Etiket: Tek

  • Uykusuzluk/İmsomnia

    Uykusuzluk/İmsomnia

    Güzel ve deliksiz bir gece uykusundan daha dinlendirici, iyileştirici ve yatıştırıcı bir şey düşünemiyorum. Uyku esnasında vücut kendini onarırken beynimiz de bir yandan düşünce ve duygularımızı düzenlemekle meşguldür. Maalesef çeşitli sebeplerden dolayı bazılarımız uykunun muhteşem iyileştirici özelliklerinden faydalanamayız. Uykusuzluk yetişkin popülasyonun üçte birini etkileyen, ciddi ruhsal ve fiziksel sağlık problemlerine neden olan yaygın bir rahatsızlıktır. Uykusuzluk deyince aklımıza genellikle hiç uyuyamamak gelir. Fakat uykuya dalamama, normalden erken uyanma ve bölünen uyku da insomnia kategorisine girmektedir.

    Nedenleri
    Anksiyete bozuklukları, madde bağımlılıkları, depresyon ve kronik stres uykusuzluğun ruhsal sebeplerinden bir kaçıdır. Fiziksel ağrılar, uyku apnesi, sinir sistemindeki bozukluklar, hormonel bozukluklar ve vücut saatindeki değişiklikler de uykusuzluğun bilinen bazı fiziksel sebepleridir. Bazı ilaçların yan etkileri de uyku düzenimizi olumsuz etkilemektedir. Uzun saat farkları olan kıtalararası seyahatlerde de vücut saatimiz değişir ve kişiler uyku problemleri yaşarlar. Fakat bu durumlarda uykusuzluk geçicidir ve zamanla kişilerin uykuları düzene girer. Kalp rahatsızlıkları, şeker hastalığı, kronik ağrılar ve solunum yolu problemleri gündüzleri aşırı uyku hali, geceleri ise uykusuzluğa sebep olur. Uykusuzluk genç ve sağlıklı bireylere oranla yaşlıları ve hastaları daha fazla etkilemektedir. Bunun sebepleri ise depresif ruh hali, kronik anksiyete, Alzheimer hastalığı ya da sinir dokusunun bozulumu ile ilgili rahatsızlıklar olarak sıralanabilir. Yaşlılarda uykusuzluk zamanla hafıza ve beyin fonksiyonlarında gerilemelere sebep olur. Alkol, sigara ve diğer bağımlılık yapan maddeler de uykusuzluğa sebep olmaktadır.

    Ne Yapmalı?
    1.Uyuyamıyorsanız kendinizi yatağa mahkum etmeyin. Yatakta öylece yatıp uyumak için kendinizi zorlamak sizi daha da strese sokar. Kalkıp uykunuz gelene kadar yorucu olmayan bir aktivite ile ilgilenmeniz (örneğin kitap okumak) ve sonra tekrar uyumayı denemeniz gerekir. 
    2.Her gün aynı saatte kalkın. Hafta sonları da dahil. Böylece içsel saatinizin düzene girmesine yardımcı olursunuz.
    3.Alkol, nikotin ve diğer uyarıcı maddelerden uzak durunuz. Özellikle yatma saatinize yakın bu maddeleri tüketmeyin.
    4.Kestirmeleri azaltın. Gün içerisinde kestirme yapmak uykusuz geçen bir geceden sonra çok cazip gelse de gece uykusunun kalitesini ve süresini kısaltmaktadır. 
    5.    Yatak sadece uyumak içindir. Yatakta uzun telefon görüşmeleri yapmak, günü planlamak, televizyon seyretmek, ders çalışmak yatakta uyarıcı etkiye sebep olur ve uykuya dalmanızı geciktirir.
    6.    Yatmadan hemen önce yiyecek ve içecek tüketmeyin. Sindirim sisteminizi harekete geçiren bu davranışlar uykunuzu kaçırabilir. 
    7.    Yatak odanızın rahat olmasını sağlayın. Çok sıcak ya da çok soğuk ortamlar uyku kalitesini olumsuz etkiler. Karanlık ve sessiz bir ortam uyku için idealdir. 
    8.    Yatmadan önce bütün kaygılarınızdan uzaklaşın. Bir sonraki gün için yapacaklarınızı gün içerisinde planlamanız kafanız rahat bir şekilde uykuya dalmanızı sağlar. Sizi düşündüren ya da kaygılandıran durumlar varsa bunları yatmadan önce çözmenizde fayda var.
    9.    Stresinizi azaltın. Yatmadan önce yapacağınız rahatlatıcı nefes ve kas egzersizleri, imajeri, meditasyon ve biyolojik geribildirim gibi teknikler stresi azaltır.
    10.    Uzman bir psikologla görüşüp uykusuzluğunuzun psikolojik sebepleri tespit edilip çözümlenmelidir. 

  • Tatilden Sonra Eve Dönmek

    Tatilden Sonra Eve Dönmek

    Umarım herkes güzel bir yaz tatili geçirmiştir. Hepimiz yazı farklı şekillerde geçirdik. Ama ortak olan bir şey varsa o da yaz tatilinin uzun ve yorucu bir yılın ardından bize ilaç gibi geldiği gerçeğidir. Deniz, açık hava, güneş, kumsal, güzel yaz yemekleri, aile ziyaretleri, ertelediğimiz ve uzun zamandır gitmek istediğimiz yerlere yapılan yolculuklar bizi yeniler ve bekleyen yüksek tempolu hayatımıza geri dönmeden önce bizi dinlendirir, şarj eder. Ama tatil hiçbir zaman yeterli gelmez. Hep daha fazlasını isteriz. Tıpkı sinemada film bittikten sonra yanan salon ışıkları gibi birden normal hayatımıza dönmek zorunda kalırız. Döndüğümüzde kendimizi daha önce içinde yaşadığımız kültüre, coğrafyaya, hava değişikliğine ve hayatın ritmine uyum sağlamakta zorlanırken buluruz. Peki, normal hayatın akışından nispeten kısa bir süre diyebileceğimiz bir uzaklaşma neden dönüşte bu kadar sıkıntıya sebep olur? Döndüğümüzde bu kadar sıkıntı çekeceğimiz bir tatil için uzaklaşmaya değip değmediğini bile düşünmeye başlar, hatta gittiğimize pişman bile oluruz. Ama şu bir gerçektir ki bir an önce alışmak ve normal hayatımıza adapte olmak zorundayız. Bu adaptasyon sürecini daha kolay bir şekilde atlatmak için bazı önerilerim olacak.

