Etiket: Telefon

  • Gebelikte Cep Telefonu ve Bilgisayar Kullanımının Anne ile Bebeğe Etkileri

    Gebelikte Cep Telefonu ve Bilgisayar Kullanımının Anne ile Bebeğe Etkileri

    Cep telefonu ve bilgisayar kullanımının, hamilelik döneminde zararı olup olmadığı konusunda net

    bir görüş olmasa da, gebeliğinde sık cep telefonu kullanan annelerin bebeklerinde başta davranış

    bozukluğu olmak üzere çeşitli ruhsal hastalıkların daha fazla olduğu gösterilmiştir.

    Amerika Birleşik Devletleri Yale Üniversitesi’nde yaklaşık 13 bin çocuk üzerinde yapılan

    araştırmada hamile bir kadının günde bir kaç kez cep telefonunu eline alıp kullanması bile doğacak

    çocuğun hiperaktivite, davranış bozuklukları, okul çağına geldiğinde duygusal karmaşa gibi bazı

    ruhsal hastalıklara yakalanma riskinin daha yüksek olduğunu ortaya çıkardı. Yine yapılan

    çalışmalarda 7 yaş öncesi cep telefonu kullanan çocuklarda da aynı davranış bozukluklarının daha

    sık olduğu gösterildi.

    Erken dönemde gelişim çağındaki çocukların cep telefonu kullanması öğrenme bozukluklarını

    artırabiliyor, ayrıca sinir hücrelerinde değişik derecelerde hasar bırakarak kas zafiyetine sebep olup

    gelişim bozukluklarına neden olabiliyor. Özellikle akıllı telefonların ortaya çıkmasının ardından

    sadece telefon görüşmeleri sırasında değil telefon boşta dururken bile internet bağlantısı nedeniyle

    sürekli olarak sinyal alınıp gönderilmesi nedeniyle bu hasarın düzeyi dahadaartabilir.

    Bu zararları en aza indirebilmek için önerilerimiz;

    Telefonu sürekli kendi üzerinizde taşımayın, cep telefonunuzu sizin bulunduğunuz konumdan daha

    uzağa yerleştirin ve aranıza mesafe koyun.

    Mümkünse cep telefonunuzu yatak odasına koymayın. Yatak odasındaki cep telefonun uykunun

    kalitesini bozduğuna dair çalışmalar vardır. Alarm olarak cep telefonu yerine çalar saat kullanın.

    Konuşma sürelerini çok az tutun. Normal kişilerde bile bu çok önemliyken siz daha dikkatli olun;

    gebe olmayanlar günde en fazla 30 dakika konuşma sınırını aşmamaya çalışmalıyken, siz ise

    sadece gerekli durumlarda cep telefonuyla konuşun.

    Mümkün olduğunca kablolu kulaklıklar vasıtasıyla cep telefonu olabildiğince uzak iken görüşme

    yapın.

    Yüksek gerilim ve yüksek antenlerin bulunduğu yerlerin yakınında çok bulunmayın.

    Sonuç olarak hamilelik sırasında cep telefonu ve bilgisayar kullanımının zararlı olup olmadığı

    konusunda çok kesin bilgiler olmasa da mümkün olduğunca az kullanmak, sürekli üzerinizde

    taşımamak, telefonda konuşurken bluetooth kulaklık kullanmak gibi önlemler almanızda fayda

    olabilir.

  • Teknolojik Cihazlar Çocukları Nasıl Etkiliyor?

    Teknolojik Cihazlar Çocukları Nasıl Etkiliyor?

    Son yıllarda ebeveynlerin en sık karşılaştığı sorunların başında 3T diye adlandırdığımız, telefon, tablet ve televizyon gelmektedir. Sizce içinde bulunduğumuz bu dijital çağda çocuklar tableti, telefonu bilmeden mi büyümeli? Belki şaşıracaksınız ama bu sorunun cevabı EVET.

    Teknoloji hayatımızın merkezinde olduğundan çocuğun gündelik yaşam alışkanlıkları ve eğitim hayatı boyunca telefon, tablet ve televizyon ile tanışmaması mümkün değil. Ailelerin endişe duyması gereken konu bu teknolojik aletlerin çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri olmalıdır. 

    Telefon, tablet ve televizyonun çocukların karakteri ve kişilik gelişiminde etkileri nelerdir diye baktığımızda, en başta çocukların sosyal gelişimini olumsuz etkiler ve çocukların içe kapanmasına, yalnızlaşmasına neden olur. Hatta 0-3 yaş arasında yoğun televizyon izleyen, tablet ve telefon kullanan çocuklarda, otizm ve otizm benzeri yaygın gelişimsel bozukluklar da görülebilir. Ayrıca Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğuna da neden olabilir. Çocuklar hayal kurma yeteneğini ve yaratıcılığını kaybedebilir, korku ve kaygı duyguları artabilir ve bu duygularla baş edebilmeyi öğrenmekte zorluk yaşayabilir. Dahası okul döneminde problem yaşayarak öğrenme güçlüğü, dikkatdağınıklığı ve odaklanmasorunları yaşayabilir. 

    Daha ağır,hareketsiz bir çocuk olarak büyür ve bedensel hareketlilik, yorgunluk gerektirecek oyunlara dâhil olmak istemeyebilir. Şiddetten etkilenebilir ve hatta hayatında uygulayabilir.  Bu teknolojik aletler, yoğun biçimde kullanımı nedeniyle, gelişme çağındaki çocukların omurgalarında da ciddi hasarlara yol açabilir.

         Maalesef ki teknoloji, bir yandan hayatımıza rahatlık ve keyif katarken diğer taraftan sağlımızı da ciddi oranda tehdit etmektedir. Tehlikenin henüz farkında değiliz ve bunun uzun süreçte ne gibi zararlar verdiği konusunda net bir bilgimiz olmasa da birçok hastalığı tetiklediği kuvvetle olasıdır. Akıllı cihazlar elbette doğru kullanımda verimli sonuçlar elde edilmesini sağlıyor ancak maalesef ki çoğu zaman yanlış bir şekilde kullanılıyor.

  • Akıllı Telefonların Psikososyal Etkileri

    Akıllı Telefonların Psikososyal Etkileri

    Akıllı telefonlar hayatımıza girdiği andan itibaren hayatımızın bazı alanlarını kolaylaştırdı. Günlük yaşantımızın ve iş yaşantımızın vazgeçilmez unsurlarından biri haline geldi. Farklı yollarla (SMS, internet, arama) iletişim kurabiliyor, fotoğraf/video çekebiliyor, ihtiyacımız olan bilgiye ulaşabiliyor, çeşitli oyunlar oynayabiliyor kısacası birçok ihtiyacımızı elimizdeki bu küçük makine ile karşılayabiliyoruz.

    Ancak bu kadar hayatımızın içinde olan ve faydaları yadsınamaz telefonlar son dönemlerde aşırı kullanım nedeniyle iş, okul, aile ve sosyal hayatı son derece olumsuz etkilemektedir. İşverenlerden çalışanların telefonlarla fazla ilgilenip işe dikkatlerini vermediği, öğretmenlerden öğrencilerin telefonlarla ilgilenmekten derslerine yeteri kadar önem vermediği, eşlerden aile içi paylaşımların, birlikte vakit geçirmenin oldukça azaldığı yönünde gelen şikayetler gün geçtikçe artmaktadır.

