Etiket: Temas

  • El ekzeması nedir?

    El ekzeması nedir?

    Yunanca kökenli bir sözcük olan ekzema, “kaynama” olarak Türkçeye çevrilebilir. Ekzemada deri kaynayan bir suyun fokurdamasını andırır. Bazı yörelerde ekzemadaki küçük su dolu kabarcıklar, mayalanan bir hamurda oluşan küçük hava kabarcıklarına benzetilerek hastalık “mayasıl” olarak da ifade edilmektedir. Ellere yerleşimli ekzema ise toplumda oldukça sık görülen bir deri hastalığıdır. Ellerde kuruluk, kızarıklık, kepeklenme, su dolu kabarcıklar ve sulantı ile karşımıza çıkmaktadır. Deri reaksiyonu geliştirmeye yatkınlık gösteren kişilerin ellerinin çeşitli maddelere maruz kalması sonrasında gelişebilmektedir. Su, kuru hava, sabun, deterjan, kimyasal maddeler, lastik eldivenler, kişisel bakım ürünleri ile aşırı temas sonrasında deride tahriş gelişebilmektedir. Zararsız görünen bebek ürünleri hatta su bile hastalığın ilerlemesine neden olabilmektedir.

    El ekzeması nedenlerine göre çeşitleri
    Hastalığın nedenlerine göre içten ve dıştan kaynaklı olmak üzere başlıca iki grupta incelenebilmektedir. İçten kaynaklı ekzemalar Atopik ekzema ( genetik olarak alerjik yatkınlıkla ilişkilidir), dizhidrotik ekzema (sıklıkla topluiğne başı büyüklüğünde su kabarcıkları şeklindendir), numuler ekzema (madeni para büyüklüğünde görülür) olarak adlandırılır.Dıştan kaynaklananlar ise temas edilen allerjen maddelerle tetiklenen deri yanıtlarıdır. Dıştan kaynaklanan nedenlere bağlı olarak el ekzeması, allerjik temas ekzeması veya tahriş temas ekzeması şeklinde karşımıza çıkabilmektedir. Fotosensitif ekzema (Işığa duyarlılık nedeniyle gelişen ekzema) ise hem içten hem de dıştan kaynaklanan nedenlere bağlı olarak gelişebilmektedir. Ayrıca bu iki neden dışında kişinin sadece kaşımasıyla gelişen nörodermatit de elde ekzemasına neden olabilir.

    Kimlerde görülür? Kimler artmış risk grubudur?
    Hastalık tüm dünyada görülebilmekle birlikte özellikle kalıtsal olarak deri reaksiyonu vermeye yatkın bireylerde daha sık görülebilmektedir. Bu kişilerde saman nezlesi, astım ve yiyecek alerjisi öyküsü saptanabilir. Temizlik, bulaşıkla yoğun uğraşan kişilerde, işi nedeniyle tahriş ve alerjik maddelere maruz kalan fırın işçileri ,kuaförler ve tuğla işçileri gibi meslek sahiplerinde,diş teknisyeni,doktor,hemşire gibi meslek gruplarında, çimento ve boya işi ile uğraşanlarda daha sık olarak karşımıza çıkabilmektedir. Kişinin mesleği kadar hobileri de önemlidir.Resim, maket, bahçe işi vs ile uğraşan kişilerin hobileri sırasında temas ettiği malzemeler de sorgulanmalıdır. Bazı kişilerde tedavi amacıyla kullanılan kortizonlu kremlere bağlı da gelişebilir.

    Ekzema klinik tablosu ve evreleri
    Ekzemanın akut (başlangıç) döneminde, kızarık ve şiş bir zeminde çok sayıda su dolu kabarcıklar ve bunların hızla açılmasıyla sulantı ve kabuklanmalar ortaya çıkar. Subakut (akut dönem ardından gelişen) dönemde, hafif kızarık bir zeminde çok sayıda kepeklenme ve kabuklanma gözlenir. Kepekler, özellikle kenar kısımlarda, küçük halkalar şeklindedir. Kronik (İlerlemiş) dönemde, deri kalınlaşır, üzerinde kepeklenme belirgindir, yarıklar gelişebilir. Hastalık nedenine göre de farklı dönemlerde seyredebilir ve her dönemde kaşıntı olabilir.

    Tetikleyen faktörler
    Günlük hayatımızda kullandığımız ve karşılaştığımız maddeler hastalığın bir nedeni veya alevlendiricisi olabilir. Bazı ilaçlar ve güneş ışınları özellikle ışığa duyarlılığa bağlı gelişenekzemalarda hastalığı tetikleyebilir. Mesleki olarak yağlı ürünlerle metalik sıvılarla temas ve soğutucu malzemeler iritasyona neden olabilmektedir.
    Ekzema yaşam kalitesini nasıl etkiler?
    Kaşıntı hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir. Günlük hayatın olumsuz etkilenmesinin yanı sıra çocukların okul hayatlarında, erişkinlerin iş hayatlarında sorunlarına yol açabilir.

    Ekzema tanısı nasıl konulur?
    Kesin tanı için doktor tarafından hastadan ayrıntılı bir öykü alınır. Öyküde sorumlu maddelerin değerlendirilebilmesi için patch (yama) testi yapılmaktadır.
    Tahriş temas ekzemasının tanısı basit olarak derinize hangi maddelerin ekzemaya neden olduğunu ve hangi sıklıkta buna yol açtığını bilerek konabilir.
    Allerjik temas ekzeması tanısı, deri ve zührevi hastalıklar bölümünde yapılan patch (yama) testleri ile olmaktadır. Standart hazırlanan allerjen maddeler ve hastaların temas ettiği malzemelerden süphelenilen maddeler küçük yamalar içerisinde sırtınıza yapıştırılır. İki gün sonra açılır, doktor ve hemşire sırtınıza bakarak hangi maddeye karşı tepki olduğuna karar verir. Tahriş ve alerjik yanıtın kesinleştirilmesi ve olası uzayan alerjik yanıtların değerlendirilebilmesi için 24-48 saat sonra aynı bölge tekrar değerlendirilir. Ayrıca, ayırıcı tanıda düşünülen hastalıklar öykü, fizik muayene ve çeşitli yöntemlerle araştırılır.
    Ayırıcı tanıda hangi araştırma yöntemleri önerilir?
    Ele yerleşim gösteren mantar hastalıklarını dışlamak için kazıma yönteminin ardından mikroskopik ve mikrobiyolojik incelemeler ile mantar arama yapılabilir. Çeşitli deri hastalıklarını dışlamak için gerek görülürse biyopsi alınarak patolojik değerlendirme yapılabilir. İç hastalıklarına eşlik edilen durumlar için laboratuvar ve radyolojik incelemeler yapılabilir.

