Etiket: Teknik

  • Psikanalitik Teknik Hakkında: Freud’un Makalelerine Bir Bakış

    Psikanalitik Teknik Hakkında: Freud’un Makalelerine Bir Bakış

    Freud’un 1904 ve 1919 yılları arasında ele aldığı makaleler, Freud’un teknik üzerine makaleleri olarak geçer. Teknik, psikanalitik çalışmanın temellerini oluşturan tekniktir. Teknik üzerine makaleler genel olarak psikanalistin rolü, aktarım, aktarım aşkı, iyileşmenin dinamikleri, tekrarların hatırlama yönünden anlamı ve derinlemesine çalışma hakkındadır. Bunların dışında Freud’un 1937 yılında yazdığı Biten Analiz, Bitmeyen Analiz makalesi de teknik ile ilgilidir. Bu makalelerden Freud’un psikanalitik çalışmaya nasıl baktığını anlayabiliriz. Freud’un Dora, Fare Adam, Kurt Adam, Küçük Hans ve Scheber vakası gibi vaka sunumlarından da kendi psikanaliz pratiğine dair bilgi edinmemiz mümkündür. Freud’un psikanalistlere önerileri ve pratiğindeki uygulamanın her zaman birebir tutmadığına şahit olabiliriz, ancak inkar edilemez olan psikanalizin hala Freud’un ortaya koyduğu temel prensipler üzerinden ilerlemesidir. Bu nedenle temel psikanalitik kavramlar hakkında bilgi edinmek isteyen birinin Freud sonrası metinler ya da Freud üzerine yazılmış metinlerin dışında Freud’un orijinal metinleri üzerine çalışma çabası anlamlıdır.

    Freud’un teknik ile ilgili yazılarına baktığımızda, her geçen yıl tekniğinin nasıl geliştiğine tanıklık ederiz. Freud, bir psikanaliz hastasıyla başlangıcın ve bitirişin sürece göre çok daha belirli olduğunu ancak sürecin nasıl ilerleyeceğini psikanalistin hastanın özel durumuna ilişkin biricik yaklaşımının belirleyeceğini ifade etmiştir. Freud bu durumu satranç oynamaya benzetir. Satrançta açılışın nasıl yapılacağına dair taktikler ve şah-mat yapmanın taktikleri öğrenilebilir; ancak satranç oyuncusu süreç içinde hangi hamleleri yapması gerektiğini o oyuna özel olarak belirlemek durumundadır. Psikanalitik bir çalışma da benzer şekilde süreç içinde ayrışır. Psikanalist ve hastası bu iki kişilik yolculukta görece yalnız ve tekniksizdir.

    Her psikanalist-hasta ilişkisi özel ve diğerlerinden ayrıdır. Her bir çalışmada bütün kuramsal altyapı, vaka örnekleri, süpervizyon çalışması ve bireysel deneyim yeniden süzgeçten geçirilmelidir. Her bir çalışma, yeni bir çerçeve gerektirir. Bu yeni çerçeve de süreç içinde değişip dönüşecektir. Freud, yazılarında ‘çerçeve’, ‘analitik çerçeve’ ya da buna benzer başka kavramları kullanmamış olsa da Freud’un psikanalitik çalışmasının çerçevesini-psikanalitik çalışmanın nasıl yapılacağına dair anlayışını, kural ve sınırlarını-teknik üzerinden yazılarından anlamamız mümkündür.

    Freud’un Psikanalitik Tekniği (1904)

    Breur’in Katartik Metot olarak tanımladığı yönteme Freud ‘psikanaliz’ adını vermiştir. İlk olarak tedavi edilen hastalar ‘histerik nevrozlu’ olarak tanımlanan hastalardı. Breur’in Katartik Metodu, hastanın patolojisinin oluştuğu ilk ana hipnoz yardımıyla ulaşmayı hedefler. Bastırılmış ve unutulmuş olan bu anıların ortaya çıkması, anıların neden olduğu yoğun duyguların yaşanması iyileşmeyi sağlayacaktır. Bastırılmış olanın boşaltımının tekrar tekrar çalışılmasıyla tedavi mümkün olacaktır.

