Etiket: Terapi

  • VAJİNUSMUS

    VAJİNUSMUS

    Vajinismus, vajinanın dış üçte bir kısmını çevreleyen kaslarda yineleyen , sürekli biçimde istemsiz kasılmaların olmasıdır. Bu kasılmalara, cinsel ilişkiye girerken beraberinde ağrı korkusu ve kaygıların eşlik etmesidir. Bunun yanısıra, bedenin çeşitli bölgelerinde, hatta tüm bedende kasılmalar, bacakların kapanması, titreme, çarpıntı, terleme, bulantı, kusma, fenalık hissi ve ağlama eşlik edebilir. Vajinadaki bu yoğun kasılmalar cinsel birleşmeye izin vermez. Bazı kadınlarda ise zorlamayla giriş olabilir ancak birleşme çok ağrılı ve acılı olarak sürer. Pek çok kadın bu tabloyu isteyerek yaşama

    Kadınlar genelde ilk cinsel birleşme denemesinde vajinusmus olduğunu anlar. Daha seyrek de eşle olumsuz algılanan cinsel deneyimden sonra, cinsel taciz, doğum, düşük, küretaj, hasta açısından kötü deneyimlenen jinekolojik muayene ve operasyonlar sonrasında da oluşmaktadır.

    Vajinusmus diğer batı ülkelerine göre ülkemizin sosyo ekonomik ve kültürel özelliklerden dolayı daha sık görülür. Hekime başvurma ise ağrılı ilişkiden ziyade tam ilişki yaşanmadığında olmaktadır. Toplumun büyük bir kısmında , ilk birleşme denemesinde korku, acı hissi ve kaçınma davranışı tanımladıkları ve cinsel birleşmenin gerçekleşmediği saptanmıştır.

    Cinsel eğitimin uygun verildiği, cinselliğin konuşulabildiği, çocukluk yaşlarından itibaren cinselliğe bir tabu olarak bakılmadığı , kadının cinselliğine de değer verilen toplumlarda vajinismusa daha az rastlanmaktadır. Vajinismusu olan kadınların çoğu, kendi cinsel organlarının yapısı hakkında yeterli bilgiye sahip değillerdir. Erkek cinsel organının canını çok acıtacağını, çok zarar vereceği şeklinde yanlış inanışlara sahiptirler. Tanımlamaları değiştirmek bile öğrenmede ve tedavide etkin olabilmektedir.

    Vajinismusu olan kadınlar yaş, eğitim, sosyoekonomik ve sosyokültürel durum, kırsal veya kentli olma açısından belirli bir farklılık göstermezler. Bunun nedeni, cinsel eğitimin ve bilgilenmenin bireyin genel eğitim seviyesine göre değil, toplumun ve kültürün diretmeleriyle şekillenmesidir.

    Vajinismusun bugün için bilimsel olarak başarısı kanıtlanmış tek tedavi yolu cinsel terapidir.Cinsel terapiye en iyi cevap veren cinsel işlev bozukluğudur. Uygun cinsel terapiyle yüzde yüze yakın düzelme olur.Çiftler cinsel terapiye birlikte alınırlar.Erkekler bunu sadece kadının bir hastalığı olarak görürler.Bu terapi çift terapisi olarak yapılır. Bazen durumun kendi yetersizlikleriyle ilgili olabileceğini düşünüp, kaygıyla zaman içinde cinsel isteksizlik ve sertleşme sorunları gelişebilir. Bu nedenle önce kapsamlı cinsel yaşam öyküsü alınır.çiftin geç kalan cinsel eğitim bilgisi verilir.
    Bir-iki görüşme ve danışmanlıkla düzelen hafif olgular olduğu gibi uzun süreli tedavi gerektiren zor vakalar da olabilir. Çift terapisi dışında bazende uzun süern bireysel terapilerde gerekebilir.

    Vajinismus tedavisinde amaç, bir şekilde penisin vajene girişini sağlamak değil, kadının kasılma, acı, kaçınma, korku gibi olumsuzluklar yaşamadığı, çiftin haz aldığı, doyumlu bir cinsel yaşama ulaşmasını sağlamaktır.Bunu da mekanik yöntemlerle değil Terapi ile zihinsel penis korkusunun yenilmesi ile sağlanır.

  • Ozon terapi!

    Ozon terapi doku ve hücrelere ihtiyacı olan oksijeni en etkili şekilde sağlayan ve toksinleri yok eden bilinen en güçlü tedavidir Hepimiz biliyoruz ki; Sadece nefes almak, artık vücudumuza yeterli oksijeni sağlamıyor. Vücudumuz sürekli olarak, havamızdaki, suyumuzdaki ve yiyeceklerdeki toksinler tarafından kirletiliyor. Şehirlerimizdeki oksijen miktarı %21’in çok altında ve düşmeye devam ediyor. Sigara kullanımı, stres, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme gibi durumlar da eklenince vücudumuzda toksinlerin birikimi ve oksijen eksikliği artar. Bu da kronik yorgunluğa, erken yaşlanmaya, hastalıklara ve kansere zemin hazırlar. Yeterli oksijenlenmeyi sağlamak için nefes almaktan daha fazla şey yapmak zorunda kalabiliriz Ozon terapinin eşsiz mucizesi sayesinde stresten tamamen kurtulabilir, performansınızı yükseltebilirsiniz.

    Özetlemek gerekirse; Ozon terapi sağlık ve estetik açısından gerçek anlamda bir hazinedir.

    Ozon buhar kabini ve etkisi

    Tek kişilik kullanım için yapılmış özel saunalardır. Hastanın başı dışında tüm bedeni içinde kalacak şekilde kapaklı küçük bir odacıktır. Sıcak buhar ile birlikte ozon verilir. Deri ile temas eden ozon ciltteki gözeneklerden emilir. Bu amaçla kullanılacak ozon saf oksijenden elde edilebileceği gibi soluduğumuz ortam havasından da elde edilerek ozon hava karışımı olarak da uygulanabilir. Yaklaşık 15 – 20 dakika süren bir tedavidir. Bu tedavi hastaya yaklaşık 400 – 500 kcal enerji kaybettirir. Bu nedenle uygulama sonrası bir süre dinlenme gereksinmesi doğabilir. Tedaviden sonra duş alınması önerilmez. Kurulanıp, günlük giysiler giyildikten sonra normal yaşantıya devam edilebilir.
    Ozon terapi vücutta iyileşmeyi hızlandırır, hastalıklara sebep olan mikroorganizmaları ve toksinleri yok eder. Böylece vücudu toksinlerden arınmasına yardımcı olabilmektedir.

    Ozon sauna terapinin yararları

    ” Laktik asit üretimini indirgeyerek kasları gevşetir ve serbest bırakır.
    ” Toksinleri okside ederek kolayca elimine edilmelerini sağlar.
    ” Kan dolaşımını hızlandırır, zedelenmiş adalelerin daha kolay onarılmasına yardımcı olur.
    ” Periferal kan dolaşım yolları vazodilatasyonunu stimüle ederek ağrıları dindirir.

    ” Cildi temizler, yumuşatır ve gençleştirir.
    ” Hücre solunumunu normalize eder.
    ” Kronik yorgunluk ve çevresel hastalıklara karşı yardımcı olur.
    ” Bağışıklık sistemini stimüle eder.

  • Çift Terapisi Nedir?

    Çift Terapisi Nedir?

    Evli, nişanlı veya sevgili, ilişkide yaşanan sorunları çözmek ve daha mutlu bir ilişkiye ulaşabilmek için çiftlerin birlikte katıldıkları terapi sürecidir. Çiftler bu süreçte daha mutlu olmak için; ilişkilerinde neye ihtiyaç duyduklarını keşfeder, bunları hayata geçirmenin yollarını öğrenirler. Birbirlerinin ilgi alanlarını süreç içerisinde güncelleyerek ilerde de değişebileceğini fark ederler. Unutmayın, mutlu ilişki, sorun yaşamayan, farklılıkların olmadığı, çatışma olmayan bir ilişki demek değildir. Önemli olan sorunlarınızı nasıl ele aldığınız ve çatışmayı nasıl yönettiğiniz.

