Etiket: Terapi

  • Oyun Terapisi

    Oyun Terapisi

    Çocuklar zaman zaman ruhsal dayanıklılıkları konusunda bizleri şaşırtsalar da bazen çok ufak gibi görünen bir değişim dahi onların iç dünyalarında büyük ve olumsuz bir etki yaratabilmektedir. Biz yetişkinler gibi gelişkin dil becerilerine ve ifade yeteneklerine sahip olmadıkları için bu iç çatışmalar ve çözemedikleri duygusal meseleler çoğunlukla davranışsal sorunlar üzerinden ifade bulur. Bu meseleleri çözebilmelerine yardım etmek için bu davranışları ve iç dünyalarından gelen mesajları tercüme etmek ve anlamlandırabilmek gerekir ki oyun bu amaca en iyi hizmet eden araçtır. Bu nedenle çocukların genel uyumunu ve normal gelişim sürecini bozan duygusal ve davranışsal problemler sözkonusu olduğunda oyun terapisi üzerinden çalışılır.

    Bir çocuğa “oyun oynayalım mı?” diye sorduğunuzda cevabı “hayır” olmayacaktır çünkü çocuklar oyun oynamayı severler. Çocuklar oyun vakitlerinde sadece eğlenmeyi hedeflerken, aslında oynadıkları oyunlar onların sosyal ve duygusal gelişimlerine katkıda bulunur. Çocuklar yetişkinler gibi duygularını sözel olarak değil, oyun yoluyla aktarırlar. Oyun sayesinde hem olumlu hem de olumsuz duygularını ifade edebilme fırsatı bulurlar. Bu nedenle, oyun çocukların iletişim kurabilmelerinin ve hayatı öğrenebilmelerinin bir yoludur. Ayrıca, çocukların rahatlamalarına yardımcı olur ve empati becerilerini geliştirir.

    Oyun, çocuğun sembolik anlamda dilidir. Bu dil aracılığıyla dış dünyayı yeniden kurgulayarak prova yapar, sosyal rolleri ve ilişkileri deneyimler, anlamlandırmaya çalışır. Oyun, çocuğun iç dünyasının bir nevi anahtarıdır ve güvenli bir ilişki kurulduğunda bu dünyanın kapılarını kolaylıkla açmaya yardım eder. Güvenli bir terapi ilişkisi içerisinde çocuk iç çatışmalarını ifade eder ve terapistin yorumlarıyla bu meselelere farkındalık kazanarak farklı bakış açılarını ve kendi çözüm yollarını araştırır. Aynı zamanda bu ilişki içerisinde duygularını düzenleme şansı bulur ve anlaşıldığını hissetmenin iyileştirici gücünden faydalanır.
    Oyun terapisi sürecine, ebeveynler ile yapılacak detaylı öngörüşme sonrasında çocuğun değerlendirildiği ve ebeveynlerle tekrar bir araya gelinerek yaşanan sorunun anlamı, terapi sürecinin hedefleri ve bu süreçte ailenin yapacağı katkıların konuşulduğu görüşmeler doğrultusunda karar verilir. Çoğunlukla haftada 1, ihtiyaca göre bazen haftada 2 seans olacak şekilde planlanan terapi sürecinde belirli aralıklarla ebeveynlere destek olmak, terapinin etkilerini terapi odası dışında yaygınlaştırmak ve ebeveynlerin işbirliğini sağlamak adına anne-baba görüşmeleri düzenlenir. Bu görüşmeler, çocuğun o süreçte terapi odası dışındaki (ör:ev, okul) işlevselliğini anlayabilmek adına da oldukça önemlidir. Çocukla güven ilişkisini korumak öncelikli olduğundan, bu görüşmelerde oyun terapisi seanslarının birebir içeriği değil, terapistin çocuğun psikolojik ihtiyaç ve çatışmalarını nasıl yorumladığı ve bunların ebeveynler için ne ifade ettiği üzerinde durulur.
    Oyun terapisinin süresi çocuğun ihtiyacına ve hızına, terapinin hedeflerine ve sorunun yaşanma süresine bağlı olarak değişir. Ancak yaşanan sorun ne kadar köklü ve uzun bir geçmişe dayalıysa yol almak da o oranda uzun sürebilir. Sorunlar kronik hale gelmeden ve yerleşmeden en kısa sürede destek almak özellikle çocuklarla çalışırken çok daha hızlı sonuç verir. Etkin ve verimli bir oyun terapisi süreci için seanslara düzenli devam edilmesi önemlidir.

    Duygusal odaklı problemlerden bazıları şu şekilde sıralanabilir; kardeş kıskançlığı, altına çiş kaçırma, kaka tutma, boşanma, kaygı, korku ve fobiler, kayıp/yas, okula uyum problemleri, öfke kontrol sorunları, sebebi anlaşılamayan bedensel şikayetler (ör: baş ve karın ağrıları, kusmalar).
    Oyun terapisi, çocukların duygularını ve yaşadıkları sorunları dışa vurma fırsatı vererek, bunlarla yüzleşmesini ve çözüm yolları bularak baş etmesine fırsat tanır. Bu terapi sürecinde yargılanmadan doğrudan kabul edilen çocuk, kendi problemlerini, duygu ve düşüncelerini ortaya koyarak kendini tamamen ifade edebilmektedir. Yönlendirilmiş ve yönlendirilmemiş olarak iki çeşit oyun terapisi bulunmaktadır. Yönlendirilmiş oyun terapisi ile çocuğa direktif verilerek oyun oynaması sağlanır. Çocuk merkezli oyun terapisi olarak bilinen yönlendirilmemiş oyun terapisinde ise, oyunun kaptanı çocuktur. Çocuk her seansta hangi konuyu getireceğine kendisi karar verir. Terapistin görevi ise, çocuğu takip etmek, yönlendirmemek ve çocuğun kendi yaşadıklarını, duygularını ve kaynaklarını fark edebilmesi için aynalamak yani yansıtmaktır.