    Tatil Sonrası Depresyonunu Yenmek İçin:

    1-Bir sonraki tatilinizi planlayın. Eve döndüğünüzde aslında sizi en çok üzen şey artık sizi motive edecek, uğruna beklemeniz gerekecek bir tatil planınızın olmamasıdır. Bunu gidermek için bir sonraki tatilinizde nereye gitmek istediğinizi düşünüp bu doğrultuda planlar yapmak sizi daha umutlu bir bekleyiş sürecine sokar.
    2-Döndüğünüzde hayatınızda gerçekleştireceğiniz hedefler belirleyin. İşinizde yapacağınız bir yenilik, spor salonuna yazılıp daha sağlıklı yaşamak, sigarayı bırakmak, okumak istediğiniz kitapların listesini çıkarmak, yeni hobiler edinmek gibi hedefler sizi hayatınıza daha çabuk adapte eder.
    3-Uykunuzu düzene sokun. Hareketli ve sıcak geçen yaz akşamları uyku düzeninizin bozulmasına neden olur. Yurtdışı gezileri yapanlar yerel saate alışmakta zorluklar yaşayabilir. Uykunuzu ne kadar erken eski düzenine sokarsanız o kadar kolay bir alışma süreci geçirirsiniz. 
    4-Yeme içme alışkanlıklarınızı geri kazanın. Uyku gibi yeme içme alışkanlıklarımız da tatilde değişir. Tatilde daha fazla ya da daha az yeriz. Alkol ve benzeri kalorisi yüksek hatta sağlıklı olmayan yiyecek ve içecekleri fazla kaçırabiliriz. Ayrıca gittiğimiz bölgelerin farklı mutfakları bağırsak floramızı olumsuz etkileyebilir. Bütün bunları göz önüne aldığımızda bir an önce eski sağlıklı beslenme alışkanlıklarımıza dönmek bizi daha çabuk kendimize getirir. Bununla ilgili bir başka önerim ise eğer tatilde beğendiğiniz bir yemek ya da içecek denediyseniz onu evde yapıp tatmak. Bu da tatil özleminizi bir nebze giderir. 
    5-    Tatil anılarınızı meditasyona çevirin. Nasıl mı? Tatilde yaşadığınız güzel anıları stresli ve sıkıntılı zamanlarınızda aklınıza getirin. Kendinizi tatilde en huzurlu ve iyi hissettiğiniz bir yerde hayal edin. Bu şekilde günün stresli temposundan biraz da olsa uzaklaşmış, tatil anılarınızı güzel bir şekilde değerlendirmiş olursunuz. 
    6-    Tatil esnasında birçok yere gideriz. Bazen gittiğimiz yerler yaşadığımız yerlerden daha olumsuz şartlara sahiptir. Oralarda edindiğimiz bilgiler, insanların yaşayış şekilleri yaşadığımız koşulların ne kadar olumlu olduğu gerçeğini bize hatırlatır ve eve geri döndüğümüzde bu pozitif bilgi ışığında yaşadığımız yerin değerini daha iyi anlarız.
    7-    Tatildeki aktif ve enerjik doğanızı döndüğünüzde normal hayatınıza da aktarın. Aktif olmanın ruh halinize olan pozitif etkilerini tatilde hissettiniz. Peki, döndüğünüzde neden bunu devam ettirmiyorsunuz? Daha fazla sosyalleşin, arkadaşlarınızı arayın, onlarla aktiviteler planlayın, müzelere gidin, hayatı kaldığı yerden yakalayın ve tatilin verdiği yenilenme ile daha enerjik ve daha motive bir şekilde hayatınızı yaşamaya devam edin.

  • Stres Nedir?

    Stres Nedir?

    Son dönemlerin en fazla rastlanan psikolojik problemlerinden biri olan streskimi zaman sizi baskı altına alır, kimi zaman en iyi şekilde motive eder, kimi zaman ise en tehlikeli anlarda güvende olmanızı sağlar. Stres yıkıcı hale gelmeden stres nedir bilmek gerekir.

    Stres Nedir?

    Stres, vücudunuzun her türlü talep veya tehdide yanıt verme şeklidir. Tehdit altında olduğunuzu hissedince sinir sisteminiz vücudu uyaran bir takım stres hormonları salgılayarak karşılık verir. Kalbiniz hızlanır, kaslarınız sıkılır, kan basıncı yükselir, nefes yükselir ve duyularınız keskinleşir. Bu fiziksel değişiklikler gücünüzü ve dayanıklılığınızı artırır, reaksiyon sürenizi hızlandırır ve odaklanmanızı sağlar. Bu, “savaş veya kaç” veya mobilizasyon stres tepkisi olarak bilinir ve vücudunuzu korumanızın bir yoludur. Stres, aslında her zaman olumsuz bir durum değildir. Rahat olduğunuz dönemde, sizin daha enerjik ve uyanık kalmanıza yardımcı olabilir. Hatta acil durumlarda, stres hayatınızı kurtarabilir. Örneğin kendinizi savunmak veya kazadan kaçınmak için arabanın frenlerine yüklenmenizi sağlamak gibi. Ancak rahat olmadığınız dönemde stres zihninizde ve vücudunuzda büyük hasarlara neden olur.

    Stresin Etkileri

    Vücudun sinir sistemi genellikle günlük stres faktörlerini ve hayatı tehdit eden olayları ayırt etmekte kötü bir performansa sahiptir. Örneğin işe gidip gelirken trafik sıkışıklığında vücudunuz bir ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalmış gibi tepki verir. Günlük yaşamınızda sürekli bu gibi durumlar yaşadığınızda, stresi aşamadığınızda ciddi sağlık sorunları yaşayabilirsiniz. Stres vücudunuzdaki hemen hemen her sistemi bozar. Bağışıklık sisteminizi devreden çıkarır, sindirim ve üreme sistemlerinizi sıkıntıya sokar, kan basıncını yükseltir, kalp krizi ve inme riskini arttırır, yaşlanmayı hızlandırır ve sizi birçok zihinsel ve fiziksel sağlık sorunlarına karşı savunmasız bırakır.

    Stresle Baş Etme Kabiliyetinizi Geliştirin

    Hareket edin: Egzersiz yapın. Hem kollarınızı hem bacaklarınızı hareket ettirmeyi gerektiren aktiviteler stres yönetimi konusunda özellikle etkilidir. Yürüyüş, koşu, yüzme, dans ve aerobik hareketler gibi ritmik egzersizler, özellikle dikkatle uyguladığınızda iyi seçeneklerdir.

