler.

    En temelde psikoterapi, bir ilişkilenme hâlidir. Dünyaya geldiğimiz andan itibaren bir ilişki kurma ihtiyacı içerisindeyiz ve terapi odasının gerçekliği de bu ihtiyaç üzerine inşa edilmektedir. Terapi odasında terapist ve danışan arasında kurulan ilişki, iletişimin tüm olanaklarını kullanır. Yalnız kelimeler, jest ve mimikler üzerinden inşa edilen bu ilişkide sağaltıcı olan bunların hiçbirisi değildir. Dile getirilemez olanın, gizli kalmış, saklanmış, karanlık yanımızın, terapistin tanıklığında vücut bulması, dışarıda kurduğumuz ilişkilere hiç benzemeyen bu karşılaşmanın tedavi edici yönünü oluşturur. Dolayısıyla psikoterapi; bir danışma, akıl verme/sorma, doğruyu bilme veya içimizdekileri dışarı atma ortamı değil, kişinin kendisine döndüğü, kendiliğini keşfettiği, ilişki kurmayı tecrübe ettiği ve arzusunu analiz ettiği eşsiz bir deneyimdir.

  • Psikodramanın Büyülü Dünyası

    Psikodramanın Büyülü Dünyası

    Son dönemde sıkça karşımıza çıkan bir psikolojik tedavi yöntemi: Psikodrama

    Sözlük anlamına baktığımızda karşımıza, ‘Tiyatroyu psikolojik tedavide kullanan bir tekniktir. Jacob Levy Moreno tarafından, 20. yüzyılın başlarında geliştirilmiştir.’ ifadeleri çıkıyor.

    Kendi içinde büyülü bir dünyası olan psikodrama metodununu Uzman Psikolog Yeliz Yılmaz’a sorduk. Yılmaz, Bilişsel Davranışsal Terapi eğitimi ardından tanıştığı psikodrama ile hayatında farklı bir döneme geçtiğini söyledi.

    Psikodrama ile insanların varolan sorunlarına farklı yaklaştıklarını belirten Yılmaz, ‘Öncelikle sorunun kaynağına inip bu duruma nasıl gelinmiş ve nasıl bu durumu değiştirebiliriz onu hedefliyoruz. Yaşanılan durumu kendi sahnemizde canlandırıyoruz. Bu sahnede dün, bugün ve yarını yeniden gözden geçirme imkanı sunuyoruz.’ ifadelerini kullandı.

    • Sizi tanıyabilir miyiz?

    Merhabalar ben Yeliz Yılmaz. Atılım Üniversitesi Psikoloji lisans bölümü, Ufuk Üniversitesi Genel Psikoloji (Sosyal, Gelişim) yüksek lisansı mezunuyum. Meslekte 6.yılım.

    • İlk olarak çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

    Lisans eğitimimi bitirdiğimde özel eğitim merkezinde çalışmaya başladım. Meslektaşlarım çok iyi bilirler ki, teorik eğitim ve uygulama arasında bocalamayan meslek elemanı yoktur. Ancak ben bu süreci daha az sancılı geçirdim. Lisans eğitimimi birçok özel kurumda gönüllü staj yaparak geçirdim. Bu nedenle mezun olduğumda uygulama alanına daha kolay adapte olabildim.

    Özel eğitim merkezinde çalışırken özel öğrenme güçlüğü, otizm ve Serebral Palsi tanısı almış çocuk ve yetişkinlerle çalışma imkanı buldum. Bu süreçte çok fazla şey öğrendim diyebilirim. Ve bu vesile ile terapi eğitimlerime başladım. Öncelikle Bilişsel Davranışsal Terapi (BDT) eğitimimi tamamladım. Sonrasında psikodrama ile tanıştım. Psikodramanın büyüsü ile hayatımda farklı bir döneme geçtim diyebilirim. Şu anda 3 yıllık psikodrama yardımcı terapist eğitimimi tamamladım ve yardımcı terapist olarak çalışmalarıma devam ediyorum. Bunun yanı sıra EMDR terapisi ve Şema terapisi eğitimlerini alarak uygulayıcısı oldum. Danışanlarıma yetkin olduğum bütün yöntemleri kullanarak danışmanlık hizmeti vermekteyim.

    • Psikodramanın büyülü dünyasından bahsettiniz, psikodrama nedir?