    Ne amaçlanır?

    Çiftlerin daha mutlu bir ilişki için yeni iletişim dili kazanmaları, kendilerini ifade edebildikleri ve ortak hedefleri de paylaşabildikleri bir ilişkiye ulaşmaları hedeflenir. Çiftlerin daha mutlu bir ilişki yaşamaları, ilişkideki sorunlarını çözmeleri, beklentileri fark etmeleri ve uzlaşmayı kendi aralarında sağlamaları hedeflenir. Çift terapiye düzenli devam eden çiftlerin ilişkilerinde olumlu gelişmeler yaşadıkları bilinmektedir.

    Kimler Başvurur?

    Evli veya sevgili, ilişkisinde sorun yaşayan, sorunları çözmek ve daha mutlu bir ilişki yaşamak isteyen herkes çift terapi için başvurabilir. Önemli olan ilişkinizi kurtarmak istemeniz, terapi ve değişime hazır olmanızdır. Çift terapi, ilişkideki iki tarafın da çaba ve katılımını gerektirir.

    Çift Terapi uygulamasını kimler yapar?

    Çift terapisi, evlilik terapisi ve ilişki terapisi aynı kavramlardır. Yalnızca, bu konuda eğitim almış uzmanlar çift terapi yapabilirler. Çift terapistleri, eğitim aldıkları yaklaşıma göre teknikler uygulayarak sorunlarınızı çözmeniz için size yardımcı olurlar.

    Çift Terapi ile İlgili Yanlış Bilinenler

        Diğer terapilerde olduğu gibi, Çift Terapide de tek görüşme ile sorunların çözülmesi hedeflenemez, ilişkinin de değerlendirilme ve müdahale planı süreci mevcuttur.

    • Terapi bir süreçtir. 

    • Çift terapide “suçlu” ya da “haksız” taraf yargılaması yapılmaz. 

    • Terapist, çiftler arasında hakem değildir.

    • Uygun bir çift olup olmadığınıza, mutlu olup olmayacağınıza ya da ilişkiye devam edip etmeyeceğinize terapist karar veremez.

    • Çift terapisi boşanma kararı alındıktan sonra son çare olarak denenecek yöntem değildir. 

  • Aile ve Çift Terapisi

    Aile ve Çift Terapisi

    Ortak bir tema çerçevesinde bir araya gelen kişilere uygulanan bir model olmakla birlikte, ortak temalara örnek olarak uçuş korkusu, alkol ve madde bağımlılığı, yas, cinsel istismar, panik problemleri, sosyal kaygı, utangaçlık gibi konular gösterilebilir. Terapist, danışanların hepsinin birbirlerinden destek alarak sorunlarını azaltmalarını ve davranışlarını şekillendirmelerini sağlar. Grup terapisi, küçük gruplar halinde uygulanır ve konular; danışanların içlerinde bulundukları durum ve onların geçmişte yaşadıkları, şahit oldukları ve etkilendikleri olaylar üzerinde terapistlerin yönlendirmeleri ile konuşmalarından oluşur.

    Grup terapisinde paylaşım yapmak esastır. Kişiler, ortak sorunlar çerçevesinde birbirlerine destek olarak, sorunlarına yönelik çözümleri birlikte oluşturup yaşamlarına geçirirler. Grup terapisi sosyal bir ortam içerisinde danışanların sorunlarını incelemelerini, ve kişisel yaşam içerisinde karşılaşılan sorunlar, ve kaygılar üzerine anında geri bildirim almalarını sağlar. Gruptaki danışanlar, kendi sorunlarını güvenli ve gizli bir ortamda paylaşarak ve başkalarıyla empati kurup onların sorunlarına yardımcı olmaya çalışarak grup terapisinden fayda sağlarlar.

    Profesyonel bir terapistin gözlemciliği altında küçük bir grup danışanın buluşup kendilerine ve birbirlerine yardım etmelerini öngörerek özellikle yalnızlık, depresyon ve kaygı gibi konularda danışanlara yardımcı olur. Terapi için geldiğinizde, terapistiniz ve siz beraberce sorununuzun sebeplerini incelersiniz. Böylece, sorununuzu daha iyi anlama yoluna girer ve durumu değiştirip sorunu giderecek seçenekleri kendiniz yaratırsınız.

    Grubun toplantılarında, bireyler birbirleriyle özgürce konuşmaya teşvik edilirler. Bu konuşmaları gerektiğinde profesyonel bir terapist yönlendirir. Grup terapisi bazen bireysel terapi ile birlikte uygulanır. Böyle durumlarda bu kombinasyonun kişilere farklı kazanımlar sağladığı düşünülür. Bireyler, grup terapinin yardımıyla yalnız olmadığını, benzer sorunları olan kimselerle sorunlarını paylaşabilir olduğunu görür, kendilerini anlayacak insanlarla beraber olabileceğinizi hissedersiniz.

    Kulanıldığı alanlar: Kişiler arası ilişkiler, depresyon, kaygı, önemli hastalıklar, yakın birini kaybetme, bağımlılıklar ve davranışsal sorunlar. Genellikle grupları oluşturanlar, birbirlerinden bir şeyler öğrenebilecek insanlardır. 

  • Acı Hatıraların İlacı Emdr Nedir? Psikoterapide Emdr Nasıl Kullanılır?

    Acı Hatıraların İlacı Emdr Nedir? Psikoterapide Emdr Nasıl Kullanılır?

    Emdr sağ ve sol beyin loblarının uyarılarak birbiriyle temas kurması sonucunda geçmişte yaşanan acı hatıraların duygusunun boşaltıldığı bir psikoterapi tekniğidir. Sağ beyin acı hatıraların duygularının kayıtlı olduğu bölgedir. Sağ beyindeki bu bölümler; hipokampüs, hipotalamus ve amigdaladır. Sol beyin ise bizim mantıklı tarafımızdır. Yani yaşadığımız olaylara anlam veren ve daha gerçekçi bakabilen kısmımızdır. Emdr bu iki bölüm arasında temas kurulmasını sağlayarak sağ beyinde kayıtlı olan acı hatıraların sol beyinde işlemlenmesini sağlar. İşlemlenen bu anıların verdiği olumsuz duygular ise emdr’den sonra artık hissedilmez.

    Emdr göz hareketleriyle, dize hafifçe dokunarak, sesle ya da iki ele hafif bir titreşim verilerek yapılmaktadır. Bu tekniklerin hepsinin ortak noktası sağ ve sol beyni senkronize bir şekilde uyarmaktır. Ben terapilerimde çoğunlukla bunların hepsini aynı anda kullanıyorum. Sağ ve sol beyin arasındaki etkileşim ne kadar fazla olursa kişinin olumsuz anıyla temas kurması ve yaşadığı travmatik anıyı işlemlemesi o oranda hızlı olmaktadır.

    Emdr başlı başına bir terapi tekniği değildir,psikoterapi seanslarında kullanılan yardımcı tekniklerden biridir. Benim seans tecrübelerim emdr’nin travmatik anının işlemlemesinde en iyi tekniklerden biri olduğu yönündedir. Emdr uygulanırken kişi yetişkin hayatında ya da geçmişinde yaşadığı travmatik anıyla direk bağlantı kurar.