    Freud, teknikte değişiklik yapmış ve Katartik Metot ile hipnozdan vazgeçmiştir. Bunun yerine başka bir teknik önermiştir. Bu düzenleme, günümüzde halen kullanılmaktadır: Psikanalist hastanın göremeyeceği bir açıda koltuğunda oturur, hasta ise psikanalistin yanında bir divanda uzanmaktadır. Hastanın gözlerinin kapalı olması gerekmemektedir. Dokunma yasaklanmıştır. Tedavinin başlangıcında Freud hastalardan akıllarına ne gelirse anlatmalarını istemektedir. Rahatsız edici ya da utandırıcı malzemeler de diğerleri gibi paylaşılmalıdır. Akla gelenlerin alakasız ya da mantıksız bulunması gözetilmemelidir. Freud’un bu ifadelerle ortaya koyduğu metot ‘Serbest Çağrışım Metodu’dur.

    Freud, tedavinin kısa sürmeyeceğini, en az altı ay ile üç yıl arası süreceğini belirtmiştir. Günümüzde, analitik bir çalışmanın tamamlanabilmesi için minimum dört yıl sürmesi gerektiği öngörülmektedir.

    Psikoterapi Üzerine (1905)

    Freud, bu makalesinde analitik terapinin yavaş bir değişim sağlayacağını yeniden vurgular ve acele etmemenin öneminden bahseder. 

    Analitik çalışmada hastanın aklına gelenleri tam bir açıklık ve dürüstlük ile anlatması gerekmesine karşın, bilinçdışı materyali tedaviye getirmenin her zaman için hoşnutsuzluk yaratacağını vurgular. Bilinçdışı materyalin tedaviye gelmesi her aşamada dirençle karşılaşır. Terapist ve hasta; bu hoşnutsuzluk, rahatsızlık duygularının ve dirençlerin üzerine tekrar tekrar çalışarak analitik çalışmayı mümkün kılarlar.

    Psikanalitik Tekniğe Dair Yeni Yaklaşımlar (1910)

    Analitik çalışma dirençlerin çalışılması, aktarımın çalışılması ve rüyalardaki ve bilinçdışındaki sembollerin çalışılması ile sağlanır.

    Bu makalesinde Freud, bir psikoloğun rüyalardaki cinsel anlamdaki sembolik önemin abartıldığını ifade ettiği bir olayı anlatır. Bu kişi, örnek olarak kendi rüyasını anlatmıştır. En sık gördüğü rüyada merdiven çıkmaktadır. Bu rüyada cinsel bir anlam olamayacağını belirtir. Freud, rüyada merdivenleri ve basamakları çıkma eylemini incelediğimizde burada ritmik bir hareketin olduğunu, kişinin giderek nefessiz kaldığını ve cinsellikte meydana gelen ritmik döngünün merdiven çıkmada temsil edildiğini belirtir.

    Bu makalede, ayrıca, teknikle ilgili değişikliklere odaklanılır. Freud, karşı-aktarımın artık farkında olunduğunu, hastanın analistinin bilinçdışı düşüncelerine etki edebildiğini belirtir. Analitik çalışan kişi karşı-aktarımının farkına varmalıdır, bunu fark edebilmenin yolu ise kişinin kendi psikanalizinden geçmesidir.

    Vahşi Psikanaliz (1910)

    Freud, bu makaleye bir kadın hastanın kendisine başvurmasından bahsederek başlamaktadır. Kadın hasta, kırklı yaşlarının sonlarındadır ve boşanmasının ardından anksiyete problemi yaşamaktadır. Freud’dan önce gittiği hekim kendisine çeşitli önerilerde bulunmuştur. Hatta sadece şu üç yoldan birini seçmenin iyileştirici olacağını iddia etmiştir: 1. Boşandığı eşine geri dönmek 2. Yeni bir sevgili bulmak 3. Kendini tatmin etmek. Söylediklerini doğrulatmak üzere hastayı Freud’a psikanalize yönlendirir. Freud şöyle sorar: “Yapılacaklar bu kadar belirgin ise, psikanalitik çalışma bu üç seçeneğin neresinde yer almaktadır? Eğer benim rolüm sadece hekimin dediğini onaylamak ise benim psikanalitik bir çalışma yürütmemin işlevi nedir, o zaman hasta neden psikanaliz için bana yönlendirilmiştir? ” Freud, bu hastanın hekimin ona önerdiği bu seçenekleri düşünebilecek durumda olduğunu, dolayısıyla hekimin ona kendisinin düşünemeyeceği bir şey önermediğini, demek ki tedavinin başka bir yöntem gerektirdiğini vurgular. Psikanalizin sunacağı derinlemesine çalışma ise bu üç seçenekten ötesini vadetmektir.

