Etiket: Tek

  • YUMURTALIK (OVER) KİSTLERİ

    YUMURTALIK (OVER) KİSTLERİ

    Overler (yumurtalıklar), kadınlarda uterusun(rahim) iki yanında ve karın içerisinde yer alan, oval görünümde iki adet organdır. Üreme çağı boyunca kadınlarda her ay yumurta gelişimi ve hormon üretiminden sorumludurlar. Bu organların yanında ya da üzerinde genelde içi sıvı dolu keseler şeklinde oluşan yapılara over(yumurtalık) kisti denir.

    Kadınların çoğunda üreme çağı boyunca over kistleri görülebilir. Bu kistlerin çoğu küçük, zararsızdır ve hiçbir belirtiye yol açmadan kendiliğinden yok olurlar.

    Over kistlerinin çeşitleri nelerdir?

    En sık görülen over kistleri, Fonksiyonel Over Kistleridir. Bunlar, Folikül kistleri ve Corpus Luteum kistleridir.

    Fonksiyonel Over Kistleri

    1)Follikül Kistleri: Her ay yumurtalıklardan bir tanesinde, Follikül denilen, içerisinde yumurta bulunan kist benzeri bir yapı büyümeye başlar. Bu yapı aynı zamanda Östrojen ve Progesteron denilen hormonları üretir. Ayın ortasında follikülün zarı parçalanarak yumurta atılır. Yumurtlama (ovulasyon) denilen bu olaydan sonra yumurta tüpler yoluyla yakalanır ve rahim içerisine doğru taşınmaya başlanır. Bu esnada sperm ile karşılaşırsa döllenir ve gebelik başlar. Sperm ile karşılaşmayan yumurta ise rahim içerisine taşınarak canlılığını yitirir ve adet kanaması ile atılır.

    Ayın ortasındaki dönemde follikül zarı parçalanmazsa yumurtlama olmaz ve follikül büyümeye devam eder. Bu oluşan kist, Follikül kistidir.

    2)Corpus Luteum Kistleri: Normalde follikül zarı parçalanarak yumurtlama olayı gerçekleştikten sonra, follikül küçülmeye başlar. Eğer follikül tekrar büyür ve sıvı ile dolmaya devam ederse oluşan kist Corpus Luteum kistidir.

    Yumurtlama tedavisi için kullanılan Klomifen sitrat içeren ilaçlar, Corpus Luteum kistleri oluşumuna neden olabilirler. Bu kistlerin oluşumu gebeliğin oluşumunu engellemediği gibi, zarar da vermez.

    Diğer Kistler:

    1)Dermoid Kist: Bu kistlerin içerisinde, saç, kemik, yağ dokusu gibi değişik dokular bulunabilir.

    2)Kistadenom: Bu kistler yumurtalıkların dış yüzünü döşeyen hücrelerden oluşurlar. Bu kistlerin içinde su gibi veya daha koyu jel kıvamında sıvı doludur.

    3)Endometrioma: Rahim içerisini döşeyen endometrium denilen doku, yumurtalıklar üzerinde yerleşerek kistik bir yapı oluşturur. Bu kistlerin içinde koyu kahverenkli ve yoğun kıvamlı, erimiş çikolata benzeri bir sıvı bulunduğundan bu kistlere Çikolata Kisti de denilmektedir.

    4)Polikistik Over: Yumurta olgun hale gelip follikülden atılamadığında, biraz küçülerek yumurtalık yüzeyinin hemen altında yerleşerek varlığını devam ettirir. Birçok küçük kist yan yana ’inci dizisi gibi’ yumurtalık yüzeyinin altında sıralanır.

    Over kistlerinin belirtileri nelerdir?

    • Adet düzensizliği
    • Karın alt bölgesinde devamlı veya aralıklı olarak bel ve bacak üst bölgesine yayılabilen ağrı
    • Adet dönemi başlamadan veya bitmeden hemen önce karın alt bölgesinde ağrı
    • Cinsel birliktelik esnasında ağrı
    • Bağırsak hareketlerinde ağrı ve barsaklarda baskı hissi
    • İdrar yaparken baskı hissi ve idrarın tam boşaltılamaması
    • Bulantı ve kusma
    • Memelerde hassasiyet

    Fonksiyonel over kistleri, genellikle zararsızdır, nadiren ağrıya neden olurlar ve sıklıkla kendiliğinden yok olurlar.

    Dermoid kistler ve kistadenomlar, büyük boyutlara erişerek ağrıya ve yumurtalığın kendi etrafında dönerek ağrılı bir tablo olan ‘Over Torsiyonu’na neden olabilirler.

    Endometriomalar, adet dönemleri ve cinsel birliktelik esnasında ağrılara neden olabilirler.

    Polikistik Overler, adet düzensizliği, kıllanma artışı, akneler, obesite ve gebe kalamama şikayetleri ile birlikte olduğunda Polikistik Over Sendromu adında bir klinik tabloyu oluştururlr.

    Over kistleri nasıl teşhis edilir?

    Jinekolojik muayene: Genellikle rutin jinekolojik muayenelerde over kistleri teşhis edilebilir. Over kistleri teşhis edildikten sonra yapılacak testler tanıyı güçlendirirken tedavi konusunda da plan yapmılmasına yardım ederler.

    Ultrasonografi ve Doppler: Bu yöntem ile kistin şekli, büyüklüğü, bulunduğu yer ve kistin içeriği ( sıvı veya katı) hakkında bilgi sahibi olunabilir. Doppler testi de kistlerin kan akımını ölçerek selim veya habis olduğu hakkında karar verilmesine yardım eder.

    Bilgisayarlı tomografi ve MR: Ultrasonografi ile tam karar verilemediğinde ileri tetkik için bu yöntemler uygulanabilir.

    Gebelik testi: Bu test ile gebelik olup olmadığı anlaşılır.

    Hormon testleri: Hormon değişiklikleri belirtileri varsa, hormon testleri de yapılmalıdır.

    Tümör markerleri: 35 yaşın üzerinde, kendiliğinden geçmeyen, kısmen veya tamamen katı içerikli ve over kanser riski yüksek olan hastalarda kan testi ile tümör markerleri bakılır. CA-125 en sıklıkla araştırılan markerdir. CA-125 değerinin myomlar, enfeksiyonlar, endometrioma gibi selim durumlarda da yükselebildiği unutulmamalıdır. Bu nedenle şüpheli klinik durumlarda Doppler USG, MR gibi ileri tetkiklerle birlikte değerlendirilmelidir.

