Etiket: Tepki

  • Stres ve Başa Çıkma

    Stres ve Başa Çıkma

    Son dönemlerin en fazla rastlanan psikolojik problemlerinden biri olan stres kimi zaman sizi baskı altına alır, kimi zaman en iyi şekilde motive eder, kimi zaman ise en tehlikeli anlarda güvende olmanızı sağlar. Stres ezici hale gelmeden stres nedir bilmek gerekir. Stresi tanımlamak gerekirse; Bireyin kendisini huzursuz veya baskı altında hissettiğindeverdiği fiziksel, zihinsel, duygusal ve davranışsal tepkiler bütünüdür. Stres, sanayi toplumuyla beraber anlam kazanmış ve çağımızın hastalığı olarak literatürdeki yerini almıştır. Özellikle yoğun kent hayatı ve iş hayatı karşısında insanlar gerek fizyolojik gerekse psikolojik olarak etkilenmekte, birçok sorunlar yaşamaktadırlar

    Stressiz insan yoktur denilebilir. İnsanların tamamı çevresinde olanlara karşı tepki verir. İnsanda stres olmadığında, etrafına karşı tepki vermesi mümkün olmaz. Bunun sebebi enerjisinin olmamasıdır. Bunun neticesi de, ölüm olarak nitelendirilebilir. Bu sebeple stresin yaşamın bir parçası olduğu kabul edilmelidir. Strese tepki seviyemiz olması gereken ortalama bir seviyede olmalıdır. 

    Her stres bireye zararlı değildir. Stresin azı organizmayı uyardığı için bazı durumlarda faydalıdır. Olumlu stres öğrenciyi derse hazırlar, atleti yarışa hazırlar, sporcuya müsabakayı kazandırır, memura işini dikkatli yaptırır. Stresin olumlu olması halinde, doyumu hissetmek, amaca ulaşmak için potansiyelin tamamını kullanmak mümkün olur. Bunun için yoğun ve uzun olmayan stres, herkesin ihtiyacını giderir Olumsuz stres, aşırı enerji anlamına gelir ve bu da sıkıntı vermeye başlar. Zihnimizi ve fiziksel gücümüzü çok zorlayacağı için bizi yorar. Hayata negatif bakmaya, karamsar bir ruh haline bürünmeye sebep olur. Bu stresin gerekenden fazla yaşanan istenmeyen halidir, olumsuz yönüdür.

    Stresle karşılaştığımızda neler yaşarız?

    Üç aşamada stresle baş etmeye çalışırız. İlk olarak stres başladığında bize alarm verir. Savaşma ya da kaçma dönemidir. Bu dönemde beklenilen davranışların dışında davranmaya başlarız. Yani stresin ilk etkisi ortaya çıkar. Daha sonra stresli duruma direnmeye çalışırız. Bu dönemde strese uyum sağlarsak yani baş edebilirsek, her şey normale döner. Bazı olumsuz davranışlarımız olsa da, sonrasında durum normalleşir. Eğer direnemezsek tükenme aşaması başlar. Kişinin gayreti kırılır, mücadeleyi kaybeder. Artık bu duruma neden olan stres dışındaki tüm olaylardan da etkilenir duruma gelinir.

    Stresin Etkileri Nelerdir?

    Hem psikolojik hem fiziksel sağlığımızı korumak için stresten uzak kalmaya çalışmalıyız.Stresin yol açtığı veya tetiklediği psikolojik ve fizyolojik hastalıklardan bazıları şunlardır;depresyon, anksiyete, kalp krizi, yüksek tansiyon, kısmi/tam felç, kanser, obezite diyabet, cinsel işlev bozuklukları, uyku bozuklukları vs. 

    Stres alarmı veren psikolojik ve fizyolojik belirtiler ise şunlardır; baş ağrıları, kaslarda gerginlik, tutulmalar, nefes darlığı, kalp atışlarında düzensizlikler, sıcak basması, cinsel istek bozuklukları, kilo değişimleri, yorgunluk, uykuya dalmada güçlük, uyku kalitesinde bozulmalar, ruhsal gerginlik, dikkat dağınıklığı, dalgınlık, kaçış isteği, motivasyon güçlüğü, karamsarlık, öfke patlamaları vs.

    Genel ruh halinize ve ilişkilerinize zarar vermeden veya bir takım zihinsel ve fiziksel sağlık sorunlarına neden olmadan stresin belirtilerini anlamak çok önemlidir. Nedeni ne olursa olsun, stresin nedenlerini tanıyarak zararlı etkilerini azaltmak ve yaşam kalitenizi arttırmak sizin elinizde olabilir.

    Ne yapabilirsiniz? 

    1. Normal stres ile sizi aşırı gergin hale getiren stres arasında ayrım yapın.

    2. Kronik stresin farkında olmayı öğrenin.

    3. Stres toleransınızı etkileyebilecek faktörleri keşfedin.

    4. Vücudunuzun strese bağlı zihinsel ve fiziksel tepkilerini gözleyin.

    5. Stresi azaltan yaşam tarzı etkinliklerini öğrenin.  

    Stresle Başa Çıkma Kabiliyetinizi Geliştirin

    Stres ve belirtilerine karşı baş etmeye çalışırsanız, sadece düşünüp durmaktan daha fazla fayda edinirsiniz. Ne yazık ki çoğumuz problemi stresten ayırmaya çalışıyoruz. Stresli bir günün sonunda gevşemek amacıyla, rahatlamak için yemek yemek, televizyonun önünde saatlerce oturmak, dinlenmek için haplar kullanmak gibi davranışlara yöneliriz. Bunların dışında, stres ve belirtileri ile baş etmek için daha sağlıklı ve etkili yollar vardır.

    Hareket edin: Kendinizi daha iyi hissetmeye başlamanıza yardımcı olmak için şu anda yapabileceğiniz bir şeydir: egzersiz yapın. Hem kollarınızı hem bacaklarınızı hareket ettirmeyi gerektiren aktiviteler stres yönetimi konusunda özellikle etkilidir. Yürüyüş, koşu, yüzme, dans ve aerobik hareketler gibi ritmik egzersizler, özellikle dikkatle uyguladığınızda (hareket ettikçe yaşadığınız fiziksel duyumlara odaklanmanız) iyi seçeneklerdir. Travma geçirmişseniz veya immobilizasyon stres tepkisi yaşadıysanız, bu şekilde dikkatli bir şekilde egzersiz yapmanız, takılıp kalmamanıza ve devam etmenize yardımcı olabilir.

    Başkalarıyla iletişim kurun: Rahatsız edici, huzursuz veya güvensiz hissettiğinizde biriyle yüz yüze sohbet etmek, stres yaratan hormonları olumlu yönde etkileyebilir. Küçük bir hoş sohbet ve bir insanla samimi bir konuşma, sinir sisteminizi yatıştırmaya yardımcı olabilir. Başkalarına yardımcı olmak ve arkadaşça olmak, stres azaltma zevkini sunmanın yanı sıra sosyal ağınızı genişletmek için de mükemmel fırsatlar sunar.