    Görülüyor ki bu telefonlar maalesef kullanım amacı dışında kullanılarak gerek bireysel gerek toplumsal anlamda zarar verir hale gelmiştir. Teknolojiyle ilişkili bağımlılıklar psikoloji literatüründe yerini almıştır. Yurt dışında kliniklerde bu konu üzerine tedaviler uygulanmaktadır. Uygulanan tedaviler diğer bağımlılıklar için uygulan tedavilerle (alkol, madde vb.) benzerlik göstermektedir. Ayrıca diğer bağımlıklarda olduğu gibi, teknolojiye ait bağımlılıklarda da birçok kişi bağımlı olduğunu kabul etmemektedir.

    Gelin şimdi kendimize soracağımız birkaç soru ile telefonu sadece bir araç olarak mı kullanıyoruz yoksa bağımlı mıyız görelim.

    Akıllı cep telefonunuzu her zaman yanınızda taşıyor musunuz? Yanınıza almadığınızda ya da unuttuğunuzda yoğun gerginlik ve panik yaşıyor musunuz?  

    Uyanır uyanmaz ve yatmadan hemen önce telefonunuzu kontrol ediyor musunuz?

    Cep telefonunuzu kontrol etmek için çıkarttığınızda artık aileniz, arkadaşlarınız sinirleniyor mu?

    Saatlerce telefonun ekranına bakmaktan gözlerinizde yanma, başınızı eğri tutarak konuşmanız nedeniyle boynunuzda ağrı, tutulma gibi bedensel yakınmalar var mı? 

    Telefonla ilgilenmekten önemli görüşmeleri, işleri ertelediğiniz oluyor mu? Her boş anınızda telefona mı yöneliyorsunuz?

    Araba kullanırken dayanamayıp telefonunuza bakıyor musunuz?

    Gündelik sorunlardan veya istenmeyen duygu durumdan kaçmak için telefonu mu kullanıyorsunuz?

    Telefondan gelen ses ve uyarılara bir an önce bakmak için yoğun bir istek duyuyor musunuz?

    Yukarıdaki sorulara verdiğimiz cevapların çoğu evet ise telefon kullanımı, kullanım olmaktan çıkıp bağımlılık seviyesine ulaşmış demektir. Telefon bağımlılığı,  hem hayatın normal akışını hem de kişinin psikolojisini olumsuz yönde etkileyecektir. Bu durum ciddiye alınmazsa, ileride çok ciddi sonuçlar doğuracaktır. Örneğin işten çıkarılmalara, evliliklerin bitmesine, arkadaşlık ilişkilerinin bozulmasına neden olmaktadır. Bağımlıların karşılaşacağı bir diğer problem de, kendi zihnimiz yerine sürekli telefonun özelliklerini kullanmamız (hatırlatıcılar, hesap makinesi vb.) sonucunda oluşan hafızanın zayıflaması, unutkanlık, zihinsel tembellik gibi özellikleri içeren dijital demanstır. Bu kişilerde ileride Alzheimer hastalığının görülme riski artmaktadır.

    Peki telefon bağımlılığından kurtulmak için neler yapılmalıdır?

    • Bildirimleri kapatın. 

    • Sizi çok meşgul eden uygulamaları kaldırın. 

    • Önemli bir işle ilgileniyorken uçuş modunu açın ya da telefonunuzu kapatın.

    • Bırakma uygulamaları kullanın. 

    • Telefonunuzu saklayın. 

    • Akıllı olmayan bir telefon edinin. 

    • Fotoğraf çekmek için fotoğraf makinesi kullanın ve her şeyin fotoğrafını çekmeyin. 

    • Mesajlara hemen cevap beklemeyin, hemen cevap da vermeyin

    • Haftada bir gün cep telefonunuzu yanınıza     almayın ya da kapatın.

    • Sabah uyandığınızda giyinmeden, kahvaltı etmeden  cep telefonunuzu elinize almayın.

    • Yatağınıza gitmeden en geç 30 dakika önce telefonunuzu kontrol edin ve telefonu yatak odasına sokmayın.   

    • Yemek yerken, arkadaşlarınızla gezerken, film seyrederken, rahatlamaya çalışırken akıllı telefonlarınızı kullanmayın.  En azından günün birkaç saatini telefonsuz geçirin.

    Eğer bunları yapamıyorsanız mutlaka uzman yardımı almalısınız.

    Unutmayın insanlar binlerce yıl cep telefonsuz yaşadı. Kendinizi bağımlı hale getirmeyin…

  • Teknoloji Çağında Yaşanan Romantik İlişkiler

    Teknoloji Çağında Yaşanan Romantik İlişkiler

    Eski günlerdeki gibi değiliz artık. Her gün televizyonlardan veya internet üzerinden bilgilendirici yayınlar yapılıyor. Bir kanalı açıyorsun diyorlar ki “ELEMAN ARANIYOR” e tabi iş arayanlar hemen ellerine telefonu alıyor ve ilana başvuruyorlar. Kanal değiştiryorsun… Çocuklarınızı 3T’den yani tablet, telefon, televizyondan uzak tutun diyorlar sen haklı buluyorsun e güzel hoş da sen de bunu televizyondan öğrenmiş oluyorsun. Kanal değiştiriyorsun, tansiyon hastaları için, şeker hastaları için, bel fıtığı olanlar için çözüm önerileri diyorlar dinliyorsun evde uygulamaya çalışıyorsun… Faydalı gözüküyor mu? E tabi reklamlar ve uzmanlar adeta evinde. Teknolojinin faydalı yanları var evet ama zararı da çok hatta ilişkilerimize yansıyacak şekilde.

    Amalarla dolu hayatta teknolojinin de aması olmaz mı hiç? Tabi ki var. E hadi gelsin o zaman ama… Bu teknoloji adındaki olumlu gibi gözüken şey aslında romantik ilişkileri, günden güne kemiriyor. Nasıl mı? Mesela mesaj sistemiyle… Sen arkadaşlarınla dertleşmek istiyorsun eline telefonu alıyorsun, sevgilin veya eşin bu mesajı görüyor ve kıskanıyor. Haksız mı? Belki değil, belki haksız. E bunun tabi sonrası da var. Herkesin artık farklı sosyal medya hesaplarında profilleri var. Bu profillerde aramalar sekmesi veya haber dökümü sekmesi oluyor. Partneriniz sizden gizli bu dökümü çıkartıyor ve ne oluyor? Hangi tarihte kimi araştırmışsınız bunu görüyor ve hesap defterleri ortaya çıkıyor. Hatta bunun bir adı da var “stalklamak”.