    Freud, bu tip hekimleri ve psikanalizin gerektirdiği koşulları takip etmeyen diğer analiz uygulayıcılarını, ‘vahşi analistler’ olarak tanımlar. Vahşi analistlerin sorumluluğunu almamanın yolu, koşulların gerektirdiğini takip eden uygulayıcıları bir çatı altında toplamaktır. Bu çatı, Freud’un 1910’da kurduğu IPA (Uluslararası Psikanaliz Derneği)’dir. O dönemde IPA’nın çerçevesini takip ettiğini beyan eden analistlerin adları yayınlanır. Günümüzde ise IPA analisti olmanın gerektirdiği uzun bir süreç bulunmaktadır;kendi analizinden geçme, yıllar süren eğitimden geçme, süpervizyon altında analizan görme vb. Freud, psikanaliz bilmenin psikanalizle ilgili birkaç bulguyu bilmek olmadığının altını çizer. Psikanalizin salt kitaplardan öğrenilecek bir şey olmadığını vurgular. Psikanalizin bu alanda uzmanlığı olan kişilerden öğrenilebileceğini belirtir.

    Psikanalitik yaklaşım, psikanalist ve hastasının görece uzun bir kontağını gerektirir. Hastayı daha baştan acele ettirmek, ona vahşice hekimin bilebileceği sözde sırları vermek teknik olarak kabul edilemez. Vahşi analistler, hastalarına verdikleri zarardan daha fazlasını psikanalize vermektedirler.

    Psikanalizde Rüya Yorumunun Ele Alınması (1911)

    Freud, bu makalesinde psikanalizde rüyaların ve rüyaların yorumlanmasının öneminden ve tekniğinden bahseder. Rüyaların psikanaliz çalışması için önemli olduğunu, ancak rüyalar olmadan da psikanalitik çalışma yapılabileceğini belirtir. Psikanalitik çalışmada rüyalar olduğunda ise rüyaların çalışılmasına özel bir önem atfedilmesi gerektiğini vurgular. Yine de rüya çalışması ayrı bir çalışma olarak düşünülmemeli, analitik çalışma bir bütün olarak ele alınmalıdır. Rüyaların büyük çoğunluğu, analitik çalışmaya bağlı olarak oluşur.

    Rüya çalışması, analistin ve hastanın işbirliği ile yapılır. Analistin tüm rüyayı kendi yorumlama çabası analitik çalışmaya aykırıdır, hasta kendi rüyası üzerinde çalışmalıdır. Anlamlandırılamayan rüyalardaki semboller, yeni rüyalar ve yeni semboller ile tekrar tekrar gündeme gelecektir, bu nedenle yeni rüyalar geldiğinde eskilere yönelmemekle ilgili rahatsızlık hissedilmemelidir.

    Freud, bir gecede oluşmuş farklı rüyaların aynı anlamın farklı görünümleri olduğunu belirtir. Ayrıca bir rüyanın bütün anlamının tek bir seansta yorumlanamayacağını, ilerleyen seanslarda yorumlamaya devam edilmesini tavsiye etmektedir. Yorumlamaya devam etmenin yeni rüyalar getireceğini ifade eder. Bazı rüyalar aylar sonra anlaşılabilmektedir. Hatta bazı rüyaların tam bir yorumlaması için analizin bitmesini beklemek gerekebilir.

    Psikanaliz Uygulayıcılarına Öneriler (1912)

    Bu makalede Freud, serbest ve dalgalanan dikkatle dinleme tekniğini ele alır. Bu teknik, dikkati özel bir şeye yöneltmeden dinlemeye işaret eder. Dikkatli ve belli bir şeye odaklanarak dinleme, hastanın getirdiği malzemeden seçim yapmaya neden olabilir ki bu analitik çalışma için istenmeyen bir durumdur. Eğer hasta aklına gelenleri olduğu gibi anlatıyorsa, bu tekniğin zorunlu karşılığı, psikanalistin bilinçli bir seçim yapmadan dinlemesi ve anlatılan her şeye eşit ölçüde dikkat etmesidir. Bilinçli bir seçim yapmanın tehlikesi, dinleyicinin kendi beklentilerine ve eğilimlerine yönelecek olmasıdır. Dinlemede iş bilinçdışına bırakılmalıdır. Dalgalanan dikkatle dinlenme yapıldığında, dinlenenlerin bir kısmı çağrışımlara yol açacak şekilde bilinçli kullanıma açık iken bir kısmı ise daha sonra anlatılacak olanlarla örtüştüğünde bilinçdışından çıkarılmak üzere dibe çöker.

