Etiket: Teknoloji

  • Kuşaklar ve Bilmemiz Gerekenler

    Kuşaklar ve Bilmemiz Gerekenler

    Kuşak ya da kuşak kavramı, hem sosyal hem de beşeri bilimlerin ilgi alanına giren disiplinler arası bir kavramdır. Bu çerçevede, kuşak kavramı için yapılan çeşitli tanımları da her bilim dalı kendi alanları ile ilgili sınırlarına bağlı kılmıştır (Özer, Eriş, Özmen, 2013, s. 124). Konu insanın hayat boyu gelişim süreci ekseninde ele alındığında, yaş kuşakları tanımlarını biyolojik temelli ve sosyal temelli tanımlar olmak üzere iki gruba indirgemek mümkündür. Konu biyolojik açıdan ele alındığında, yaş kuşakları kavramı “ebeveynlerin ve çocuklarının doğumları arasında geçen ortalama yıl aralığı” olarak tanımlanmaktadır (Keleş, 2011, s. 130). Bu açıdan her 20-25 yılda bir yeni kuşağın dünyaya geldiği varsayılmaktadır. Bahsi geçen yaklaşım geçmişte sosyal araştırmalara da fazlasıyla katkıda bulunmuş ancak, değişen çevresel ve toplumsal koşullar, sosyal araştırmacıları kuşak kavramını tekrar düşünmeye yitmiştir. Çünkü günümüzde kişilerin ekonomik hayata katılması, evlenme, çocuk sahibi olma gibi yeni gelecek kuşağın habercisi olan gelişmeleri daha uzun sürelere yayması, buna karşın bilgi ve iletişim teknolojilerinde takibi zor bir hızla yaşanan gelişmeler, paralel olarak çevresel faktörlerin de sürekli değişimi ve tüm bu gelişmelerin kişilerin hayat tarzlarını, vizyonlarını, alışkanlıklarını doğrudan etkilemesi kuşak kavramının biyolojik temelli varsayımlarını da sarsmıştır (Özer vd., 2013, s. 124; Keleş, 2011, s. 130). Mannheim (1952), kuşak kavramının sosyolojik bir temelde değerlendirilmesi gerektiğinin üzerinde durmuştur. Yapılan sosyolojik tanımlar incelendiğinde yaş kuşaklarını “yakın tarih aralığında doğmuş, yetişme sürecinde aynı sosyal, politik, ekonomik, teknolojik gelişmelerden etkilenmiş, bu gelişmeler ışığında benzer sorumluluklar yüklenmiş, yüklendikleri sorumlulukların bir sonucu olarak ortak inanç, davranış, beklenti ve değerler geliştirmiş topluluklardır” şeklinde tanımlamak mümkündür (Lower, 2008; Mannheim, 1952; Joshi, Dencker, Franz, 2011) . İlgili yazın incelendiğinde, yaş kuşaklarının doğum aralıkları ve isimlendirilmesi hususlarında araştırmacılar tarafından bir ittifaka varılamadığı anlaşılmaktadır. Yapılan çalışmalarda yaş kuşakları sınıflandırılmasının ilgili çalışmanın nitelik ve amacına göre ele alındığı ve ara kuşak olan M kuşağının Y ya da Z kuşağının içinde değerlendirildiği görülmektedir (Nielsen ve Boomcagers, 2000; McCrindle ve Wolfinger, 2009; ERC, 2009; Adıgüzel vd., 2014, Atak, 2016).Ayrıca yaş kuşaklarının sınıflandırılması konusunda bölgesel ve sosyo-kültürel farklılıkların da göz ardı edildiği ve genellikle Amerikan literatüründe yapılan sınıflandırmanın kullanıldığı dikkat çekmektedir.

    Sessiz Kuşak: Farklı kaynaklarda 1928-1945 ya da 1925-1945 yılları arasında doğanları ifade eden bu kuşağa, “Gelenekselciler Kuşağı”, “Tecrübeli Kuşak”, “WWII Kuşağı”, “Savaş Kuşağı” gibi isimler de verilmektedir. Doğdukları ve yetiştikleri yıllarda 1929 Büyük Ekonomik Buhran ve 2. Dünya Savaşı’nı yaşayan bu kuşak, savaşa katılamayacak kadar küçük, fakat savaşın acısını ve etkilerini en fazla yaşayan kişileri bünyesinde toplamaktadır. Yaşam kültürleri içinde ise, yine dönem koşullarının bir gerekliliği olarak büyük aileler ve/veya yerel sosyal topluluklar içerisinde, yoğun ilişkiler ile yaşamak vardır. Yaşam felsefeleri ise, “yaşamak için çalışmak” olarak ifade edilebilmektedir. Sıkıntılar, zorluklar ve riskler içerisinde süren bir hayatın sonucunda sessiz kuşak üyeleri risk sevmeyen, tedbirli, tasarruf yanlısı, pratik zekalı, itaatkar, disiplinli, pragmatik, sadık, çalışkan, kendini toplumsal değerlere adamış, çağımızın en yaşlı üyeleridir (Adıgüzel vd., 2014, s. 171; Akdemir vd., 2013, s. 14; Williams ve Page, 2011, s. 37; ERC 2011).