    Duyularınızı harekete geçirin: Streste rahatlamanın bir diğer hızlı yolu, görme, ses, zevk, koku, dokunma veya hareket gibi duyularınızı bir defa veya daha fazla etkilemektir. Anahtar, sizin için etkili olan duyusal organı bulmaktır. Bir şarkıyı yüksek sesle dinlemek sizi sakinleştiriyor mu? Yoksa mis gibi kokan Türk kahvesi mi sizi rahatlatan? Veya bir hayvanı sevmek sizi hızlı bir şekilde relax konuma getiriyor mu? Bu duyu şekillerinden hangisi sizin için uygunsa o yolu tercih edebilirsiniz. Örneğin kadınların çikolata yediklerinde verdikleri tepkiye hatırlayın!

    Kendinize gevşeme zamanı ayırın: Yoga, meditasyon ve derin nefes alma gibi rahatlama teknikleri, vücudun gevşeme tepkisini harekete geçirir; savaş ya da kaç stres tepkisinin tam tersi bir dinlenme halidir. Kendi kültürümüz için ise manevi yönü gelişmiş insanlar namaz kılarak rahatladıklarını söylemektedirler.

    Dinlenin: Yorgun hissetmek, mantıksız düşünmenizi sağlayarak stres yaratabilir. Aynı zamanda, kronik stres, uykunuzu bozabilir. Uykuya dalarken veya geceleri uyurken sorun yaşıyorsanız, uykunuzu iyileştirmenin birçok yolu vardır.

    Tüm bu stresle başa çıkma yöntemleriyle yeterli sonucu alamadığınızı düşünürseniz, mutlaka bir uzmandan destek almanızda fayda bulunmaktadır. Stresten uzak nice günlere…

    Sevgilerimle…

  • Romatoid artrite ne sebep olur?

    Romatoid artrit otoimmün bir hastalıktır. Otoimün hastalıklarda, normalde mikroplar, virüsler, vücudumuza yabancı cisimlere tepki gösterip onları uzaklaştıran bağışıklık sistemimiz, kendi dokularına karşı tepki göstermeye ve kendi dokularına zarar vermeye başlar. Bağışıklık sisteminin bu saldırısı iltihabi reaksiyon şeklinde olur. Bağışıklık sistemi vücuda yabancı cisme tepki verirken, bu cisim etkisiz hale getirilince tepki vermeyi durdurur. Ancak RA gibi otoimmün hastalıklarda bağışıklık sisteminin tepkisine bağlı süren iltihabi durum uzun sürelidir (kronik), genelde yaşam boyu devam eder. Farklı otoimmün hastalıklar farklı dokulara etki eder. Romatoid artritte en çok etkilenen dokular eklemlerdir.

    Ebeveynlerinizden size aktarılan genler sizde RA gelişmesine tek başına neden olmaz, ancak RA ortaya çıkma riskinizin diğer bireylere göre daha fazla olmasına neden olur.

    Hava durumu RA’i etkiler mi?

    Romatoid artriti olan bazı bireyler şikayetlerinin soğuk ve/veya nemli havalarda arttığını söylemektedir. Ancak soğuk hava RA ortaya çıkmasına veya hastalığın daha ağır seyretmesine neden olmaz.

  • Öfke Kontrol Bozukluğu

    Öfke Kontrol Bozukluğu

    Öfke kontrolü bozukluğu agresivite (sinirlilik) ile birlikte ortaya çıkan ve daha çok kızgınlık anında nerede duracağını bilemeyen,olağan üstü tepkiler veren insanların yaşadığı bir sorundur.mental gelişimin yetersizliği,duyguların çabuk öne çıkması bu sorunun kolay tetiklenmesinde öne çıkman etmenlerdir.

    Öfke kontrolü aslında bir soğukkanlılık gerektirir.Bunun için de aklın öne çıktığı ve duyguların da akıl tarafından yönetildiği bir mental gelişime ihtiyaç vardır.Biz “duygular öne çıkarsa akıl irtifa kaybeder” deriz.Çünkü Türk toplumunda yaygın olarak insanlarda duygular çabuk öne çıkmakta ve süreç yönetimini zorlaştırmaktadır.Doğru olan aslında sorunlara nedensel yani neden-sonuç bağıntısıyla yaklaşabilmektir.Çünkü bu bakış sürece aklın da sokulması anlamına gelmektedir.

    Öfke kontrol bozukluğu çoğunlukla duygusal bir patlama olarak ortaya çıkar.Unutmayalım ki öfke de bir duygu çeşididir ve tüm insanlarda bulunur.Genelde düşünülmemiş ve refleksiv olarak ortaya çıkan yoğun öfke patlamaları olarak yaşanmaktadır.Öfke kontrol bozukluğunda düşünülmüş ve seçilmiş bir tepki yansıtması olmadığı için çoğunlukla bir olaya gerektirdiği gibi ve gerektiği dozda değil de daha aşırıya kaçan bir tepki verilmesi söz konusudur.

    Bu sorun ilişkilerde olumsuz sonuçlar doğuran,ileitşim başarısını düşüren ve çatışma yaratan bir potansiyele sahiptir.Bu nedenle insan yaşamında tahrip edici sonuçlar doğurur.Hem yarattığı asabiyet nedeniyle insanı sinirsel olarak yorar hem de seçilmiş tepki verilemediği için ilişkilerde sorun yaratır.Öfke öğrenilmiş bir duygusal tepkidir ve çok ve sık kullanıldıkça gelişerek önce öfkelilik sonra da öfke kontrol bozukluğu yaratır.Unutmayalım ki insan koşullanan bir varlıktır.Çok insan koşullanmaları olarak ortaya çıkmış karakterini yaratılışsal bir karakter ve değişmez zanneder.Oysa tekrara yoğunluğu düşürülerek,sönmeye terk etme vyönetemiyle çok alışkanlıklar,koşullanmalar değiştirilebilir ve yerine yenisi oturtulabilir.

    Öfke kontrol bozukluğunda da birçok psikolojik sorun gibi önce o sorunu yaşayan insanın böyle bir sorunu olduğunu kabul etmesi gerekir.Zira bu tür sorunlar yaşayan tarafından kabul edilmezse ömür boyu sebepler bahane edilerek savunulacak ve düzelmeyecektir.Sonra sorunu yaşayanın bu sorunun kendine neler kaybettirdiği ve nelere mal olduğuyla yüzleşmesi gerekir.Bu yüzleşmeden sonra da çözüm için bir karar alması ve harekete geçmesi gerekir.Bu sorunda doğru çözüm kaynağı psikolojik destektir.Zamanında,kararlı ve devamlılığı olan bir psikolojik destekle bu sorun pekala çözülebilmektedir.

  • Daha Farklı Düşünmek Mümkün: Alternatif Düşünce Nedir?

    Daha Farklı Düşünmek Mümkün: Alternatif Düşünce Nedir?

    Depresyon ve anksiyete bozukluklarının bilişsel kuramına göre kişinin karşılaştığı bir olay sonrası kendiliğinden ortaya çıkan düşüncelerine otomatik düşünce denir. Otomatik düşünceler olaylara olan bakışımızı ve nasıl tepki verdiğimizi etkilerler. Otomatik düşünceler ara inançlara, ara inançlar da temel inançlara dayanır.