    Over kistleri hangi acil durumlara neden olabilirler?

    Over torsiyonu: Büyük boyutlara ulaşmış kistler, overin kendi etrafında dönerek kan akımının bozulmasına ve çok ağrılı bir tabloya neden olabilirler. Acil ameliyat edilmezse, overin kan akımı durduğu için dokular hasara uğrayabilir veye ölebilir. Böyle bir durumda over dokusu çıkartılmak zorunda kalınabilir.

    Kist ruptürü(patlaması): Çok nadir görülen bu durum, karın içi kanama ile çok şiddetli karın ağrısına, tansiyon düşmesi, çarpıntı, terleme, bayılma hissine neden olabilir. Acil ameliyat edilerek, hayati tehdit önlenir.

    Over kistleri nasıl tedavi edilir?

    Over kistlerinin tedavisi, hastanın yaşına, klinik şikayetlerine, kistin büyüklüğüne ve yapısına göre değişir.

    Klinik takip: Hasta doğurganlık çağında, şikayeti yok, kist sıvı dolu ve 5 cm çapın altında ise 1 ile 3 ay arasında takip edilebilir. Genellikle bu kistler kendiliğinden kaybolacaktır.

    Doğum kontrol hapları: Eğer fonksiyonel kistler takip ile geçmemiş ise doğum kontrol hapları ile yumurtlama bir süre baskılanarak tedavi edilebilir.

    Cerrahi tedavi: Hasta menopozda ise over kanseri riski olduğundan operasyon seçeneği düşünülmelidir

    Yine birkaç ay izlendiği halde kaybolmayan, giderek büyüyen, ultrasonografide şüpheli görünüm veren ve ağrılara neden olan kistler için cerrahi tedavi önerilir.

    Cerrahi tedavide iki seçenek vardır.

    1) Laparaskopi: Kist 5 cm ve daha küçük ve selim görünümlü ise laparaskopi ile ameliyat edilebilir.Genel anestezi altında, göbek altına ve kasık bölgelerine yapılan 1-2 cm kesilerle karın içerisine yerleştirilen kamera ve aletlerle yapılır.

    2) Laparatomi: Kist büyük ve kanser olma olasılığı mevcut ise laparatomi tercih edilir. Genel anestezi altında daha geniş kesi ile karın açılarak ameliyat yapılır. Kanser şüphesi olan kistlerde, ameliyat esnasında acil patalojik değerlendirme (frozen section) ile ameliyatın nasıl yapılacağına karar verilir.

    Selim kistlerde eğer mümkünse yalnızca kist çıkartılmaya çalışılır. Bazen kist yumurtalığın tamamını kaplamış ise yumurtalık da kist ile birlikte çıkartılabilir. Eğer bir yumurtalık çıkartılırsa, diğer over onun da görevini üstlenerek aynı hormon salınımına devam eder. Böylece normal menopoz zamanına kadar normal adet düzeni ve doğurganlık devam etmiş olur..

  • Polikistik Over Sendromu

    Polikistik Over Sendromu

    PCOS-Giriş

    Polikistik over sendromu (PCOS), üreme çağında olan kadınlar arasında en sık rastlanan endokrin sistem bozukluğudur. PCOS olan kadınlarda, ultrasonografide yumurtalıklar geniştir ve içinde sıvı  ihtiva eden küçük folloküller izlenir. PCOS tanısı konulan kadınlarda adetlerde düzensizlik, kıllanma, akne ve obesite gibi belirtiler görülür.

    PCOS’un gerçek nedeni bilinmemekle beraber genetik faktörlerin etkili olduğu düşünülüyor.

    Erken tanı konulması ve tedaviye erken başlanması ile uzun süreden sonra ortaya çıkabilecek olan ve hastalığın geç komplikasyonları olarak bilinen kalp hastalığı, Tip 2  diabet gibi komplikasyonlara karşı önlem alınmış olur.

    PCOS – Semptomları

    PCOS’da hormanal değişiklik ilk adetten sonra başlar ve kilo alımı arttıkça daha belirgin hale geçer.

    PCOS’da en sık görülen belirtiler:

    -Adet düzensizliği; adetler çok sık ya da seyrek olabilir.

    -Kıllanma: Yüzde, göğüste, sırtta, karında kıllanma artarken, saçlı deride erkek tipi saç dökülmesi (androjenik alopesi) izlenir. Bu durum erkeklik hormonu olarak bilinen androjen hormonlarının yükselmesi nedeniyle ortaya çıkar. Ayrıca, ciltte yağlanma artar ve akneler görülür.

    PCOS- Komplikasyonları

    -İnsulin rezistansı ortaya çıkar ve kanda insülin seviyesini çok yükselir; bu duruma hiperinsülinemi adı verilir. Gebelikte gestational diabete neden olabilir ve kan basıncı da  yükselebilir.

    -Obesite ve insülin resistansı, özellikle geceleri nefes darlığına, depresyona neden olabilir.

    -Yumurtlama bozukluğu, gebelikte düşük tehdidi gibi fertilite ile ilgili problemlere neden olabilir.

    -Tip 2 diabet

    – Yüksek kan basıncı.

    – İyi kolesterol olarak bilinen HDL kolesterol de düşme ve trigliseridlerde yükselmeye neden olarak karaciğerde yağlanmaya zemin hazırlar.

    -Yumurtalama olmaması ya da çok seyrek yumurtlama olması nedeniyle kanda artan yüksek östrojen seviyeleri zamanla endometrium kanserine ve anormal uterin kanamalara neden olabilir.

    PCOS- Tanı:

    PCOS için belirgin bir test yoktur. İyi bir medikal anamnez alındıktan sonra fizik ve pelvik muayene, ultrasonografi, prolaktin, testesteron, kolesterol, trigliserid, troid hormonları, böbrek üstü bezi hormonları (DHEA-S veya 17 hidroksiprogesteron), glukoz yükleme testi ve insülin seviyesi gibi değerlere bakılarak PCOS  teşhisi kesinleştirilir. Vajinal ultrasound ile büyümüş overler ve overlerin etrafında dizilmiş çok sayıda 6-8mm çapında folliküller izlenebilir, bazı durumlarda laporoskopi ile de polikistik büyük çaplı overler görülebilir.