    Tedavi yöntemleri nelerdir?
    -Tedavi esası sebebinin ortaya konarak etkenle temastan kaçınmaktır. Tamamen uzak durabilmek bazen zor olabilmektedir.
    Su ve sabunla uzun süreli temas derinin doğal koruyucu tabakasının kaybına neden olmaktadır. Doktorunuzun önereceği nemlendirici ve bariyer kremler bu konuda yardımcı olabilir. Barier krem ve köpükler etkenlerin deriye girmesine fiziksel olarak engelleyebilir. Ancak içeriğinin yağlı olması ve kalın tabaka oluşturması rahatsız edici olabilir.
    -Uzun seyirli hastalığı olan kişilerde birkaç ay süreli tedavi gerekebilmektedir. Topikal steroidli kremler kaşıntı ve kızarıklığın düzelmesinde, derinin iyileşmesinde kullanılmaktadır. Topikal steroidli kremler tam etkisinin görülmesi ve yan etkisinin gelişmemesi için doktorun önereceği şekilde kullanılmalıdır. Hastalıkta sulantı fazla ise doktorun önereceği ilaçlar ile ıslak pansuman uygulaması, kalınlık belirgin ise deriyi eritici tedaviler gündeme gelebilir.
    -Hastalık çok şiddetli ise deri dışında steroidler ağız, damar, kas uygulamaları yoluyla verilebilir.
    -Bu tedavilere yanıt alınamıyorsa pimekrolimus, siklosporin, metotreksat, fototerapi gibi diğer tedavi seçenekleri uygulanabilmektedir.
    -Hastalığa ikincil enfeksiyon varsa uygun tedavi yapılmalıdır.
    -Tedaviye başlamadan önce gebelik, emzirme, dahili hastalıklar, farklı sebeplerden ötürü düzenli olarak kullanılan ilaçlar ile ilgili doktor mutlaka bilgilendirilmelidir.
    Koruyucu önlemler nelerdir?
    Tahriş ve alerjiye neden olan durumlara temasının azaltılması en önemli önlemlerden biridir. Bunun için aşağıdaki uyarılara önem verilmelidir.
    -Temizlik, bulaşık, çocuk bakımı gibi işlerde yardımcı desteği veya bulaşık ve çamaşır makinesi kullanılmasıdır.
    -Kısa süreli profilaktik eldiven kullanımı önemlidir. Uzun süre eldiven kullanımının terlemeyi arttırabileceği unutulmamalıdır. Eldiven içine pamuklu eldiven giyilmesi uygun olacaktır.
    -Doktor önerirse bariyer ve nemlendirici kremler sürülmelidir.

    -Saç şampuanlama sırasında kısa süre ile eldiven giyilmesi zayıf iritan maddelerin deriye olumsuz etkisini azaltacaktır.
    -Tuvalet temizleme gibi uygulamalar sırasında deterjan ile ellerin temasın kesilmelidir.
    -Ellerin parfümsüz sabunla yıkanması önerilmelidir.
    -Domates, portakal, limon gibi maddelerle doğrudan el temasının engellenmelidir.
    -Saç boyama sırasında olası alerjenlerden kaçınılması ve korunulması önemlidir.
    – Sıcak veya soğuk su yerine ellerin ılık su ile yıkanması daha uygundur.
    -İş yaparken yüzüklerin çıkarılması yüzüklerin altında kalabilecek iritan maddeleri azaltacaktır.
    -Resim, çiçek maket vs gibi hobileriniz varsa bu işlemler sırasında kullandığınız maddeler sorgulanmalıdır.
    -Eğer mesleki nedenli bir ekzema düşünülüyorsa kısa süreli meslek değişikliği kalıcı bir sorun varsa hekimlerin önerisi ile meslek değişikliği gündeme gelebilir.

  • Kontakt dermatitler

    Ekzama terimi günlük hayatta hepimizin bildiği, çevremizde birçok insanın yaşadığı bir deri hastalığıdır. Bu yazımda sizlerle ekzamalar içinde en sık görülen kontakt dermatitlerden bahsedeceğim.

    Kontakt dermatitler; irritan ve alerjik olmak üzere iki şekilde karşımıza çıkar. Her ikiside hayatımızı olumsuz etkileyen, korunma yöntemlerini uygulamazsak bizi canımızdan bezdiren hastalık gruplarıdır.

    İrritan kontakt dermatitler; derinin pH’sını, nemini veya yapısal bütünlüğünü değiştiren irritan maddelerin, deride meydana getirdiği bir reaksiyondur. Bu maddelerle temastan birkaç saat sonra kızarıklık, kaşıntı, sulantı meydana gelir. Su ve sabun gibi zayıf irritanlar tekrarlayan temasta deride kuruma, çatlama ve kalınlaşma yaparlar. İrritan maddenin konsantrasyonu, temas ettiği bölge hastalığın şiddetini belirler.

    Allerjik kontakt dermatit, önceden deriye temas eden alerjenin yeniden temasından 48-96 saat içinde aşırı duyarlılık reaksiyonu göstermesidir. Yağlar, reçineler, tekstil sanayinde kullanılan kimyasallar, kauçuk, kozmetikler, insektisitler, bitkiler, diş için kullanılan maddeler alerjik kontakt dermatit yapabilir. Tutulma bölgesi bize alerjenin ne olduğu hakkında bilgi verir. Göz kapaklarındaki kızarıklık ve kaşıntı kozmetikleri ve tırnak cilasını, ağız çevresindeki bulgular diş macunu , cikleti, boyun ve kulak arkaları parfüm ve nikel içeren takıları düşündürür. Özellikle ağız içindeki yaralarda dolgu içindeki amalgam, protezdeki yapıştırıcı ve metaller önemli nedenlerdendir. Bu tip ekzamada sadece temas eden bölgeler değil farklı bölgelerde de kaşıntı, kızarıklık, döküntü oluşabilir.