    Emdr mucizesi geçmişte yaşanılan anıları silmez, zaten beyinde herhangi bir anıyı silmek mümkün değildir. Böyle bir terapi tekniği yoktur, emdr geçmişte yaşanılan anının duygusunun işlemlenmesini sağlar. Yaşadığınız travmatik anıyı hatırlamaya devam edersiniz fakat travmatik anıda hissettiğiniz olumsuz duyguları artık hissetmezsiniz.

    Emdr Nasıl uygulanır

    Çalışma esnasında kişiye sıkıntı veren sahne, düşünce ve beden duyumuna odaklanılması istenerek kişiye senkronize bir şekilde uyarım verilir. Ben bunun için Emdr cihazını kullanıyorum. Burada amaç hem duygunun boşaltılması, hem bedensel duyumun rahatlatılması, hem de olumsuz inancın  değiştirilmesidir. Örneğin;

    Travmatik anıların duygusu;korku, tiksinme, değersizlik, yetersizlik, güçsüzlük, sevgisizlik, boşluk, anlamsızlık, çaresizlik, şüphecilik, utanç, boğazında bir yumruk varmış gibi hissetme , midesinde bir taş varmış hissi …

    Bedensel duyumu;karın ağrısı, baş dönmesi, kalp sıkışması, nefes alamama, diş sıkması, bacaklarının titremesi, ayağına kramp girmesi, sırtında ağırlık, karın ağrısı, mide bulantısı, vücüdunun karıncalanması, uyuşukluk, el  ve ayaklarda yanma, halsizlik, yorgunluk, …

    Olumsuz inanç; Güçsüzüm, çaresizim, yetersizim,  güvende değilim…

    Travmatik anının sahneleri danışanın gözünün önüne fotoğraf şeklinde gelmeye başlar. Danışanın gördüğü bu fotoğrafların içinde duygu, bedensel duyum ve düşünce kayıtları vardır. Uyarım vermeye devam ederek bunlar danışanla birlikte keşfedilir. Daha sonra tarvmatik anının duygusu yavaş yavaş boşalmaya başlar. Bazı anıların duygusu tek bir seansta boşalırken bazı anılara birkaç seans çalışmak gerekir. 

    Emdr terapisini  bu terapiyi yapmaya uygun gördüğüm danışanlara teklif ediyorum, danışan da kabul ederse Emdr çalışmasına başlıyoruz. Emdr dinamik psikoterapiyle birlikte yapılırsa danışanda kalıcı değişim sağlıyor. Emdr terapisinin süreci ise kişiden kişiye farklılık gösteriyor. 

    Emdr Süresi Neye Göre Belirlenir

    • Travmaya maruz kalınan yaş: Travmatik anıda yaş küçüldükçe travmanın verdiği hasar artar. Erken dönem travması çok olan kişilerin özellikle 0-6 yaşta , emdr terapisi daha uzun sürer. 

    • Travmanın süresi; Kişi travmaya ne kadar uzun süre maruz kaldıysa ruhsal bölünmesi o oranda artar. Örneğin; 10 yıl boyunca amcasının tacizine uğramışsa bir çocuk bu kişinin emdr terapisi uzun sürer.Fakat ilkokulda bir öğretmeni tarafından bir kez aşağılanmışsa terapi süresi kısalır. 

    • Travmanın tanıdık biri tarafından gerçekleşmesi; Kişinin güvendiği, sevdiği, duygusal yatırımının fazla olduğu biri tarafından travmatize edilmesi, yabancı biri tarafından travmaya maruz kalmasıdan çok daha ağır bir hasar verir. 

    Emdr’nin Uygulandığı Psikolojik Rahatsızlıklar

    Emdr dinamik psikoterapiyle birlikte pek çok ruhsal ve bedensel problemin çözümü için uygulanır. Depresyon, migren, obsesyon, öfke kontrolü, panik atak, sosyal fobi, sınav kaygısı, anksiyete, vajinismus gibi problemlerde psikoterapi seansına entegre edilebilir. 

    Emdr Güvenli Yer 

    Emdr çalışmasına başlamadan önce danışanlara güvenli yer çalışması yaptırılır. Güvenli yer çalışması demek danışanın çocukluğunda iyi hissettiği bir anısını hatırlayıp o anının duygusuyla, bedensel duyumuyla ve olumlu düşüncesiyle temas kurmasıdır. 

  • Terapistimi Nasıl Seçerim?

    Terapistimi Nasıl Seçerim?

    Günümüz dünyasında sosyal medya her alanda çok etkili ve bir çok şey artık bir tık ötemizde. Bunun iyi tarafları olmakla beraber bazı durumlarda suistimal edildiği de gözlemlenebiliyor. Bazen alanında uzman olmayan kişiler kendilerini profesyonelce hazırlanmış sosyal medya hesaplarında uzmanmışcasına lanse edebiliyor. Bu nedenle terapist araştırması yaparken kişinin aldığı eğitimler ve hakkında yapılan yorumlar iyi araştırmalıdır. 

     Fakat buna rağmen bazen  denemeden yani o kişi ile bir seans geçirmeden, o kişi size nasıl gelir bilemeyeceksiniz. Mesleki ehliyetini almış olması ve uzmanlığı tabii ki de çok önemli çünkü ruh sağlığınızı emanet ediyorsunuz. Fakat bunların yeterli ve iyi seviyede olması her şeyin mükemmel geçeceği anlamına gelmeyebilir.

    Eğer bir hayal kırıklığı yaşarsanız hemen pes etmeyin. Gerçekten iyileşme niyetiniz var mı yok mu bunu sorgulayın. Belki de terapiye hazır olmadığınız için sonunu tahmin ettiğiniz terapi süreçlerinde buluyorsunuzdur kendinizi.

    Terapide danışanın iyileşme niyeti çok önemlidir. Hatta iyileşmeye  hazır olmadığınızı bilmek bile ilk adımdır. Yani terapiye gidiyorum ve iyileşme niyetim olmasa bile o niyeti inşa etmek için  devam ediyorum diyebilirsiniz. Burada önemli olan kendi  duygunuzun farkında olmanızdır

    Terapisti araştırırken size verdiği duyguya ve bu  duygunun size nasıl geldiğine bakın.

    İnsanın beyninde ayna nöronlar vardır. Bu ayna nöronlar karşımızdaki kişinin duygusunu anlamamıza yardımcı olur. Terapist sizi danışanı olarak severse, size güven verirse, sizi kapsarsa ve yine danışanı olarak size yakınlık duyarsa siz de  bunu hissedersiniz. Bana göre danışana en çok iyi gelen şey terapistin onu koşulsuz kapsayabilmesidir. Türk toplumu ilişkisel bir toplum yapısına sahip. Bu ilişkiselliğin içinde kuramadığımız ilişkiler, hissedemediğimiz yakınlıklar ve fazlaca hissettiğimiz yalnızlık duygusu bizlerin ruhunu hasta ediyor. Bu nedenle bana göre, terapide danışanla etiğe ve işlevselliğe bağlı kurulan terapötik yakın ilişki çok önemli ve iyileştiricidir. 

    Kendinizden daha genç bir terapisti tercih etmek isteyebilirsiniz veya daha yaşlı. Bazen erkek terapist, bazen kadın terapist tercih edersiniz. Bunlar hep sizin iç dünyanızla ve geçmiş hayatınızla  ilgili olan şeylerdir. 

    Her terapistin tekniği farklıdır. Gittiğiniz terapistin  hangi ekol ile çalıştığını sormak yerine işini ona bırakarak yaptığı şeyin size nasıl geldiğine bakın. Dışarıda psikolojik konular ile çok yakından ilgileniyor olabilirsiniz. Hatta kendiniz psikolog veya psikiyatrist olabilirsiniz ama o odada danışan olan sizsiniz.

  • EMDR Terapisi

    EMDR Terapisi

    Francine Shapiro Kimdir?