    Bebek Patlaması Kuşağı: 2. Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında nüfus patlaması yıllarında doğan 1 milyar bebeği ifade eden bebek patlaması (Baby Boomer) kuşağı “Mc Generations”, “Baboo”, “Soğuk Savaş Kuşağı”, “Love Generation” gibi isimlerle de adlandırılmaktadır. İlgili yazında doğum tarihleri olarak ise, 1946 – 1964 ve 1944 – 1960 yılları işaret edilmiştir. 2. Dünya Savaşı’nın bitmesiyle beraber savaş lojistiğini sağlayan fabrikaların sivil ekonomiye kazandırılması sonucu ekonomik refahın gitgide arttığı bu dönemde, ülkelerin siyasi ve ekonomik yapılarında yaşanan değişimler bu kuşak üyelerinin düşünce yapısını da etkilemiştir. Radyonun da altın yıllarını yaşayan bebek patlaması kuşağı insan hakları hareketlerinin de doğrudan içinde olmuştur. Sadakat duygusu yüksek olan kuşak üyeleri, kanaatkâr, çalışkan, idealist, kararlarında tutarlı, kendi kendini motive edebilen, takım çalışmasına yatkın, değişme ve dönüşme eğilimli, işini ailesinin dahi önünde tutan bir yapıdadır. Pazarlamacılar tarafından şu ana kadar yeryüzüne gelen en büyük kuşak olarak ifade edilen bebek patlaması kuşağı, her zaman gelişimin bir parçası olmuştur. Bebek patlaması kuşağından günümüze kalan ana düşünceler kadın-erkek eşitliği, ırkçılığa karşı mücadele ve çevre duyarlılığıdır (Adıgüzel vd., 2014, s. 173-174; ERC 2011; Özer vd., 2013, s. 127; Akdemir vd., 2013, s. 15-16).

    X Kuşağı: 1965 – 1979 yılları arasında doğan bu kuşak,“Baby Busters”, “Twenty Something”, “F-You Generation”, “Latchkey Generation”, “X’ers Generation” olarak da isimlendirilir. İsminin anlamı “ex olmak”tan gelmiştir, nüfus artışının yavaşladığı “kayıp kuşak”tır. İlk kez kişisel bilgisayara sahip olma imkânına erişen bu kuşak, gelişen teknoloji alışkanlıklarının da alt yapısını oluşturmuştur. X kuşağı ile birlikte kuşakların belirlenmesinde toplumsal olayların rolü azalmış, teknolojik gelişmelerin rolü ön plana çıkmaya başlamıştır. Teknoloji ve bilgi ile barışık olan bu kuşak, girişimci, amaç odaklı, bağımsız, işi sadeleştirmeye çalışan, kendine güvenen bir kuşaktır. Toplumsal sorunlara oldukça duyarlı olan kuşak üyelerinin iş motivasyonu da oldukça yüksektir ve aynı işte yıllarca çalışabilmektedirler. Kendilerini topluma zıt olarak görürler ve Baby Boomers’lara göre daha kanaatkar ve gerçekçidirler. Bu kuşakla birlikte aileler daha az çocuk sahibi olmuş ve aileler küçülmüştür (Adıgüzel vd., 2014, s. 174-175; ERC 2011; Özer vd., 2013, s. 126; Akdemir vd., 2013, s. 16; Atak, 2016, s. 17).

    Y Kuşağı: İlk dijital kuşak olmasının da etkisiyle “İnternet Kuşağı”, “Echo Boomers”, “Millenial”, “Nexters”, “Generation Next”, “Digital Generation” olarak da adlandırılan Y kuşağının doğum tarihi konusunda, 1980 yılından 2000 yılına kadar geniş bir aralıkta görüş farklılıkları vardır. En önemli özelliği teknolojiye ve gelişime çok açık olması ve ilk dijital kuşak olması gösterilebilen Y kuşağı girişimci bir ruha sahip ve teknik becerilerinin yüksek olmasına karşın, soyut becerileri düşüktür. Narsizm boyutunda özgüven sahibi, özgürlüğüne ve statüye düşkün, sabırsız, hızlı bilgi edinebilme kabiliyetine sahip, rahat yaşamı seven, iyi yönetildiklerinde zengin bir yetenek kaynağıdırlar. Çekirdek aile içerisinde yetişen Y kuşağı, ne kadar bağımsızlığına düşkün ise, bir o kadar da ailesine bağlıdır ve dostlarını diğer kuşaklara göre daha fazla aramaktadırlar. Toplumda anlaşılmak ve saygı görmek istemektedirler. Çoğu, akranları ile zaman geçirmek istemekte, genellikle koşulsuz sevgi ve zamanla onlarla bağlantılı olmayı yeğ tutmaktadırlar. Tüm bunlar Y kuşağının sosyal bir kuşak olduğunu göstermektedir. Günün ortalama 15 saatini medya ve iletişim araçları ile geçirir, çoklu görevlerde önceki kuşaklara göre daha başarılı, istediği zaman yüksek adaptasyon seviyesine sahip olmakta fakat yaptığı işlerden de çabuk sıkılabilmektedirler. İletişim konusunda da gerek telefon, gerek interaktif dünyanın temellerinin atılmasının sebebi olan Y kuşağında asıl amaçlanan bu neslin her üyesinin 18 yaşına gelmeden bir cep telefonu sahibi olması idi. Y kuşağı şu ana kadar gelmiş en eğitimli, en medeni, en teknolojiye açık, bilgiyi kaynaklarından öğrenebilen, global dünyayı keşfetmeye çalışan insan topluluğudur (Akdemir vd, 2013, s. 15; Willams ve Page, 2011; Nielsen ve Boomcagers, 2012; McCrindle ve Wolfinger, 2009; Özer vd, 2013, s. 126; Adıgüzel vd., 2014, s. 173-174; Keleş, 2011, s. 131; Yelkikalan vd., 2010, s. 500-501, Atak, 2016, s. 25; Türk, 2013, s. 11).

    M Kuşağı: Önemli bir ara kuşak olan bu teknolojinin ayrılmaz parçaları, 1995 – 2004 tarih aralığında doğmuştur. Telefon, internet sağlayıcı cihazlar, cep bilgisayarlarını yanlarından ayırmayan milenyum çocukları, bir yandan müzik dinlerken, bir yandan internetten haberlere bakabilir ve bir yandan da arkadaşları ile sohbet edebilmektedirler. Tüketici olarak almak istediği ürünün en ucuzunu ve en kalitelisini internet üzerinden araştırarak kıyaslama yoluna gitmektedirler. Tüm dünyalarını bilgisayar ekranına sığdırabilen bu kuşak, teknoloji ile sınırsız bir iletişim olanağı sağlasa da yeniliklerden haberdar, her şeyi bilen, yetenekli ama yalnız ve içine kapanıktır. Sosyal ağların gücünü keşfetmiş, teknolojiyi hayatlarının merkezine koymuş, yalnız bir kuşaktırlar ve internet girişimcisi olma adayıdırlar (Yelkikalan vd., 2010, s. 501-502).