    Çocuk merkezli oyun terapisi çocukların dayanıklılıklarına ve büyümeye, gelişmeye ve iyileşmeye dair doğuştan gelen bir kapasitelerinin olduğuna inanır. Bu yöntem 2.5 ile 12 yaş arasındaki depresyon, takıntılar, kaygı bozuklukları, cinsel ve fiziksel istismar, travma, boşanma, mükemmeliyetçi tutumlar, alt ıslatma, mastürbasyon, yemek, uyku gibi duygusal ve davranışsal problemler yaşayan çocukların iç dünyasını anlamak, duygusal problemleri ile başa çıkmasını sağlamak, yaşadığı sıkıntılara alternatifler ve çözümler üretmek hedefler. Çocuk merkezli oyun terapisi, çocuklar öz-kontrol becerisi geliştirir ve kendilerine saygı duymayı öğrenirler. Duygularının kabul edilebilir olduklarını farkederler. Karşılaştıkları problemlere yaratıcı bir şekilde yaklaşma fırsatı yaşarlar. Ayrıca, seçimler yapma ve yaptıkları seçimlerden sorumlu olma kapasitesi geliştirirler (Landreth, 2011). Terapist her seansta çocuğa, aynı süreklilikle kabul ve güven ortamı sağlar ve hâkimiyet çocuğa aittir. Sadece gerektiğinde sınır koyar. Ebeveyn çocuk ilişkisinde baskın olan ve kontrolü elinde tutan taraf yetişkindir.

    Çocuk merkezli oyun terapisi ile çocuk insiyatif alabilmekte ve özgürce kendisini ortaya koyabilmektedir. Çocuk merkezli oyun terapisi, geçmiş yerine bugüne, sorun yerine çocuğa, düşünce yerine duyguya odaklı olduğu gibi çocuğu düzeltme yerine kabul etme odaklıdır. Oyun terapisinin tedavi edici tarafında en önemli etken “ilişkidir”. Bu nedenle, çocuğun terapistle kurduğu terapötik ilişki sürecin ilerlemesini sağlayan en önemli etkendir. Çocuğun iç dünyasını anlamaya çalışırken; gelişimi sabırla beklemek çok önemlidir. Çocuk merkezli oyun terapisinde aile ve öğretmenin desteği ve bilgilendirilmesi diğer önemli bir husustur.

    Çocuk merkezli oyun terapisinin yanı sıra, ailelerin çocukları ile nasıl iletişime geçebilecekleri konusunda bilgi ve beceri kazanabilecekleri Filial Terapi metodu ise, 1960’lı yılların başından itibaren, 2.5 ile 12 yaşları arasında duygusal problemler yaşayan çocukları tedavi etmek amacıyla kullanılan grup terapisi formatında yapılan bir tekniktir. Bu teknikte aileler, oyun terapistleri tarafından Çocuk merkezli oyun terapisinin metodu hakkında eğitim alırlar ve süpervize edilirler. Filial Terapi pek çok farklı kültürde ve farklı ortamlardaki ailelerde ve çocuklarda olumlu değişiklikler yaratan değerli bir terapi metodudur. Ebeveynleri, çocuklarının terapi sürecine doğrudan dahil etmeyi hedefler. Bu yüzden de, öncelikle eğitimsel bir modeldir. Ebeveynler ve çocukları için evde 30 dakika süren yeni bir özel oyun zamanıdır. Ebeveynlere teröpatik bir şekilde nasıl çocukları ile oynayacaklarını öğretmeyi hedefler. Bununla birlikte, teröpatik oyun becerilerini ve evlerinde kullanabilecekleri ebeveynlik becerilerini öğretir. Ebeveynlere rehberlik eder ve onlara pratik beceriler öğretir. Aynı zamanda ebeveyn-çocuk bağlanma ilişkisini de gözlemleme fırsatı yaratır.

    Filial Terapi, çocuklarla ebeveynlerin senkronize olamamalarından kaynaklanan problemlerin çözülmesinde yardımcı olur. Bu sayede, anne babaların çocukları ile olumlu ve destekleyici bir şekilde iletişime geçebilmelerini sağlar. Ebeveynlerin çocuklarına yönelik duyarlılıkları artar, çocuklarını yargılamadan önce onları anlamalarını sağlar. Çocukları ve çocuklarının potansiyelleri üzerine yeni bir farkındalık geliştirirler. Filial terapi, aile ilişkilerindeki problemleri keşfetmede ve çözmede doğrudan ve hızlı sonuçlar yaratan bir terapi metodudur.

  • Depresyon

    Depresyon

    Depresyon, ruhsal rahatsızlıklar içerisinde en sık görülen sorunlardan birisidir. Depresyonun ortaya çıkmasında biyolojik; yani kişinin genetik yapısı, doğuştan getirdiği mizaç, kişilik; yani aile ve çevresiyle kurduğu ilişki biçimi ve onlarla yaşadığı sorunlar, psikolojik; yani kişinin düşünüş biçimi etkilidir. Birden fazla faktörün bir araya gelmesi ile ortaya çıkmaktadır.

    Günümüzde depresyon tedavisi için birçok terapi tekniği kullanılmaktadır. Kiminden olumlu ve kalıcı sonuçlar alınırken, kiminden olumlu da olsa kalıcı sonuç alınamamaktadır. Yani depresyon belli aralıklarla tekrarlayabilmektedir. Mesela son yıllarda ülkemizde “yaşam koçluğu” gibi bir sistem üzerinden, hiçbir faydanın olmadığı yöntemlerle kişilerin umutları, duyguları sömürülmektedir. Unutulmamalıdır ki depresyon gibi bilimsel bir tedavi süreci gerektiren sorunlarda, hiçbir tedavi edici etkisi YOKTUR..

    Depresyon tedavisinde en yaygın olarak kullanılan yöntemlerden bir tanesi de ilaç tedavisidir. Anti-depresan olarak adlandırılan ilaçlar; seretonin hormonunu harekete geçiren bir etkiye sahiptir. Depresyona giren kişilerde, normalde salgılanması gereken seretonin yani mutluluk hormonu salgılanmamaya başlar. Bu şekilde kişi kendini mutsuz, bitkin, keyifsiz hissetmeye, hiçbirşeyden zevk almamaya başlar. Hatta daha önce yaptığı ve keyif aldığı aktivitelerden bile.. Anti-depresanlar, vücutta normalde salgılanması gereken seretonin hormonunun yeniden salgılanması için yardımcı olur. En az 6 aylık bir süreyle kullanılmalı ve şikayetler ortadan kalktığında, MUTLAKA doktor kontrolü ile doz azaltılarak bırakılmalıdır. Bir anda kesilen ilaçlarda, tüm tedaviyi yakmış olmanız muhtemeldir, çünkü kesilme belirtileri vücudu yeniden depresyona sürüklemektedir. Aynı zamanda ilaç tedavisi, sadece fizyolojik olarak olması gerekeni sağlamaktadır. Ancak depresyonda, değiştirilmesi gereken, olumsuz düşünceler de bulunmaktadır. İlaç bunu sağlayamadığı için, kişi düşüncelerini hangi yönde değiştirmesine ilişkin bilgi sahibi olmalıdır. Tabii ki nasıl değiştireceğine dair de.. İşte bu noktada önemli bir TERAPİ DESTEĞİ alınmasıdır.. Çözüm yanlızca ilaç olmamakla birlikte, tedavinin ancak %40-50 lik kısmını karşılamaktadır. Beraberinde yürütülecek olan terapi süreci ile, kalıcı bir iyileşme sağlanabilir. Nasıl ki grip olduğumuzda, doktora gidip ilacımızı alıyor, evde dinleniyor, besinimize dikkat ediyor, bitki çayları ile tedavimizi her yönden destekliyorsak, ruhumuzun da hastalandığını ve tam bir tedavi ile iyileşme sürecine gireceğimizi unutmamalıyız..

    BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİ İLE DEPRESYONDA OLUMLU SONUÇLAR ALINMAKTADIR. Bilişsel Davranışçı Terapi, sorun odaklı ve sınırlı sayıda seans ile, hastaları terapi desteği sunan bir yöntemdir. “Şimdi ve Burada” ilkesine dayanmaktadır. Kısa süreli ve diğer terapi yöntemlerine göre daha kalıcı bir etkiye sahiptir. Çünkü düşünce sistemi üzerine eğilmekte, olumsuz düşüncelerin nasıl değiştirilebileceğini öğretmektedir. Düşünceleri değiştirdiğimiz zaman depresyonun tekrarlama olasılığı düşmektedir. Bu terapi yöntemi ile danışanlar başa çıkma becerilerini öğrenmekte, geliştirmekte ve sorunlarını daha kolay çözmektedirler.

    DEPRESYON TANISINI NASIL KOYABİLİRİZ?

    1. İlgi ve istek kaybı,

    2. Kendini üzgün, mutsuz ve çaresiz hissetme,

    3. Uyku düzeninde bozulma ( az/fazla uyuma),

    4. Halsizlik, yorgun hissetme,

    5. İştah düzeninde bozulma ( az/fazla yeme)

    6. Kendini işe yaramaz hissetme,

    7. Konsantre olmakta güçlük yaşama, unutkanlık,

    8. Ölüm düşünceleri

    9. Konuşma ve davranışlarda yavaşlama, ruhsuz ve tedirgin görünme

    Bu düşüncelerin en az 5 tanesini karşılıyorsanız hafif derecede, 7 tanesini karşılıyorsanız orta derece, hepsini karşılıyorsanız ağır derecede depresyonda OLABİLİRSİNİZ. Bunların yanı sıra kronik ağrılar, yorgunluk hissi gibi belirtiler de gözlenebilir.

  • Deneyimsel Oyun Terapisi

    Deneyimsel Oyun Terapisi

    Cocuklar duygularini büyükler gibi anlatamadiklari gibi duygulari hakkında büyükler gibi konuşamazlar da.Bu nedenlerle cocuklarin kendilerini doğal yollarla disa vurmalarini sağlayabilmek için devreye oyun terapisi giriyor.

    Oyun terapisi 3-12 yas arasi çocuklarda daha cok etkilidir. Cocuk ve terapistin beraber oynadigi bir odada terapist cocugun bilinçaltındaki yasadigi sorunlari cocugun oyun dilini yorumlayarak bulur ve cocugun yasadigi sorunlari saglikli bir bicimde disa vurmasina yardimci olur.

    Terapist davranisa yönelmez altinda yatan nedenleri anlamaya yönelik tutumlar sergiler bu da çocukta duygusal,sosyal,bedensel zihin birlikteliğinde saglikli oluşumu yeniden düzenler.

    Oyun Terapisinin Faydali Oldugu Problemler

    • Bosanma sonrasi adaptasyon zorluklari

    • Kardeş kıskançlığı

    • Travma ve istismar(fiziksel,duygusal,cinsel)

    • Kaygilar ve Korkular(fobiler,tikler)

    • Uyku bozukluğu

    • Konuşma bozukluğu ve seçici konusmamazlik(sessizlik)

    • Sosyal problem

    • Siddete şahit olma

    • Baglanma sorunlari

    • Duygu durum bozuklugu

    • Ailevi yaşantıdaki değişiklikler(olum,tasinma vb.)

    • Evlatlik alinma

    • Okula adaptasyon sorunlari

    • Ders calisma ve okuma problemleri

    Yardimci Olduğu Alanlar

    • Tepkisel bağlanma bozukluğu(çocuk esirgemeden gelen sorunlar herkesin kucagina gitme vb.)

    • Dikkat/Hiperaktivite bozukluğu

    • Otizm(spektrum)

    Ortak Calisma Alanlari

    • Ogrenme bozukluklari

     

     Oyun Terapisinin Faydalari

    • Çocukların zihinsel ve sosyal becerilerini geliştirir, duygu ve düşüncelerini ifade etmelerini sağlar.

    • Cocuklarin kendine güven duygulari gelirken, işbirliği yapmayı,sorumluluk almayi,işbirliği yapmayı öğrenirler.

    • Cocuklar bu sayede duygularini tanimlamayi ve duygulariyla basa cikmayi,korkularıyla mücadele etmeyi ve problemlerine cozum bulmayi öğrenirler.

     Oyun Terapisinin Suresi

           Oyun Terapisinin suresi cocugun yasadigi travmatik olaylarin boyutuna ve verdiği reaksiyonlara  gore degisim gosterir.En önemli faktör çocuğun gelişimsel olarak hangi dönemde olduğu ve bir travma söz konusuysa bunu hangi yasta yasadigidir.

           Yaşanılan olaylardan sonra terapiye ne kadar erken başlanırsa terapi o kadar çabuk sonuç veriyor ve süreç de bir o kadar kisa suruyor.

  • Evlilik ve Çift Terapisi

    Evlilik ve Çift Terapisi

    Psikoterapinin bir dalı olan aile ve çift terapisi çiftler ve aileler arasındaki yakın ilişkinin düzenlenmesi, değişim ve gelişiminin sağlandığı terapi yöntemidir. Özellikle eşlerde oluşan çatışmalar ve problemli dönemler aile yapılarını yıpratabilmek de ve çözüme kavuşamadığın da daha büyük problemleri de beraberinde getirebilmektedir. Aile ve çift terapisinde tüm aile içi iletişim bağları güçlendirilerek sağlıklı iletişim gelişimi sağlanmaktadır.

    Çift ilişkileri, evlilik problemleri, ruh sağlığı problemleri, kötü madde kullanımı, kayıp ve travmalar, duygusal istismar, ihmal etme ve şiddet uygulama gibi tüm problemler ele alınmaktadır. Aile ve çift terapisinde eşler mutlaka olmalı ayrıca bir çok terapi esnasında tüm aile bireylerinin de olması terapilerin kısa zamanda hızlı etki etmesine destek sunmaktadır.

    Ayrıca evlilik ve çift terapisi evlilik arefesinde olan çiftlerin geleceklerinde mutlu bir birliktelik geçirmeleri açısından oldukça faydalı olacaktır. Bu terapilerde çiftler birbirlerinin bilmedikleri yanlarına şahit olurlar ve birbirlerini çok daha iyi tanıma fırsatı bulurlar. Hayatınızı paylaşacağınız insanı bir uzman eşliğinde iyisiyle kötüsüyle tanımak size evliliğinizde çok kritik hataları yapmamayı da öğretecektir.

    Bunun yanı sıra çiftler birbirlerinin isteklerini ve beklentilerini daha iyi görecek ve birbirlerine karşı çok daha sağlıklı bir yaklaşım geliştireceklerdir. Çiftler bu terapilerde kendilerinin dahi farkında olmadıkları özelliklerinin farkına varır ve ne yapılması gerektiğiyle alakalı bilgi sahibi olurlar. Hatalarını ve birbirlerine karşı yaptıkları ancak bir hata olmadığını düşündükleri davranış ve söylemlerini görme ve düzeltme imkanı bulurlar. Bu yönüyle evlilik terapisi yapılacak evliliğin sağlam temeller üzerine ve bilinçli bir şekilde yürütülmesine katkı sağlamaktadır.

  • Terapi

    Terapi

    Günümüzde yaşamımızı idame ettirirken çeşitli uyaranlarla karşı karşıya kalmaktayız. Bazen bu uyaranlara karşı olumlu tepkiler verirken, bazılarına ise olumsuz tepkiler verebilmekteyiz. Bireylerin kişilik yapılarına, sosyal yaşantılarına, yetiştirildiği aile ortamına vs. gibi durumlarda değişkenlik gösterebilmektedir. Terapi ışığı altında konuşursak eğer, bireylerin gelecekte yaşadığı olaylar ve şimdiki yaşadığı olayların kişideki uyandırdığı, etkilediği olayları nötr bir şekilde dinlemek ve analiz etmektir. Tabi bu aşamada bir çok terapi modelleri de olmasına karşı terapiyi yapan kişinin de bu alandaki yetkinliği bu aşamada önemlidir. Terapi sürecinin en önemli amacı yaşadığınız zorluklara karşı iç görü kazanmanız, düşünce ve duygularınızda değişiklik meydana getirmeniz, bu değişiklikleri hayata geçirebilmek için ihtiyacınız olan motivasyonu ve değişim için uygun yolları belirlemektir.

    Bütün bireyler aslına bakarsanız kendilerini dinlesin, anlasın ister. Bireyi dinleyen terapist, hayatına müdahale etme veya karar vermek gibi müdahaleler yerine kişinin kendi yaşamı hakkındaki kararlarının verilmesine yardımcı olmak en sağlıklı olanıdır. Bireyin yaşadığı olay hakkında hak vermek, eleştirmek, yargılamak vs gibi davranışlar sergilemek terapistin yapacağı iş değildir. Aksine yaşadığı olay neticesinde neler hissettiği, nasıl tepkiler verdiğinin bağımsız bir şekilde ele alarak değerlendirmeler yapmak ve uygun bulduğu terapi modelini uygulayarak danışana/hastaya yardımcı olmak önem arz etmektedir. Terapist ya da psikoloğun elinde sihirli bir değnek olmadığını bilmemizde fayda vardır çünkü terapi bir süreç ve süreklilik ister. Bireylerin bu manada sabırsızlıklarını da görmezden gelmemek gerekmekteyiz, yaşadığı duygudurumu kişide sabırsızlıklar getirebilir. Fakat bu sabırsızlıkları fırsat bilerek işin ehli olmayan, insan psikopatolojisinden pek haber olan kişilerin vadettiklerine inanmamakta ve güvenmemek gerekmektedir. Ancak ruh sağlığı uzmanlarının gerekli eğitim ve süpervizyon süreçlerinden geçerek danışana/hastaya terapi vermesi daha sağlıklıdır.

    Terapiden beklentimiz destek almak istediğiniz konuya ve kişisel durumunuza göre terapi kısa süreli ya da uzun süreli olarak uygulanabilir. Terapist görüşmeleri genellikle haftada bir kez, yarım saat-kırkbeş dakika olarak gerçekleştirilir ancak kişisel ihtiyaçlara ve terapistinizin yönlendirmelerine göre görüşme araları sıklaştırılabilir ya da uzatılabilir. İlk görüşmede amaç psikoterapistin sizi tanıması ve en verimli tedavi yöntemine karar verilmesi olacaktır. Terapi görüşmelerinde kendinizi güvende ve anlaşılıyor hissetmeniz son derece önemlidir. Bu nedenle terapistinizi seçerken hangi özelliklerin sizi daha rahat hissettireceğine karar vermenizde fayda olacaktır.

    Son olarak da terapi modellerinden bahsederek konuya açıklık getireyim. Terapistin çalıştığı ekollere göre de terapi modelleri değişkenlik göstermektedir. En sık kullanılan bilişsel ve davranışçı terapi, psikodinamik psikoterapi, aile terapisi, çift terapisi, kişilerarası terapi, sanat terapisi, oyun terapisi gibi birçok terapi modelleriyle bireyin yaşam kalitesini arttırmaya yönelik çalışılabilmektedir.

  • Psikotik Bozukluklarda Destekleyici Psikoterapi

    Psikotik Bozukluklarda Destekleyici Psikoterapi

    Psikotik bozukluklarda çeşitli terapi yöntemleri de kullanılabilmektedir. Bunlar arasında bilişsel davranışçı terapi modeli çok kullanılan terapi modeli olsa da dinamik terapiler de etkili olabilmektedir. Psikoloğun hastanın sanrılarını, varsanılarını, davranış boyutlarını, konuşmalarındaki dağınıklığının öyküsünü almalı ve ona göre çalışma stili geliştirmelidir. Burada psikolog terapiyle çalışırken psikofarmakolojik desteğinin takibini de psikiyatr eşliğinde takip etmesi psikoloğa yarar sağlayacaktır. Aynı zaman da hastanın ailesiyle olan bilgi alışverişi bir bütün olarak hastaya olumlu katkıda bulunulacağı yadsımaz gerçeklerden bir tanesidir.

    1. BİLİŞSEL TERAPİ

    2. Hallüsinasyonların Bilişsel Terapi ile Ele Alınması

    Bilişsel bakış açısından gerçekte olmayan bir şeyi görüyormuş hissiyatı kişiye dışarıdan yani zihninin dışından geliyormuş gibi gelen kişinin kendiliğinden ortaya çıkan(otomatik) düşünceleri olarak değerlendirilir.

    Hallüsinasyonlar zorlayıcı yaşam olaylarını ve koşullarını dışsallaştırma eğiliminden kaynaklanır. Bu kişilerin halüsinasyonlara anlam yükledikleri, içeriğini tartıştıkları, bunlarla baş etme yöntemleri geliştirmelerinin sağlanması ve halüsinasyonların kendisiyle ilgili düşünceleri yansıttığının uygun bir biçimde gösterilmesi yarar sağlayacaktır. Hastaya aynı zaman da tetikleyici etmelerin, gösteren duygusal ve davranışsal tepkilerin, başa çıkma yaklaşımlarının, ilişkili diğer düşünceleri ve eşlik eden imgelerin araştırılması gerekmektedir. Hastanın yerleşik düşüncelerini sorgulamak adına aşağıdaki gibi birtakım yaklaşımlarda bulunulabilir;

    • Duyduğu seslerle ilgili olarak kanıtlar sıralanabilir

    • Duyduğu seslerin günlük işlevselliğini bozma biçimi ele alınabilir.(kaçınma davranışı gibi)

    • Yönlendirecek buldurma yöntemine başvurabilir.(korkulan seslere karşın gösterebileceği tepkiler üzerinde yeniden çalışabilir)

    • Oyunlaştırabilir.

    • Kökleşmiş yerleşik düşüncelerini değiştirmesine yardımcı olmak

    • Radyo, Tv açılabilir

    • Müzik dinlenebilir

    • Bir arkadaşıyla sohbet edinebilir

    • Spor yapılabilir

    1. Hezeyanlarının Bilişsel Terapi Modeli İle Ele Alınması

    Üstbiliş sürecinin aktifleşebilmesi açısından kendilik kavramını tehdit etmektedir. Üstbilişin farkındalığı paranoid şizofreni de öfke ve yanlış inançlar veya başkalarından gelen eziyet ile karakterize edilmektedir. Psikotik belirtilerin yapısından dolayı direnci azaltmak klinik popülâsyonu tedavi ederken arzu edilen başarı olabilir. Direnci büyüklüğünü etkileyen faktörler arasında;

    • Tehdit edilen spesifik özgürlüğün önemi

    • Tehdidin büyüklüğü bu açıdan önemlidir.

    Direnci asgari ölçüde azaltmak için değişimi en zayıf olandan başlatmak, hastadan sadece düşünceleri için alternatif belirlemesini istemek, inancın kendisinin aksine inanç kanıtlarına meydan okumak, hastanın kendi inancına karşı olan delilleri dile getirmesine teşvik etmek hasta için faydalı olacaktır. Hastanın hezeyanlarını terapi yoluyla ele almak hezeyanların büyük ölçüde gelişmesinde önem arz etmektedir. Kişi bu hezeyanları hatırlamakta güçlük çekebilir. Anımsatılmaya çalışılmalı ve bilgi alınmalıdır. Kişi anımsamak istemiyor gibi görünüyorsa bunu sınamak gerekir.

    “Sizi etkileyen olayları anımsamak size çok rahatsızlık mı veriyor? İsterseniz hazır olduğunuzda bu konuya geri dönebiliriz? Denebilir.

    Kişinin duraksaması rahatsızlık duyduğu ya da kendisine acı veren birtakım olaylar olduğunu gösterse bile kuşkucu olduklarından dolayı da bu şekilde davranabilirler.

    1. PSİKOSOYAL BECERİ EĞİTİMİ

    2. İletişim becerileri ile alakalı

    3. Kişilerarası problem çözme ile alakalı

    4. Herhangi bir iş ile uğraşmak vb. yoluyla kişinin hastalık nedeniyle kaybettiği ya da hiç kazanamadığı temel becerileri kazandırmayı hedeflenen  eğitimlerdir.

  • Histerik Kişilik Bozuklukları 2

    Histerik Kişilik Bozuklukları 2

    Bu hastaların belirtileri düşünceleri ve davranışlarını sanki dışarıdan birin müdahale edilmiş gibi yani iradesinin dışında oluyormuş gibi sunmaktaydı. Konuşmaları güçlü ve dramatik özellikler göstermesiyle beraber büyük abartılı, dramatik jestlerle kullanmaya meyilli kişilerdi. Bilişsel ve davranışçı kuramcılarında Beck, histerinin bilişsel kavramsallaştırmasını ortaya koydu fakat histeriyi Histrionik Kişilik Bozukluğu yerine konversiyon histeri olarak incelemekteydi.