    Herkesin telefon sabit hatlarında paketleri var artık. Faturalı hattı olanlar, ay boyunca kimlerle konuşmuş ne kadar konuşmuş şeklinde konuşma dökümünü çıkartmakta. Artık telefon tarifelerinde 1000 SMS – 4 GB – 750 DK gibi kampanyalar oluşuyor. Görüyoruz ki artık ilişkilerde partnerler günlerini, bu paketlerdeki sms sayısını, dakika sayısını birer birer hesaplayarak geçirmekte. Bir eksiklik gördüklerinde hemen sevdiklerini sandalyeye oturtuyorlar, yukarıda beyaz bir ışık beliriyor ve sorgu sual başlıyor. Kimle konuştun! Kime mesaj gönderdin! Kişi kendisini sorgulanmış, bunalmış hissediyor ya da kimi zaman fatura dökümüne bakıp yine aynı sandalyeden aranan numaralara bu kim! sorusu soruluyor. Kalpte sevginin oluşturduğu kıvılcamlar yerine sıkkınlık, bıkkınlık rüzgarları esiyor.

    Tüm bunlar aslında sağlıklı iletişim eksikliğinden ve duyguların birbirlerine aktarmayışlarından. Güvenmiyoruz ne sevgimize ne sevdiğimize. Güven nedir? İlla telefon şifresini, sosyal medya şifresini aldığınızda mı güvenmeniz gerekir. Temkinli olmak bu mudur? Bence temkin once kişinin kendisinde başlıyor; kendi sevgisinde, kendisine olan güveninde. Kendisinden emin olan insanın sevdasında emniyet arayışına girmesine ihtiyaç yoktur.

    Seviyorum diyemeden kıskanıyorum diye bağıran bir toplumuz biz. İnsanların nefes alıp vermeye nasıl ihtiyacı varsa sevmeye ve sevilmeye de bir o kadar ihtiyacı vardır. İnsan sever, sevildiğini hissetmez. Bir zaman sonra sevdiğinden şüphe eder. Sevdiğimizi belli edelim. Hem kendimizin hem de sevdiğimizin ihtiyacına nefes olalım. Sevgi sadece dile gelince mi anlaşılır? Hayır. Sevgi bakışlardaki buğudan canlılıktan anlaşılır, sevgi her bir dokunuşla anlaşılır. Hem bu dokunuşlar insanın parmak izleri gibidir her bir tende, her bir sevdada farklı izler bırakır. Dokunalım sevdiğimize; sarılalım. Çünkü biliyoruz ki biz sevdiğimize sarılmadığımız her an telefona sarılıyoruz. Sevdiğimizin derdine düşerken, onsuz onun sevdasıyla boğuşuyoruz.

    Siz sevin, sevginizi belli edin,

    Siz sevilin, birbirinizin kalbine değinin..

  • Sosyal Medya Çılgınlığı

    Sosyal Medya Çılgınlığı

    2000’li yıllarda teknolojinin sınırları aştığı dönemde hayatımıza giren ve artık bizim onu değil, onun bizi yönettiği bir olgu: SOSYAL MEDYA

    İlk başta sadece bir takma adla, masa üstü bilgisayarlarımızla kullanabildiğimiz icq vardı. Şimdiki gençler onu bilmezler. Şimdiki sosyal medya çılgınlığına göre oldukça masumdu. Gerçekten arkadaşlarımızla konuştuğumuz bir aracıydı. Daha cep telefonu yeni yeni çıkmıştı ve ev telefon faturaları çok yüksek geliyor diye aynı anda birden fazla kişiyle konuşabileceğimiz çok güzel bir icattı. Kimse iletişimi arttırmayı hedefleyen bu icadın ileride iletişimi yok edecek boyuta geleceğini tahmin edemezdi.

    Sonraları ilk olarak cep telefonları boyut atladı. Telefon açmak ve mesaj yazmanın dışında tüm dünyaya açılan telefonlar değişik aplikasyonları da beraberinde getirdi. Bunlardan en çok kendini duyuran FACEBOOK oldu. Sonra İnstagram, Snapchat, Tinder ve bunun gibi bir sürü modern çağ icatları gelişti.

    Sözde bu icatların temel noktası uzakta olan arkadaşlarla veya akrabalarla iletişim sağlamak. Peki biz ne için kullanıyoruz? Her şeyden önce flirtleşme ve tanışmalar artık hep bu aplikasyonlar sayesinde. Özenle seçilmiş resimler, “beğen” butonu, 1-2 yorum, sonra direkt mesajlaşma derken Whatsapp’a geçiş ve buluşma. Bu buluşmaların amacı gerçek bir ilişkiden tek gecelik ilişkiye kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Kaç beğeni aldığın veya kaç takipçin olduğu en büyük popülarite sayılmaya başlandı ve parayla takipçi satın alma gibi bir şey icat edildi. Bunların tek bir amacı var aslında. O da beğenilmek, ilgilenilmek ve sevilmek. Herkesin beğenilmeye ve sevilmeye ihtiyacı var ama bunun sanal bir ortamda olması sadece anı kurtarıyor. Hiç farkında değiliz ama gitgide yalnızlaşmaya başlıyoruz. Arkadaşlarımızla veya ailemizle sosyalleşmek için geçirdiğimiz zamanlarda artık elimizde hep bir telefon. Sohbetler yarıda kalıyor, duygular bastırılıyor, tatminsizlik artıyor. Bununla baş etmek için ise daha çok sosyal medyaya saldırılıyor. Daha çok beğeni peşinde sahte hayatlar yaşanmaya başlanıyor.

    Öte yandan sahte hayatlara gerçek imrenmeler oluşuyor. Maddi durumun iyi değil mi; herkesin tatilleri gözüne batmaya başlıyor. Sevdiğin bir arkadaşını, ailenden birini mi kaybettin; herkesin arkadaşı, ailesi gözüne batmaya başlıyor. Sevgilinden yeni mi ayrıldın; sevgililerin pozları gözüne batmaya başlıyor. Neyin eksikse onu görmeye başlıyorsun ve başkalarının hayatıyla kendini kıyaslamaya başlıyorsun. Önce bunun anlamsız olduğunu düşünüyorsun ama her ne oluyorsa bir müddet sonra anlamsızlığı unutup bu sahteliği gerçekmiş gibi algılamaya başlıyorsun ve kendini çaresiz, umutsuz, değersiz, yalnız hissetmeye başlıyorsun.

    Mesajım gitti mi gitmedi mi, tek tik mi çift tik mi, tik mavi oldu mu olmadı mı, çevrimiçi mi çevrimdışı mı, yeni resim koymuş mu koymamış mı, en son neredeymiş, kimlerle arkadaş olmuş, kimleri beğenmiş, kimler onu beğenmiş vb. Bunlar için gün içinde ne kadar vakit harcadığınızın farkında mısınız? Bunun yerine kendinize vakit harcasanız, dinlenseniz, yeni fikirler üretmeye çalışsanız, insanlara yardım etseniz daha tatminkar olmaz mısınız?

    Peki sosyal medyanın hiç mi iyi yanı yok? Tabii ki var. Sosyal medya sayesinde özellikle basın yasağının git gide arttığı ülkemizde gerçek haberleri takip edebiliyoruz. İşlerimizi duyurabiliyoruz. Her şeyin çok hızlı yaşandığı ve yaşam mücadelesinin ciddi boyutlara ulaştığı bu devirde sosyalliğe çok fazla zaman harcayamadığımız için sosyal ağlar geliştirebiliyoruz. Yeni fikirler keşfedebiliyoruz. Gerçekten uzakta olan yakınlarımızla görüşebiliyoruz.

