Etiket: Tek

  • FOBİLER

    FOBİLER

    FOBİ: Bir nesne ya da durumla ilgili, tehlikeyle orantılı olmayan ve onu yaşayan tarafından anlamsız olarak tanınan engelleyici, korkunun eşlik ettiği kaçınmadır.

    Ortada gerçek bir tehlikenin olmadığı ve hayat akışını bozmaya yeterli bir rahatsızlığın eşlik ettiği, yükseklik, kapalı yer, yılan, örümcek vs’den kaynaklanan aşırı korkulardır.

    BELİRTİLERİ:

    1. Kalp çarpıntısı,

    2. Ürperme (tüylerin diken diken olması gibi),

    3. Tansiyon değişiklikleri (kan fobisinde tansiyon düşer),

    4. Bayılacakmış gibi hissetme (gözlerde kararma hissi ile belirlidir),

    5. Ateş basması ve terleme (çoğunlukla soğuk terleme),

    6. Korku hissi veya irkilme,

    7. Bazen idrara çıkma isteği,

    8. Bazen bayılma

    9. Nefes darlığı

    10. Bulanık görme

    11. Ağız kuruluğu

    Fobiler iki başlık altında incelenmektedir:

    • Özgül fobiler

    • Sosyal fobiler

    ÖZGÜL FOBİLER:

    • Belirli bir nesne ya da bir durumla karşılaşınca ya da karşılaşma beklentisi olduğu zaman ortaya çıkan asılsız korkulardır.

    • Yaşam boyu görülme sıklığı erkeklerde %7, kadınlarda %16dır. Özgül fobiler sıklıkla hayatın ilk 20 yılında ortaya çıkarlar.

    • Korku yaratan nesne veya durumla karşılaşmaktan kaçınma ve kaçınmanın mümkün olmadığı durumlarda ise bu duruma ancak aşırı sıkıntı duyularak katlanabilme bu bozukluğun en tipik özelliklerinden birisidir.

    • Özgül fobi tanısının konulabilmesi için, yaşanan korkunun belirgin düzeyde sıkıntı yaratması veya kişinin mesleki ve toplumsal işlevlerini bozacak kadar yoğun olması gereklidir.

    • Özgül fobinin çocuklardaki görünümü erişkinlerden çok farklı değildir.

    • Özgül fobilerin oluşumunda öğrenmenin önemi diğer fobi türlerine göre daha fazladır, yani çevreden görülen benzer davranış ve tepkiler yaşanarak öğrenilir ve fobi yaratan durum karşısında öğrenilen tepkiler gösterilir.

    SIK GÖRÜLEN ÖZGÜL FOBİLER:

    • Yılan

    • Örümcek

    • Yükseklik

    • Hayvanlar (köpek, böcek, fare)

    • Asansör, kapalı alanlar

    • Uçak

    • Rüzgar, fırtına

    • Yüksek ses

    • Araba kullanma

    • Enjeksiyon (iğne yapılması) ve kan

    SOSYAL FOBİ

    • Başkalarının varlığıyla ilgili, mantıklı olmayan, ısrarlı korkudur.

    • Sosyal fobiler, korkulan ya da kaçınılan durumların dağılımına bağlı olarak genellenmiş ya da özgül olabilir. Genellenmiş tipte olan kişilerde bunun başlangıcı ilk yaşlara kadar gider, ayrıca bu kişilerde depresyon ve alkol kullanımı daha çok görülür (Davison ve Neale, 2004).

    • Sosyal fobilerin yaşam boyu görülme sıklığı erkeklerde %11, kadınlarda %15’tir.

    • Sosyal fobinin başlangıcı, genellikle sosyal farkındalık ve başka kişilerle etkileşimin kişinin yaşamında çok daha önemli olduğunun düşünüldüğü ergenlik dönemidir.

    • Sosyal fobikler kendilerini birçok alanda eksik ve yetersiz hissetme durumu içinde olurlar.

    • Bu kişiler özgüvenleri eksik ya da özgüvenlerini kaybetmiş kişilerdir. Dışarıdan gelen ya da gelme ihtimali olan eleştirilere maruz kalmamak adına sosyal ortama girmedikleri gibi, bu eleştirileri daha çok kendilerine kendileri söylerler.

    • Fobik kişi genellikle başkalarının kendisini değerlendireceği durumlardan kaçınmaya çalışır ve kaygı belirtileri gösterir.

    • Topluluk karşısında konuşmak, performans göstermek, dışarıda yemek yemek, ortak tuvaletleri kullanmak ya da başkalarının olduğu yerde herhangi bir iş yapmak aşırı kaygı doğurur.

    • Sosyal bir ortama girdiklerinde ve ilgi onlara döndüğünde ise bir takım belirtiler gösterirler. Bunların başında yüz kızarması, el ve bacaklarının hareketlerini kontrol edememe, bir an önce oradan uzaklaşma isteği, sıkılmışlık ifadeleri sergilemeleri, etrafı inceliyormuş gibi boş boş etrafına bakınma, kimseyle göz göze gelmemek için başını önünde eğik tutma vs. gelmektedir.

        
    1.     Sosyal fobikler sosyal ilişkilere daha olumsuz yüklemeler yaparlar.

    2.     Sosyal fobiklerin kendi sosyal davranışlarını abartılı, olumsuz düzeyde aşağılama eğilimleri vardır.
    3.     Sosyal fobikler kendi davranışlarına aşırı bağlanmalar yaparlar, genellikle ise diğer kişilerin davranışlarına çok daha bağlıdırlar 

    4.     Kendileri için çok seçicidirler. Kendileri ile ilgili hoş, olumlu, durum yada olaylar önemsiz kabul edilip bir kenara konur, bunun yanı sıra yetersiz, doyumsuz olaylar anımsanır ve uzun süre üzerinde durulur.
    5.     Sosyal ilişkilerde hoş olan durumlarda kendileri dışında neden ararlar ancak hayal kırıklığı yaratan olayların nedenlerini kendilerinde ararlar.

    NEDENLERİ:

    • Fobilerin nedeni, çocukluktaki belirgin bir kişilerarası sorundur.

    TEDAVİ:

    • Fobilerde tedavi yolu arama genellikle, mesleki durumundaki bir değişikliğin kişinin yıllarca kaçındığı ya da küçümsediği bir durumla yüzleşmesi gerektiğinde ortaya çıkar.

    • Psikanalitik tedavinin genellikle aşırı korku ve kaçınmanın altında yatan bastırılmış çatışmaların ortaya çıkarılmasını amaçlar.

    • Psikanalitik psikoterapide, düzeltici duygusal deneyim kullanılır.

