Etiket: Telefonu

  • Akıllı Telefonların Psikososyal Etkileri

    Akıllı Telefonların Psikososyal Etkileri

    Akıllı telefonlar hayatımıza girdiği andan itibaren hayatımızın bazı alanlarını kolaylaştırdı. Günlük yaşantımızın ve iş yaşantımızın vazgeçilmez unsurlarından biri haline geldi. Farklı yollarla (SMS, internet, arama) iletişim kurabiliyor, fotoğraf/video çekebiliyor, ihtiyacımız olan bilgiye ulaşabiliyor, çeşitli oyunlar oynayabiliyor kısacası birçok ihtiyacımızı elimizdeki bu küçük makine ile karşılayabiliyoruz.

    Ancak bu kadar hayatımızın içinde olan ve faydaları yadsınamaz telefonlar son dönemlerde aşırı kullanım nedeniyle iş, okul, aile ve sosyal hayatı son derece olumsuz etkilemektedir. İşverenlerden çalışanların telefonlarla fazla ilgilenip işe dikkatlerini vermediği, öğretmenlerden öğrencilerin telefonlarla ilgilenmekten derslerine yeteri kadar önem vermediği, eşlerden aile içi paylaşımların, birlikte vakit geçirmenin oldukça azaldığı yönünde gelen şikayetler gün geçtikçe artmaktadır.

    Görülüyor ki bu telefonlar maalesef kullanım amacı dışında kullanılarak gerek bireysel gerek toplumsal anlamda zarar verir hale gelmiştir. Teknolojiyle ilişkili bağımlılıklar psikoloji literatüründe yerini almıştır. Yurt dışında kliniklerde bu konu üzerine tedaviler uygulanmaktadır. Uygulanan tedaviler diğer bağımlılıklar için uygulan tedavilerle (alkol, madde vb.) benzerlik göstermektedir. Ayrıca diğer bağımlıklarda olduğu gibi, teknolojiye ait bağımlılıklarda da birçok kişi bağımlı olduğunu kabul etmemektedir.

    Gelin şimdi kendimize soracağımız birkaç soru ile telefonu sadece bir araç olarak mı kullanıyoruz yoksa bağımlı mıyız görelim.

    Akıllı cep telefonunuzu her zaman yanınızda taşıyor musunuz? Yanınıza almadığınızda ya da unuttuğunuzda yoğun gerginlik ve panik yaşıyor musunuz?  

    Uyanır uyanmaz ve yatmadan hemen önce telefonunuzu kontrol ediyor musunuz?

    Cep telefonunuzu kontrol etmek için çıkarttığınızda artık aileniz, arkadaşlarınız sinirleniyor mu?

    Saatlerce telefonun ekranına bakmaktan gözlerinizde yanma, başınızı eğri tutarak konuşmanız nedeniyle boynunuzda ağrı, tutulma gibi bedensel yakınmalar var mı? 

    Telefonla ilgilenmekten önemli görüşmeleri, işleri ertelediğiniz oluyor mu? Her boş anınızda telefona mı yöneliyorsunuz?

    Araba kullanırken dayanamayıp telefonunuza bakıyor musunuz?

    Gündelik sorunlardan veya istenmeyen duygu durumdan kaçmak için telefonu mu kullanıyorsunuz?

    Telefondan gelen ses ve uyarılara bir an önce bakmak için yoğun bir istek duyuyor musunuz?

    Yukarıdaki sorulara verdiğimiz cevapların çoğu evet ise telefon kullanımı, kullanım olmaktan çıkıp bağımlılık seviyesine ulaşmış demektir. Telefon bağımlılığı,  hem hayatın normal akışını hem de kişinin psikolojisini olumsuz yönde etkileyecektir. Bu durum ciddiye alınmazsa, ileride çok ciddi sonuçlar doğuracaktır. Örneğin işten çıkarılmalara, evliliklerin bitmesine, arkadaşlık ilişkilerinin bozulmasına neden olmaktadır. Bağımlıların karşılaşacağı bir diğer problem de, kendi zihnimiz yerine sürekli telefonun özelliklerini kullanmamız (hatırlatıcılar, hesap makinesi vb.) sonucunda oluşan hafızanın zayıflaması, unutkanlık, zihinsel tembellik gibi özellikleri içeren dijital demanstır. Bu kişilerde ileride Alzheimer hastalığının görülme riski artmaktadır.

    Peki telefon bağımlılığından kurtulmak için neler yapılmalıdır?

    • Bildirimleri kapatın. 

    • Sizi çok meşgul eden uygulamaları kaldırın. 

    • Önemli bir işle ilgileniyorken uçuş modunu açın ya da telefonunuzu kapatın.

    • Bırakma uygulamaları kullanın. 

    • Telefonunuzu saklayın. 

    • Akıllı olmayan bir telefon edinin. 

    • Fotoğraf çekmek için fotoğraf makinesi kullanın ve her şeyin fotoğrafını çekmeyin. 

    • Mesajlara hemen cevap beklemeyin, hemen cevap da vermeyin

    • Haftada bir gün cep telefonunuzu yanınıza     almayın ya da kapatın.

    • Sabah uyandığınızda giyinmeden, kahvaltı etmeden  cep telefonunuzu elinize almayın.

    • Yatağınıza gitmeden en geç 30 dakika önce telefonunuzu kontrol edin ve telefonu yatak odasına sokmayın.   