    Kontak dermatitler başlangıçta da söylediğim gibi neye karşı olduğu tesbit edilmezse, hayattan bezdirici bir tablodur. Dermatologlar tarafından hastanın sıkı bir sorgulaması yapılarak, Yama testi dediğimiz bir test uygulanır. Bu test ile alerjenin tanınması sağlanarak, hastanın bu alerjenle teması engellenir. Bunun için özel koruyucular ve şikayetlerini minumuma indirecek tedaviler düzenlenir.

    Özellikle sanayileşme ve üretim atağı içinde olan şehrimizde, çalışanların iş güvenliği ve mesleki hastalıklar açısından da son derece önemli olan bu durumun, daha hassasiyetle değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyim.

  • Mantar

    Mantar enfeksiyonu

    Mantarların doku ve organlar da çoğalması ve hasar oluşturmasına mantar enfeksiyonu adı verilmektedir. Mantarlar en basit canlılar olduklarından çoğalmaları için ısı, nem ve besin yeterli olmaktadır.

    Yüzeyel mantar enfeksiyonları: Mantarların deri ve ağız içi dahil iç organlarımızı örten mukoza dediğimiz dokulara travma ya da zedelenme
    sonucu yerleşmeleri ve çoğalmaları ile oluşabilmektedir.

    Sistemik mantar enfeksiyonları: Mantar hücrelerinin solunması ve akciğer dokusuna yerleşip kan yolu ile diğer organlara taşınması ile
    oluşabilmektedir.

    Mantarların bulaşma yolları nelerdir?

    İnsandan – insana bulaş: Direk temas ya da ortak eşya kullanımı sonucu oluşmaktadır. Özellikle kışla, yurt, hamam, sauna gibi toplu yaşam
    alanlarında ortak havlu, terlik, mantar bulunan bölgeye direk temas gibi nedenler ile oluşmaktadır.

    Hayvandan – insana bulaş: Hayvanlarda bulunan enfeksiyonun temas ile insana bulaşması söz konusu olabilmektedir.

    Topraktan – insana bulaş: Özellikle tarım ile uğraşanlarda ve toprak ile teması olanlarda bu tür bulaş söz konusudur.

    Mantar hücresi ile karşılaşan her insanda enfeksiyon oluşabilir.

    Özellikle riski artıran faktörler:
    Beslenme bozukluğu ve yetersiz beslenmek
    Uzun süreli antibiyotik tedavisi almak
    AIDS, kanser gibi bağışıklık sistemini bozan hastalıkların olması
    Bağışıklığın yeterince oluşmadığı çocukluk çağı ve ileri yaşlarda olmak
    Alkol kullanmak
    Diabet (şeker hastalığı) gibi dolaşım sistemi yetersizliği yapan hastalıkların varlığı

    Mantardan korunma yolları :
    Hijyene dikkat edilmesi, ortak eşya kullanılmaması, ayakkabıların ve çorapları sık değiştirilip nemliliğin önlenmesi ve vücut temizliğinin
    sağlanması en önemli tedbirlerdendir. Kalabalık yaşam alanlarında temasın önlenmesi amacı ile çıplak ayakla yere temas edilmemesi diğer bir tedbir yöntemidir.

  • Yetişkinlerde lateks alerjisi

    Günümüzde endüstriyel gelişmelere bağlı olarak her geçen gün artış gösteren yeni kimyasal maddelerle karşılaşmaktayız. Özellikle birçok alanda kullanılan doğal kauçuk ağacından üretilen lateks, en önemli endüstriyel ham maddelerden biridir. Latekse karşı alerjide her geçen gün çeşitli şikayetler ile karşımıza çıkmaktadır. Latekse bağlı olarak gelişen alerjik hastalıklar vücutta kaşıntı kızarıklık şeklinde görülebileceği gibi bazen nefes darlığı tansiyon düşüklüğü ve sonrasında alerjik şok ( anafilaktik şok ) gibi ölümcül bir tablo ile de karşımıza çıkabilir. Lateks alerjisi belirtileri vücutta temas ettiği yerde kaşıntı kızarıklık kabarıklık şeklinde görülen temas ürtikeri ile anafilaksi arasında değişir.

    Doğal lateks kauçuk ağacının (Hevea brasiliensis) oluşturduğu özsuyundan elde edilmektedir. 1823 yılında Macintosh’un kumaşı kauçukla kaplayıp su geçirmeyen yağmurluğu üretmesi ile başlayarak sanayide çeşitli şekilde kullanılmaya başlanması ile birlikte talep müthiş ölçüde arttı. Halen yılda 10 milyon ton üzerinde doğal kauçuk üretilmektedir. Günlük hayatımızda eldivenden , lastik, prezervatif, balon, lastik çizme, şilte, bone, kateter ve flakon tıpaları gibi ürünlerin içinde milyonlarca tüketici kullanmaktadır ve farklı ticari ürünler de birçok sanayide kullanılmaktadır.

    21. yüzyılın başında yayınlanan verilerle karşılaştırıldığında, mevcut lateks alerjisi prevelansı sağlık çalışanlarında % 9.7 duyarlı hastalarda % 7.2 ve genel nüfus içinde % 4.3 oranında görülür ve genel nüfus içinde prevelansının giderek yükseldiği görülmektedir.

    Lateks alerjisi, son yıllarda artan bir şekilde birçok sağlık sorununu yol açtığı görüldüğü için şimdi uluslararası bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir. Toplumda lateks maruziyeti çok fazla olan yüksek risk taşıyan gruplarda özellikle sağlık çalışanları, kauçuk endüstrisi işçileri, spina bifida ve ürogenital anomalileri olan çocuklar, atopik kişiler ve belirli meyve alerjileri olan hastalar (özellikle kivi, avokado, kestane ve muz), birçok cerrahi geçmişi olan hastalarda bu oran % 10-12 kadar çıkabilmektedir.

    YETİŞKİNLERDE LATEKS ALERJİSİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR ?