    FOBİ TÜRLERİ

    • Agorafobi: Açık yer ya da kalabalık korkusu

    • Akrofobi: Yüksek yerlerden korkma

    • Amnezifobi: Hafızasını kaybetmekten korkma

    • Antropofobi: Insanlardan korkma 

    • Araknofobi: Örümceklerden korkma 

    • Asimetrifobi: Simetrik olmayan şeylerden korkma

    • Atelofobi: Mükemmel ol(a)mamaktan korkma 

    • Belonefobi: Iğnelerden korkma 

    • Dentofobi: Dişçiden korkma 

    • Entomofobi: Böceklerden korkma 

    • Erotofobi: Cinsellik korkusu 

    • Gametofobi: Evlenmekten korkma 

    • Hematofobi: Kan korkusu 

    • Homofobi: Eşcinsellerden korkma 

    • Kinofobi: Köpeklerden korkma 

    • Klostrofobi: Kapalı yer korkusu 

    • Manyofobi: Delirmekten korkma 

    • Nozokomefobi: Hastanelerden korkma

    • Sosyofobi: Toplumdan, genel olarak insanlardan korkma

    • Tanatofobi: Ölümden korkma 

    • Tripanofobi: Aşı ya da iğne olmaktan korkma

    • Venüstrafobi: Güzel kadınlardan korkma 

    • Talassofobi: Deniz ya da okyanus korkusu 

  • Aile Kucaklaşma Terapisi

    Aile Kucaklaşma Terapisi

    Dokunma yalnızca güzel değildir aynı zamanda bir ihtiyaçtır. Araştırmalar dokunma sonucunda oluşan uyarıların hem fiziksel hemde duygusal sağlığımız için kesinlikle gerekli olduğu kuramını desteklemektedirler. İyileşme için son derece gerekli bir araç olarak kabul edilen dokunma artık dünyanın bazı ülkelerinde pek çok tıp merkezinde hemşire eğitiminin bir parçası olarak kullanılmaktadır. Dokunma acıyı depresyonu ve endişeyi azaltmak için hastanın yaşama duyduğu inancı sevgiyi ve arzuyu güçlendirmek için ve kuvözde geçirdikleri dönemde dokunulma eksikliği yaşayan prematüre bebeklerin gelişim ve büyümelerine yardımcı olmak için kullanılmaktadır. Pek çok araştırma dokunmanın şunları başarabileceğini kanıtlamaktadır. Kendimiz ve çevremiz hakkında daha iyi duygular geliştirmemize yardımcı olur. Çocukların dil gelişimleri ve zeka düzeylerinin (IQ) gelişiminde dokunmanın son derece olumlu etkileri vardır. Hem dokuna  hem de dokunulan insanda pek çok ölçülebilir fizyolojik değişimlere neden olur. Dokunmanın gücünü keşfetmeliyiz. Dokunmanın pek çok türü olmasına karşın bizler, kucaklaşmanın, iyileşmeye ve sağlıklı kalmaya büyük katkıları olan çok özel bir dokunma türü olduğunu kabul etmeliyiz.
    Kucaklaşmanın Yararları
    ▪ Size kendinizi iyi hissettirir.
    ▪ Yalnızlık duygusunu ortadan kaldırır.
    ▪ Korkuları yok eder
    ▪ Duygulara kapı aralar
    ▪ Kendinize  duyduğunuz  saygıyı  güçlendirir.(‘’Vay  be   Gerçektende  bana  sarılmak istiyor ’’)
    ▪ Fedakarlığı  destekler  (‘’İnanamıyorum   Ama  gerçekten  de  bu  serseriyi kucaklamak istiyorum ’’)
    ▪ Yaşlanmayı yavaşlatır; sık sık kucaklaşanlar daha uzun süre genç kalırlar.
    ▪ Oburluğu  dizginler;  kucaklaşmalara  doyduğumuzda  daha  az  yeriz  ;  zaten 
    kollarımız da diğer insanı kucaklamakla meşguldür.

    Kucaklaşma Aynı Zamanda;
    ▪ Gerilimi  azaltır.
    ▪ Uykusuzluğu yenmenize yardımcı olur.
    ▪ Kol ve omuz adalelerin gücünü korur.
    ▪ Eğer kısa boyluysak daha fazla uzamamamıza yardımcı olur.
    ▪ Alkolizme  ve  uyuşturucu  kullanımına  karşı  güvenli  ve  sağlıklı  bir 
    alternatif sunar (kucaklaşma uyuşturuculardan daha iyidir )
    ▪ Fiziksel varoluşu onaylar.
    ▪ Demokratiktir; herkes kucaklaşmaya uygundur.
    Kucaklaşma Ayrıca;
    ▪ Son derece ekolojiktir .Çevreye zarar vermez .
    ▪ Mutlu günleri daha da mutlu hale getirir.
    ▪ Her şeyin olanaksızmış gibi göründüğü günleri olanaklı hale getirir.
    ▪ Ait olma duygusunu destekler.
    ▪ Hayatınızdaki boş alanları doldurur.
    ▪ Kucaklaşma sona erdikten sonra bile olumlu etkileri devam eder.
    ▪ Kucaklaşmak, göğsünüzle sevdiğinizin bedeni göğsünü içten bir kabulle kendi 
    göğsünüze  alıp  farklı  kucaklaşmalar  denemek sağlık ve  mutluluk kaynağınız olabilir. 
    Mutlu kucaklaşmalar yapabilmek için sabah ve akşam kendinize, eşinize ve bebeğinize  olumlayan telkinler söylemek sizi güçlendirir.
    Aynı zamanda daha dikkatli çocuklar yetiştirmenizi sağlar. Çünkü doğal yolla doğumda dünyaya gelmek için yapılan yolculuktaki sıkışma ve rahatlama hissi çocuğun nörolojik gelişimi için yaralıdır. Kucaklaşmakta bu durumun hayattaki başka başka deneyimlerinden sayılabilir. Duyularımızı uyarır ve rahatlatır. Kendimizi ifade edebilmek için yeni fırsatlar sunar.

  • İlişkiler uzak mesafeden yürür mü?

    İlişkiler uzak mesafeden yürür mü?

    Artık yüzde ondan fazla Türk ilişkilerini uzak mesafeden yürütmektedirler. Her geçen 

    gün daha fazla çift, çalışma koşulları nedeniyle ayrı yaşamak ve ilişkilerini ayrı 

    şehirlerde yürütmek zorunda kalıyor. Bazen mesafeler fazla uzak olmamakta, bazen 

    de çiftler birbirini görebilmek için uçak yolculuğu yapmak zorunda kalmaktadırlar. 

    Ve birçok kişi uzak mesafeden bir ilişkinin yürüyüp yürümeyeceğini merak 

    etmektedir. Uzmanlara göre sağlıklı bir uzun mesafe ilişkisi için gerekli olan en 

    önemli şey “istek. Uzaktan sevmek iki taraf için de kolay olmuyor ve ihtiyaçları 

    doyurmuyor. Buna rağmen böyle bir ilişki yürürmü???

    Evet, böyle bir ilişki yürüyebilir.

    Bu tür bir ilişkinin yürüyüp yürümeyeceği birçok faktöre bağlıdır. Bu ilişki zaten en 

    başından itibaren uzak mesafeden mi başladı? Yani –birinin İzmir’de diğerinin ise 

    Antalya’da yaşadığı- bu çift birbirleriyle internette mi tanıştılar? Yada çiftler, belki de 

    uzun yıllardır, mutlu bir ilişki yaşamaktadırlar ve eşlerden biri aniden iş nedeniyle 

    uzağa gitmek zorunda mı?  

    İkinci durumun daha zor olduğu bir gerçektir, zira çiftler arasında aniden ortaya çıkan 

    mesafeye önce bir alışmak lazımdır. Fakat yapılan güncel bir ankete göre on hayat 

    arkadaşından dokuzu şahsi özgürlüklerinin kıymetini bilmektedirler ve bu da 

    sevindirici bir sonuçtur. İnsan bütün gün kumsalda uzanmak yada maç izlemek yada 

    durmadan fazla mesai yapmak ister- neden olmasın, ne de olsa ilişkinin bu 

    konseptinden dolayı yeterli zaman var ve tekrar birlikte geçirilecek zamana kadar bu 

    aynı zamanda iyi bir oyalamaca olabilir.  

    Bazı kişiler uzak mesafeden yürütülen ilişkilerin büyük avantajlar sağladığı sonucunu 

    çıkarmaktadırlar. Zira çiftler bir tür engel aşmakta ve birlikte geçirilecek zamana 

    sevinmektedirler ve ilişkide diğer çiftlerin sadece hayal edebileceği çok büyük bir 

    güven temeli oluşmaktadır. Örneğin aşk her dem taze kalıyor! Birlikte paylaşılan her 

    şey değerleniyor. Bir yemek veya bir tatil her zamankinden daha tatlı olabiliyor. 

    Ayrıca cinsellik rutin olmaktan çıkıp çok özel bir duyguya dönüşebiliyor.