    Francine Shapiro, Amerikan Psikiyatri Birliği Uygulama Rehberi’nde travmalarda bir tedavi olarak önerilen göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme (EMDR) terapisini geliştiren kişidir (EMDR Enstitüsü, 2019). 1987’de yılında EMDR ile ilgili ilk gözlemlerini yapan Shapiro, diğer terapi yöntemlerinden yararlanarak yöntemini geliştirmiştir (Shapiro,1989).

    New York Şehir Üniversitesi Brooklyn College’i İngiliz Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra İngilizce öğretmeni olarak çalışan Shapiro, 1974 ‘te New York Üniversitesi’nde İngiliz Edebiyatı alanında doktora programına katıldı. Kansere yakalandıktan sonra West Coast’a taşındı ve psikoloji alanında bir programa girdi. 1988 yılında doktoradan mezun oldu ve tezi 1989 yılında Travmatik Çalışmalar Dergisi’nde yayınlandı (Mental Research İnstitute, 2019).

    Shapiro Palo Alto’daki Zihinsel Araştırma Enstitüsü’nün kıdemli araştırma görevlisidir. Aynı zamanda kar amacı gütmeden, dünya çapında afet mücadelesini ve düşük ücretli eğitimleri koordine eden Travma İyileştirme/EMDR İnsanı Yardım Programları derneğinin kurucusu ve başkanıdır. Amerikan Psikoloji Derneği ve Kanada Psikoloji Derneği Etnopolitikal Savaş Ortak Girişimi’nin belirlediği uzman kadrosundan birisi olan Shapiro, çok çeşitli travma tedavisi ve sosyal yardım kuruluşları ve dergilere danışmanlık yaptı. Dünya çapındaki psikoloji konferanslarında davetli konuşmacı olarak yer aldı.

    EMDR Terapisi Nedir?

        Francine Shapiro tarafından ortaya atılan göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme (EMDR) terapisi, Shapiro’nun parkta yürüdüğü esnada rahatsız edici düşüncüler düşünürken göz hareketlerinde sakkadik bir artış yaşandığının fark etmesi ve bu sakkadik göz hareketlerinin zihnindeki bilgi işlemedeki değişiklerle ilişkili olduğunu anlamasıyla ortaya çıkmıştır. Bilgi işlemede sakkadik göz hareketlerinin etkililiğini keşfeden Shapiro, EMDR tedavisinde sakkadik göz hareketlerini arttırmak için, ‘’danışanların gözlerinin önündeki orta hattın her iki tarafında bakışlarını ileri geri kaydırmaları’’ talimatıyla birlikte başlayan parmak hareketlerini kullanmaya başlamıştır (Shapiro, 1989). Sonraki EMDR terapilerinde yaygın olarak göz hareketleri kullanılmakla birlikte dokunsal ve işitsel gibi alternatif bilateral uyarılmalar da kullanılmaya başlanmıştır. Bu 30 saniyelik çift yönlü uyarımlar esnasında danışandan travmatik hafıza görüntüsüne odaklanması istenmektedir (American Psychiatric Association, 2004). Bu çift yönlü uyarımlar sırasında, kişinin travmatik olayları rahatsız edici bir duygudurum olmadan ve duyarsızlaşma göstererek hatırlamasında yardımcı olacak, kendisiyle ilgili yapıcı ve olumlu bakış açıları geliştirecek şekilde hafızanın yeniden işlenmesi hedeflenmektedir (Pagani, Di Lorenzo, Verardo, Nicolais, Monaco, Lauretti ve ark., 2012). Kısacası EMDR, travmanın işlenmesine veya çok stres verici anılara odaklanan bir bilgi işleme terapisidir (Shapiro, 1989).

    EMDR Terapisinin Aşamaları

        EMDR danışan merkezli terapi, bilişsel davranışçı terapi ve psikodinamik yönelimli terapi gibi birçok farklı yaklaşımı bir araya getiren bir yöntemdir (Shapiro, 2001).

        EMDR 8 evrede uygulanmaktadır. Travmatik anı ile ilişkili tüm anı ağlarının işlenebilmesi için, terapi genellikle yaşamın ilk döneminde yaşanmış olan anı ile başlar. Hedeflenen travmatik anılar işlendikten sonra, şimdiki duruma yönlenilir. Anı ağlarının işlenmesinin yanı sıra sağlıklı bir yaşamın sürdürülmesi için gerekli olan kaynaklar, davranışlar ve beceriler geliştirmek için de kullanılır. 

        İlk aşama, anamnezin alındığı ve tedavi planının geliştirildiği aşamadır. Danışanın odaklanmaya karar verdiği sorun üzerinde konuşularak, bu sorunu en son yaşadığı olay belirlenir. Bu olayla ilgili duyduğu rahatsızlık derecesi (SUD) 0 ile 10 arasında puanlanır. Ardından bu olayla ilgili olumsuz düşünce/inanç, duygu/duygular ve beden duyum/duyumları belirlenir. Sonraki aşamada geriye akış tekniği kullanılarak, ilk anı, en kötü anı ve konu ile ilgili diğer travmatik olaylar ortaya çıkarılır. Son olarak şimdiki zamandaki tetikleyiciler (durumlar, kişiler, yerler) belirlenir. 

        İkinci aşama danışanın terapiye hazırlandığı bu evredir. Bu evrede terapötik ilişki kurulur ve kişi problemi ile ilgili yaşadığı belirtiler hakkında eğitilmektedir. Danışanın seans sırasında abreaksiyonlar yaşadığı gibi durumlarda ve seanslar arasında dengesini sürdürebilmesi için güvenli yer oluşturma çalışması yapılır. Oluşturulan bu güvenli bölge, aynı zamanda tamamlanmamış seansların sonunda da kullanılır. 

        Üçüncü aşama travmatik anının ele alındığı aşamadır. Çalışılacak anı belirlendikten sonra, bu anıyla ilgili kişiyi en çok rahatsız eden sahne/resim belirlenir. Danışanın hedef anıya yönelik uyumsuz bilişi (değersizim, yetersizim gibi) ve hedef resmi düşündüğünde kendisiyle ilgili inanmak istediği inancı yanı olumlu bilişi belirlenir ( yeterli biriyim gibi). Olumlu bilişin geçerliliği (VoC) 1 ile 7 arasında puanlanır (1=tamamen yanlış, 7=tamamen doğru). Aynı şekilde hastanın hedeflenen travmatik anıyla ilgili rahatsızlık düzeyi Öznel Rahatsızlık Birimi Ölçeği (SUD) ile belirlenir (0=Nötr/Rahatsızlık yok, 10=En yüksek rahatsızlık derecesi). Bu rahatsızlığı bedenin neresinde hissettiği ortaya çıkarılır.

        Dördüncü aşama travmatik anıya yönelik duyarsızlaştırma aşamasıdır. Kişiden travmatik anıyla ilgili belirlediği resmi, bu resme yönelik olumsuz inancını aklına getirmesini ve bunları bedeninin neresinde hissettiğini fark etmesine yönelik yönerge  verildikten sonra iki yönlü (bilateral) uyarıma başlanır. Hedef anı için SUD 0 olana kadar çalışılır. 

        Beşinci aşama yerleştime aşamasıdır. Kişinin hedef anıyla ilgili rahatsızlık düzeyinin 0 olduğundan emin olunduktan sonra bu aşamaya geçilir. Bu aşamada hedef anıya yönelik oluşturulan olumlu bilişin tam anlamıyla yerleştirilmesi hedeflenir. Olumlu bilişin geçerliliği (VoC) 7 olana kadar devam edilir. 

        Altıncı aşama kişinin bedenini başından aşağıya kadar taradığı ve herhangi bir olumsuz duyumun olup olmadığını belirlediği aşamadır. Eğer kişi herhangi bir olumsuz duyum belirtirse, olumsuz duyum ortadan kaybolana kadar çift yönlü uyarım uygulanır. Olumlu bir beden duyumu belirttiği takdirde de bu olumlu duyumu güçlendirmek için çift yönlü uyarım uygulanır.