    Z Kuşağı: 2005 yılından itibaren dünyaya gelmeye başlayan ve halen devam eden, internetin olmadığı zamanları hiç görmemiş, “İnternet Kuşağı” da denilen kuşaktır. Bireysel, tatminsiz, yaratıcı, yenilikçi, sonuç odaklıdırlar. Dünyadaki değişimin çok hızlı olması, Z kuşağının kişisel özelliklerinin şimdiden bilinmesini zorlaştırmaktadır. Yepyeni bir pazarı ifade eden Z kuşağı, özellikle pazarlama profesyonellerinin ve araştırmacılarının ilgisini çekmektedir. Sahip olduğu imkânlar sayesinde karşılaştırma, araştırma kabiliyetine sahip olacak bu kuşağın marka sadakatinin düşük olması beklenmektedir. Pazarlamacılar ürünlerini şimdiden bu yeni sessiz neslin kalbine yerleştirmeye çalışmaktadırlar. İleride ekonomik durumları çok iyi, çok diplomalı, uzman, buluşçu olması beklenen Z kuşağı üyeleri, kendi istedikleri zaman, kendi belirledikleri koşullarda öğrenmek isterler.

  • Tek suçlu teknoloji mi??

    Tek suçlu teknoloji mi??

    ​​​Özellikle son yıllarda çocuklarda teknoloji kullanımının artması, buna bağlı olarak çocuğun eğitim ve sosyal hayatının sekteye uğraması ailelerin endişelenmesine neden oluyor.

    Erken çocukluk döneminde çocukların çok hızlı teknolojiye adapte olması aileleri heyecanlandırırken süreçle birlikte bu durum korkuya dönüşüyor. Teknolojinin nimetlerini görmezden gelmek çağa ayak uyduramamakla aynı şey. Bilgiye kolay ulaşabilmemizi sağlayan bu icada kayıtsız kalmamız haksızlık olur.

    Bununla birlikte eğlence kaynağı olması da yadsınamaz bir gerçek. Kabul etmemiz gereken tek gerçek ise teknoloji çocuğumuzun hayat kalitesini olumsuz etkilerken katkı da sağlayabiliyor.

    Teknoloji kullanımını kısıtlayabiliriz ancak tamamen yasaklamak teknolojiye ve en büyük ölçüde çocuğumuza haksızlık olacaktır.

  • Çocuk ve teknoloji

    Çocuk ve teknoloji

    Çocukların küçük yaşlarda teknoloji ile tanışmaları doğru mu?

    Çocukların teknolojiye olan ilgileri dendiğinde aklımıza bilgisayar, internet, telefon, televizyon ve diğer elektronik aletler gelmektedir. Teknolojinin olumlu yanları olduğu kadar olumsuz yanları da vardır. Çocuk ve gençlerin internet, bilgisayar ve televizyon karşısında uzun zaman geçirmeleri sosyal, duygusal ve fiziksel açıdan problemler oluşturmaktadır. Özellikle iletişim kurmalarına engel olması açısından çocukların sosyalleşmesini engellemektedir. Bu sebeple çocukların çok küçük yaştan itibaren bu türlü aletlerle tanışması ve aşırı maruz kalmaları doğru değildir. Özellikle gelişimin hızlı olduğu ilk 2 yaşta çocuklar mümkün olduğu kadarıyla teknolojik aletlerden uzak tutulmalıdır. Daha sonraki 4 yıl da çocukların teknolojiye maruz kalmaları sınırlandırılmalı, içerik bakımından da kontrol edilmelidir. Şiddet içeren bilgisayar oyunları, korku filmleri, uygunsuz içerikli internet siteleri vs gibi teknoloji unsurları çocuklarda ciddi psikolojik sorunlara yol açar veya normal ruhsal gelişimlerini engelleyebilir. Tabii aynı sorunlar okul dönemindeki çocuk ve gençler için de geçerlidir. Tek fark okul döneminde ödevler ve eğitim amaçlı bilgisayar kullanımına izin verilebilmesidir.

    Aileler genellikle ağlayan çocukları susturabilmek için ellerine cep telefonu veriyor. Bu durumun sakıncalı yönleri nelerdir?

    Ailelerin bu tarz davranışları çocukların küçük yaşlardan teknolojiye maruz kalmalarına ve potansiyel teknoloji bağımlılığına yol açabilmektedir. Ayrıca bu davranışlarıyla çocuğun kendisini ifade etmesi ve sorunlarla uygun şekilde başetmesi engellenmektedir. Aynı şekilde bu davranışlar çocuklarda ritüel haline dönüşebilir ve çocuklarda alışkanlık yaratabilir. Daha sonraki dönemlerde çocuklar susmak veya sakinleşmek için telefon ve buna benzer teknolojik aletler için beklentiye girebilirler.

    Fiziksel ve psikolojik olarak çocuklara etkisi nasıldır?

    Fiziksel olarak görme sorunları (yakını görememe, çift görme, göz tembelliği vs), duruş ve iskelet sorunları (kamburluk, sırt ve boyun ağrıları, kas ağrıları vs), radyasyon riski (bir çok kanser riskinin artışı ), daha az hareketten kaynaklanan fiziksel problemler (aşırı kilo, kalp problemleri vs) gibi bir çok sağlık sorunlarına yol açabilir.