    Başkalarıyla iletişim kurun: Güvendiğiniz ve yakın hissettiğiniz biriyle yüz yüze sohbet etmek, stres yaratan hormonları olumlu yönde etkileyebilir. Psikoterapistler, arkadaşlar ve akrabalar bu süreçte yararlı olurlar.

    Duyularınızı harekete geçirin: Streste rahatlamanın bir diğer yolu, görme, ses, koku, dokunma veya hareket gibi duyularınızı etkilemektir. Bir şarkıyı yüksek sesle dinlemek, mis gibi kokan bir fincan kahve, bir hayvanı sevmek sizi rahatlatabilir. Ayrıca sağlıklı beslenmenin de stresle baş etmedeki rolünü unutmamalıyız.

    Kendinize gevşeme zamanı ayırın: Yoga, meditasyon ve derin nefes alma gibi rahatlama teknikleri, vücudun gevşeme tepkisini harekete geçirir; savaş ya da kaç stres tepkisinin tam tersi bir dinlenme halidir.

    Dinlenin: Yorgunluk stres yaratabilir. Uyku esnasında hem vücudumuz hem de düşüncelerimiz dinlenir. Yorgun bir vücut stresin zararlı etkilerine karşı daha savunmasızdır. Günde 7-8 saat uyumayı alışkanlık haline getirin.

  • Panik Yapmayın! Panik Atak Tedavi Edilebilir!

    Panik Yapmayın! Panik Atak Tedavi Edilebilir!

    Panik atak, çok sık rastlanılan bir sağlık sorunudur. Sokakta karşılaştığımız her 10 kişiden biri hayatı boyunca en az bir kez panik atak geçirir. Panik ataklar sıklaştığında, mesleki, sosyal ve bireysel anlamda kişinin uyumunu bozup yaşamını olumsuz yönde etkilemeye başladığında hastalık halini almış demektir. Panik atak bir kaygı bozukluğudur. Kalp çarpıntısı, nefes nefese kalma, boğuluyormuş gibi olma, soluğun kesilmesi, göğüste sıkışma, nabız yükselmesi, baş dönmesi, terleme, titreme gibi yoğun fiziksel belirtilerin bazılarının yineleyen şekilde yaşandığı yoğun rahatsızlık duyma halidir.

    Kaygı ve Korku
    Kaygı (anksiyete, endişe, bunaltı); yoğunluğu tedirginlik duygusundan panik düzeyine varan fiziksel belirtilerin eşlik ettiği bir tepkidir. Beynimizde ‘savaş ya da kaç’ prensibine göre tepki vermemize neden olan bizi hayatta tutmaya ve tehlikelerden korumaya yarayan bir alarm sistemi vardır. Kaygı doğru zamanda ve seviyede olduğunda yararlıdır. Fakat yoğunluğu ve süresi uzadığında kişinin iş, sosyal ve akademik yaşantısına zarar verir. Peki, korku nedir? Korku kişinin somut(gerçek) bir tehdit karşısında tüm kaynaklarını bu tehlikeye karşı kendisini korumak üzere kullandığı akut ve ani durumlardır. Kaygı; somut olmayan, bilinmeyen, içten gelen belirsiz bir algıya dayalı bir tehdide karşı gösterilen kronik bir tepkidir. Panik atakları ise beynimizde bahsi geçen alarm sisteminin bozulmasına benzetebiliriz. Yani arabanın alarmının kediye çalması durumudur.

    Panik Atak Kalp Krizi Değildir
    İlk kez panik atak yaşayan kişilerin hemen hemen hepsi soluğu acil servislerde alır, kalp krizi geçirdiklerini veya öleceklerini düşünürler. Yapılan incelemeler sonunda doktorun durumun psikolojik olduğunu söylemesi inandırıcı olmaz. Panik ataklar tekrarladıkça acil servislere gidilmeye, atağın nedeninin araştırmaya yönelik doktor doktor dolaşılmaya başlanır. Ekonomik ve duygusal açıdan yıpratıcı bir süreç başlar. Panik atak tekrarlama eğiliminde olduğundan kişiler birkaç ataktan sonra kaygı dolu bir bekleyiş içine girerler. Atağın ne zaman olacağını kestirebilmek için çevreden ya da bedenlerinden gelebilecek bazı ipuçlarını araştırmaya ve bunlara yönelik önlemler almaya koyulurlar. Bu endişeler kişiyi yanlış çıkarımlara itebilir. Arabada ilk panik atağını yaşayan kişi arabaya binmek istemeyebilir, ciddi bir hastalığı olduğunu düşünerek sürekli belirtiler araştırabilir, nefes alamayacağını düşünerek kapalı ortamlara girmekten kaçınır, dışarıda bayılacağından endişe duyduğu için yalnız dışarı çıkmayabilir, hatta evde yalnız kalamayabilir. 

    Sağlıklı Çözümler
    •Öncelikle bu sıkıntılarınızla ilgili olarak bir psikolog/psikiyatri uzmanından yardım alın. İlaç tedavisi artı psikoterapi bu hastalığı yenmede en etkili yöntemdir. Tedavi planınıza sadık kalın.
    •    Gerekli tetkikler yapıldıktan sonra şikayetlerinizin bedensel bir hastalıkla ilgili olmadığına dair söylenenlere inanın. Özellikle panik atak geçiriyorken acil servislere gitmeyin. Panik atak sırasında yaşadığınız belirtilerle tek başına baş edebilmeniz çok önemli. 

    •    Kötü beslenme alışkanlıkları, düzensiz beslenme ve katı diyetler sonucunda ortaya çıkabilecek değişken kan şekeri düzeyi atakları tetikleyebilir. Hastalık belirtilerinin bastırılmasında alkol kullanılmamalıdır. Kafein çarpıntıyı artıran ve uykusuzluğa sebep olabilen bir maddedir. Kafein içeren çay, kahve ve kola gibi içeceklerin tüketimi sınırlandırılmalıdır. 
    •    Yeteri kadar uyuyun ve düzenli egzersiz yapın.
    •    Bir panik atak hastasıysanız şunu unutmayın: Panik ataklar kesinlikle kontrol altına alınabilir, uygun tedavilerle düzelebilir. Umutsuz ve karamsar olmayın. 