    PCOS -Tedavisi:

    PCOS hiçbir zaman tam olarak tedavi edilemez, fakat hastalığın semptomları tedavi edilebilir. PCOS’da geç komplikasyonlar olan infertilite, şeker hastalığı, kalp hastalığı, endometrium kanseri gibi riskleri en aza indirebilmek için daima hastalar kontrol altında tutulmalıdır. Düzenli diyet yaparak obesite kontrolü, sigara içilmemesi tedavide en çok dikkat edilmesi gereken konulardır.

    Yumurtlamanın düzenli olması için öncelikle ağırlık kaybı ile ideal kiloya inmek çok önemlidir, buna rağmen adetler düzelmiyorsa, ovulasyonu sağlamak için doğum kontrol ilaçları, gerekirse metformin veya klomifen gibi medikal tedavilere başvurulabilir. Kıllanma (hirsutismus), akne gibi durumlar, adet düzensizliği ve endometrium kalınlığı içinde uygun hormonlar ihtiva eden doğum kontrol hapları ile tedavi edilebilir.

    Sonuç olarak PCOS toplumda üreme çağında genç  kadınlarda çok sık rastlanan bir durum olduğundan, bu hastalığa bağlı riskleri önleyebilmek için çok düzenli doktor kontrolü (check-up) yapılması çok önemlidir. Böylece PCOS’na bağlı geç komplikasyonlar olarak karşımıza çıkması beklenen yüksek kolesterol, rahim kanseri, kalp hastalığı, yüksek tansiyon ve şeker hastalığı riskleri en düşük seviyeye indirilmiş olur.

    Makale yazım tarihi: 10.06.2016

  • GEBELİKTE TİİROİD BEZİ HASTALIKLARI

    GEBELİKTE TİİROİD BEZİ HASTALIKLARI

       Tiroid hastalıkları yönünden ülkemiz endemik bir bölgedir.Özellikle karadenizli ve karadeniz kökenlilerde  bu hastalık daha sık görülür.Tiroid bezi gırtlağın hemen altında bulunur.Çeşitli sebeplerle büyürse ”Guatr”ismini alır.Guatrın ülkemizde sık görülmesinin en sık nedeni iyot maddesinden eksik beslenmedir.İyot tiroid bezinin çalışması için gereklidir.Vücutta iyot azaldığında tiroid bezi iyodu tutabilmek için büyür.Büyüdüğü için de yeterli hormonu salgılar ve vücutta tiroid hormonu eksikliği görülmez.Tedavisi iyotttan zengin beslenmektir.İyotlu tuzlar önerilir.Kara lahana ,mısır ekmeği gibi tiroid bezini büyüten gıdalar yasaklanır.
      Hipotiroidi tiroid bezinin az çalışmasıdır.Kabızlık, ciltte kuruma,saç dökülmesi,uykuya eğilim,kilo alma gibi belirtileri vardır.Gebelikte tiroid bezinin çalışmaması ve tedavi edilmemesiyle bebekte kretenizm denen zeka geriliğinin ön planda olduğu bir hastalık ortaya çıkar.Bu sebeple ilk muayenede tiroid testleri istenir.Teşhis konursa biran önce tedaviye başlanır.Çünkü çoğu insan tiroid hastası  olduğunu bilmeden yaşar.Bazen de otoimmün sebepli Hashimoto tiroiditi denen bir hastalıkla karşılaşılır.Bu hastalıkta tiroid bezi ultrasonda süngersi bir görünüm arzeder.Ömür boyu tiroid ilacı kullanılması gereken durum budur.
      Hipertiroidi ise tiroid bezinin çok çalışmasıdır.Ciltte aşırı terleme,çarpıntı, kilo kaybına sebep olur.Bebeğe bir zararı yoktur.Yalnız bu belirtiler annenin yaşam kalitesini bozarsa ilaç başlamak gerekir.
       Tiroid bezinde kitle saptanması durumunda gebelikte de biopsi alınır ve incelemeye gönderilir.

  • VAGİNİSMUS

    VAGİNİSMUS

           Vaginismus.Özetle ilşkiye girememe.
           Türkiye’de bu konuda yapılmış sağlıklı bir istatistik yoktur.Dünyadaki istatistikler de ülkemizi yansıtamayacağı için burada yazmayı uygun görmedim çünkü batı ülkelerindeki cinsel özgürlük kavramı bu hastalığın görülmesini önemli ölçüde azaltır.Kapalı doğu toplumlarında bu oran yüksektir.Mesleki tecrübelerimle söyleyebileceğim ,yüz çiftten ortalama 3 ünde görüldüğüdür.
         Vaginanın ön üçte birlik kısmına ait kaslar istemsiz olarak kasılır.Penisin vaginaya girmesine izin vermez.Eşini itme,bacaklarını kapatma,titreme,kasılma şeklinde tepki veren kadına önceleri anlayış gösteren koca, bir süre sonra bu duruma kızmaya, isyan etmeye başlar.Sevilmediğini zanneder.Eşini suçlar.İşin içine ailelerin de karışmasıyla olaylar iyice büyür.Kadın kendini yetersiz,suçlu hisseder.Eşini ne kadar sevse de ilşkiye girmekten şiddetle korkar.Geçmişte yaşadığı taciz veya tecavüz, aile büyüklerinden duyduğu abartılı ilk gece hikayeleri alt benliğine yerleşmiştir.Bu korkuları yerinden söküp atamaz.Bu durumu da kimseyle paylaşamaz.
        Küçük şehirlerde yaşayanlar, doktora gitme şansını yakalayamayan çiftler yıllarca böyle yaşar.İlişkiye girmeyi denemekten bir süre sonra vazgeçerler.Şans eseri gebe kalanlar ise sezeryanla bebek sahibi olabilirler.En azından toplum baskısından kurtularak durumlarını daha rahat gizlerler.
       Yanlış ellerde tedavi olmaya çalışanlar ise yıllarca düzelmeyi beklerken başka problemlerle karşılaşırlar.Bir doktor arkadaşım vaginismus şikayeti sebebiyle ilişki öncesi gevşemek için biraz alkol alması önerilen bir kadının alkolik olduğunu ve eşinin ilişkiden vazgeçip bu sorunu çözmek için uğraştığını acıyla anlatmıştı.
       Kızlık zarının çıkarılmasıyla tedavi olacağını zannedenlerin hayal kırıklığı da büyük olmaktadır.Kızlık zarı iki sebepten çıkarılır.Birinci sebep gerçekten ilişkiye müsade etmeyecek kadar kalın ve kapalı kızlık zarları.İkinci sebep alt benliğinde kızlık zarının ilişkiye engel olduğu fikrini sabitlemiş olanlar.
       Cinsel işlev bozukluklarına ait pekçok merkezde psikolog ve psikiyatristler 8-10 seansta eşle beraber tedavileri başarıyla gerçekleştirmektedirler.Psikoterapi ile alt benlikteki korkulardan kurtulduktan sonra, ön sevişmenin uzatılması,masajlar,parmak egzersizleri, kegel egzersizleri ile vaginal kaslara hakimiyet, nefes egzersizleri ile bu büyük sorundan kurtulmak mümkün olmaktadır.
       Cinsel hayatın düzelmesiyle pekçok çift yuvasını yıkılmaktan kurtarmakta, çocuk sahibi olmakta, en önemlisi evliliğin önemli bir kısmı olan cinselliği yaşayarak mutlu olmaktadır.