    Lateks alerjisi, son yıllarda artan bir şekilde birçok sağlık sorununu yol açtığı görüldüğü için şimdi uluslararası bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir. Lateks maruziyeti direkt olarak cilt/mukozal yüzey teması ile veya solunum yoluyla olabilmektedir. Lateks içeren ürünlere cilt yoluyla temas sonrasında daha çok ciltte kaşıntı kızarıklık gibi şikayetler olurken solunum yolu ile temas burun akıntısı hapşurma kaşıntı veya nefes darlığı hırıltı şikayetlerine yol açabilir. Bunların dışında en ciddi alerjik reaksiyonlar olan nefes darlığı baş dönmesi bilinç bulanıklığı ve sonrasında alerjik şok (anafilaktik şok ) tablosu görülebilir.

    Sağlık çalışanları veya lateks ürünlerle teması olan kişilerde en sık rastlanan reaksiyon uzun süre temasa bağlı olarak ellerde gelişen iritan dermatittir. Eldiven kullanımı ile en çok görülen klinik reaksiyon olan irritan kontakt dermatit, eldivenin temas ettiği yerde kuru, kaşıntılı, alerjik olmayan tahrişe bağlı gelişen cilt yanıtıdır. Bu reaksiyon alerjik olmayan yollarla yani sık el yıkama, deterjan kullanımı, ellerin yeterince kurulanmaması bağlı olarak sabun gibi diğer irritanlar eldiven yüzeyinin altında terleme sonucunda gelişebilir veya mısır nişastalı eldivenlerin yol açtığı tahrişe bağlı olarak gelişebilir. İritan dermatit alerjik olmayan yollarla geliştiği için alerji testlerinde alerji saptanmaz.

    Latekse cilt yoluyla maruz kalmaya bağlı olarak gelişen en sık alerjik reaksiyon ise lateks ve katkı maddelerine karşı gelişen tip IV ( gecikmiş ) hipersensitivite reaksiyonu ile ortaya çıkan kontak dermatittir. Alerjik kontak dermatit en sık olarak eldiven, ayakkabı, spor malzemeleri ve medikal araçlarla temas eden cilt bölgelerinde ortaya çıkar. Lateks içeren ürünlerle hayatımızda farklı döneminde farklı şekilde karşılaşabiliriz, örneğin bebeklik döneminden itibaren emzik veya biberon ile başlayıp daha sonra balonlar ve çikletler dahil olmak üzere bir çok farklı şekilde lateks ile karşılaşılabilir. Bu yüzden ciltte kaşıntılı ve sulanan kabarıklıklar şeklinde bir dermatit varsa, latekse bağlı alerjik kontakt dermatit düşünmek gerekir. Lateks eldivenler veya diğer ürünlerde üretim aşamasında eklenen kimyasal maddelere maruziyet sonucu oluşur. Bu kimyasal maddeler eritem, kaşıntı ve vezikül oluşturabilir. Kızarıklık genellikle temastan 24-48 saat sonra başlar fakat erken olarak sekiz saatte veya geç olarak beş günde ortaya çıkabilir.

    Latekse bağlı gelişen alerjik kontakt dermatitte sorumlu tutulan alerjenler thiuram, karbamat, merkaptobenzotiazol ve fenildiamin gibi akselaratör veya antioksidan olarak üretim aşamasında katılan her türlü kimyasal maddelerdir.

    Doğal kauçuk lateks kimyasallardan yapılmış sentetik kauçuk lateks ile karıştırılmamalıdır. Lateks içeren bir çok üründe ev boyaları da dahil olmak üzere sentetik lateksten oluşturulur doğal lateks ile oluşturulmaz ve doğal kauçuk lateks ile üretilen ürünlere alerjik kişilerde alerjik reaksiyonlar tetikler.

    Latekste bulunan çok sayıda alerjenlere karşı gelişen ve IgE antikorunun rol aldığı tip I (erken tip ) alerjik reaksiyonlar vücutta kaşıntı, ürtiker, burun akıntısı, hapşurma, kaşıntı, nefes darlığı ile başlayıp baş dönmesi bilinç kaybı ile sonlanabilir. Lateks proteinlerine duyarlanmanın ve semptomların oluşması için ne ölçüde bir maruziyet gerektiği bilinmemektedir. Bazı duyarlı bireylerde düşük seviyelerde maruziyet bile semptomları tetikleyebilmektedir.

    Lateks alerjisinde en sık görülen reaksiyon özellikle temas ettiği yerde gelişen kontak ürtikerdir. Semptomlar genellikle latekse maruziyetten sonra dakikalar içinde başlar, ancak saatler sonra da ortaya çıkabilmektedir. Lokal olarak eldivenin temas ettiği alanlarda kızarıklık, kabarma veya kaşıntı şeklinde görülür. Lateks duyarlılığı olan kişilerde kontakt ürtikerin olması bazen hastalar için uyarıcı olabilir. Lateks bağlı olarak gelişen kontakt ürtiker lateks içeren ürünlere temastan sonra çıkıp sonrasında kendiliğinden geçebilir ve hastanın latekse duyarlılığının başladığı gösteren önemli bir ipucu olabilir.

    Latekse bağlı gelişen tip I (erken tip) reaksiyonlar cilt lezyonları dışında; burun akıntısı, rinit, konjunktivit, astım gibi semptomları ile kendini gösterebilir. Lateks alerjisi sağlık çalışanlarında daha yüksek sıklıkla karşılaşılmasına rağmen pasta imalathanesi veya ekmek fırınları gibi lateks eldivenlerinin kullanıldığı diğer işlerde de karşımıza çıkar. Mesleksel lateks alerjisi ve astımının tanınması önemlidir. Latekse bağlı gelişen alerjik reaksiyonlar burun ve göz nezlesi (rinokonjunktivit), astım ve ölümcül alerjik reaksiyon (anafilaksi) gibi klinik tabloları içerir. Mesleksel astımın diğer tiplerinde olduğu gibi erken müdahale ve iş yeri ortamından ayrılma irreversibl hiperreaktif hava yolu hastalığı gelişimini durdurabilmektedir. Klasik bir sendrom olarak lateks mesleksel astımı iş yerinde ortaya çıkan veya kötüleşen hırıltı ve nefes darlığı şeklindedir. Ancak bazen bu kötüleşmenin iş yerindeki maruziyetle ilişkisi net olarak ortaya konulamayabilir.