    Yine de uzak mesafe ilişkilerinin dezavantajları da vardır, zira normal bir çiftin bir 

    hafta boyunca doğal olarak paylaştıkları şeyler, birbirinden uzak mesafede bulunan 

    çiftler için olağanüstü bir durum teşkil etmektedir. Böylece her bir etkinlik bir hafta 

    sonuna yada daha uzun bir zaman dilimine konsantre edilmektedir. Eşler birbirine 

    kavuşmadan çok şey beklediklerinden ve buluşma umulduğu kadar güzel 

    geçemeyebileceğinden dolayı, hayal kırıklığına uğrama tehlikesi oldukça büyüktür. 

    Bu yüzden küçük şeyler için sevinmeli ve herhangi bir sohbet için kendini 

    zorlamamalı ve yan yana uyanmanın mutluluğunu yaşamalıdır.  Bazen acaba değer mi 

    bu kadar çabaya dedirten ama doğru insanla her buluşmada ,her 500 km yolu kat 

    ettiğinizde değdiğini gördüğünüz ilişki için yapılması gerekenler şunlar olabilir:

    Mutlu bir uzak ilişki için yapılması gereken 4 şey

    • Eşinizle olabildiğince sık iletişim kurun. Telefon, cep telefonu, Skype, e-posta ya da 

    posta yoluyla. O sizin günlük yaşamınızın bir parçası olsun.

    • “Ben” değil, “biz” deyin. Fazla bireysellik ilişki için, özellikle de uzun mesafe 

    ilişkileri için iyi değildir. Ayrı da olsanız ritüellerinizden ve ortak yaşam 

    alışkanlıklarınızdan vazgeçmeyin.

    • Tartışma kokan konuşmalardan kaçının. Değerli zamanlarınızı anlaşmazlıklarla 

    geçirmeyin. Yapıcı olun ve sorun büyükse hemen çözümüne ulaşmaya çalışın.

    • Eşinizle ortak geleceğiniz hakkında çok şey konuşun. Bu tür ilişkiler vizyon gerektirir.

    Bu tür ilişkilerdeki en önemli şey, çiftin herşeye rağmen ortak bir hedefe sahip 

    olmasıdır, yani birliktelik isteklerinin olması ve bu mesafeye belli bir zaman için 

    katlandıklarını bilmeleridir. Eşler belirli bir zaman sonra beraber, aynı şehirde 

    yaşayacakları ve birlikte olacakları düşüncesine tutunmalıdırlar. Uzak mesafeli 

    ilişkilerde de plan olmadan ilişkinin dayanağı olmaz, bu yüzden en başından itibaren 

    insanın böyle bir ilişkiye girmek isteyip istemeyeceği iyi tartılmalıdır.      

    Avantajları ve dezavantajları

     “Seni çok özledim”. Kulağa çok hoş geliyor olabilir. Fakat kilometrelerce 

    uzakta olan sevgilinizin işini hiç de kolaylaştırmıyor bu söz.  Sürekli özlem 

    çektiğini söylemek iki tarafın da yaşam kalitesini düşürüyor.

     Başka bir sorun günlük yaşamdaki gerçekler. Çiftler ayrı şehirlerde kendi 

    gerçeklerini yaşıyor ve bu maalesef bazen paylaşılamıyor.

     Aldatılma korkusu ve “ilişkimiz nereye gidiyor?” gibi kuruntular da diğer 

    sorunlar arasında… Kıskançlıklar kaçınılmaz oluyor ve ilişki normal bir 

    ilişkiden daha fazla özen istiyor.

     Hayatında birisinin olduğunu bilmenin yarattığı güvenle, kimse yokmuş gibi 

    özgür yaşamanın yarattığı konfor uzun mesafe ilişkisinin en önemli avantajı.

  • Çocuklarda ve Gençlerde Depresyon belirtilerini anlama kılavuzu

    Çocuklarda ve Gençlerde Depresyon belirtilerini anlama kılavuzu

    Çocukluk ve gençlik çağında depresif semptomlar çoğunlukla sadece melankolik bir temel duygu ve üzüntü, ilgisizlik, umutsuzluk, derin düşüncelere dalma veya amaçsızlık olarak ortaya çıkmayıp hastalık derecesinde iç huzursuzluğu veya agresyon gibi fiziksel semptomların arkasına gizlenebilirler. Ayrıca vakalar çoğunlukla ortaya çıkış şeklinde farklılık gösterip çocukluk ve gençlik çağındaki bir depresyonun semptomları yaşa ve gelişime bağlıdır. 

    Aynı zamanda “normal” gelişim çerçevesinde neyin sıra dışı olup olmadığını değerlendirmek de zor – özellikle zaten duygusal dalgalanmaların sıklıkla meydana geldiği ve davranışların değişebileceği buluğ çağında. 

    Küçük çocuklarda depresyon belirtileri (1 – 3 yaşları arasında)

    •    artan ağlamalar, üzgün görünüş 
    •    yüz ifadesi zayıf  
    •    artan hırçınlık, hassaslık 
    •    bozulan yeme alışkanlıkları 
    •    Uyku bozuklukları (uykuya dalmakta zorlanma, gece sık uyanma veya aşırı uyku ihtiyacı) 
    •    ebeveyne aşırı bağlılık, yalnız kalamama
    •    Öz uyarım davranışları: Vücudu sallama, aşırı parmak emme, jenital manipülasyon 
    •    İlgisizlik, oyun oynamak istememe ve oyun davaranışında dikkat çekici davranışlar (noksan hayal gücü)

    Depresif küçük çocuklar ayrıca çoğu zaman bir gelişim bozukluğu gösterirler. Yürümeyi geç öğrenirler, daha az ince ve kaba motor becerileri veya kognitif yetenekler geliştirirler ve daha yavaş gelişirler.

    Okul öncesi çağda depresyon belirtileri (3 – 6 yaşlar arası)

    •    üzgün yüz ifadesi
    •    azalan jestler ve mimikler, psikomotorik tutukluluğu, 
    •    kolay iritasyon, duyguları kolay değişebilir, dikkat çekecek derecede korkak 
    •    sevinç duyma yeteneğinde noksanlık
    •    Kayıtsızlık ve isteksizlik, içine kapanık davranış 
    •    motorik aktivitelere karşı azalmış ilgi 
    •    içsel huzursuzluk ve gerginlik kendini yetersiz/az iletişimli ve agresif davranışlarda gösteriyor
    •    Yeme ve uyku bozuklukları 

    Tipik “yetişkin” semptomlarının ilk ön seviyeleri görünebilir, örneğin kisenin onunla oynamak istemediğini, kimsenin onu sevmediğini ve kimsenin ona vakit ayıramadığını belirtmesi.

    Küçük okul çocuklarında depresyon belirtileri (6 – yaklaşık 12 yaşları)

    •    sözlü olarak üzgün olduğunu bildirmesi
    •    düşünmede tutukluluk, konsantrasyon zorluğu ve hafıza bozukluğu 
    •    Okul başarılarında azalma 
    •    Gelecek korkusu, genel korkaklık 
    •    Ölçüsüz suçluluk duyguları ve yersiz öz eleştiri 
    •    psikomotorik tutukluluk 
    •    iştahsızlık
    •    Uyku ve uykuya dalma bozuklukları 
    •    intihar ile ilgili düşünceler 

    Bu yaşlardan itibaren tipik depresyon belirtileri ön plana çıkar. Çocuklar moralsiz, ümitsiz ve korkulu olurlar. 