    Temel inançlar

    Ara İnançlar

    Otomatik Düşünceler

    Temel inançlar en önemli inanç düzeyidir, geniş kapsamlı, değişmesi zor ve oldukça genellenmiştir, ebeveyn tutumları, mizaç, geçmiş deneyimler ile şekillenirler. Temel inançlar, ara inanç sınıfının ortaya çıkmasına sebep olur. Ara inanç sınıfı ise tutum, kural ve varsayımlardan oluşur, temel inançlara göre daha az katı ve daha az genellenmişlerdir.

    Örneğin:

    Temel İnanç:Yetersizim.

    Ara İnanç: Zor birşeyi yapmaya çalışırsam başaramayacağım.

    Otomatik Düşünce: Bu konu çok zor, anlayamıyorum, asla anlayamayacağım.

    Bu otomatik düşünce sonrası kişinin duygusal tepkisi cesaretin kırılması, fizyolojik tepkisi vücudunda ağırlık hissetmesi, davranışsal tepkisi ise çalışmayı bırakıp tv izlemek olabilir. Başka bir deyişle tepkilerimiz otomatik düşüncelerimizle şekillenir.

    Bilişsel davranışçı terapi, kişinin işlevsiz otomatik düşüncelerini tespit ederek onların yerine alternatif/gerçekçi düşünce geliştirmesini sağlar. Alternatif/gerçekçi düşünceler otomatik düşüncelerin yerini aldığında kişilerin karşılaştıkları durumlara daha işlevsel tepki vemeleri sağlanır.

    Aşağıda panik atak geçiren bir kişinin otomatik düşünceleri ve kullanabileceği alternatif düşünceleri listelenmiştir.

    Otomatik Düşünce: Kalp krizi geçireceğim.

    Alternatif Düşünce: Şu an kalbim hızlı çarpıyor ama bu kalp krizi geçireceğim anlamına gelmez. Spor yaparken ve merdivenden çıkarken de kalbim hızlı çarpıyor. Ne bunlarda ne de bir panik atakta kalp krizi geçirmedim.

    Otomatik Düşünce: Asla iyileşmeyeceğim.

    Alternatif Düşünce: Psikoterapi görerek iyileşen çok sayıda insan var, ben de elimden geleni yapıyorum, pekala onlardan biri olabilirim.

    Otomatik Düşünce: Delireceğim.

    Alternatif Düşünce: Delirmek daha farklı birşey. Ben deli değil endişeliyim ve korkuyorum. Vücudumu ve düşüncelerimi kontrol etmekte zorlanıyorum fakat bu deli olduğum anlamına gelmiyor.

    Otomatik Düşünce: Ya panik atak sırasında bayılırsam?

    Alternatif Düşünce: Daha önce çok kez panik atak geçirdim ve hiç bayılmadım.

    Otomatik düşünceleri alternatif düşüncelerle değiştirirken dikkat edilmesi gereken şeylerden biri otomatik düşünceyi doğru tespit etmektir. Otomatik düşünce olarak ara inanç ve temel inançları değiştirmeye çalışırsak bu psikoterapi başlangıç için doğru bir adım olmayacaktır çünkü bu inançlar daha katıdır.

  • Dikkat eksikliğinin 6 yönü- (4) öfke kontrolü (duyguların yönetilmesi)

    Öfke kontrolü (Duyguların yönetilmesi)

    Dikkat eksikliği görülen çocuklar ve yetişkinler üzerine yapılan çalışmalarda sorunun sadece dikkat alanında bulunmadığı, sıklıkla sorunların 6 grupta görüldüğünden önceki yazılarımızda bahsetmiştik. Bu yazımızda dikkat eksikliğinin 4. sorun alanı olarak gruplanan öfke sorunlarına değinmeye çalışacağız.

    1.Odaklanma (dikkat),

    2.Planlama,

    3.İstek (motivasyon),

    4.Öfke kontrolü,

    5. Hafıza

    6. Organizasyon becerileri.

    Dikkat Eksikliğinde Duygu Yönetim Sorunları:

    Duygularımızı yönetmek günlük yaşamımızda önemli ve kritik bir zihinsel işlevdir. Davranışlarımız gibi duygularımızı da bir ön denetimden geçirerek, geciktirerek sergileriz. Duygu yönetiminde sorunlar dikkat eksikliği tanı kriterleri arasında yer almamasına rağmen pratikte en sık karşılaşılan sorunlar arasındadır.

    Yapılan çalışmalarda duygu yönetimi alanında daha çok 2 tip sorun yaşadıkları gösterilmiştir.

    Düşük tepki eşiği

    Küçük bir sorun ya da durum karşısında orantısal olarak çok daha BÜYÜK bir tepki verme.

    Dikkat eksikliği olan bireyler karşılaştıkları küçük sorunlara hemen duygusal tepki verme eğilimdedirler (düşük tepki eşiği) ve verdikleri tepkiler soruna oranla sıklıkla yoğun ve şiddetli olmaktadır. Günlük hayatımızda hepimiz birçok sorun ve problemle karşılaşırız. Enerjimizi ve mutluluğumuzu koruyabilmek için küçük birçok sorunu görmezden gelmeye ve duygularımızı yönetmeye çalışırız. Her şeyin üst üste geldiği bazı anlar haricinde bunu başarırız. DEHB’li bireyler ise sorunlara düşünce sistemlerinde yoğunlaşırlar, çoğunlukla anlık ve kısa süreli duygusal gerginlik ve huzursuzluk hissederler. Sorun anına kilitlenmiş gibilerdir. O ‘anı’ sanki hiç bir şey düşünemiyormuş ya da kendilerini kontrol edemiyorlarmış şeklinde tanımlarlar. Bazen bu gerginlik halleri davranışlarına da yansıtabilirler. Düşünmeksizin refleks olarak duygusal tepki veriyormuş gibi davranırlar. Örneğin günlük hayatta sık ağız dalaşına girerler, kardeşleri ile sık sık küçük sorunlar nedeni ile çatışırlar. Arkadaş ilişkilerinde sosyal uyum sağlamak yerine çabuk küsme, oyun bozma gibi tepkileri çok sergilerler. Çoğunlukla da kısa sürede yatışır ve bu yaptıklarından dolayı özür dilerler.

    DEHB’li bireylerin bir grubunda ise duygu yönetim sorunları çabuk sinirlenme ya da öfkelenme yerine sürekli boşluk hissetme, sıkılma şeklinde kendini gösterir. Bu sorunu yaşayan bireyler sürekli bir boşluk içinde gibilerdir sadece eğlenceli ya da heyecanlı faaliyetler sırasında olumsuz duygularından kurtulurlar. Ruh hallerinde arkadaşları ya da sevdikleri ile etkileşime geçtiklerinde iyileşme görülür (Depresyon gelişme riski bu gurupta daha fazladır).

    Ayrıca duygu yönetim sorunları birbirleri ile yakından ilişkili motivasyon ve uyarılma sistemlerini de olumsuz etkiler. Bazen yaşadığımız sorunlar ya da uğradığımız haksızlıklar nedeni ile hissettiğimiz duygular bizim motive olmamamızı sağlarlar. Anlık tepkiler vermenin zararlı olacağını ve durumu değiştirmeyeceğini anladığımız zamanlarda sorunla baş edebilmek için uzun vadede harekete geçmeyi, motive olmayı seçeriz. Bu şekilde sorunların yarattığı olumsuz duyguyu gelişme, ilerleme için kullanırız. Bu tepkimiz hedefe yönelik davranışlar başlatma ve sürdürme yeteneğimizi destekler. Kimse çok mutlu olduğu bir dünyada bir şeylerin değişmesine ve gelişmesine çabalamayacaktır.