  • Öfkeyi Anlamak ve Yönetmek

    Öfkeyi Anlamak ve Yönetmek

    Günlük hayatta sinirimizi bozan birçok olayla karşılaşırız. Bu tür olaylara uygun tepkiler verildiğinde, öfke gayet normal bir duygudur. Çoğu insan bu durumlarda tepkisini direkt gösterir. Kimisi de tepkisini içine atar ve biriktirir. Stres insan vücuduna girdiği zaman bir şekilde çıkacak yol arar, aynı elektriğin girdikten sonra bedenin bir yerinden çıkması gibi. Günlük hayatta biriktirdiğimiz stres ve kızgınlık da benzer şekilde etki yaratır. Küçük stresler birikir ve bir eşik üstü uyaranlarla karşılaşıldığında dışarı çıkar. Öfke patlaması yaşayan insanların birçoğu olayı tetikleyen etkenden ziyade bu birikmiş öfkeyi yaşarlar. Oysaki öfke uygun ifade edildiğinde, son derece sağlıklı ve doğal bir duygudur. Ancak kontrolden çıkıp da yıkıcı hale dönüşürse iş hayatında, kişisel ilişkilerde ve genel yaşam kalitesinde sorunlara yol açarsa problem olmaya başlar. Pek çok kişisel ve sosyal problemlerin (örneğin, çocuk istismarı, aile içi şiddet, fiziksel ya da sözel saldırganlık, toplumsal şiddet) temelinde öfke vardır.

    Öfke Hangi Rahatsızlıklara Sebep Olur?

    Öfke zaman içerisinde kronik rahatsızlıklara sebep olabilmektedir. Bunlardan en sık rastlanılanlardan biri kalp hastalıklarıdır; birikmiş öfke kalp hızını arttırır, aynı zamanda kalp damarlarında daralma ve kriz etkenidir. Öfkenin sebep olduğu bir diğer rahatsızlık ise hipertansiyondur; öfke damar elastikiyetini bozar, kalıcı hipertansiyon oluşur. Şeker hastalığı da öfke ile tetiklenir; biriken öfke metabolizmayı bozar ve şekeri yükseltir. Öfke ruhsal bozukluklara da sebep olur; birikmiş öfke, depresyon gibi ruhsal bozukluklarla kendini gösterir. Kötü genlerin harekete geçmesini sağlar; hepimizde bazı hastalıkların geni mevcut olabilir. Eğer bu genleri aktifleştirmemeyi başarabilirsek, hastalanmadan hayatımızı sürdürebiliriz. Ama öfkeyi kontrol edememe gibi bir problemimiz varsa bu genlerin ortaya çıkma riski artar. O zaman genetik haritamızda var olan birçok hastalık tetiklenir. Son yıllarda kanserlerin artmasının altında yatan en önemli etken birikmiş öfke ve strestir.

    Öfke Nasıl Kontrol Edilir?

    – Öfke kontrolünü sağlamak ile ilgili yaklaşımlar psikoterapide en çok kullanılan yöntemlerdir. Bu yaklaşımlarda kişinin var olan öfkesini kontrol etmeyi öğrenmesi amaçlanır. Bu tür çalışmalar oldukça yarar sağlar. Bu sebeple öfkenizi kontrol edemediğiniz takdirde mutlaka bir uzmandan yardım alınız.
    – Konuşmadan önce düşünün. Kızgınlıkla istenmeyen sözcükler kullanıp telafisi mümkün olmayan kırgınlıklara sebebiyet verebilirsiniz. Kızgınlık anında bir sonraki sözcüğünüzü söylemeden önce düşüncelerinizi toparlayın.
    – Sakinleştikten sonra karşı tarafa kızgınlığınızı uygun bir dille (agresif olmayan kendinden emin bir tavırla) dile getirin. İçinize atmayın.
    – Öfkelendiğinizi hissettiğinizde kısa bir yürüyüşe çıkın ya da sevilen bir aktivite ile uğraşın. Hareket etmek stresi azaltır, sakinleştirir. 
    – Kendinize mola verin. Eğer stresinizin arttığını ve öfkelenmeye başladığınızı hissederseniz rahatlamak için biraz yalnız kalın. 
    – Sizi sinirlendiren nedene değil, sizi sinirlendiren durumu nasıl çözümleyebileceğinize odaklanın. Kızgınlık hiçbir problemi çözmez, aksine durumu olduğundan daha kötü bir hale getirir. 
    – ‘Sen’ değil ‘ben’ dili kullanın. Karşımızdakini yaptıkları için suçlamak yerine, davranışının size kendinizi nasıl hissettirdiğini vurgulayın. Örneğin “Masayı toplamama hiçbir zaman yardım etmiyorsun” demek yerine “Masayı toplamama yardım etmemen beni üzüyor” demeyi deneyin. Karşımızdakini suçlamak her zaman durumu olduğundan daha gergin bir hale getirir. 
    – Affetmek çok güçlü bir silahtır. Eğer öfkenin ve diğer negatif düşüncelerin pozitif düşüncelerinizin önüne geçmesine izin verirseniz sadece kızgınlığınızın ve haksızlığa uğramışlık duygularının artmasına neden olursunuz. Fakat sizi kızdıran birini affetmeyi başarabilirseniz o zaman beraberce hem yaşanan olaylardan bir ders çıkarabilir hem de aranızdaki ilişkiyi kuvvetlendirebilirsiniz. 
    – Rahatlamaya çalışın. Derin nefes egzersizleri yapın. Gözünüzde güzel bir manzara canlandırın ve orada olduğunuzu hayal edin. Kendi kendinize içinizden sizi rahatlatan bir sözcüğü tekrarlayın; bu dini bir sözcük olabileceği gibi ‘sakin ol, geçecek’ gibi telkin edici bir sözcük de olabilir. Sevdiğiniz bir müzik dinleyin. Duygularınızı dışa vurabileceğiniz bir günlük tutun. Spor yapın. 

  • Çocuklarda Sorumluluk Bilincinin Gelişmesi

    Çocuklarda Sorumluluk Bilincinin Gelişmesi

    Sevgili Anne ve Babalar,

    Sorumluluk duygusu hayatın ilk yıllarından itibaren öğrenilen ve geliştirilebilinen bir beceridir. Çocuklar kendilerine fırsat verildiğinde ve sorumluluk sahibi rol modellerle birlikte büyüdüğünde bu beceriyi kolaylıkla edinebilirler. Sorumluluk anne-babaların zihinlerinde genellikle çocuğun oyuncaklarını toplaması, odasını düzenli tutması ve eşyalarına sahip çıkması ile sınırlandırılmış bir beceri olsa da; aslında sorumluluk bahsedilenlerle birlikte çok daha fazlasını kapsamaktadır. Kaşık tutma becerisi kazanmış bir çocuğun yemeğini kendi kendine yemesi çocuğun aldığı bir sorumluluktur. Yine fırça tutma becerisi gelişmiş bir çocuğun akşam yatmadan önce dişlerini fırçalaması bir sorumluluktur. Karnı doyan bir çocuğun yemek yemek istememesi çocuğun kendi hayatına dair aldığı bir karar, tercih ve sorumluluktur. Kıyafetlerini giyme gayreti içinde olan bir çocuğun çorabını giymek için çabalaması onun aldığı bir sorumluluktur. Bu liste farklı örneklerle uzatılabilir. Görüldüğü gibi çocuğun çabaladığı, öğrenmeye çalıştığı, denediği birçok şey aslında sorumluluk becerilerinin ve dolayısıyla da özgüven becerilerinin birer yapı taşıdır.