    Buluğ ve gençlik çağında depresyon belirtileri (13 – 18 yaşları)

    Fiziksel semptomlar: 
    •    psikosomatik şikayetler (örneğin başağrıları)
    •    kilo kaybı
    •    Uyku ve uykuya dalma bozuklukları (çoğu zaman da aşırı uyku ihtiyacı)

    Ön planda ruhsal semptomlar bulunuyor:

    •    azalmış özgüven (kendinden şüphe etme) 
    •    Apati, korku, isteksizlik, konsantrasyon bozukluğu 
    •    Duygu dalgalanmaları 
    •    günün zamanına bağlı duygu dalgalanmaları 
    •    verim bozuklukları
    •    sosyal ve duygusal beklentilere yetememe duygusu 
    •    İzolasyon, sosyal geri çekilme tehlikesi 
    •    İntihar ile ilgili düşüncelerin, hatta denemelerin artışı 

    Çocukluk çağından kız ve erkek çocuklarının depresyon geçirme oranı aşağı yukarı aynı. Gençlik çağından itibaren genç kadınlar genç erkeklere kıyasla iki kat daha fazla olasılıkla depresyon geçirirler. Resmi olarak yetişkinlerle aynı tanı kriterleri geçerlidir (ICD-10), ancak depresyon semptomu olarak sayılan birçok belirti normal gençlik gelişmesinin parçası gibi görünüyor: fazlasıyla üzgün, gergin, içine kapanık, sıkılmış veya düşünceli olmak, çoğunlukla kendisinden ve tüm dünyadan memnun olmamak. Normal gelişim ile depresif semptomatiği arasındaki sınırlar akıcı – ve kesin tanının zorluğu da burada yatıyor. Depresyonun bu farklı görünüşleri çoğunlukla depresyonun gençlik çağında tespit edilememesine veya geç tespit edilmesine yol açabilir. 

    Depresyona ek olarak çocukluk ve gençlik çağında çoğunlukla ikincil (ruhsal veya davranışsal) hastalıklar (eşzamanlı hastalıklar) ortaya çıkıyor ve bunlar kesin bir tanıyı zorlaştırabilirler. Aşağıdaki eşzamanlı hastalıklar çocukluk ve gençlik çağında sıkça görülebilir:

    –          Anksiyete bozuklukları
    –          Somatoform rahatsızlıklar (Belirsiz bedensel rahatsızlıklar)
    –          Hiperkinetik bozukluklar (DEHB)

    Depresyonu tespit etmek

    Depresyonlarla başetmenin önemli bir adımı hastalığı tespit etmektir. Ancak hangi noktada normal davranışlar “olağandışı” davranışlara dönüşür? 

    Yaşa bağlı semptolar birkaç hafta veya ay boyunca değişme olmadan görülüyorsa, bir olasılıkla artık bunlar “normal” yaşa bağlı değişiklikler veya dıştan gelen bir zorluluğa (örneğin bir kayıp durumu) gösterilen geçici ve anlaşılır reaksiyonlar olmayabilir ve depresyon sözkonusu olabilir.  

    Dikkat çekici bir davranış sergileyen çocuklar ve gençlerle münkünse güven çerçevesinde sakin bir konuşma yapılmalı. Böyle bir konuşmadan sonra hala depresyon şüphesi varsa profesyonel yardım aramak gerekir. Tanıya depresiv semptomların sebebi olarak fiziksel rahatsızlıkların hariç bırakılması (örneğin guatr fonksiyon rahatsızlıkları) ve eşzamanlı psikyatrik rahatsızlıkların (örneğin anksiyete bozuklukları) araştırılması da dahil. Tecrübeli teşhis uzmanları ayrıca gençlerde sıkça görülen inkar eğilimi ve sahip olabilecekleri aşırı utanma duygusu ile ilgili de doğru yaklaşımı gösterme konusunda eğitimliler. 

    Akrabalar veya tanıdıklar aşağıdaki işaretleri gözlemlediklerinde profesyonel yardım gerekli olabilir: 

    •    Hobiler ve yaşlarına göre tipik aktivitelerle ilgilenmemeye başlama 
    •    Okuldaki başarılarının aşırı gerilemesi 
    •    Davranış ve görünümdeki aşırı değişimler 
    •    Evden kaçma 
    •    Alkol ve uyuşturucu istismarı 
    •    Kendini aileden ve/veya yaşıtlarından uzaklaştırma 

    Çocuklarda ve gençlerde depresyonun erken teşhisinin önemi 

    Bir depresyonun erken teşhisi çocukların ve gençlerin çektikleri acıları dindirmek açısından önemli. Depresif gençler kendilerini sevilmeyen kişiler olarak görürler ve daha az arkadaşları olur. Aynı zamanda hastalığa bağlı ve yaşa göre gelişimi yavaşlatan olumsuz etkiler (önceki gelişim aşamalarına geri düşme veya gelişim bozukluğu) de önlenebilir.  
    Ayrıca depresif çocukların ve gençlerin yetişkin olarak da depresyona veya başka bir ruhsal hastalığa yakalanma ve sosyal ve uyum sorunları yaşamaları riskleri daha büyüktür. Bu yüzden depresyona mümkün olduğu kadar erken teşhis konulması ve tedavi edilmesi önemlidir – ayrıca depresif çocukların er ya da geç intihar teşebbüsünde bulunmaları riski de daha yüksek. Bu durumda erken teşhis hayat kurtarır.

  • İlk Çocuk mu Tek Çocuk mu Problemli?

    İlk Çocuk mu Tek Çocuk mu Problemli?

    Cevabı hemen söyleyeyim ilk çocuk. Tek çocukta zaten ilk çocuk değil mi? ilgili anne babanın tüm dikkatinin tek çocuk üzerinde toplanması, çocuğu bunalttığı gibi sağlıklı gelişimini engelliyor. Çocuğun şikayet de edemeyeceği anne babanın pozitif davranışları sebebiyle oluşan öfke ve kaygı uzun dönemde hastalıklara sebep olabiliyor. 
    Yaşamdan örnek: 24-25 yaşında yüksek eğitimli çok güzel bir kız. Eğitimi ona iyi gelir getiren iş sağlamış, kendisine layık bir erkek arkadaş,üstüne titreyen anne baba. İnsan yaşamdan başka ne ister dersiniz? Yüksek lisansını yurt dışında yapmış olan genç kızın, ana baba yanına Türkiye ye dönüşü kabusu olmuş. İnsanlar görmedikleri şeyleri aramazlar ama tatdığı şeyleri özlerler. Söz konusu ÖZGÜRLÜK ise ruhunuzda ki isyan dayanılmazdır. Bu güzel hanımın en çarpıcı sözü bu tür davranan anne babalara örnek olmalı diye yazıyorum “tabağımda ki yemeğin bile ne kadarını yiyeceğime asla ben karar veremiyorum, o kadar herşeyime karışıyorlar” Biyolojik babasından annesi ayrıldığında 2 yaşında olan danışanın, annesi tekrar evlenince onu büyüten babası ile tanışmış. Büyüten baba kızı öyle çok seviyor ki, çok genç yaşta olmasına rağmen kendi kanından bir çocuk istemiyor. Olurda onu daha çok seviyorum zannederde üzülür diye. Çok eğitimli, geliri yüksek anne baba ile üstüne titreyerek büyütülüyor. Günümüz koşullarında erkenden emekli olan genç anne babanın ‘akşam nerde kaldın? Nereye gidiyorsun? ‘ Sorularından ve kişilik sınırlarının çiğnenmesinden öyle bezmişti ki bunu ailesine söyleyemiyordu.
    Sonuç;  ona ailesine köpek almasını söylemişim, almış. 1,5 sene sonra ilacını kesmem için geri geldiğinde çoktan evlenmiş, tekrar özgürlüğüne kavuşmuş, eşine sınırlarını çizdirmemeyi başarmış, mutlu bir genç kadın olmuş. 1,5 senelik köpekleri anne babasına öyle ilaç olmuş ki kendiside hayli şaşırmış. Bende genç çiftin çok özledikleri köpek için annelerine her hafta sonu gidiyor olmalarına ve köpeği kendilerine istiyor olmalarına şaşırdım. Yeni önerim genç çifte kendilerine bir yavru köpek almaları oldu.
     Çocuklarımızın elinden kaşığını almayalım, sen dökersin beceriksiz mesajı alır özgüveni zedelenir. Çocuğun hangi saatte, ne yiyeceğine,nerede yiyeceğine anne baba karar verebilir ama ‘ne kadar’ yiyeceğine çocuk karar vermeli. Burnunu sıkıp ağzına dökmek hem çocuğun özgüvenine, hemde bedenine eziyet olur. Sonuçta bugün obezite tedavisi gören gençlerin sebebi bu tutumdur. İyi anne babanın tanımı; çocuğunu en iyi besleyen, en çok seven,en çok para bırakan, en çok okutan değil, KENDİ AYAKLARI ÜZERİNDE DURABİLEN EVLAT YETİŞTİREN dir. 

  • BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI PSİKOTERAPİ=COGNİTİVE BEHAVİORAL TERAPİ (CPT)

    BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI PSİKOTERAPİ=COGNİTİVE BEHAVİORAL TERAPİ (CPT)

          Biliş; düşünce ya da algıdır, Herhangi bir zamanda olaylar hakkında ne düşündüğümüzdür. Düşünceler otomatik olarak akar ve nasıl hissettiğimiz üzerinde etkilidir. Düşüncelerimiz duygularımızı yaratır. Pek çok insan korkunç olaylar, kişisel problemler yaşarlar. Diğer insanlar gibi en yakınlarımız bile cansıkıcı ve acımasız olabilir.Ama genlerimiz, homonlarımız, çocukluk yaşantılarımız, nasıl düşündüğümüzü NASIL HİSSETTİĞİMİZİ belirler.
              Aynı cephede omuz omuza savaşıp herkes ayrı bir psikoloji ile evine döner. Bir örnek; yıllar önce mecburi hizmette gittiğim Kayseri’de doktor odasında çayımı yudumluyordum. İki doktor arkadaş hararetle konuşuyordu biri acılı ve ağlamaklı bir sesle yatılı okuduğu lisesinden bahsediyordu. “Duvarlar hapishane duvarı gibi yüksek, kapıda gardiyan gibi bekçi, hapis gibi kızlar arasında renksiz ve kötü yemeklerle bir yaşam, geçirdim” diye ağlıyordu. Ayna norönlarım fazla çalışıyor, üzüldüm. “hangi lisede okudun?” diye sordum İzmir Kız Lisesi deyince şaşırdım benim lisem!… İzmir’e geldiğim zaman hangi araçla önünden geçsem, önünden geçerken boynunu kıracak şekilde hasretle özlemle baktığım lisem. Atatürk’ün el yazmaları ile süslü, tarihi taşlarla örülmüş, bembeyaz mermerlerle kaplı zemini olan, kalın güçlü güven veren  sutunları üzerinde dolmabahçe sarayının giriş ve iç merdivenleri gibi şahane merdivenleri ile süslü tarihi bir bina. Japonları hayran bırakan ahşap tavanları ile çok güzel. Hala rüyalarım da içinde koştuğum lisem. Sevimli bekçi amcalar haftasonu iznim için memeleketim Alaşehir’e giderken “Zeynep bizede üzüm getir iyi mi?” deyip beni 14 yaşında İzmir’e özgür salıyorlardı ben sorunsuz bir ergendim hiç ceza almadım. Hatta ceza alıp bunalanı bile etrafımda hiç görmedim. İzmir Kız Lisesi denize bakan bir tepede kurulmuştur. Aşağıdaki geniş yoldan yukarıya yükselen güçlü istinat duvarları yola taş toprak dökülmesini önler. İzmir Kız Lisesi önünde duvarlar bir karış bile, görüşünüzü engellemez. Ege denizinin gün batımını, akşamları ders çıkışı çaylarımızı yudumlarken, manzara çok güzeldi. 1980’li yıllarda İzmir’in en iyi 3 lisesi arasında ve kız için 1. Sıradaydı. Zarif değerli öğretmenleri her ders için mevcut olan labaratuvarları ile pekçok İzmir’li kızın hayali olan bir okuldu. Sadece İzmir’in başarılı kızlarına kapı açmıyor, yatılı bölümü %80 paralı olmasına rağmen, benim gibi devlet bursuyla Anadolu ilçelerinden kasabalarından gelen kafası çalışan kızlarının önüne bilimi, özgürlüğü, demokrasiyi sunmuş bir lise idi. Aynı binaya iki anlamı veren bizim düşünce yapımızdır.
              CBT’de olaylar hakkında düşünme şeklimizi, hatta temel değer ve inançlarınızı bile değiştirebilirsiniz ve bunu yaptığınızda duygu durumunuzda görüşünüzde, üretkenliğinizde sürekli değişiklik yapabilirsiniz.
              Depresyonda yada panikte CBT mi? ilaç mı? demek tavukmu yumurtadan, yumurtamı tavuktan demek kadar gereksiz. Çürümüş ağrıyan bir dişe ağrı kesici ne kadar lazımsa, depresyona antidepresan o kadar lazım. Dişlerini fırçala, diş ipi kullan, cave durtamini al demek dişi çürümüş, dişeti çekilmesi ve diş kaybı olana ne kadar yetersiz bir cevapsa psikolojik özellikli depresyon, ağır ve orta derecede depresyon, panik atakta ilaç vermemek veya alma demek ve sadece CBT’ye almak aynı şekilde yetersizdir. Hafif depresyonda genetik yük ve depresyonu hazırlayıcı medikal sebepler yok ise, psikososyal stresörler ve bilişsel çarpıtmalar fazla ise tek başına CBT uygulanabilir. Panik atağın, panik bozukluğunun, şizofreni paranoyanın semptomu olduğu ayırıcı tanısı yapılmamışsa, paniğe sebep olabilecek madde bağımlılığı, yoksunluğu, medikal hastalıklar (hipertiriodi, feokromasitoma) beyin hastalıkları araştırılmamışsa, eğer psikolog ve psikiyatristin yapacağı hata sadece tedavinin geç kalmasına yol açmayıp, bazen 6 ay CBT veya farmokoterapi ile oyalanmış beyin tümörleriyle beyin cerahları uğraşır. Psikiyatrist yada terapist yarışmacı değil uzlaşmacı bir uslupla egolarını bir kenara bırakıp birlikte çalışmaları gereken ekip elemanlarıdır.
              CBT depresyon tedavisi ve yenilenmemesi korunmak için uygulanan, psikoterapi yöntemidir. CBT için 1. Sınıf veya 2. Sınıf tedavi yöntemi denmesi anlamsızdır.
              Depresyon; beyin biyokimyasında değişiklikler sonucu oluşur. CBT beynin biyokimyasını değiştirir. Bu durum beyin görüntüleme PET’de gösterilmiştir. çevresel sebeplerlebiyolojik yapımız değişir. Örneğin; sırtı sıvazlanan bebekse büyüme hormonu salgılanır. İnsan, biyolojik, psikolojik, sosyal, kültürel, cinsel bir varlıktır.
              CBT kaygı bozuklukları, post travmatik steres bozukluğu, fobiler ve Okb, yeme bozuklukları ve borderline de başarılı bir şekilde uygulanmakatdır.
              CBT tekrar hastalanmaktan korunma ve kişisel gelişim sağlar. Öğreneceğimiz problem çözme becerileri ve başa çıkma yöntemleri modern hayatta karşılaşacağımız sorunlarınızı çözmede, boşanma, ölüm, başarısızlık gibi kriz durumlarının üstesinden gelmek faydalı olacaktır.
              Duygularınız, düşüncelerinizin sonucudur vede tersi geçerlidir duygularınızda düşüncelerinizi etkiler. Depresyonda iken sadece kendinizi değil, geçmişinizi geleceğinizi ve dünyayı kötü olarak algılayabilirsiniz.