    Psikososyal etkiler de birçok olumsuzluklara yol açmaktadır. Özellikle internetin ve bilgisayar oyunların çekiciliğine kapılıp, zamanın çoğunu bilgisayar önünde geçiren çocuklarda bir süre sonra “internet bağımlılığı” oluşmaktadır. İnternet bağımlılığı, TV bağımlılığı, kumar bağımlılığı, aşırı yemek yeme gibi davranışsal bir bağımlılıktır. Buna bir Teknoloji Bağımlılığı da denilebilir. Teknolojik bağımlılıklar, pasif ( TV bağımlılığı) ya da aktif (Bilgisayar bağımlılığı) olarak ikiye ayrılmaktadır. Bağımlılıkta başlangıçta az olan oran, farkına varmaksızın artmış olabiliyor ve giderek yaşamın tamamını kapsar. Bazı çocuklar, bilgisayar bağımlılığına ve bunun olumsuz uzantılarına, diğer çocuklara oranla daha yatkındır. Doğal olarak bu çocuklar sanal yaşamın çekiciliğini de en güçlü hisseden çocuklardır. Onlar için herhangi bir süre bile çok fazla olabilir. Bilgisayarda giderek daha çok zaman geçirme, içe kapanma, göz temasının azalması, sözel iletişimde azalma, daha çok ve sık oynama isteği, toplumsal yaşamdan yaşıtlardan çekilme, yetişkinlerle sorunların olması, sorumluluklarını yerine yetirmeme, yinelemeli beden hareketleri (ileri geri sallanma, parmakları gereksiz yere oynatma, dönme, tikler ) ya da kendi kendine konuşma, yoksunluk belirtileri (bağlantı engellendiğinde titreme, aşırı sinirlilik ve hayal kurma , yaşıt ilişkilerden kopma ve bedensel ağırlıkta artış ve hareketsizlik, gerçeği değerlendirmede yetersizlik vs gibi bir çok belirti ve bulgular bilgisayar bağımlılığına işaret etmektedir.

    Ayrıca hayatın ilk dönemlerinde (0-3 yaş) aşırı TV ve bilgisayara maruz kalan çocuklarda Otizm benzeri tablo gelişmektedir ki, bu da çocuğun sosyal ve dil gelişimini önemli ölçüde engellemektedir.

    Yapılan araştırmalarda uzun süre TV ve bilgisayara maruz kalmanın çocuklarda öğrenme, görsel hafıza ve hayal kurma becerileri üzerine ciddi olumsuz etkileri olduğu tespit edilmiştir. Okul öncesi dönemde 1 saatin altında TV ve bilgisayara maruz kalan çocuklarla 1 saatten fazla maruz kalanlar arasında resim yapma kabiliyeti, hafıza ve sebep sonuç ilişkisi kurma kabiliyetlerinde ciddi fark bulunduğu ve daha az TV ve bilgisayar izleyen çocuklarda iyi performans sergiledikleri bulunmuştur.

    Çocuklar günümüzde popüler olan bir çok sosyal paylaşım siteleri aracılığı ile sanal ilişkiler, yakınlıklar kurmaktadırlar. Bu sanal dünyadaki ilişkilerle, gerçek ilişkiler arasındaki fark, çocuklar tarafından tam olarak ayrımlaştırılamamaktadır. Fiziksel kimliklerini ortaya koymaksızın, sohbet odalarında dolaşmanın tehlikesi, ileri yıllarda gerçek sosyal hayattan çekilme davranışları ile kendini gösterebilecektir.

    Gerçekte çok içe dönük biri internetle kendine güven duygusunu destekleyecek arkadaşlar edinebilir. Uzun süre internette chat yapan çocukların gerçek hayatta arkadaş edinme sıkıntısı çektiği yapılan araştırmalarla saptanmıştır. Bir araştırmada WEB gezintilerinde, çocukların kendilerini nasıl hissettikleri sorulduğunda cevap en çok “yalnız” olmuştur. Bu yalnız çocuklar, giderek toplumda iletişim kurmakta zorlanmakta, topluma karşı olumsuz duygu ve düşünceler beslemeye başlamaktadır. Ayrıca yine bir araştırmada, aşırı internet kullanan çocukların daha az kitap okudukları saptanmıştır.

    Gençler arasında uygunsuz internet kullanımı yanlış cinsel deneyimlere, alkol ve uyuşturucu kullanımına ve suça bulaşmalarına yol açabilir.

    Çocuk bu şekilde belli bir radyasyona maruz kalıyor. Çocuğa zararları nelerdir?

    Radyasyon özellikle hızlı büyüyen hücrelere etki göstererek kanser riskini artırmaktadır. Çocuklar da özellikle büyüme gelişme açısından hızlı hücre çoğalımına sahipler ve radyasyon açısından en yüksek riske sahip grupda bulunmaktadırlar. Özellikle beyin ve kemik iliği gelişimi radyasyon açısından risklidir. Radyosyon çocuklarda beyin gelişimini engellemekte ve beyin kanseri riskini 3-4 kat artırmaktadır. Çocuklarda radyasyona maruz kalma öğrenme, dikkat, hafıza vs gibi bir çok beyin işlemlerinde olumsuz etkiye yol açmaktadır.Bu konuda özellikle cep telefonu yüksek elektromanyetik radyosyon yaydığı için tehlike açısından ilk sırada bulunmaktadır. Radyasyona maruz kalma kemik iliği kanseri (lösemi), riskini artırmaktadır. Lenfoma, tiroid kanseri, cilt kanseri gibi bir çok kanser çeşidi radyasyonun etkileriyle oluşmaktadır.

    Ailelere nasıl önerilerde bulunuyorsunuz?

    Yapılan araştırmalarda anne babalar %62 oranında çocuklarının hangi sitelerde dolaştıklarını bilmemektedirler. Çocuklara hangi sitelere girdikleri sorulduğunda %44’ü oranında cinsel içerikli sitelere, %14’ü bomba imalatı sitelerine, %12’si nereden silah alabilecekleri bilgisini içeren sitelere girdiklerini belirtmişlerdir. %43’ü ailesinin internet konusunda bir kural koymadığını, %31’i ailesinin kuralları takip ettiğini, %26’sı ise kurallara rağmen istediklerini yaptıklarını belirtmişlerdir. Sonuç olarak ebeveynler bu teknolojik devrim karşısında güç mücadelesine girmeden galip çıkmayı bilmelidirler. Bu da ancak kararlı ve tutarlı davranmakla mümkündür. Her zaman kontrol ebeveynde olmalıdır. Teknolojinin kullanım süresi konusunda sınır çizilmeli ve mutlaka uyulmalıdır.

  • En Büyük Tuzaklardan Biri: Teknoloji!