    Peki, biz büyükler çocuklarımızın sorumluluk sahibi olmasını ne için istiyoruz? Sorumluluk becerisini bu kadar değerli kılan şey nedir? Sorumluluk duygusu; bazı görevleri yerine getirmekten çok kişinin kendi becerilerini geliştirmesi ve davranışlarının sonuçlarının farkında olması ile ilgilidir. Gelişen becerilerinin kullanılmasına müsaade edilen ve başarılı denemeleri sonucunda tebrik edilen (ödüllendirilen), başarısız denemeleri sonucunda ise azarlanmayan tam tersine cesaretlendirilen çocuklar sorumluluk alma konusunda istekli olurlar. Sorumluluk alabilen çocuklar ise özgüveni daha yüksek, kaygı seviyesi ise daha az olan birey olma yolunda ilerler.

    Peki, biz yetişkinler çocuğun zaten doğuştan getirdiği sorumluluk alma güdüsünü nasıl desteklemeliyiz?

        Öncelikle yapacağımız ilk ve en basit şey çocuğunuzun kendi başına yapabileceği her şeyi ama her şeyi yapması için ona fırsat vermektir. Örneğin, bardaktan su mu içmek istiyor ve siz de bardağı düşürüp kırmasından mı korkuyorsunuz? Plastik bardakla su verin. Döke saça içsin ve bunu deneyerek yaşayarak öğrensin. Ya da daha büyük yaş bir çocuk evi paspaslamak mı istiyor? İzin verin yapsın, sizin gibi yapmasını beklemeyin. Bırakın sadece kendini yeterli hissettin, sizin gözünüzde ona ne kadar inandığınızın, güvendiğinizin ışığını görsün. Ya da 2 çeşit yemekten birini mi tercih ediyor, sebzeyi değil de pilavı mı yiyor? Bırakın tercih edebilme sorumluluğu gelişsin. “Demek bu daha çok seviyor ve bunu tercih ediyorsun, peki bu senin kararın. Aferin” deyin o gün sadece pilav yesin ama kendisinin seçme gücünü hissetsin. İlla sebze yesin diyorsanız bazen pilav seçeneğini çıkarın. Doyduğunda ağzına zorla sokmayın lokmaları. Bu davranış ‘sen doyup doymadığına karar veremezsin, ben senin adına daha iyisini bilirim. Doyduğunu sen değil ben anlarım’ mesajını verir çocuğa. Bırakın aç kalsa bile aldığı sorumluluğun sonuçlarına katlanmayı öğrensin. 5 yaşındaki bir çocuk kendi başına giyinmek mi istiyor? Evet, henüz çok hızlı olmayabilir ancak hızlı giyinmeyi öğrenebilmesi için yeterince deneme yapması gerekmektedir. Eğer anne baba sabredemeyip bu seferde “ben giydireyim” derse o zaman bu becerinin gelişmesi gecikecektir. Ayrıca eğer bir yere geç kalınması söz konusu ise çocuğun hazırlaması için yeterli zaman verildikten sonra geç kalmanın sonucunu çocuğun yaşaması da sorumluluk duygusunun gelişmesi için önemlidir.

        Bu örnekler çoğaltılabilir. Son olarak dikkat edilmesi gereken çocuğa sorumluluk bilinci aşılarken çocuğunuzun gelişim özelliklerini mutlaka inceleyin. 3 yaşındaki bir çocuktan 5 yaşındaki bir çocuğun yapabileceği bir şeyi beklemek, kaş yapayım derken göz çıkarmaya benzer. Bu gibi bir durumda çocuğumuz gelişimsel olarak hazır olmadığı için aldığı görevi yerine getiremeyecek ve bunun sonucunda kendini başarısız, yetersiz hissedecek ve denemekten korkar hale gelecektir. Önce kendine karşı, sonra ailesine ve yakın çevresine karşı, en sonunda da topluma karşı sorumluluk sahibi bireyler yetiştirebilmek ümidiyle…

  • Travma Toplumu ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Travma Toplumu ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Ülkemizde son bir haftadır yaşanan gencecik akademisyen Ceren Damar’ın ve minicik bir çocuk Mertcan’ın öldürülmeleri olayları beni derinden etkilemiş olup, toplum alt yapısının travmalardan geldiğini belirtmek istedim. Bence Türk toplumu “Travma Toplumu” olup, bu travmaların nesilden nesile aktarıldığı, kişinin kendi travmasının da eşlik etmesi ile çoğu zaman herhangi bir psikolojik destek alınmadığından böyle elim olayların yaşanmasına ortam hazırlandığını söyleyebilirim. Peki yaşatılan bu olaylarla travma toplumunun ne alakası var dediğinizi duyar gibiyim? Şöyle açıklayayım; “Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), yaşanan bir travmanın ardından ortaya çıkan, duygusal, düşünsel ve davranışsal birtakım sorunları işaret eder. Travma nedir? Günlük yaşamımızda karşılaştığımız olağan sorunların, stres etmenlerinin dışında olağandışı ve kişinin duygusal dünyasını, ruhsal dünyasını tehdit eden, örseleyen yaşantılardır. Doğal afetler, deprem, sel, yangın veya insan eliyle yaşatılan travmalar. Bunlar nedir? İşkence, fiziksel şiddet, cinsel şiddet gibi olaylardır. TSSB da bu olağan dışı olaya verilen reaksiyon olarak ortaya çıkıyor.”

    Bu reaksiyonlar nelerdir? “İlk anlarda kişi saatlerce konuşmayabilir, iletişim kurmayabilir. Daha sonra iletişim kurduğu dönemde de depresif olduğunu gözlemleyebiliriz. En küçük uyarandan aşırı olarak irkilme tepkisi gösterebilir. Örneğin kapı çalındığında ya da telefon sesi duyduğunda yerinden sıçrar. Uykuları bozulur, uyuyamaz, kabuslar görür.”