    Psikodrama 1920’lerde Moreno’nun geliştirdiği, tiyatro tekniklerini ruh sağlığı hizmetleriyle birleştiren doğaçlama ve yaratıcılık üzerine kurulu bir psikoterapi metodudur. Psikodrama kendimizi tanımayı, kendimize ve durumlara dışarıdan bakabilmeyi, problem çözme ve baş etme gücümüzü arttıran eylem, spontanlık ve yaratıcılık üzerine kurulmuş bir paylaşım yöntemidir.

    • Psikodrama bir tedavi yöntemi midir? Hangi alanlarda kullanılabilir?

    Psikodrama çalışmaları her alanda kullanılmaktadır. İnsanların duygu ve düşüncelerini eylem halinde ifade edebildikleri bir tedavi yöntemidir.

    Psikodrama ile insanların varolan sorunlarına farklı yaklaşıyoruz. Öncelikle sorunun kaynağına inip bu duruma nasıl gelinmiş ve nasıl bu durumu değiştirebiliriz onu hedefliyoruz. Yaşanılan durumu kendi sahnemizde canlandırıyoruz. Bu sahnede dün, bugün ve yarını yeniden gözden geçirme imkanı sunuyoruz.

    • Psikodramayı tercih etmenizin nedeni nedir?

    Psikodramayı günlük hayatımda bile kullanıyorum. Şu anda grup terapisinde yaygın kullanımı olsa da ben bireysel terapilerimde de birçok tekniğini kullanıyorum. Büyülü bir dünyası var psikodramanın. İçine girdiğiniz andan itibaren farkındalığınızı arttırıp sizi daha doğru ve olumlu düşünmeye yönlendiriyor. Ben tek bir terapi tekniği kullanmak yerine uygun danışana uygun yöntemi seçme taraftarıyım. Bu nedenle psikodramanın yanı sıra EMDR, BDT ve Şema terapiyi de sıklıkla kullanıyorum.

    • Peki daha çok hangi alanlarda çalışıyorsunuz?

    Yüksek lisansım ve sonrasındaki terapi eğitimlerim klinik ve gelişim psikolojisi alanında devam etti. Sıklıkla çocuk ve yetişkinlerle çalışmaktayım. Aynı zamanda anne-baba eğitimleri, iletişim becerileri ve kişisel gelişim seminerleri de vermekteyim. Bu eğitimlerde de psikodrama tekniklerini kullanıyorum.

    • Hep merak edilen ve eminim ki çok sık sorulan bir soru ile devam etmek isterim. Meslek hayatınızda karşılaştınız ilginç bir anınız var mı?

    Evet çok fazla var hem de. Beni en çok etkileyen bir anımı paylaşmak isterim. Özel eğitim merkezinde çalıştığım yıllarda ağır engelli tanısı almış 27 yaşında bir kadın danışanım vardı. Danışanım zihinsel kapasitesi nedeniyle sadece 3 kelime kullanabiliyordu. “Anne, yok ve gidek “ Bu kelimeler dışında bildiği ve anlayabildiği kelimeler olmadığı düşünülüyordu. Yaklaşık 5 ay beraber çalıştık.

    Onun beni anlamadığı benim ise onu anlamaya çalıştığım seansların birinde masal kitabı okumaya karar verdim. Kitap arasından en sevdiğim masalı seçerek artık her seansta aynı masalı okumaya başladım. Bir süre sonra aralarda duraklayarak tepkilerini ölçmeye başladım. Masal boyunca konuşmadığını sadece durduğumda normalden daha hızlı ve yüksek sesle “anne,yok, gidek” kelimelerini tekrarladığına şahit oldum. Aslında ‘devam et’ demek istiyordu. Devam et kelimesini söylemese de devam etmemi istediğini bana anlatabildiği düzeyde gösterdi. O gün benim için inanılmazdı, azimle başarıya ulaşabilmenin en güzel kanıtıydı.

  • Sosyal Fobi Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?

    Sosyal Fobi Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?