    Lateks alerjisi gelişen hastaların çoğu daha önce alerjik rinit ve astım şikayetleri olan atopik kişilerdir. Bazen sadece lateks karşıda duyarlanma olabilir. Atopik kişilerde latekse bağlı alerji gelişme ve daha ciddi reaksiyonların görülme ihtimali daha yüksektir.

    Lateks alerjisinin yol açabileceği en ciddi klinik tablo, ölümcül alerjik şoktur ( anafilaktik şok ). Lateks alerjisi ile karşılaşılan en ciddi sonuç anafilaksidir. Alerjik şok genellikle önceden duyarlanmış sağlık çalışanı veya diğer kişilerde ameliyat esnasında veya medikal ya da dental işlemler sırasında lateks proteinlerinin mukozal absorpsiyonu ile ortaya çıkar.

    Lateks antijenine maruziyet birçok yolla gelişebilir. Bunlar deri, solunum yolu, mukoza ve parenteral olarak olabilir. Deri ve solunum yoluyla maruz kalınmasından sonrada ciddi reaksiyonlar görülebilir fakat cerrahi işlemlerde doğrudan mukozal ve damar yolu ile karşılaşma anafilaksi gelişimi açısından en büyük riski oluşturur. Atopi kişilerde damar yolu ile latekse maruz kalması daha ciddi anafilaksiye yol açabilir, ayrıca atopik kişilerde anafilaksi gelişme riski daha fazladır. Atopik dermatit veya alerji öyküsü olan yüksek riskli kişilerin lateks içermeyen malzemelerle muayene edilmesi ve işlemlerinde lateks içermeyen ürünlerin kullanılması çok önemlidir.

    Son yıllarda, polenlerle meyveler arasında çapraz reaksiyonların görüldüğü ve benzer alerjik reaksiyonların olabileceği gösterilmiştir. Lateks alerjisine yol açan birçok alerjen bulanmaktadır ve bunların bir kısmı meyve ve sebzelerinde içinde de yer almaktadır. Lateks alerjisi olan kişilerin önemli bir kısmında muz, avokado, kivi, kestane gibi meyvelere karşı da duyarlılık saptanmış ve bunun çapraz reaksiyon veren alerjenlerden kaynaklandığı düşünülerek lateks-meyve sendromu olarak adlandırılan bir tablo tanımlanmıştır. Lateks alerjisi bulunan hastalarda çeşitli meyve ve sebzelere karşı alerjik reaksiyonlar normalden çok daha sık görülmekte ve lateks ile oluşan alerjik tabloların aynısı bu gıdalarla da meydana gelmektedir. Lateks alerjisi olan bazı hastalarda meyvelerle de alerjik şok tablosu gelişebilmektedir. Lateks-meyve alerji sendromu olan kişilerde lateks ile çapraz reaksiyon veren gıdaların alınmasıyla ağız içinde damakta ve dudaklarda kaşıntı başlayıp sonrasında tüm vücutta kaşıntı olabilir ayrıca kurdeşen (ürtiker), anjioödem, solunum yollarının daralmasına bağlı olarak nefes darlığı hırıltı öksürük oluşabilir, tüm bunların sonucunda baygınlık ve bilinç kaybı gelişir yani alerjik şok meydana gelir.

    Lateks alerjisi saptananların hastalarda gıdalara karşıda duyarlanma saptanmaktadır. Lateks alerjisi olan kişilerde gıda duyarlılığı bir kısım hastada ciddi reaksiyonlara yol açmadığı görülse de hastalarda gıdaya karşı duyarlılığının gösterilmesi önemlidir. Genellikle önce lateks alerjisi oluşmakta, gıda alerjileri daha sonra eklenmektedir. Bazen de gıda alerjisi zemininde lateks alerjisi gelişebilmektedir.

    Lateks alerjisi bulunan olgularda en sık alerjiye neden olan meyveler; avokado, kivi, muz, kestane, ceviz, fındık, kereviz, patates, domates ve papayadır. Klinik alerjinin daha az olduğu ancak duyarlılığın bulunduğu meyve ve sebzeler de incir, kavun, karpuz, şeftali, ananas, armut, kereviz, elma, kiraz, vişne çilek havuç, şalgam sayılabilir.

    YETİŞKİNLERDE KİMLER LATEKS ALERJİSİ İÇİN RİSK TAŞIR ?

    Lateksin alerjik reaksiyonları ciddi olabilir ve çok nadiren ölümcül olabilir. Lateks alerjisi, son yıllarda artan bir şekilde birçok sağlık sorununu yol açtığı görüldüğü için şimdi uluslararası bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir.

    21. yüzyılın başında yayınlanan verilerle karşılaştırıldığında, mevcut lateks alerjisi prevelansı sağlık çalışanlarında % 9.7 duyarlı hastalarda % 7.2 ve genel nüfus içinde % 4.3 oranında görülür ve genel nüfus içinde prevelansının giderek yükseldiği görülmektedir.

    Lateks ve lateks içeren ürünlerin milyonlarca olmasına nedeniyle latekse maruz kalmanın birçok yolu vardır. Bu yüzden dünya çapında genel nüfusun yaklaşık % 4’ünde lateks alerjisi görülmesi şaşırtıcı değildir. Lateks alerjisini azaltmak için lateks içeren ürünlerle teması engellemek ve lateks alerjisinin yaygınlığını azaltmak, beklediğimizden daha zor olabilir.

    1980’lerin sonlarında ve 1990’lı yıllarda sağlık çalışanları arasında lateks alerjisinin ortaya çıkması ile birlikte bazı hastalarda ve genel popülasyonda lateksten etkilenen çok sayıda kişi tespit edildi. Özellikle bazı işlerde çalışanlarda daha fazla lateks maruziyet görülebilir. Lateks alerjisinin görülmesi için yüksek riskli grupları şöyle sıralayabiliriz.

    a. Latekse mesleksel olarak maruz kalanlar

    Sağlık çalışanları, Kauçuk fabrikası işçileri, İnşaat işçileri, Temizlikçiler, Gıda işinde çalışanlar, Bahçıvanlar, Boyacılar, Kuaförler, Oyuncak yapımında çalışanlar, Restoranlarda çalışanlar, Fırında çalışanlar, biyoloji ve kimya laboratuvarında çalışanlar

    b. Çok sayıda cerrahi girişime bağlı maruz kalanlar

    Spina bifidalı hastalar, Dandy-walker kisti olanlar, Konjenital genitoüriner anomalili hastalar, sezaryen doğum, mesane ekstrofisi,

    c. Lateks ürünleri ile sık temas

    Dental girişimler, Sık üriner kateterizasyon, insülin kullanan diyabetli hastalar

    d. Saman nezlesi (alerjik rinit) veya bazı gıdalara alerji gibi diğer alerjilere sahip atopik insanlar, Astım, Egzama , Meyve alerjisi olması lateks alerjisi için riskli grubu oluştururlar.