  • Doğurganlık – Fertilite

    Doğurganlık – Fertilite

    Kadınlarda doğurganlık, gebe kalabilme ve bebek sahibi olabilmektir. Bir kadında doğurganlık13 yaş civarında adetlerin başlamasıyla başlar ve genellikle bu 45 yaş civarında sonlanır. Fakat potansiyel olarak doğurganlık yaklaşık 51 yaş civarına dek yani menapoza kadar sürer.

    Kız çocuğunun anne karnında 5 aylıkken sahip olduğu yumurta sayısı yaklaşık 6-7 milyondur, bu sayı doğumda 1-2 milyona düşer, çocukluk çağında yavaş yavaş azalarak ergenlik döneminden itibaren ayda bir yumurta yumurtlamak suretiyle bu azalma menopoza kadar aylık ortalama 350-400 yumurta harcayarak devam eder. Bu yumurtalar  yumurtalıklar içerisinde follikül denen içi sıvı ile dolu boşluklarda saklanırlar. Küçük kız doğurganlık çağına girdiğinde aylık menstrual sikluslar (adet) başlar. Her siklus sırasında yumurtalık bir yumurta geliştirir. Nadiren birden çokta olabilir. Bu yumurta erkekten gelen sperm hücresi ile birleşirse gebelik oluşur.

    Yumurta hücresinin gelişimi beyinde hipotalamus ve hipofiz denen bölgelerden ve yumurtalıklardan  salgılanan bazı hormonların ve kimyasalların ince dengesine bağlıdır.

    Erkekte doğurganlık. Kadını hamile bırakabilme yetisi anlamına gelir. Bunu sağlayabilmek için. Erkeğin üreme sisteminin sperm üretebilme ve depolayabilmesi ayrıca depolanan  bu spermlerin vucut dışına taşınabilmesi gereklidir. 

    Kadının hayatı boyunca üreteceği yumurta hücreleriyle doğmasına karşın erkek hayatı boyunca sürekli yeni sperm üretebilme yeteneğine sahiptir. Erkek. Puberteye  eriştikten sonra . sperm depoları yaklaşık her 72 günde bir yenilenmektedir.

    Fertilizasyon: Sperm ve ovumun birleşmek üzere biraraya gelmesi

    Konsepsiyon:  Gebeliğin oluşması (döllenme)

    Gebelik: Ovum ve spermin birleşmesinden sonra. Kadın üreme sisteminde embriyo veya fetusun gelişmesi.

    İnsanlar hayata tek bir hücre, döllenmiş yumurta ya da zigot olarak başlarlar. Bu hücrelerin herbirinin çekirdekciklerinde DNA  denilen (deoxyribonucleic acid) ve biraraya gelerek genleri oluşturan bilgi kodları vardır. Bu genler’de kromozomlar olarak adlandırılan yapıları oluştururlar.

    Bir insan zigotu 23 çiftten oluşan 46 adet kromozom içerir. Bunların yarısı babadan diğer yarısı ise anneden gelir.

    DNA bilgi ile depolu olması yanında kendini kopyalama yeteneğine de sahiptir. Bu kopyalama yeteneği olmaksızın hücreler çoğalamazlar ve bilgileri kuşaklar boyunca iletemezler.

    Sigara

    Sigara kadınlarda fertiliteyi düşürebilir. Pasif içicilik de aynı şekilde etki eder.  Sigara içimi ile alınan nikotin, yumurtalıklardaki hücreleri etkileyerek, kadının yumurtasının genetik anomalilere daha fazla eğilimli olmasına neden oluyor. Nikotin, yumurta hücrelerini bozmasının yanında menopozun beklenenden erken gelmesine de yol açabiliyor. Menopoz öncesinde de sigara içen kadınların yumurtalıkları sağlıklı yumurtalar üretmeye direnç gösterir hale gelir. Sigara kullanımı doğal gebe kalmayı zorlaştırırken, düşükleri hızlandırır. Gebelikte sigara ve alkol kullanan kadınlarda düşük oranının yüksek olduğu bildiriliyor.

    Erkeklerde de sigara içmekle sperm kalitesinin düşüşü arasindaki bağ gösterilmiş olup bunun fertilite üzerindeki etkisi henüz çok açık değildir.  Sigaranin bırakılmasının genel olarak sağlık kalitesini yükselteceği açıktır.

    Eğer sigara kullanıyorsanız, tüm yaşantınız ve üreme sağlığınız için bırakmanızı öneririz.

    Stres

    Stresin infertilite üzerine etkisi belirgindir. Örneğin stres nedeniyle kadında anovulasyon (yumurtlamanın oluşmaması) olabilir. Çok açıktır ki  Kısırlık tedavisi, ister klasik ister tüp bebek yöntemleri ile olsun, çiftler üzerinde büyük stres, kaygı, gerginlik, korku, uykusuzluk, iç sıkıntısı, depresyon gibi değişik derecelerde psikolojik baskılara neden olabilmektedir.

    Bazı kısırlık vakalarında çok kısa tedavi süresi veya ilk denemede gebe kalma gerçekleştiğinde bu tür psikolojik sıkıntılar daha hafif atlatılabiliyor. Diğer taraftan, uzun süredir tedavi görmelerine rağmen gebe kalamayan çiftlerde sorunlar daha ağır hale gelebiliyor.