  • TATİL SONU DEPRESYONU

    TATİL SONU DEPRESYONU

     Stres yapan olaylar listesi var.Örneğin tüm dünya da dil din cins ayrımı olmaksızın evlat kaybı en büyük strestir 100 puan verilir, sonra eş kaybı ve aldatılma gelir,boşanma ve işsizlik gibi önemli yaşam olaylarıda yüksek puan alırken listenin aşağılarında evlilik, tatil, terfi, şehir değişikliği gibi güzel olayların da stres puanı olduğunu görerek şaşırırsınız.Tatil ruh ve beden sağlığımızı korumak için gerekli olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış  olan temel ihtiyaçlarımızdandır. Kişinin tatil yapamadığı her yılın kalp krizi oranını arttırdığı tespit edilmiş ve iş performansı düşüp, öfkesinin arttığını da gözlersiniz. Pekçok kişiden tatilin kendilerine zehir olduğunu duyarsınız,Tatili yada her güzel olayı kendinize zehir etmemek için önceden doğru hazırlık yapmalıyız.Tatil hazırlığı içinde iseniz bu sefer planlarınızda değişiklik yapın(örneğin geçen yaz gittiğiniz kayınbiraderinizin yazlığında mutlu olmadıysanız. artık başka seçenek bulun )
              Tatil zamanı, kendimizi en ÖZGÜR bıraktığımız zaman olmalıdır. Biz alışkanlıklarımızın esiri olup mutlu olamıyoruz. Tatil deyince aklımıza deniz güneş bronzlaşmak geliyor. Oysa zihnimizin dinlendirmenin yolu; onu durdurmak yada rutin içinde yaşamak değil ŞAŞIRMAKTIR. Tatil için yaratıcı planlar yapın. Bu yaz tatilinizi bir merakınızı hobiye dönüştürecek uğraşlarla geçirebilirsiniz.
              Yeni tatil planları yapamıyorsanız; örneğin iyi bildiğinizi sandığınız yaşadığınız şehri veya memleketinizi, yeni gezen bir turist gibi dolaşın, müzelerini tarihi ve ören yerlerini gezin ve de mumkun olduğunca yürüyerek…
              Yada bir Pazar günümüzü eski resimlerimizi döküp çocuklarla anılar üzerinde konuşarak eğitici bir eğlenceye dönüştürebilirsiniz. Yada işe giderken serviste hergün aynı rutin işinizi mi düşünüyorsunuz? Hergün 30-60 bin düşünce düşünüyoruz. Ertesi gün bu düşüncelerin %90’nını bir daha düşünüyoruz. Zaten zihnimiz pekçok şeyi tekrarlıyor. Bizde bilinçli olarak yinelemeyelim YENİLEYELİM ve aynı yolda etrafa bakınırken bile yenilikleri tarayalım.
              Tatile kiminle çıktığınız önemlidir. Günlük yaşam rutininizde ötelediğiniz probemleriniz tatilde su yüzüne çıkabilir. Eve tatil sonrası, bayram sonrası, kavga ederek dönen pek çok çift ile uğraşırız biz psikiyaristler. Tatile gitmeden önce gideceğiniz yerleri, yapmak istediğiniz faaliyetleri paylaşın ve müzakare edin ki tatsızlık çıkmasın. Partnerinizin de tatil planlarını dinlemekle yetinmeyin ve duyun ki sorun çıkmasın.
              Tatile çıkmadan önce iyi bir plan yapın. İstek, ihtiyaç ve hayallerinizde çok farklılıklar varsa ayrı tatile çıkmak daha iyi fikir olabilir. Eşinizle aranızda deniz tatilinde bir mayo bile sorun oluyorsa; yayla tatili yada kamp tatilinde uzlaşabilirsiniz. Ben “geçim ehliyim” karşımdakine uyarım diyorsanız sürekli ertelediğiniz kulak asmadığınız meraklarınız, ihtiyaçlarınız, istekleriniz sizi mutsuz yapıp sesizce büyüyen öfkeniz olmadık bir yerde yanardağa dönüşür. Hem kendinize güveniniz zedelenir, kendinizden utanırsınız. Hemde küçüçük bir şey için sorun çıkaran biri gibi görünürsünüz, adınızın önüne kolayca bir sıfat yapıştırılabilir. En başta kendinize artık DÜRÜST olun. Sevdikleriniz uğruna istemediğiniz birşeyi yapmayın. Tatilde amacımız kendimizi şımartmak olmalı ama AZDIRMAK değil. Bu ince çizgiyi koruyamassanız tatil dönüşü yine acı çekersiniz. Sizi tatilde rahat bırakmayan yakınlarınız varsa iş bölümü yapın ve kendinize ait saati bildirin ve bu saati kendinize ayırın.
              Tatilinizin ÇOK VERİMLİ olması hesabınız sizin endişenizi arttırır. Endişede keyfinizi azaltır.
              Tatilde harcanan para için ACINMAYIN. “Hamam giren terler”.
              Sürekli yiyip içtiklerimizi sağlıklı olup olmadığını tartmayın. Doğru beslenmedeki %15 hata payının bir kısmını tatilde kullanın.
              İşi arkanızda bırakın. 
              Tatil; endişeden uzak, dinlenmeye ve yaratıcılığa yakın, eğlence odaklı olmalıdır.
              Tatili senede 3 veya 4 bölmek iş biriktirmek istemeyenler için iyi bir fikir olabilir. Bir kerede 1 aylık tatil sıkıntıları arttırabilir. Tatil dönüşü iş kabusundan kurtulmanın yolu, gitmeden önce işi daha iyi planlamak olmalıdır. Tatilde uyku düzeninizi aşırı bozmak dönüşte uyum zorluğu yaşatır. Sınırsız yemek yemek kilo almamızı sağlar.
              Tatillerimizden birini veya birkaç gününü yakın akraba ve dosta ayırmak sosyal destek ağlarımızı güçlü tutmak çok iyi olduğu gibi tüm tatillerimizi ana baba kardeşlerimizle geniş aile olacağız, diye birlikte geçirmemiz, çekirdek ailemizi parçalamak noktasına getirebilir. Genç çiftler için BAYRAM TATİLLERİ kavga ve boşanma sebebi olabilir. Özellikle büyüklere çok iş düşüyor. Gençlerin birbirine düşmemesi için “oğlum kalk git eşini biraz gezdir” demeniz bir evliliği kurtarabilir.
              Tatilden geri dönüş; trafik, şehir kaosu, iş sorumluluklarının birikmesi, valizler dolusu kirli çamaşır, kurumuş çiçekler, boşanmış buzdolabı, bozulmuş yiyecekler, birikmiş faturalar, boşalmış cüzdan ve kredi kartları, bozulmuş uyku düzeni ve alınmış kilolar sebebi ile pek hoş değildir.     
              Tatil dönüşü istifalar yaşanabiliyor. Genç çalışanlar daha çok tatili, paraya tercih etmeye meyilliler.
              Tatil dönüşü iş verimimizi arttırmak için neler yapmalıyız?
              Tatil ve tatil sonu stresi ile başetmek için nasıl tedbir alınabilir?
              Dönüş gününüze önemli toplantı koymayın, önemli kararlar almayın. Biz psikiyatristler depresyonda veya anksiyete (kaygı) bozukluğunuz geçmeden önemli kararlar almayın deriz. Tatil dönüşü istifaları çok yaygın ve bekleyin, kendinize zaman tanıyın. Tatil sonu okulun ilk günü çocuk ve gençlerde zor gelir ama bir hafta sonra sınıflardan neşeli çıvıltılar yükselir.
    Bir sonraki tatilin hayali, iş motivasyonunuzu arttırır.
              Hergün iyi yaptığınız başarılı olduğunuz işlerinizi gözünüzün önüne getirin.
              İlk iş gününüzde rahat kıyafetler giyin.
              Çok uzun bir tatil yerine kısa kısa tatiller yapın (sık sık yemek yemek gibi) işinde, okulunda, evlilikte birikmiş sorunu olanlar için tatil sonu bezginliği ve iş motivasyonu düşüklüğü daha çok gözleniyor.
              Tatil sonu kadınlar zayıflamak, erkekler sigarayı bırakma kararı alabilirler.
              İş sorunlarınız varsa; patronla konuşun, işin güzel yanlarını görmeye çalışın, başka bir iş yapmaya çalışın ama çözümsüzlüğü kabullenmeyin.
              Kötü bir tatilden çıktığınıza üzülmek yerine en yakın hafta sonu tatili planlayın. “Asla” ve “her zamanlı” başlayan keskin kararlar almayın.
              Aldığınız kararları uygularken sıkıntı çekerseniz sonuçta ortaya çıkacak güzel şeylere odaklanın.
              Herşey dahil tatiller de elinizi sıcaktan soğuk suya sokmuyorsunuz ve bu durum dönüşü zorlaştırıyor.
             Çocuklar içinde tatil dönüşü sıkıntılıdır, anne baba ile eğlenecek vakit bulabilmeleri güzel. Ama okul kapanmadan daha onları yaz aylarında meşgul olacakları spor klüpleri bulunki akranları ile eğlenip bedenlerini sağlıklı geliştirebilmek için fırsat bulsunlar.
    Tatil dönüşü birkaç günü evde geçirmek çocuklar içinde, yetişkinler içinde yumuşak bir geçiş olur.
              Tatil dönüşü evde ki birikmiş tüm işleri 1-2 günde bitirme zorunluluğunuz yok. Su ve hava değişimi bedeninizi yorar, kendinize zaman ayırın. Yumuşak geçiş için kısa yürüyüşler, küçük alışverişler iyi gelir. Tatilin ertesi günü işe gitmek çok kötü olduğu için araya bir gün koymalıyız.
    TATİL SONRASI
              Sabah yorgun kalkma, isteksizlik, karamsarlık, gözlenir.
              Beynimizde Melatonin hormonu karanlık ortamda üretilir. Güneşsiz karanlık havalarda üretilen bu hormon hareketlerimizi yavaşlatır ruhumuzu sakinleştirir ve yeme isteğimizi arttırır.
    Yüzümüze düşen güneş ışını melatonin hormonunu azaltıp bizleri neşeli, aktif yapıyor, iştahımızı azaltıyor. Güneşin ruh sağlığına iyileştirici etkisi mutlak. Dünyada Kuzeye doğru gittikçe depresyon ve intihar oranı yükseliyor. Tatil dönüşümüz sonbahara yaklaşıyorsa, genlerimizde ve genetik mirasımızda da depresyon varsa depresyona girebiliriz. Belirtiler 2 haftadan uzun ve şiddetli ise psikiyatristte başvurmalısınız.
              Mevsimsel depresyon diğer canlılardada görülebilen durgunluk dönemidir: KIŞ UYKUSU.
              Mevsimsel depresyon yenilgi değil birikmiş problemleri çözmek, ruhunuzu tanımak ve sevmek için bir fırsattır.