    Freud’a göre psikanalitik bir çalışmada başarıya ulaşılabilmesi için psikanalistin hastasının karşısına amaçsız, hazırlıksız ve varsayımsız çıkması gerekmektedir.

    Aktarımın Dinamiği (1912)

    Freud bu makalesinde analitik ilişkideki aktarım kavramını ele alır. Freud, psikanalitik çalışmada hastanın libidosunu psikanaliste yönelttiğini ifade eder. Sevgi gereksinimi gerçeklik tarafından yeterince doyurulmamış hasta, libidinal beklenti tasarımlarını yeni bir kişi olarak psikanalistine yöneltir. Bu yönelim, libidonun hem bilinçli hem de bilinçdışı kısımlarını içerir. Psikanalist, hastasının ruhsal düzeneklerinden birine eklemlenecektir. Libido, kısmen ya da bütünüyle gerilemeye yönelir ve çocuksu imgeler yeniden canlanır. Analitik çalışmanın amacı bilincin libidoya ulaşmasını sağlamak ve libidoyu gerçeklik ilkesine uygun hale getirmektir. Bu çalışma, libido her bulunduğunda çatışma yaratır. Libidonun gerilemiş durumunu korumak için çalışmaya karşı direnç oluşur. Libidoyu serbest bırakmak için bilinçdışı karmaşa aşılmalı, bilinçdışı itkilerin bastırılması çözülmelidir.

    Bilinçdışı karmaşanın psikanaliste aktarmaya uygun olan kısımları psikanaliste aktarılır. Çağrışımlar, aktarım doğrultusunda oluşur. Ayıp sayılan arzuların ve heyecanların, bu heyecanın neden olduğu kişi önünde açıklanması oldukça güçtür. Freud, özverili bir bağımlılık ilişkisinin bu zorluğu aşmada gerekli olduğunu belirtir.

    Aktarım, sevecen duyguların aktarıldığı pozitif bir aktarım ya da düşmanca duyguların aktarıldığı negatif bir aktarım olabilir. Pozitif aktarım, sevecen ve dostane duygular ya da saygı duyma yoluyla ortaya çıkabilir. Negatif aktarım, çoğunlukla aynı kişiye yöneltilmiş pozitif aktarıma eşlik eder. Bleuler (1910), pozitif ve negatif aktarımın bir arada bulunması, yani aynı kişiye yönelik hem olumlu hem olumsuz duyguların bir arada bulunması durumu için ‘çift değerlilik (ambilavans)’ terimini kullanmıştır.

    Bilinçdışı heyecanlar, tedavide bir anı gibi anımsanmaktan ziyade yeniden üretilirler. Bilinçdışı tutkular, gerçeklik göz önünde bulundurulmadan gerçekmiş gibi oynanmak istenir. Psikanalitik çalışmanın işlevi, bu heyecanları tedavinin bağlamına yerleştirmek, yaşam öyküsü bağlamında anlamlandırmak ve üzerine düşünmeye davet etmektir.

    Tedaviye Başlamak Üzerine (1913)

    Bu makalede psikanalitik çalışmayı yürütmede gerekli olan fiziksel düzenlemelerden, seansların sıklığı ve süresinden, ücret konusundan, analizanın yakın çevresine karşı nasıl bir tutum benimsenmesi gerektiğinden, teknikteki gelişmelerden, gelişmelerin farklı tanılardaki hastalarla çalışmayı nasıl imkanlı kıldığından bahsetmektedir.

    Hatırlama, Tekrarlama ve Derinlemesine Çalışma (1914)

    Psikanalitik çalışma geçmişin olduğu gibi hatırlanmasından ziyade geçmişin güncelde tekrarlanmasından oluşur. Geçmişin güncelde tekrarlanması, canlandırarak hatırlamaktır. Geçmiş, analistle kurulan ilişkide canlandırılarak tekrarlanır. Örneğin hasta ebeveyninin otoritesine eleştirel davrandığını hatırlamaz, analistin otoritesine eleştirel davranarak bu durumu canlandırılır, tekrarlar ve bu yolla hatırlar. Yahut birebir hatırlamak ya da canlandırmak yerine karmaşık rüyalar görür.

    Aktarım Aşkı Üzerine Gözlemler (1915)

    Aktarım aşkı gerçekleştiğinde eskiden bunun tek çözümünün tedaviyi bırakmak olduğu düşünülürdü, halbuki bugün bunun oldukça normal ve yaygın bir durum olduğunu biliyoruz ve zor görüneni yani profesyonel standartları sürdürerek tedaviye devam etmeyi seçiyoruz. Aktarım aşkı, tedaviyi bırakmak için bir neden değildir, aksine psikanalitik çalışmada ele alınması gereken önemli bir malzeme sunar. Aktarım aşkı analitik sürecin doğası gereği oluşmaktadır, analistin çekici kişiliğinden dolayı değil. Dolayısıyla analist, bu durum analiz dışında olsa hissedebileceği gururu hissetmemelidir. Aktarım aşkı, süreç sırasında ifade edilip analiz edildiğinde iyileşmeye katkı sağlayan önemli bir unsurdur. Freud, aşk için güçlü bir talebin kırılmasını bir direnç çalışması olarak yorumlar. Tutkulu aşkın ortaya çıkardığı uyumluluk, analitik yorumları kabul etmedeki uysallık, inanılmaz ölçüdeki anlayışlılık hali ve analistin zekasının idealize edilişi tedavinin devamına karşı bir dirence işaret eder. Bütün çağrışımlar tutkulu aşka yöneliktir, geçmişe yönelik çağrışım yapmanın yolları kapanmış gibidir. Aktarımda aşkı yaşayan kişinin ulaşmayı hedeflediği, muhtemelen, analiz edeni aşık seviyesine indirip onun otoritesini ve gücünü yıkmak, kendi karşı konulmazlığını ispatlamak ve aşkın tatminiyle ilgili akla gelebilecek diğer avantajları elde etmektir. Analistin aktarım aşkına karşılık vermeyen tutumu, hastanın aşkına dair bütün detayları anlatabilmesini kolaylaştıracaktır. Bu anlatılar doğrultusunda elde edilen bilgiler, hastanın sevgisinin çocuksu kökenlerine ışık tutar. Çocuksu nesne seçimi ve bu nesne seçiminin etrafında örülü fantezileri çalışmak mümkün olur.

    Psikanalitik Psikoterapideki Gelişmenin Ana Hatları (1919)

    Psikanaliz, bastırılmış bilinçdışı materyalin bilince çıkarılmasıdır. Analiz etme; bilinçdışı süreçleri temel parçalarına ayırma, bu içgüdüsel unsurları ayrı ayrı ele alma, bunlardan yeni ve daha iyi bir bütün oluşturulmasıdır.

  • Endoskopik disk cerrahisi

    Endoskopik cerrahi artık tüm cerrahi alanlarda yaygın olarak kullanılmaya başlamıştır. Diğer cerrahi dallarda kullanımı daha eskidir. Mide ve safra kesesi cerrahisinde, çoğu kadın doğum ameliyatlarında, üroloji ve KBB ameliyatlarında cok yaygın olarak kullanılmaya başlandıkdan sonra sinir cerrahisinde kullanımı 1990’lı yıllardan sonra olmuştur. Endoskopik disk cerrahisi (endoskopik bel fıtığı ameliyatı- kapalı bel fıtığı ameliyatı), cerrahi olarak minimal invazif bir yöntemdir. Endoskopi kelimesi eski yünanca’da endo (iç) ve scopien (izleyerek görme) kelimelerinden türetilmiştir. Günümüzde özellikle omurga hastalıklarında cerrahi açıdan ilk secenek olarak tercih edilmeye başlamıştır. Ülkemizde de birkaç merkezde yapılan bu ameliyat dünyada büyük yaygınlık kazanmıştır. Ameliyat iki farklı teknikle yapılmaktadır. Merkezimizde her iki teknik de hastanın gereksinimine göre uygulanabilmektedir. Ameliyatın uygulanabilmesi için özel endoskopik cerrahi aletler ve uygulayacak cerrahın bu konuda eğitimli ve uluslararası sertifika sahibi olması gereklidir.

    Hangi Hastalara Uygulanabilir?

    Endoskopik disk ameliyatı bel fıtığı nedeniyle ameliyat olması gereken tüm hastalara uygulanabilir. Ancak bel fıtığının yanısıra hastada bel omurlarının kayması, kanal darlığı gibi ilave durumlar var ve bunların da düzeltilmesi gerekiyorsa o zaman endoskopik disk ameliyatı yerine mikrocerrahi yapılması gereklidir.
    Her yaş grubuna uygulanabilir. Özellikle yaşlı ve diabet, hipertansiyon gibi başka sorunları olan hastalarda ameliyat sonrası iyileşme süresinin çok kısa olması büyük avantaj sağlamaktadır. Ayrıca girişime bağlı ek anatomik hasara yol açmaksızın fıtıklanmış disk parçası alınmaktadır. Böylece hastaların hastanede kalma ve işe dönüş süreleri kısalmaktadır.
    Mikrocerrahi sonrası nüks gelişen hastalarda ikinci ameliyatlarda ameliyat bölgesindeki yapışıklıklar nedeniyle komplikasyon riski yüksektir. Endoskopik disk ameliyatı ise nüks nedeniyle ikinci kez ameliyat olması gereken tüm hastalarda güvenle uygulanabilir.

    Kısaca Cerrahi Teknik:

    Sadece girişim yeri açısından farkı olan iki ayrı teknik vardır. Posterior interlaminar girişimde bel bölgesinin tam ortasından, posterolateral transforaminal girişimde bel bölgesinin yan tarafından cilt kesisi yapılır. Posterior interlaminal girişim ve posterolateral transforaminal girişim olmak üzere iki tekniğin ana farkı, girişim yerleri ve girişim sırasında endoskobun geçtiği vücut alanlarıdır. Her iki teknikde de yaklaşık 0.5 (yarım) santimetrelik bir cilt kesisi yapılır. Bu kesiden radyolojik kontrol altında 4 mm çapındaki endoskop fıtıklaşmış bölgeye sokulur. Ardından sisteme endoskopi ünitesi bağlanır. Endoskop içinden tıpkı diz artroskopisinde olduğu gibi sürekli fizyolojik serum verilir ve verilen serum ameliyat alanının net görülmesini sağlayarak dışarı çıkar. Endoskop içinde girilen bölgeyi aydınlatan bir ışık kaynağı, görüntüyü kaydeden bir kamera ve içinden aletlerin geçmesini sağlayan bir kanal vardır. Cerrah endoskobun içindeki kamera aracılığıyla ekrandan omuriliği, sinirleri ve fıtıklaşmış diski görerek fıtıklaşmış diski özel aletlerle çıkartır. Diskin tümü bozulmamışsa sadece fıtıklaşmış ve bozulmuş bölüm çıkartılır. Kalan bölüm ise özel Radyofrekans aletiyle yakılarak sağlamlaştırılır. Böylece kalan diskin fonksiyonlarının devam etmesi sağlanmış olur.

    Avantajları:

    • Ameliyat yaklaşık 0.5 cm lik bir kesiden yapılır. Cerrahiye bağlı anatomik hasarın az olması nedeniyle ameliyat sonrası erken dönemde fazla bir bel ağrısı yoktur.

    • Cerrahiye bağlı kan kaybı, enfeksiyon ve ameliyat sahasında oluşabilecek kan birikimi riski daha azdır.

    • Yan yerleşimli fıtıklara ulaşım daha kolaydır. Ayrıca birden fazla disk mesafesi tek bir kesi ile kontrol altına alınabilir.

    • Ameliyat sonrası hastanade kalış ve işe geri dönüş süresi kısadır. Kısa hastanede kalış süresi maliyeti de düşürür.

    • Mikrocerrahi ameliyatlarında kemik ve bağ dokusunun çıkartıldığı alanlarda kasların omurilik zarına yapışması sonucu ortaya çıkan (epidural fibrozis) ameliyat sonrası kronik bel ağrıları görülmez

    • Yandan yapılan girişimler (posterolateral transforaminal) hasta arzu ederse lokal anestezi ile yapılabilir. Ancak biz tüm olgularda genel anesteziyi tercih ediyoruz. Çünkü uygun ve efektif lokal anestezi uygulansa bile hastanın az da olsa ağrı duyması ve ameliyathane ortamının hasta üzerinde ki negatif etkisi nedeniyle genel anestezinin hastanın özellikle psikolojik rahatlığı açısından önemli olduğunu düşünüyoruz.

    • Mikrocerrahi sonrası nüks eden hastalarda emniyetle uygulanabilir.

    Dezavantajları:

    • Deneyimli ve gerekli eğitimlerden geçerek sertifika almış cerrahlar tarafından yapılabilir.

    • Ameliyat için yüksek teknoloji gerektiren ekipmanların kullanılması gereklidir.

    Bel fıtığının yanısıra kanal darlığı omur kayması ve doğumsal veya edinsel anatomik bozukluğu olan hastalarda uygulamada güçlükler yaşanabilir.

    Sorular:

    Endoskopik cerrahi ne demektir?

    Endoskopik cerrahi, vucudun herhangi bir yerinde oluşan hastalığı tedavi etmek için ufak bir delik açarak hasta bölgeye ulaşmak ve gelişmiş görüntü sistemleri kullanarak hasta bölgeyi bir ekrana taşımak yine gelişmiş mercek sistemlerde kullanarak görme alanını büyüterek cerrahi işlem yapmaktır. Bu işlem halk arasında kapalı ameliyat olarak da bilinir.

    Nöroşirurjide hangi ameliyatlar endoskopik cerrahi ile gerçekleştirilmektedir?

    Endoskopik cerrahi omurga hastalıklarında giderek daha sık bir şekilde kullanılmaktadır. Yeni geliştirilen tekniklerle boyun fıtğı ameliyatları endoskopik yapılmaya başlanmıştır. Uzun zamandır uygun olgularda bel fıtığı ameliyatları, sinirlerin omurgadan çıktığı olukların genişletilmesi endoskopik mikrocerrahi ile yapılmaktadır. Ayrıca endoskopinin göğüs kafesinde kullanılması ile birlikte sırt omurga hastalıklarının cerrahi tedavisinde de kullanılmaktadır.

    Endoskopik ameliyat her hastaya uygulanabilir mi?

    Hastanın bel fıtığı olması şartıyla her hastaya uygulanabilir. Sadece omur kayması nedeniyle vida ve plakla stabilizasyon gereken ve kanal darlığı nedeniyle kanal genişletme ameliyatı gerektiren hastalara uygulanmaz.

    • Neden iki farklı teknik kullanılmaktadır?

    Belin yan tarafından girişimle uygulanan transforaminal teknik yaygın olarak kullanılan tekniktir. Ancak kalça kemiğinin normalden yukarıda olduğu hastalarda özellikle L5-S1 mesafesi için transforaminal yolu kullanmak olanaksız olabilir. Bu durumda belin ortasından kesiyle interlaminar teknik kullanılmaktadır.

    İki teknik arasında ne fark vardır?

    Girişim yeri dışında transforaminal teknik arzu eden hastalarda ya da kalp, böbrek hastalıkları gibi nedenlerle anestezi alması sakıncalı hastalarda lokal anestezi ile uygulanabilir. İnterlaminar teknik ise sadece genel anestezi altında uygulanabilir.

    Endoskopik ameliyatlardan sonra hastanede yatış süresi ne kadardır?

    Genelde bir gece hastanede tutulan hastalar ertesi gün taburcu edilmektedir.

    • Ameliyattan sonra aynı yerde bel fıtığının nüksetme şansı var mıdır?

    Bel fıtığı ameliyatı dünyada 3 farklı yöntemle uygulanmaktadır. Açık cerrahi, mikrocerrahi/mikroendoskopik cerrahi ve tam kapalı endoskopik cerrahi. Her 3 yöntemde de ameliyat edilen binlerce hastada ameliyat sonrasında ortalama %5 oranında ameliyat mesafesinde nüks olduğu saptanmıştır.

    Hangi yöntem uygulanırsa uygulansın nüks oranı değişmemektedir. Ancak diğer yöntemlerde nüks eden hastalarda yeni ameliyatta komplikasyon oluşma riski endoskopik ameliyatlara göre daha yüksektir. Bu nedenle endoskopik ameliyatta nüks gelişse bile ikinci ameliyatın komplikasyon riski yok denecek kadar azdır.

    Mikrocerrahi ya da açık yöntemle ameliyat edilmiş ve yeniden bel fıtığı oluşmuş hastalarda endoskopik ameliyat uygulanabilir mi?

    Nüks etmiş tüm vakalarda endoskopik girişim güvenle uygulanabilir. Mikrocerrahi uygulanan hastalarda ameliyat sonrası gelişen yapışıklıklar nedeniyle ikinci ameliyat daima daha zor ve komplikasyon riski daha yüksektir. Bu nedenle bu tür hastalarda endoskopik ameliyatlar komplikasyon riski olmaksızın yapılabilir.