    Ancak sorun şu ki, bilinçli kullanıcılar olmazsak dezavantajları yüzünden psikolojik bunalımlar yaşamamız kaçınılmaz. Hiç kullanmayın demiyorum. İşinize yaradığı ölçüde herkesin sosyal medya kullanması gerektiğini düşünüyorum ancak 7-24 bunun içinde olmak, kendini başka hayatlarla kıyaslamak, hem de bu kıyaslamayı sahte hayatlar için yapmak kişiyi kendisinden an ve an uzaklaştırıyor.

    Özellikle ergen ebeveynlerinin çok dikkat etmesi gerekiyor. Ergenlik zaten duygusal açıdan zor bir süreç. Bu süreçte sosyal medyanın bir ergeni ele geçirmesi çok kolay. Daha “ben kimim, ne istiyorum” sorularını keşfetmeyen ergenlerin bu soruları keşif aşamasında sosyal medya tam anlamıyla bir zehirli virüs. Çocuklarının ellerine telefonu vererek sakinleştirmeye çalışan anne-babalar, bu çocuklar büyüdüğünde neyle sakinleşecekler?

    Bilinçli sosyal medya kullanıcısı olmanız dileğiyle…

  • Etkili Zaman Yönetimi

    Etkili Zaman Yönetimi

    Hep bir koşturmaca hali..Ben sürekli koştururken buluyorum kendimi.Sanıyorum çoğumuz da böyleyiz.Her şeye ucu ucuna yetişiyoruz.Hep bir yetişme,yetiştirme telaşı..Ve nasıl geçtiğini anlamadığımız günler, haftalar,aylar..Hepsi birbirinin aynısı oluveriyor..

    Siz de hiçbir şeye zaman bulamayanlardan mısınız? İşler zamanında yetişmiyor mu? Kendinize zaman ayıramıyor musunuz? O zaman etkili bir zaman yönetimine ihtiyacınız olabilir:

    Aşağıdaki hususlar sık sık ortaya çıkıyorsa etkili bir zaman planlamasına ihtiyaç duyuluyor olabilir:

    • Devamlı olarak iş yetiştirememe endişesi

    • Görüşeceğimiz kişiler ve ziyaretçileriniz için zaman ayıramama,

    • Hiç bir şey yapmadan gücünü boşa harcama duygusu,

    • Görülmesi ve ziyaret edilmemesi gereken kişileri görememe,

    • Cevap verilecek mektuplara cevap bulamama,

    • Aksam yemeğinden sonra yapılacak işlerin stresi,

    • Telefon görüşmelerini yetiştirememe,

    • Verimsiz, meşguliyetlerle dolu, boş bir gün geçirme duygusu ile yorgunluk, üzüntü ve stres (Güçlü,2001).

    Zaman yönetiminizi güçlendirebilecek bazı küçük tüyolar hazırladım:

    • Değerlendirme yapın:168 saat, bu bir haftadaki saatlerin sayısıdır. Ve bu yazar Laura Vanderkam’ın programımıza nasıl bakmamız gerektiği konusundaki önerisidir. Bir hafta boyunca zamanınızı nasıl harcadığınıza dikkat edin hatta not alın. Böylece zamanınızı önceliklerinizin ışığında yeniden organize ederek, yanlış öncelikler ya da bahaneler için boşa giden zamanı ortadan kaldırabilirsiniz.

    • Teknolojiden Faydalanın: Hepimiz akıllı telefon kullanıyoruz.Zamanımızın çoğu da kendileriyle geçiyor.Zamanı planlamaya ilişkin bir çok uygulama mevcut.Etkili bir takvim yönetimi, not almak ve unutmaları engellemek için hatırlatıcı kullanmak hayatı önemli ölçüde kolaylaştıracaktır.

    • Liste yapın: O gün için yapılacak işlerin listesini çıkarın.Hatta bunu haftalık olarak yapın,sonra günlere dağıtın.Bunu yaparken ABC yaklaşımından yararlanabilirsiniz.

    • Sosyal medya, ah bu sosyal medya:İnternet, telefon,sosyal medyada ne kadar zaman geçiriyorsunuz? Elimize telefonları alınca zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyoruz değil mi?Hikayeleri izleyelim, fotoğraflara bakalım,videolar da var derken günlük 8-9 saatimiz bunlarla geçiyor. “Ne yapalım peki?”diyenler için minik tavsiyeler:

    • Telefonunuz sürekli yanınızda bulunmasın, elinizi attığınızda ulaşabileceğiniz mesafede tutmamakta fayda var.

    • Daha az kullandığınız sosyal medya hesaplarını kapatın, telefonunuzdan kaldırın.Hatta mümkünse en çok kullandıklarınızı da.Böyle bir akım başlamış bu arada.Deneyenler çok mutlu olduklarını belirtiyorlar.

    • Sürekli hesaplarınızı kontrol etmek yerine saatte bir veya iki saatte bir gözden geçirin. Merak etmeyin bir şey kaçırmazsınız.Zaten İnstagram,Twitter ve Facebook en çok takip ettiğiniz kişilerin paylaşımlarını sayfanızı açar açmaz gösteriyor.Kaybınız yok yani!

    • Bildirimleri kapatın.Sürekli gelen bildirimler zihninizi meşgul edecek, eliniz telefona gidecektir.

    • Daha az paylaşın.Hepimiz her an her şeyi paylaşıyoruz. Hepimizin telefon hafızası güzel bir anı zihnimiz yerine galerimize kaydettiğimiz binlerce fotoğrafla dolu.Hiç birine de daha sonra dönüp bakmıyoruz.Galerimiz yerine zihnimize kaydetmeyi alışkanlık haline getirmemiz gerekli belki de.Hayat paylaşınca değil yaşayınca güzel!

    • O kurbağayı yiyin: Brian Tracy’nin ”o kurbağayı ye” söylemi Mark Twain’in ” Sabah ilk iş olarak canlı bir kurbağayı yiyin ve günün geri kalan kısmında başınıza daha kötü bir şey gelmez” cümlesinden gelir. Yemeniz gereken kurbağa sizin en zor görevinizdir. Bu görevi ilk olarak yapmak ve onu yolunuzdan çekmek diğer görevlerin gözünüze kolay gözükmesini sağlayacaktır. En zorlu olanı en ilk bitirin ki zihninize bunu yük etmeyin.

    • Ertelemeyin: Ertelemek zamanı çalar, hedeflere ulaşmaktan alıkoyar, yarını baskı altına alır ve strese, bozulan ilişkilere ve sonuçta prestij kaybına yol açar. En kötüsü ise, erteleme zamanla bir alışkanlık ve yaşam biçimine dönüşür.Ayrıca beynimiz bir kez ertelenen her şeyi “ertelenebilir” olarak kodlar ve onları tekrar erteleme eğiliminde olur.Dikkat edin bir kez ertelediğiniz neredeyse her şeyi tekrar ertelersiniz.