    Sonuç olarak DEHB’li bireylerde dikkat ve davranış yönetim alanlarında sorunlar benzer şekilde duygu yönetim sorunları daha sık ve yoğun olarak yaşanır. Ancak şunu unutmamak gerekir her öfke sorunu ya da moral bozukluğu yaşayan çocuk ya da yetişkin için sorunun tek kaynağı dikkat eksikliği değildir.

    Saygılarımla

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Çocuklarda Bağlanma

    Çocuklarda Bağlanma

    İnsanlar kendileri için önemli olan kişiler ile duygusal bağlar kurma eğilimindedir. Bu gereklilik doğum anından itibaren bebeklerde rahatlıkla gözlemlenebilir bir bebeğin annesinin sesini duyunca ağlamayı kesmesi bağlanmaya verilebilecek en güzel örnektir. Bağlanma kuramı gelişim psikolojisinde önemli bir yer tutar. Bebek doğduğu andan itibaren kendi ihtiyaçlarını karşılayamaz ve bir bakıcıya ihtiyaç duyar, bu kişi genelde çocuğun annesidir. Bebek bu kişi ile duygusal ve olumlu bir bağ kurmak ister bu zihinsel çalışan modele bağlanma denir. Bebek bu kişi ile yakın kalarak hayatta kalma şansını da arttırır. Ek olarak bebek bu kişiyi bir güvenlik üssü olarak kullanarak çevreyi yavaş yavaş keşfetmeye başlar. Bağlanma kuramı, anne ve bebek arasında doğumdan itibaren oluşan sosyal ve duygusal bağlardır (Bowlby, 1980,1982; Ainsworth, 1989). Bu bağlar özellikle çocuğun ileriki hayatında sosyal ve duygusal yönden çok önemli bir yer tutar. Annenin davranışına göre bebeğin zihninde belirli davranış paternleri oluşur ve bu paternler ile bebek kendi ve başkaları hakkında benlik modelleri üretir. (Baker, 2003; Bretherton, 1990; Vaughn, 2006;). Bu yüzden annenin bebek ile ilişkisi çok önemlidir bebeğe zamanında yanıt vermeli, ona sıcaklık sağlamalı, düzenli beslemeli ve ona bir güvenlik üstü oluşturmalıdır.

    Bağlanma davranışını gösteren belirli davranışlar vardır bunlardan bir tanesi bebeğin bağlandığı kişi ile ilişki de olmaya çalışması, onu sürekli araması, kokusunu hissedince veya sesini duyunca rahatlamasıdır. Eğer bağlandığı kişi bebeğin yakınında yoksa da bunu hissetmesi ve ağlamak gibi tepkiler göstermesi. Bir diğer davranış ise bebek bağlandığı kişi ile daha sıcak ve güvende hissederken başka kişiler ile huzursuz hissedebilmesi bağlanmanın varlığına delil olan en temel davranışlardır.

    Bağlanma genelde dört farklı gruba ayrılır bunlar:

    1. Güvenli bağlanmış bebekler: Bu bebekler çevreyi keşfetmek için anneyi güvenlik üssü olarak kullanırlar. Çevreyi incelemeye, çevredeki oyuncaklarla oynamaya bayılırlar. Yabancı birisini gördüklerinde bakım veren kişiye yönelirler. Bakım veren kişi ile yeniden bir araya geldiklerinde kolayca sakinleşirler. Onunla pozitif bir iletişim içerisindedirler, ona güler ve kucağına tırmanırlar. Bakım veren kişi ile yeniden bir araya geldiklerinde çevreyi keşfetmeye devam ederler.
    2. Güvensiz kaçınan bebekler: Genelde bakım veren kişiye karşı ilgisiz gibi görünürler. Bakım verenden kaçınırlar ve onunla çok az ilişkiye geçerler. Yabancılara ve bakım veren kişiye de benzer tepkiler verirler. Dikkatlerini daha çok oyuncaklara vermeye çalışırlar. Bakım veren kişi ile yeniden bir araya geldiklerinde tepki göstermezler.
    3. Güvensiz dirençli bebekler: Bu bebekler sıklıkla anneye yapışırlar, ayrılma anında direnç gösterirler, birleşme anında ise bakım verene kızarlar, ağlarlar ve tepki göstermeye devam ederler.
    4. Güvensiz dağınık bebekler: Çok güvensiz, dağınık ve şaşkındırlar. Ayrılma esnasında davranışlarında çelişkiler gözlemlenir. Anneden ayrıldıkları anda sersemlemiş ve şaşkın gözükebilirler. Anne kucağına aldığı anda ise uzaklara bakar ve tepkisiz davranırlar.
  • Travmatik Olaylar Çocukları Nasıl Etkiliyor?

    Travmatik Olaylar Çocukları Nasıl Etkiliyor?

    Günümüzde artan şiddet olaylarına baktığımızda birçok insanın her gün çeşitli travmatik olaya maruz kaldığını söyleyebiliriz. Yaşanan terör olayları, savaş, kazalar gibi birçok etken çocuklarımızın psikolojik olarak etkilenmesine sebep oluyor. Bu tip travmalarda, toplumsal olaylarda yetişkinlerin verdiği tepki çocuklara örnek oluyor! Bu yüzden dikkat…

    Okan Üniversitesi Hastanesi’nden Psikolog Emel Güler, İnsanlarda travma yaratan etkenlerin 3 grupta yer aldığını belirtiyor.

    1. İNSAN ELİYLE İSTEMLİ OLUŞTURULAN TRAVMALAR (İşkence,tecavüz, şiddet, terör)

    2. İNSAN ELİYLE İSTEMSİZ OLUŞTURULAN TRAVMALAR (Araç kazaları, iş kazaları)

    3. DOĞAL AFETLER (Deprem, yangın, sel, kasırga)

    Ancak insan için en acı verici olanın tecavüz, terör, şiddet olayları gibi insan eliyle istemli gerçekleştirilen olayların olduğunu söyleyen Okan Üniversitesi Hastanesi Psikoloğu Emel Güler, “bu travmatik olaylar kendimiz ve çevremizle ilgili dünya algımızı değiştirerek ‘dünyanın güvenli bir yer’ olduğu inancımızı sarsabilir. Ancak olumsuz yaşam olayları her zaman travmatik etki yaratmaz. Travma ‘Bireyin fiziksel bütünlüğünü tehdit eden, dehşete düşüren, çaresiz bırakan, herkes için sıkıntı kaynağı olan, olağan ya da olağandışı yaşantılar olarak tanımlanmaktadır. Travma sonrasında olayı tekrar yaşantılama belirtileri, travmayı hatırlatan uyaranlardan kaçınma ve devamlı bir uyarılmışlık hali olursa Travma Sonrası Stres Bozukluğu olarak değerlendirilmektedir” açıklamasını yaptı.

    Çocuklar Travma Olaylarında Yetişkin Tepkilerini Örnek Alıyor!