    Yaşanan tüm bu olayların çocukluktan kalan, onları besleyen travmalar olabilmesi ise hiç uzak bir ihtimal değildir. “İnsan maalesef çocukluktan başlayarak travmalara maruz kalıyor. Küçük çocuklar da aynı şekilde hem doğal afetlerden hem kendilerine uygulanan cinsel taciz şiddetten olumsuz etkilenirler. Burada travmaya verilen tepki yaşanan travmanın türü, ağırlığı ve yaşayan bireyin yaşı gelişim dönemi psikolojik gelişim dönemine göre değişen şiddetlerde ortaya çıkar. Çocuklar daha ağır yaşar ve etkili bir müdahale görmedikleri ve bir psikolojik destek almadıkları takdirde ağır kişilik bozukluğu geliştirebilirler. Yetişkinlikte bu duygu durum bozukluğunun üzerine depresyon eklenebilir. Hatta madde kullanımı da eklenebilir. Insan eliyle yaşatılan travmalar, doğal afetlerden çok daha fazla bireyleri etkiler. Bunları fiziksel şiddet, cinsel şiddet, işkence ve savaş olarak sıralayabiliriz.”

     

      En önemli görevin çevresindeki özellikle travmatize olmuş bir çocuk ise en yakın bakım verenlere düştüğü söylenebilir. Gözlemci olmalarında fayda var. ”Çevresindeki kişiler travma yaşayan kişiye olayın öncesinde gösterdikleri yakınlığa göre samimi ve içten bir destek verilmeli, kişi özellikle olayın yaşandığı ilk günlerde yalnız bırakılmamalı. Travmaya uğrayan kişi güvenli bir ortamda olduğundan emin olmalı. Tabi adli mercilere başvurulması çok önemli. İnsan eliyle yaşatılmış bir travma ise mutlaka hukuki yollara başvurmalı. Bu adalet duygusunu geliştirmesi ve kişinin hayata bağlanması ve içinde bulunduğu topluma yeniden inanması açısından çok önemli.  Bu kişinin ilk anlardan başlayarak psikolojik destek alması sağlanmalı. Bazı travmalar vardır, örneğin doğal afetler, kaza, yangın gibi kişi kendi kendine atlatabilir, mutlaka her travma yaşayana psikiyatrik tedavi hele de ilaç tedavisi başlanacak diye bir kural yok. Ancak sürecin takip edilmesi önemli.”

     

      Peki böyle bir durumla karşılaştığımız zaman ne yapılmalı? “Kişi yalnız kalmamalı, genel sağlığına dikkat edilmeli, iyi beslenmeli, iyi uyumalı, iyi dinlenmeli. Beyne zararlı maddelere asla yöneltilmemeli. Uyumak için alkole yöneltilmemeli. Böyle bir ihtiyaç varsa doktorla görüşülmeli. Sosyal hayatın içinde olmalı, arkadaşlarıyla daha önce nasıl ilişkiler yürütüyorsa aynı düzende devam etmeli. İşi varsa işine devam etmeli, spor yapmalı ve sosyalleşmeli. Gerekli durumda da psikiyatrik destek almaktan kaçınmamalı.”

     

  • Ebeveynler ve Çocukların Konuşma Dili

    Ebeveynler ve Çocukların Konuşma Dili

    Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir.

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

       Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir. 

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

       Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir. 

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

       Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

       Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir. 

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

       Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir. 

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

       Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir. 

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

       Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir. 

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir. 

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

  • Anne ve Çocuk Arasında Güvenli Bağlanma

    Anne ve Çocuk Arasında Güvenli Bağlanma

    Güvenli bağlanma nedir? Anne ve çocuğun bağlanması nedir?Anne ve çocuk arasında oluşan bu bağ niçin önemlidir? Peki bu bağ kurulursa ne olur, kurulmazsa ne ile karşılaşırız?

    Bağlanma; dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren ihtiyacımız olan en temel duygu güven duygusudur. Yaşamın ilk 2 yılında anne ve çocuk arasındaki bağ, yaşamın sonuna kadar onları ayakta tutabilecek güç olarak görülür. Bundan dolayı güvenli bağlanma çok önemlidir.

    Çocukların kimliklerini oluşturabilmesi, benliklerini tanıyabilmesi ve karakterini zarara uğratacak tehlikelerden koruyabilmesi için en önemli yapı güvenli bağlanma köprüsüdür. Bağlanma, ebeveynin çocuğun ihtiyaçlarına karşı hangi ölçüde duyarlı olduğu ile ilişkilidir. Başka bir ifadeyle 2 yaşına kadar çocuk ile bakım veren kişi arasında gelişen ilişkide, çocuk ve bakım veren kişinin yakınlık arayışı ile kendini gösteren,  özellikle stres durumlarında belirginleşen, tutarlılığı ve sürekliliği olan bir duygusal bağdır. Bebeğin beslenme, sevgi görme, koruma gibi ihtiyaçlarını ertelemeden, zamanında karşılandığı durumlarda çocuğun çevresine karşı güven duygusu gelişecektir.

    Bağlanma Stilleri Nelerdir?

    1. Güvenli Bağlanma: Güvenli bir şekilde anneya bağlanan çocukların  davranışları şöyledir:

    • Bağlanma objesini (anneyi) güvenlik üssü olarak kullanırlar,

    • Yabancı karşısında anneye yönelirler,

    • Ayrılmaya tepkileri kısmen huzursuz olur,

    • Anne ile yakınlık ve teması ararlar,

    • Birleşince kolayca sakinleşirler,

    • Buluşma sonrası keşfe devam ederler.

    1. Kaçınmacı Bağlanma:

    • Çok güvensiz olurlar,

    • Ayrılmaya karşı davranışlarında çelişkiler yaşarlar,

    • Dağınıklıklarını şaşkın yüz ifadesiyle gösterirler,

    • Sakinleşmenin ardından biraz bağıran ve garip donuk bir duruş sergileyen çocuklardır.

    3.Dirençli Bağlanma:

    • Ayrılma öncesi anneye sıkıca yapışırlar,

    • Ayrılmaya yoğun kaygı ve kızgınlık gösterirler,

    • Yabancıyla iletişimi reddederler,

    • Yeniden birleşmeden sonra kolayca sakinleşmezler. (Kızgınlık, direnç, vurma, itme vs.)

    4.Karışık Bağlanma: Hepsinden özellik gösterirler. 