        Yedinci aşama seansın tamamlandığı aşamadır. Seans gevşeme teknikleri ve güvenli yer uygulamasıyla bitirilir. 

        Sekizinci aşama, her seansın başında bir önceki seansın değerlendirildiği, çalışılan anının değerlendirildiği ve çalışılacak anının belirlendiği aşamadır.

    EMDR Terapisinin Nörobiyolojik Temelleri

        Göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme (EMDR) terapisi, başlangıçta travtmatik veya işlevsel olmayan anılar, deneyimler ve onların psikolojik sonuçlarını tedavi etmek için tasarlanmış bir prosedür iken, çoğunlukla TSSB’nin tedavisinde kullanılmakla birlikte, son yıllarda sınav kaygısı gibi birçok psikolojik problemin tedavisinde de kullanılmaya başlanmıştır (Gosselin ve Matthews, 1995). Van der Kolk, Burbridge ve Suzuki (1997) tarafından yapılan bir çalışmada positron emission tomography (PET) taraması aracılığıyla travmatize olmuş bireylerin beyin işlevleri görüntülenmiş, üç EMDR terapisi sonrasında bu bireylerin beyinlerinin laterelleşmesinde oluşan belirgin asimetrinin düzeldiği görülmüştür. Bu da EMDR terapisinin psikolojik olduğu kadar nörobiyolojik etkilerinin de olduğu görüşünü desteklemektedir. 

        EMDR terapisinin en çok kullanıldığı bozukluk olan Travma Sonrası Stres Bozukluğu’nda olaya ilişkin anılar, kâbuslar ve flashbackler önemli belirtiler olarak ortaya çıkmaktadır. Travma Sonrası Stres Bozukluğu’na yönelik yapılan çalışmalar, travmatik olayın bilinçli olarak bütünleştirilememesiyle ortaya çıkan, duyusal olarak parçalanmış hatıraların duyusal, görsel, koku, kinestetik duyusal parçalar halinde kişinin farkındalığında varlığını devam ettirdiğini göstermektedir (Bergmann, 2008). Nörobiyolojik anıların oluşumu incelendiğinde, dış dünyadan gelen bilgilerin ilk aşamada, her duyusal modalitede bir uyarıcı için ayrı içsel gösterimler üreten duyu kortekslerinden geçtiği görülmektedir. Görsel, işitsel, dokunsal ve koku alma girdilerinin her biri, kendi tek biçimli duyusal korteks bölgeleri tarafından işlendikten sonra daha yüksek işleme bölgelerine geçmektedir. Bu esnada duyuların bilinçli algısı meydana gelmektedir. Ancak, bilgi iletildikten sonra bile, bilginin artık “izi”, “algısal bellek”, duyusal korteks içinde tutulmakta ve normalde kısa süreli ve bilinçli farkındalığımızın dışında olmasına rağmen, bu tür izler araştırılabilmektedir. İlk duyusal algı sona erdikten sonra bile bu izler değişen süreler boyunca kullanılabilmektedir (Schacter, Chiu & Ochsner, 1993).Yani geçmişte yaşanılan her olay, her anı hatırlanmamakla birlikte, kişi için önemli olan, kritik, yararlı bilgiler, özetlenerek zihinde tutulmakta, bu şekilde yaşanılan deneyimlerin ‘’genel bilgisi’’ ve ‘’anlamsal içeriği’’ korunmaktadır (Stickgold, 2002). 

        Propper ve Christman (2008) EMDR terapisi esnasında çift yönlü uyarım sonucunda oluşan göz hareketlerinin beynin iki hemisferi arasındaki iletişimi arttırdığı, bu açıklamanın ise TSSB ‘nin EMDR tedavisinin hafıza üzerindeki etkisini açıklayabileceği belirtilmektedir. Görünteleme teknikleri ile yapılan incelemede epizodik kodlama (Sol hemisfer) sırasında prefrontal aktivitenin asimetrik lateralizasyon gösterdiğinin görülmesi, interhemisferik etkileşiminin epizodik hafızanın önemli bir bileşeni olduğunu kanıtlar niteliktedir. Benzer çalışmalar da çift yönlü uyarımın beynin sağ ve sol hemisferi arasındaki senkronizasyonu ve işlevsel bağlantıları arttırıp, anıların ayrışmış yönlerinin bütünleşmesini sağlayarak belleğe fayda sağlayabileceğini ileri sürmektedir (Bergmann, 1998; Servan, 2000) TSSB’nin hafıza ile ilgili kısmı incelendiğinde bu bozukluğun, kısmen travmatik olayların belirli epizodik hatıralarının uzun süreli ve uygunsuz bir biçimde baskın olduğu başarısız bir hafıza işleminin sonucu olduğu görülmektedir. Travmatik bir olaya karşı beyin epizodik belleği semantik belleğe uygun bir şekilde birleştirip bütünleştirememekte, bunun sonucunda travmatik olay ile diğer ilgili olayların arasındaki ilişkiler gelişmemektedir. Bu normal hafıza transferinin ve bütünleştirmenin bozulması, epizodik hafızanın devam ettirilmesine yol açmaktadır (Propper ve Christman, 2008). Schönfeld ve Ehlers (2006)’de benzer şekilde TSSB hastalarında otobiyografik olaylara ilişkin hafızanın bozulduğu, bu kişilerin epizodik hafızaya sahip olma eğiliminde olduklarını belirtmektedir. Hem algısal hem de anlamsal temsillerden gelen bilgilerin içine aktarıldığı, duyumların ve eylemlerin anılarının yer aldığı, depolanan bilgilerin zaman içerisinde birbirine bağlandığı, uzun süreli hafızanın oluşumunda görev alan bölge hipokampus olduğuna göre EMDR terapisinde hipokampus önemli bir bölge halini almaktadır (Stickgold, 2002). Çünkü anıların bilişsel yönleri hipokampüse, duygusal yönleri amigdalaya aracılık etmektedir (Harper, Rasolkhani-Kalhorn ve Drozd, 2009). Gün içerisinde yaşanılan bir olay hipokampüse kaydedilirken, olaya eşlik eden herhangi bir olumsuz duygu aynı anda amigdalaya kaydedilmektedir (Ribeiro, Gervasoni, Soares, Zhou, Lin, Pantoja ve ark., 2004). Eğer amigdadaki duygusal hafıza izine aracılık eden sinapslar, TSSB’de olduğu gibi, azami derecede kuvvetlendirilirse, amigdalada kaydedilen duygusal hafıza izi, hipokampüsten alınan bilişsel hafıza ile etkili şekilde birleştirilememektedir (Corrigan, 2002). Eğer bu birleştilme işlevsel bir şekilde gerçekleştirilemez ve bellek daha fazla işlenemezse, korku uyaran anılar uzun süre hatta çoğu zaman ömür boyu devam etmektedir (Harper, Rasolkhani-Kalhorn ve Drozd, 2009).

        Travma Sonrası Stres Bozukluğu ile ilgili yapılan diğer çalışmalarda, amigdalanının aşırı aktivitesiyle ilişkili olarak medial prefrontal kortekste TSSB’nin çekirdek nöral korelasyonu oluşturmasıyla ilgili bir bozulma olduğu tespit edilmiştir (Bremner, 2007). Rasolkhani-Kalhorn and Harper (2006), limbik korku hafızasının oluşum sürecini araştırdıkları süreçte, düşük frekanslı stimülasyonun (LFS) uyarılmasıyla birlikte limbik sinapslarının zayıflamasının, bu anıların silinmesine veya değiştirilmesine yol açtığını belirtmektedir. Böylece LFS’in EMDR terapisi sırasındaki uyarımlarla birlikte uyarılmasının, sinapsların güçsüzleşmesine yol açarak korku hafızası izlerinin söndürülmesine veya değiştirilmesine yol açacağı öne sürülmektedir. 