    Psikolog Emel Güler’e göre travmatik olaylardan sonra çocuklarda tekrarlayıcı anılar olur. Travmatik anıların canlanması tekrarlayan rüyalarla ya da tekrarlayan oyun temalarıyla görülmektedir. Çocuklar aynı travmatiklaya farklı tepkiler verebilir. Çocuğun gelişim sürecinin hangi aşamasında olduğu, çevresel desteğine, ebeveynlerle kurduğu ilişkiye, psikolojik dayanıklılık düzeyine ve birçok faktöre bağlı olarak değişebilir. Çocuklar travmatik olayla karşı karşıya kaldıklarında bunu nasıl anlamlandıracaklarını bilemezler. Dolayısıyla bağlı oldukları yetişkinlerin olaya verdikleri tepkiyi gözlemleyerek onları model alırlar. Bazen de tam tersi davranışlarda bulunabilirler. Olay öncesinde olduğundan çok farklı tepkiler geliştirebilirler.

    Çocuklar Travmatik Olayın Ardından Hangi Belirtileri Gösterebilir?  

    Öncelikle çocuklar kendisi için travma etkisi yaratacak olay sonrasında uyum problemleri gösterirler. Okulla ilgili sorunlar, uyku ile ilgili sorunlar, dikkat problemleri, aşırı hareketlenme, bedensel yakınmalar, sebepsiz ağlamalar, parmak emme alt ıslatma gibi gerileme davranışları, korku öfke, kaygı ve saldırganlık, irkilme tepkileri görülebilir. Ancak tüm bu belirtilerin travma sonrası stres bozukluğu belirtisi olup olmadığı mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmelidir.

    Çocuklar, Yaşadıkları Travmatik Deneyimi Yetişkinler Gibi Hızla Anlamlandırıp Normal Hayatlarına Geri Dönmekte Zorlanabilir

    Yetişkinler, çocukların kendilerini model aldıklarını unutmamalı ve çocukların yaşadıkları olayı anlamlandırma süreçlerinde aktif rol almalıdırlar diyen Psikolog Emel Güler’ göre temel olarak bu dönemde yetişkinler tarafından yapılması gerekenler şu şekilde belirtilebilir: Çocuklara, yaşanan olayların gerçekleşmesinin mümkün olduğu ve dünyanın her yerinde yaşanabileceğinin açıklanması önemlidir. Çocukların yaşadıkları duruma verdikleri tepkilerin,  normal olduğu aktarılmalı ve onlara birlikte güvenli bir ortamda oldukları söylenmelidir. Mümkün olduğunca hızlı bir şekilde yaşanılan olumsuz olay öncesindeki hayatlarına dönebilmeleri sağlanmalıdır. Bir yakının kaybı söz konusu olduğunda da, çocukların yas sürecini birlikte yaşamasına izin verilmeli ve onlarla duygu paylaşımında bulunmaktan kaçınılmamalıdır. Travmatik olayların ardından, çocukların dinlenilmeye olduğu gibi, duygu ve düşünce ifade edilmesine de ihtiyaçları vardır. Bu ifade genellikle oynadıkları oyun temalarında da gözlemlenebilir. Tekrarlayan oyun temaları aslında çocuğun içsel dünyasının aktarımına destek olur. Dolayısıyla onların yanında olunmalı,  son derece dikkatli ve özenli bir biçimde destek verilmelidir.

  • Korku Psikolojisi

    Korku Psikolojisi

    Korku bebeklik döneminden Hatta bazı araştırmalara göre anne karnı sürecinden yaşlılık dönemine kadar süren insan yaşamında herkesin deneyimlediği doğal bir duygudur. Ayrıca oldukça etkili ilkel bir duygudur. Korkunun biyolojik ve psikolojik açıdan farklı iki boyutu vardır. Bu duygu hem psikolojik hem de fizyolojik olarak bizleri etkilemektedir. Korku ile ilgili bir diğer önemli konu ise oluşumu ve aktarımı ile ilgilidir. Oluşum ve aktarım süreci sonrasında birçok psikolojik rahatsızlık gelişebilmektedir. Tüm bu konulardan başka önemli bir yönü de toplumsal korku konusudur.

    Bizi korkutan bir durumla karşılaştığımızda bedenimizde bir takım değişimler meydana gelir. Bedenimizde terleme, kalp atışının artması, yüksek derecede adrenalin salgılanması, göz bebeklerinin büyümesi gibi değişimler meydana gelir. Tam da bu süreçte beyin ‘kaç ya da savaş’ tepkisini verir ve beden bu tepkiye göre kendisini düzenler. Bu tepki evrimsel bir tepkidir ve hızlı, otomatik bir şekilde gerçekleşir.

    Hepimiz korkuya fiziksel olarak aynı tepkiyi verirken, duygusal olarak verdiğimiz tepkilerimiz değişebilir. Örneğin birçok kişi adrenalini ve korkuyu sevebilir ve buna bağlı olarak extrem sporları tercih edebilir. Buna karşın birçok kişide korkuya negatif olarak bakabilir ve kendisinde korku oluşturabilecek eylem ve olaylardan uzak durabilir.

    Korkunun psikolojik boyutunda ise dozajı çok önemlidir. Üzerimizde korku oluşturan uyarıcılara karşı verdiğimiz tepki aşırı yüksek veya aşırı düşük gibi bir tanımlama içerisinde ise birçok psikolojik rahatsızlıkla karşı karşıya kalma ihtimalimiz var demektir. Örneğin fobiler bu konuda en yaygın şekilde karşımıza çıkan korku temelli psikolojik rahatsızlıklardır. Şunu belirtmemiz gerekiyor ki bir konuyu fobi veya psikolojik rahatsızlık olarak tanımlayabilmemiz için o korkunun hayatımızı işlevsiz hale getirmiş olması gerekmektedir. Normal hayatımızda hepimiz elbette ki birçok korku olayını deneyimleriz. Psikolojik rahatsızlık olarak tanımlayabileceğimiz fobiler:

    Klostrofobi: Kapalı alan korkusu

    Akluofobi: Karanlık korkusu

    Aviofobi: Uçuş korkusu

    Glossofobi: Topluluk önünde konuşma korkusu

    Kakorofiyofobi: Başarısız olma korkusu.

    Sosyofobi: Toplumdan genel olarak insanlardan korkma korkusu gibi fobilerdir.

    Peki bu korkular nasıl oluşuyor ?