              Depresyon Tedavisinde İlaç ve terapiden sonar tatil önerebiliriz. Tek başına tatil depresyonu tedavi etmez. Depresyonda olanlara gergin olduğu kişi ve ortamlardan uzak fiziksel faaliyetin yüksek olduğu, meraklarını ve keyiflerini tatmin edecek bir tatil öneririm

  • BİLİMSEL ONAYLI REÇETE: TATİL

    BİLİMSEL ONAYLI REÇETE: TATİL

    Faydaları bilimsel olarak onaylanan tatil, iyi plan yapılmadığında çiftler arasında kavgadan istifaya kadar birçok soruna neden oluyor. Psikiyatrist Dr. Zeynep Pınar çeşitli öneriler sunuyor: İlk iş gününe toplantı koymayın, rahat giysiler giyin,    tatilin son gününü evde geçirin, diyete hemen başlamayın, tatili ikiye bölün…

    Şehir kaosu, iş sorumluluklarının birikmesi, valizler dolusu kirli çamaşır, kurumuş çiçekler, boşalmış buzdolabı, birikmiş faturalar, değişen uyku düzeni ve alınmış kilolar… Ruh ve beden sağlığını koruduğu bilimsel olarak da kanıtlanan tatil, iyi planlanmadığında depresyona neden olabiliyor. 

    KALBİ YORUYOR

    Psikyatrist&Psikoterapist Dr. Zeynep Pınar, “Kişinin tatil yapamadığı her yılın kalp krizi riskini arttırdığı tespit edilmiş. Tatile çıkamayanlarda iş performansı düşerken öfkenin de arttığı gözlersiniz” dedi. Pınar, tek başına tatil depresyonu önlemese de ilaç ve terapiden sonra tatil önerebileceğini belirtti. 

    YARATICI OLUN, KENDİNİZİ ŞAŞIRTIN

    Tatilin keyfine varmak için planlı yapılmasını tavsiye eden Pınar, “Tatilde alışkanlıklarının  esiri olanlar mutlu olamıyorlar. Tatil deyince aklımıza deniz, güneş, bronzlaşmak  geliyor. Oysa zihnimizi dinlendirmenin yolu onu durdurmak ya da rutin içinde yaşamak değil şaşırtmaktır. Tatil için yaratıcı planlar yapın. Örneğin, yaz tatilinizi bir merakınızı hobiye dönüştürecek uğraşlarla geçirebilirsiniz” dedi.

    İLİŞKİDEKİ SORUNLAR SU YÜZÜNE ÇIKIYOR
    Dr. Zeynep Pınar, “Günlük yaşam rutininizde ötelediğiniz problemleriniz tatilde su yüzüne çıkabilir. Eve tatil, bayram sonrası kavga ederek dönen pek çok çift ile karşılaşıyoruz. Tatile çıkmadan önce iyi bir plan yapın. İstek, ihtiyaç ve hayallerinizde çok farklılıklar varsa ayrı tatile çıkmak daha iyi fikir olabilir” dedi. 
    Dr. Zeynep Pınar’ın önerileri:
    -Sizi tatilde rahat bırakmayan yakınlarınız varsa iş bölümü yapın, kendinize ait saati bildirin ve bu saati kendinize ayırın. 
    -Sürekli yiyip içtiklerimizi sağlıklı olup olmadığını tartmayın. Doğru beslenmedeki yüzde 15 hata payının bir kısmını tatilde kullanın.
    -İşi arkanızda bırakın.
    -İşe uzun ara verip ardından biriken sorumluluklarla başa çıkmakta zorlananlar için tatili senede üç veya dört parçaya bölmek iyi bir fikirdir.
    -İlk iş gününüzde rahat kıyafetler giyin. 
    -Tatil dönüşü birkaç günü evde geçirmek hem çocuklar hem de yetişkinler için yumuşak bir geçiş olur.

  • Çiftler Neden Kendilerine Acı Veren İlişkileri Sürdürürler?

    Çiftler Neden Kendilerine Acı Veren İlişkileri Sürdürürler?

    Çiftlerle çalışan bir terapist olarak, klinik çalışmalarımda insanların birbirleriyle acı verici bağlar kurduklarını gördüm. Çiftlerin bu kendilerine acı veren, çatışmalı ilişkilerini sürdürmelerinin nedeni merakımı uyandırdı. Bu çiftlerin birbirini nasıl bulduğu, aralarındaki ilişkinin sapkınlık ya da sadomazoşizmi çağrıştırması dikkatimi çekti. Çiftlerin boşandıktan sonra bile bu acı verici ilişkiyi sürdürdükleri, bu bağ için zamanlarını, paralarını, hatta bazı durumlarda çocuklarını feda ettikleri görülüyor. Benim bu yazıdaki amacım da bu sorulara yanıt aramak ve analitik terapide bu çiftlerle nasıl çalıştığımız konusunda bilgi vermektir.

    Grotstein’a (1987) göre insanlar boşluk duygusunun yerine, kendilerine acı veren kişilere bağlanmayı tercih ediyorlar. Bu boşluk duygusu, kişilerde “hiçlik” ve “kara delik” hissi yaratıyor. İnsanlar için asıl zor olan bağlanılan kişiden mahrum kalmak değil, içlerindeki “anlamsızlık” ile başa çıkmaktır. Bu içsel boşluk insanların kendilerini neredeyse ölü gibi hissetmelerine sebep oluyor ve Kernberg’in de dediği gibi, kişiler “ölü hissetmektense acı çekerek hala yaşadıklarını bilmeyi” yeğliyor (1975, s.196). 