    Amerikan Psikiyatri birliği tarafından yayımlanan Ruhsal bozuklukların tanısal ve istatiksel el
    kitabına (DSM-5) göre sosyal fobi kişinin başkalarınca değerlendirilebilecek olduğu toplumsal
    durumlarda belirgin bir korku veya kaygı duyması durumudur. Mesela karşılıklı konuşma,
    tanımadık insanlarla iletişime geçme, gözlenme(yemek yerken ya da bir şeyler içerken) ve
    başkalarının önünde bir eylem gerçekleştirme(topluluk önünde konuşma yapma) gibi
    durumlarda kaygılanılır. Kişi olumsuz değerlendirilecek biçimde davranmaktan ya da kaygı
    duyduğunun başkalarınca anlaşılacağından korkar. Küçük düşeceğinden endişelenir.
    Bahsettiğimiz bu toplumsal durumlar hemen hemen her zaman kaygı doğurur. Dolayısıyla bu
    toplumsal olaylardan kaçınılır ya da yoğun korku ve kaygı ile buna katlanılır. Bu durum altı
    aydan fazla sürer. Bu yaşanılan korku ve kaygı kişinin hayatını olumsuz yönde etkiler ve
    toplumsal, iş ya da başka önemli yaşam alanlarında işlevsel bir düşüşe neden olur. Yani
    kişinin kaygılarından dolayı ilişkileri bozulabilir işteki ya da okuldaki başarısı düşebilir.
    Toplu yerlerde olmak korkutucu gelir. Eğer bu tür ortamlara girmeleri gerekirse de yanlarında
    birini götürmeleri olasıdır. Sosyal fobisi olan bireyler kaygılarının belli olacağından
    başkalarının bu durumu fark edeceğinden endişe ederler. Bu durumlarda kendisi dışındaki
    kişilerin ne yaptıklarını kontrol etmezler yanı antenleri içe dönüktür dış dünyayı kontrol
    etmeyi ihmal ederler. Yüzleri kızarır, kalp atışları artar, baş ağrısı çekerler hatta bu durum
    panik atak geçirmelerine de neden olabilir. Performans sergileyecekleri esnada kaygılarını
    yatıştırmak için göz temasından kaçınırlar, su içebilirler ve sakinleştirici kullanabilirler, bu
    davranışları gerçekleştirmelerindeki asıl hedef rahat olabilmek kaygıyı aşağı çekebilmektir
    fakat ne yazık ki bu rahatlamak için yapılan davranışlar kar topunun daha da büyümesine
    sebebiyet verir, kişi yağmurdan kaçayım derken doluya tutulur ve kaygısı bu bahsettiğimiz
    davranışlarından dolayı daha da artar.

    İnsan sosyal bir canlıdır. Yapılan araştırmalara göre araştırma gereği başkalarıyla iletişimi
    kesilen kişilerde bir süre sonra halüsinasyonlar ve birbirinden şüphelenme gibi belirtiler
    ortaya çıkıyor. Başkalarıyla iletişimi minimuma indirmek araştırmaların da desteklediği gibi
    sağlıksızdır. Sosyal fobik kişi eğer başkalarıyla iletişimini kaygılarından dolayı keserse ruhsal
    sağlıklarının olumsuz yönde etkileneceği aşikardır.
    Sosyal fobi nasıl tedavi edilir? Ilaçsız bu hastalığı yenmek mümkün müdür?
    Sosyal fobisi olan bireylere ilaç tedavisi ve psikoterapi tedavisi uygulanır. İlaç tedavisi olarak
    bilhassa serotonin sisteminde etkili olan ilaçlar tercih edilir. Hastalar genelde ilaçların
    bağımlılık yapmasından korkarlar fakat ilaçlar bağımlılık yapmaz. Ilaçsız yani terapi yoluyla
    bu hastalığı yenmek de mümkün. Sosyal fobide uygulanan ve hızlı sonuçlar alınan terapi
    ekolü Bilişsel ve Davranışçı Terapidir. Bilişsel terapide kaygı içerikli duygular ve bu kaygıya
    karşı oluşan bedensel duyumlar (kalp atışlarının hızlanması, yüz kızarması) ve kaygı
    yaşanılan durumlarda kişinin zihninden hangi düşüncelerin geçtiği tespit edilir. Örnek vermek
    gerekirse sosyal fobisi olan bireyler onlara olumlu bir şey denmediği sürece kendisi
    hakkında olumsuz düşünüldüğünü varsayar. Bu kişiler iltifatları ciddiye almazlar sadece
    kendileri mutlu olsun diye söylenmiş beyaz yalanlar olarak algılarlar. Tüm gözler onun
    üzerinde ve bir hata yaptığında tüm gözlerin bunu görüp onun hakkında olumsuz düşüncelere
    sahip olacaklarını düşünürler .