    En Büyük Tuzaklardan Biri: Teknoloji!

    Teknoloji günümüzde olmazsa olmazlardan iken; aileler tarafından bir şikayet unsuru haline gelmiştir. Aile içi iletişimi koparan; çocuklarda algı ve odaklanma sorunu oluşumuna neden olan ve sabretme kat sayısını daha da düşüren bir etken olarak teknoloji karşımıza çıkmaktadır.

    Bu kadar olumsuz etkileri varken bir yandan da etkili olarak kullanılması gereken bir araç haline gelmiştir. Ancak amaç değil de araç haline dönüştürmek adına ne yapmalıyız?

    Öncelikle çocuklarınızın gidip mağazadan o teknik aletleri alacak bir kazancı vs olmadığını hatırlayarak başlamak gerekmektedir; çünkü hem sizlerin aldığı teknolojik aletlerken o aletler sonrasında bir krize yol açmaktadır. Oysaki çocuklarınızın mağazaya gidip de ‘ben şu model, şu özelliği olan, şu fiyata aletten istiyorum’ diyip alma gibi bir imkânları olmamaktadır. Kendi almış bulunduğumuz teknik envanterler sonrasında sorun olmaktadır.

    Zararlarını özellikle ayrıntılı olarak vurgulamak istiyorum ki işin ciddiyetinin farkına varabilelim. Psikolojik olarak etkilerinin yanında fiziksel olarak radyasyon yüklenen körpecik bünyeler. İlk olarak sürekli teknolojiyle olan çocuklarda kalp krizi riskinde artış görülmektedir. Ayrıca ileride alzheimer, hafıza zayıflığı gibi rahatsızlıkları da beraberinde getirmektedir.

    Bir diğer önemli nokta ise; sürekli kanal ve oyun değiştirme arzusu olan çocukların, hemen sıkılmaya başlamalarıdır. Teknolojinin aşırı kullanımı; gelişim geriliği, çocukluk depresyonu, anksiyete, dikkat eksikliği, otizm, bipolar da aralarında olmak üzere birçok sendromu tetikleyebiliyor. Bunun yerine top oynansa, spor yapılsa vs. daha çok katkısı bulunmaktadır. Çünkü bedensel aktiviteler dikkati toplamada destek olmaktadır.

    Hep ileriki dönemlere istinaden düşünmek durumundayız ki; görünen tablo işlem yapamayan ve okuduğunu anlamakta zorlanan, çabuk sıkılan, odaklanma sorunu yaşayan çocuklar. Sürekli veri yüklemesi, yeni oyun ve görsel sunumlar tek başına verimli olmayacaktır. Çünkü asıl bilgi alımı; bunları algı sürecinden geçirip deneyimleyerek pratiğe dönüştürmekten geçmektedir.

    Peki bu teknoloji kaçınılmaz bir son, tamamen yok etmek mümkün değil; o zaman ne yapmalıyız? Tabii ki tamamen ortadan kaldırılamayacak bir unsur teknoloji, ancak bunu sınırlamak biz ebeynlerin elinde.

    Yaş gruplarına göre koyulacak sınırlar değişmektedir;

    0-2 yaş grubu; mümkünse teknolojiyle tanışmasın; çünkü dil gelişimi açısından bu çok önem arz etmektedir.

    2-5 yaş grubu; en fazla bir saat ve saldırganlık içermeyen görseller bulunan şeyleri izleyebilirler.

    6-18 yaş ise öncelikli olarak yapmaları gereken derslerini yapıp, sonrasında 2 saat izlemek yeterli olacaktır.

    Bu konuyu göz ardı etmemelisiniz; başta net sınırlar koyarken yaşadığınız krizler ya da siz iş yaparken çocuğunuz sabit dursun diye verdiğiniz teknolojik aletler; vereceğiniz her karar çocuğunuzun geleceğidir.

  • Teknoloji Bağımlılığı

    Teknoloji Bağımlılığı

    Bağımlılık nedir?

    Kişinin kullandığı bir nesne veya yaptığı bir eylem üzerinde kontrolünü kaybetmesi ve onsuz bir yaşam sürememeye başlamasıdır. Kullanım ve davranış hayatın ciddi bir bölümünü kaplar, kişi yapmak zorunda olduğu işler ve ilişkiler dışında bütün vaktini ve fiziksel enerjisini büyük oranda bağımlı olduğu maddeye veya eyleme yatırır.

    Teknoloji Bağımlılığı nedir?

    Teknolojinin hayatımıza girdiğinden beri sayısız fayda sağladığı bilinmektedir. Hayatı kolaylaştırdığını bir çok örnek ile anlatılabilir (banka işlemlerinin online yapılabilmesi,iletişim,uzaktan eğitim,bilgiye ulaşım vb.). Fakat kişinin teknolojiyi kullanma konusunda kontrolü kaybetmesi ve bunun giderek ölçüsüz ve sınırsızlaşması oldukça ciddi problemlere sebep olabilir. Diğer bağımlılıklarda da olduğu gibi kişinin bağımlı olduğu teknolojik üzüne ulaşamadığı zaman yoksunluk yaşadığı bir durum olarak tanımlanabilmektedir.

    Teknoloji Bağımlılığı neleri kapsar?

    • İnternet ve sosyal medya

    • Telefon ve tablet

    • Oyun konsolları

    • Bilgisayar ve televizyon

    Teknoloji Bağımlılığının belirtileri nelerdir?

    • Uzak kalındığında huzursuzluk, uykusuzluk, öfke gibi yoksunluk belirtilerinin oluşması

    • Teknoloji başında harcanan vaktin artması

    • Sosyal ya da bedensel bir problem yaratmasına rağmen teknoloji kullanımına devam etmek

    • Teknoloji başında harcanan vaktin kontrolünün kaybedilmesi

    • İş,aile,okul ve kişisel bakım gibi sorumlulukların yerine getirilmesine teknolojinin engel olduğu durumlarda

    • Anonim bir kişiliğe bürünmüş olarak insanlarla konuşmayı yüz yüze konuşmaya tercih etmek

    • Gece geç saatlere kadar teknolojiden kopamamak

    • Teknoloji ile geçirilen vakit konusunda insanlara yalan söylemek

    • Vaktin çoğunluğunun fiilen ya da zihnen teknolojiyle geçirilmesi

    • Planlanan sürenin daha fazlası olacak şekilde teknolojiyle vakit geçirmek

    Teknoloji Bağımlılığının sebepleri nelerdir?