    • Yemek yerken, arkadaşlarınızla gezerken, film seyrederken, rahatlamaya çalışırken akıllı telefonlarınızı kullanmayın.  En azından günün birkaç saatini telefonsuz geçirin.

    Eğer bunları yapamıyorsanız mutlaka uzman yardımı almalısınız.

    Unutmayın insanlar binlerce yıl cep telefonsuz yaşadı. Kendinizi bağımlı hale getirmeyin…

  • Depresyonun Sanal Hali

    Depresyonun Sanal Hali

    Çok uzağa gitmeye gerek yok, yaklaşık on sene önce çoğu anne baba bilgisayar kullanmaktan uzak, sosyal medyadan bir haberdi. Genellikle gençlerin kullandığı sosyal medya ağları, günümüzde anneanne babaannelerin dahi ellerinde. Bayramlarda ailebüyüklerini ziyaret etmek yerine birbirimize fotoğraflarımızı yolluyoruz. Özçekim diye bir kelime var artık lügatımızda. Devir değişiyor, zaman hafızamızı şaşkına çevirecek kadar hızlı akıyor. Biz psikologlar için de yeni nesil hastalıklar, yeni nesil tanı sebepleri ortaya çıkıyor.

    Depresyon, kişinin kendisini üzgün, boşlukta, yalnız ve çaresiz hissettiği; genellikle yorgun ve bitkin göründüğü;süreç içinde kilo aldığı ya da verdiği, uyku süresinin arttığı ya da aksine oldukça azaldığı; kişinin hayattan beklentisinin kalmadığı bir süreçtir. Bu duygu durumunu her on insandan dokuzu hayatları boyunca en az bir defa yaşamıştır, yalnız bu duygu durumunu yaşamak depresyon hastası olmak için yeterli değildir. Kişinin ne kadar süre bu süreci yaşadığı da oldukça önemlidir.

    Sosyal medyanın yarattığı algı, kişinin dünyaya bakış açısını derinden etkiliyor. Bunun en büyük ispatı ergenler. Doyumsuz ve memnuniyetsiz insanlara dönüşüyoruz. İmrenmek yerini kıskançlığa bırakıyor. Sahip olduklarımızın değerini bilmek yerine sahip olamadıklarımızın hayalini kurarak hayatımıza devam ediyoruz. Mutluluğumuz elimize telefonumuzu aldığımız ana kadar sürüyor. Telefonumuzu elimize alıyor, tatildeki komşumuza, çocuğuna doğum günü organizasyonu yapan kuzenimize, eşi ile romantik bir yemek yiyen arkadaşımıza bakıyoruz. Günümüz keyifsiz geçmişse, keyifsizliğimize keyifsizlik katmış oluyoruz: Bir türlü de o telefonu elimizden bırakmıyoruz.

    Çocuklarımıza terbiye vermemiz zorlaşıyor. Kendi yaşıtı bir kızı kırmızı ruj sürmüş gören kızımız evi birbirine katıyor, öfkeden deliye dönüyor, imreniyer, küçük yaşta kıskançlığı öğreniyor, kendini eksik hissediyor ve hatta özgüvensizleşiyor. Biz vermek istediğimiz terbiyeyi veremiyor, kendini eksik hissetmesin diye isteğini yerine getiriyoruz. Yaptığımızın yanlış olduğunu bildiğimiz için de anneliğimizi sorguluyor, kendimizi yetersiz hissediyoruz.

    Herkes geziyor, herkes alışveriş yapıyor, herkes para harcıyor sanıyoruz. Ekonomi bir tek bizi mi etkiliyor diye düşünüyoruz. Aklımızda devamlı para, pul; mutluluğun yolunu bu sanıyoruz.

    Bütün gün çalışıyoruz, akşam eve gitmeyi, koltuğa kıvrılmayı belki biraz eşimizle sohbet etmeyi hayal ediyoruz. Eve giriyor, telefonu elimize alıyor ve birden bire eşimizin bizi sevmediği algısına kapılıyoruz. Kocaman güllerle size kocaman gülümseyen kadının saçlarına imreniyoruz, yüzüne imreniyoruz, bu kadına benzersem eşim beni daha çok sever diye düşünüyoruz. Soluğu kuaförde alıyoruz. Sevilmek için kendimizi değiştiriyoruz fakat eşimizle sohbet etmeyi ikinci plana atıyoruz.

    Bir de gördüğümüz dünyanın sahte olduğunu unutuyoruz.

    Kim eşi ile kavgasını sosyal medyada yayınlar? Kim kendini eksik hissettiğinde, küçük düştüğünde paylaşır yaşadıklarını? Ya da kim çocuğunun zayıflarla dolu karnesini yayınlar?

    Algımızı değiştiren sosyal medya bizi kendimizden uzaklaştırıyor. Kendimizi üzgün, boşlukta, eksik, çaresiz hissetmemize sebep oluyor. Bu his uzun süre devam ettiğinde ise kendini depresyona bırakıyor. Kilomuz değişiyor, uyku düzenimiz bozuluyor, sağlığımızı etkiliyor. Belki bu depresif ruh hali kısa sürecekken, elimizden bırakamadığımız ekran sürecin uzamasına sebep oluyor.

    Kapatın sosyal medyayı, kullanmayın demiyorum ama sosyal medyanın sizi olumsuz etkilediğini, düşüncelerinize zarar verdiğinizi hissettiğinizde telefonu köşeye koyun ve gerçek olan ne varsa ona odaklanın demek istiyorum.