        Bağlanma stilleri anne ve çocuğun ilişkisine bağlı şekillenmektedir. İstenilen bağ kurma şekli ise; güvenli bağlanmadır. Peki güvenli bağlanma yaşamın diğer zamanlarında olmaz mı?  Tabiki de olur, ama çocuğun yaşı ne kadar küçükse o kadar tolere etmesi, kabullenmesi hızlı olur. 

       Yaşam boyu güvenli bağlanma olmadığında çocuk; yetişkinlikte ilişki kurmakta veya sürdürmekte zorlanabilir, kendine güvenemeyebilir, kendini güvende hissedemeyebilir, stres veya kriz yönetiminde sıkıntı yaşabilir, duygularını rahatça ifade edemeyebilirler gibi tüm hayatı etkiliyen durumlarla karşı karşıya gelebilir. Bu sebeple anne karnında çocuğun bağlanması başlar ve 2 yaşına kadar devam eder. Unutmamalısız ki bu süreçte sağlıklı bir birey yetiştirmek için sabır ve suküneti elden bırakmamak gerekir.

    Güvenli bağlanma nedir? Anne ve çocuğun bağlanması nedir?Anne ve çocuk arasında oluşan bu bağ niçin önemlidir? Peki bu bağ kurulursa ne olur, kurulmazsa ne ile karşılaşırız?

       Bağlanma; dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren ihtiyacımız olan en temel duygu güven duygusudur. Yaşamın ilk 2 yılında anne ve çocuk arasındaki bağ, yaşamın sonuna kadar onları ayakta tutabilecek güç olarak görülür.  Bundan dolayı güvenli bağlanma çok önemlidir. 

        Çocukların kimliklerini oluşturabilmesi, benliklerini tanıyabilmesi ve karakterini zarara uğratacak tehlikelerden koruyabilmesi için en önemli yapı güvenli bağlanma köprüsüdür. Bağlanma, ebeveynin çocuğun ihtiyaçlarına karşı hangi ölçüde duyarlı olduğu ile ilişkilidir. Başka bir ifadeyle 2 yaşına kadar çocuk ile bakım veren kişi arasında gelişen ilişkide, çocuk ve bakım veren kişinin yakınlık arayışı ile kendini gösteren,  özellikle stres durumlarında belirginleşen, tutarlılığı ve sürekliliği olan bir duygusal bağdır. Bebeğin beslenme, sevgi görme, koruma gibi ihtiyaçlarını ertelemeden, zamanında karşılandığı durumlarda çocuğun çevresine karşı güven duygusu gelişecektir.

    Bağlanma Stilleri Nelerdir?

    1. Güvenli Bağlanma: Güvenli bir şekilde anneya bağlanan çocukların  davranışları şöyledir:

    • Bağlanma objesini (anneyi) güvenlik üssü olarak kullanırlar,

    • Yabancı karşısında anneye yönelirler,

    • Ayrılmaya tepkileri kısmen huzursuz olur,

    • Anne ile yakınlık ve teması ararlar,

    • Birleşince kolayca sakinleşirler,

    • Buluşma sonrası keşfe devam ederler.

    1. Kaçınmacı Bağlanma:

    • Çok güvensiz olurlar,

    • Ayrılmaya karşı davranışlarında çelişkiler yaşarlar,

    • Dağınıklıklarını şaşkın yüz ifadesiyle gösterirler,

    • Sakinleşmenin ardından biraz bağıran ve garip donuk bir duruş sergileyen çocuklardır.

    3.Dirençli Bağlanma:

    • Ayrılma öncesi anneye sıkıca yapışırlar,

    • Ayrılmaya yoğun kaygı ve kızgınlık gösterirler,

    • Yabancıyla iletişimi reddederler,

    • Yeniden birleşmeden sonra kolayca sakinleşmezler. (Kızgınlık, direnç, vurma, itme vs.)

    4.Karışık Bağlanma: Hepsinden özellik gösterirler. 

        Bağlanma stilleri anne ve çocuğun ilişkisine bağlı şekillenmektedir. İstenilen bağ kurma şekli ise; güvenli bağlanmadır. Peki güvenli bağlanma yaşamın diğer zamanlarında olmaz mı?  Tabiki de olur, ama çocuğun yaşı ne kadar küçükse o kadar tolere etmesi, kabullenmesi hızlı olur. 

       Yaşam boyu güvenli bağlanma olmadığında çocuk; yetişkinlikte ilişki kurmakta veya sürdürmekte zorlanabilir, kendine güvenemeyebilir, kendini güvende hissedemeyebilir, stres veya kriz yönetiminde sıkıntı yaşabilir, duygularını rahatça ifade edemeyebilirler gibi tüm hayatı etkiliyen durumlarla karşı karşıya gelebilir. Bu sebeple anne karnında çocuğun bağlanması başlar ve 2 yaşına kadar devam eder. Unutmamalısız ki bu süreçte sağlıklı bir birey yetiştirmek için sabır ve suküneti elden bırakmamak gerekir.

    Güvenli bağlanma nedir? Anne ve çocuğun bağlanması nedir?Anne ve çocuk arasında oluşan bu bağ niçin önemlidir? Peki bu bağ kurulursa ne olur, kurulmazsa ne ile karşılaşırız?

       Bağlanma; dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren ihtiyacımız olan en temel duygu güven duygusudur. Yaşamın ilk 2 yılında anne ve çocuk arasındaki bağ, yaşamın sonuna kadar onları ayakta tutabilecek güç olarak görülür.  Bundan dolayı güvenli bağlanma çok önemlidir. 

        Çocukların kimliklerini oluşturabilmesi, benliklerini tanıyabilmesi ve karakterini zarara uğratacak tehlikelerden koruyabilmesi için en önemli yapı güvenli bağlanma köprüsüdür. Bağlanma, ebeveynin çocuğun ihtiyaçlarına karşı hangi ölçüde duyarlı olduğu ile ilişkilidir. Başka bir ifadeyle 2 yaşına kadar çocuk ile bakım veren kişi arasında gelişen ilişkide, çocuk ve bakım veren kişinin yakınlık arayışı ile kendini gösteren,  özellikle stres durumlarında belirginleşen, tutarlılığı ve sürekliliği olan bir duygusal bağdır. Bebeğin beslenme, sevgi görme, koruma gibi ihtiyaçlarını ertelemeden, zamanında karşılandığı durumlarda çocuğun çevresine karşı güven duygusu gelişecektir.

    Bağlanma Stilleri Nelerdir?