    • Sosyal ilişki kurmada yaşanan problemler

    • Dışlanma korkusu ile çevresindekilerin isteklerini kabul etmek

    • Merak duygusunu kontrol edememek

    • Yapacak iyi bir şey bulamamak

    • Kontrolsüz kullanım konusunda bilgi eksikliği

    • Bağımlılığı bilmemek ve önemsememek

    Teknoloji Bağımlılığının ne gibi zararları olur?

    Fiziksel problemler;

    • Ellerde uyuşma

    • Boyun kaslarında ağrı ve sertlik

    • Gözlerde acı

    • Halsizlik

    • Beden duruşu bozukluğu

    Sosyal problemler;

    • Kişisel sorunlar

    • Aile ve okul sorunları

    • Akademik başarıda düşüş oluşu

    • Uyku bozuklukları

    • Yeme bozuklukları

    • Aktivitelerde düşüş

    • Zaman idaresinde başarısızlık

    • Yalnızlaşma hissi

    • İçe kapanma

    Teknoloji Bağımlılarına öneriler;

    • Sanal ortamdaki saygınlık mı yoksa gerçek hayattaki saygınlık mı daha değerli düşünün.

    • Sizden aldıklarını değerlendirip, harcadığınız vakti hesaplayın.

    • Oyunların yerine yeni aktiviteler yapmayı deneyin (spor,sinema,müzik vb.)

    • Sabah uyandığınızda işlerinizi bitirmeden (giyinmek,kahvaltı etmek,hazırlanmak vb.) telefonunuzu elinize almayın.

    • Uyku düzeninizin korunması önceliğiniz olsun

    • Yatmadan yarım saat önce telefonunuzu kontrol ederek mesajlarınızı aramalarınızı gözden geçirin çok önemli değil ise dönüşlerinizi ertesi gün yapın

    • Telefonunuzla yaptığınız en önemsiz aktiviteleri azaltın

    • İnsanlarla yüz yüze iletişim halindeyken telefonunuzu uzak bir yere bırakma konusunda kararlı olun

    • Yemek yerken, ders çalışırken, gezerken telefon kullanmamaya özen gösterin

    Teknoloji Bağımlılığının tedavisi nasıldır?

    Teknolojiye bağımlı davranışları azaltmak ve teknoloji kullanımını kontrol altına almak için birçok yöntem vardır. Birçok teknoloji bağımlısı kişi okudukları üzerinden iyileşmeyi bireysel olarak denemesine rağmen yeterli seviyede başarı sağlayamamıştır. Bu başarısızlık kişinin yanlış adımlar attığı anlamına gelmemektedir. Bağımlılık, birçok değişkenin bir arada değerlendirilmesi yoluyla bir tadavi planının oluşturulmasıyla üstesinden gelinebilecek bir hastalıktır. Teknoloji bağımlılığı söz konusu olduğunda bağımlılık alanında uzmanlaşmış bir klinik psikolog ile düzenli terapotik görüşmeler yürütmek ve gerekli hallerde (özellikle de başka psikolojik rahatsızlıkların eşlik ettiği durumlarda) bağımlılık alanında uzmanlaşmış bir psikiyatristen ilaç desteği almak tedavinin güvenli temeller üzerine oturması açısından önemlidir.

  • Teknoloji (ekran) bağımlığı nedir? Nasıl oluşur?

    Teknoloji (ekran) bağımlığı nedir? Nasıl oluşur?

    Merhaba,

    Sizlerle çalışma alanlarımdan biri olan ve çeşitli eğitim kurumlarında gerçekleştirdiğim teknoloji (ekran) bağımlılığı seminerlerini temel alan bir yazı paylaşacağım.

    Öncelikle teknolojinin ne olduğundan bahsetmek istiyorum. Teknoloji, günlük kullanımda insan yeteneklerini genişletmek ve insan ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılan bilgi olarak adlandırılabilir. Bu noktada teknoloji için farklı dallarında farklı meyveleri olan bir ağaç benzetmesi yapılabilir. Bu ağaç, çeşitli meyveleri ile hayatımızdaki birçok ihtiyacı giderir. Neler teknoloji olarak adlandırılabilir diye baktığımızda bazı kaynakların takvim ve abaküsün ilk teknolojik ürünler olduğunu yazarken bazı kaynakların da ateşi temel aldığını görmekteyiz; ancak sonuç olarak teknoloji öyle bir süreçtir ki yıllar önce ateşin bulunmasıyla başlayarak dünyanın dışındaki su kaynaklarını araştıracak bir boyuta dönüşmüştür.

    Günlük yaşantımızda çok fazla farkında olmasak da aslında teknolojinin bize sunduğu birçok ürünle hayatımızı daha kolay devam ettirmekteyiz. Eskiden saatler, günler süren işlemleri şu anda otomatik olarak yapabiliyoruz. Teknolojik ürünlerden en göz önünde olanları bilgisayar, cep telefonu, televizyon gibi ekranlar aracılığıyla hayatımıza giren ürünlerdir.

    Peki, nasıl oluyor da sürekli insanın yararına gibi gözüken teknoloji zararlı ve bağımlılık yaratan bir hale gelebiliyor?

    İşte bu noktada biraz bağımlılığa ve teknoloji bağımlılığı kavramlarına yakından bakmak gerekiyor. Bağımlılık, kişinin nesne veya yaptığı bir eylem üzerinde kontrolünü kaybetmesi ve onsuz bir yaşam sürememeye başlamasıdır. Bağımlılık denince akla bağımlılık yapan maddelerin kullanımı ve ihtiyacı gelmektedir. Aslında bu yaklaşım bir miktar doğru olmakla birlikte yanlış bir anlayışın doğmasına sebebiyet verebilir. Çünkü bağımlılık mekanizması temelde aynı işleyip bağımlılık yaratan ürünler çeşitlilik gösterebilir. Daha net açıklayacak olursak, bağımlılık süreçlerinde (bağımlılık yapan kimyasallar hariç) ne kullanıldığından daha çok ne için kullanıldığı daha önemlidir. Yani “Stresimi alıyor.” denilerek kullanılan, başvurulan, ilgilenilen birçok öğe bağımlılık yapabilir ve bunlardan bir tanesi de teknoloji olabilir. Biz teknolojiyi fayda sağlamak, gelişimimizi devam ettirmek, dünya ile bağlantımızı güncel tutmak için kullanıyorsak bu anlaşılabilir bir şeydir; ancak üzüldüğümüz zamanlarda ya da duygusal ve psikolojik olarak kendimizi eksik/kötü hissettiğimiz zamanlarda bir çareymişçesine kullanıyorsak teknoloji de diğer bütün ürünler gibi bağımlılık yapabilir. Bu süreç ile birlikte teknoloji bağımlılığı için de teknoloji kullanımında bağımlılık özellikleri gösterilmesidir diyebiliriz.

    Peki, potansiyel bağımlı adayları kimler olabilir? En çok görülen bağımlı profillerine bakacak olursak karşımıza teknolojiye olduğundan fazla zaman ayıran ve harcadığı vakit kadar ondan faydalanmayan, bu sebeple günlük işlevlerini kaybeden kişiler çıkıyor. Bahsi geçen kişilerin aynı zamanda;

    • Teknolojisiz kaldığında sorun yaşayan,

    • Teknolojisiz kaldığında bir kontrol kaybı yaşayacakmış belirtileri gösteren,

    • Teknolojik ürünler ile ilgilenmediğinde de onları düşünen,

    • Günlük gelirini ve ihtiyacından fazlasını teknoloji yatırımı olarak kullanan ve bu durumda yaşamını devam ettirmekte maddi zorluk yaşayan,

    • Mutsuz ve duygusal olarak olumsuz anlarda teknolojiye başvuran,

    … kişiler olduğu görülmüştür. (Ögel, 2012)

    Yukarıda bahsettiğim konuya ve belirtilere dair zorlandığınız noktalar varsa en yakın ruh sağlığı kuruluşuna gitmeniz bağımlılık süreçlerinin oluşumunun engellenmesi veya hâlihazırdaki bağımlılık döngüsünün kırılması için önemli bir adım olacaktır.

  • Teknoloji bağımlılığının yol açtığı : hikikomori hastalığı

    DİKKAT !!! HİKİKOMORİ GELİYOR…

    Hikikomori, Japonca da “elini, ayağını çekmek” anlamına geliyor. Bu terim teknolojinin merkezi diyebileceğimiz Japonya dan yayılmış ve 21. Yüzyılın hastalığı olarak tanımlanıyor. Japonlar, geleneksel yaklaşımlarından dolayı, özellikle erkek çocuklarının her türlü hizmetini ayağına kadar getirdikleri için bu hastalık yaygınlaşmış durumda. Dünyada ve Türkiye de de tehlikeli bir seyir izliyor. Erken teşhis edilmeli, en güzeli de Hikikomori ye neden olabilecek durumlar kontrol altına alınmalıdır.

    Bu hastalık, her ne kadar teknolojinin yarattığı bir hastalık olarak görülse de temelde başka nedenlere dayanıyor. Kişi, teknoloji ile ilgilenerek kendisini sosyal çevreye kapatıyor. Bilgisayar ekranı ile sanal alemde iletişim kuruyor. Bu iletişim, öyle boyutlara geliyor ki artık kişi tüm temel ihtiyaçlarını odasında karşılıyor. Yemeğini ailesi ile yemiyor, odasında yemek, uyumak dahil tüm ihtiyaçlarını karşılıyor. Hatta, o kadar büyük boyutlara kadar gelebiliyor ki tuvalet ihtiyacını bile odasında giderenler olabiliyor.
    Hikikomori hastalığı, büyük oranda erkeklerde ve 15 yaşlarında görülüyor. Bu kişiler, sanal bir dünyada olmanın rahatlığını yaşıyorlar, herşeyi kendi istedikleri şekilde yönetebiliyorlar, karşı çıkan olmuyor. Kişi kendi kendisine yaşıyor, aileden kişilerle bile iletişim kurmak istemiyor. Belki, ayda bir, yakın bir yere,birşey almaya gidiyor. Asosyal olma durumu pek farkedilmiyor. Kişinin kendi tercihi olarak düşünülüyor. Günümüzde, çocuk odalarının içe dönük kullanılması, sadece çocuğa özel olarak düşünülmesi, evlerde ısıtma alanının ve kullanım alanının geniş olması bireyler arasındaki iletişimi ister istemez azaltıyor.

    Hikikomori hastalığı, başlangıçta bilgisayar, internet düşkünlüğü ya da bağımlılığı olarak tanımlanıyor. Aileler, önceleri, çocuklarının dışarıda kendilerinin bilmediği bir yerde zaman geçireceğine, evde olmalarını tercih ediyorlar. Ancak, durum bakıyorlar ki hikikomori haline gelmiş. Hikikomori, bu tür kişileri tanımlamak anlamında da kullanılıyor, isim olarak ta kullanılıyor.

    13-14 yaşlarında başlayan hikikomoride önergenlikte olan erkek çocuklar, odalarında ders çalışıyor diye düşünülmemeli, teknolojik araçların kontrol altında kullanılmasına izin verilmelidir. Bunun yanında çocukların derslerde aşırıya kaçmamaları, günün planlı kullanımı da önemlidir. Kız çocuklar da dikkatle izlenmeli, iletişim sağlıklı şekilde devam etmelidir.

    Bilgisayarlar, ortak kullanım alanında, örneğin, salonda kullanılmalı, aileler kendilerini teknolojik alanda geliştirmeye önem vermeli ki takip edebilsinler; çocuklar, odalarında ders çalışırken, tamamen kontrolsüz bırakılmamalı, mümkünse oda kapısı kapatılmamalı, çocuğun odasına zaman zaman girerek, aileden kopuk bir durum yaratılmamalıdır.

    Altta yatan nedenin iyi gitmeyen gönül ilişkileri de olabileceği düşünülerek, çocuk ve gençler aile desteğinden yoksun bırakılıp, kendi içlerine kapanmalarına neden olabilecek durumlar yaratılmaktan kaçınılmalıdır. Gence kendini iyi ifade edebilecek ortam evde her zaman için sağlanmış olmalıdır. Çocuk ve gençler, sosyal ilişkilere yönlendirilmeli, açık hava oyunlarına ve arkadaşlık ilişkilerine ortam hazırlanmalıdır. Bilgisayar ve internet, oyun ağırlıklı değil; gerçek ihtiyaca yönelik olarak kullanılmalıdır. Burada anne- babanın örnek olduğunu da belirtmeden geçemeyiz.

    Kaybedilmiş kuşaklar yaratmak istemiyorsak elimizde ve evimizdeki tehlikenin farkına varmalı, geç kalmadan önlemlerimizi almalı, gerekirse uzmanlardan yardım alabilmeliyiz.
    Aileler, olabildiğince sabah kahvaltılarında ve akşam yemeklerinde bir arada olmalı, aile bireyleri günü, konuşarak değerlendirebilmelidir. Herkes günü nasıl geçirdiğini anlatabilmelidir. Çocuk ve gençler, daha çok dinlenmeli, etkin dinleme yapılmalıdır.
    Çocukların eğitiminde, otokontrol sahibi olabilmeleri amaçlanmalıdır. Teknolojik araçların en verimli şekilde nasıl kullanılabileceği, zamanın ne kadar önemli olduğu üzerinde durularak, bilgiler tartışılmalıdır. Aile ile çocuk-genç arasındaki bağlar kuvvetlendirilmeli, ortak paylaşımlar çoğaltılmalıdır.

    ÖZNUR SİMAV
    AİLE DANIŞMANI-KURUCU-PEDAGOG

  • Ameliyatsız yüz germe ultherapy

    Ultherapy yüz germe operasyonlarına 30 dakikada ameliyatsız çözüm sunuyor.
    Daha sıkı bir cilt, daha genç bir görünüm!

    Cilt gençleştirme uygulamalarında estetik operasyonlara alternatif olarak sunulan, Amerika’da son günlerin en ‘tercih edilen’ teknolojisi olarak kabul gören ‘ULTHERAPY’ şimdi Türkiye’de.
    Ultrasound, en bilinen tanımı ile anne karnındaki fetüsü izlemeye imkan tanıyan bir teknoloji. Şimdi aynı teknoloji ile elastikiyetini kaybetmiş, sarkmış, kırışmış ciltler ve düşük kaşlar ameliyata gerek olmaksızın ‘gerdiriliyor’.
    Ultherapy, lazer teknolojilerinin çözemediği, sadece cerrahi operasyonlarla başarılabilen yüz germe operasyonunu enjeksiyonsuz, iyileşme sürecine ihtiyaç duyulmadan, risksiz çözebilen yepyeni bir teknoloji.
    Tüm yüz için 30 dakika süren Ultherapy uygulamasının ardından, uygulamanın yapıldığı kişiler günlük aktivitelerine hemen dönebilmektedirler.
    Ultheraphy sisteminde kullanılan ‘Deep see’ adı verilen teknoloji de ‘fokus ultrasound’ ile cildin alt tabakalarında ‘sıcak noktalar’ yaratılıyor. Bu sayede cilt kendi onarım sürecini oluşturarak yeni collagen üretimine başlıyor ve ciltte sıkılaşma ve ‘lifting’ etkisi kendini göstermeye başlıyor. Uygulamanın hemen ardından toparlanmaya başlayan cilt istenen ideal görünüme 3 ayın sonunda ulaşıyor. Tek bir uygulamanın ardından elde edilen sonuç en az 2 sene boyunca muhafaza ediliyor.
    Ultherapy nedir?
    Yüz ifademiz bir çok şey anlatır. Kırışıklıklarımıza ‘tecrübe’, üzgün görünümümüze ‘yorgunluk’ tanımını yaparız çoğu zaman. Bunlara çözüm olarak ‘estetik cerrahi’ her zaman bir seçenektir. Ama şimdi yeni bir yöntem olan Ultherapy var. Cerrahi olmayan yüz asma yöntemi olan Ultherapy ile zamanın ve yerçekiminin cildimizde yarattığı tahribatı önlemek mümkün.

    Ultherapy ile 30 dakikalık tek bir uygulama sonunda meydana gelen güzel gergin görünüm, cildin kendi iyileşme sürecini kendisinin yaratması sonunda ,cilt altında yer alan bağ dokusunun güçlenmesi ile meydana geliyor.

    ‘’ Ultherapy sonrası cildim çok daha sıkı ve gergin….
    Daha önceki ‘sarkmış’ görünümümden eser yok.’’

    Tek bir uygulama ile, rejenerasyon süreci hemen başlar, ama tam sonucun ortaya çıkma süreci ortalama 90 gün sonradır.
    FDA’ nin (American kalite standartları merkezi) 10 hastadan 9 unda yapılan kaş asma çalışmasında gözle görülür lift-up etkisi tespit etmiştir. Bu etki göz çevresindeki gevşemede ve göz kapağındaki kırışmada azalma etkisi yaratmıştır.
    Boyun ve yüz bölgesine uygulama yapılan kişiler daha sıkı, daha gergin ve daha kaliteli yapıda bir cilde sahip olduklarını ifade etmişlerdir.
    Bugüne kadar cerrahi müdahalelerde elde edilen dramatik sonuçlara muadil bir cerrahi olmayan yöntem yoktu, ama bugün mükemmel bir germe ve lifting yapabilen Ultherapy teknolojisi var.

    Dr. Emre ÇİÇEK

    www.emrecicek.com