    Korku üç şekilde oluşabilir. Birincisi içgüdüsel bir tepkidir. Örneğin yüksek bir sesi aniden duyduğumuzda içgüdüsel olarak korkarız. Aniden bedenimize dokunulduğunda korkarız çünkü zihnimiz tehlike var mesajını verir bize ve bizi ‘kaç ya da savaş’ tepkisine yöneltir. İkinci nedeni ise korkunun öğrenilmiş olmasıdır. Bizler korkuyu bir kişiden ortamdan veya durumdan öğrenebiliriz veya geçmiş deneyimlerimizle bağlantılyarak korkular oluşturabiliriz. Örneğin köpekten korkan bir annemiz varsa biz de köpeği korkulacak bir nesne olarak tanımlarız zihnimizde. Küçükken bir köpek bizi kovalamışsa bütün köpeklerin bizi kovalayacağı düşüncesiyle tüm köpeklere karşı bir korku geliştirebiliriz. Üçüncü neden ise korkunun zihinsel olarak üremesidir. Bu kültür üzerinden bize aktarılan bilgiler sonucu oluşabilir.Dini inançlar üzerinden oluşturulan korkular olabilir. Veya sosyal medya ve televizyon gibi kaynaklar üzerinden oluşturulan korkular olabilir. Örneğin yakın zamanda ülkemizde birçok yerde bomba patlamaları oluyordu ve insanlar sokağa çıkmaya korkuyorlardı. Telefonlarımıza istihbarat alındığına, belli yerlere gitmemiz konusunda doğru /yanlış mesajlar geliyordu ve haliyle toplumsal bir korku oluşuyordu.

    Sonuç olarak bizleri biyolojik ve psikolojik olarak etkileyen korku hayatımızın her döneminde ve herhangi bir yerinde karşımıza çıkabilir. Korkunun kontrol edilememesi ve seviyesinin yükselmesi bizleri birçok psikolojik rahatsızlığa karşı karşıya bırakabilir. Hayatın akışında korku, kimi zaman bizleri uyaran ve tehlikeden koruyan bir yönüyle de var olmaya devam eder. Varoluşunu ise içgüdüsel tepkiler, sosyal öğrenmeler ve zihinsel imajinasyonla sürdürebilir.

  • Panik Atak

    Panik Atak

    Panik atak çok sık karşılaştığımız bir kaygı bozukluğudur. Genellikle ilk kez panik atak yaşayan kişi, vücudunda rahatsız edici bir beden duyumu fark eder ve bu duyuma olağan dışı anlamlar yükler. Panik atak sırasında kişinin aklından geçen düşünceler, öleceğim, delireceğim, kalp krizi geçireceğim gibi kişinin günlük yaşamla bağını kopartacak kadar rahatsız edicidir. Bu düşünceler doğal olarak çok ciddi bir kaygı yaratır. Kaygı ve korku ise her zaman fiziksel belirtiler oluşturur. Örneğin karşınızda bir aslan gördüğünüzde beyniniz hemen korkuyu yöneten bölgeyi uyarır, bu durum size kaygı ve korku hissettirir ve acil durumlarda tepki vermenizi sağlayan adrenalin hormonunun salgılanışı artar ve otomatik olarak tepki verirsiniz. Çünkü tehlikedesinizdir ve bu bedensel tepkiler sizi hemen harekete geçirir, durup düşünecek zamanınız yoktur, karşınızda bir aslan vardır ve organizma hızlı hareket etmek zorundadır, zaman kaybı hayatınızın sonu olacağı için direk savaş, kaç ya da donma tepkisi oluşur. Panik atak sırasında da zihniniz sanki karşınızda gerçek bir aslan varmış gibi tepki verir. Zihniniz İlk kez deneyimlediği bu beden duyumlarını ölebileceği, delirebileceği, kalp krizi geçirebileceği bağlamında yorumlar. Bu düşüncelerin ise kaygı yaratmaması imkânsızdır. Kişi kaygılanır ve panikler. Bu durum, fiziksel belirtilerin artmasına sebep olur, fiziksel belirtiler arttıkça, olumsuz düşünceler artar, bu da kaygıyı daha da arttırır, kaygı arttıkça bedensel tepkileriniz artar ve bu şekilde bir döngü oluşur.

    Panik atakta bu döngünün kırılması gerekir. Panik atak yaşayan kişinin, gerçek bir tehlike altında olmadığını anlaması gerekmektedir. Zihnimiz sadece yanlış alarm vermiştir, yani gördüğü şeyi “aslan” zannetmiştir diyebiliriz. Panik atak yaşandıktan bir süre sonra zihnimiz tehlikeli bir durum olmadığını algılar ve bedensel tepkilerimiz normale döner. Ancak yaşadığımız korkutucu deneyim bizi rahat bırakmaz. Bu nedenle geçti bitti deyip, hayatımıza devam edemeyiz ve bittiğinden, tekrar olmayacağından emin olmaya çalışırız ki bu da panik ataktaki döngünün tekrarlamasına neden olur.

    Hiçbirimiz yaşadığımız kötü deneyimleri tekrardan yaşamak istemeyiz. Organizma her zaman rahatsız edici durumlardan kaçmak ister, çünkü korku ve kaygı zihnimiz için ölümcül bir tehlike olarak algılanır. Bu nedenle İlk panik ataktan sonra yaşanan panik ataklar genelde tekrar böyle hissetmekten korkma sebebiyle tetiklenir. Yani panik atağı devam ettiren şey tekrar panik atak yaşama korkusu olur.

    Panik atak yaşayan kişi, tekrar böyle hissetmemek için çeşitli davranışlar geliştirir. Özellikle panik atak yaşama ihtimalinin olduğu durumları düşünüp önlemler almaya çalışır ve bu önlemler gittikçe artar. Panik atak geçirme korkusuyla, panik yaşayabileceğini düşündüğü mekanlardan ve durumlardan uzak durmaya başlar. Panik atak yaşamış olan kişi en ufak rahatsız edici bir hisse izin vermediği için birçok ortamdan uzaklaşır ve dolayısıyla hareket alanı kısıtlanmaya başlar. Bu durum panik atak yaşayan kişinin kendine güvenini azalttır ve genelde kişi tek başına bir şeyler yapmaktan vazgeçer. Böylece söz konusu durumların panik atağa yol açtığına ilişkin düşünceleri daha da güçlenmiş olur.

    Son olarak, panik atağın hayatımızda yolunda gitmeyen bir şeylerin habercisi olduğunu unutmamak gerekir. Bu nedenle panik atağın oluşma nedenlerini fark etmek ve tamamıyla çözmek için bir uzmandan yardım almanız önemlidir. Bu nedenlerin çalışılması daha sağlıklı ve huzurlu bir hayat sürmenizde yardımcı olacaktır.

  • STRES VE STRESLE BAŞ ETME

    STRES VE STRESLE BAŞ ETME

    Stres nedir?

    Biyolojik ve psikolojik dengenin bozulduğuna ve yeni durumlara uyum yapılarak yeniden dengeye
    dönülmesi gerektiğine yönelik bir işarettir.
    Stres, kişinin baş etme yeteneğini aşan ya da zorlayan bir durum algılandığında ortaya çıkan otomatik
    tepkidir.
    Stres hayatın olmazsa olmaz bir parçasıdır; (önemli olan stresle başa çıkabilme becerisini
    geliştirebilmektir)
    Stres vücudun çeşitli içsel ve dışsal uyaranlara verdiği otomatik tepkidir.
    Stres bireyin duygusal ya da fiziksel durumuna karşı olası bir tehdit sezdiğinde vücudunda ya da
    beyninde oluşan tepkidir.
    Stres, baskıya karşı oluşan tepkidir.
    Stresin yol açtığı sorunlar
    Zihinsel ve Duygusal Sorunlar