    Tedavi süresince merkezimizde psikoloğumuzdan bu konuda destek almanız bu stresi yenmekte önemli katkı sağlayacaktır. Yapılan çalışmalar, stresi azaltmanın başarı şansınızı artırabileceğini göstermiştir.

    Kafein

    Yapılan çalışmalar günlük kafein alımının   günde 50mg’ın altında tutulması gerektiğini göstermiştir. Böylece kafeinin gebelik şansını düşürücü etkisinden kaçınılabilir.  Kafein, kahve, kola. çay ve çikolatada değişik miktarlarda bulunmaktadır.

    Kilo

    Kadının kilosunun boyu ile uyumlu olup olmadığını belirlemek için ‘vücut kitle indeksi (BMI)’ kullanılır. Bir kadının BMI’sı 20-24 arasındaysa normal, 25-29 arasındaysa kilolu, 30-39 arasındaysa yüksek kilolu, 40 ve üzerindeyse aşırı kilolu olarak değerlendirilir.

    Vücut-kütle indeksi (BMI) 30’un üzerinde olan bayanlara kilo vermeleri gebelik şansını artıracağı gibi  gebe kalınması durumunda oluşacak aşırı kiloların sebep olduğu kilolu bebek doğurma, zor doğum ve sezeryanla doğuma gerek duyulma eğilimi gibi olumsuzluklar da önlenmektedir.

    Bunun yanısıra kilonun aşırı düşük oluşu da doğurganlığı olumsuz etkileyen faktörlerdendir. BMI’I 20nin altında olan bayanlarda menstrual siklus bozulabilmekte hatta bazı beslenme bozuklukları ve aşırı egzersiz ile oluşan ileri derecede kilo kayıplarında adetler tamamıyla kaybolmaktadır. Yapılan çalışmalar, düşük kilolu kadınların, ortalama 2.700 ila 3.600 kg aldıktan sonra yarısından fazlasınınkendiliğinden gebe kaldıklarını göstermiştir.

    Vitamin Desteği

    Yapılan çalışmalar, gebelik oluşmadan önce folik asit kullanımının, bebeklerde nöral tüp defekti görülme olasılığını neredeyse %50 azalttığını göstermiştir. Bu nedenle Gebe kalmayı planlayan kadınların Gebelikten 1-2 ay önce her gün en az 0.4 mg folik asit almalarını tavsiye ediyoruz.

    Marul, avocado. dere otu, ceviz, badem, brokoli, bezelye, ıspanak, kavun, , muz, portakal, lahana, yeşil biber, unlu mamuller ve ekmek çok iyi birer folik asit kaynağıdır. Yeterli folik asit alındığından emin olamıyorsanız, folik asit içeren multivitamin preparatlarını kullanabilirsiniz.

    Cinsel İlişki Planı

    Yirmisekiz günde adet gören bir hasta için ortalama yumurtlama günü 14. gün, 30 günde bir adet gören hasta için 16. gündür. Yani yumurtlama sonrası dönem sabit olup, genellikle 14 gündür. Bu nedenle yumurtlama dönemi düzenli adet gören hastalarda iki adet arası dönemden 14 çıkarılarak bulunabilir. Ancak yumurtlama günü +/- 3 gün değişiklik gösterebilir. Bu nedenle gebelik şansını artırmak için aktif cinsel ilişki dönemi uzatılmalıdır. Düzenli ve 28 günde bir adet gören hastalarda adetin 10-17 günlerinde (kanamanın 1.gününden saymak gerekir) iki günde bir ilişkide bulunulduğu takdirde sorun yoksa 6 ayın sonuunda çiftlerin %75’i gebe kalır.

  • Gebelikte Kasık ve Karın Ağrısı

    Gebelikte Kasık ve Karın Ağrısı

    Gebelik sürecinin ilk aylarından itibariyle kadınlarda sıklıkla rastlanan şikayetlerden birisi karın ve kasık bölgelerinde hissedilen ağrıdır. Pek çok değişik nedenlerden ötürü bu ağrılar çoğu gebe kadınlarda farklı şiddette seyreder. Gündelik hayatı olumsuz yönde etkilemeyen hafif seviyedeki ağrı hissedilmesi durumunda tedavi uygulanmasına ihtiyaç duyulmaz. Gebelikte hafif seviyeli yaşanan karın ve kasık ağrılarında yalnızca dinlenmek yeterli gelebilir. Ancak tam tersi gebelik sürecinde gündelik hayatı aksatacak düzeyde şiddetli karın ve kasık bölgesi ağrıları söz konusu olduğunda tek başına dinlenme yeterli olmaz ve gebelik sürecindeki kadına tedavi uygulanır ve hatta hastanede yatarak tedaviye de gerek duyulur.

    Gebelik esnasında karın ve kasık ağrıları kas ve bağların gerilmesinden kaynaklı olarak oluşur. Söz konusu ağrılar kramp tarzında veya keskin, bıçak saplanır gibi seyretmektedir. Ayrıca karın ve kasık bölgesinde gebelik süresince rastlanan ağrılar; genellikle öksürürken, sandalyeden, yataktan kalkarken çok daha belirgin hale gelir. Bu gibi ağrılar kısa vadeli olarak veya saatlerce devam eden bir şekilde hissedilebilir.

    Peki, “gebelikte kasık ve karın ağrısı” ne zaman başlar?

    Gebelikte kadının adet kanaması geciktiği dönem itibariyle hafif şiddette karın ve kasık ağrıları hissedilmeye başlanır. Gebeliğin gerçekleştiğinin öğrenilmesi ve gebelikte ilk 3 aylık dönemde de nadiren bu ağrı hissedilir. Ancak gebeliğin ilerleyen aylarında bu ağrıların sıklığı ve de şiddetinde artış yaşanır.

    Kasık ağrıları gebeliğin ilk ayları itibariyle başlar. Anne adaylarının büyük  kısmında rahim büyümesine bağlı olarak 6. ila 8. gebelik haftalarında kasık ağrısı hissedilir. 
    Gebelikte karın ve kasık ağrıları gebeliğin son aylarında rahim kasılmalarından kaynaklı olarak hissedilir.