    Lateks alerjisi her geçen gün artmaktadır, çünkü günlük hayatımızda lateks içeren ürün sayısı artıkça karşılaşma ihtimalimiz daha fazladır.

    Lateks alerjisi sadece sağlık hizmetleri gibi iş yerinde ve lateks eldivenlerinin sıklıkla kullanıldığı işkollarını değil aynı zamanda lateks ürünlerine mesleki olarak maruz kalmasak da genel popülasyonu etkiler. Bu yüzden lateks alerjisi ciddi bir sorun olarak her geçen gün artmaktadır.

    LATEKS ALERJİSİ TANISI İÇİN DOKTORA GİTMEDEN NASIL HAZIRLIK YAPMALIYIM ?

    Lateks alerjisi, son yıllarda artan bir şekilde birçok sağlık sorununu yol açtığı görüldüğü için şimdi uluslararası bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir. Lateks içeren ürünlere cilt yoluyla temas sonrasında daha çok ciltte kaşıntı kızarıklık gibi şikayetler olurken solunum yolu ile temas burun akıntısı hapşurma kaşıntı veya nefes darlığı hırıltı şikayetlerine yol açabilir. Lateks alerjisi belirtileri vücutta temas ettiği yerde kaşıntı kızarıklık kabarıklık şeklinde görülen temas ürtikeri ile anafilaksi arasında değişir.

    Lateks alerjisi tanısı için mutlaka bu konuda eğitim almış alerji uzmanlarına gitmek gerekir. Çok farklı klinik tablolar şeklinde kendin gösteren lateks alerjisinin tanısı alerji uzmanları tarafından konulur.

    Alerji uzmanına giderken Ne yapabilirsin ?

    Semptomlarınızı ve şikayetlerinizi not edin ( ilgisiz gibi olanlar dahil olmak üzere.)

    Latekse maruz kaldığınızda ne tür bir reaksiyon geçirdiyseniz, gerekirse hastane kayıtlarını belgeleyebilirsiniz.

    Aldığınız tüm ilaçların (vitamin ve takviyelerin de dahil olduğu) bir listesini yapın.

    Mümkünse doktora bir aile üyesi veya arkadaşınızla gidebilirsiniz. Size eşlik eden biri cevapsız veya unuttuğunuz bir şeyi hatırlayabilir.

    Lateks alerjiniz olduğunu düşünüyorsanız lateks içeren ürünlerden uzak durmaya çalışın

    Doktora Gitmeden bir Hafta Öncesinde Bazı İlaçları Kesin

    Lateks alerjisi için doktora gitmeye karar vermişseniz ve mümkünse ağızdan alınan alerji ilaçları, öksürük ve soğuk algınlığı ilaçları, antihistaminiklerin ve antidepresanların kesilmesi gerekir. Çünkü lateks alerjisi teşhisi için alerji testi gerektiğinde bu ilaçlar alerji testinin sonuçlarını etkileyeceği için 1 hafta öncesinde bu ilaçların kesilmesi gerekir.

    Aç Kalmaya Gerek Yoktur

    Lateks alerjisi teşhisi için gereken tetkikler için genellikle aç kalmaya gerek yoktur. Bu nedenle kahvaltı yaparak gelinmesinde fayda vardır.

    YETİŞKİNLERDE LATEKS ALERJİSİ TEŞHİSİ NASIL YAPILIR?

    Lateks alerjisinin tanısı, kapsamlı bir şekilde geçmişte yaşamış olduğu alerjik reaksiyonların hikayesinin alınması ile başlar. Bununla birlikte lateks bağlı gelişen alerjik reaksiyonlarla uyumlu muayene bulguları için dikkatli bir fizik muayene yapılır. Hikaye ve fizik muayene sonuçlarına bağlı olarak cilt testi, kan testleri ve gerekirse lateks provakasyon testlerinin yapılması ile tanı konabilir. Bu nedenle, lateks alerjisinden şüpheleniliyorsa, bu tanı yöntemleri uygulayabilecek aynı zamanda değerlendirebilecek deneyimli bir alerji uzmanı gereklidir.

    Lateks içeren ürünlere özellikle her işe gittiğinde işyerinde maruz kaldığında ellerde tahriş ve kızarma veya göz, burun, akıntısı kaşıntısı veya nefes darlığı hırıltı öksürük gibi yakınmalar oluşuyorsa veya ürtiker ya da açıklanamayan alerjik şok geçirmiş olan kişilerde lateks alerjisi olup olmadığı tanısı mutlaka dışlanmalıdır. Bu şikayetleri gösteren özellikle yüksek riskli gruplarda yer alan örneğin sağlık çalışanlarının uygun bir şekilde değerlendirilmeleri önemlidir, çünkü bir kez lateks alerjisi başladıysa daha sonra daha ciddi reaksiyonları gelişme ihtimali her zaman yüksektir.

    Deri prick test, lateks duyarlılığını belirlemekte en güvenilir testtir. Lateks alerjisi düşünülen hastalarda lateks tip I (erken tip ) duyarlığı göstermek için kullanılır. Özellikle lateks temasından hemen sonra şikayetleri gelişen hastalarda deri prick testlerin yapılması önemlidir. Lateks alerjisi olanların meyvelerle de şikayeti olabileceği için lateks alerjisi yanında çapraz reaksiyon veren meyve-sebzelerinde bakılması hasta için önemlidir.

    Lateks alerjisinde kandan bakılan RAST vb. latekse özgü spesifik IgE ölçen testlerin güvenirliği daha azdır. Lateks prick test pozitif fakat RAST negatif hastalarda alerjik reaksiyonların gelişebildiği görülmüştür. Spesifik IgE’nin serumda ölçümü, testleri etkileyen ilaçları kesemeyen, yaygın cilt lezyonları olan, latekse karşı ciddi reaksiyon geçiren hastalarda veya dermografizmi olan olgularda yapılabilir ama lateks alerjisi olmadığını kesin göstermez.