    Stres ve gerilim fazla enerji tüketmeye neden olduğu için bir süre sonra birey kendisini zayıf, güçsüz, her
    an kötü bir şey olacakmış duygusunu yaşar
    Nedeni belirsiz yoğun bir endişe duyar .Sinirlidir.
    Uykusuzluk çeker .Çabuk heyecanlanan bir kişi durumuna gelebilir
    Dikkatini toplamakta güçlük çekebilir
    Hafıza sorunları yaşayabilir, öğrendiği konuları unuttuğu endişesine kapılabilir
    Kolaylıkla yapabileceği işleri yapamaz
    Güç engellere dönüştürerek işleri geciktirme ya da engelleme eğilimine girebilir.
    3.Davranışsal Sorunlar

    İçe kapanma,
    Bir maddeye (sigara, alkol v.b.) aşırı düşkünlük
    Sakarlık,
    Gevşemede güçlük,
    İş verimini de olumsuz etkilenme,
    Stres belirtileri

    Tükenmişliğe neden olan stres ile ilgili olan bozukluklar veya bazı ortak belirtiler şunlardır:
    Kalp krizi, felç, bulaşıcı hastalıklardan çabuk etkilenme, ülser, deri ile ilgili bozukluklar, bel ağrısı, çabuk
    yaşlanma, çöküntü, cinsel bozukluklar, yüksek tansiyon, uykusuzluk, kas ağrıları, aşırı yorgunluk,
    uyuşturucu madde kullanımı ve alkol bağımlılığı…
    Stresin bireyin yaşantısı üzerinde görülen başlıca etkileri şunlardır: Psikolojik yapının bozulması ki bu

    kronik depresyon veya aşırı sinirlilik şeklinde görülür.
    Kişide çaresizlik ve aşağılık duygusu gelişir.
    Fiziksel ve psikolojik enerjide gözle görülür bir azalma meydana gelir.
    Gerçekle yüzleşmekten doğan psikosomatik hastalıklar görülür.

    FİZİKSEL STRES KAYNAKLARI

    Sıcak
    Soğuk
    Gürültü
    Kötü çalışma şartları ve donanım
    Yangın
    Trafik
    Şiddet
    SOSYAL STRES KAYNAKLARI

    Kişiler arası ve çevresel ilişkiler
    Farklı değer yargıları
    Zorunluluklar
    Bekleme ile geçen zaman
    Sigara içen ve içmeyenler
    Sosyal beklentiler
    Aile ortamı
    İş yükünün paylaşılması
    Kıskançlık
    Cinsiyet rolleri
    Farklı değerler
    Ailede ölüm veya hastalık
    Farklı yaşam tarzları
    Maddi sorunlar
    Sosyal, ekonomik ve politik koşullar
    İşsizlik
    Enflasyon
    Kira sorunu

    Vergiler
    Yüksek suç oranı
    Çevre kirliliği
    Teknolojik değişiklikler

    Stresle Başa Çıkma Yolları

    Zamanı iyi yöneterek,
    Problem çözme teknikleri kullanarak,
    Aşırı genellemelerden kaçınarak,
    Kişiler arası ilişkiler ve sosyal etkinlikler geliştirilerek,
    Fiziksel aktivitelerde bulunarak,
    Dengeli beslenerek,
    Gevşeme egzersizleri öğrenip uygulayarak,
    Zihinde canlandırma yaparak stresle daha kolay başa çıkabiliriz

    Zaman Yönetimi

    Başlangıçta hepimizin eşit olarak sahip olduğu tek kaynak olan zamanı, zaman yönetimi konusunda
    kararlılık sergileyen kişiler başarılı bir biçimde yönetebilirler. Zamanı yönetebilmek için kişinin
    kapasitesine ve kişilik özelliklerine uygun gerçekçi bir program yapabilmek gerekir . Programlar içerik
    olarak sadece yapılması zorunlu olan işleri kapsayacak olursa büyük olasılıkla program işlemeyecektir.
    Etkili bir program yapabilmek için zorunlulukların yanında, düzenli uyku, molalar, eğlenme, dinlenme,
    sosyal etkinlikler ve olası değişiklikler karşısında alternatif olabilecek etkinlikler de programda yer
    almalıdır.

    Örneğin; yağmur nedeniyle planlanan yürüyüş yapılamayacaksa odada egzersiz yapabilmek gibi

    Problem Çözme Teknikleri Kullanma
    En çok kontrol edilebilecek sorunlar üzerinde kullanılır. Şöyle bir yol izlenebilir:

    Stres oluşturan durum neden oluştu?

    Durumu sadece o kişi mi sorun görüyor?
    Bireyin kendi katkısı var mı?
    Katkısı olabilecek başka şeyler ya da kişiler var mı?

    Çözüm için olabildiğince çok seçenekler var mı?
    Bu sorulara cevap arayan birey stres oluşturan durumdan uzaklaşarak çözüm için adım atmış olacaktır.

    Kendimizi sevmeliyiz:

    Her kusurumuzu değiştirmemiz gerekmeyebilir. Bazı “kusurlarımız” bizi biz yapan şeylerdir. Bir diğerine
    benzemektense biz olabilmek daha sağlıklı bir şeydir. Bir başkasının bizi sevmesi, bizim benzediğimizi
    sevmesinden daha elle tutulur bir sevinçtir

    Kendimize zaman ayırmalıyız:

    Mutlaka günde belli bir zaman dilimini kendimize ayırmalıyız. Bu zaman diliminde bencil olma hakkımız
    vardır. Bu zaman dilimini sevdiklerimizle paylaşmaya yeltenmemeliyiz. Ayırdığınız zaman size ait
    olmalıdır. Bu zaman diliminde sizi ne mutlu ediyorsa onu yapmalısınız. Bu koşma, yürüyüş, kitap okuma,
    resim yapma, dikiş dikme, bilgisayarda oyun oynama, .. olabilir. Kısacası seçtiğiniz eylem her ne olursa
    olsun o eylem sizi mutlu eden eylemdir ve size ait zamanda bu eyleme yönelmenizde hiç bir sakınca yok.

    Bağımlılıklarımızla mücadele etmeliyiz:

    Stres altında başta sigara, alkol, ilaç kullanımı olmak üzere kimi bağımlılıklara meyil edebiliriz. Aynı
    şekilde yalan söyleme, gerçeği süsleme, abartı da bu tür bağımlılıklara benzer şekilde gelişir. Bunlar
    nomal doğamızın dışındaki durumlardır ve bunlardan kurtulabilmek de belli bir çaba göstermemizi gerekli
    kılar.

    Gülmeyi unutmamalıyız:

    Gülmek insanı gevşeten, yenileyen bir eylemdir. Beden güldüğünde mutluluk hormonları salgılar.
    Nükteden, küçük tatlı şakalardan, komik hikayelerden uzak durmayalım. Kahkaha atmaya utanmayalım.
    Kahkahanızı sevin. Çünkü bu kahkaha dünyaya “ben mutluyum” demektedir. Onu susturmayın.

    Sinirlendiğimizde sinirimizi yenmesini öğrenmeliyiz:

    Sinirlendiğimiz bir anda ilk elde sinirimizi boşaltmak yerine ya da dişlerimizi sıkmak yerine karşımızdaki
    kişiye içimizden geçen kötü şeyleri söylemek yerine “bu sözlerin beni yaralıyor” diyebilmek daha
    faydalıdır. Karşımızdaki kişinin bize yaptığının bizde hissettirdiklerini rahatlıkla söyleyebildiğinizde
    karşımızdaki kişinin sinirini bile kontrol edebiliriz.