    Kadınların gebelikte karın ve kasık ağrısı şiddetini dindirmek için ayaklarını yukarı kaldırması, rahat bir pozisyonda dinlenmesi ve Ilık bir banyo yapması fayda sağlayacaktır.

    Hangi durumda hekime başvurmak gerekir:

    • Ağrılarla birlikte ateş, titreme, kanama veya artmış vajinal akıntı olduğu takdirde
    • Tansiyon ,halsizlik söz konusu ise
    • İdrar şikayetleri mevcutsa hekime danışmakta fayda vardır.

    6 saatten uzun süren gebelikte karın ve kasık ağrıları büyük ihtimalle bir komplikasyonun belirtisi olabilir. Bu yüzden mutlaka hekime danışılmalıdır.

    Kadınlarda “gebelikte karın ve kasık ağrısı” nedenleri nelerdir ?

    • Yalancı doğum ağrıları 
    • Kabızlık ,şişkinlik ve gaz 
    • Yumurtalıklarda kist oluşumu
    • İdrar yolu enfeksiyonu
    • Tansiyon yükselmesi (preeklampsi) 

    Gebelikte rahmin hızla büyümesi kasık ve karın ağrılarına sebep olur

    Gebelik ilerledikçe rahim hızla büyümekte ve rahmin etrafındaki bağlar da gerilmektedir. Bu ağrılar çoğunlukla sağ tarafta görülebilir ancak bazı gebelerde her iki tarafta da hissedilebilmektedir.

    Gebelik sürecinde yaşanan gaz, şişkinlik ve kabızlık da karın ve kasıklarda ağrı yapar

    Gebelik döneminde salgılanan hormonların etkisiyle sindirim ve boşaltım sistemi fonksiyonlarında farklılaşmalar gerçekleşir. Böbrek ve bağırsakların çalışma hızları bu yüzden yavaşlayabilir ve tüketilen besinler de gaz, şişkinliğe sebebiyet verebilir. Bu nedenle gebelik sürecinde kadınlarda karın ve kasık bölgesinde ağrı hissedilmesi normaldir.

    Gebeliğin sonuna doğru yaşanan yalancı doğum sancıları da karın ağrısına sebep olur

    Gebeliğin son aylarında Braxton-Hicks olarak adlandırılan yalancı doğum sancıları; sık aralıklarla rahim kasılır, sanki doğum başlıyormuş gibi izlenim vererek hissedilir. Kısa süreli dinlenmenin ardından geçtiği ve düzensiz aralıklarla seyrettiği için gerçek doğum sancıları olmadığı fark edilir. Ancak geçmemesi halinde erken doğum belirtisi olabileceği düşüncesi ile hekime başvurulmalıdır.

    Karın ve kasık ağrıları ateş, bulantı ve kusma ile birlikte ise enfeksiyon olabilir

    Gebelik döneminde vajinal akıntılara normal dönemlerden daha fazla rastlanır. Bu akıntılar kokusuz ve şeffaf renkli olduğu sürece bir tehlikeli değildir. Ancak pis kokulu ve kahverengimsi, kırmızımsı renklerde ise enfeksiyon ya da erken doğum işareti olabilir. Bu yüzden hekime başvurulmalı ve tedavi uygulanmalıdır.

    Karaciğerde ve yakınlarında ağrı hissedilmesi tansiyon yüksekliğine işaret olabilir

    Gebelikte tansiyon değerlerinin yükselmesi anne adayının karnının sağ üst kısmında, karaciğerin olduğu alanın yakın bölgesinde ağrıya sebebiyet vermektedir. Ağrı beraberinde bulantı, kusma, baş ağrısı ve nadiren bulanık görme şikayetleri mevcut olduğunda hekime başvurulması gerekmektedir.

    Gebelikle bağlantısı olmayan karın ve kasık ağrıları başka rahatsızlıkların belirtisidir

    Gebelikle bağlantılı olmayan ve tam olarak hangi sebepten kaynaklandığı bilinmeyen gebelikte hissedilen karın ve kasık ağrıları durumunda gebeliğe olumsuz bir etkisi olup olmayacağının tespit edilmesi açısından muayene edilmesi gerekir. Muayenede öncelikle ağrının sebebin saptanması, ardından da bu rahatsızlığa yönelik tedavi uygulanması gerekmektedir. 
    Apandisit, mide ülseri, safra kesesi iltihabı gibi sağlık sorunları gebelikte hissedilen karın ve kasık ağrılarına benzer şekilde seyredebilir. Gebelik süreci fazla ilerlemeden bu rahatsızlığa yönelik tedavi uygulanması, gebelik ve doğumun daha rahat gerçekleşmesini ve gebeliğin daha sağlıklı geçmesini sağlayacaktır. 
    Sonuç olarak “gebelikte karın ve kasık ağrısı” her ne kadar doğal bir durum olsa da şiddetine bağlı olarak dikkatli olunmalıdır. Gebelik sürecini olumsuz etkileyecek şekilde hissedilen ağrı durumunda da her ihtimale karşı hekimden destek alınmalıdır.

  • G NOKTASI BÜYÜTME (ORGAZM AŞISI)

    G NOKTASI BÜYÜTME (ORGAZM AŞISI)

        Kadının cinsel ilişki esnasında en duyarlı yeri klitorisdir.Bu yüzden klitorisin uyarılması güçlü bir orgazma neden olur.Klitorisden başka cinsel olarak memeler ,meme uçları ,bacak araları,boyun kenarları,iç dudaklar ve vajina duyarlı bölgelerdir.Vajen içindeki en duyarlı bölge ise G noktasıdır.

       G noktası  ilk kez   Alman seksolog Dr. Grafenberg tarafından   tarif edilmiştir.G noktası kadın vajinasının girişinden 3-4 cm geride ,1-2 cm çapında vajenin diğer yerlerinden daha kabarık görülen    bir bölgedir.Bazı kadınlar G noktasını elle hissederken bazı kadınlar hissetmeyebilirler.G noktasının  yeri    halen tartışmalıdır.G noktası kadınların çoğunda bulunur.Bu bölgeye aralıksız yapılan masaj, klitoral orgazmdan daha yoğun bir orgazm yaratır.

       İyi ve güçlü bir orgazm için eşler arasındaki cinsel uyumun yanında  klitoris ve G noktasının uyarılması da gerekir.

       G  noktası büyütme işlemi (Orgazm aşısı ) nedir ?