    Cilt lezyonları kontakt dermatit şikayetleri olan hastalarda deri reaksiyonları için atopi yama (patch) testinin yararlı olduğu gösterilmiştir. Lateks içeren ürünlere bağlı olduğu düşünülen dermatit tablosunun tanısında lateks içinde bulunan kimyasallarla yapılan yama (patch) testi oldukça yardımcıdır. Yama testi 48-72. saatlerde değerlendirilir. İrritan kontak dermatitte yama testi negatif olarak saptanır. Kontakt dermatitte lateks içinde bulunan kimyasallara karşı tip IV (geç tip ) alerji saptanır.

    Lateks alerjisi düşündüğümüz kişilerde şikayetleri açıklamak için lateks ile provakasyon testlerinin yapılması gerekebilir. Lateks ile provakasyon testleri çok ciddi reaksiyonlara yol açabileceği için mutlaka alerji uzmanı gözetiminde yapılmalıdır.

    YETİŞKİNLERDE LATEKS ALERJİSİ TEDAVİSİ NASIL YAPILIR ?

    Lateks alerjisi için en iyi tedavi lateks içeren her türlü üründen kaçınmaktır. Şiddetli lateks alerjisi reaksiyon geçirmiş hastaların mutlaka yanlarında

    Alerji kartı ve Acil tedavi için epinefrin (adrenalin) otomatik enjektör taşıması gereklidir.

    Lateks hassasiyet öyküsü olan ve eldiven giymesi gereken sağlık çalışanları lateks eldiven giymeyi bırakmalıdır. Lateks alerjisi geliştiği zaman hem iş yerinde hem de tıbbi işlemler esnasında özel önlemlere gerek duyulur.

    Lateks alerjisi varsa, lateks içeren tüm ürünler ve aygıtlarla doğrudan temastan kaçınması gerekir. Burun yanında gıdalarla çapraz reaksiyon verebileceği için alerjik reaksiyona neden olan yiyeceklerden kaçınması önerilir.

    Her türlü dişle ilgili işlemler, tıbbi veya cerrahi prosedürler öncesinde lateks alerjisi problemleri, herhangi bir test veya tedaviden önce sağlık hizmeti sunucularına lateks alerjisi konusunda uyararak önlenebilir. Lateks alerjisini gösteren kart veya künye taşıması gereklidir

    Lateks alerjisi olan kimseler, lateks güvenli bir alanda tıbbi veya diş bakımı alabilirler. Sadece düşük proteinli lateks eldivenleri ve lateks içermeyen eldiven kullanan hastaneler ve klinikler, lateks alerjisi vakalarında dramatik düşüşler sağlamıştır. Lateks konusunda önlemler alınması bu konuda çok önemlidir.

    Lateks alerjine bağlı anafilaktik şok geçiren hastaların mutlaka yanında adrenalin otoenjektör taşıması gereklidir. Hastaların adrenalin otoenjektörü kullanmasını öğrenmesi gereklidir.

    Lateks alerjisinde alerji aşısı (immunoterapi) konusunda etkili olduğunu gösteren çalışmalar vardır ama ülkemizde lateks için immünoterapi yapılmamaktadır. Lateks alerjisinde önlem dışında yeni olarak geliştirilen ilaçlardan anti IgE ile ilgili olumlu sonuçlar bulunmaktadır.

    Lateks alerjenleriyle teması önlemek lateks alerjisinin yaygınlığını azaltmada beklediğimizden daha önemlidir.

  • Okul döneminde enfeksiyon kontrolü

    Okullarda enfeksiyon sık görülür, okullar enfeksiyonların yayılması için ideal alanlardır. Çünkü farklı yaş gruplarından birçok çocuk biraraya gelir ve bu çocukların bazıları yeterli kişisel bakım yapmayı bilmiyor olabilirler ve ayrıca çocukların bağışıklıkları tam değildir.

    Enfeksiyon nedir?

    Enfeksiyonlar gözle görülmeyen mikroorganizmalar aracılığı ile olur. Organizmalar, insan, çevre ve hayvan gibi farklı ortamlarda olabilir. Bakteriler, virüsler, mantarlar ve parazitler enfeksiyonlara yol açabilirler. Bakteriler kızıl, menenjit, virüsler kızamık, kabakulak gibi enfeksiyonlara yol açabilirler. Bütün enfeksiyonlar bulaşıcı değildir. Mesela kulak enfeksiyonu genelde çocuktan çocuğa bulaşmazken, su çiçği hızla bulaşır.

    Kimler enfeksiyon açısından risklidir?

    Herkes enfeksiyon açısından risklidir. Çocuklar mikroorganizmalarla karşılaştığında bazı faktörler hasta olup olmayacağını belirler. Etken mikroorganizma, etkenin hastalık yapma gücü, bağışıklık sistemimizin ne durumda olduğu ; etken ile karşılaştık mı?, direncimiz var mı? Gibi çok çeşitli faktör hasta olup olmayacağımızı belirler. Suçiçeği gibi bazı enfeksiyonlardan sonra ömür boyu bağışıklık kazanılırken grip gibi bazı enfeksiyonlar ile temas sonrası tekrar tekrar hastalanabiliriz.

    Enfeksiyonlar nasıl yayılır?

    Sindirim sistemi yoluyla; ishal gibi

    Solunum yoluyla (göz-burun-ağız ve akciğer salgıları ile); grip gibi

    Direkt temas ile;cilt enfeksiyonu, uyuz gibi

    Enfekte kan ile temas ile; hepatit B, C ve HIV gibi

    Bulaşmış yiyecek ve içecekler yoluyla; besin zehirlenmesi gibi

    Gastrointestinal sistem yoluyla bulaşma;

    Bazı hastalık etkenleri bağırsaklarda yaşar, çoğalırlar ve dışkı yoluyla vücuttan dışarıya atılırlar. Bu hastalıkların yayılması için dışkının ellere, eşyaya ve yiyeceklere bulaşması ve yutulması ile olur. Bu fekal-oral yol olarak adlandırılır ve tuvalet sonrası ellerde yerleşme sonucu olur. Eller aracılığı ile kalem, kapı kolu , masa gibi nesnelere geçer ve başkalarının etkeni almasına neden olur. Birçok mikrobik ishal ve hepatit A gibi enfeksiyonlarda yayılım bu şekilde olur. Bu nedenle el temizliği en önemli hastalıktan korunma yollarından biridir. Çocuklarımıza el temizliğini ve önemini iyi öğretmeliyiz. Özellikle küçük sınıflarda ve anaokullarında öğretmenlerin bu konudaki kontrolü de önem taşımaktadır.