    Histrionik Kişilik Bozukluğu olan bireylerdeki varsayımlarının altında yatan düşüncelerden bir tanesi de “ben yetersizim ve kendi başıma idame ettiremem” düşüncesidir. Farklı kişilik bozukluklarındaki bireyler varsayımlarla başa çıkma yolları benzer olabilir fakat histrionik bireyler hiçbir şeyi şansa bırakmayan daha faydacı bir yaklaşımla yönelmeye yatkındırlar. Kendileriyle ilgilenmeleri noktasında yetersiz hissettiklerinden başkaları için ilgilenmeleri için çeşitli yollar bulmaya ihtiyaç duymaktadırlar. Hayattaki zorlukların karşısındaki yaşam anahtarını diğer insanlara vermekle herkes tarafından sevilmesi gerektiğinin inancını kendisinde barındırmaktadır. Bu durum ise kişiyi çok güçlü bir şekilde reddedilme korkusu oluşturmaktadır. Reddedilmenin mümkün olduğunu düşünmek bile bu yapıdaki kişileri tedit eder çünkü dış dünyanın temellerini sağlıksız olduğu pozisyonunu hatırlatmaktadır. Onlar için reddedilme işareti bile yıkıcı bir iz bırakmaktadır. Yetersiz hissetme duygusuna rağmen onay almak için davranmak onlar için kurtuluş yoludur. Onay alma durumunu şansa bırakmamaktadırlar. Böyle bir durumu canlı tutabilmek içinde cinsel rol kalıplarını kullanarak aşırı bir biçimde doldurup dikkati araştırmak için baskı hissederler. Kadın histrionikler kendi yaşının verdiği olay ve durumlara binayen, yeterli, sistematik düşünce ve plan gerektiren işler yerine fiziksel çekicilikleri için ödüllendirilmiş olduklarını düşünmektedirler. Erkek histrionikler ise, daha erkeksi “maça erkek” diye tabir edilen aşırı erkeksi rol oynamayı öğrenmişler ve erkeklikleri, dayanıklılıkları, güçleri için ödüllendirildiklerini düşünmekteler.

    Bu yapıdaki kişilerin dışarıdan onaylanmayı ortaya çıkarmaları hakkındaki endişeleri gazladır ve dışsal değerlendirmeyi kendi içsel deneyimleri üzerinden yapmayı öğrenmişlerdir. Aslında kendi içsel deneyimleri onlara oldukça farklı bir biçimde kendiliğinden kaçar ve nasıl başa çıkacağını da bilmemektedirler. Histrionik Kişilik Bozukluğunun bilişi genel ve detaydan yoksundur, belirgin başarıya dayanmak yerine kendiliğin izlenimci bir algısına götürür.

    Tedavi

    Bu kişilerin belirli sorun yapıları üzerinden bilişsel ve davranışçı terapi teknikleri kullanılabilir. Hastanın hedeflerine göre çeşitli tedavi teknikleri kullanılmalı, otomatik düşüncelere meydan okumak, düşünceyi test etmek ile alakalı davranışçı ödevler ile deneyler düzenlemek, aktivite takvimi, gevşeme egzersizleri, problem çözme ve girişkenliğine yardımcı egzersizler kişiye yardımcı olmaktadır. Bilişsel terapide ilk öncelik değişime açık olan katman otomatik düşüncelerdir. Kişinin belirli bir durum ile alakalı yaptığı anlık değerlendirilmelerin değişimi daha kolaydır. Otomatik düşünceler kişinin zihninden geçen belirli alanlardaki imgelerden oluştuğu için terapi sürecinde ele alınan sorunun belirli bir örnek bir durum özelinde tanımlanması gerekmektedir. Örnek olarak en son bu sorunu ne zaman yaşadın gibi sorular sorularak hastanın yaşadığı belirtileri tespit edilmesi amaçlanır. Bilişsel terapide ele alınan sorunlar spesifik ve somut olmalıdır. Yaşanan sorunların somut ele alınmasından sonra terapide yapılması gereken diğer önemli girişim ise duygu, düşünce ve durumun tanımlanmasıdır. Otomatik düşüncelerin saptanması ile alakalı hastaya bilgi verilerek hastanın yaşadığı duygular üzerinden de anlatılabilir. Örneğin, bu durumdan dolayı üzüldünüz veya kızdınız gibi. Otomatik düşüncelerin ne olduğunu anlatmanın en güzel yollarından bir tanesi de hastaya seans esnasında otomatik düşüncelerinin ortaya çıkmasına yol açabilecek yani o anda duygularını ifadece edebilecek sorular sormaktır. Otomatik düşünceleri elde etmenin bir başka yolu da doğrudan sorular sormaktır.

  • Aile ve Çift Terapisi Nedir?

    Aile ve Çift Terapisi Nedir?

    Aile içinde veya ilişkilerde sorunlarla karşılaşılması olağan ve normal bir durumdur. Her çift fikir ayrılıkları yaşayabilir ve saygı çerçevesinde kendi fikrini beyan edebilir. Aile ve çift terapilerine olan ihtiyaç ülkemizde genel anlam itibariyle son çare olarak görülür. Ne yazık ki tartışmaların sonu gelmediği, gerginliğin hakim olduğu, işin içinden çıkılmaz bir hal alan durumlarda çatışmalı evlilik-ilişki diye adlandırdığımız boyuta gelindiği an bir uzmana başvurulur.

    Eşler-partnerler genel olarak ilişkinin ilk dönemlerindeki problemleri görmezden gelir ya da üstünü örter. İlerleyen dönemlerde çatışmaların tohumları ilk senelerde ki ‘görmemezlikten gelme’ durumundan kaynaklanmaktadır. O yüzden flörtün ilk zamanlarında çatışmalı sorunlar yaşandığında bu durumu göz ardı etmemek gerekir. Bir diğeri ise, yeni doğan bebekle birlikte değişen düzen, yüklenen sorumluluklar artmaktadır. Eskiden çok güzel vakit geçiren çiftler artık baş başa kalamayabilirler. Bu durumlarda bir diğerinin normal hayatına devam etmesi, yardımcı olmaması ve değişen düzenden dolayı yaşanan gerginlikler, her iki tarafın ailesinin işin içine katılması kişilerarası çatışmaları alevlendirebilmektedir.

    Aile ve çift terapisine başvuran kişi veya kişilerde genel anlam itibariyle ilişkideki dengenin bozulması durumu hakimdir ve bir uzman eşliğinde çalışmak yeni alternatiflerin gün yüzüne çıkması ve teröpotik anlamda yapılacak olan sözleşme ile yeniden çerçevelendirilmeyi hedeflemektedir. İlk olarak halledilmesi gereken şey bozulan iletişimin yeniden yapılandırılmasıdır.  Genel olarak ilişkilerde olaya ‘ben merkezci’ yaklaşım iletişim problemlerinin başlıca sorunlarındandır. Bunun devamında bir bu kadar önemli olan diğer kavram ise cinsellik konusunda yaşanılan problem ve aksaklıklardır.

    Dengesi bozulan ilişkide, kişi karşı tarafın memnun olabileceği her türlü olaydan, orta nokta bulmaktan kaçabilir. Yaşanılan gerginliklerden kaynaklı bir umutsuzluk içerisinde olabilir, karamsarlığa düşmüş olabilir. Bu yaşanılan birikimle doğru orantılıdır ve kişiler aşırı genellemede bulunmaya çok meyillidir. Eş-partner defalarca denediğini ama düzelmeyeceği düşüncesi içerisinde olabilir.