        G noktası  normalde  vajina  ön duvarında daha dolgun ,kabarık bir bölgedir.Bu kabarık bölgenin penis tarafından sürtünmesiyle orgazm olur.Ancak zamanla hormonal nedenlerle G noktası silinir.Böylece penisin G noktasını uyarması mümkün olmaz.

        G nokası büyütme işlemi yani Türkiye de bilindiği adıyla orgazm aşısı G noktasının yağ enjeksiyonu veya hyaluronik asit içeren dolgu maddesiyle  büyütülme işlemidir.G noktası büyütme işlemi gerçekleştirilmesiyle silinen bölge tekrar belirgin hale gelir ve kadının orgazmı kolaylaşır.

        G noktası büyütme işlemi kimlere uygulanır?

        G noktası (G Shot) büyütme işlemi ;

        **Tıp dilinde anorgazmi dediğimiz orgazm olamama yani cinsel ilişkiden zevk alamayan kadınlara

      **  Cinsel ilişkide orgazm olan ancak daha güçlü ve kaliteli orgazm olmak isteyen  kadınlara uygulanabilir.

         G noktası büyütme işlemi nasıl yapılır?

         G noktası büyütme işlemi  için lokal anestezi  kullanılır.G noktası olduğu düşünülen bölgeye submukozal (vajen mukozası altı) dolgu maddesi enjekte edilir.

         G noktası büyütme işlemi 5-10 dakika sürer.G noktası büyütme işleminden sonra  kadınlar normal günlük hayatlarına dönebilirler. İşlem sonrası herhangibir ağrı hissedilmez.İşlem sonrası özel bir bakıma ihtiyaç yoktur.Gnoktası büyütme işleminden sonra aynı gün cinsel ilişkide bulunulabilir.

         G nokası büyütme işleminin etkisi ne kadarsürer?

         G noktası büyütme işleminin etkisi kadından kadına değişmekle birlikte 6-12 aya kadar sürebilir.

  • G NOKTASI BÜYÜTME (ORGAZM AŞISI)

    G NOKTASI BÜYÜTME (ORGAZM AŞISI)

    Kadının cinsel ilişki esnasında en duyarlı yeri klitorisdir.Bu yüzden klitorisin uyarılması güçlü bir orgazma neden olur.Klitorisden başka cinsel olarak memeler ,meme uçları ,bacak araları,boyun kenarları,iç dudaklar ve vajina duyarlı bölgelerdir.Vajen içindeki en duyarlı bölge ise G noktasıdır.

       G noktası  ilk kez   Alman seksolog Dr. Grafenberg tarafından   tarif edilmiştir.G noktası kadın vajinasının girişinden 3-4 cm geride ,1-2 cm çapında vajenin diğer yerlerinden daha kabarık görülen  bir bölgedir.Bazı kadınlar G noktasını elle hissederken bazı kadınlar hissetmeyebilirler.G noktasının  yeri  halen tartışmalıdır.G noktası kadınların çoğunda bulunur.Bu bölgeye aralıksız yapılan masaj, klitoral orgazmdan daha yoğun bir orgazm yaratır.

     İyi ve güçlü bir orgazm için eşler arasındaki cinsel uyumun yanında  klitoris ve G noktasının 

    uyarılması da gerekir.G  noktası büyütme işlemi (Orgazm aşısı ) nedir ?

    G noktası  normalde  vajina  ön duvarında daha dolgun ,kabarık bir bölgedir.Bu kabarık bölgenin 

    penis tarafından sürtünmesiyle orgazm olur.Ancak zamanla hormonal nedenlerle G noktası 

    silinir.Böylece penisin G noktasını uyarması mümkün olmaz.

        G nokası büyütme işlemi yani Türkiye de bilindiği adıyla orgazm aşısı G noktasının yağ enjeksiyonu veya hyaluronik asit içeren dolgu maddesiyle  büyütülme işlemidir.G noktası büyütme işlemi gerçekleştirilmesiyle silinen bölge tekrar belirgin hale gelir ve kadının orgazmı kolaylaşır.

        G noktası büyütme işlemi kimlere uygulanır?

        G noktası (G Shot) büyütme işlemi ;

        **Tıp dilinde anorgazmi dediğimiz orgazm olamama yani cinsel ilişkiden zevk alamayan kadınlara

      **  Cinsel ilişkide orgazm olan ancak daha güçlü ve kaliteli orgazm olmak isteyen  kadınlara 

    uygulanabilir.

         G noktası büyütme işlemi nasıl yapılır?

         G noktası büyütme işlemi  için lokal anestezi  kullanılır.G noktası olduğu düşünülen bölgeye 

    submukozal (vajen mukozası altı) dolgu maddesi enjekte edilir.

         G noktası büyütme işlemi 5-10 dakika sürer.G noktası büyütme işleminden sonra  kadınlar normal 

    günlük hayatlarına dönebilirler. İşlem sonrası herhangibir ağrı hissedilmez.İşlem sonrası özel bir 

    bakıma ihtiyaç yoktur.Gnoktası büyütme işleminden sonra aynı gün cinsel ilişkide bulunulabilir.

         G nokası büyütme işleminin etkisi ne kadarsürer?

         G noktası büyütme işleminin etkisi kadından kadına değişmekle birlikte 6-12 aya kadar sürebilir.

  • GENİTAL   ESTETİKTE  LABİOPLASTİ

    GENİTAL ESTETİKTE LABİOPLASTİ

    Genital  bölge estetiğinde sıklıkla  yapılan müdahale  tıp dilinde labioplasti denilen iç dudak onarımıdır. Labioplasti (İç dudak estetiği) labium minuslerin (iç dudak)cerrahi olarak düzeltimesidir.

    İç dudaklar büyük dudakların arasında  vagen girişinden yukarı uzanan ve yukarıda klitorisi saran  oldukça ince bir  deri kıvrımıdır. Renk ve şekil olarak ırklara ,yaşa,cilt tonuna göre farklılıklar gösterir.

    Labioplasti niçin yapılır?

    İç dudaklar bazı kadınlarda asimetrik ,bazı kadınlarda sarkık ve bazı kadınlara koyu renk olabilir.