    Spor aktivitelerine katılalım:

    Düzenli spor yapmak, bedeni fizik olarak bir şeyle meşgul etmek hem fiziksel hem de duygusal olarak
    faydalıdır. Ama aşırı spor aktivitesinin de stresle alakası olduğunu göz ardı etmeyelim.

    Düzenli ve dengeli beslenmeye çalışmalıyız:

    Bedenimizin stresle mücadelesinde kimyasal dengesini koruyabilmek ve ona bu mücadelede gerekli olan
    enerjiyi verebilmek adına doğru şeyleri yemeliyiz. Bu açıdan sağlıklı ve dengeli beslenme önemlidir. Aşırı
    yağlı ya da aşırı şekerli yiyecekler bedenin fiziksel dengesini, metobolizmasını bozabilir.

    Stresle Başa Çıkmada Etkisiz Yollar

    Stresle başa çıkmada insanların sıklıkla kullandığı yanlış yöntemler vardır.Bunlar stresi geçici olarak
    engellemekle birlikte, uzun vadede daha çok strese neden olurlar.

    Bunlardan bazıları şunlardır:

    Madde Bağımlılığı: Sigara ya da alkol sıklıkla kullanılan bir gevşeme aracıdır. Birey stres veren durumla
    karşılaştığında otomatik olarak bu maddelere yönelebilir. Oysa alkol ve sigaranın sağlığa olan zararları,
    stresin ilk anda verdiği zararın çok üzerindedir. Uzun vadede fizyolojik ve psikolojik bağımlılığa yol açtığı
    için başlı başına bir stres faktörü olmaktadır.
    Aşırı Yemek Yeme: Başlangıçta rahatlatıcı olmakla birlikte, bu tür bir davranış kendi başına ya da alınan
    kilolar nedeniyle ek bir stres kaynağı haline gelebilmektedir.
    Kontrolsüz Alışveriş: Kendisine değer vermek, yenilik yapabilmek amacıyla başlanan alışveriş, kontrol
    edilemez boyuta gelirse, borçlanma nedeniyle birey bir süre sonra istek ve ihtiyaçlarını ertelemek
    durumuna gelerek daha yoğun stres yaşayabilir.
    İçe Kapanma: Bazı bireyler strese tepki olarak, geri çekilip, içe kapanabilir. Pasifleşerek sorunlarıyla
    yüzleşmekten kaçınabilir. Sorunlarını tümüyle yok sayarak, olayların dışına çıkabilir. Başlangıçta stresli
    olaydan uzak kalsa bile sorun çözümlenmemiş olur.
    Aşırı Tepki Gösterme: Küçük hayal kırıklıklarından ya da değişikliklerden olumsuz etkilenme aşırı tepki
    vermeyle ortaya çıkabilir. Başkalarına yönelik öfke nöbetleri, kırıcı olma, kaygılanma v.b. bunlardan
    bazılarıdır. Bu davranışın alışkanlık haline gelmesi bireyi yalnızlaştıracağından strese daha yatkın hale
    gelebilir.
    Biriktirme: Birey, stres karşısında hiç tepki göstermeyip, yaşanan sıkıntıyı içine atabilir. Bu birikimler
    dayanılamayacak duruma geldiğinde hiç tepki vermeyeceği olaylara karşı çok şiddetli tepki verebilir.
    Birikim kapasiteyi zorladığından, birey daha stresli hale gelebilir.

    Rahatlama ve Gevşeme Egzersizleri

    Bireyin kaslarında oluşabilecek gerginliği, gerginlik oluşmadan fark edip kendi kendine gevşetebilmesidir.

    Gevşeme egzersizini uygulayan birey, gergin ortamlar öncesi uygulamayı yaparak ya da gün içerisinde
    gevşeme molaları vererek bedeni üzerinde kontrolü sağlayabilir.

    Zihinde Canlandırma

    Bireyin kendisini rahatlatan bir durumu ya da ortamı hayal etmesi, stresin oluşturduğu olumsuz duygu ve
    düşüncelerden uzaklaşmasına, stresle başa çıkmada alternatif yollar bulmasına yardımcı olabilir.

    Zihinde Canlandırma : Kendinizi çok rahat bir yerdeymişsiniz gibi hayal edin. Neler hissettiğinizi
    yaşamaya çalışın. Kumsalda olduğunuzu hayal etmişseniz, yüzünüzdeki güneşin sıcaklığını, hafif rüzgarı
    hissetmeye çalışın. Sahneye ne kadar çok ayrıntı eklerseniz o kadar çabuk ve kolay gevşersiniz. Bu
    hayali yerde kısa süre kaldıktan sonra dinçleştiğinizi v e sakinleştiğinizi göreceksiniz.

    Kas Gevşetme:

    Sizin hem rahatlamanızı hem de dinçleşmenizi sağlayan bir yöntemdir. Çok kolay bir uygulama olup
    yalnızca bir kaç dakikanızı alır.

    Gözlerinizi kapayın. Nefesinizi tutmadan, gözlerinizden başlayıp tüm kaslarınızın gergin hale gelmesini
    sağlayın (acı verecek kadar değil).
    Burnunuzu ve dudaklarınızı kasarak birbirine yaklaştırın. Bütün yüzünüzü sanki bir noktada
    birleştirecekmiş gibi buruşturun.
    Çenenizi ve omuzlarınızı göğsünüze yaklaştırın.
    Kollarınızla vücudunuzu gerin ve ellerinizi yumruk yapıp sıkın.
    Karnınızı kasın.
    Kalçanız ve baldırlarınızın gergin hale gelmesini sağlayın.
    Ayaklarınızı gerip ayak parmaklarınızı kıvırın (krampa karşı dikkatli olun).
    Bu noktada, vücudunuzun her tarafı gerilmiş olmalı. Şimdi en son gerginleştirdiğiniz ayak
    parmaklarınızdan başlayarak sırayla sondan başa doğru kaslarınızı gevşetin.
    Her kasınızın iyice gevşemesini sağlayın. Başlangıçtan bitişe kadar olan süreç, beş dakikanızı alacaktır
    (deneme sırasında, belki de yalnızca bir kaç dakika). Bu gerdirme ve gevşetme egzersizleri sizin
    bütünüyle rahatlamanızı sağlayacaklardır
    Solunum Egzersizleri

    Gözlerinizi kapayın, sadece aldığınız nefesi düşünün.
    Sadece nefesinizin giriş ve çıkışını düşünün.
    Nefes alırken burnunuzu, alırken ağzınızı kullanın.,
    Nefes alırken şu kelimeleri defalarca düşünün
    “gevşiyorum, düzenli ve düzgün nefes alıyorum, taze hava ciğerlerime doluyor ve çıkıyor, sakinlik tazelik
    hissediyorum.”
    1, 2 kere nefes alın, 3-5 saniye bekleyin 3-4 kere, nefesinizi yavaşça verin. Her nefes egzersizi böyle
    yapılır.
    5 dk. Sonra yavaşça ayağa kalkın, egzersizden önce yaptığınız işe dönebilirsiniz.