    Sosyal fobisi olan bireylerin genellikle akıllarından geçen cümleler şu şekildedir: ‘’aklıma
    konuşacak bir şey gelmeyecek.’’ ‘’Aptalca bir şey söyleyeceğim.’’ ‘’Yüzüm kızaracak.’’
    ‘’Aptal olduğumu düşünecekler.’’ ‘’Donup kalacağım.’’ Sıkıcı olacağım, benden
    sıkılacaklar.’’ Bu örnekler bireylerin kafalarında aniden oluşan düşünceler olduğundan dolayı
    bu düşüncelere otomatik düşünceler diyoruz. Bu düşüncelerle baş etmek için ara inanç
    dediğimiz düşünceler de oluşur. Örnek vermek gerekirse ‘’Sessiz olursam sıkıcı olduğum
    ortaya çıkar.’’ ‘’ Zekice konuşmalıyım.’’ ‘’Mükemmel olmazsam beni istemez ve
    sevmezler.’’ ‘’Zayıf yönlerimi göstermemeliyim.’’ ‘’Benden hoşlanmadığına göre bende
    eksik bir şeyler olmalı.’’ ‘’ Kaygılı olduğumu anlamamalılar.’’ ‘’iyi bir izlenim
    bırakmalıyım.’’ ‘’Herkesin onayını almalıyım.’’ Bu düşünceler zaman geçtikçe kemikleşebilir
    ve kişi şu düşüncelerine köklü bir şekilde inanabilir: ‘’Aptalım.’’ ‘’Çirkinim.’’ ‘’Yetersizim.’’
    ‘’Zayıfım.’’
    Kaygı sadece kaygılanılan durumda yaşanmaz ,kaygı doğuran durum öncesinde de kişi çoktan
    kaygılanmaya başlar. Ve kaygı doğuran durum sonrasında da kaygı bir süre devam eder.

    Danışana bu yasadıklarıyla ilgili olarak başa çıkma stratejileri öğretilir. Davranışsal terapi
    kısmında yapılanlar ise şunlardır, model olma, korkularıyla aşamalı olarak yüz yüze gelme,
    rol oynama, gevşeme eğitimi, sosyal beceri eğitimi yöntemleri vardır. Sosyal fobisi olan
    bireylerin terapi sırasında eskisine oranla daha iyi olduklarını şuradan anlarız: ‘’Olumsuz
    değerlendirmeleri azalmıştır.’’ Bu kişilerle korktukları resim üzerine provalar yapılmalıdır ki
    kişi kaygıya karşı duyarsizlassin. Örneğin iş görüşmesine gitmekten çekinen bir danışana
    olabilecek en kötü senaryo yazılır ve bu senaryo terapist ve danışan tarafından oynanır. Bir
    nevi danışan iş görüşmesine hazırlanır.
    Sosyal fobinin tedavisinde Sosyal Beceri Eğitimini gerekebilir.

    1.Sosyal beceri yetersizlikleri
     Beceri yetersizliği
     Performans yetersizliği
     Kendini kontrol yetersizliği
     Beceriyi ortaya koyma yetersizliği
    2.İlişki başlatma ve sürdürme
    3.Grupla bir işi yürütme becerileri
    4.Duygulara yönelik beceriler
    5.Saldırgan davranışlarla baş etme
    6.Stres yaratan durumlarla başa çıkma

    7.Model gösterme
    8.Rol playing
    Başarılı akran etkileşimi için belirli sosyal beceriler gerekli olmaktadır. Bu beceriler; selam
    verme, akran etkinliklerine katılmak için yapılan davetleri kabul etme ve bu etkinliklere davet
    etme, soru sorma, başkaları tarafından sorulan sorulara cevap verme ve bir konuşmayı
    sürdürme gibi becerilerdir.
    Sosyal beceriler öğretiminde aşağıda yer alan farklı yöntemler kullanılmaktadır. Rol Oynama
    Yöntemi Gösteri ( Demonstrasyon )Yöntemi Model Olma (Modelling) Yöntemi Coaching
    Yöntemi Doğrudan Öğretim Yöntemi Bilişsel Süreç Yaklaşımı Bilişsel Sosyal Öğrenme
    Yöntemi Akran Destekli Öğrenme Drama Sanat Terapi İşbirliğine Dayalı Öğrenme Yöntemi
    Sosyal beceri eğitimi verilmesi bu bireyler için faydalı olacaktır.(kendini tanıtma, iletişim içi
    uygun konu seçme, aktif dinleme, kendini açma, sosyal aktivite başlatma sürdürme,girişkenlik
    eğitimi(rol play), aykırı düşünceyi dile getirme, kalabalık önünde konuşma)

    Sosyal fobinin tipleri nelerdir? Ne sıklıkta görülür? Başlangıç yaşı kaçtır?
    Sosyal fobinin türleri, yaygın ve yaygın olmayan olmak üzere ikiye ayrılır. Kaygı bir çok
    toplumsal durumlarda görülüyorsa yaygın tiptir, bazı durumlarda yaşanıyorsa (Başkalarının
    önünde yemek yemek, konuşma yapmak) yaygın olmayan tiptir. Yaşam boyu görülme oranı
    % 2-13 arasındadır. Türkiye’de yapılan bir araştırmada üniversite öğrencilerinin %24’ün de
    sosyal fobi tespit edilmiştir.10-17 yaşlarında ortaya çıkar, yaygın tip sosyal fobi ise daha
    erken yaşta ortaya çıkabilmektedir.

    Sosyal fobi başkalarından da öğrenilebiliyor. Başkalarının deneyimlerinden de sosyal fobi
    geliştirebiliyoruz. Üniversite Öğrencilerinde Sosyal Fobinin Yaygınlığı ve Sosyal Fobinin
    Yaşam Kalitesi, Akademik Başarı ve Kimlik Oluşumu Üzerine Etkileri üzerine yapılan bir
    araştırmada sosyal fobiklerin %73.7’si özgül sosyal fobi alt tipinde olduğu belirlenmiş ve
    sosyal fobi gelişmesi açısından görece risk altında olan kadınlar, uzun süre köyde/kasabada
    yaşayanlar, ailede psikiyatrik hastalık öyküsü olanlar ve sosyoekonomik seviyesi düşük
    olanlar daha dikkatle izlenerek topluma kazandırılmalıdır sonucu ortaya konmuştur.
    Araştırmalara yansıyan ile gerçekte olanın farklı olduğunu tahmin ediyoruz. Bu noktayı
    kültürel bağlamda değerlendirmek gerekiyor, araştırmalara göre kliniklere sosyal fobi
    problemiyle başvuran erkek danışan daha fazladır, fakat ataerkil yapı gereği erkek bireylerden
    toplumun beklentisi ile kadın bireylerden beklenti arasındaki fark itibariyle kliniklere
    başvuran erkek danışanlarımızın daha fazla olduğunu düşünüyoruz yani kliniklere başvuru
    sayısı olarak erkek bireyler kadın bireylere göre daha fazla fakat kadın bireylerin sosyal fobi
    problemi yaşamalarına rağmen kliniklere başvurmadıklarını düşünüyoruz

  • Deneyimsel Oyun Terapisi

    Deneyimsel Oyun Terapisi

    Oyunun akışıyla ilgili tüm kontrolün çocukta olduğu ve oyun terapistinin öncelikle oyun arkadaşı olmak zorunda olduğu bir yaklaşımdır. Çocuk, sınırları ne kadar zorlayan bir oyun oynarsa oynasın fark etmez. Oyun terapisti, çocuğun oyununa katılır ve onunla beraber sürecin bir parçası olur.

    Oyun terapistiyle güven ilişkisinin sağlanmasıyla birlikte, çocuk oyunları aracılığıyla kendisini zor durumda bırakan yaşantılarıyla ilgilenmeye başlar. İfade edemediği duygularını açığa çıkarır. Oyundaki hareketliliğin de yardımıyla, travma nedeniyle kasılmış olan bedeni gevşemeye başlar. Başa çıkamayacağı kadar büyük görünen sorunlar, oyunun büyülü dünyası içinde küçülmeye başlar. Çocuk güçlendikçe yaşamakta olduğu sorun etkisini kaybeder ve iyileşme gerçekleşir.

    Deneyimsel oyun terapisi 2-9 yaş arasındaki çocukların aile, okul ve sosyal yaşantılarında daha uyumlu ve mutlu olabilmelerini sağlamak ve davranış bozukluklarını oyunlar ile onarabileceğimiz bir terapi yöntemidir.