    Dış genital  bölgenin estetiği   hem kozmetik açıdan hem de hijyenik  açıdan önemlidir. Kozmetik açıdan dar pantolon,tayt,bikini giydiklerinde düzgün olmayan bir görüntü oluşur. Pekçok kadında özgüven kaybı ,beğenilmeme kaygısı olur. Cinsel ilişki esnasında uzamış dudaklar vajen girişinde engel oluşturur ve buna bağlı olarak ağrı  ve gerginlik hissi olur.Kendine güvenini kaybeden ve eşlerinden utanan ,cinsel ilşkide ağrı duyan  kadında zamanla cinsel isteksizlik ve anorgazmi(orgazm olamama) gibi cinsel fonksiyon bozuklukları gelişir.

    Hijyenik açıdan uzamış küçük dudakların arasında terlemeye bağlı ıslaklık ve buna bağlı olarak enfeksiyona yatkınlık ve kötü koku oluşur.Uzamış küçük dudakların  iç çamaşırına sürtünmesi sonucunda tahrişe bağlı renginde koyulaşma olur

    Labioplastide (Küçük dudak onarımı)merak edilenler:

    **Labioplasti operasyonu evli , bekar veya bakire  estetik ve hijyenik endişeleri  olan her kadına yapılabilir.

    ** Bu operasyon kesinlikle kızlık zarına zarar vermez

    ** Hamile kalmaya veya doğum yapmaya engel değildir

    ** Cinsel ilişkiyi ya da orgazmı etkilemez.

    ** İdrar yapma ile ilgili bir sıkıntıya sebep olmaz.

     Labioplasti Operasyonu:

    **20-30 dakika süren  basit bir cerrahi işlemdir.

    **Lokal veya genel anestezi yardımıyla steril şartlarda yapılır.

    **Estetik dikiş(subcuticuler dikiş)tekniği ile dikildiğinden dışarıdan iplik görünmez.Kendiliğinden eriyen iplik kullanıldığından dikişleri almaya gerek kalmaz.

    **Operasyon sonrası  bir süre dinlendirildikten sonra hasta yürüyerek evine gidebilir. Aşırı bir ağrı sızı olmaz.

    **Operasyon sonrası doktorun tavsiyelerine uyulduğunda ve kişisel hijyen kurallarına dikkat edildiğinde 1-2 hafta içinde iyileşme olur.

    **Operasyondan sonra kişiden kişiye değişmekle birlikte 2-4 hafta içinde cinsel ilişkiye girilebilir.

    **İyileşme süreci tamamlandıktan sonra dikiş izi belli olmaz.

    **Kişiden kişiye değişmekle birlikte çoğu hastamız  ertesi gün işine gidebilir. Bu cerrahi işlemle  sarkık, uzun ve rengi koyulaşan  iç dudaklar yeniden normal görünümüne kazandırılır.

    Labioplastida dikkat edilmesi gerekenler:

     **Küçük dudakların (Labium mi) yapısal olarak kanlanması  cinsel fonksiyon açısından önemlidir.Operasyon sırasında doku kanlanmasını bozulmamasına önem verilmelidir.

    ** Küçük dudaklar tamamen çıkarılmamalı,şeklin doğal olmasına özen gösterilmelidir.Küçük dudaklar onarılırken dış denital bölgede görüntüyü bozan doku fazlalıkları ,şekil bozuklukları  da düzeltilmelidir.

  • RİSKLİ OBEZ GEBELİKTE  ZAYIFLAMA ÇABASI DA SAKINCALI

    RİSKLİ OBEZ GEBELİKTE ZAYIFLAMA ÇABASI DA SAKINCALI

        Pek çok sağlık sorununu beraberinde getiren obezite, gebelikte de bebek ölümlerine kadar gidebilen riskleri barındırıyor. Gebelikte zayıflamaya çalışmak çözüm yerine sorun getirirken, gebelik öncesinde uygun kiloya düşülemiyorsa sonrasında yanlış beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi ve emzirmenin desteklenmesi gerekiyor.

    Prof. Dr. Yusuf Üstün, gebeliğe obez girilmesi halinde hem annenin hem bebeğin risk altında olduğunu belirtirken; beden kitle indeksindeki her 1 kg/ m2’lik artışın  şeker sıklığını yüzde 1, sezaryen ihtimalini de yüzde 7 artırdığına dikkat çekti. 

    Obezitede en pratik hesaplama yönteminin “beden kitle indeksi” olduğunu hatırlatan Üstün, “Bu indeks, kişinin vücut ağırlığının, boy uzunluğunun karesine bölünmesiyle elde edilen sayısal bir değerdir. Obezite, gebelik öncesi vücut kitle indeksinin 30 kg/m2 veya üzerinde olması olarak tanımlanmaktadır” dedi. Üstün, obez kişilerde gebeliğe bağlı risklerin arttığını şu örneklerle aktardı:

    Doğum uzarken, emzirme süresi azalıyor

    “İndekste her 1 kg/m2’lik artışta gebeliğe bağlı şeker sıklığı  yüzde 1 ve sezaryen doğum ihtimali yüzde 7 artar. Suni sancı başlanması, normal kilolu gebelere göre obez gebelerde daha yaygındır ve başarısızlığı konusunda çalışmalarda artmış gözlenmektedir. Her 5 kg/m2’lik artışta ise gebelik zehirlenmesi riski 2 katına çıkar. İdrar yolu enfeksiyonlarının yüzde 40 arttığı rapor edilmiştir. Sezaryende de bebeğin çıkarılmasına kadar geçen süre uzar, 1000 ml üzerinde kanama riski ve cilt enfeksiyonu, pıhtı atması riski artar. Bu tür gebeliklerde emzirmenin başlaması da daha geç olur ve emzirme süresi kısalır. Bebek ölümleri sıklığı da obez gebelerde artmaktadır.” Üstün, obez gebelerde rutin doğum öncesi bakımın daha dikkatli yapılması gerektiğini vurgularken, “Şeker taraması erken dönemde gerçekleştirilmeli; diyet, egzersiz ve uygun kilo alımı için özen gösterilmelidir. Gebelik döneminde zayıflama programlarının uygulanması, gerek bebeği gerekse süt salınımını olumsuz yönde etkileyeceğinden sakıncalıdır. Önerilen gebelik öncesi dönemde uygun ağırlığa gelmektir. Ancak bu sağlanamadıysa gebeliğin başlangıcından itibaren annenin yanlış beslenme alışkanlıkları düzenlenmelidir ve emzirme desteklenmelidir” dedi.