    Çiftlerde, intihar bombacılarının bir amaç uğruna canlarını feda etmelerine ve yaşamlarına öldükten sonra dahi anlam vermelerine benzetilebilecek, bir acıya bağlanma olgusu bulunuyor. Bu durumda da boşluk ve anlamsızlık duygusu yerine, acı veren evlilik ilişkileri tercih ediliyor. Toplumsal grup üyelerinin grup kimliğini korumak için her şeylerini feda edebildikleri gibi, çiftler ve bireyler de aynı şekilde davranabiliyor (Lachkar, 2003, s.77). Kendilik duygusunun ve kimliğin korunması, kişilerin kendi hayatından bile değerli olabiliyor. Kişiler bu durumlarda her türlü bedeli ödemeye hazır oluyorlar.

    Analitik terapide hareket noktamızı belirleyen varsayım, çiftlerin eş seçiminde bilinçdışı süreçlerin oldukça etkili olduğudur. Bireyler çocukluklarında açılmış bir yarayı bilinçdışında onarma çabasıyla ya kendilerinde yara açan ebeveyne benzer birini, ya da tam tersi, yarayı açan ebeveynden farklı bir eş seçerler. 

    Duygusal acılar, kişinin geçmişinde çözülmemiş konuların olduğunu gösterir ve çift terapisinde bu konuların üzerine çalışılır (Lachkar, 2003, s.78). Böylece yeni deneyimler ve kişisel gelişimleri hayata geçirmek terapi sürecinde mümkün olabilir. Çünkü, analitik çalışan bir terapist olarak, çiftlerin yeni deneyimlerden korktuklarını ve yeni deneyimler yerine, yıkıcı olduğu halde eski davranış kalıplarını sürdürmeyi tercih ettiklerini gözlemlediğimi söyleyebilirim. 

    Terapi sürecinde, çocukluk deneyimleri ve erken çocuklukta oluşan davranış kalıpları konusunda içgörü edinilmesi çok önemlidir. Fakat bu içgörü, kalıcı bir değişim için tek başına yeterli olmamaktadır. Çift dinamiğinde değişim, terapi sürecinde kazanılan içgörüleri, yeni duygu ve düşünceleri ilişkilerde tekrar tekrar deneyimlemekle gerçekleşir. 

    Başarılı olduğunda evlilik, eşlerin önemli psikolojik ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlar. Her bireyin sevgi, yakınlık, onaylanma, ait olma ve değerli hissetme ihtiyaçları vardır; iyi bir evlilik bu ihtiyaçları karşılar. Evlilik ilişkisinde yalnız olmadığını bilmek, deneyimleri paylaşmak büyük önem taşır. Bazı durumlarda, aile baskısı veya sosyal nedenlerle evlenildiğinde, yalnızca evlenmiş olmak bile başlı başına gurur duyulan bir durum olabilir; kişi kendini bir işi başarmış olarak görür ve kendine verdiği değer artar. Böylece psikolojik, sosyal ve ekonomik ihtiyaçlar karşılandığında taraflar tatmin duygusu yaşar ve evlilik başarıya ulaşır. Fakat bu ihtiyaçlar karşılanmadığında eşler mutsuz olmaya başlar ve evlilikte sorunlar ortaya çıkar. Çiftleri terapiye getiren bu sorunlar oldukça çeşitli olabilir.

    Analitik çift terapisinde odaklanılan, tek tek kişilerden daha çok ilişkinin kendisidir. Terapide, bireyin iç dünyasındaki umutlar, dilekler, korkular, hayal kırıklıklarının yansıra; eşinin iç dünyasına ve tarafların iç dünyalarının etkileşimine, birbirleri üzerinde nasıl etki ettiklerine dikkat edilir. Her çiftin yaşantısı ve iletişim biçimi birbirinden farklıdır; her çiftin kendine özgü karakteri vardır. Bunlar bilinçdışı süreçlerle ilgilidir ve çiftler bunun farkında değildir. 

    Referanslar:
    Becker, B.J. (1978). Holistic, Analytic Approaches to Marital Therapy. American Journal of Psychoanalysis, 38:129-142.     
    Grotstein, J. (1987). Meaning, meaninglessness, and the “black hole”: Self and interactional regulation as a new paradigm for psychoanalysis and neuroscience: An introduction. Unpublished manuscript cited in Lachkar, 2003.  
    Kernberg, O. (1975). Borderline conditions and pathological narcissism. New York: Jason Aranson.
    Lachkar, J. (2003). The Narcissistic/Borderline Couple: New Approaches to Marital Therapy. Routledge: New York & Oxford.

  • Bel fıtığı ile ilgili önemli sorular

    BEL FITIĞI AMELİYATLARI RİSKLİ MİDİR?

    Günümüzde gelişen mikrocerrahi teknikleri sayesinde beyin ve sinir cerrahları tarafından bel fıtığı ameliyatları kolaylıkla yapılabilmektedir. Bel fıtığı ameliyatları diğer ameliyatlardan daha fazla bir risk taşımaz. Kaldı ki ameliyat sahasının mikroskop yardımı ile en ince ayrıntısına kadar görülebilmesi bel fıtığı ameliyatlarında büyük rahatlık sağlar. Günümüzde bilinen en iyi cerrahi teknik mikrocerrahidir.

    Lazer, nükleotomi, disk içine uygulanan çeşitli tedavilerin uygulanabileceği hasta sayısı çok çok azdır (binde 1 oranı gibi). Çok seçilmiş, ilaç, istirahat, fizik tedavi yöntemleri uygulanmış cevap alınamamış hastalarda belki fayda sağlayabilir.

    Endoskopla yapılan bel fıtığı ameliyatının ise mikrocerrahi yöntemine bir üstünlüğü kanıtlanmamıştır!

    BEL FITIĞI AMELİYATINDA BELİME YABANCI CİSİM TAKILACAK MI?

    Normal bel fıtığı hastalığının hemen hiçbirisinde bele vida, araya protez, takoz, cage, ayıraç, platin …vb şeyler takmaya gerek yoktur. “Belinizdeki fıtığı boşaltıp araya takoz, cage, protez,…vb..şeyler koyalım hem çökmesin, hem de tekrarlamasın.” şeklindeki ifadeler kesinlikle yanlıştır hiçbir kanıta dayalı bilimsel desteği yoktur. Basit bel fıtığı ameliyatı olacaksanız doktorunuzla detaylı görüşerek nasıl yapılacağı konusunda bilgi alınız!!

    Bu aletler daha çok belde ileri derecede kaymalarda, kırıklarda, tümörlerde ve skolyozda kullanılır ve tek başlarına kullanılmazlar!!

    “Bel fıtığın var, kuvvet kaybın yok ama ileride olabilir o nedenle sana koruyucu bel fıtığı ameliyatı yapalım” şeklindeki ifadeler de kesinlikle doğru değildir. Bel fıtığında koruyucu ameliyat diye bir şey yoktur!!

    BEL FITIĞI TEKRARLAR MI?

    Hastalarımızın en çok sordukları sorulardan biridir. Bel fıtığının tekrarlama oranı hastalarımızın genel olarak korktuğu oranda değildir. Bel fıtığının ameliyat olduktan sonra aynı yerden tekrarlama oranı 10 yılda % 3-10 civarındadır. Ağır işte çalışanlarda, şişmanlarda, uzun süre oturarak veya ayakta sabit çalışanlarda, spor yapmayan ve belini doğru kullanmayanlarda bu oranlar daha fazladır. Ama bu mutlaka tekrarlayacağı anlamına gelmez. Bu oran ameliyat sonrası öneriler dikkate alınırsa çok daha da düşük olacaktır.