    Ertelemeden kaçınmak için:

    • Hoşlanmadığınız işi önce yapın,

    • Ertelenmesi muhtemel işi parçalara ayırın,

    • Kendinize bir bitirme tarihi hesaplayın,

    • İşi bitirdiğinizde kendinizi ödüllendirin,

    • Elinizde ne varsa onunla yola çıkın,

    • Hemen başlayın,

    • Dikkatinizi dağıtacak unsurlardan uzak durun,

    • Her çeşit kaçış yolunu kapatın (Güreşçi,2005).

    • Tek bir işe yoğunlaşın: Aynı anda birkaç işle uğraşmak yerine, yalnızca bir işe yoğunlaşınve onu mümkün olabildiğince hızlı bitirmeye çalışın. Aynı anda birden çok şeyle uğraşmak sürekli zihninizi meşgul ederek dikkatinizi dağıtır.Bu da bir çok hatayı beraberinde getirir. Hatalarınızı düzeltmeye çalışırken daha fazla zaman ve enerji kaybı yaşayabilirsiniz.

    • Dikkat dağıtıcıları azaltın:Etrafınızdaki dikkat dağıtıcı unsurları azaltmaya çalışın. Çalışırken e-mailinizi, telefonunuzun sesini, hatta internet bağlantınızı kapatın.

    • İşi işte bırakın:İşi zihninizde taşımaya devam ettiğiniz takdirde asla dinlenememiş,zihninizi de dinlendirememiş olacaksınız.Tamamen farklı şeylerle uğraşın.Yaratıcılığınız ve üretkenliğinize şans tanıyın.

    • Alışveriş listesi yapın:Markette harcadığınız zamanı azaltmak için ne yemek yapacağınızı önceden planlayın. Mutlaka bir alışveriş listesi yapmış olarak alışverişe çıkın. Yemek yaparken miktarları biraz arttırarak ertesi gün yemek yapmaktan kurtulabilir, zamanınızı farklı biçimlerde değerlendirebilirsiniz.

     

    Kullanılabilecek zaman yönetim tekniklerinden bazıları:

    ABC Analizi:ABC yaklaşımının temelde; çabalarınızı, öncelikle en önemli işlerinizde yoğunlaştırın düşüncesine dayanır. Düzen ve ardışıklık sağlar. Bu yaklaşıma göre neye ulaşmak istediğinizi biliyorsanız ve çabalarınızı öncelikle o işlerin üzerinde yoğunlaştırırsanız, o işte başarılı ve mutlu olursunuz (akt.Daştan,2012)

    Günlük yaşamımızda ise ABC Analizi yöntemini şöyle uygulayabiliriz:

    Bir güne;

    • A kategorisine giren görevlerden sadece 1-2’sini alarak, bu görevler için takriben 3 saat zaman ayırmak,

    • Geriye kalan B kategorisine giren 2-3 görev için takriben 1 saat süre ayırmak,

    • Arta kalan C kategorisi görevler için ise, takriben 45 dakika süre ayırmak şeklinde bir görev sıralaması yapabiliriz.

    Pareto analizi: On dokuzuncu yüzyıl İtalyan iktisatçısı Vilfrodo Pareto tarafından bulunmuştur, 80 / 20 kuralı olarak da bilinir ve yapılan faaliyetlerin % 20 ’siyle amaçların % 80 ’ine ulaşılması gerektiğini savunur. Bu kural zamana uygulandığında; sahip olunan zamanın % 20’sinde, tamamlanması gereken önemli işlerin % 80 ’inin tamamlanması gereklidir sonucu çıkmaktadır.

    Zaman Kullanım Matrisi: Covey tarafından geliştirilmiştir.Yapılacak olan işlerin aciliyet ve önem durumuna göre gruplandırılmasını temel alır.

    Buna göre:

    1.kare:Acil ve önemli işleri

    2.kare:Önemli ama acil olmayan işleri

    3.kare:acil ama önemli olmayan işleri

    4.kare:Acil ve önemli olmayan işleri göstermektedir.

    Covey’e göre en çok önemsenmesi gereken grup 2.karedir.

    Bu gruptaki işler düzenli olarak yapıldığı zaman diğer işler için de kolaylık sağlayacak ve etkili zaman yönetimini sağlayacaktır.

    Kendimce birkaç tavsiye yazmaya çalıştım. (Yüksek Lisans yaptığım dönemdeki bir çalışmam zaman yönetimi ve yaşam doyumu üzerineydi,ondan faydalandım)

    Umarım işinize yarar,faydalı olur.

    Kaynaklar:

    1. Covey,S(2013)Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı. Çev:Deniztekin,O. & Suveren,G. Varlık Yayınları.Ankara

    2. Daştan,S(2012)Organizasyonlarda Zaman Yönetiminin İşgörenlerin Performansına Etkisi.Yüksek Lisans Tezi

    3. Güçlü,N(2001).Zaman Yönetimi.Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi.25.(88-106)

    4. Güreşçi,M(2005).Yönetsel Zamanda Etkinlik: Teori ve Askeri Birliklerde Bir Uygulama.Yüksek Lisans Tezi

  • SOSYAL MEDYA ÇILGINLIĞI

    SOSYAL MEDYA ÇILGINLIĞI

    Sosyal medya yaşantımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Son 2 yıldır çiftlerin birbirlerinden en çok şikayet ettikleri konuların başında geliyor “ eve gelir gelmez elinde telefonu, saatlerce facebookta, instagramda sörf yapıyor” diyerek söylenen çiftlerin sayısı giderek artıyor.

    Bir erkek danışanım 12 yıllık eşini artık tanıyamadığını akıllı telefon aldı alalı evde yemek bile yapmak istemediğini, sürekli mesajlaştığını ve başkalarının hayatlarını merak ederek, sürekli takip ettiğinden şikayetçiydi.

    Tabi evde anne babalar böyle oldukça çocukları da aynı derecede hatta daha fazla sosyal medya ile vakit geçirmeye başlıyor. Hiç tanımadığı kişilerle tanışma tehlikesi olduğu gibi, sırf arkadaşı diye çok fazla güven duyarak pek çok iletişim kazası yaşanabiliyor.

    Örneğin; 15 yaşındaki bir gencin sosyal medya hesabı çalınmış ve onun adına başkalarının olduğu cinsel içerikli videolar paylaşılıp açık adresi ve telefonu paylaşılmıştı. Genç kız bu yaşanılanlardan depresyona girmiş, aile ilişkileri bozulmuş, hatta intihar etmek istemiş ve bir süre çocuk ve ergen psikiyatri servisinde gözetim altına alınmıştı.

    BENLİK ALGISI DÜŞÜK OLANLAR SOSYAL MEDYADA DAHA ÇOK ZAMAN GEÇİRİYOR

    • Benlik algısı daha düşük olan insanlar sosyal medyada kendisini daha güçlü hissediyor , gerçek yaşam yerine sanal ortamı tercih ediyor,
    • Ne yazık ki, sosyal medyada paylaşılanların çoğunun gerçek yaşantılarını yansıttığına inanıp, diğer insanların kendisinden daha iyi bir hayatı olduğuna inanıyor.
    • Başka insanların hayatını takip etme ve başkaları hakkında dedikodu yapma isteğini arttırıyor
    • Gerçek hayatta söylemeye çekindiği fikirlerini sanal ortamda kolaylıkla paylaşabildiği için çoğu zaman saldırganlık duygusunu arttırıyor( bu durum KLAVYE KAHRAMANLIĞI terimini doğuruyor)
    • Özgüveni düşük kişiler veya ailelerinde yeterince ilgi görmeyen ve sevilmediğini hisseden gençler kendilerini olmak istedikleri kimlikte tanıtıyor ve takipçi sayısını arttırmak için yalancı kahramanlar yaratıyor
    • Özellikle toplumsal olaylarda yalan yanlış bilgiler yayarak toplumsal tepki oluşturmayı amaçlayan kişilerin sayısı giderek artıyor
    • Hangi bilgi doğru hangisi yanlış ayırt etmek zorlaşıyor
    • En önemlisi de gerçek yaşamdaki “ANI” kaçırarak , paylaşım yapacağım diyerek sürekli fotoğraf karelerinde sıkışılıp kalınıyor, selfie bağımlıları giderek artıyor
    • Sonuçta uyku bozuklukları, depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, anksiyete bozuklukları , içe kapanma ve agarofobi ( açık alan korkusu ) gibi psikolojik hastalıkların gelişme riski artıyor

    ANNE BABALAR NELERE DİKKAT ETMELİ?

    • Ailece bir arada olduğunuzda siz başta olmak üzere evde ortak paylaşım saatleri yaratın ve telefonlarınızı kapatın
    • Gerçek arkadaşlarınızla gerçek ortamlarda ilişkilerinizi ihmal etmeyin, çocuklarınıza örnek olun
    • Çocuklarınızla kaliteli zaman geçirin, çocuğunuza sürekli internette vakit geçirmeyi bırakmasını söylemek yerine onun sahip olduğu farklı ilgi alanlarını ve hobilerini keşfetmesine yardımcı olun.
    • 12-13 yaşına kadar çocuklarınıza cep telefonu almayın, telefon alacaksanız bile interneti açık olan akıllı telefonları kullandırmayın
    • Çocuğunuzun internette takip ettiği , üyesi olduğu siteleri kontrol edin
    • Çocuklarınıza yararlı sitelerle yararsız olanları ayırt etmesini öğretin, internette araştırma yapmayı , bilgi edinmek için güvenli siteleri nasıl seçeceğini öğretin
    • Çocuklarınızı siber zorbalık, başkalarının hesaplarını takip etme ve uygunsuz şeyler paylaşma gibi internetin kötü tarafları hakkında da mutlaka uyarın
    • Çocuğunuzun sanal suçlar hakkında bilgilendirin .
  • Teknoloji Bağımlılığı

    Teknoloji Bağımlılığı

    Bağımlılık nedir?

    Kişinin kullandığı bir nesne veya yaptığı bir eylem üzerinde kontrolünü kaybetmesi ve onsuz bir yaşam sürememeye başlamasıdır. Kullanım ve davranış hayatın ciddi bir bölümünü kaplar, kişi yapmak zorunda olduğu işler ve ilişkiler dışında bütün vaktini ve fiziksel enerjisini büyük oranda bağımlı olduğu maddeye veya eyleme yatırır.

    Teknoloji Bağımlılığı nedir?

    Teknolojinin hayatımıza girdiğinden beri sayısız fayda sağladığı bilinmektedir. Hayatı kolaylaştırdığını bir çok örnek ile anlatılabilir (banka işlemlerinin online yapılabilmesi,iletişim,uzaktan eğitim,bilgiye ulaşım vb.). Fakat kişinin teknolojiyi kullanma konusunda kontrolü kaybetmesi ve bunun giderek ölçüsüz ve sınırsızlaşması oldukça ciddi problemlere sebep olabilir. Diğer bağımlılıklarda da olduğu gibi kişinin bağımlı olduğu teknolojik üzüne ulaşamadığı zaman yoksunluk yaşadığı bir durum olarak tanımlanabilmektedir.

    Teknoloji Bağımlılığı neleri kapsar?

    • İnternet ve sosyal medya

    • Telefon ve tablet

    • Oyun konsolları

    • Bilgisayar ve televizyon

    Teknoloji Bağımlılığının belirtileri nelerdir?

    • Uzak kalındığında huzursuzluk, uykusuzluk, öfke gibi yoksunluk belirtilerinin oluşması

    • Teknoloji başında harcanan vaktin artması

    • Sosyal ya da bedensel bir problem yaratmasına rağmen teknoloji kullanımına devam etmek

    • Teknoloji başında harcanan vaktin kontrolünün kaybedilmesi

    • İş,aile,okul ve kişisel bakım gibi sorumlulukların yerine getirilmesine teknolojinin engel olduğu durumlarda

    • Anonim bir kişiliğe bürünmüş olarak insanlarla konuşmayı yüz yüze konuşmaya tercih etmek

    • Gece geç saatlere kadar teknolojiden kopamamak

    • Teknoloji ile geçirilen vakit konusunda insanlara yalan söylemek

    • Vaktin çoğunluğunun fiilen ya da zihnen teknolojiyle geçirilmesi

    • Planlanan sürenin daha fazlası olacak şekilde teknolojiyle vakit geçirmek

    Teknoloji Bağımlılığının sebepleri nelerdir?

    • Sosyal ilişki kurmada yaşanan problemler

    • Dışlanma korkusu ile çevresindekilerin isteklerini kabul etmek

    • Merak duygusunu kontrol edememek

    • Yapacak iyi bir şey bulamamak

    • Kontrolsüz kullanım konusunda bilgi eksikliği

    • Bağımlılığı bilmemek ve önemsememek

    Teknoloji Bağımlılığının ne gibi zararları olur?

    Fiziksel problemler;

    • Ellerde uyuşma

    • Boyun kaslarında ağrı ve sertlik

    • Gözlerde acı

    • Halsizlik

    • Beden duruşu bozukluğu

    Sosyal problemler;

    • Kişisel sorunlar

    • Aile ve okul sorunları

    • Akademik başarıda düşüş oluşu

    • Uyku bozuklukları

    • Yeme bozuklukları

    • Aktivitelerde düşüş

    • Zaman idaresinde başarısızlık

    • Yalnızlaşma hissi

    • İçe kapanma

    Teknoloji Bağımlılarına öneriler;

    • Sanal ortamdaki saygınlık mı yoksa gerçek hayattaki saygınlık mı daha değerli düşünün.

    • Sizden aldıklarını değerlendirip, harcadığınız vakti hesaplayın.

    • Oyunların yerine yeni aktiviteler yapmayı deneyin (spor,sinema,müzik vb.)

    • Sabah uyandığınızda işlerinizi bitirmeden (giyinmek,kahvaltı etmek,hazırlanmak vb.) telefonunuzu elinize almayın.

    • Uyku düzeninizin korunması önceliğiniz olsun

    • Yatmadan yarım saat önce telefonunuzu kontrol ederek mesajlarınızı aramalarınızı gözden geçirin çok önemli değil ise dönüşlerinizi ertesi gün yapın

    • Telefonunuzla yaptığınız en önemsiz aktiviteleri azaltın

    • İnsanlarla yüz yüze iletişim halindeyken telefonunuzu uzak bir yere bırakma konusunda kararlı olun

    • Yemek yerken, ders çalışırken, gezerken telefon kullanmamaya özen gösterin

    Teknoloji Bağımlılığının tedavisi nasıldır?

    Teknolojiye bağımlı davranışları azaltmak ve teknoloji kullanımını kontrol altına almak için birçok yöntem vardır. Birçok teknoloji bağımlısı kişi okudukları üzerinden iyileşmeyi bireysel olarak denemesine rağmen yeterli seviyede başarı sağlayamamıştır. Bu başarısızlık kişinin yanlış adımlar attığı anlamına gelmemektedir. Bağımlılık, birçok değişkenin bir arada değerlendirilmesi yoluyla bir tadavi planının oluşturulmasıyla üstesinden gelinebilecek bir hastalıktır. Teknoloji bağımlılığı söz konusu olduğunda bağımlılık alanında uzmanlaşmış bir klinik psikolog ile düzenli terapotik görüşmeler yürütmek ve gerekli hallerde (özellikle de başka psikolojik rahatsızlıkların eşlik ettiği durumlarda) bağımlılık alanında uzmanlaşmış bir psikiyatristen ilaç desteği almak tedavinin güvenli temeller üzerine oturması açısından önemlidir.

  • Elektromanyetik radyasyondan korunmak için pratik öneriler

    Cep telefonlarının yaşamımıza bu kadar fazla girmesi, kablosuz internet ağları, mikrodalga fırınlar, monitörler, LCD televizyonlar ve hatta uzun saçlı çocuklarımızın banyosundan sonra kullandığımız saç kurutma makineleri… Ev aletleri babaannelerimizin anlamakta güçlük çekeceği kadar hızlı bir şekilde dijitalleşiyor ve manyetik cihazlarla iç içe hale geliyoruz. Bizler bu cihazları kullanmayı zaman içinde öğrenir ve cihazların evrimleşmesine şahit olurken yavrularımız bu ortamın içine doğuyor, yaşam çocuklarımız için bu cihazların içinde başlıyor ve evrimin bir parçası oluyorlar…

    Hayatımızda bu kadar elektronik cihaz varken bunların yaydığı elektromanyetik dalgalardan ne kadar etkileniyoruz ve korunmak için neler yapmalıyız? Elektromanyetik alanın canlıların sağlığı üzerine olumsuz etkilerini gösteren birçok araştırma vardır. Buna karşın, elektromanyetik alanın insan sağlığına zararlı olmadığını gösteren birçok araştırma sonucu da bulunmaktadır. Bundan da bilim çevrelerinde bu konu üzerinde ortak bir fikir birliği olmadığı anlaşılmakla birlikte elektromanyetik alanın insan sağlığına ne gibi etkileri olduğu toplumda önemli bir kaygı ve merak konusudur.

    Bu konuda bir rehber hazırladık:

    Öncelikle elektromanyetik radyasyon kaynakları nelerdir?

    Sabit telekomunikasyon cihazlarının (baz istasyonları ve cep telefonu) antenleri,

    Radyo, televizyon ve telsiz verici istasyonlarının antenleri,

    Elektrik iletim hatları ve trafo merkezleri,

    TV, bilgisayar ekranları,

    Radar sistemleri,

    Uydu iletişim sistemleri (mesela uydudan yer belirleyen ve son zamanlarda moda olan navigasyon cihazları)

    Tıpta kullanılan bazı cihazlar, (“yavrularımız bu ortamın içine doğuyor” demiştik, değil mi?)

    Peki birey olarak neler yapabiliriz bir de buna göz atalım?

    • Elektrikli aletleri kendinizden mümkün olduğunca uzakta çalıştırın. Elektromanyetik etki mesafe ile hızla azalacaktır.

    • Kullanmadığınız aletleri ya kapalı tutun ya da fişten çıkarın. “Stand by” konumunda kaldığı sürece elektromanyetik kirlilik yaratacaktır.

    • Düşük radyasyonlu bilgisayar ekranı kullanmaya özen gösterin ya da ekran filtresi kullanın.

    • Ekonomik (halojen ve flüoresan) lambaları mümkünse kullanmayın, kullanmıyorsanız kendinizden uzakta tutun; gece lambası ve okuma lambası olarak kullanmayın. Halojen lambalar yüksek akımlar kullanırlar.

    • Eski telefon hatlarına bağlı telsiz telefonların çıkış güçleri çok yüksek değil; ancak cep telefonlarında durum bunun tam tersi.

    • Araç telefonlarının antenleri araçların tepesinde olmalı, yanlarında ya da pencerede değil.

    • Dinlendirici bir uykuya geçmek için en ideal koşul yatak odasında TV ve radyo bulunmamasıdır.

    • Elektrikli saat / radyo / alarm'ı başucunuzda bulundurmayın (pilli kullanmayı tercih edin). Elektrikle çalışan radyolu çalar saat kullanmayınız. Kullanmak zorundaysanız başımızdan mümkün olduğunca uzakta tutunuz. Odada herhangi bir alet kullanılmadığı sürece odaya gelen elektrik akımı kesebilirsiniz.

    • Yatak odasında başucunuzdaki duvarla komşunuzda bir elektronik aletin bitişik durmamasını sağlamaya çalışın

    • Cep telefonu kullanmadığınız surece kapalı tutun. Gerekmedikçe cep telefonları kullanmayın. Üzerinizde açıkken bulundurmayın. (Kalp üstünde, bel ve göğüste bulundurmayın.) En iyisi cep telefonu kullanma çılgınlığına son verin.

    • Açık telefonu kendinizden en uzak mesafede bırakın. Tercihen 1m mesafeden kulaklıkla konuşun. Acil durumlar dışında yanınızda açık taşımayın veya hep kapalı tutun, gerektiğinde siz arayın. SAR<1 W/kg olan cep telefonlarını tercih edin.

    • Yatağınızı EM alanlardan olabildiğince uzağa koyunuz.

    • Elektrikli battaniye kullanmayın ya da yatmadan önce yatağınızı ısıtarak kullanın.

    • Tüm TV ve bilgisayarların arkalarında EM elektromanyetik alan daha büyüktür. Komşunuzda bu aletlerin nereye yerleştiğine dikkat edin.

    • Lap Top bilgisayarlar (LCD ekran) şarjlı kullanıldığında düşük EM alana sahiptir (uzakta şarj edilmelidir).

    • Saç kurutma makinesinin manyetik alanı çok yüksektir ve hipofiz bezinden melatonin salgılanmasını etkiler. Sürekli kullanmak yerine aralıklarla kısa süreli kullanın. Akşamları kullanmayın.

    • Evinizdeki ve işyerinizdeki elektrik ve manyetik alanları ölçtürün.

    • Mikrodalga fırın çalışırken en az 1 m' den uzakta durun. Gerekmedikçe kullanmayın.

    Fotokopi makinelerinden (yüksek manyetik alan) en az 50 cm uzakta durun.

    • Elektrikli tıraş makinesi kullanmayın veya şarjlı kullanın veya jilet tercih edin.

    • TV ekranlarından (ön ve arkasından) en az 2 m uzakta bulunun.

    • Elektrikli daktiloları kullanmadığınızda fişten çıkarın.

    • Çamaşır / bulaşık vs. makineleri çalışırken yakınında bulunmayın.

    • Cep telefonu baz istasyonlarının evlerinizin çatısına ve okullara veya yakın çevrenize takılmasına izin vermeyin. (Yeni Zelanda, ABD ve İngiltere'de bu konuya halk sahip çıktı. İngiltere' de istasyonlara yakın evler daha ucuza satılıyor.)

    Uzm Dr Erdem UZUNOĞLU

    (Prof. Dr. Nesrin Seyhan, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyofizik Anabilim Dalı Başkanı ve Faruk Levent,Medikal Teknik Dergisi, Haziran 2010 kaynak alınarak hazırlanmıştır)

  • HER YAŞ ÇOCUK İÇİN AİLE MEDYA REHBERİ

    HER YAŞ ÇOCUK İÇİN AİLE MEDYA REHBERİ

    Amerikan Pediatri Derneği (APD) 2016 yılı itibari ile ailelere çocuklarının tüm medya araçlarını nasıl kullanacağına dair bir rehber hazırladı. Bu noktada ailelerimize bu rehberi sunmayı hedefledik. Aslında ilk kez duyacağınız öneriler değil ancak yaş yaş sınıflamaları bence ailelerimizin daha kolay anlaması açısından yararlı olmuş. Şimdi kısaca yaş aralıkları ile inceleyelim:

    Erken Çocukluk Dönemi (0-4 yaş): Amerkan Pediatri Derneği 2 yaş altında televizyon ve diğer medya araçları ile son derece kısıtlı maruziyeti önermektedir. Bu günde 15 dakikadan az olmalıdır. Çünkü bu yaşlar beyin gelişminin en hızlı olduğu dönemdir. Bu yaşta ki çocukların ekranlardan daha fazla insanlarla ilişkiye girmelidir. Bu yaşlarda aile bireylerinin örnek olması davranış gelişimi için çok önemlidir. Ebeveynler çocuklarıyla ilgilenirken diğer medya organlarını mutlaka etkileşim alanı dışında tutmalıdırlar. Örneğin yemek masasında telefon kullanmamak ve onunla oyun oynarken televizyonun kapalı olması gibi. Ayrıca özelikle bu yaşlarda sık kullanılan bir yöntemi Amerkan Pediatri Derneği kesinlikle önermemektedir. Araba yolculuğu sırasında tabletlerin evde bırakılması. Çünkü özellikle gündüz seyehatlerinde dış dünyayı izleme ve öğrenme fırsatını bu yöntemle çocuklarımız kaybetmektedir. Ayrıca bu dönemde fazla miktarda televizyon ve benzeri medya araçlarına maruziyet çocuklarda zihinsel gelişimin en önemli tetikleyicilerinden biri olan yapılandırılmamış serbest oyunları sekteye uğratmaktadır. Özellikle diğer yaşıtları ile birlikte oynanan yapılandırılmamış serbest oyunlar çocuklarda bellek, dikkat, sorun çözme becerileri ve muhakeme yeteneklerinin gelişiminde son derece etkilidir.

    Okul Çağı Çocukluk Dönemi (5-11 yaş): APD bu yaş grubunda televizyon ve benzeri medya araçlarının (bilgisayar, tablet, akıllı telefon gibi) kullanımını günlük 2 saatin üzerinde olmaması gerektiğini belirtmektedir. Ailelere bu dönemde ki önerileri şu şekilde özetlenebilir;

    • Özellikle televizyon izlerken beraber olunması ve izlediği programların denetim altında tutulması önemli bir faktör.

    • İzlenecek programın veya video oyununun beraberce seçilmesi. Bu noktada program seçimi yaparken yaşa ve gelişimine uygun, öğretici ve şiddet ve cinsellik içermeyen programlar seçilmeli

    • Eğer çocuğunuz uygun olmayan bir program veya oyun seçerse bu noktada neden bunun uygun olmadığını kısaca açıklamak gerekir. Sadece bu “kötü” demek sadece merak uyandırır.

    • Diğer aktiviteler için çocuğa önayak olunmalıdır. Sportif kurslar veya sosyal aktivitelere yönlendirmek çok önemli.

    • Ödül ve ceza sistemi çocukların gelişiminde önemli birer araç. Ancak APD özellikle ödüllendirme için televizyon ve diğer medya araçlarını kullanmanızı önermemekte. Ödevini zamanında bitirirsen yarım saat fazla bilgisayar oynayabilirsin cümlesi tehlikeli olabilir.

    • Özellikle internet erişimi olan araçların kullanımında mutlaka aile filtresi kullanılmalıdır. Eğer çocuğunuz cinsellik içeren yayınlara denk gelirse aşırı tepkiden kaçınılması gerekir. Bu noktada kısa ve net bir açıklama yapıp farklı konulara yönlendirilme yapılmalıdır.

    Ergenlik Dönemi (12 yaş ve üzeri): Bu dönemde televizyon ve diğer medya araçlarının tehlikesi sadece beyin gelişimine olan negatif etkisinden kaynaklanmamaktadır. Dönem gereği özellikle üçüncü şahıslarla etkileşimler sonucu çok vahim olayların başlangıcı olabiliyor. APD bu dönem için önerilerini şu şekilde sıralamakta;

    • Her yaşta olduğu gibi aileler bu yaşta da davranışlar açısından örnek olmaya devam etmeli. Ev içi iletişim ön planda olmalı. Unutmayın çocuğunuz arkadaşlarını daha fazla önemsese de hala size ihtiyaç duymaktadır.

    • Bu dönem de işin içine sosyal medya araçları girmekte ve özellikle aileler bu noktada çocuklarının sosyal medya hesaplarını kontrol etmelidir. Bu kulağa hoş gelmese de onu takip etmek arkadaşlarını incelemek ve sosyal medyada görüştüğü kişilerin kim olduklarını bilmek çok önemli. Ancak özelikle çocuğunuzun uygun bulmadığınız bir paylaşım fark ederseniz uyarıda bulunmak için sosyal medyayı kullanmayın, paylaşımlarına yorum yapmayın sadece iyi birer gözlemci olun!!

    • Son dönemlerde sıklıkla artan sosyal medya gruplarında (What’s Up gibi) kendi fotoğraflarını veya videolarını paylaşmamasının son derece tehlikeli sonuçlar doğurabileceği ve bu görüntülerin kötü amaçlı kişilerin eline geçebileceği sıklıkla gençle konuşulmalıdır. İnternet ortamının aslında ne kadar sanal ve güvensiz bir yer olduğu üzerinde durulmalıdır.

    • 12 yaş ve sonrası için akıllı telefon kullanımı için uygundur. Daha küçük yaşlarda bireysel olarak telefon edinilmesi risk içermektedir. Mutlaka telefon alırken belli sınırlar ve kurallar (ders saatlerinde ve yatarken kullanılmamalı, beli saatler içinde internete bağlanılmalı gibi) konulmalıdır. Telefonlar soygun ve gasp riskine veya akran zorbalığına karşı çok pahalı ve üst modeller seçilmemelidir. Akıllı telefonlardaki uygulanalar ve oyunlar aileler tarafından seçilmeli ve kontrol altında tutulmalıdır.