    1. Güvenli Bağlanma: Güvenli bir şekilde anneya bağlanan çocukların  davranışları şöyledir:

    • Bağlanma objesini (anneyi) güvenlik üssü olarak kullanırlar,

    • Yabancı karşısında anneye yönelirler,

    • Ayrılmaya tepkileri kısmen huzursuz olur,

    • Anne ile yakınlık ve teması ararlar,

    • Birleşince kolayca sakinleşirler,

    • Buluşma sonrası keşfe devam ederler.

    1. Kaçınmacı Bağlanma:

    • Çok güvensiz olurlar,

    • Ayrılmaya karşı davranışlarında çelişkiler yaşarlar,

    • Dağınıklıklarını şaşkın yüz ifadesiyle gösterirler,

    • Sakinleşmenin ardından biraz bağıran ve garip donuk bir duruş sergileyen çocuklardır.

    3.Dirençli Bağlanma:

    • Ayrılma öncesi anneye sıkıca yapışırlar,

    • Ayrılmaya yoğun kaygı ve kızgınlık gösterirler,

    • Yabancıyla iletişimi reddederler,

    • Yeniden birleşmeden sonra kolayca sakinleşmezler. (Kızgınlık, direnç, vurma, itme vs.)

    4.Karışık Bağlanma: Hepsinden özellik gösterirler. 

        Bağlanma stilleri anne ve çocuğun ilişkisine bağlı şekillenmektedir. İstenilen bağ kurma şekli ise; güvenli bağlanmadır. Peki güvenli bağlanma yaşamın diğer zamanlarında olmaz mı?  Tabiki de olur, ama çocuğun yaşı ne kadar küçükse o kadar tolere etmesi, kabullenmesi hızlı olur. 

       Yaşam boyu güvenli bağlanma olmadığında çocuk; yetişkinlikte ilişki kurmakta veya sürdürmekte zorlanabilir, kendine güvenemeyebilir, kendini güvende hissedemeyebilir, stres veya kriz yönetiminde sıkıntı yaşabilir, duygularını rahatça ifade edemeyebilirler gibi tüm hayatı etkiliyen durumlarla karşı karşıya gelebilir. Bu sebeple anne karnında çocuğun bağlanması başlar ve 2 yaşına kadar devam eder. Unutmamalısız ki bu süreçte sağlıklı bir birey yetiştirmek için sabır ve suküneti elden bırakmamak gerekir.

    Güvenli bağlanma nedir? Anne ve çocuğun bağlanması nedir?Anne ve çocuk arasında oluşan bu bağ niçin önemlidir? Peki bu bağ kurulursa ne olur, kurulmazsa ne ile karşılaşırız?

       Bağlanma; dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren ihtiyacımız olan en temel duygu güven duygusudur. Yaşamın ilk 2 yılında anne ve çocuk arasındaki bağ, yaşamın sonuna kadar onları ayakta tutabilecek güç olarak görülür.  Bundan dolayı güvenli bağlanma çok önemlidir. 

        Çocukların kimliklerini oluşturabilmesi, benliklerini tanıyabilmesi ve karakterini zarara uğratacak tehlikelerden koruyabilmesi için en önemli yapı güvenli bağlanma köprüsüdür. Bağlanma, ebeveynin çocuğun ihtiyaçlarına karşı hangi ölçüde duyarlı olduğu ile ilişkilidir. Başka bir ifadeyle 2 yaşına kadar çocuk ile bakım veren kişi arasında gelişen ilişkide, çocuk ve bakım veren kişinin yakınlık arayışı ile kendini gösteren,  özellikle stres durumlarında belirginleşen, tutarlılığı ve sürekliliği olan bir duygusal bağdır. Bebeğin beslenme, sevgi görme, koruma gibi ihtiyaçlarını ertelemeden, zamanında karşılandığı durumlarda çocuğun çevresine karşı güven duygusu gelişecektir.

    Bağlanma Stilleri Nelerdir?

    1. Güvenli Bağlanma: Güvenli bir şekilde anneya bağlanan çocukların  davranışları şöyledir:

    • Bağlanma objesini (anneyi) güvenlik üssü olarak kullanırlar,

    • Yabancı karşısında anneye yönelirler,

    • Ayrılmaya tepkileri kısmen huzursuz olur,

    • Anne ile yakınlık ve teması ararlar,

    • Birleşince kolayca sakinleşirler,

    • Buluşma sonrası keşfe devam ederler.

    1. Kaçınmacı Bağlanma:

    • Çok güvensiz olurlar,

    • Ayrılmaya karşı davranışlarında çelişkiler yaşarlar,

    • Dağınıklıklarını şaşkın yüz ifadesiyle gösterirler,

    • Sakinleşmenin ardından biraz bağıran ve garip donuk bir duruş sergileyen çocuklardır.

    3.Dirençli Bağlanma:

    • Ayrılma öncesi anneye sıkıca yapışırlar,

    • Ayrılmaya yoğun kaygı ve kızgınlık gösterirler,

    • Yabancıyla iletişimi reddederler,

    • Yeniden birleşmeden sonra kolayca sakinleşmezler. (Kızgınlık, direnç, vurma, itme vs.)

    4.Karışık Bağlanma: Hepsinden özellik gösterirler. 

        Bağlanma stilleri anne ve çocuğun ilişkisine bağlı şekillenmektedir. İstenilen bağ kurma şekli ise; güvenli bağlanmadır. Peki güvenli bağlanma yaşamın diğer zamanlarında olmaz mı?  Tabiki de olur, ama çocuğun yaşı ne kadar küçükse o kadar tolere etmesi, kabullenmesi hızlı olur. 

       Yaşam boyu güvenli bağlanma olmadığında çocuk; yetişkinlikte ilişki kurmakta veya sürdürmekte zorlanabilir, kendine güvenemeyebilir, kendini güvende hissedemeyebilir, stres veya kriz yönetiminde sıkıntı yaşabilir, duygularını rahatça ifade edemeyebilirler gibi tüm hayatı etkiliyen durumlarla karşı karşıya gelebilir. Bu sebeple anne karnında çocuğun bağlanması başlar ve 2 yaşına kadar devam eder. Unutmamalısız ki bu süreçte sağlıklı bir birey yetiştirmek için sabır ve suküneti elden bırakmamak gerekir.

  • Çocuklarda Gelişim Evreleri

    Çocuklarda Gelişim Evreleri

    İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir.

    Bebeklik Dönemi (0-2)

    Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

    Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir. 

       İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir. 

    Bebeklik Dönemi (0-2)

         Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda  ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

        Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir. 

       İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir. 

    Bebeklik Dönemi (0-2)

         Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda  ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

        Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir. 

       İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir. 

    Bebeklik Dönemi (0-2)

         Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda  ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

        Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir.