Etiket: Ter

  • Aşırı terlemenin ilacı: botox

    Aşırı terlemenin ilacı: botox

    Botox, aşırı terleme derdinden muzdarip olan birçok insan için etkin bir umut oldu. . Terleme deyip geçmeyin, aşırı terleme ciddi bir sorundur. İnsanların özgüvenlerini kaybetmelerine ve sosyal yaşamdan geri çekilmelerine neden olabilir. İnsanların %2-%3’ü bu dertten yakınır.
    § Terlediğinizi görenler sıkıldığınızı, bir yerinizin ağrıdığını veya bir sorununuz olduğunu düşünür. Terleme bazı görüşmelerde dengeyi bozabilir. Kendinize güveniniz tam olmasına rağmen, alnınızda biriken ter damlacıkları sizi zorlayabilir, yanlış anlaşılmanıza neden olabilir..
    § Veya koltuk altı sürekli ıslak bir insanı düşünün; her türlü deodorantı kullanıyor, gayet güzel kokuyor, vücudu tertemiz ama gömleği, bluzu veya tişörtünde daima kocaman bir ter halkası var! Teri kuruduğu anlarda bile giysisinde tuz lekelerinden bir hale kalır. Veya gömleklerin ütüsü hemen bozulur. Bu nedenle bir türlü ceketini çıkaramaz, giderek daha fazla terler, sıkıntı basar. Böyle insanlar sürekli sentetik giysiler seçmek zorunda kalırlar. Sentetikler terlemeyi bir kat daha arttırırlar, sonuçta her şey içinden çıkılmaz bir hal alır, insan ne giyeceğini, kaç saat tertipli görüneceğini kestiremez olur…
    § Kimisinin de elleri terler. Cepleri, çantası kâğıt mendillerle dolup taşar. Resmi bir görüşmede kimsenin elini sıkmamak için elinden geleni yapar!
    § Ayakların terlemesi ise bir başka derttir. Ayakkabı giyse koku yapar, terlik giyse ayağı kayar, pamuklu çorap ıslanır, likralı çorap koku yapar, ayakların sürekli ıslak olması deride başka sorunlara yol açar v.s.
    NEDEN?
    Bazı insanlarda görülen bu aşırı terlemenin nedeni, sinirlerin ter bezlerine normalin üzerinde uyarı göndermesidir. Bu durum diyabet (şeker) hastaları ile hiper tiroidi (guatr) hastalarında çok sık görülür, kimisinde hiçbir hastalıkla ilişkisi bulunamaz. Menapoz dönemindeki kadınlarda tipiktir, genellikle ateş basması ile birlikte seyreder.
    BOTOX ETKİSİ
    Bu sorunlar hastalığın tedavisine rağmen çözülemiyorsa, Botox uygulanabilir.
    Botox ter bezlerinde salgılamaya neden olan asetikolin’i bloke ederek terlemeyi azaltır. Bu etkisi nedeniyle; avuç içlerinde, koltuk altlarında, topuklarda ve alında, aşırı terleme sorununun tedavisi için güvenle kullanılır..
    TEDAVİSİ MÜMKÜN
    Bölgesel aşırı terlemenin en radikal tedavisi, sorunlu olan ter bezlerinin hassas bir operasyonla çıkarılmasıdır. Ancak oldukça zahmetlidir üstelik de iz kalır. Bu nedenle pek tercih edilmez.
    Diğer bir tedavi yöntemi, özellikle el ve ayaklarda kullanılan İonferez ‘dir. Bu tedaviyi yürütmek için haftada en az iki kez doktora gitmeniz gerekir. Başlangıçta kararlı davransanız da bu tempoya uzun süre katlanmak kolay değildir. Başlayan hastalar genellikle yarım bırakırlar.
    BOTOX, aşırı terlemeye karşı günümüzde kullanılan en etkili ve sorunsuz tedavi yöntemidir. Ter bezlerine ulaşan sinirlerin çalışmasını geçici bir süre için bloke ederek, ter bezlerinin faaliyetini engeller.
    Botox’dan önce, bölgesel terlemeye karşı, alüminyum klorid veya alüminyum hidroksid içeren preparatlar, iontoferez kullanılıyordu ve endoskopik cerrahi yapılıyordu. Bu çözümlerin hiçbirisi fazla yararlı olamıyordu. Cerrahi çözümlerin ise çok fazla yan etkisi vardı.
    Son 10 yılda Botox ile yapılan tedaviler hastalar için bir umut oldu. Ben kendi deneyimlerimde, özellikle koltuk altı ve el ayası terleme şikayeti olan hastalarda, çok iyi sonuçlar aldım, uygulamaya devam ediyorum. Hatta diyebilirim ki, bölgesel terleme şikayeti olan hastalarda en etkili sonuçlar Botox ile alınıyor.

  • Gebelikte deri değişiklikleri

    Gebelikte deri değişiklikleri

    Gebelikte görülebilen deri değişikliklerinin büyük bir kısmı hormonların vücuttaki etkilerine bağlıdır. Bu değişiklikler çoğu kez hastalık değil normal değişikliklerdir. Bunların bir kısmı kalıcı olabilirken, bir kısmı doğumdan sonra geriler.

    Saç ve tırnak değişiklikleri

    Saç değişiklikleri; Anagen evre dediğimiz saçların gelişip olgunlaştığı evre gebelikte daha uzun olduğu için, saçlar hamilelik esnasında genellikle gürleşir ve saç kalitesi artar. Ancak doğumdan 1-2 ay sonra saç dinlenme fazına (telojen dönem) girer ve saç dökülmesi baslar. Dökülme dönemi doğumdan sonraki 8-15 aya kadar devam edebilir. Ayrıca birçok kadında yüz, koltuk altı ve bacak tüylerinde koyulaşma olur.

    Tırnak değişiklikleri; tırnakta yumuşama, kolay kırılma tırnağın boşalması ve tırnak batıkları seklinde görülebilir. Özellikle ayakta ödem olması nedeniyle hamileliğin son aylarında ve doğum sonrasında batık tırnak olasılığı artar.

    Deride renk değişiklikleri

    Özellikle yüz bölgesinde yanak, alın veya dudak üstünde düzensiz sınırlı kahverengi lekeler oluşabilir. Bu lekeler melazma olarak adlandırılır. Hamile kadınların neredeyse yarısında görülebilir. Özellikle koyu tenli kişilerde daha sıktır. Güneşten uygun şekilde korunmama deride lekelenmeyi artırır. Genellikle hamilelik lekeleri doğum sonrası kaybolur veya hafifler. Ancak bazen kalıcı da olabilir.

    Hamilelerde göğüs uçları, koltuk altları, genital bölge, uyluk iç yan yüzü ve karın bölgesinin deri rengi koyulaşabilir. Çok sık görülen bu değişiklik tıp dilinde hiperpigmentasyon olarak adlandırılır. Yüksek miktarda östrojen, progesteron ve MSH hormonları bu deri koyuluğunun sebebidir. Özellikle MSH adlı hormon, derinin pigment üreten melanosit adı verilen hücrelerinin daha fazla melanin denilen maddeyi salgılamasını sağlayarak bu etkiyi yapar. Derideki benlerde ve çillerde artış ve renklerinde koyulaşma gözlemlenebilir. Boyun ve koltuk altında et benlerinde büyüme sayısal artış olabilir.

    Ter bezi ve yağ bezi değişiklikleri

    Hamilelerde vücutta ter salgılanması artar. Ancak tersine avuç içi terlemesi azalır. Tiroid aktivitesi artması ter salgılanmasını artırmaktadır. Bu yüzden hamilelerde aşırı terleme ve isilik (ter bezi tıkanıklığı ) şikayeti olabilir. Yağ salgılanması azalması nedeniyle halk arasında köpek memesi adı verilen büklüm yerlerinin iltihaplanması ile seyreden hidradenitis suppürativa gibi hastalıklar hafifleyebilir. Akne yani sivilce şikayeti hamilelerde değişkenlik gösterir. Bazı kişilerde sivilce şikayeti artarken bazılarında ise azalır.

    Sitria distensea (deri çatlağı)

    En sık görülen değişikliklerden biri deri çatlaklarıdır. Tıp dilinde stria distensa veya stria gravidarum olarak adlandırılır. Deri çatlakları hamile kadınların %90’ında görülebilir. Hamileliğin altıncı veya yedinci ayında ortaya çıkar. Kırmızı veya pembe rengi çizgisel çökük izler şeklindedir. Kaşıntı ve yanma şikayeti olabilir. Doğumdan sonra deri çatlaklarının rengi beyazlaşır. Deri çatlağı sırasıyla en sık karın, göğüs ve uylukta görülür. Deride çatlak oluşma nedenleri çeşitlidir. Genetik eğilim mevcuttur. Annesinde deri çatlağı olan birinde deri çatlağı ihtimali daha yüksektir. Ayrıca östrojen, ACTH adlı hormonlar ve derinin gerilmesi de deri çatlağı sebeplerindendir.

    Kan damarı değişiklikleri
    Gebelik süresince damarsal lezyonlar çoğalır. Spider anjiom olarak adlandırılan küçük kılcal damarlar hamileliğin ikinci ile beşinci ayında ortaya çıkar. En sık yüz ve avuç içinde görülür. Doğumdan sonra kılcal damarların %75’i geriler. Östrojen artısı spider anjiom en önemli nedenidir. Avuç içlerinin kırmızı renk alması palmar eritem olarak adlandırılır. Beyaz ırkın üçte ikisinde siyahların üçte birinde görülür. Avuç içindeki bu kızarıklık hamileliğin ilk ayında baslar doğumdan bir hafta sonra geriler. Her iki durumda da güneşten korunmaya dikkat edilmeli, güneş koruyucu ajan kullanılmalıdır.

    Varisler

    Hamilelerin %40’ında varis oluşabilir. Genetik yatkınlık önemli bir faktördür. Ayrıca hormonlara bağlı damar değişikleri ve bebeğin kan damarlarına yaptığı basınç varis oluşumuna zemin hazırlar. Hamilelik döneminde bacaklarda kılcal damar artısı görülür. Hamilelerde aynı mekanizma ile damarların genişlemesi sonucunda hemoroid oluşumuna yol açabilir.Hamilelerde şişkinlik (ödem) şikayeti olabilir. Ödem bacaklarda, yüz ve ellerde görülebilir. Hamilelerde vurma çarpma olmaksızın bacaklarda mor lekeler oluşabilir. Bütün bunların nedeni hormonların damar duvarında yaptığı değişikliklerdir. Ayrıca yüzde kızarıklık, sıcak-soğuk, basmaları ve ürtiker (kurdeşen) gibi şikayetler görülebilir.

  • Aşırı terlemeye etkin çözüm ( botox )

    Terleme insanlarda doğal olarak görülürken, aşırı terleme çok büyük sorunlar yaratabiliyor. Özellikle ter bezlerinin fazla çalışmasına bağlı olarak deri yüzeyine salınan terin artması sonucu, kişide gündelik yaşamı etkileyecek derecede fazla ve rahatsız edici terleme görülebiliyor. Kişinin yaşam kalitesi olumsuz bir şekilde etkileniyor.

    Aşırı terlemenin nedenleri

    Ter miktarı kişiden kişiye göre değişebildiği için aşırı terlemenin tanısı ve değerlendirmesi çoğu kez zordur. Terin salgılanması insanlarda sinir sisteminin çalışması ile doğru orantılı olup, aşırı terleme toplumun yüzde 1’inde karşılaşılan bir sorundur.

    Aşırı terlemenin en önemli nedenleri arasında stres, değişik uyaran ilaçlar (insülin), tiroid bezinin aşırı çalışması, böbrek üstü bezinde görülen hastalıklar, menopoz, hipoglisemi, şişmanlık, bazı kanserlerin tedavisinde kullanılan ilaçlar ve hormonlar yer alır. Sistemik hastalıklardan diyabete, kalp yetmez-liğinden karsinoid sendroma kadar pek çok sağlık sorunu da terleme yapabilir. Pratikte en çok görülen terleme şekli; strese bağlı olan ve özellikle avuç içi, ayak tabanı, koltuk altı ve daha az olarak da yüz ve kasıkta terleme yapan tiptir.

    Terleme olan bölgelerde bakteri üremesi kolaylaşacağı için aşırı terleme kokuya da neden olur ve kişinin fiziksel ve sosyal hayatını negatif yönde etkiler. Bu gibi durumlar özellikle ellerde, ayak tabanında, yüzde ve gövdede oluşabilir ve kişinin terlemesi ile stres arasında kısa bir denge oluşur. Stres durumu ile birlikte bu bölgelerde hızlı bir terleme gözlenir.

    Terleme nedenlerinin saptanması

    Terleme tedavisine başlamadan önce ilk aşamada terlemenin nedenleri araştırılır. Kişide kilo problemi olup olmadığı incelenir. Uzun süreli geçirdiği herhangi bir rahatsızlık olup olmadığı, menopoz döneminde olup olmadığı, tiroid bezi veya böbrek üstü bezi ile ilgili herhangi bir problemi olup olmadığı araştırılır. Sorun saptanamadığı durumlarda sempatik sinirlerin doğuştan aşırı çalıştığı düşünülür. Bu soruna karşı çok değişik tedavi şekilleri uygulanabilir:

    1-Hastanın beyaz renkli, hafif, pamuk elyaf içeren giysiler ve çoraplar giyilmesi tavsiye edilir.

    2-Bölgeye yönelik kurutucu pudra ve solüsyonlar kullanılması tavsiye edilir. Pudralar nemi alıp, bölgenin kurumasını sağlayabilir ve antiseptik ilaçlar ikinci enfeksiyonun yerleşmesini engelleyebilir.

    3- İyontoforez: Özellikle ellerdeki, ayaklardaki ve koltuk altı bölgesindeki aşırı terlemede kullanılan bir yöntemdir. Sık tekrarlanması gereken bu yöntemle, bölgesel, hafif ve orta derecede terlemesi olan hastalarda oldukça iyi cevap alınıp, 1 – 3 aylık iyileşme dönemleri sağlanabilir.

    4- Botox tedavisi: Özellikle el içi, ayak tabanı ve koltuk altı terlemesinde kullanılan bir ilaçtır. Bu yöntem ter bezlerini çalıştıran sinirlerin faaliyetlerini azaltarak terlemeyi birkaç kat azaltır ve ortalama etki süresi 8-10 aydır.

    Botox en etkili yöntem

    Botox uygulaması aşırı terleme tedavisinde en etkili yöntemdir. “Tıpta birçok alanda mucizevi tedaviler sağlayan botox, terleme tedavisinde de başarılı sonuçlar vermektedir. El içlerindeki, ayak tabanlarındaki ve koltuk altlarındaki terleme çağlardan beri hem kadınlarda hem de erkeklerde, her zaman büyük sorunlar yaratmasına rağmen, tedavi seçenekleri oldukça kısıtlı.

    Uzun süreli etki…

    Son 15 yılda estetikte “çağın mucizesi” olarak tanımlanan botox sayesinde, hem yüzdeki sevimsiz, zamanın acımasız izleri geçirilirken hem de tikler, nörolojik vakalar ve özellikle yüksek teknolojinin bile tedavi sağlayamadığı aşırı terleme tedavi edilerek, başarılı sonuçlar sağlanıyor.

    Özetlemek gerekirse; göz çevresi, alın ve kaş ortasındaki kırışıklıkları gideren botox, aşırı terleme ve ter kokusunun rahatsız edici durumundan da kurtarıyor. Kadın ve erkeklerde kolaylıkla uygulanabilecek bu yöntem ortalama 15-30 dakika içindeki yapılan pratik bir uygulama ile çok uzun bir süre boyunca rahat etmenizi sağlıyor.

    Nasıl uygulanıyor?

    El içi, ayak tabanı ve koltuk altındaki terlemeye karşı botox uygulamaları oldukça pratik bir şekilde uygulanıyor. “Problem olan bölgede ilk aşamada gerçekten terleyen bölge, testler ile tespit edilir, daha sonraki aşamada bölgeye anestezi niteliği taşıyan kremler tatbik edilir ve 15 dakika beklettikten sonra uygulamaya başlanır.

    Son derece ince uçlu (insülin enjektörü) iğne vasıtasıyla problemli olan bölge içine botox ilacı enjekte edilir. Aşırı bir acı hissi duymadan, tedavi için defalarca zaman ayırmadan ve cerrah herhangi bir bakıma gerek kalmadan ortalama 10-12 ay boyunca hem terlemenin miktarı oldukça azalır, hem de terin rahatsız edici kokusundan kişi kurtulmuş olur. Botox bu bölgede aşırı çalışan ter bezlerinin ve kasların istenmeyen hareketlerini etkilediğinden, terleme sorunu da giderilmiş olacaktır.”

    Bugün A.B.D’de bilinçli, eğitimli ve tecrübeli binlerce hekim tarafından uygulanan bu yöntem oldukça yüz güldürücü sonuçlar veriyor. Hem kadın hem de erkeklerde, birçok yaş grubunda uygulanabilecek bu yöntem sadece bu konuda bilinçli uzman hekim tarafından uygulanmalı.

  • Kistik fibrozis,

    Her insanda farklı özelliklerden sorumlu olan çok sayıda gen (hücrelerin içerisinde vücudumuz ile ilgili bilgileri taşıyan yapıtaşları) vardır. Bir özelliğin belirlenmesinde biri anneden, diğeri babadan gelen iki gen rol oynar. Böylece her özelliğimizden sorumlu, anne ve babamızdan bize aktarılan genlerimizdir. Hem anne, hem de baba bu hastalık için bir bozuk gen taşıyordur. Bu hastalık ile ilgili bir çift genden diğeri normal olduğu için anne ve babada hastalık bulguları görülmez. Bozuk geni taşıyan anne ve babanın çocuğu her bir gebelikte;%25 olasılıkla sağlıklı,%50 olasılıkla taşıyıcı (hastalık bulguları yoktur tamamen sağlıklıdırlar ancak bozuk geni çocuklarına aktarabilirler),%25 olasılıkla hasta olur (hasta kişide 2 gen de bozuktur).Yani taşıyıcı anne ve babadan doğacak her bir çocuk dörtte bir ihtimalle hasta olacaktır.

    KİSTİK FİBROZİS HASTALIĞININ BELİRTİ VE BULGULARI NELERDİR?

    Akciğerlerle ilgili olanlar;

    Balgamlı, sık ve uzun süreli öksürük

    Tekrar eden veya iyileşmeyen akciğer enfeksiyonları (zatürre, bronşit, hırıltılı solunum)

    Nefes darlığı

    Sindirim sistemi (mide ve barsaklarla) ile ilgili olanlar;

    Yenidoğan bebeğin ilk kakasını katı ve barsaklara yapışık olması nedeniyle ilk 24 saat içerinde çıkaramaması

    Fazla miktarda, yağlı ve kötü kokulu ishal

    Karında şişlik, gaz ve ağrı

    İştahın iyi olmasına rağmen kilo alamama, büyüme ve gelişimin geri kalması

    Bağırsağın uç kısmının (anüs) makattan dışarıya çıkması

    Bağırsak tıkanıklığı tablosu

    Diğer sistemler ile ilgili belirti ve bulgular;

    Terin fazla tuzlu olması

    Özellikle sıcak mevsimlerde terle aşırı tuz ve su kaybı sonucu vücudun susuz ve tuzsuz kalması; ciddi kayıplarda şok tablosu.

    Ciltte yaralar ve soyulmalar; ödem

    Sık tekrar eden, düzelmeyen sinüzit, nazal polip (burun eti)

    Parmaklarda çomaklaşma

    Karaciğer hastalığı (siroz) -safra kesesi taşları

    Diyabet (şeker hastalığı)

    Kısırlık (özellikle erkekte)

    Kemik mineralizasyon bozuklukları (raşitizm veya osteoporoz).

    KİSTİK FİBROZİS HASTALIĞININ TANISI NASIL KONULUR?

    KF’li hastaların şikayetleri çok çeşitli olabilir. Bazen ailede böyle bir hastalığa sahip kardeş olduğu için de diğer çocuklar araştırılabilir. Böyle bir hastalık şüphesi olduğunda ilk yapılacak olan terde klor değerinin ölçülmesidir.

    Ter testi (terde klor değerinin ölçülmesi);

    Bu testte hastanın ön kolundan ter bezleri uyarıldıktan sonra ter toplanır ve terde klor oranı ölçülür. Bu test hastanın canını yakmaz. KF’li bireylerin terlerindeki klor oranı yüksektir. Hastalığın tanısı için en az iki kez yüksek değer gösteren test sonucuna ihtiyaç vardır. Bazı hafif hastalığa sahip çocuklarda sınırda klor değerleri görülebilir. Bu konuda doktorunuzun yorumu önemlidir.

    Nazal (burun) potansiyel farkı ölçümleri;

    Bazı kliniklerde bulunan ve yaygın olmayan bu tanı yönteminde KF’li hastaların burunlarına yerleştirilen bir elektrot yardımı ile burun içi potansiyel farkı ölçülebilir. KF’li hastalarda bu değer daha negatiftir ve bazı maddeler ile burun yıkandığında potansiyel farkı değişiklikleri KF’li hastalarda sağlıklı kişilerden daha farklı olur. Özellikle ter testlerinde sınırda değerlere sahip KF’li hastaların tanıları için tercih edilecek bir testtir. Bu test hastanın canını yakmaz ancak uygulama zaman alıcıdır ve uygulanan kişinin uyumunu gerektirir.

    Mutasyon Analizi

    Tanı konulan hastalardan kan alınarak gendeki bozukluğun tipi de saptanabilir. Şimdiye dek hastalığa neden olan gende 2000 civarında mutasyon (gendeki bozukluk) saptanmıştır. Bir çok merkezde ülkemizde en sık görülen mutasyonların taraması (genellikle 30-40 mutasyon) yapılabilmektedir. Çocuğun hem anne hem de babasından alınan genlerinde (iki taraflı) mutasyonun gösterilmesi ile hastalığın tanısı kesin olarak konulabilir. Taranan mutasyonların gösterilememesi çocuğun hasta olmadığı anlamına gelmez. Çünkü çocuk geriye kalan mutasyonlardan birisini veya şimdiye kadar tanımlanmamış bir mutasyonu taşıyor olabilir. Gen dizi analizi ile genetik olarak mutasyonların tanımlanması da mümkündür.

    Anne karnında (prenatal) tanı;

    KF olduğu bilinen bir hastanın kardeşi olacaksa veya ailede yakın akrabalarda benzer hastalık nedeni ile bebeğin araştırılması planlanmışsa anne karnında tanı yapılabilir. Anne ve babanın taşıdıkları mutasyon ya da KF’li kardeşte hastalığa neden olan mutasyon biliniyorsa bebek anne karnındayken 11. haftada bebeği çevreleyen zarlardan (koryon villus örneklemesi) ya da 16-17. haftalarda bebeği çevreleyen sıvıdan örnek alınarak (amniyosentez) doğumdan önce tanı konabilir. Bu işlemin anneye ve bebeğe zararı ihmal edilebilecek kadar azdır. Bebeğin hasta olduğu saptanırsa ailenin izni ile düşük yaptırılabilir. Bu imkandan yararlanmak isteyen ailelerin hamile olduklarında; hatta tercihen bebek sahibi olmaya karar verdiklerinde hamile kalmadan önce izlendikleri merkezle iletişime geçmeleri gerekir.

    Kistik fibrozis için yenidoğan tarama testi;

    Dünya’da birçok ülkede bebeklerden doğum sonrası ilk hafta içerisinde alınan topuk kanlarından yapılan testler (İmmün reaktif tripsinojen ve bazı ülkelerde birlikte mutasyon analizi) ile tanı konulabilmektedir. Tanıyı doğrulamak için bu bebeklere daha sonra ter testi yapılmalıdır. Ülkemizde KF hastalığı için yenidoğan tarama testleri henüz başlanması için ön hazırlıklar yapılmaktadır.

    KİSTİK FİBROZİSTE TEDAVİ

    KF’de yaşam süresini ve kalitesini etkileyen organ akciğerlerdir, hastanın beslenme durumu da çok önemlidir. Bu nedenle tedavide amaç, akciğer hasarını en aza indirmek ve beslenmeyi düzenleyerek hastanın yaşam kalitesini yükseltmek ve yaşam süresini uzatmaktır. Tedavi ömür boyu devam edecektir.

    Tedavi ekip işidir; ekipte çocuk göğüs hastalıkları, gastroenteroloji, endokrinoloji ve çocuk ruh sağlığı uzmanları, hemşire, göğüs fizyoterapisti ve diyetisyen bulunmalıdır. Ancak tedaviden sorumlu olan kişiler yalnızca sağlık çalışanları değildir, aile bireylerinin de (anne-baba-kardeşler) tedavi edici takımın içinde yer almaları gerekmektedir. Hastaların yaşları büyüdükçe kendi tedavi sorumluluklarının üstlenmelerine çalışılmalıdır.

    Hastaların hiçbir zaman sigara içmemeleri, sigara içilen ortamlarda bulunmamaları gerekir. Solunum yolu enfeksiyonu olan kişilerden uzak tutulmaları ve el yıkanmasına önem verilmesi de önemlidir.

    KF yaşam boyu süren kronik bir hastalıktır. KF’li hastalar, büyüme-gelişmelerinin izlenmesi, ilaç tedavilerinin buna göre düzenlenmesi, oluşabilecek organ işlev bozukluklarının erken saptanması ve gerekli müdahalelerin yapılması için düzenli aralıklarla kontrollere çağrılırlar.

    Eğer ailenin şartları uygunsa ilk yıl ayda bir; daha sonra 3-6 ayda bir düzenli olarak kontrollere gelmeleri uygundur. Araya giren hastalık durumlarında daha sık kontroller gerekebilir.

  • Kistik fibrozis hakkında merak edilenler

    Kistik fibrozis (KF), en sık solunum ve GİS olmak üzere birden çok sistemi etkileyen, çocuk ve genç erişkinlerde, yaşam süresini kısaltan ve yaşam kalitesini etkileyen, otozomal resesif geçişli kalıtsal bir hastalıktır

    Solunum, gastrointestinal sistem, üreme sistemi, mukus bezlerini, ter bezlerini, pankreası etkileyen metabolik bir hastalıktır. Beyaz ırkta her 2500-3500 doğumda bir, bu hastalık görülmektedir. Türkiye’de ise, 1/3000 dir. Kistik Fibrozis geni, 7. kromozomun uzun kolunda yerleşmiş, 1480 aminoasitlik “KF Transmembran Regulatör” (KFTR)

    Proteinini kodlar. KFTR, solunum yolları, gastrointestinal sistem, ter bezleri ve genitoüriner sistem epitelyum hücrelerinde eksprese olur. Günümüze kadar, 1995 mutasyon bildirilmiştir. En sık mutasyon 508, aminaasitteki fenilalanınde delesyon (Delta F508)dir (%70). Türkiye’de %18.8-28.4 oranında, Delta F508 mutasyonu görülmektedir. Kistik Fibroziste klinik bulgular, hastanın yaşına, taşıdığı genetik mutasyona (Genotip-Fenotip), tutulan organlara komplikasyonların varlığına göre değişir.

    Kistik Fibrozis de tanı, bir veya daha fazla fenotipik karakteristik özellik veya KF olan kardeş öyküsü veya Y.D Döneminde (+) tarama testi ve 2 veya daha fazla terde yüksek klor saptanması veya 2 KF mutasyonu gösterilmesi veya anormal nazal potansiyel farkı ile konulur.

    Kistik Fibrozis, akciğerdeki hava yolarında yoğun sekresyonlara ve tekrarlayan akciğer enfeksiyonları sonucunda kronik akciğer hastalığına yol açar. Sindirim sistemi de sıklıkla etkilenir ve malabsorpsiyon nedeniyle hastalar kilo alamazlar. Kistik Fibrozisin temel tedavisi, akciğerdeki yoğun sekresyonların temizlenmesi, enfeksiyonların tedavisi ve pankreatik yetmezliğin tedavi edilerek, gerekli vitamin ve besin desteğinin sağlanmasıdır. Kistik Fibrozis hastaları erken tanı alırlar ve uygun tedavi edilirlerse, hem yaşam süreleri uzar, hem de yaşam kaliteleri artar. Bir çok ülkede yenidoğan taraması ile tanı alan kistik fibrozisli hastaların yaşam süresi erken tanı ile uzamıştır. Bizim ülkemizde de, yenidoğan taramasının başlamasıyla hastaların tanısının ve tedavisinin gecikmesinin önlenmesi amaçlanmıştır.

    Kistik Fibrozis (KF) yenidoğan tarama programı 01.1.2015 itibari ile ülkemizde başlamış bulunmaktadır. Topuk kanından alınan örneklerde immun reaktif tripsinojen (IRT) ölçümü yapılmakta, pozitif değerin üzerinde bulunan bebekler, 2.kez topuk kanından IRT ölçümü için çağrılmaktadır. İki IRT değeri de belirlenen eşik değerin üzerinde çıkan bebekler, ter testi yapan merkezlere yönlendirilmelidir.Ter testi sonucuna göre ise hastalar üç gruba ayrılmakta ve izlem ve tedavileri buna göre yapılmaktadır.

    Ter testinin uygun teknikle uygulanması, doğru yorumlanması ve hastanın doğru yönlendirilmesi, bu tarama programının başarısında temel noktalardır. Ter testi pozitif gelen bebekler ve ara değerde çıkan bebekler, KF merkezi tarafından değerlendirilmeli ve gerekli takip ve tedavileri yapılmalıdır. Bu aşamalarda genetik inceleme dahil, birçok ilave tetkikler kullanılabilmektedir. KF tanısı alan hastalar, KF merkezi tarafından izlenir.

    KF merkezinin bulunmadığı illerde,eğitim almış çocuk uzmanı izlemde yardımcı olabilir. Bu hastaların da, yılda en az 1 kez, en yakın KF merkezinde kontrolü önerilir.

    Hastalara Sağlık Bakanlığı’nın uyguladığı rutin aşı takvimi uygulanmalıdır. 6 aydan büyük bebeklere yıllık grip aşısı önerilir. Her vizitte hastaların tartı ve boy büyümeleri izlenmelidir. Tüm hastalara pankreatik fonksiyonların değerlendirilmesi için dışkıda fekal elastaz 1 testi önerilir. Fekal elastaz 1 düzeyleri, en az yıllık olarak kontrol edilmelidir.

    İki yaş altındaki pankreas yetmezliği ile ilişkili 2 mutasyonu olan tüm bebekler, Fekal elastaz düzeyi <200mcg/gr ya da objektif pankreas yetmezliği kanıtları olan bebekler (yağlı – pis kokulu çok sayıda dışkılama, kilo almada yetersizlik), şüphe götürmez malabsorpsiyon bulgu ve semptomları olup test sonuçları beklenen bebeklere, pankreas enzim replasmanı yapılmalıdır.

    İki yaş altı bebeklerde, tanıdan sonra yağda eriyen A, D, E ve K vitaminlerinin önerilen dozlarda verilmesi önerilir. Yeterli kalori alımı ve enzim replasmanına karşın büyüme geriliği olan iki yaş altı bebeklerde, çinko desteği önerilir. (1 mg/kg/gün, bölünmüş dozlarda, 6 ay süreyle.)

    İki yaş altı bebeklerde, aşırı terleme ile tuz kaybı olduğundan, tanı anında 1/8 tatlı kaşığı 6 aydan itibaren çay kaşığı günlük tuz desteği önerilir. Bu amaçla önerilen dozda sofra tuzu kullanılabileceği gibi, %20’lik serum sale 10 cc’lik ampul preparatı da kullanılabilir ve günlük ortalama 1cc/kg dozunda kullanılması önerilir. İhtiyaç elektrolit düzeylerine göre ayarlanmalıdır.

    Büyüme geriliği olan 1-12 yaş çocuklarda, kilo alımını sağlamak için yoğun nutrisyonel danışma ve davranışsal tedavi önerilir (Gastroenterolog ve diyetisyen tarafından değerlendirme).

    Hastalar 2-3 ay aralıklarla izlenmelidir, klinik problemi olan hastalar daha sık görülebilir. Her vizite ve solunum ataklarında pulse oksimetre ile oksijen satürasyonu ölçümü önerilir. Akciğer grafisinin ilk 3-6 ay arasında çekilmesi, ilk 2 yaşta kontrolünün yapılması önerilir. Akciğer enfeksiyonu atak dönemlerinde de akciğer grafileri gerektiğinde çekilir. Rutin akciğer bilgisayarlı tomografisi (BT) çekilmesi önerilmez, tedaviye rağmen devam eden akciğer bulgularında ayırıcı tanıda gerekli ise BT çekilebilir.

    Hastalar çevresel sigara maruziyetine karşı mutlaka korunmalıdır.Tanı alır almaz hastalara hava yolu temizliği-fizyoterapi (Postural drenaj ve göğüs perküsyonu) önerilir. Postural drenaj ve göğüs perküsyonu öncesi, rutin olarak her hastaya salbutamol inhalasyonu yapılmasına gerek yoktur.

    Solunum semptomları olanlarda ve salbutamol inhalasyonundan fayda gören hastalarda tercih edilebilir.Enfeksiyon kontrolü için, el yıkama gibi hijyen kurallarına uyulması önerilir. Solunum sekresyonu örnekleri (Balgam çıkartmayanlarda orofarengeal aspirasyon) kültürleri en az 3 ayda bir alınmalıdır. Uygun tedaviye rağmen devam eden dirençli solunum problemleri olan hastalarda fleksibl bronkoskopi ve bronkualveolar lavaj incelemesi önerilir.

    Kistik Fibrozis de akciğer transplantasyonu, FEV1 <%30 ve hızlı düşme, PCO2 >55 mmHg. PO2<50 mmHg. antibiotik tedavisine rağmen artmış egzezerbasyon, refrakter ve/veya tekrarlayan pnömotoraks, kontrol altına alınamayan hemoptizi durumlarında düşünülmelidir.

    Ancak son yıllarda hastalığın temel sorunu olan klor kanalındaki bozukluğu düzelten tedaviler geliştirilmiştir ve bu konudaki çalışmalar devam etmektedir.

  • Kistik fibrozis nasıl bir hastalıktır ve hangi bulgular ile ortaya çıkar?

    Kistik fibrozis nasıl bir hastalıktır ve hangi bulgular ile ortaya çıkar?

    Kistik Fibrozis, genetik bir hastalıktır. Otozomal resesif denilen bir genetik geçiş vardır yanihastalık çocuğa sadeceanneden ya da babadan geçmez. Hem anneden hem de babadan gelen genlerin birleşmesi ile çocukta hastalık oluşur. Kistik Fibrozislikişilerde vücudumuzdaki tüm salgı bezlerinde su ve elektrolitgeçişlerinden sorumlu olan bir protein yeterli miktarda bulunmaz ya da çalışmaz. Sonuç olarak salgı bezlerindeki ( ter bezleri, hava yollarında, safra kanallarında vb) sekresyonlar koyudur ve tıkaçlar oluşur.

    Kistik Fibrozisli hastalarda hayat kalitesini ve süresini etkileyen en önemli bulgular solunum sistemi ile ilgilidir. Hastalar yeni doğan döneminden itibaren tekrarlayanve tedavilere iyi cevap vermeyen öksürük, hırıltı, zatürre ya daastım benzeri bulgular ile başvurabilir.

    Pankreasta sekresyonların koyu olması nedeni ile oluşan tıkaçlar nedeni ile hastaların yaklaşık % 85'inde pankreatik yetersizlik vardır. Yani bu hastalar aldıkları besinleri enzim yetersizliği nedeni ile yeterince sindiremezler ve bu hastalarda çok miktarda yağlı pis kokulu dışkılama ortaya çıkar ve büyüme gelişme geriliği oluşur.

    Kistik Fibrozisli hastaların % 10 kadarında doğumda dışkılamanın gecikmesi ya da olmaması ile ortaya çıkan barsak tıkanıklığı ( Mekonyum İleusu) ortaya çıkar. Bazı yenidoğanlarda uzamış sarılık ortaya çıkabilir.

    Yani yeterince kilo alamayan,diğer çocuklardan daha sık ve ağır solunum yolu enfeksiyonları geçiren çocuklarda kistik fibrozis düşünülmesive araştırılması gereken bir hastalıktır.

    Özellikle anne -baba arasında akraba evliliği olan ve kardeş ölüm öyküsü olan çocuklardakistik fibrozis ayırıcı tanıda düşünülmesi gerekir

    Kistik Fibrozis Tanısı nasıl Konur?

    Vücuttaki bütün salgı bezlerinde su ve tuz dengesinde bozukluk olduğundan bahsetmiştik. Bu hastaların teri diğer çocuklardan daha tuzlu olur aileler çoğu kez bunu ifade edebilirler. ‘ Öpünce terin tuzlu olması' aslında çok eski çağlardan Hipokrat zamanından itibaren tanımlanmış bir bulgudur

    Ter testi hastalığın tanısında altın standarttır.

    Çok basit ve ağrısız bir şekilde ( çocuğun koluna takılan küçük saat gibi bir cihaz ile ) ter toplanır ve toplanan terdeki tuz miktarı ölçülür. Bu tuz miktarının testin yapıldığı yönteme göre belirlenmiş değerlerin üzerinde olması ile Kistik Fibrozis tanısı konur

    Ülkemizde Kistik Fibrozis Hastalığının sıklığı nedir?

    Kuzey Ameirka'da ve Avrupa'da hastalığın sıklığı 1/ 2500 civarındadır. Ülkemizde kesin sıklığı bilinmemektedir. Bununla birlikte 1/ 3000- 1/ 4000 civarında olduğu düşünülmektedir. Bu sıklığa göre ülkemizde çok daha fazla sayıda hasta olması beklenirkendeğişik merkezlerde takip edilen hasta sayısının 1500 civarında olduğu bilinmektedir ki bu durum aslında çok sayıda çocuk ya da erişkinhastanın tanı almadığı ya da yanlış tanılar ile takip edildiği ve etkili bir tedavi almadığını düşündürmektedir.

    Kistik Fibrozis Nasıl Tedavi Edilir?

    Kistik Fibrozisli hastalardakien önemli bulgular solunum sistemi ile ilgilidir. Bu neden ile bu hastalarda solunum sistemi tedavileri çok önemlidir. Tedavinin ana prensipleri şu şekilde sıralanabilir

    1-Hava yollarındaki koyu yapışkan sekresyonların temizlenebilmesi için solunum fizyoterapisi uygulanmalıdır. Solunum fizyoterapisi farklı teknikler ile yapılabilir ,nefes egzersizleri, perküsyon , vibrasyon gibi yöntemlerin yanı sıra yardımcı cihazlar ile uygulanabilir. ( Flutter, vest vb) Solunum fizyoterapisinin hastanın en iyi olduğu zamanlarda bile günde en az iki kez yapılması gerekir. Eğer hastanın öksürük ve balgamında artış var ise günde en az 3-4 kez uygulanmalıdır.

    2-Enfeksiyonların erken ve etkili tedavisi: Kistik Fibrozisli hastalarda hava yollarındaki koyu ve yapışkan sekresyonlara bazı mikroplar yerleşirve öküsürük, balgam tekrarlayan zatürre gibi bulgulara neden olur. Bu hastalardaözellikle öksürük ve balgamın arttığı dönemlerde ağızdan ya da damar yolu ile verilen antibiotiklerin kulanılması çok önemlidir. Uzun süreli bazı mikropların hava yollarına yerleşmesi durumunda nefes yolundan bazı koruyucu antibiotikler uzun süreli olarak kullanılabilir.

    Bu hastalarda koyu , yapışkan balgamındaha kolay çıkarılmasına yardımcı olmak amacı ile balgamındaha az yapışkan hale getiren ve nefes yolundan kullanılan (Hipertoniksaline, Pulmosyme®) bazı ilaç tedavileri de mevcuttur

    3-Her kronik ve uzun süreli hastalıkta olduğu gibi beslenme çok önemlidir. Özellikle enzim yetersizliği nedeni ile büyüme ve gelişmeningeri olduğu hastalarda iyi beslenme ve enzim desteklerinin ( Creon®) her yemek ile alınması, gerekli vitamin desteklerinin ( ADEK vitaminleri)yapılmasıgereklidir

    Kistik Fibrozis Hastalığının Tedavisi var mıdır?

    Kistik Fibrozsi geetik bir hastalıktır ve kesin tedavisi mümkün değildir. Ne yazık ki tüm gelişmeler ve daha etkin tedaviler bulma çabalarına rağmen halen hayat süresini kısaltan bir hastalıktır.

    Dahadetaylı bilgi için Kistik Fibrozisli hastalar için hazırladığımız Kistik Fibrozis Aile Rehberine başvurabilirsiniz

  • Sosyal sorun terleme

    Sosyal sorun terleme


    Hepimiz terliyoruz. Terlemeniz de vücuttaki toksinleri atmak anlamına geldiği için normal ve yararlı olduğunu biliyoruz. Ya aşırı terlemek? Fazla terlemek zararlı mı? Aşırı terin çözümü var mı?

    Hepimiz terliyoruz. Terlemeniz de vücuttaki toksinleri atmak anlamına geldiği için normal ve yararlı olduğunu biliyoruz. Ya aşırı terlemek? Fazla terlemek zararlı mı? Aşırı terin çözümü var mı?

    Terleme Nedir? Niye Terleriz?

    Terleme; tıbbi anlamda hiperhidrozis dediğimiz olaydır ve sayısız nedeni vardır. Aşırısı şikayet konusu olur. Kişi gece uyandığında yatağını ya da yastığını sırılsıklam bulabilir. Özellikle diyabet, hormonal bozukluklar ve diğer sistemik rahatsızlıklarda bu tür terlemeler görülebilir. Menopoz ve andropoz durumlarında da erkekler daha çok rahatsız olur. Gece terlemeleri uyku apnesinin öncül belirtisi olabilir. Alkolikler, güçlü ağrı kesici ilaç kullananlar ve ateşli hastalığı olanlarda gece terlemeleri sık görülür. Şişmanlık sigara içimi ve stresli ortam da terleme nedenidir.

    Terleme Tıbben Nasıl Gerçekleşiyor?

    Vücudumuzun sısını ayarlayan yaklaşık 5 milyon ter bezimiz var. Ancak terleme merkezi beynimizde hipotalamus dediğimiz alandadır. Bu ter bezleri, sinir sistemimizin kontrolünde faaliyetini sürdürür. Sinir sistemindeki anormallikler ya da aşırı çalışma durumu, terleme ile sonuçlanan durumlara yol açar. Duygusal bir tetiklenme bile yüz, el ve ayaklarda terleme yapabilir. Uyku sırasında duygusal uyaranlar azalır ama bu seferde termal terleme olayı ortaya çıkmaktadır. Terleme vücuttaki bir ağrının dışavurumu da olabilir. Bedeniniz ağrı çekiyorsa terlersiniz.

    Aşırı Terleme Sosyal Problem Diyebilir Miyiz?

    Gece saatleri dışında koltuk altı, yüz, el ve ayak terlemesi bizi sosyal yaşamda zora sokabilir. Eli çok terleyen, tokalaşacak kişide sıkıntı oluşturur. Özellikle stres anında ortaya çıkan yüz terlemesi de canımızı sıkar, muhataplarımız tarafından yanlış anlaşılabilir. Koltuk altı ve ayak terlemesi ise kokunun eşlik etmesi yüzünden bizi ve çevremizdekileri rahatsız eder. Özetle evet , “sosyal problem “denebilir.

    Sorun Nasıl Tedavi Edilir?

    Genel vücut terlemelerinde antikolinerjik dediğimiz ilaçların yararı var. Ama öncelikli ozon tedavisi önerilmeli. Hastanın alkol ve sigaradan uzak durması, kilo fazlasından kurtulması da önemli. En çok karşılaştığımız el, ayak ve koltuk altı terlemeleri. Koltuk altı terlemelerinde botoks ve lazerle ter bezlerini tahrip ederek terlemeyi önlüyoruz. Bir de ozonlaşmış yağlardan fayda görülebilir. Ayrıca el ayak yüz terlemelerinde, bir radyofrekans yöntemi uygulayarak aşırı faaliyet gösteren sinirleri devre dışı bırakıyoruz. Mesela ayaklarda… Belde, ayaklarımızın damar ve sinirlerini kontrol eden merkezler vardır. İleri görüntüleme teknikleri eşliğinde bu merkezlere, radyofrekans cihazı uyarıları verip doğrulama yapıyoruz. Doğru yerdeysek uygulamaya geçiyoruz. Bunlar; noktasal atış şeklinde yapılan uygulamalar olduğu için bazen tekrarlamak gerekebiliyor. Genellikle Türkiye’de bazı ağrı kliniklerinde bu tür uygulamalar yapılabiliyor. Radyofrekans yöntemi el terlemelerinde de geçerli ama farklı sinir çıkışları olduğu hesaba katılmalı. Ellerin terlemesini sağlayan sinirlerin kimi boynun ön tarafından gider, kimi ensenin altında uzanır.

    Terlemeye Karşı Geliştirilmiş Başka Yöntemler Var mı?

    Endoskopik klipsleme yöntemi var. Cerrahi bir işler olduğu için özel teknikler gerektirir. Özellikle el ve yüz terlemelerinde iyi sonuçlar veriyor. Ancak klipsleme yönteminde, hastada refleks olarak tekrar başka terlemeler çıkabiliyor. Üstelik bu kez kontrolü de zor oluyor. Bunun dışında, iyonlarla yapılan iyontoforez dediğimiz bir tedavi var. En yaygın olarak uygulandığını düşündüğümüz sistem. Ama radyofrekans yöntemiyle kıyasladığımızda, bu tedavilerin hiç birinde. Gerçek anlamda kalıcı boyut yakalamamız söz konusu değil.

    Algoloji Prof. Dr. Nurettin LÜLECİ