    Karşı tarafın tepki göstermesi ve sinirlerin gerildiği bir ortamda sağlıklı düşünmek çatışmalı evlilikler-ilişkiler için ne yazık ki imkansız bir durumdur.

    Bu noktada istek ve arzuları terapist eşliğinde belirlemek, bazı içine atılan, paylaşılmayan durumları terapi esnasında dile getirmek, duyulduğunu hissetmek ve sorun üzerine konuşmak her iki tarafın aydınlanmasına, daha sağlıklı düşünmesine sebep olabilir. Sağlıklı düşünmeyi başarabilen kişi bunu gördükçe hem kendi motive olur hem de karşısındakini motive eder.

    Genel olarak çiftler aile ve çift terapisinin sadece kendilerine bir yararı olacağı konusunda hemfikirdirler fakat; bu terapi çeşidini tek bir açıdan ele alıp değerlendirmek eksik bir tanımlamadır. Bozulan ilişkiyi düzenlemek, hayattaki olumsuzlukların çoğunu ortadan kaldırmak için mükemmel bir adımdır. Devamlı tartışma halinde olan kişiler belirli bir zamandan sonra çevresine, sosyal hayatına karşı da karamsarlık tutumu sergiler. Düzelen ilişki ile birlikte hayata bakış açısı yeniden çerçevelenir.

    Aile ve çift terapisi son çare olarak görüldüğü için kişiler ‘eyvah geç kaldık’ düşüncesi içerisinde olabilir. Bu durumun çözülemeyeceğine dair endişeye kapılabilirler. Fakat bu yanlış bir algıdır. Sadece geç kalınmış bir terapiye daha yoğun ilgi ve alaka gerekmektedir. Çiftler karmaşık olan durumu daha karmaşık bir hale sürüklediğinden dolayı terapiye biraz daha fazla zaman ayırmaları gerekmektedir.

    Aile ve Çift Terapisinde ilk olarak beklentileri açıkça ifade etmek ve merak edilen her şeyin sorulması gerekmekte ve açıklanmaktadır. Terapist ailenin kültürel değerleri konusunda bilinçli bir hareket sergilemeli ve o değerler doğrultusunda ilerlemeyi hedeflemektedir.  Bu süreçte terapiste olan inanç süreklilik açısından oldukça önemlidir. O yüzden çalışmak istediğiniz terapistin bu konuda eğitim almış olmasına dikkat etmeniz son derece önem taşımaktadır.

  • Bilişsel Davranışçı Terapi

    Bilişsel Davranışçı Terapi

    Psikoterapi, kişinin yaşadığı problemlere çözüm bulmak, kişinin uyumunu arttırmak, kişiye farkındalık kazandırarak olumlu yönde değişimini sağlamak amacıyla iki taraf arasında gerçekleşen etkileşim sürecidir. Bu süreç içerisinde terapist dürüst, tutarlı, içten, samimi ve empatik bir tutum içerisinde danışanı güven ve işbirliği ile koşulsuz kabul eder. Bu süreçte terapistler güvenilir belli bir takım teknikler ve teoriler ile süreci yönetirler. Bu yöntemlerden biri de Bilişsel Davranışçı Terapi’dir.

    Bilişsel Davranışçı Terapiye göre insanlar aynı olaylar karşısında farklı tepkiler vermektedir. Bu farklı tepkiler, kişilerin bu olayları nasıl yorumladığıyla ilgilidir. Bilişsel olarak yapılan yorumlar kişinin davranışlarını etkilemektedir. Hatta davranışları da duygusunu ve düşüncesini etkilemektedir. Bu sebeple bilişsel davranışçı terapide kişinin duyguları ve davranışlarında değişimler oluşturmak için danışanın düşünce sisteminde bir takım değişiklikler yapılması hedeflenir. Terapist ilk olarak düşünce hatalarını tespit eder ve bu düşünceler üzerinde çalışmaya başlanır. Kişi, duygularını ve davranışlarını etkileyen gerçekçi ve işlevsel olmayan düşüncelerini daha gerçekçi ve daha işlevsel bir hale çevirebilmeyi öğrendiğinde duygu ve davranışlarında olumlu yönde değişiklikler meydana gelmektedir. Bu terapi şeklinde düşünce, duygu, davranış değişikliği oluşturabilmek amacıyla çeşitli teknikler kullanılmaktadır.

    Bilişsel davranışçı terapiye göre erken dönem çocukluk yaşantıları kişinin temel inançlar ve varsayımlarını meydana getirmektedir. Kişinin işlevsel olmayan düşünceleri temelde yetersizlik veya değersizlik temel inancı etrafında şekillenmektedir. Altta yatan işlevsiz inançların değiştirilmesi ile düşüncelerde daha gerçekçi ve işlevsel değişiklikler meydana getirilebilmektedir. Altta yatan temel inançlarındaki danışanın bilinçli farkındalığı ve bu inançlardaki temel değişim danışanın yaşadığı sorunlarının tekrarlaması ihtimalini azaltmaktadır.

    Bilişsel Davranışçı Terapide danışanlar pasif bir katılım göstermezler. Terapilerde aktif olarak çalışmalara katılırlar. Danışanlardan düzenli olarak seanslara gelmeleri ve kendilerine verilen psikolojik ölçekleri doldurmaları beklenir. Danışanın seanslardaki deneyimlerini günlük hayatına aktarabilmesine yardım niteliği taşıyan ödevlerini, terapist ile birlikte belirledikten sonra uygulaması beklenir. Bu yüzden seanslarda işbirliği esastır. Danışanın sıkıntısı azaldıkça ve terapi sürecine alıştıkça, terapist seanslarda; hangi sorunlar hakkında çalışılacağına danışan ile birlikte karar vererek, düşüncesindeki bozuklukları belirleyerek, önemli noktaları özetleyerek ve seansların sonunda verilen egzersizleri danışan ile birlikte tasarlayarak danışanın süreç içerisinde daha aktif olmasını desteklemektedir.