    2 yaşından itibaren çocuklar problemlerini oynayıp canlandırabilecekleri sembolik ve fantezi oyunları oynamaya başlarlar. Bu yüzden çocukların oyunlarına müdahele etmek ve oyunları yönlendirmek aslında onların hayatına ve deneyimledikleri gerçekliğe müdahale etmektir. Oyun, bütün çocukların ebeveynlerle arasındaki iletişim aracıdır. Bu yüzden deneyimsel oyun terapisi travma, hayal kırıklığı, ihmal ve istismar gibi ciddi olumsuz olayları deneyimleyen çocuklar için oldukça faydasını gördüğümüz bir yöntem.

    Çoğu çocuk anne karnından itibaren stres, kaygı ve birçok yaşamsal problemlerle birlikte dünyaya gelir ve o problemlerle beraber büyümek/gelişmek için büyük çaba sarf eder. Hatta bazen anne babalar dahi çocuklarına yükledikleri stresörlerin farkına varamazlar. Bütün ebeveynlerin amacı, başarılı ve özgüvenli çocuklar yetiştirmek fakat bu iyi niyeti çocuğa geçirme yöntemlerinde bazı hatalar yapılabiliyor. Sonuç olarak da çocuklarda öfke, inatlaşma, karşı olma, parmak emme, tırnak yeme gibi davranış problemleri ve ya tepkilerle karşılaşabiliyoruz.

    DENEYİMSEL OYUN TERAPİSİ AŞAMALARI

    1. Keşif Aşaması: Çocuk; odayla, terapistle ve bu yeni ortamda kendine dair beklentileri ile tanışır.

    2. Güveni Test Etmek: Çocuk, kendi için önemli olan bilgileri vermeye geçmeden önce terapistin kendine bağlılık düzeyini değerlendirir. Bu aşamanın amacı terapist ile güven ilişkisi oluşturmaktır.

    3. Bağlılık Aşaması: Çocuk, kişisel olarak anlamlı duygusal temalar içeren fantezi oyununa başlar. Çünkü çocuk terapiste güveniyordur ve terapisti fantezi oyununa davet eder. Bu aşamada çocuğun oyunu çok yoğun ilerler.

    4. Terapötik Büyüme Aşaması: Deneyimlediği duygusal acı ile yüzleşmesi ile birlikte çocuk kişisel güçlenme hissini geri kazanmaya başlar. Böylece, acı veren olay ya da ilişki nedeniyle bir zamanlar atladığı gelişimsel aşamalara ulaşmaya yönelik olarak büyümeye başlar.

    5. Sonlandırma Aşaması: Oyunlar artık daha basit, iyileşmeye yönelik oyunlardır ancak sonlandırma için çocuk hazırlanmalıdır. İlişkinin sonlanmasını kabul etmede çocuğa destek olmak terapötik birlikteliği korumak önemlidir. Terapist ve çocuk sonlandırmayı birlikte yapar. Ebeveynlerin bunu desteklemeleri önemlidir.

    PEKİ, TERAPİSTİN GÖREVİ NEDİR?

    Deneyimsel oyun terapisinde terapist, sözel olarak yansıtmalar ve aynalamalar yaparak çocuğun hem deneyimini pekiştirip hem de ‘seninleyim, yanındayım ve sen güvendesin’ hissiyatını çocukta oluşturur. Fantezi yani travma oyunları sürecinde, çocukla birlikte oyunu deneyimler, verilen role karşılık verir ve bu sayede geçmişte deneyimlenen olumsuz yaşantıları oyun oynarken derinleştirir. Ancak terapist oyuna asla müdahalede bulunmaz ve yönlendirme yapmaz. Bu süreçte tüm benliği ve uyumu ile çocuğun yanındadır.

    HANGİ DURUMLARDA DENEYİMSEL OYUN TERAPİSİNE İHTİYAÇ DUYUYORUZ?

    • Bağlanma problemleri

    • Travma sonrasında yaşanan kaygı ve stres bozuklukları

    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu

    • Boşanma süreci ya da boşanmış ailelerdeki zorluklar

    • Duygusal, fiziksel ya da cinsel istismarda

    • Aile içerisinde yaşanan değişimlere uyum sağlamada zorluk yaşanması (yeni bir kardeş, ev, okul, ebeveyn)

    • Saldırganlık, hırçınlık davranışlarında

    • Sosyal içe kapanma ve depresyon.