        Corrigan (2002) ise EMDR terapisinin anterior cingulate cortex (ACC) üzerinde etkili olduğunu, ACC’nin duygusal ve bilişsel alt bölümleri arasındaki kopukluğu arttırarak hafızanın duygusal bölümünde rahatlamaya yol açtığını ifade etmektedir. Kaye (2007) EMDR ile ilgili yaptığı çalışmalarda Corrigan’ın çalışmalarını destekleyecek bulgular ortaya koyarak. EMDR’da kişinin parmak hareketleriyle birlikte ortaya çıkan göz hareketlerinin, anterior singulatın üst(dorsal) bilişsel alt bölümünün, alt(ventral) affektif alt bölüm tarafından baskılanmasının tersine çevrilmesini kolaylaştırdığını belirtmektedir. Aynı şekilde Barrowcliff, Gray, Freeman ve MacCullouch (2004), göz hareketleri sırasında anıların duygusal değerlerinde azalma olduğunu ifade etmektedir. Van der Kolk, Burbridge ve Suzuki (1997) tarafından yapılan çalışmada, EMDR terapisi sonrasında bireylerin beyinlerinin laterelleşmesinde oluşan belirgin asimetrinin düzeldiği görülmüştür. Bu durumun kanıtı olarak Broca bölgesinin artmış aktivasyonu ve gerçek tehdit ile algılanan tehdit arasındaki farklılığın daha gerçekçi algılanmasını sağlayan, hipervijilanstaki azalmayı kolaylaştıran ACC’nin iki yönlü aktivasyonu ileri sürülmektedir.

         EMDR terapisi boyunca, nöronal aktivasyonu izlemek için elektroensefalografi (EEG)’nin kullanıldığı bir çalışmada, başarılı EMDR terapisinde travmatik olayların bilişsel düzeyde işlendiği, bu durumunda çift yönlü uyarım esnasında olumsuz duygusal deneyimlerde rahatlama gerçekleşmesi ile beyin aktivitelerinin farklı nörobiyolojik yapılarının ilişkili olduğunu kanıtlar nitelikte olduğu belirtilmektedir. Bu araştırmada travmatik deneyimleri olan 10 hastanın ilk EMDR seansı sırasındaki (T0) ve ana travması işlendikten sonraki (T1) EEG sonuçları karşılaştırılmıştır. Aynı zamanda bu 10 hastanın EEG sonuçları, kontrol grubunun sonuçlarıyla da karşılaştırılmıştır. Çift yönlü uyarım sırasında T0 aşamasındaki hastalarda, orbito-frontal, prefrontal ve anterior singulat kortekste önemli derecede aktivasyon görülürken T1    aşamasındaki hastalarda temporo-oksipital bölgesinde yükselmiş bir aktivasyon görülmüştür. Benzer eğilimler otobiyografik sahnelerin dinlendiği aşamada da ortaya çıkmıştır: T0 aşamasında fronto-temporal limbik bölgede yüksek bir aktivasyon görülürken, T1 aşamasında sağ temporo-oksipital bölgesinde yüksek bir aktivasyon görülmüştür. Çalışmanın temel nörobiyolojik bulgusu, hem otobiyografik sahne dinleme hem de çift yönlü uyarımlar esnasında maksimum kortikal aktivasyonun, T0’da prefrontal ve limbik bölgelerdeyken T1’de görsel kortekse geçmiş olmasıdır. Bu değişiklikler başarılı bir EMDR tedavisi sonrasında travmatik olayın yeniden yaşantılanması esnasında bilişsel ve duyusal (görsel) olarak daha iyi işlendiğini göstermektedir.  Semptom göstermeyen kontrol grubuyla, hasta grubun EEG sonuçları karşılaştırıldığında, özellikle otobiyografik sahne dinleme kısmında travmatik olay yeniden yaşantılanırken, çift yönlü uyarımların hasta grupta daha yüksek limbik aktivasyona neden olduğu belirtilmiştir (Pagani, Di Lorenzo, Verardo, Nicolais, Monaco, Lauretti ve ark., 2012).

  • Kişilik Bozuklukları

    Kişilik Bozuklukları

    Kişilik bozuklukları; kişinin kendi kültürüne göre, beklenenden önemli derecede sapmalar gösteren, süreklilik arz eden bir iç yaşantılar ve davranışlar örüntüsüdür. Ergenlik döneminde veya erişkinlik yıllarında ortaya çıkar. Kalıcı olabilir ve işlevsel olarak bozulmaya sebep olur. İnsanlarda çeşitli türlerde görülebilecek kişilik özelliklerinin kişilik bozukluğu olarak değerlendirilebilmesi için bunların uyum bozucu olması ve işlevsellikte bir bozulmaya veya kişisel sıkıntıya yol açması gerekmektedir. Değişiklik göstermeyen bu tutum ve davranış kalıpları, düşünce farklılıklarında, duygulanım farklılıklarında, insanlar arası ilişkilerde ve itkilerini kontrol etmekte yaşanan zorluklarda kendini gösterir. DSM-IV, kişilik bozukluklarını üç grupta sınıflandırmıştır. A kümesi, paranoid, şizoid ve şizotipal; B kümesi, antisosyal, borderline, histrionik ve narsistik; C kümesi ise çekingen, bağımlı ve obsesif- kompülsif kişilik bozukluklarını içerir (Barlow & Durand, 2005).

    Freud, obsesif ve kompülsif kişileri aşırı duyarlı olmakla özdeşleştirmiş ve bu kişilik bozukluğunun anal dönemde ortaya çıktığını savunmuştur. Freud yaptığı araştırmalar ile ilk önce, bu tip kişilik gösteren bireylerde, tipik olarak gözlemlediği özellikler arasında temizlik, inatçılık, tuvalet eğitimi yer alır. İkinci olarak, bu tip hastaların konuşmalarında, fantezilerinde, hatıralarında ve rüyalarında anal simgeler tespit etmiştir. Üçüncü ve son olarak Freud, tedavi ettiği kişilerin anne baba tarafından tuvalet kontrolüne zorlandıklarını rapor etmiştir (McWilliams, 2010).

    Obsesif kompülsif kişilerde görülen hınç ve korku temel duygulanımsal çatışmayı oluşturur. Bir diğer duygulanımsızlık hal ise utanç duygusudur. Kişi yüksek beklentilerinin olduğunu terapiste yansıtır ve terapist tarafından gözlemlenen düşünce ve eylem standartlarına uyamadıkları zaman utanç hissederler. Obsesif olan kişiler yalıtma savunmasını, kompülsif kişiler ise yapıp-bozma savunmasını kullanırlar. Obsesif ve kompülsif kişiler ise her iki savunmayı kullanırlar. Obsesif karaktere sahip olan kişiler sevgiye dayalı bağlanma ilişkilerini kurmakta zorluk çekseler de kaygı ve utanç yaşamadan kendilerini ifade etmekte güçlük çekerler. Kompülsif kişilerin genel özellikleri arasında alkol alma, aşırı yemek yeme, kumar oynama, doymuşken tabağımızdaki yemekleri bitirmeye çalışmak gibi örnekler verebiliriz. Bu davranışları kompülsif kılan şey, tahripkar olması değil, kişinin bunlara yapılmaya zorlanmış ve itilmiş olmasıdır (McWilliams, 2010).