    Solunum yoluyla bulaşma;

    Bazı enfeksiyonlar gözler, burun ve ağız gibi havayolları ve akciğerlerde yaşayan ve çoğalan mikroorganizmalar nedeniyle olur. Bazı organizmalar elden ele veya eşyalar aracılığı ile direkt temas yoluyla bulaşırken bazıları hapşırık ve öksürük gibi yollarla partikül aracılığı ile yayılım gösterir. Partikül yoluyla bulaşma enfekte(hasta) kişidem diğerine geçiş için 90-100 cm gibi yakın bir temas gerekir ( grip, meningokoksemi, kabakulak gibi). Bazı enfeksiyonlarda ise damlacık havada asılı kalarak ve akım yoluyla taşınarak daha geniş alanlarda bulaşıcı olabilir (kızamık, su çiçeği, tüberküloz gibi)

    Direkt temas ile bulaşma;

    Konjonktivit, bakteriyel cilt enfeksiyonları, ve uyuz gibi bazı enfeksiyonların bulaşması için direkt temas gerekir. Öpücük hastalığı gibi bazı hastalıkalrda ise tükürük gibi vücut salgıları ile temas ile enfeksiyn bulaşabilir.

    Kan yoluyla bulaşma;

    Hepatit B, ve HIV (AİDS) kan yoluyla bulaşan 3 önemli enfeksiyondur. Hasta kişilerin kanları diğer kişilerin kan akımına bulaşırsa hastalık bulaşma riski mevcuttur. Sağlam ciltten bulaşma riski yoktur, etkin bariyer görevi görecektir cilt.

    Besinler ve Su yoluyla bulaşma;

    Besinler ve suda mikroorganizmaların ürtettiği toksik maddeler ve mikroorganizmaların kendinin bulunması sonucu besin zehirlenmesi gözlenir. Besinler ve su mikroorganizmaların taşınması için bir aracı görevi görürler.

    Enfeksiyonların önlenmesi ve kontrolü için yapılabilecekler;

    Risk altındaki kişilerin aşılanması

    Enfeksiyon kaynağını uzaklaştırmak; Okula hasta olarak gelen veya okulda hastalanan öğrenci bulaştırma riski var ise eve gönderilmelidir.

    Bazı standart önlemlerin alınması ve basit hijyenik kurallara dikkat edilmesi-öğretilmesi; El hijyenine önem verilmesi ve vurgulanması, çevre temizliğine dikkat edilmesi, atıkların uygun toplanması gibi hususlara dikkat edilmelidir. El yıkama enfeksiyonların yayılmasını önlemek için en basit ve etkin yoldur. Ellerin hangi durumlarda ve nasıl yıkanacağı etkin bir şekilde öğretilmelidir. Havlu-diş fırçası, su bardağı ve sulukların paylaşımının önlenmesi gerekir.

    Öksürük hapşırık gibi durumlarda başlını çevirmeyi, ağzını kapamayı ve eller eğer salgılarla temas ederse etkin şekilde yıkanması öğretilmelidir. Kullanılan kağıt mendiller kapalı çöp kutularına atılmalıdır.

    Alınabilecek önlemler ve dikkat edilmesi gerekenlere rağmen enfeksiyonları her zaman önlemek elbette mümkün olmayacaktır. Okul veya kreşin ilk yıllarında fazla etkenle temas etmemiş bağışıklığı azyıf olan çocuklarda hastalıklarla karşılaşma riski herzaman daha fazladır. Bu nedenli dengeli düzenli beslenme, düzenli uyku önemli olmaktadır. Çocuğun hastalıklara yanıtına, bağışıklık sisteminin, beslenmesinin ve gelişiminin durumuna göre hekimizin de önerisi ile direncini arttırmak amacıyla bazı bitkisel destekler, vitamin destekleri de planlanabilmektedir.

  • GELİŞİMSEL TEMAS

    GELİŞİMSEL TEMAS

    Viola Brody, çocukların anlaşılması için, öz gelişimleri için onlara doğru bir şekilde dokunulması
    gerektiğini söylüyor.
    Çocuklarda beden farkındalığı, ruh beden bütünlüğü dokunma ile gelişiyor..
    Gelişimsel temas terapisindeki dokunmalar kesinlikle öylesine dokunmalar değildir. Dikkatli,
    karşısındaki çocuğa saygılı bir dokunmadır. Gelişimsel temas uygulayan ve temas uygulanan kişi
    arasında bir ilişki geliştirir.
    Kendine temas edilmiş olarak deneyimleyen bir çocukta benlik duygusu gelişir.
    Bir çocuğun kendisi ile temas edilmiş olarak hissedebilmesi için, bu kabiliyete sahip bir yetişkinin ona
    temas etmesi gerekir.
    Temas edilmişlik duygusunu hissedebilmek için çocuk kendisine temas edilmesine izin vermelidir.
    Bir çocuğa temas edildiğinde görüldüğünü hisseder.
    Gelişimsel temas ile çocuğun IQ seviyesinde artış oluyor.
    Evlat edinilmiş ya da annenin hamile kaldığında hazır olmadığı ya da istenilmeyen gebelikte
    çocukların ebeveynleri ile sağlıklı bağlanma oluşturmasına fayda sağlıyor.
    Gelişimsel temas 2-12 yaş aralığındaki çocuklara uygulanabilir bir yöntemdir.
    Gelişimsel Temasın uygulandığı durumlar:
    – Normal gelişim gösteren çocuklar,
    – Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar(DEHB)
    – Dikkat eksikliği bozukluğu olançocuklar (DEB)
    – Yıkıcı şekilde dışa vurum yapan çocuklar
    – Otistik çocuklar,
    – Fiziksel ve cinsel tacize uğramış çocuklar…