    Terapiler amaca dönük ve probleme odaklıdır ve sorunun çözümüne odaklanmaktadır. Terapide tanıya bağlı kalmaksızın “şimdi ve burada” danışanın sorunları incelenmektedir. Bu amaçları terapist ile danışan aciliyet sırasına göre birlikte belirlemektedirler. Terapi süreci zamanı belirli ve kısa sürelidir. Seanslar genellikle haftada bir kez, 50 dakika şeklinde sürdürülür. Bu süreçte danışana kendi kendisinin terapisti olması öğretilmektedir. Kişinin özyeterliliğini kazanmasını sağladığı için bu terapi şeklinin öğretici ve eğitici bir yönü vardır.

    Bilişsel Davranışçı Terapi ile çalışılabilecek alanlar:

    • Depresyon

    • Panik Bozukluk

    • Yaygın Kaygı Bozukluğu

    • Fobik Bozukluklar (Sosyal Fobi, Özgül Fobi, Agorafobi)

    • Obsesif – Kompulsif Bozukluk

    • Yeme Bozuklukları

    • Uyku Bozuklukları

    • Somatoform Bozukluklar

    • Kişilik Bozuklukları

    • Travma Sonrası Stres Bozuklukları

    • Cinsel İşlev Bozuklukları

    • Madde Bağımlılığı

    • Öfke Problemleri

    • İlişki Problemleri

    Bilişsel davranışçı terapi özellikle kaygı bozuklukları, depresif bozukluklar, panik bozukluklar, fobik bozukluklar üzerinde oldukça etkili ve işlevsel terapi yöntemlerinden biridir.

  • Bireysel Terapi

    Bireysel Terapi

    Bireysel terapi, yaşadığınız olumsuz yaşantıların sizin üzerinizdeki etkilerini fark etmenizi sağlayan, yaşadığınız olumsuzluklar karşısında kendinizi güçlü hissetmenize yardımcı olan, kendi iç dünyanızda yaşadığınız problemlere çözüm üretebilmenize olanak tanıyan, kendi hayatınız üzerindeki yetkinliğinizi artıran bir süreçtir. Bu süreç tamamen gönüllülük esasıyla işlemektedir. Terapiye başvuran kişinin kendi arzusu ile süreç başlatılır. Kişi kendisinde gözlemlediği, kendisini zorlayan yaşantıların varlığını kabul edip bunları çözümlemek istediğinde kendisi için çok önemli ve kıymetli bir adım atmış olur. Kişi kendi hayatının sorumluluğunu almaya karar vererek olumsuz yaşantılarını geride bırakıp, çözüm için profesyonel bir destek almaya ihtiyaç duyabilir.

    Terapi seansları ile kişi düşünce, duygu, davranışları hakkında farkındalık kazanarak, sorunları ve nedenlerine yönelik içgörü geliştirerek, bu terapi süreci ile kendi yaşamının kontrolünü ele alır ve baş etme mekanizmaları geliştirir. Terapi seanslarında deneyimlenen yaşantıları kişinin günlük hayatına entegre edebilmesi terapinin amaçlarındandır. Bireysel terapide terapist akıl vermez sizin adınıza karar almaz. Terapide, danışanının karar verme becerileri güçlendirilir, nasıl doğru karar alabileceği gösterilir ve kişi kendi hayatının sorumluluğunu alır. Terapistler, kişinin kendi kendisinin terapisti olabilmesini sağlamaya çalışmaktadırlar.

    Terapi seansları genellikle haftada bir kez, 50 dakika olarak yapılmaktadır. İlk seanslarda ilk olarak terapist sizi tanıyacak, gerekli gördüğü durumlarda birtakım testler uygulayacak ve ihtiyacınıza yönelik birlikte oluşturacağınız gerçekçi hedefler doğrultusunda sizin için uygun tedavi tekniğine karar verecektir. Belirlenen hedefler doğrultusunda seanslarınız ilerleyecektir. Terapist sizi hayatınızın tüm alanlarında bir bütün halinde tanımaya yönelik görüşmeleri gerçekleştirecektir. Sürecinize göre seansların sıklığı değişebilmektedir. Görüşmeler genellikle haftada bir olmak ile birlikte, sürece göre iki haftada bir veya daha uzun aralıklarla gerçekleşebilir. Terapide hedeflenen değişim bir süreç işidir ve zaman alabilir. Bu zaman ise kişiden kişiye, durumdan duruma değişiklik göstermektedir. Seansların sürekliliği fayda sağlanabilmesi açısından önem arz etmektedir.

    Seanslar her zaman kişiye iyi hissettirmez. Seanslar kendinize ait farkındalık geliştirmenize, sorunlarınıza başka açılardan bakmanıza, fark etmediğiniz bazı durumları görmenizi sağlar. Bu da kişiye o an iyi hissettirmeyebilir ve kişi için zorlayıcı olabilir ama asıl bu zorlu süreç değişiminize yardımcı olacaktır.

    Terapide gönüllülük esastır ve destek alan kişi istediği zaman seansları sonlandırabilir. Sürecin sonlandırılmasına terapist ve danışanın birlikte karar vermesi sağlıklı olan ve beklenendir.

    Bireysel terapi ile çalışılabilecek konular:

    • Kaygı Bozuklukları

    • Depresyon

    • Panik Bozukluk

    • Fobik Bozukluklar (Sosyal Fobi, Özgül Fobi, Agorafobi)

    • Somatoform Bozukluklar

    • Obsesif – Kompulsif Bozukluk

    • Yeme Bozuklukları

    • Kişilik Örgütlenmeleri (Borderline Kişilik, Narsistik Kişilik, Şizoid Kişilik, Bağımlı Kişilik, Çekingen Kişilik, Mükemmeliyetçi Kişilik)

    • Aile, Ebeveyn, Arkadaş İlişkilerindeki Problemler

    • Değersizlik Duyguları

    • Yetersizlik Duyguları

    • Yalnızlık Duygusu

    • Boşluk Hisleri

    • Ayrılık & Terk Edilme Kaygısı

    • Öfke Problemleri

    • Sosyal Beceri Problemleri

    • Sınır Çizememe Problemleri

    • Karar Vermede Zorluk Yaşama

    • Başkaları Tarafından Değerlendirilme Endişeleri

    • Uyum Problemleri

    • Performans Kaygısı

    • Stres ile Başa Çıkmakta Zorluk Yaşama

    • Kayıp ve Yas Süreci

    • Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Yaşadığınız problemlerin hayatınıza olan olumsuz etkileriyle baş edebilmek ve buna yönelik çözüm üretebilmek için bir uzman tarafından bireysel terapi ile destek alabilirsiniz.