    Çocuk herhangi bir çatışma ile karşılaştığında bir savunma mekanizması olarak kullandığı obsesyonu, bir çeşit ritüele dönüştürerek, psikolojik yaşamında bir yere koymuş olur. Her çocuğun kendine ait bir törensel saplantısı vardır. Onlar, oluşturdukları bu ritüel saplantılarla korku ve tehdit içeren davranışları veya olayları yendikleri kanısına varıp, yanılgıya düşerler. En tipik örnek karanlıktır. Gece yatmadan önce karanlık korkusunu yenmek için yapılan bazı davranışlar vardır. Bu davranışlar süreklilik ve devamlılık gösterdiği için ritüel hale gelmiştir. Oda kapısının açık olduğundan emin olmak, oyuncak ayının üzerini örtmek ya da komodin üzerinde duran bardağa su koymak gibi tutumlar, çocuğun anneden ayrı kaldığını işaret ederek karanlığın sebep olduğu korkuyu yenmek amacıyla yapılan ve yinelenen hareketlerdir. Önemli olan nokta ise bütün çocuklar arasında yaygın bir şekilde gözlemlenebilecek bu rahatlatıcı hareketlerin saplantı haline gelmesiyle sorun oluşur. Örneğin ellerini on kez yıkamadan masaya oturan ya da yatmadan önce ısrarla bebeğine sarılmak isteyen bir çocukta bu ritüel davranışların saplantı halini aldığı söylenebilir (Medicana, 1993). 

    Bu tip kişilik bozukluğu genellikle yedi yaş civarında ilk belirtilerini verir ama genel olarak saplantıdan söz edilebilmesi için 12 yaşından küçük olunmamalıdır. İlk ayrılıklar kardeş doğumu gibi çocuğun yaşamındaki zor anlarda obsesif davranış başlangıcının belirtileri ortaya çıkar. Yeni bir kardeşin gelmesi ile birlikte çocuk annesini kaybettiğini düşünerek saldırgan, korku, endişe gibi tepkileri harekete geçirir. Bu duygular içindeki çocuk yarattığı korkuyu yenmek için savunma mekanizmalarını kullanır. Çocuk isteklerini ve ihtiyaçlarını tatmin etmek için bilinçsiz bir şekilde ritüel hareketlere başvurur (Medicana, 1993).

    Obsesif ve kompülsif kişilik bozukluğunda genetik geçiş önemli olmakla birlikte tek belirleyici etken değildir. Obsesif ve kompülsif bozuklukta genetik araştırmalar; aile çalışmalarına, ikiz çalışmaları ve epidemiyolojik çalışmalarına göre farklı alanlardaki incelemelere dayanır. Obsesif kompülsif kişilik bozukluğu ile ilgili birçok aile çalışması bulunmaktadır ama 90lı yıllardan önce yapılan aile çalışmaları tanı ölçütlerinin yetersizliği, aile üyeleri ile dolaylı olarak görüşülmesi, kontrol gruplarının oluşturulmaması, obsesif kompülsif kişilik bozukluğunun birince derece yakınlarda görüldüğünü bildirmektedir ve güvenirliliği zayıftır. Aile çalışmaları ile birlikte 1987-1995 yılları arasında yapılan 10 çalışmada bu tip hastaların birinci derece yakınlarında bu tür bozukluğun semptomlarının bulunma oranı %0.7 ile %10.3, anne ve babalarında ise %3.4 ile %30 arasında oranlanmıştır. İkiz çalışmalara bakacak olursak, sınırlı sayıda bir araştırmaya sahiptir. Tek yumurta ikizleri genetik yapılarından dolayı özdeştirler. Çift yumurta ikizleri ise kardeşlerde olduğu gibi genetik yapıları birbirlerine benzerdir. İkiz çalışmaların önemli noktası, tek ve çift yumurta ikizlerinin eş hastalanma oranlarının farklılık göstermesidir. Tek yumurta ikizlerinde eş hastalanma oranı %67 iken bu oran çift yumurta ikizlerinde %31 olarak gözlemlenmiştir. Farklı toplum ve kültürlerde yapılan epidemiyolojik çalışmalarda obsesif kompülsif kişilik bozukluğunun sıklığının ergenlik öncesinde erkek çocuklarda daha yüksek oranda iken ergenlikte erkek ve kızlarda sıklığın eşitlendiği, ergenlik sonrasında ise kızlarda daha fazla olduğu saptanmıştır (Nicolini, Cruz, Camerena, Paez & Fuente, 1999).

    Obsesif ve kompülsif kişilerde terapiyi ilk kurallardan biri olan nezaket çerçevesi içinde sürdürmektir. Bu tip kişilerde utanç duygusunun eğilimlerini fark edip yorumlamak önemli ölçüde değer taşır. Terapistin, danışanla talepkar ve kontrol edici olmaktan uzaklaşıp, sıcak bir ilişki kurması gerekir. İyi bir terapi süreci geçirilmesinin ikinci önemli özelliği ise düşünselleştirme savunmasının önlenmesidir. Bu tanı grubundaki kişilerle yapılması beklenen en iyi üçüncü tedavi türü ise terapistin, bu kişilerin terapi veya kendisiyle ilgili öfkelerini veya eleştirilerini açığa çıkarmakta yardımcı olmalıdır (McWilliams, 2010).  

  • Cinsel Terapi Nedir?

    Cinsel Terapi Nedir?

    Genel olarak çoğu toplumda konuşulmaktan çekinilen; ancak bir o kadar da merak edilen bir alan olan cinsellik utanç, suçluluk, gurur ve güven gibi çelişkili, karışık duygularla anılan bir konu. Toplumsal eğilimler her ne kadar cinsel özgürlüğün sınırlanmasına veya baskılanmasına neden olsa da, son zamanlarda cinselliğe olan ilginin artmasıyla beraber cinsel sorunları iyileştirmek, cinsel doyumu arttırmak ve tatmin edici bir cinsel yaşamı devam ettirmek gibi konuları anlama isteğimiz de giderek artıyor.

    Bununla beraber kişilerin, cinsel hazla ilgili ailesel, toplumsal ve dini değer yargılarını çiğnediği düşüncesinin suçluluğu; eşleriyle aralarındaki ciddi anlaşmazlıklar ve eleştirici talepler; kronik stres, depresyon gibi olumsuz duygusal durumlar ve benzeri sorunlar cinsellikle ilgili kaygı yaşamalarına, savunmalar oluşturmalarına neden olduğunda cinsel işlev bozuklukları ortaya çıkar. Bunlara ek olarak,

    *Kendini gözlemleme ve iletişim kuramama

    *Cinsel davranışlardan kaçınma ve bu tür davranışlarda bulunamama

    *Başarısızlık korkusu ve partneri memnun etmeye yönelik aşırı uğraş vermeye dayalı kaygı duyma

    *Çiftin gerçek duygularını, isteklerini ve tepkilerini suçluluk duymadan, savunmaya geçmeden açık bir sekilde dile getirememe gibi cinsel haz almanın önündeki bazı engeller de cinsel işlev bozukluklarıyla sonuçlanabilir.

    Böyle durumlarda cinsel yeterliliğin geri kazanılması için bu sorunların düzeltilmesi gerekir. Bu noktada ise cinsel terapi cinsel fonksiyonu sekteye uğratan, işlevi doğrudan etkileyen engelleri azaltmak, kişilerin kendilerini cinsel olarak serbest bırakmasına engel olan kaygıları ve savunmaları yaratan bu cinsel sorunları düzeltmeyi amaçlar. 

    Peki cinsel terapi nasıl bir terapi yöntemidir?

    -Danışanın cinsel semptomunu ortadan kaldırmayı hedefleyen bir terapi yöntemidir.

    Kişilerin sağlıklı bir cinsellik yaşamalarını engelleyen belirtileri ortadan kaldırmaya yönelik planlanmış uygulamalar ve çalışmalar verilir.

    -Önerilen çalışmalarla psikoterapinin bir birleşimini uygulayan bir terapi yöntemidir.

    Direnç gösterilen, kaygı duyulan, yoğun depresif duygular yaşatan durumlarla ilgili olarak verilen uygulamaların yanısıra kişilerin duygu, düşünce ve davranışları ele alınır.

    -Cinsel konulardaki bilgi eksikliğini de ele alan bir terapi yöntemidir.

            Cinsellikle ilgili bilgi eksikliği ve hatalı bilgileri gidermeye yönelik psikoeğitimi kapsar. Genellikle danışanların çoğu cinsellik hakkında fazla bilgi sahibi degildir; araştırma ve deneme konusunda da suçluluk ve korku duyarlar. Cinselliğin normal gidişatı öğretilir ve daha etkili cinsel teknikler bulmaları için yol gösterilir. Kişilerin cinsellikle ilgili sahip oldukları hatalı bilgiler ele alınır.

           Birtakım tıbbi hastalıklar ve ilaçlar da cinsel işlev bozukluğuna neden olabilmektedir. Bu nedenle cinsel terapiye başlamadan önce her zaman fiziksel faktörlerin elenmesi gerektiği unutulmamalı. 

  • Cinsel Terapide Neler Oluyor?

    Cinsel Terapide Neler Oluyor?

    Cinsel olarak aktif olan, yani cinsel hayatı olan her insan, yaşamının belli bir döneminde cinsel sorunlar yaşayabiliyor ve bu sorunlar, bireylerin eşleriyle olan ilişkisini olumsuz etkiliyor. Genellikle de çiftler böyle zamanlarda tam olarak nereye başvurabileceklerini bilemiyorlar.

    Cinsel sorunlarla ilgili olarak ilk önce bir cinsel terapiste başvurulmalıdır.

    Cinsel terapi ya da bir diğer adıyla seks terapisi, cinsel yeterliliği etkileyen ve cinsel işlevi sekteye uğratan engelleri azaltmayı; kişilerin kendilerini cinsel olarak serbest bırakmasına engel olan kaygıları ve savunmaları yaratan sorunları düzeltmeyi amaçlayan bir terapi tekniğidir. Cinsel terapi süresince, cinsel işlev bozuklukları nedeniyle bozulan cinsel ve ruhsal dengeyi sağlamak; bireylere cinsellikle ilgili hatalı bilgilerini, bilgi eksikliklerini gidermeye yönelik eğitim vermek; çiftlerin birbirlerini ve kendilerini tanımalarını sağlamak; cinsel sorunlarını çözümlemek ve bununla birlikte gelişen kaygılarını azaltarak çift arasındaki ilişkiyi iyileştirmek için teknik ve yöntemler kullanılır.

    Cinsel terapi profesyonel bir yardım sürecidir.

    İlk defa cinsel terapiye başvuracak ya da başvurmayı düşünen bireylerde cinsel terapi süreci ile ilgili ve bu terapi sürecinde neler yapıldığıyla ilgili bazı endişeler görülebilir. Cinsel terapide de bireysel psikoterapi gibi diğer terapi yöntemlerinde olduğu gibi yapılan tek şey konuşmaktır. Danışanlar kıyafetlerini çıkartmazlar ve bir şey ispat etmek zorunda değildirler.

    Tedavinin ilk adımı ise ilk görüşmedir. Tamamen kendilerine yabancı olan birisiyle cinsel problemlerini konuşmak danışanlar için korkutucu ve endişe verici olabilir. Açıkça sorun üzerine konuşmak zor olabilir; ancak unutmamak gerekir ki cinsel terapiyle bireyler, yaşanılan cinsel problemlerin çözümüyle beraber ilişkilerinden ve cinselliklerinden aldıkları keyfi geri kazanmaktadır. Yaşam kaliteleri ise artmaktadır. Birçok birey için terapiye başlamanın zor olmasına rağmen; cinsel yaşamlarını geliştirmek ve iyileştirmek için çabalamak, tedaviyle ilgili iyi bir adım olacaktır.

    Cinsel işlev bozukluklarının tedavisi vardır.

    Cinsel bozuklukların bazı özel durumlar dışında psikolojik kökenli olması nedeniyle, ilaç tedavisi bu durumlar dışında yararlı olmayacaktır. Hem psikolojik hem de ilaç tedavisi gerektirebilecek organik nedenlerin sonucunda ortaya çıkan sertleşme bozukluğu (empotans) gibi özel durumlar haricinde. Buna karşın cinsel işlev bozuklukları, ülkemiz ve dünya genelinde yanlış tedavi uygulamalarının en çok yapıldığı ruhsal sorunlardır.

    • Cinsel terapi süreci nasıl ilerler?

    İlk seanslarda sorunu anlamak adına, eşlerle ayrı ayrı bireysel görüşmeleri de içeren değerlendirme seansları yapılarak ayrıntılı bir yaşam öyküsü, ilişki öyküsü ve cinsel öykü alınır. Ardından bireylerin cinselliğe dair doğru bilgiler edinmeleri için, cinselliklerini doğru bir şekilde yaşayabilmeleri için psikoeğitim seansları yapılır. Bunları, ev egzersizlerinin planlanacağı ve değerlendirileceği diğer seanslar takip eder.

    • Ev egzersizleri nelerdir ve süreçte nasıl bir faydası olabilir?

    Ev egzersizleri, yani cinsel ödevler, sorun yaşayan çiftlere verilen, evlerinde uygulayabilecekleri teknikleri içeren çalışmalardır ve cinsel terapinin en önemli unsurlarıdır. Eşler cinsel egzersizler sayesinde, birbirlerinin cinselliğiyle ilgili daha kabullenici olmayı, birbirlerinin cinsel haz noktalarını ve bugüne kadar kaçındıkları cinsel duygularla bağlantı kurmayı öğrenirler.

    Cinsel işlev bozukluklarında sadece psikoterapiyle giden bir süreç oldukça yavaş ilerleyen, etkisiz de olabilecek bir terapi olacaktır. Terapistin çiftle birlikte belirleyeceği, sistematik bir düzenle uygulanacak cinsel egzersizlerle ve psikoterapiyle beraber yürütülen bir terapi süreci, cinsel terapinin başarılı olması açısından son derece önemlidir. Böylece eşler cinsel hazzının sorumluluğunu üstlenerek, kendi cinselliklerini yargılamadan kabullenmeyi; suçluluk duymadan zevk almayı öğrenerek cinsel yaşamlarını güçlendirirler.

    • Peki, cinsel terapi bireysel olabilir mi?

    Cinsel terapi, bazı istisnai durumlar haricinde, bireysel psikoterapiyle sürdürülebilecek bir terapi yöntemi değildir. Yaşanılan problemin her iki eşin de sorunu olduğu ve terapi süresince uygulanan tekniklerin çoğunda her iki eşin de varliğini gerektirdiği için çift terapisi şeklinde sürdürülür.

    Cinsellik, öğrenilmeye ve keşfedilmeye açık bir alandır.

    Unutmamak gerekir ki; cinsellik içgüdüsel olduğu kadar, öğrenilebilen bir olgudur. Bununla birlikte iletişim temelli bir aktivite oldugunu da söyleyebiliriz. Cinselliğin konuşulması, doğru bilgilenme açısından oldukça önemlidir. Yani eşler kendi aralarında da cinsellik hakkında konuşarak, kaygılarını/korkularını ve hazlarını paylaşarak ilişkilerini, cinsel hayatlarını daha sağlıklı hale getirebilirler.

    Cinsel hayatınızdan memnun değilseniz ve ilişkinizde cinsel problemler mevcut ise, cinsel terapi tam da ihtiyaç duyduğunuz çözüm olabilir. Karşılaştığınız problemi çözmek, ilişkinizi ve cinsel hayatınızı güçlendirmek için bir cinsel terapiste başvurmak çözümün ilk adımıdır.

    ***Farkındalık değişimi getirir.***